Kastamonu University
Discipline

Radio, Television and Cinema

Kastamonu University

473

Archived Theses

5

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Gelenekselden internete televizyon yayıncılığında dönüşüm: Türkiye örneği

Günümüz şartlarında teknolojinin çok hızlı ilerlediği göz önünde bulundurulduğunda, bu hızlı ilerlemenin iletişim şekillerini de etkilemesi kaçınılmazdır. İletişimin her alanını etkileyen teknolojiyi, özellikle kitle iletişim araçlarındaki varlığını hissettirmektedir. Kitle iletişim araçlarından biri olan televizyon, teknolojinin ilerlemesi ve internet alt yapısının ortaya çıkmasıyla beraber dijital ortamda yerini almıştır. Geleneksel televizyon yayıncılığı ücretsiz olmasına rağmen, dijital televizyon sağladığı olanaklarla beraber cazibe merkezi haline gelmektedir. Geleneksel televizyon yayınlarını bedava ama reklam kuşakları ya da hızlı üretim içerikleriyle tüketmektense insanlar, daha fazla özgürlük alanı sunan ama ücretli olmasına rağmen dijital yayınlara yönelmeye başlamıştır. Bu yönelimin başta ekonomik boyutları olmak üzere sebepleri ortaya koyulmuştur. Dijitalleşen televizyon yayıncılığının günümüz medyasında nasıl konumlandığı ve toplumsal olarak nasıl algılandığını belirlenmesi gerek içerik üretimi gerekse tüketimi noktasında önemlidir. Bu yayın tercihlerinin nasıl şekillendiği ve dönüşen bu yayıncılık anlayışı irdelenmiştir. Bu irdeleme sonucunda televizyon yayıncılığında dijital de ya da gelenekselde rastlanan dezavantajlar ve sınırlılıklar belirlenmiş ve bunlar için bir çözüm yolu üretilmesinin önü açılmıştır. Tez için yapılan literatür taramaları ve yararlanılan kuramcıların bakış açıları haricinde bu konu üzerinde çalışmış akademisyenlerin ve konu edilen şirketlerde üst düzey karar alma mercilerinde görev alan çalışanların bilgilerine baş vurmak adına derinlemesine mülakat gerçekleştirilmiş ve çeşitli istatiksel verilerden faydalanılmıştır. Bu çalışmanın ilk bölümünde iletişimin tarihinden söz ederek televizyonunun geçtiği evreler resmedilmiştir. İkinci bölüme gelindiğinde ise dijitale olan dönüşümü tanımlamak için başta Marx olmak üzere Weber, McLuhan ve Innis gibi kuramcılardan faydalanılmıştır. Üçüncü bölümde ise dijital televizyonu anlamlandırabilmek için çeşitli olanaklarından ve alt yapı özelliklerinden bahsedilmiştir. Son bölüme gelindiğinde ise asıl konu olan Netflix, Blu TV ve Puhu TV kanallarının internet üzerinden yaptığı yayıncılık anlayışı irdelenmiş ve insanların neden daha fazla dijital yayınları tercih ettiği ortaya konulmuştur. Dijital televizyonculuğun daha fazla ön plana çıkması ve daha tercih edilebilir bir hale geliyor olmasının başlıca sebepleri sağladığı özgürlük alanı birey içeriği istediği koşullarda tüketebilmektedir. Ayrıca zamandan tasarruf etmeyi de sağlayan bu platformlar zengin arşivleri ve kaliteli yapımlarıyla geleneksek televizyonculuk anlayışından dolayı daha fazla tercih edilebilir bir noktadadır.

BluTVNetflixPuhu TV+5
Ümran Varol
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

2000 sonrası Türk sinemasında Adana: Yeniden-üretim çağında sinema ve kentsel imaj ilişkisi

Bu araştırma medyada Adana ve Adanalıların çoğunlukla olumsuz özelliklerle işlendiği; televizyonda ya da çeşitli platformlarda yayımlanan dizilerde ya da filmlerde Adana ve Adanalıların çoğunlukla suçla ilişkilendirilerek sunulduğu varsayımından hareket eder. Bu varsayıma göre medya ve kültür endüstrisinin bir ürünü olarak Adana'da çekilmiş filmlerde Adana ve Adanalılar belirli bir çerçeveye hapsedilmiştir ve Adanalı imgesi, öfke ve suçla ilişkilendirilerek bir manipülasyon içerisinde sunulmaktadır. Çalışma ile medyadaki Adana ve Adanalı imgesinin olumsuz özelliklerle oluşturulmasından yola çıkarak, iletişim ve kültürel çalışmalar bağlamında Adana ve Adanalıların 2000 sonrasında Türk sinemasındaki işlenişinin nicel ve nitel yönlerini soruşturmak amaçlanmaktadır. Araştırmanın kapsamını Adana'da geçen, Adana'yı ve Adanalıları bir biçimde yeniden-üreten, Türkiye'de çekilmiş uzun metraj kurmaca filmler oluşturmaktadır. Araştırma kapsamındaki filmler, medya ve kültür endüstrileri bağlamında "yeniden-üretim" kavramıyla çözümlenmiştir. Bu bağlamda filmlerin ne kadar seyirciye ne kadar süreyle ulaştığı Box Office Türkiye ve dijital platform verileri üzerinden incelenmiş ve ayrıca bu filmlerde Adana ve Adanalıların hangi özelliklerle ve imgelerle sunulduğu; hangi metaforların, metonimlerin ve motiflerin kullanıldığı ve bunların medya ve kültür endüstrisiyle ilişkileri tartışılmıştır.

Bağımsız sinemaKentsel filmTür film+1
Batukan Ceyran
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Milli sinema'da aşk temasının Yücel Çakmaklı filmleri bağlamında değerlendirilmesi: Birleşen Yollar, Oğlum Osman ve Memleketim filmi örnekleri

Bu araştırmanın amacı Milli Sinema'da aşk temasını Yücel Çakmaklı filmleri bağlamında değerlendirmektir. Bu doğrultuda Yücel Çakmaklı filmografisinde yer alan Birleşen Yollar, Oğlum Osman ve Memleketim filmleri örnekleminde bir çalışma yürütülmüştür. Milli Sinema yaklaşımının kurucusu ve en önemli temsilcilerinden biri olan Yücel Çakmaklı, sinemaya İslami çizgide milli bir görev ve vizyon kazandırmasıyla öne çıkmaktadır. 1960'larda ortaya çıkan Milli Sinema anlayışı, sinematik anlatılara manevi ve kültürel geleneklerle desteklenen belirgin bir ulusal perspektifin kazandırılması gerekliliği düşüncesine dayanmaktadır. Yücel Çakmaklı filmlerinde Türk ve Batı medeniyetlerinin özniteliklerinin karşılaştırmalı bir şekilde incelendiği açıktır. İnsanların milli ve dini öz değerlerine geri dönmesi gerektiği düşüncesinin baskın olduğu filmlerde batılılaşma eleştirilerinin de yapıldığı gözlemlenmektedir. Bu araştırmada ise Çakmaklı'nın ilk dönem filmlerinden olan Birleşen Yollar, Oğlum Osman ve Memleketim filmleri aşk teması çerçevesinde analiz edilmiştir. Beşeri ve ilahi aşkın diyalektiğinde, beşeri aşkın bir yönü olarak kabul edilen cinselliğin de evlilik dışı yaşanmasının eleştirisi görülmektedir. Beşeri aşk kavramı anlatı odağını bu filmlerde genel olarak aile yapısı içinde ya da romantik ilişki biçiminde bulmaktadır. Söz konusu filmlerde ilahi aşk ise, karakterlerin kendi dini ve milli kimliklerini bulmada etkin olan bir dinamik olarak öne çıkmaktadır. Filmlerde ilahi aşkın sadece camii, ezan, seccade gibi dini semboller üzerinden değil, bayrak ve tarihi yapılar gibi milli sembollerle de ifade edildiği açıkça görülmektedir. Bu doğrultuda ilahi aşk kavramı, karakterlerin hem dini hem de milli bilinç yönünde bir değişim yaşamalarını sağlaması bakımdan önemlidir. İçerik analizinin yapıldığı üç filmde de karakterlerin dönüşümünde, ilahi aşk olgusunun beşerî aşk kavramının önünde olduğu gözlemlenmiştir. Bundan dolayı aşk kavramının Yücel Çakmaklı filmografisinde tematik analizinin gerekliliği oluşmuştur.

Emrah Gökduman
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bir popüler kültür ürünü olarak tarih konulu Türk dizilerinde tarihin sunumu

Günümüzde dijital platformların etkisiyle geniş kitlelere ulaşan tarih dizileri, popüler kültürün önemli bir unsuru hâline gelmiştir. Türkiye'de bu yükseliş, özellikle Diriliş: Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi yapımlarla belirginleşmiş; bu diziler tarihsel figürleri kahraman merkezli ve idealleştirilmiş bir anlatıyla sunarak toplumsal hafıza ve ulusal kimlik inşasına katkıda bulunmuştur. Bu çalışma, Friedrich Nietzsche'nin romantik tarih anlayışı ile Joseph Campbell'ın "Kahramanın Sonsuz Yolculuğu" modeli çerçevesinde Türk tarih dizilerindeki tarihsel anlatıyı incelemektedir. Nietzsche'nin romantik tarih yaklaşımı geçmişin nesnel bir aktarımından ziyade, toplumsal kimliğin duygusal ve ideolojik ihtiyaçlarına hizmet edecek biçimde yüceltilmiş bir geçmiş sunumunu öngörür. Campbell'ın kahraman modeli ise bu yüceltilmiş tarih içinde kahramanın nasıl mitik bir figüre dönüştürüldüğünü açıklayan evrensel bir anlatı şeması sunar. Bu iki kuramsal çerçevenin birleştiği noktada, tarihsel kişilikler dramatik yapı içerisinde "kader tarafından seçilmiş kurtarıcı" figürlerine dönüştürülmektedir. Çalışmada incelenen dizilerde Ertuğrul ve Osman, tarihsel kaynaklarda sınırlı yer tutan biyografik unsurlardan ayrıştırılarak mitolojik bir kahraman döngüsü içinde yeniden kurgulanmaktadır. Kahramanın sınavlardan geçmesi, rehberlik alması, olağanüstü güçlerle karşılaşması ve topluma kurtarıcı bir figür olarak dönmesi gibi Campbell'ın modeline özgü aşamalar, dizilerin dramatik yapısına uyarlanmıştır. Bu süreç, tarihsel figürlerin bireysel tarihsellikten soyutlanarak ulusal kimliğin köken anlatısında anıtsallaştırılmasına imkân tanımaktadır. Araştırmada, söz konusu dizilerin Nietzsche'nin "anıtsal tarih" kategorisine yakınlaştığı; geçmişi idealize eden, kahramanlığı merkezileştiren ve ulusal hafızayı güçlendiren bir temsil biçimi sunduğu tespit edilmiştir. Dizilerde eleştirel tarih yaklaşımının sınırlı olduğu, tarihsel olay ve figürlerin çoğunlukla dramatik ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden kurgulandığı görülmüştür. Sonuç olarak Türk tarih dizileri, tarihsel bilgi aktarmaktan çok, toplumsal kimlik ve kolektif hafızayı besleyen romantik ve mitolojik kahramanlık anlatıları üretmektedir. Bu durum, akademik tarih ile popüler tarih arasındaki sınırların bulanıklaşmasına ve izleyici tarih algısının dramatik kurgu üzerinden şekillenmesine zemin hazırlamaktadır.

Hüseyin Koca
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasında 2000 sonrası sansür ve otosansür

ÖZET Türk sinemasında, sansür ve otosansür, sektörün ilk günlerinden itibaren önemli bir sorun olmuştur. Özellikle 2000 sonrası dönemde, Türkiye'deki sanat ortamında filmlerin içeriğini kontrol etme ve ifade özgürlüğünü sınırlandırma çabaları artmıştır. Bu süreçte, film yapımcıları ve sanatçılar, toplumsal ve siyasi baskılarla karşılaşmamak için sıklıkla otosansür uygulamaktadır. Bu tez, sansür ve otosansürün Türk sinemasındaki etkilerini incelemeyi ve film yapımcılarının bu karmaşık ortamda karşılaştıkları zorlukları ortaya koymayı amaçlamaktadır. 2000 sonrası dönemdeki toplumsal, politik ve kültürel değişimlerin sinemaya yansımalarını analiz ederek, sansür ve otosansürün sinemasal üretim süreçleri üzerindeki etkisini detaylandıracaktır. Çalışma, sansür ve otosansürün yalnızca bir kontrol aracı olmanın ötesinde, sanatçıların yaratıcı ifade biçimlerini ve toplumsal eleştirilerini nasıl şekillendirdiğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Ayrıca, bu olguların Türk sinemasının estetik ve içeriksel evrimindeki rolü, sinema sanatının toplumsal değerler, devlet politikaları ve kültürel normlarla ilişkisi üzerinden irdelenecektir. Çalışmanın diğer bir amacı, 2000 sonrası dönemdeki sansür ve otosansür anlayışlarının, Türkiye sinemasında yeni anlatı biçimlerinin ve söylemsel stratejilerin gelişimine nasıl katkıda bulunduğunu tartışmaktır. Sonuç olarak, Türk sinemasında sansür ve otosansürün azaltılması, sanatın özgür gelişimini sağlayarak sinema sektörünü uluslararası düzeyde daha rekabetçi bir hale getirebilir. Bu süreçte yapılacak düzenlemeler ve toplumsal farkındalık çalışmaları, Türkiye sinemasının sanatsal çeşitliliğini artırarak daha özgür bir yaratım ortamının oluşmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Sansür, Sinema, 2000 sonrası, Otosansür.

Elif Dilara Fidanoğlu
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni medyada nefret söyleminin üretimi: Bir toplumsal paylaşım ağı olarak Facebook örneği

Bu tez çalışmasında, yeni medya ortamlarından biri olan toplumsal paylaşım ağı Facebook özelinde dolaşıma sokulan nefret söylemi incelenmektedir. Günümüzde nefret söyleminin yayılma biçimleri, yeni medya ortamlarının gündelik iletişim pratiklerinin içinde yer bulması ve yeni medya ortamlarının özellikleri ile yakından ilgilidir. Özellikleri nedeniyle yeni medya ortamları, geleneksel medyadan farklı olarak kullanıcılarında söz üretebildiği etkileşimli kamusal alanlar yaratmıştır. Bu ortamlarda kullacı artık sadece tüketici değil, üretci ve yayıcı da olabilmektedir. Yeni medya ortamlarında herkesin söz üretebilmesi, üretilen sözün yayıma sokulması, demokratik müzakere kültürünün yeterince gelişmediği Türkiye gibi ülkelerde çoğunluk olanın ?azınlık? ve ya ?öteki? olana yönelik ırkçı, ayrımcı, yabancı düşmanı, dini temelli dışlayıcı, cinsiyetçi ve homofobik söylemlerin üretimini ve dolaşımını kolaylaştırmaktadır. Bu durum, nefret söylemi üretiminde rol oynayan etkenlere dikkat çekmeyi gerekli kılmaktadır.Bu tez çalışmanın da temel amacı da budur. Belirlenen bu amaç doğrultusunda çalışmanın Birinci Bölüm'de söylem ve nefret söylemi kavramları, nefret söyleminin üretiminde medyanın rolü ve nefret söylemine yönelik mücadele türleri değerlendirilmiştir. İkinci Bölüm'de yeni medyanın özellikleri ve çeşitli yeni medya uygulamaları incelenmiştir. Üçüncü Bölüm'de ise, araştırmanın yöntemi aktarılarak, bir toplumsal paylaşım ağı olan Facebook'ta nefret söyleminin dolaşıma girme pratikleri saptanmıştır. Sonuçta ise, yeni medya ortamlarından Facebook özelinde ortaya konulan nefret söylemleriyle mücadele yararlanılabilcek öneriler yer almaktadır.Anahtar Sözcükler: Yeni Medya, Facebook, Ayrımcılık, Söylem, Nefret Söylemi

Cinsel nefretFacebookIrkçılık+7
Eser Aygül
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Sinemada gözetleyen iktidar distopyaları

Çalışmanın amacı, iktidar, gözetleme, denetim kavramlarının distopya senaryoları çerçevesinde, sinema tarihinde yer etmiş filmlerde nasıl işlendiğini, özelliklerini, üstü kapalı veya açıktan nasıl sunulduğunu incelemektir. Dünyamızın giderek büründüğü yapı, ortaya çıkan yönetim anlayışları, savaşlar, aydınlık bir gelecek tasavvurundan çok, karamsar bir beklentiyi yaratmaktadır. Otorite ve güç sahibi, mevcut konumunu daha da güçlendirirken, birey, benlik, varoluş, özgürlük gibi kavramlar giderek yok olmaktadır.Fransız filozof Michel Foucault'nun iktidar üzerine yaptığı eleştiriler ve kavramlaştırmaların temelinde yükselen çalışmamda, iktidar uygulamalarının zaman içindeki değişimi incelenmektedir. Günümüzün modern iktidar yapısının öldürme ve cezalandırma uygulamalarından uzaklaşıp yaşatma, hayatı bedenen ve ruhen disiplin ve kontrol altına alma fikrini benimsediği görülmektedir. Yönetim, toplum için en iyisini hazırladığını anlatmakta, bunu her durumda empoze etmekte ve tüm insanların da bu düzene koşulsuz şartsız itaat etmesi istenmektedir. Her bireyin, iktidarın kontrolü altında olması gerekliliği, Jeremy Bentham'ın Panoptikon gözetleme tasarımını anımsatmakta ve yaşamımızın her alanında kendini göstermektedir. Bu sistemde gözetleyen sadece devlet ya da mevcut yönetim değildir, bu öyle bir düzendir ki herkes herkesi izlemektedir ve yasalara aykırı bir durumu fark ettiğinde ihbar etmektedir. Dolayısıyla söz konusu sistem bireyin ne zaman, kim tarafından gözetlendiği ve hatta gözetlenip gözetlenmediğinin bilinmediği, paranoyak bir tarzdır.Bu tarz bir dünyayı bugünden tahmin eden, kurgulayan karamsar senaryolar, ütopyanın antitezi distopyalar tarafından sunulmaktadır. Geleceğe dair üretilen bu fikirler, ütopyanın gerçekdışılığının karşısında fazlasıyla olası görünmektedir. Distopyalar, mutlaka ileride dünya bu şekilde olacak demez ancak potansiyeller hakkında toplumun daha bilinçli olmasını amaçlar. Çalışmanın son bölümünde, ?Fahrenheit 451?, ?Equilibrium?, ?I, Robot? adlı bilim-kurgu dalında yer bulan distopik filmler, panoptik iktidar ve distopya bağlamında çözümlenmiştir. İktidarların sürekli denetimi ve kontrolünün, toplumsal yapı, benlik, varoluş, yaşam üzerinde yarattığı yoğun baskı incelenmiştir.Anahtar kelimeler:1. İktidar2. Gözetleme3. Foucault4. Panoptikon5. Distopya

BiyoiktidarDenetimDistopya+4
Caner Yamaç
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kitle animasyon film anlatısında öznenin sunumu: Arabalar ve Wall-E örneği

Yapılan çalışmada, geniş kitlelere seslenerek kitle sineması haline gelen animasyon film anlatılarında öznenin sunumu incelenmektedir. Bu film anlatılarını; toplumsal, kültürel ve ideolojik bir bağlam içinde çözümlemek ve kahraman olarak özne üzerinden incelemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda kahraman olarak öznenin izlencesini nasıl kurduğu, hangi söylemsel yapılar içinde yer aldığı ve animasyon film anlatısında nasıl inşa edildiği ortaya konulmuştur. A. J.Greimas'ın ?Eyleyensel Örnekçesi?, ?Dörtlü Şema? ve ?Göstergebilimsel Dörtgen? kuramı bağlamında çalışmanın örneklemini oluşturan Arabalar ve Wall-E adlı filmlerden kesitler alınarak filmler, varsayımlar ışığında çözümlenmiştir. Sonuç olarak kitle animasyon sinemasının, anlatısını inşa ederken geleneksel anlatı sinemasının kodlarını kullandığı, özelliklerini sergilediği, tasarladığı öznelerle ana akım film özneleri arasında büyük bir benzerlik olduğu, ayrıca egemen konumdaki kültürel, toplumsal ve ekonomik yapılarla yakın bir ilişki içinde kalarak Amerikan kültürünün ve ideolojisinin yayılmasına aracılık ettiği tespit edilmiştir.

ArabalarCanlandırmaFilm+5
Burak Medin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Televizyon yayıncılığında gizli reklâm ve doğurduğu sonuçlar

Bedelli bir tanıtım faaliyeti olan reklâm; yayıncı, reklâm veren ve reklâmcı arasındaki ekonomik temelli ilişkisi nedeniyle gelişim göstermiş ve bugün bir sektör haline gelmiştir. Reklâm sektörünün ekonominin gelişimine olan etkileri, beraberinde reklâmcıyı ve reklâm vereni, hedef kitleye daha etkili reklâm sunabilmenin yollarını araştırmaya ve uygulamaya yönlendirmiştir. Televizyonun diğer kitle iletişim araçlarına göre kolay ulaşılabilir olması, görsel-işitsel özelliğinden dolayı izleyiciler üzerinde daha etkili olması ve nihayetinde ikna kabiliyetinin olması, televizyon yayınlarını reklâm sektörü için en çok tercih edilen ve kullanılan reklâm mecrası haline getirmiştir. Reklâm uygulamalarının daha hızlı ve etkin olabilmesi için yürütülen alternatif yöntem arayışlarının sonucunda, gizli reklâmlar ortaya çıkmıştır. Medya hizmet sağlayıcıları ve reklâm verenler temelde daha çok kâr elde edebilmek için, programlarında ürün, hizmet veya herhangi bir fikrin gizli reklâmını yapabilmektedirler. Gizli reklâmın hukukî, ekonomik ve sosyo-kültürel boyutta sakıncaları vardır. Ancak, ekonomik sakıncaların doğurduğu sonuçlar ayrı bir önem taşımaktadır. Zira, gizli reklâmı yapan yayıncı kuruluş RTÜK?e reklâm gelir payı ödemekten kurtularak vergi kaçırmakta, gizli reklâmı yapılan ürün veya hizmeti üreten firma ile yayın kuruluşu veya programdan sorumlu kişiler arasında gizli çıkar ilişkileri doğurabilmektedir. Gizli reklâm, izleyicinin reklâmın başladığını veya yapıldığını fark edememesi, ürün, hizmet ve fikrin ima edilmesi, bilgide aşırıya kaçılması ve reklâm içeriğinin temel yayın ilkelerine uygun olmaması unsurlarından oluşmaktadır. Gizli reklâm yöntemleri kullanılarak izleyiciler, ürün veya hizmeti almaya veya kullanmaya ikna edilmeye çalışılmaktadır. Böylece, izleyicide davranış değişikliğinin oluşturulması veya istenilen fikirlerin kabul görmesi amaçlanmaktadır. Gizli reklâm hukuka aykırıdır. Diğer bir deyişle; kanunlara karşı ve yasa dışıdır. Gizli reklâmlardan izleyicilerin korunması için, reklâmlar etkin bir şekilde denetlenmelidir. Gizli reklâmlar konusunda Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ve Reklâm Kurulu idarî denetimi sağlamaktadır. Ancak idarî denetim kurullarının teşkilat yapıları ve ilgili mevzuatları yetersiz kaldığı için, gizli reklâmların takibi, tespiti, değerlendirilmesi ve önlenmesinde sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu sebeple; mevzuatta ve idarî kuruluşların teşkilat yapılarında yeniden düzenleme yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Gizli reklâmların önlenmesi için, izleyici bilinçlendirilmeli, konuyla ilgili toplumsal farkındalık oluşturacak faaliyetler yürütülmeli, medya hizmet sağlayıcıları azamî gayreti göstermelidir. Anahtar Sözcükler 1. Reklâm 2. Gizli Reklâm 3. Örtülü Reklâm 4. Gizli Reklâmların Etkileri 5. Gizli Reklâmların Önlenmesi

Televizyon reklamları
Süleyman Murat Mutlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kazakistan Cumhuriyeti'nde radyo ve televizyon yayıncılığında yeniden yapılanma ve ortaya çıkan sorunlar: Avrupa Birliği ve Türkiye karşılaştırmalı

Kazakistan Cumhuriyeti'nde Radyo ve Televizyon Yayıncılığında Yeniden Yapılanma ve Ortaya Çıkan Sorunlar: Avrupa Birliği ve Türkiye Karşılaştırmalı,Tez çalışma, altı bölümden oluşmaktadır. Her bölümde, incelenen konuya ilişkin öğreti ve uygulamadaki fikirlerin yansıtılmasına ve özellikle kişisel görüşümüzün gerekçeleri ile ortaya konulmasına özen gösterilmeye çalışılmıştır. Tez'in birinci bölümde medya hizmet sağlayıcılarını incelemeden önce Kazakistan ve Türkiye'nin kısaca tarihçeleri ile siyasî, hukukî ve ekonomik yapısı ele alınarak uluslararası arenadaki yerleri ve konumu belirtilmiştir. İkinci bölümde 'ifade (söz) hürriyeti' kavramına değinilmiş ve ifade hürriyetinin tanımı yapılmıştır. Bu noktada Kazakistan ile Türkiye arasında uygulama açısından farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kitle haberleşmesindeki önemi vurgulanmıştır. Üçüncü bölümde, radyo ve televizyonun tanımı ve tarihçesine kısaca değinilmiştir. Televizyon yayıncılığının dünyada başlaması ve Türkiye?deki televizyon yayıncılığının gelişimi ve bugüne kadarki görsel ve işitsel alanda çıkarılan medya mevzuatlarına kısaca değinilerek değişiklikler incelenmiştir. Dördüncü bölümde, Sovyetler Birliği'nden ayrılarak bağımsızlığını aldıktan sonra çoğulcu sisteme geçen Kazakistan'da radyo ve televizyon yayıncılığı üzerinde durulmuştur. `Radyo ve Televizyon Yayıncılığında Denetim' başlıklı beşinci bölümde, denetim kavramının tanımı yapılarak yararları ile sakıncaları ele alınmıştır. Türkiye'deki görsel ve işitsel medya alanında denetimler incelenmiştir. Çalışma konusu olan Kazakistan'daki radyo ve televizyon yayıncılığı alanındaki hukukî denetimler incelenirken SSCB'nin tekelci döneminden başlayarak ele alınmış ve bağımsızlıkla beraber çoğulcu sistemine geçilmesinden sonraki denetim sistemi incelenerek Türkiye ile karşılaştırılmıştır. Tez'in son bölümü olan altıncı bölümde ise, Kazakistan ile Türkiye'deki radyo ve televizyon yayıncılığındaki farklılıklar karşılaştırılmıştır. Bu bölümde Türkiye'de yürürlükte olan 6112 sayılı Kanun ile Kazakistan kitle iletişim alanındaki 451-I sayılı Kanun'un tanımları kısmından başlayarak denetim sisteminin farklılıkları ile eksiklikleri ele alınarak karşılaştırılası yapılmıştır. Düzenleyici üst kurulun yapısı, görev ve yetkilerine değinilerek usulsüzlük tespit edildiğinde yaptırım uygulamaları karşılaştırılmıştır. Radyo ve televizyon yayıncılığında düzenleyici ve denetleyici üst kurul olmayan Kazakistan'da bir üst kurul örneği getirilerek öneride bulunulmuş ve çözüm yolları aranmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: 1. İfade (söz) hürriyeti, 2. Kazakistan'da radyo ve televizyon yayıncılığı, 3. Radyo ve televizyon yayıncılığında denetim, 4. Üst Kurul (RTÜK), 5. Uluslararası medya mevzuatı.

Avrupa Sınır Ötesi Televizyon SözleşmesiKazakistanMedya+7
Galymzhan Tazhıbayev
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ve Türk dünyası iletişim önemi:TRT Avaz Kazakça yayınlar örneği

Bu çalışmada, Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri arasındaki iletişimin önemi TRT Avaz Kazakça yayınları örneği üzerinde durulacaktır. Üç bölümden oluşan tez çalışması; Birinci bölümün Türk dünyasına, Türkiye ve Türk Cumhuriyetlerine genel Türk tarihi açısından bakılarak, kavramsal açıklama verilecektir. Yine bu bağlamda Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra ortaya çıkan bağımsız Türk Cumhuriyetlerinin Türk dünyasında ?birlik? arayışları, onları birlik oluşturmaya iten sebepler ve Türkiye ile ilişkileri bağlantısı üzerinde durulacaktır. Özellikle Sovyetler Birliği?nin yıkıldıktan sonraki dönemde bağımsızlıklarını elde eden Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan devletlerinin Türkiye ile iletişim ilişkilerini önem taşımaktadır. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri?nin 1991 sonrası bağımsızlıklarına kavuşmalarıyla birlikte ortaya çıkan Türkiye ile girdikleri siyasi, kültürel, ekonomik ilişkileri ve bunların iletişime etkileri bu çalışma içerisinde değerlendirilecektir. İkinci bölümde, 1960?lı yıllardan sonra Türkiye?de televizyonun tarihsel gelişimi, yayınların başlaması, TRT?nin kuruluşu, 1982 Anayasası ile getirilen 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu ve bu Kanun yürülüğe girdikten sonra Türkiye?de radyo-televizyon yayıncılığında gelişim ve değişimler ele alınacaktır. TRT?nin iç ve dış ülkeler ile kablolu yayınları ve özel televizyonun yükselişi, radyo-televizyon yayıncılığını düzenleyen yeni bir yasanın getirilmesi konuları işlenecektir. Türkiye?deki TRT yayınlarının, tarihi, gelişimi, renkli televizyona geçişi, TRT?nin kuruluşu, özel televizyon yayınları, dış ülkeler ile kablolu yayınları, TRT?nin Türk Cumhuriyetleri ile ilişkileri ve günümüze değin gelişimi ve değişimi üzerinde durulacaktır. Üçüncü bölümde: Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan, Afganistan, Kafkas ve Balkan ülkeleri ile Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Moldova içerisindeki özerk cumhuriyetlerine kadar seslenen TRT Avaz konusu derinlemesine ele alınacak; kuruluş amacı ve gelişim tarihi verilirken; Türk lehçe ve şivelerinde (Kazakça, Azerice, Özbekçe, Türkmence, Kırgızca) yapılan ?Yenigün? Programı örnek olarak değerlendirecek ve bu program içerisinde de özellikle Kazak Türkçesi ile yayınlanan kısım üzerinde durulacaktır. Anahtar Kelimeler 1. Sovyetler Birliği 2. Türk Cumhuriyetleri 3. Kazakistan 4. TRT 5. TRT Avaz

Gulnara Mamanova
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türk televizyon mevzuatının Avrupa Birliği televizyon mevzuatına uyumlaştırılması

Avrupa Birliği'ne aday her ülke, tam üyelik öncesi, Kopenhag Kriterleri'ne tamamen uyum sağlamış olmalıdır. Türkiye, 1963 Ankara Antlaşması ile hukukî olarak başlattığı AB ilişkilerinde, önemli bir dönüm noktası olarak 1999 yılında Helsinki Zirvesi sonucunda "aday ülke" statüsü kazanmıştır. Türkiye, tam üyeliği kazanabilmek için kendi mevzuatını AB mevzuatı (acquis communautaire) ile uyumlaştırmak zorundadır. AB pek çok alanda olduğu gibi medya alanında da bir çok politika oluşturmuştur. Medya politikası içerisinde, topumu etkilemedeki gücü açısından görsel-işitsel politika ayrı bir önem taşımaktadır. Çalışmanın kapsamı, Türk televizyon mevzuatının AB televizyon mevzuatına uyumlaştırmasını içermektedir. Çalışmada, özellikle 2000 yılından beri çıkarılan Uyum Yasaları Paketleri perspektifinde görsel- işitsel alandaki uyumlaştırmalar ele alınmıştır. Bu bağlamda, Sınırsız Televizyon Direktifi ve Görsel İşitsel Medya Hizmetleri Yönergesi dikkate alınarak, gerek Anayasa, gerek 3984 sayılı Kanun, gerekse 6112 sayılı Kanun ile bir çok değişiklik yapılmıştır. Özellikle, farklı dil ve lehçelerde yayın, reklâmlar, küçüklerin korunması, tele alış-veriş, cevap ve düzeltme hakkı, sponsorluk, medya sahipliği gibi konular başta olmak üzere bir çok konu ele alınmıştır. Yapılan uyumlaştırma çalışmaları sonucunda, ilerleme kaydedilmişse de, ifade hürriyeti, cevap ve düzeltme hakkı, yabancıların hisse oranları, RTÜK'ün yapısı, gibi bazı alanlarda hâlâ noksanlıklar mevcuttur. Anahtar Sözcükler 1. Avrupa Birliği 2. Görsel-işitsel politika 3. Sınırsız Televizyon Direktifi ve Görsel-İşitsel Medya Hizmetleri Yönergesi 4. İfade Hürriyeti ve radyo-televizyon hürriyeti 5. İlerleme Raporları

Merve Ergüney
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Televizyon yayıncılığında haber, haberin unsurları ve karşılaşılan sorunlar

"Televizyon Yayıncılığında Haber, Haberin Unsurları ve Karşılaşılan Sorunlar" başlıklı Yüksek Lisans Tezi çalışmasında; ifade hürriyeti ile kitle iletişim hürriyeti ekseninde ve televizyon yayıncılığı bağlamında haber, haber değeri ve haber türlerinin tanımlarının yapılması, haberin hukuka uygunluk unsurlarının neler olduğu yönündeki bilgilerin aktarılması amaçlanmıştır. Gelişen ve değişen televizyon yayıncılığı ile birlikte haber türlerinde yaşanan değişimler, televizyon haber türlerini düzenleyen mevzuat ve ilgili özdenetim kuruluşları ile kuralları ve bu arada yaşanan hukukî problemler ve çözümler üzerinde durulmuştur. Anahtar Sözcükler 1. Televizyon 2. İfade Hürriyeti 3. Haber 4. Haberin Hukuka Uygunluk Unsurları 5. Özdenetim

Seda Demir
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Gösteriş odaklı tüketim ürünlerinin sosyal medyada bir gösteri ögesi olarak sunum analizi: Starbucks ve Instagram örneği

Bir gösterişçi tüketim ürünü olan Starbucks, kaliteli kahve çeşitleri ve prestijiyle lüks tüketim ürünü olarak görülmektedir. Tüketimin görsel sunumu bir sosyal medya platformu olan Instagram ile etkili bir şekilde yapılmaktadır. Bireyler tükettikleri ürünü sunma gereksinimi neden duyuyorlar? Sorusuna tez sürecinde cevap aranmıştır. Bu süreçte bireyler arası teşhir ve gözetleme etkenleri ortaya çıkmaktadır. Kimi bireyler tükettiği lüks ürünün sunumunu yaparken kimi bireyler de bu ürünün tüketimini gözetleme ve taklit etme yoluna giderek, kendi bulunduğu sınıftan farklı bir konuma atlama ve varoluşunu maddesel bir olguya oturtma eğilimine yönelmektedirler. Tüketme eylemi bir zorunluluktan ve gereklilikten çıkarak gösteri ögesi hâline gelmekte ve bireylerin kendi sunumunu destekler bir nitelik taşımaktadır. Günümüzde etkin bir şekilde kullanılan Instagram uygulaması bireylere sunduğu görsel platform ile kişiler arası etkileşimi ve iletişimin çeşitliliğini sağlamaktadır. Starbucks'ın ve Instagram uygulamasının seçilmesinde ise insanlar tarafından ürünün tüketimi ve sosyal medya platformlarının kullanım ölçekleri baz alınmıştır. Farklı sınıftaki, farklı yaş dilimindeki ve farklı eğitim düzeyindeki bireyler Starbucks ile ilgili fotoğraf, yer bildirimi ve etiket yaparak kendi kişisel hesaplarından ürünün sunumunu yapmaktadırlar. Bu içerik paylaşımlarının yapılmasının nedenleri ise birbirinden farklıdır. Gösterişçi tüketim ürünü olan Starbucks'ın sosyal medya platformu olan Instagram'da sunumu tezde içerik analizi olan anket yöntemi şeklinde amaçlı örneklem kapsamında yüz yüze Starbucks mekânında uygulanmıştır. Anket yapılmadan önce prototip bir gruba sorular yönlendirilip SPSS programında teğet edilmiştir.

Gösterişçi tüketimGözetimSosyal medya+4
Yağmur Aydaşo
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Televizyon dizilerindeki tasavvufi göstergelerin İbn Arabi'nin tasavvufi bakış açısıyla göstergebilimsel analizi: "Vuslat" dizi örneği

Araştırmanın amacı Tasavvufi öğretilerin de yapıldığı "Vuslat" dizi örneği üzerinden göstergebilimsel analiz yapmaktır. Tasavvufi derin anlamların önemini arz etmek ve bu kapsamda oluşan bir dizinin anlatısının Tasavvufi manalarla güçlü olduğuna vurgu yapmaktır. Bu manada, İbn Arabi'nin düşünce dünyasından ve Satranc-ı Urefa'dan yararlanılmıştır. "Tasavvuf ve Sinema" başlığı kapsamında incelemelerin yapıldığı bölümde diğer tez ve makalelerde göstergebilimsel analiz açısından "deruni" bir bakış bulunamamıştır. Çalışmalar farklı noktalara değinse de özellikle İbn Arabi'nin düşünce dünyası ile tam olarak özdeşleşen bir teze rastlanamamıştır. Bu noktada bir tezde İbn Arabi'den bahsedilse de göstergebilimsel analizden ziyade öykü çözümlemesi yapılmıştır. Tezi bu kapsamda düşündüğümüzde "Vuslat" dizisi göstergebilim yöntemiyle incelenmiştir. Dizide tasavvufi bir yönle İbn Arabi'nin epistemolojik yaklaşımı ve simgesel yaklaşımı Satranc-ı Urefa oyunuyla beraber vurgulanmaktadır. Tüm bölümler izlendikten sonra simgesel boyutun ağırlıklı olduğu incelemede dizide İbn Arabi ve Satranc-ı Urefa ile birlikte anlamların çok yoğun olduğu tespit edilmiş ve bu perspektiften göstergebilimsel analizlere yer verilmiştir.

DizilerGöstergebilimsel analizTasavvuf+3
Batın Berr Güney
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Dijital çağda mizah: "Var Böyle Tipler" Instagram hesabı örneği

İnsanlık tarihi kadar köklü bir geçmişi bulunan mizah kavramı, geçmişten bugüne bulunduğu toplumun ve coğrafyanın özelliklerine göre şekillenmiş, yaşanan değişim ve dönüşümlerin bir sonucu olarak yeni görünümler kazanmıştır. Günümüzde de bilişim ve iletişim teknolojilerinde yaşanan devrim niteliğindeki dönüşümler, mizahın yeni ifade biçimleri ve ortamları kazanmasını sağlamıştır. Bu çerçevede geleneksel mizah içerikleri sanal ortamlara taşınmış, bununla beraber dijital ortamlar aracılığıyla oluşturulan yeni mizah formları da oluşmuştur. Dijital ortamların kullanıcı tabanlı özelliği, sıradan kullanıcıların da mizah içeriği üretim ve paylaşımına katkıda bulunabileceği bir ortam yaratmıştır. Mizah; karikatür dergilerinin yanı sıra YouTube, Facebook, Twitter ve Instagram gibi dijital platformlarda da yayınlanmıştır. Sanal ağlar mizahın, zaman, mekân, maliyet gibi sınırlamalardan kurtularak hem küresel çapta yayılımını sağlamış, hem de beslendiği kaynakları çeşitlendirmiştir. Gündelik yaşamımızın bir parçası haline gelen sosyal medyada paylaşılan içerikler farklı kullanıcılar tarafından yeni yorum, kurgu, ifadeler ve dijital araçlar ile dönüştürülerek yeni anlayışlarla şekillenmektedir. İçeriklerin yeniden üretilip paylaşılması, tüm internet kullanıcılarının bu içeriklere ulaşabilmesi mizah alanı için yeni kaynaklar yaratmıştır. Bu çalışmanın amacı, dijital teknolojilerin mizah alanında yarattığı dönüşümleri ve temel dinamiklerini ortaya çıkarmaktır. Bu çerçevede, Var Böyle Tipler Instagram hesabında paylaşılan gönderiler söylem analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Bununla beraber oluşturulan mizahi bağlamın ortaya çıkarılması için görsel öğeler de analize tabi tutularak yeni medyanın mizahı nasıl etkilediği ortaya konulmuştur. Elde edilen bulgulara göre; Var Böyle Tipler hesabında oluşturulan mizahın yeni medya ortamlarının sunduğu hizmetlerin sonucu olarak, dijital ortamlarda sıradan bir kullanıcı tarafından yeni teknik ve ifade biçimleri ile oluşturulup, geniş kitlelerle paylaşılmasıyla geliştiği görülmüştür.

MizahSayısallaştırmaSosyal medya+2
Hatice Alpdoğan
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bağımsız Türk sinemasında dağıtım sorunu

Sinema sanat olmasının yanı sıra aynı zamanda bir endüstridir. Bu endüstri temel olarak yapım, dağıtım ve gösterim aşamalarından oluşmaktadır. Ancak dağıtım aşaması hem filmlerin seyirciye ulaşmasını sağlayan hem de endüstriyel süreç içerisinde filmin ekonomik başarısının belirleyen bir nokta olması bakımından öne çıkmaktadır. Sinema tarihine özellikle Hollywood sinemasının oluşma sürecine bakıldığında bu endüstriyel süreçlerin ana akım ve bağımsız sinema ayrımlarını ortaya çıkardığı görülmektedir. Sinemanın büyük şirketler tarafından kârlı bir alan olarak görülmesi sinemayı, endüstrileşme sürecinde ve özellikle bu sürecin tamamlamasıyla birlikte ekonomik üstünlük kurma mücadelelerinin yaşandığı bir alana dönüştürmüştür. Bu noktada sinemanın genel olarak ticari bir ürün olarak görüldüğü endüstride, ana akım sinema öne çıkarken sinemanın düşünsel ve sanatsal tarafını oluşturan bağımsız sinema ihmal edilmiştir. Dünya sinemasında görülen bu gelişmeler Türk sinemasında da kendine özgü bir biçimde yaşanmıştır. Bu noktada çalışmanın amacı sinema endüstrisinde öne çıkan bir alan olarak görülen dağıtım aşamasının bağımsız Türk sinemasında yaşadığı sorunları ortaya koymaktır. Çalışma özellikle bağımsız sinemanın tekelleşmeden kaynaklı olarak yaşadığı dağıtım sorununu öne çıkarmaktadır. Buradan hareketle Türk sinema endüstrisi ve dağıtım alanı ayrıntılı olarak incelenmiş ve bağımsız Türk sinemasının dağıtım sorunu eleştirel bir çerçevede ekonomi politik yaklaşım ve kültür endüstrisi kavramı çerçevesinde eleştirel bir bakış açısıyla tartışılmıştır. Çalışmada çoklu yöntemler bir arada kullanılmıştır. Bu bağlamda çalışmanın kuramsal bölümlerinde tarihsel bakış açısı içinde betimleyici analiz yöntemi, saha araştırmasında ise derinlemesine görüşme yöntemi kullanılmıştır. Ayrıca Türk sinema endüstrisinin dağıtım alanındaki nicel veriler kullanılarak bunların nitel analizleri yapılmıştır. Tarihsel, ekonomik ve kültürel çerçevede yapılan tüm bu çalışmalar sonucunda bağımsız Türk sinemasında, dağıtım alanının tekelleşmeye bağlı olarak ciddi bir dağıtım sorunu yaşandığı tespit edilmiştir. Dağıtım alanında yaşanan bu sorun özellikle 1980'lerin sonunda bazı yasa değişiklikleri ile genel bir sorun olarak başlamış ardından sinemanın daha da ticarileşmesiyle dikey tekelleşmiş bir yapıya dönüşmüştür. Bu durumda sinemanın büyük oradan ticari bir faaliyet olarak görüldüğü ana akım sinema egemen olmuş buna karşın bağımsız sinema kendine yer bulamaz duruma gelmiştir. Burada en önemli nokta sinemayı bir sanat ve düşünce üretimi olarak gören bağımsız sinemanın dağıtım sorununun Türk sineması için hayati önem sahip olmasıdır. Çünkü bağımsız sinemanın dağıtım sorunu yaşaması ve bu durumda ana akım sinemanın egemen olması sinemanın uzun vadede sadece bir eğlence olarak anlaşılmasına sebep olacaktır. Bu Türk sinemasının kaderini belirleyen bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

DağıtımSinemaTürk sineması
Mert Can Arık
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'nin sınırlarının korunması kapsamında göçmenlerin dijital takibi

Pasaportlar ile yapılan sınır takipleri günümüzde çok daha ileri boyutlara taşınarak yapay zeka, algoritma ve biyometrik teknolojilerin de kullanıldığı bir sürece evrilmiştir. Sınır kontrolleri fiziki sınırlar ile örtüşmemeye başlamış; teknolojik bariyerlerin, veri tabanlarının, kara ve denizlerde takip yapan dijital tabanlı cihazların, sistemlerin de kullanıldığı karmaşık bir hal almıştır. Kullanılmakta olan takip ve gözetleme sistemlerine, sosyal medya ortamları, yapay zeka algoritmaları gibi dijital tabanlı teknolojiler de eklemlenmiştir. Sınır hareketliliğinin düzenlenmesi ve istenmeyen kişilerin daha ulusal topraklara girme şansı bulamadan tespit edilmesi için geniş bir dijital teknoloji yelpazesi bu önlemler kapsamında kullanılmaktadır. Avrupa Birliği uzun zamandır göçmenler açısından bir çekim merkezi durumundadır. AB üye devletler arasındaki sınırlarda kontrollerin kaldırılması ve dış sınırlarda ortak bir sınır yönetim sisteminin geliştirilmesi kapsamında; üçüncü ülke vatandaşları sıkı sınır kontrollerine ek olarak güncel dijital teknolojilerin de olduğu dijitalleştirilmiş bir ortam ile takip edilmekte, bir dizi prosedür ve uygulamaya tabi tutulmaktadır. Avrupa Birliği içerisinde hareketliliklerin düzenlenmesine ve düzensiz göçmenlerin, istenmeyen unsurların, yasadışı hareketliliklerin engellenmesine yönelik çeşitli AB kurumları özellikle Frontex önemli görevler üstlenmiş durumdadır. Sınırların dijitalleştirilerek e-sınırlara dönüştürme çalışmaları devam etmektedir. Sınır takibi sadece AB coğrafyasının fiziki sınırları ile sınırlı kalmamakta; beton duvarlar, dikenli teller gibi süregelen mekanizmalara ek olarak fiziki sınırların ötesine taşınan uzaktan kontroller, kalkış öncesi elde edilen dijital verilerle desteklenen risk analizleri, profil oluşturma, yapay zeka ve biyometrik teknolojilerden de faydalanılmaktadır. Diğer taraftan İborderctrl gibi sistemler aracılığı ile yüz tanıma, zihinsel durum ve duyguların da tespiti, otomatik karar verme ve analiz etmek amacıyla çalışmalar yapılmaktadır.

Avrupa BirliğiGöçmenlerHedef takip sistemi+7
Muhsin Turan
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Simülasyon kuramı üzerinden dijital gerçekliğe sinematik bir bakış: "Her" filmi ve "Black Mirror-Hang The Dj" örneği

Sinemanın insan üzerinde oluşturduğu etki ve bu etkinin ortaya çıkardığı duyguların gerçek olduğu düşüncesi üzerinden, her bir görsel sanat eserinin de kendi başına bir gerçeklik sembolü, illüstrasyonu olduğu söylenebilir. Bunun ötesinde ortaya çıkan eserin kendisi de gerçektir. Peki, bu gerçekliği hayal eden izleyici mi oluşturmaktadır? Bu soruya cevap olarak; sinemanın hali hazırda kurgusal bir gerçeklik ortaya çıkarması sebebiyle: Sinema gerçekliğin yeniden inşasının temel parçalarından biridir denilebilir. Baudrillard simülasyonu; yapay bir şekilde yeniden üretilen gerçeklik olarak tanımlamıştır. Buna ek olarak, teknolojinin hüküm sürdüğü simülatik evrenlerde, simüle edilmiş insanların yeni medeniyetler kurduğunu da söylemektedir. Bu tür evrenlerde soğuk veya sıcak; görsel iletişim araçları gerçekliğin ve algının yok olmasına sebep olarak, insanları idaresi altına almaktadır. Bu çalışmada, sinematik bir yaklaşım çerçevesinde "HER" filmi ve "BLACK MİRROR-HANG THE DJ" dizisi örnekleri üzerinden, yaşadığımız dünyayı simülasyon kuramı merkezinde değerlendirip yaratıcı bir bakış açısı sunarak, gerçek ve simülasyon arasındaki ince çizgide kalan insanın gerçeklik algısı üzerinden sinematik, felsefi ve simülatik bir yaklaşımla yaşadığı paradokslar; betimsel analiz yöntemi kullanılarak ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Simülasyon öğelerini barındıran örnekler incelendiğinde; sinematik evren sayesinde, insani duyguların beslenerek oluşturulduğu simülatik evrenler içinde, kişilerin de kendisini o evrende hissetmesini sağlayarak; sinematik evreni, şu anda içinde yaşanılan evrenmiş gibi bir simülasyona çevirdiği savı ortaya çıkmıştır. İncelenen yapımlarda kullanılan uygulamaların çok yakın benzerlerini bugün kullanmamız, her geçen gün dijital dünya içinde yalnızlaşılması da bu savı destekleyecek birer kanıttır. Sinemanın oluşturduğu bu simülakrın, yeniden inşa edilmiş gerçekliğin bir illüstrasyonu olduğu tespit edilmiştir.

BenzetimBlack MirrorFilm+6
Deniz Erişir
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Nietzsche ve Bergman'ın zıtlıklar arasındaki varoluşsal gizi

"Eski bir yanılsama var; adı, iyi ve kötü" diyen Nietzsche; hayatın kökeninin temel bir çatışma olduğunu düşünen ve bu antagonizmayı ölümsüzleştiren (bizlere Haecceity "İşte Bu!" dedirten) varoluşçu bir filozoftur. Bergman ise varoluşunu zıtlıklar/gizler arasında arayan, cevaplarını da filmleriyle veren felsefi bir yönetmendir. Bu noktada Nietzsche 'yazılı felsefeyi', Bergman ise 'felsefe olarak sinemayı' zihinsel dünyasının yansıtıcı sanatı olarak kullanır. Kendi özümüzde kimiz? sorusuna cevap arayan Nietzsche sanatçı bakış açısına sahip olan insanların düşünce dünyalarını oluşturmak için sonu olmayan bir yaratım süreci içinde olduklarından bahseder. Bergman ise sanatçı/yaratıcı kâşif ruhuyla, çelişkileri ve çarpıştırdığı zıtlıklarıyla hayata dair bizlere sinematik seçenekler sunar. Her filmiyle yeni bir çatallanma yaratarak varoluşsal sıkıntısını çözmeye çalışır ve izleyicisine virtüel-rizomatik-felsefi alanlar icat eder.Bu çalışmada Nietzsche'nin varoluş sorununa yaklaşımıyla oluşturduğu kavramları, yönetmen Ingmar Bergman yapımı Yedinci Mühür (1957), Kış Işığı (1963), Persona (1966), Yaban Çilekleri (1957), filmi üzerinden açıklamak ve değerlendirmek hedeflenmiştir. Nietzsche'nin Böyle Buyurdu Zerdüşt (1883) adlı kitabı temel kaynak alınarak "yaşam" ile "üstinsan" için oluşturduğu varoluşsal süreçler, ortaya koyduğu varoluşçu perspektif ve kavramlar temelinde, "Felsefe olarak film" bakış açısıyla Nietzsche ile Bergman ve filmleri arasındaki varoluşsal, felsefi benzerlikler tespit edilmeye çalışılmıştır.

FelsefeSinemaVaroluşsal kaygı+1
Berna Akçağ
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Felsefe olarak film: Japon animelerinde Yin Yang felsefesi

Son yıllarda film ve felsefe ilişkisiyle ilgili yapılan çalışmalarda bir artış olduğu görülmektedir. Bunun en önemli nedeni ise film yaratıcılarının ve film filozoflarının felsefi düşünceleri ve kavramları filmlerle sentezleme eğilimleri olmuştur. Filmlerin felsefi tanım ve kavramlarla sentezlenmesi, film dilinin ve sinematik anlatımın derinleşmesine katkıda bulunmuştur. Fakat bazı filmlerin felsefi düşünceyi işleyebilmesindeki yetkinliğinin diğerlerinden daha üstün olması, onların düşünce üreten bir konumda olup olamayacakları sorunsalını da beraberinde getirmiştir. Film-felsefe ilişkisinde spesifik olarak film ve türevlerinin felsefi bir düşünce üretip üretemeyeceklerine odaklanan "felsefe olarak film" tartışması bu çalışmanın kuramsal zeminini oluşturmaktadır. Bu çerçevede yürütülen çalışmada, Japon Animelerinden Yoshihiro Togashi'nin eseri Hunter X Hunter (2011)'ın, Koyoharu Gotōge'nin eseri Kimetsu No Yaiba (2019)'nın, Masashi Kishimoto'nun eseri Naruto-Naruto Shippūden (2002-2017)'in ve son olarak Yūki Tabata'nın eseri Black Clover (2017)'ın, sinematik olarak felsefi bir düşünce veya argüman üretip üretmediği sorgulanmaktadır. Çalışmanın ana iddiası, söz konusu animelerin Yin Yang felsefesi zemininde özgün ya da yinelenen felsefi tanımlama ve yorumlamalar yaparak bunu gerçekleştirdiği yönündedir. Bununla birlikte Yin Yang felsefesine örtük veya açık olarak atıf yaptığı saptanan bu animeler, Amaçlı Örneklem Yöntemi ile çalışmaya dâhil edilmiştir. Çalışmanın kuramsal zemini olan "felsefe olarak film" tartışması detaylı biçimde ele alınmaya çalışılmış, ayrıca burada yapılan itirazlar ve savunmalardan edinilen veriler ışığında film diline yönelik felsefi analiz biçimleri geliştirilmeye çalışılmıştır. İçerikten ziyade film diline yönelik bir kılavuz sağlaması amacıyla geliştirilen bu felsefi analiz biçimleri Japon Animeleri çalışılırken bir metot olarak kullanılmıştır. Analizler sonucunda Animelerden üçünün kendi sinematik üsluplarıyla felsefi tanımlamalar ve yorumlamalar yapabildikleri ve bazı örtük-açık argümanlar sunabildikleri görülmektedir. Bu örtük-açık argümanlar, tanımlama ve yorumlamalar üçüncü bölümde felsefi arka plan olarak yer verilen Yin Yang felsefesi üzerinden doğrulanmaya çalışılmıştır.

AnimeFelsefi düşünceFelsefi kavramlar+7
Birkan Berati Aral
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Televizyon, talk-show ve kadın: BBC News Arabic-Tartışma Noktası programında kadın sorunlarının ele alınışı üzerine bir inceleme

Medyanın topluma etkisi vardır. Kadınlar, sorunları ve hakları ile alakalı olarak halkta bir bilinç oluşturabilir. Bu yüzden bu araştırmanın konusu, Arapça konuşulan yabancı kanallardaki kadın sorunları konuşulan tartışma programlarının incelenmesi etrafında dönmektedir. Buna dayanarak Arapça konuşulan İngiliz BBC News Arabic kanalındaki Tartışma Noktası Programındaki kadın sorunlarının işlenmesini araştırmaktadır. Bu araştırma, talk show'larının kadın sorunlarını nasıl ele aldığını, bu programların kadınlar için sunduğu imajı, ele aldıkları konuları ve kadınların yaşadıkları zorluk ve engellerle nasıl başa çıktıklarını öğrenmeyi hedeflemektedir. Araştırmada bu programın tartıştığı kadın sorunlarını, bu programın farklı kadın sorunlarını nasıl sunduğunu, Tartışma Noktası Programının ele aldığı kadın sorunlarının geçtiği coğrafi bölgeleri, programda bahsedilen kadın gruplarını ve Tartışma Noktası Programının sunduğu kadın imajını öğrenmek için BBC News Arabic kanalındaki Tartışma Noktası Programının kadın sorunları yle alakalı bölümleri araştırılmaktadır. Yapılan araştırmada Tartışma Noktası Programının kadın sorunlarını nasıl ele aldığını tartışabilmek için programın bölümleri içerik analizi yöntemi ile çözümlenmiştir.

BBCKadın sorunlarıKadınlar+3
Nouha Benlarıbı
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Filmlerle ahlak felsefesi: İyinin ve kötünün gösterimi üzerine bir soruşturma

İyi ve kötü değerleri, yalnızca günlük hayatın işlerlerinde değil aynı zamanda gerçekliğin aktarımı olarak sinemanın kendi operasyonlarıyla da sıkça önümüze sunulur. Eğer insan davranışına ait belli kuram veya formüller üzerine yoğunlaşmak Etik Felsefesinin başlıca bir göreviyse; eyleme, dönüşüme, gerçekleşmeye ve var olmaya ilişkin sunulara en yatkın sanat olan sinema sanatı da ahlakın iyi'si ve kötü'sü üzerine çokça düşünebilmektedir. Tez, bu anlayış ile birlikte sadece ahlak felsefesinin değil, sinemanın da eylemlere atfettiği değerleri Utanç (Bergman, 1968) filmiyle rasyonel iyi ve kötü, Onur Savaşı (Vinterberg, 2012) filmiyle duygusal iyi ve kötü ve son olarak da Notre Dame'ın Kamburu (Delannoy, 1956) filmiyle estetik iyi ve kötü olarak üçe böler. Anlaşılması ve gelecek sinema felsefesi çalışmalarına ilham olması ümidiyle tez, ahlakın üç kategorisi üzerine düşünürken bunları, filmlerin kendi doğal dünyalarıyla çatışmaya sokar. Dördüncü bölüm ve sonuç bölümünde ise bu kategorileştirmeyi camın dışından izlemeyi önerir. Çalışma, Ahlak Felsefesi adına pek çok kavramdan bahsetmekle kalmaz, bunların yıkım veya tekrardan inşası için okuyucuya birçok ipuçları verir. Sonuç bölümündeyse ahlak felsefesine ait mefhumlar üzerine sinematik çıkarımlarda bulunur.

Ahlak felsefesiDeğerlerFilm+5
Fahrettin Girgin
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı bağlamında Facebook kullanımı üzerine bir inceleme: Kerkük Üniversitesi örneği

Bilişim ve iletişim teknolojilerinin hızlı gelişimi, medyanın da kendi içinde değişim ve dönüşüme uğraması sonucunu doğurmuştur. Günümüzde hemen her bireyde internete erişim sağlayabilecek akıllı telefonların olması ve hemen her ortamda internete erişim imkanının bulunması, bilişim teknolojilerinin geldiği noktayı göstermesi adına önemlidir. Diğer yandan yeni medya türlerinden olan sosyal platformların aynı zamanda geleneksel medyanın işlevlerini de yerine getirebilecek teknolojiye sahip olması, yeni medyanın artık insan hayatının her noktasına ulaşmasına yol açmaktadır. Bireyin yaşamını derinlemesine etkileyen yeni medya uygulamaları yalnızca hayatı kolaylaştırmakla kalmamakta; bireyin yaşam stilini, fizyolojisini ve psikolojisini de derinden etkileyebilmektedir. Bu çalışmanın birinci kısmında, yeni medya kavramına yönelik yapılan tanımlar çerçevesinde yeni medyanın mahiyetine, özelliklerine, sağladığı avantaj ve dezavantajlara değinilmektedir. Devamında ise yeni medya türleri olarak kabul edilen internet uygulamaları ile sosyal medya ve ağları ele alınacak ve güncel istatistiki veriler ışığında Türkiye'de yeni medya uygulamalarının kullanım sıklığına temas edilmektedir. İkinci kısmında ise sırasıyla Kullanımlar ve Doyumlar yaklaşımının temel kavramlarına, tarihsel gelişimine ve özelliklerine temas edilmektedir. Kullanımlar ve Doyumlar yaklaşımının sosyal medya ile olan ilişkisi ele alınacak ve bu bağlamda sosyal ağlardan biri olan Facebook üzerine literatürde yapılan araştırmalar incelenmiştir. Bu çalışmada, kullanıcıların sosyal medyayı hangi doyumları elde etmek amacıyla kullandıkları araştırılmıştır. Araştırma kapsamında Kerkük Üniversitesinde nicel yöntemi kullanarak veri toplanmıştır. Toplam 286 öğrenci 'ye anket uygulaması yapılmış, elde edilen sonuçlar SPSS 26 programıyla analiz edilip yorumlanmıştır. Araştırma sonuçlarına genel olarak bakıldığında sosyal medya kullanımından elde edilen doyumlar yaş, cinsiyet ve eğitim durumuna göre farklılık gösterebilmektedir.

FacebookIrak-KerkükSosyal medya+2
Ahmaad Abdulkadır Nooraldeen Albayati
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sinematik felsefede aşkın sinematografik imgeye dönüşümü:2000'ler Türk sinemasında sineaşk

Bu çalışmada, felsefede yer alan aşk kavramının, sinematik bir aşk felsefesine dönüşümü "sineaşk" kavramı kullanılarak ele alınmıştır. Sineaşk kavramı, filozof Gilles Deleuze'ün sinematik felsefe anlayışı çerçevesinde incelenmiştir. Sinematik felsefe, felsefenin kavramlarla ürettiğini, sinemada imajlarla üretmektir. Sonuçta düşünce hem filozofik hem de sanatsal görünümlere sahip olandır. Deleuze'ün vurguladığı gibi felsefe; kavramlarla, sanat; duyumla, bilim; fonksiyonlarla düşünmektedir. Sinema kavram yaratıcı ve düşündürücü yönüyle sadece haz alma duyumuza hitap etmez bizlere benzeri olmayan bir mantıksal düşünme yöntemi de sunmaktadır. Bu çalışmada da aşk kavramı üzerinden sinemadaki yeni ve yaratıcı düşüncelere ulaşılmaya çalışılmıştır. Tezin ilk bölümünde Gilles Deleuze'ün çalışmalarından hareketle sinema ve felsefe ilişkisi ele alınmış, hareket-imaj ve zaman-imaj kavramları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde birbirinden farklı filozofların görüşleri ortaya koyularak aşk kavramı, kavramsal ve teorik boyutları üzerinden tartışılmıştır. Tezin son bölümünde ise Çağan Irmak'a ait olan Issız Adam (2008) ve Unutursam Fısılda (2014); Zeki Demirkubuz'a ait olan Kader (2006) ve İtiraf (2001) filmleri, ilk iki bölümde ortaya koyulan sinematik felsefe anlayışı ve sineaşk kavramı çerçevesinde incelenmiştir. 2000'ler Türk sinemasında Çağan Irmak ve Zeki Demirkubuz filmlerinde, aşkın yazılı felsefeden sinemaya aktarımında farklılaşmasının yanında, hareket-imaj ve zaman-imaj filmlerine göre de değiştiği gözlemlenmiştir. Böylelikle aşk sadece sinematografik imgeyle genel bir dönüşüme uğramamış, sinemadaki imajların kendi yapısına göre de değişkenlik göstermiştir. Çalışmada, yazılı felsefede tek boyutlu aktarılan aşk kavramının, sinema filmlerinde yer alan imajlarla yeni ve alternatif aşk kavramına -sineaşk'a- dönüşümü ortaya konulmuş, böylelikle sinemanın düşünülmeyeni de gösterme potansiyeline sahip olduğu görünür kılınmıştır.

AşkFelsefeSinema+3
Pınar Sarıkan
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yeşilçam ve Yeşilçam dönemi sonrası Atıf Yılmaz sinemasında aşk felsefesi: Cemile (1968)- İbo ile Güllüşah (1978)- Mine (1983) ve Kadının Adı Yok (1988) filmlerinin aşk felsefesi bağlamında incelenmesi

Bu araştırmanın amacı Atıf Yılmaz sinemasının Yeşilçam öncesi ve Yeşilçam sonrasından seçilen toplam dört filminin aşk felsefesi bağlamında incelenmesi ile birlikte araştırmanın alt amacını ise filmlerin kadınların yaşamış sosyal sorunlar açısından da irdelenmesi oluşturmaktadır. Örneklem seçiminde "amaca yönelik örneklem" kullanılmış olup Yeşilçam döneminden Cemile (1968) ve İbo ile Güllüşah (1978) filmi Yeşilçam sonrasından ise Mine (1983) ve Kadının Adı Yok (1988) filmleri ele alınmıştır. Araştırmada, filozofların aşk felsefesine ilişkin görüşleri veri çözümleme yöntemlerinden "tematik kodlama" yöntemi ile ele alınarak nitel analiz uygulanmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda filozoflar için aşkın güçlü bir duygu olduğu gözlemlenmiştir. Bununla birlikte aşk konusunda birçok ortak fikir ve yaklaşım olsa da bireysel tutumların da öne çıktığı tespit edilmiştir. Aşkın güçlü bir duygu olmasının getirdiği en önemli farklılık ise -incelenen dört filmde de- aşkı yaşayan, izleyiciye aktaran karakterleri değiştirmesi olmuştur. Felsefenin en önemli ilkelerinden birisi olan kendini bil-kendini tanı ilkesinin bireysel olarak işlenmesinde aşkın rolünün de etkin olduğu gözlemlenmiştir. Nitekim incelenen filmlerdeki kahramanların aşk yoluyla kendi sınırlarının ve yapabileceklerinin farkına vardığı tespit edilmiştir. Kendilerine dayatılan toplumsal normları ve toplumsal cinsiyet baskılarını aşk sayesinde yıkan filmdeki ana karakterlerin; film içindeki en büyük kazanımı bilinçli varlıklarını ve özgürlüklerini kazanmaları olmuştur. Kadınların özneleşme süreçlerinde toplumsal cinsiyet normlarını yıkmaları kadar kendilerine olan güvenlerinin de kazanılması öne çıkmıştır. Felsefi olarak yaşanan bu özgürleşme ve özneleşme sürecinin motivasyonunu ise aşk sağlamıştır.

AşkSinemaTürk sineması+2
Gözde Tinç
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ve Kazak çizgi filmlerinin karşılaştırması: Kültürel kodlar bağlamında bir analiz örneği

İletişim tarihinde son yüzyıl, gelişimi tahmin edilmesi zor ve yeni alanlarıyla ön plana çıkmıştır. Elektriğin icadı ve buna bağlı olarak gelişen dijital dünya, halen öngörülmesi zor yenilikleri insanlığın kullanımına sunmaktadır. Gazete, dergi ve kitaplarla başlayan yazılı iletişimden sonra, radyo ve televizyonla devam eden görsel ve işitsel iletişim, radyo ve sinema alanında birçok yenilik getirmiştir. Sinemanın tarihsel süreci içerisinde, kendine yer bulan çizgi filmler de bu gelişmelerin bir sonucu olarak incelenmeye değer bir alandır. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye ve Kazakistan'da da çizgi filmler, ülkelerin siyasi, ekonomik ve toplumsal yapılarını yakından ilgilendiren bir olgu haline gelmiştir. Daha çok çocukların ilgi alanına giren ve hedef kitle olarak çocuklara yönelik masalımsı içerikler üreten çizgi film sektörü, son yüzyılda her iki ülkede de yetişen birkaç neslin eğitim süreçlerinde etkili olmuştur. Türkiye ve Kazakistan'da önceleri ithal ürünlerden olan çizgi filmler, sonraki yıllarda yerli yayıncılar tarafından geliştirilmiş ve yerli kanallar tarafından toplumun beğenisine sunulmuştur. Bu çalışmada, Kazakistan ve Türkiye'de yayınlanan çizgi filmlerin karşılaştırılması ve bilimsel olarak analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada nitel yöntem kullanarak metin analizi tekniği uygulanmıştır. Bu tez çalışmasının ana gövdesi dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm olan "Giriş" bölümünün ardından ikinci bölümde, konu ile alakalı temel nitelikteki giriş bilgilerine ve kitle iletişim araçlarına değinilmiştir. Ardından kültür kavramı ve çocuklara yönelik kitle iletişim araçlarındaki çalışmalar incelenmiştir. Çizgi filmlerin tarihsel gelişimi, bilimsel kavramların doğru eşleştirilmesi için önemli olduğundan çalışmanın üçüncü bölümünde çizgi filmler üzerinden televizyonun çocuklar üzerindeki etkisi ve televizyonun gelişim aşamaları ile ilgili bilgiler verilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde, Kazak ve Türk çizgi filmlerinin gelişimine genel bir bakış oluşturulmuş, Türkiye'de TRT Çocuk kanalında yayınlanan "Pepee" ve Kazakistan'da Balapan kanalında yayınlanan "Ali ve Aya" (Әли мен Айя) çizgi filmleri örneği ile işlenmiştir. Türk ve Kazak kültüründe çocuk yetiştirmede kullanılan hikâye, masal ve bu edebi türlerin etkili olabilmesi için kullanılan tüm kültürel ögeler, bu bölümde ele alınmıştır.

FilmFilm yapımcılığıKazakistan+5
Markhabbat İliyas
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş dönemi Hollywood sinemasında başkaldırı figürleri

Sinema; ortaya çıktığı günden itibaren fiziki olmayan, yalnızca ideolojik bir algı aracı olarak kullanılmış; ancak fiziki baskılara göre çok daha büyük sonuçlar elde edilmesine olanak sağlamıştır. İki Dünya Savaşı'nda da iktidar sahiplerinin savaş gerekçelerini toplum nezdinde meşrulaştıran önemli bir araç olarak ön plana çıkmıştır. Çalışma kapsamında sinemanın, ideolojiyi yayma ve kitle kontrolü sağlama üzerindeki etkisi; hegemonya ve kültür endüstrisi gibi kavramlar doğrultusunda analiz edilmiş ve bu etkinin dünya sinemasındaki kullanım örnekleri ele alınmıştır. Çalışmayla varılmak istenen nokta ise özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nin, sinemanın bu gücünü Soğuk Savaş döneminde (1947-1957) kullanma yöntemlerinin saptanması ve bu yöntemlere karşı yine Hollywood'da ortaya çıkan başkaldırı temsillerinin sosyal ve siyasal gerekçelerinin belirlenmesidir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda sinemanın, yalnızca egemen güçlerin ideolojik algı yoluyla hegemonya kurmasına hizmet etmediği, aynı zamanda iktidar eleştirisine de imkan veren muhalif bir kitle iletişim aracı olduğu görülmüştür. Çalışmayla; Hollywood'u kendi ideolojisini topluma empoze etmek amacıyla kullanan McCarthy dönemi (1947-1957) faaliyetlerinin, yine Hollywood'un içinden gelen Marlon Brando ve James Dean gibi gençliğin idolleştirdiği başkaldırı figürlerinin ortaya çıkışını engelleyemediği görülmüştür. Bu çerçevede elde edilen çıkarımların, çalışma sonunda örnek olarak seçilen filmlerin sosyolojik ve ideolojik incelemesi neticesinde desteklenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın son bölümünde, bahsi geçen döneme karşı muhalif bir tutum sergilediği düşünülen Laslo Benedek, Elia Kazan ve Nicholas Ray gibi yönetmenlerin Marlon Brando ve James Dean'i döneme karşı birer başkaldırı figürlerine dönüştürdüğü öngörülen ''The Wild One (1953)'', ''On the Waterfront (1954)'' ve ''Rebel Without a Cause (1955)'' filmlerinin sosyolojik ve ideolojik analizlerine yer verilmiştir.

Amerikan sinemasıHollywoodSinema+2
Utku Koçak
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Televizyonun Türkiye'ye gelişiyle beraber toplum tarafından algılanışı ve gündelik yaşama yansımaları

Bu araştırmada televizyonun 1968'den başlayıp 1980'e kadar olan süreçte toplum tarafından nasıl algılandığı, insanların gündelik yaşamlarına nasıl yansıdığı ortaya konulmuştur. O dönemdeki giyim kuşamdan, yeme içmeye, yerleşim kültüründen, zaman ve mekan algılayışına kadar gündelik yaşam unsurları ve bu unsurların televizyonla birlikte nasıl değiştiği araştırmada analiz edilmiştir. Bunun yanı sıra televizyonla birlikte geleneğin nasıl evrildiği; geleneğin nasıl yok olup yeniden demirlediği anlatılmış, büyülenme, yeniden büyülenme; gerçeklik ve hipergerçeklik kavramlarının televizyonla olan ilişkisi irdelenmiştir. Gündelik ve toplumsal yapılarla televizyon arasındaki diyalektik, o dönemde yaşayan insanlar ve gazeteler üzerinden alttan bir okumayla işlenmiştir.

GeleneklerGerçeklikGünlük yaşam+5
Beyza Nur Demirci
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

1990 sonrası Hollywood sineması romantik aşk filmlerinde aşk söylemi

Bu çalışmada 1990 sonrası Hollywood sineması romantik filmlerinde sonsuza dek mutluluğun anahtarı olarak ifade edilen romantik aşk söylemi araştırılmıştır. Romantik aşkla sonsuza dek mutlu olmanın ilk anlatılarından biri antik Yunan'dan günümüze ulaşmış olan Eros ve Psykhe mitidir. Grimm kardeşler tarafından asıllarına sadık kalınarak derlenmiş olan Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Sindrella, Uyuyan Güzel ve Rapunzel gibi peri masalları da Eros ve Pskhe mitiyle büyük benzerlikler taşımaktadırlar. Antik çağlardan günümüze masallarla taşınmış olan romantik aşk miti 19. Yüzyılda Batıda aile kurumunun temeli olarak ideolojik bir anlam yüklenmiştir. Bu çalışmada romantik aşk miti Eros ve Psykhe'nin hikâyesine ve peri masallarına dayanarak tanımlanmış ve mutlu sonla biten Hollywood romantik aşk filmlerinde bu mitin yeniden nasıl üretildiği üzerine bir söylem çözümlemesi yapılmıştır. Romantik aşk mitinin 1990 sonrası Hollywood sineması romantik komedilerinde günümüz metropol insanına uyarlanmış öykülerle yenilenerek tekrar üretildiği sonucuna varılmıştır.

AşkFilmHollywood+2
Didem Yalınay
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Fatih Akın'ın filmlerinde kimlik temsilleri

Bu çalışma, Türk-Alman sinemasının önde gelen isimlerinden biri olan Fatih Akın'ın filmlerinde, ikinci kuşağı temsil eden Türk göçmen karakterlerin kimlik temsillerine odaklanmaktadır. Çalışmada, ulusaşırı kitlesel göç hareketlerini de kapsayacak biçimde, küresel kültürel akışların güç kazandırdığı kültürel ?melezleşme? kavramının, ?yersiz-yurtsuzlaşma? ve ?yeniden yer-yurt edinme? kavramlarıyla ilişkisi çerçevesinde, Fatih Akın'ın filmlerinde temsil edilen ikinci kuşaktan Türk göçmen karakterlerin kimliklerine nasıl yansıdığını ortaya koymak amaçlanmaktadır. ?Melezleşme?yi diğer iki kavramla ilişkisi çerçevesinde ele alan bu tür bir yaklaşım, kavramın ve kavrama içkin deneyimlerin kimlik temsillerindeki yansımalarını mutlak olumlayıcı bir tablo içinden okumak yerine, daha dengeliyici bir bakış açısıyla ele almak açısından önem taşımaktadır.Bu doğrultuda, çalışma kapsamında, Fatih Akın'ın, birer kültürel metin olarak ele alınan Kısa ve Acısız (1998), Duvara Karşı (2004) ve Yaşamın Kıyısında (2007) adlı filmlerinin metinsel çözümlemeleri gerçekleştirilmekte ve elde edilen bulgular sonuç bölümünde tartışılmaktadır.Anahtar Sözcükler1. Kimlik2. Küreselleşme3. Fatih Akın4. Göçmen Sineması5.Kültürel Melezleşme

Akın, FatihGöçmenlerKimlik+4
Mustafa Turaç
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş Çin sinemasında kadının sunumu: Zhang Yimou örneği

Bu tez çalışmasının amacı; Zhang Yimou'nun filmlerinde kadının Çin kültüründeki toplumsal rolünün ve geleneksel Çin Sineması'ndaki temsilinin yıkıldığını göstermektir. Bu amaç doğrultusunda Zhang Yimou'nun dünya çapında en çok izlenen filmlerinden ?Kahraman? (Ying Xiang - Hero, 2002), ?Parlayan Hançerler? (Shi Mian Mai Fu ? House Of Flying Daggers, 2004), ?Altın Çiçeğin Laneti? (Man Cheng Jin Dai Huang Jin Jia ? Curse Of The Golden Flower, 2006) örnek olarak alınmış ve filmlerde kadının sunum biçimi incelenmiştir.Öncelikle Çin Sinema Tarihi, ardından Beşinci Kuşak Yönetmenler incelenmiş, ardından Zhang Yimou'nun sinema dilini oluşturan arka plan, hayatı ve başından geçenler irdelenmiştir. İkinci bölümde ise çalışmaya konu olan filmler Greimas'ın oluşturduğu göstergebilimsel dörtgen yöntemiyle çözümlenmiştir.Çözümlemeler sonucunda varsayımlar doğrulanmış, Zhang Yimou'nun geleneksel Çin Sineması'ndaki kadın temsilini yıktığı ve kök arama ve kimlik inşa etme sürecine katkı sağlayarak kadının ve toplumun kimliğini yeniden ürettiği sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Sözcükler:1.Çin Sineması2.Beşinci Kuşak3.Zhang Yimou4.Zhang Yimou Sinemasında Kadın

KadınlarSinemaYimou, Zhang+2
Aslıhan Şahin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Orhan Gencebay ve İbrahim Tatlıses filmlerinde merkez-taşra ilişkisi

Bu çalışmada 1970'ler Orhan Gencebay ve 1980'ler İbrahim Tatlıses filmlerinde merkez ? taşra ilişkisinin nasıl ele alındıkları incelenmeye çalışıldı. Türkiye'de merkez-taşra ilişkileri gerek Cumhuriyet öncesi gerekse Cumhuriyet sonrası dönemde iki uç kutup olarak yaşanmış, merkez ve taşra arasındaki mesafe 80'li yıllara kadar kapanmamıştır. 80'li yıllarla birlikte iç göç olgusu ulaşabileceği son noktaya gelerek kentsel alanların nüfusunun kırsal alanların nüfusunu aşmasıyla sonuçlanmıştır. Bunun yanı sıra 80'lerde uygulanan neo-liberal politikalara paralel biçimde ulus devlet etkisini kaybetmiş, merkez ve taşra arasındaki mesafe azalarak mevcut (hiyerarşik) ilişkide kırılmalar yaşanmıştır. Çalışma bu kırılmaların en yoğun yaşandığı 1970 ve 80'li yıllara odaklanmaktadır.Cumhuriyet öncesinden 80'li yıllara değişen bir seyir izleyen merkez-taşra ilişkileri, toplumsal hayattan bağımsız düşünülemeyecek sinemada da kendisini göstermiştir. Popüler yerli filmlerde merkez karşısında kenara itilen, kente eklemlenebilmesi için kentin resmi kültürünü özümsemesi, bu anlamda da dönüşmesi gereken taşralı imgesi, giderek yerini sesini yükselten, eleştiren bir taşralı imgesine bırakmıştır. 1970'lerde kent ortamına direnmeye ama aynı zamanda uzlaşmaya çalışanların kültürü olan arabesk kültür de 1970'lerden 1980'lere dönüşüm geçirmiştir. Bu çalışma arabesk şarkılı filmlerin söz konusu dönüşümünü incelemektedir.

ArabeskArabesk müzikMerkez-taşra ilişkileri+3
Olgun Atamer
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Gerçekçilik bağlamında İran sinemasında dil ve estetik

Yaptığımız çalışmada, gerçekçi sinema kuramı ve İran'ın kendine özgü kültürel ve politik şartları bağlamında İran sinemasının anlatı yapısı incelenmektedir. Bu amaçla önce gerçekçi kuram ve akımlar incelenerek gerçekçi anlatının temel özellikleri belirlenmistir. Ardından İran sinemasının tarihsel gelişimi ve İran sinemasının arka planında yer alan unsurlar incelenmiştir. Film çözümlemelerinde kullanılmak üzere, İran sinemasının sinematografik özellikleri, ilk bölümde belirlenen gerçekçi kuramın kodlarıçerçevesinde tasnif edilmistir. Toplanan veriler ışığında, İran sinemasının en bilinen örneklerinden Kiyarüstemi'nin Arkadaşın Evi Nerede(1987), Mecidi'nin Cennetin Çocukları(1997) ve Panahi'nin Beyaz Balon(1995) ve Ayna (1997) filmleri, biçim ve içerik açısından ayrıntılı olarak çözümlenmiştir. Sonuç olarak; İran sinemasının gerçekçi kuramın temel özelliklerine kendi kültürel dokusunu da ekleyerek kendine has bir sinema dili oluşturduğu belirlenmiştir.

DilEstetikFilm çözümleme+4
Ayşe Çağlayan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme sürecinde hemşehri dernekleri ve internetin rolü

?Küreselleşme Sürecinde Hemşehri dernekleri Ve İnternetin Rolü? adlı bu çalışmada, küreselleşme olgusuyla birlikte gelişen ve küreselleşmeyi hızlandıran internetin ve onun üzerinden kurulan hemşehri derneklerinin, derneğin üyeleri olan toplum kesimlerine kendi yerel kültürlerini paylaşma, yeniden üretme ve yardımlaşma gibi işlevleri nasıl yerine getirdikleri irdelenmiştir. Çalışma internetin, küresel kültürü yaymasının yanı sıra, yerel olan değerleri de ürettiğini ortaya koyması açısından önem teşkil etmektedir.Ekonomik, siyasi, kültürel ve sosyal yapılar üzerinde etkisini gösteren küreselleşme süreci kültürel anlamda iki yaklaşımı ortaya koymaktadır. Birinci yaklaşıma göre küreselleşme süreciyle birlikte farklı kültürler dünyayı saran tek hakim kültürün içinde erimektedir. İkinci yaklaşıma göre ise dünya üzerinde farklı kültürler yan yana akmaktadır.Modernleşme hareketleriyle birlikte Türkiye de yaşanan göçler 1980'lerde küreselleşmenin de etkisiyle hız kazanmıştır. Doğup büyüdükleri memleketlerinden farklı bölgelere göç eden kırsal kesim insanı göç ettikleri coğrafyalarda yalnız kalmak ve sahip oldukları kültürü kaybetmek korkusuyla aynı kültüre sahip, aynı coğrafyadan göç etmiş hemşehrileriyle yakınlaşma ihtiyacı duymuşlardır. Zamanla bu hemşehrilik ilişkisi, hemşehri dernekleri kurularak formel hale getirilmiştir. Hemşehri dernekleri organize ettikleri faaliyetlerle bir taraftan bireyciliğin hakim olduğu kent ortamında hemşehrilerin bir araya gelmesini sağlarken, diğer taraftan kırsal kesim insanının değerlerini ve kültürlerini korumasına olanak tanımaktadır.Böylece bir taraftan yerel kültürlerini yeniden üreterek paylaşmaktadırlar, diğer taraftan ise içinde bulundukları kültüre uyum sağlamaya çalışmaktadırlar.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Kültür, Hemşehrilik, Hemşehri Dernekleri, İnternet.

DerneklerHemşehrilikHemşehrilik dernekleri+4
Selda Külekci
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Korku sinemasında şiddet ve muhafazakârlık

Akademik alanda yeni yeni ciddiye alınıp, üzerinde çalışma yapılmaya başlanan korku ve istismar sineması, kendi alt türlerini oluşturarak zengin bir içerik sunmaktadır. Bu çalışmada korku ve korku sineması hakkında tanımlayıcı bilgilerin ardından korku türünün sıklıkla ürettiği istismar filmleriyle ilgili bilgi verilmiştir. Son yıllarda artış gösteren korku-istismar filmleri, izleyicilerin merakına seslenecek şekilde kanlı şiddet sahnelerine yer verseler de, içlerinden bazıları şiddeti sorunsallaştırabilmekte ve farklı okumalara imkan sağlayabilmektedir. Bu temel iddiamızı ortaya koymak için, korku ve istismar filmlerinin unsurlarını kullanan Wes Craven'ın Soldaki Son Ev (1972) Quentin Tarantino'nun Ölüm Geçirmez (2007) filmleri, Levi-Strauss'un ikili karşıtlık yöntemiyle incelenmiştir

FilmKorkuKorku sineması+4
Hakan Güler
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Irak Türkmen edebiyatında siyasal iletişim

Bu tez çalışması ile Irak Türkmenlerinde edebiyatın siyasal iletişim aracı olarak kullanıldığını Irak Türkmen Edebiyatı ürünlerinden seçilen 40 şiir ve hoyratlar üzerinden ortaya koymak amaçlamaktadır. Edebiyatın siyasal iletişim aracı olarak kullanılması, Siyaset, iletişim, siyasal iletişim kavramları çerçevesinde değerlendirilmiştir.Çalışmada, Irak Türkmenlerinin Halk Edebiyatı ürünlerinden seçilen toplam 40 şiir ve hoyrat söylem analizi ile toplumsal bağlam ele alınarak kodların açılması ile çözümlenmiştir.Şiir ve hoyratların çözümlemeleri sonucunda, Irak Türkmenlerinin, yaşadıkları baskı ve maruz kaldıkları asimilasyon politikaları nedeniyle ellerinden tüm siyasi ve kültürel hakların alınması sonucu, fikirlerini ifade etmek için edebiyatı, siyasal iletişimi sağlamak amacıyla bir araç olarak kullandıkları saptanmıştır.Anahtar Sözcükler1.Siyaset2.İletişim3.Siyasal İletişim4. Irak Türkmen Edebiyatı

EdebiyatHalk edebiyatıIrak+6
Muhammed F. Khedher
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Televizyon bağımlılığından internette video izleme bağımlılığına geçiş

Küresel kültürün ve bilginin yayılmasında kitle iletişim araçlarının etkisi çok büyüktür. Çağın en büyük kitle iletişim aracı ilk önceleri televizyonken şüphesiz internetle birlikte bu değişmiştir.İnsanlar teknolojik alandaki gelişmelere hep ilgi duyduğundan internet gibi bir buluş hayatımızın her alanında yerini almıştır. Günümüzde, birçok sosyal ağ sitesi ortaya çıkmış ve insanların iletişimini, etkileşimini, işbirliğini, çalışmasını ve hatta öğrenme sürecini bile yeniden şekillendirmiştir.İnternetin tahmin edilenden de hızlı yaygınlaşması, insanların istedikleri videoyu istediği zaman izleyebile olanağı olması, aşırı kullanıma ve yeni bir bağımlılık türü olarak nitelenebilecek internet bağımlılığına yol açmaya başlamıştır.Bu çalışmada, teknolojinin getirmiş olduğu yeni imkânlarla insanların artık televizyon izleme bağımlılığından çıktığına, internette video izleme bağımlılığına geçtiğine değinilecektir.Anahtar Kelimeler: İnternet, Televizyon, Bağımlılık.

BağımlılıkFacebookTelevizyon+3
İlyas Güler
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kamusal mekân olarak Beyoğlu'nun Türk Sinemasındaki temsili

Bu tezde, Türk sinemasında Beyoğlu'nun nasıl temsil edildiği, kamusal mekân, mekân-insan ilişkisi, sanatta ve sinemada mekân temsili bağlamında incelenmiştir. Kentler ve kentsel mekânlar gerek Avrupa, gerek Amerika, gerekse Türk sinemasında filmlere konu olmuştur. İstanbul ve Beyoğlu da Türk sinemasında sıkça işlenmiş kentsel kamusal mekânlardır. Öyle ki kent veyahut kentsel mekân, kimi filmlerin başkahramanı konumundadır. Özellikle 1950'li yıllarda ülkemizde Doğu'dan başta İstanbul olmak üzere Batı kentlerine göçün artması, sinemacıların da dikkatini çekmiş ve bu bağlamda filmler çekmişlerdir. 1980 sonrası daha sıklıkla işlendiği Türk sinemasında Beyoğlu; alt kültürün, lümpen hayatların ve uyuşturucu, kadın ticareti gibi yasa dışı işlerin mekânı olarak işlenmiştir. Bu bağlamda, tezde 1986 yapımı Beyoğlu'nun Arka Yakası, 1993 yapımı Gece, Melek ve Bizim Çocuklar, 1996 yapımı Eşkıya ve 2008 yapımı Güz Sancısı filmleri incelenmiş ve bu filmlerde mekânın nasıl konumlandırıldığı, mekânda bulunan kişilerin neden orada oldukları ve neler yaşadıkları analiz edilerek, Beyoğlu'nun Türk sinemasında, kentin karanlık, tehlikeli, kasvetli ve kötü yanını temsil ettiği ortaya konmaya çalışılmıştır.

FilmKamusal mekanlarMekan+5
Ayşe Didem Aydoğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Pembe dizilerin kadınlar üzerindeki etkisi

Pembe dizilerin kadınlar üzerindeki etkisi konulu bu çalışmada kulla-nım ve doyumlar yaklaşımı çerçevesinde kadınların çeşitli gereksinimlerini karşılamak adına pembe dizileri seyrettikleri varsayımından hareket edilmiş-tir. Bu noktada kadınların aktif izleyici oldukları ve pembe dizi izleme tercihlerini kendi istekleri doğrultusunda yaptıkları görülmüştür. Anket yapılan ev kadını izleyicilerin, pembe dizileri vakit geçirme, dinlenme ve alışkanlık gibi nedenlerden dolayı izlemeyi tercih ettikleri görülmüştür.Anketin gerçekleştirildiği örneklem grubunda, pembe dizleri seyretmelerine bağlı olarak herhangi bir tutum değişikliği saptanmamıştır. Dizilerde meydana gelen olaylarla ilgili duygusal tepkileri olmasına karşın, o dünyanın gerçek olmadığı, yaşananların gerçek dünyada olamayacağı ve dizilerdeki olayların Türk toplum yapısıyla bağdaşmadığı bilinci oldukça yerleşmiş durumdadır. Kadınların pembe dizileri izleme nedenleri ilgili sorulara verdikleri cevaplar arasında da tutum değişimine yönelik herhangi bir veri yoktur.Kadınların kişisel ve psikolojik özellikleri ile sosyo-ekonomik düzeyleri pembe dizileri seyretmelerinde etkili olmaktadır. Ancak bu etki sanıldığı kadar yüksek değildir. Tam tersine örneklem grubunun eskisi kadar pembe dizileri seyretmediği, bunun yerine ruhani içerikli bazı yapımlara yönelmeye başladığı görülmüştür.

DizilerEv kadınlarıKadınlar+2
Şebnem Kadıoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Televizyon ve sinema dünyasının yeni yıldızları: Ürünler ve ürün yerleştirme tekniğinin izleyiciler üzerindeki etkileri

Televizyon ve Sinema Dünyasının Yeni Yıldızları: Ürünler ve Ürün Yerleştirme Tekniğinin İzleyiciler Üzerindeki EtkileriÖnce sinemanın ortaya çıkışı, sonrasında elektronik medya olarak adlandırılan radyo ve televizyon yayınlarının başlaması ile birlikte ürün ve ürünlerin tanıtımında yeni süreçler başlamıştır. Yazının bulunmasından önce mallarını çığırtkanlık yoluyla satan pazarlamacılar, yazıyla yazılı unsurlara matbaa ile basılı unsurlara ve yine işitsel ve görsel medyanın oluşumuyla bu alanlara yönelmişlerdir. Bu noktada asıl amaç her zaman duyurmak bir ürünü tanıtmak ve satış sağlamak eğilimi olarak kendini ifade etmiştir. Pazarlama noktasında piyasa elemanları sürekli tüketici ile bağlantı kurabilmek için yöntemler aramışlardır. Bu arayış sürekli olarak teknolojinin gelişimi ile birlikte ortaya çıkan yeni kitle iletişim araçlarının kullanılmasını gerekli kılmıştır. Duyurmak, tanıtmak ve satmak üçlüsüyle hareket eden pazarlama unsurları satış sürecinde duyurunun etkisini gözlemlemek ve daha etkin stratejiler oluşturmaya yönelik tutum belirlemişlerdir.Elektro-mekanik tabanlı kitle iletişim araçlarının ortaya çıkması pazarlayıcılar ile tüketicileri buluşturacak yeni bir alan olmuştur. Bu alanlar içerisinde zamanla gelişen reklâm, önce radyo dünyasında kendine yer bulmuş sonra sinema dünyasında rastlantılar sonucu yerleştirmelerle kendini hissettirmiş ve televizyon ile birlikte zirvede yerini almıştır. Günümüzde gelişen reklâm alanları ile birlikte video oyunları şarkılar gibi birçok alanda ilerlemeye devam etmektedir.Tezin konusunu oluşturan ürün yerleştirme kavramı sinema ile birlikte ortaya çıkan ve televizyon dünyasında gelişen yeni alanlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır, tüketicilerin klasikleşen reklâm veya iletilere karşı takındığı duyarsızlığı yıkma noktasında etkin ve ucuz bir yöntem olarak kendini ifade etmekle birlikte ahlaki ve yasal altyapısı henüz oturtulamamıştır. Tezde ürün yerleştirme kavramı reklâm kavramı çerçevesinde incelenmiş ne olduğu ve nasıl uygulandığı ifade edilerek, etkinliği konusunda elde varolan bilgiler ışığında değerlendirmelerde bulunulmuştur. Örnek ürün yerleştirmeler kullanılarak bu yerleştirmelerden pazarlayıcı veya tüketici bazında firmalar veya araştırmalar yoluyla elde edilen veriler değerlendirilerek ürün yerleştirmenin etkinliği araştırılmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Reklâm, Televizyon, Sinema, Ürün Yerleştirme, Marka Yerleştirme

Reklam araçlarıReklam etkinliğiReklam ortamları+1
Mustafa Demir
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Sivil anayasa oluşturma sürecinde kitle iletişim araçlarının kamuoyu oluşturma fonksiyonu

Sivil Anayasa, Türkiye'de toplumun büyük bir kesiminin heyecanla beklediği bir özlem olarak dikkat çekmektedir. Özellikle sivil toplum örgütleri ve kamuoyu oluşumunda etkili olan kitle iletişim araçlarında değişik görüşlerden birçok köşe yazarı, fikir adamı ve akademisyen tarafından tartışılmaktadır.Bu çalışma, anayasa kavramı ekseninde yola çıkarak, Türkiye'nin tarihi perspektifini yansıtmakta ve kitle iletişim araçlarının, Türkiye'nin temel meseleleri ile Sivil Anayasa konusuna yaklaşımını incelemektedir.

Fuat Ustakara
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Amerikan ve Türk sinemasında star olgusunun gelişimi ve değişiminin geçmişten günümüze etkileri "Gündüşteki Simalar"

Sinema, hayal gücünü en iyi yansıtan alanlardan biridir. Bunun sebebi starlar ve onların kişi, stüdyo, medya düzeyinde tekrar düzenlenen kimliklerdir. Sinemaya gizem ve ölümsüzlük kazandıran, onu besleyen öğelerden biri beklide en önemlisi starlardır.Bir film; bir insanı bir noktadan başka bir noktaya götüren zaman makinesi olarak düşünülürse starlar da geçmişten günümüze toplumların yansımalarıdır.Her olgu gibi star olgusu da ekonomik ve toplumsal nedenlerle zamanla değişime uğramıştır. Bu değişim, farklı şekillerde ve alanlarda ortaya çıkmıştır. Bu durum doğal olarak sinemayı da etkilemiştir ve etkilemektedir.Bu çalışmada star olgusunun Amerikan ve Türk sinemasında gelişiminin ve değişiminin etkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Örnek olay çalışması olarak, filmlerin dünyaya açılan pencereleri afişlerin analizi seçilmiştir.

Amerikan sanatıAmerikan sinemasıDeğişim+6
Günşad Özger
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Güvenilirlik ve etik açıdan sanal gazeteler

E-gazetecilik, geleneksel gazetelerin ilk sayfalarının görüntü formatında internet üzerinden online olarak yayınlanması ile başlamıştır. Gelişen internet teknolojileri ve düşen internet maliyetleri sayesinde de, online gazetelere sadece ilk sayfa olmaktan çıkıp gazetenin tümünün internet üzerinden yayınlanmasına olanak vermiştir. Hatta gün içerisinde gelişen olayların günlük gazetelerde, bir sonraki gün yayınlanması mümkün iken, anlık haber yayınlanması online gazetecilikte mümkün olması devrim niteliği taşımaktadır. Bu durum izler ? okur kitle üzerinde cezp edici bir etki yaratmakta ve e-gazetelere olan ilgi artmaktadır. Bu artan talep doğrultusunda ise sanal ortamda yapılan gazetecilik, sadece geleneksel gazetelerin hakimiyetinden çıkmış ve hemen her isteyenin e-gazete oluşturabildiği bir ortamda bulunuyoruz.Geleneksel gazetelerin yayınlanabilmesi için gerekli olan ilk zorunluluk künyedir. Ancak sanal gazetelerin çoğunda künye bulunmuyor ve bununla ilgili herhangi bir yayın kuralıda bulunmamaktadır. Künyesi olmayan bir sanal gazeteye ne derece güvenilebiliriz ya da gazetecilik etiğine ne oranda bağlılık gösteriyorlar? Bu iki basit soruyu genişletmek mümkün olacaktır. Bir bilgiyi alırken kaynağın güvenilir ve bilinir olması haberin de gerçek ve güvenilir olduğuna işaret eder. Bu araştırmada inceleyecek konu da sanal gazeteler ve onların etik anlayışları olacaktır.

EtikGazetelerGüvenilirlik+4
Sami Çöteli
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Aile içi iletişimin ortaöğretim öğrencilerinin madde bağımlılığına etkisi (Elazığ ili örneği)

Türkiye gibi genç nüfusa sahip bir ülkenin şüphesiz ki en önemli sorunlarından birisi ergenlik dönemindeki gençlerin madde kullanımına çok küçük yaşta başlamalarıdır. Yapılan araştırmalar madde kullanım yaşının ilköğretim seviyesine kadar indiğini göstermektedir (Köknel, 1998: 265). Gençlerin bu maddelere başlarken aile içerisinde yaşadıkları problemler, fiziksel ve ruhsal şiddet görmesi, kuşak çatışması, iletişim bozuklukları vb. faktörler madde bağımlılığında en temel tetikleyici unsurlar olarak göze çarpmaktadır(Dökmen, 2006: 112).Araştırmanın evrenini, 2008-2009 öğretim yılında Elazığ ili Merkez ilçesinde bulunan `'37'' ortaöğretim okulunda öğrenim gören 13.565'i erkek, 10.922'si kız olmak üzere toplam 24.487 öğrenci teşkil etmektedir. Araştırmanın örneklemini; Elazığ İl Merkezindeki Genel lise, Mesleki ve Teknik lise, Anadolu lisesi, Fen lisesi ve Özel/Paralı liseler arasından raslantısal olarak seçilen 500 öğrenci (% 2) oluşturmaktadır.Araştırmada; Elazığ İl merkezindeki ortaöğretim öğrencilerinin aile içi iletişimlerinin madde bağımlılığında etkileri araştırılmaktadır. Araştırmacı tarafından erken yaşta madde bağımlılığına en temel neden olarak gösterilen aile içi iletişim, iletişimsizlik ve iletişim bozuklukları bu araştırmada tüm boyutlarıyla araştırılmaya çalışılmaktadır.Ailenin demografik yapısı, sosyokültürel özellikleri ve aile içi iletişim ile ergenlerin madde bağımlılığı arasında anlamlı bir ilişki bulunup bulunmadığını belirlemek için; veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen ölçme aracı kullanılmıştır. Veriler SPSS 15.0 istatistiksel çözümleme programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Veriler ve elde edilen sonuçlar ışığında; bağımlı olan ve olmayan gençlerin aile yapıları tespit edilerek madde bağımlılığı ile aile içi iletişim arasındaki ilişki belirlenmeye çalışılmıştır.Araştırmada; arkadaş çevresi ve sosyal faktörler üzerinde durulmamış, toplumun temel taşı olan aile ve aile içi iletişim birinci öncelikli unsur olarak dikkate alınmıştır.Araştırma sonucunda; ailede meydana gelen yıkımlar, kavgalar ve olumsuzlukların ortaöğretim dönemlerinden itibaren gençleri sosyal bunalım ve çıkmazlara sürüklediği, sigara, alkol ve uçucu madde bağımlılığını tetikleyici etkiye sahip olduğu görülmektedir. Ayrıca bu araştırma, çocukları madde bağımlılığından uzak tutacak, güçlü ve sağlıklı ilişkileri olan aile modellerini de göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Madde bağımlılığı, İletişim, Aile, Ergen, Aile İçiİletişim

Aile içi iletişimAlkol bağımlılığıBağımlılık+5
İsmail Karaca
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de azınlıkların televizyonda yansıtılma biçimi

Bu çalışma, Türkiye'de ulusal çapta yayın yapan dört televizyon kanalının ana haber bültenlerinde, azınlıklar ve etnik kimliklerle ilgili konuların nasıl yansıtıldığını incelemektedir. Yıllardan beri içinde bulunduğu yasal zeminle, bugün Avrupa Birliği kriterleri arasında bir ?sıkışmışlık? yaşadığı gözlenen medyanın, azınlıklar ve farklı etnik kimliklerle ilgili konularda nasıl bir bakış açısı belirlediği, farklı grupların talepleri karşısında nasıl bir iletişim ortamı oluşturduğu ve bu grupların taleplerinin medyanın söylemine ne kadar yansıdığı, bu çalışmada ele alınacak ve örnek olaylarla analiz edilerek sorgulanacaktır. Çalışma üç ana bölüme ayrılmaktadır; birinci bölümde, ulus-devlette azınlık ve yurttaşlık kavramlarının ne anlama geldiği ve ?azınlık? kavramının hukuksal çerçevesi ile ilgili açıklamalara yer verilmiş ve küreselleşme, ulus-devlet ve azınlık hakları ile küreselleşmenin azınlık taleplerine olan etkisi incelenmiştir. İkinci bölümde, Türkiye'de medyanın azınlıklara ve etnik kimliklere yaklaşımına değinilmiş ve Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde değişmeye başlayan medya kriterleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise; seçilen televizyon kanallarında, 2005?2007 tarihlerinde Türkiye'de azınlıklar ve etnik kimliklerle ilgili bazı önemli gelişmelerin yaşandığı tarihlerde, dört ana haber bülteninde bu gelişmelerin nasıl ele alındığı ve sunulduğu analiz edilmiş ve elde edilen bulgular konu ile ilgili bir sonuca bağlanmıştır.

AzınlıklarTelevizyon
Canan Özkan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Televizyonda yayınlanan magazin programlarında tüketim kültürü olgusu

Medyanın son yıllardaki hızlı gelişmesi, tüketim kültürünün gelişmesine neden olmuştur. Medya, tüketim kültürünün oluşturulmasında ve dağıtılmasında etkili olmaktadır. Son yıllarda tüketim kültürünün yaygınlaşmasıyla birlikte televizyondaki program türleri yeniden şekillenmiştir. Bu program türlerinden birisi olan magazin programları tüketim kültürünün yaygınlaşmasında etkin rol üstlenmektedir. Bu doğrultuda magazin programlarındaki ticari yapının ağırlık kazanmasını sağlayan tüketim kültürü bağlamının açımlanması amaçlanmaktadır. Türk televizyonlarında yayınlanan magazin programları son yıllarda yaşanan değişim sonucu tekrar şekillenmiş ve ticari televizyonun tipik örneği haline gelmiştir.Magazin Programları; şarkıcı, manken gibi ünlü kişilerin yaşamlarını sunarken beraberinde tüketim kültürünü de izleyicilere empoze edilmektedir. Bu programlar, tüketim kültürünün aktif temsilcisi durumundadır ve gündemi sıkı bir şekilde takip ederek; şarkıcıları, şarkıcıların ürünlerini izleyicilere sunmaktadır. Tüketim kültürü izleyicilere aktarılarak, izleyicilerin yaşamlarında değişiklik yaratmayı ve tüketimin teşvik edilmesi hedeflenmektedir.Bu çalışmanın amacı: Televizyonda yayınlanan magazin programlarında tüketin kültürü olgusunu belirlemektir. Bunun yanında magazin programlarında bulunan tüketim kültürü unsurlarının televizyonun ticarileşmesine katkıda bulunduğunu ve bu unsurların kişiler ile programlarda kullanılan materyaller ile aktarıldığını tespit etmek gerekmektedir.Bu amaçla, 31 Aralık 2005 ile 5 Şubat 2006 tarihleri arasındaki 6 hafta boyunca Türkiye'de en çok izlenen 4 televizyon kanalında yayınlanan 4 magazin programı kaydedilmiştir. Bu programlarda tüketim kültürü unsurları içerik çözümlemesi tekniği ile aranmıştır.Araştırma sonuçlarına göre, magazin programlarında kendisi de bir tüketim kültürü ürünü olan şarkıcıların çoğunlukta olduğu tespit edilmiştir. Giyim tarzları, mekanlar, kendini gündeme getirme mesajları ve ürünlerin sayıca fazlalığı, izleyicilere aktarılan materyallerin tüketim kültürü unsurlarından oluştuğunu ortaya koymuştur. Magazin programları içerisindeki tüketim kültürü unsurları ile hem şarkıcının, hem şarkıcının ürünlerinin, hem de kanalın veya televizyon programının tanıtımı ya da satışı yapılmaktadır. Televizyonun içinde ne kadar tüketim unsuru varsa, o kadar ticarileşmiştir. Zaten içerik çözümlemesi sonuçları, bu programların içerisindeki tüketim kültürü unsurlarının varlığını ortaya koymaktadır.Bu araştırmaya göre, magazin programları televizyon içeriğinin ticarileşmesinin tipik örneğini teşkil etmektedir.Anahtar Sözcükler1. Televizyon2. Magazin Programları3. Tüketim Kültürü

MagazinTelevizyonTelevizyon programları+2
Hüseyin Çelik
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Özel televizyon yayıncılığına geçiş sürecinde TRT'nin yazılı basında sunumu (1990 ? 2007)

1980'li yıllarla başlayan yeniden yapılanma süreci ile birlikte dünyada, gerek sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda gerekse medya alanında köklü değişimler yaşanmıştır. Bu değişen iletişim ortamında, ticari televizyonların birbiri ardına yayın hayatına başlamaları sonucu, kamu hizmeti yayıncıları tekel konumlarını kaybetmişler ve büyük sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır. Medya alanında yaşanan bu dönüşümler, Türkiye'de de kısa sürede yansımasını bulmuştur. Nitekim kamu hizmeti yayıncısı TRT'nin tekeli, 1990 yılında Star 1'in yayın hayatına başlamasıyla son bulmuştur. Dolayısıyla, önce Star 1'in ardından da diğer tecimsel televizyonların ortaya çıkmasıyla TRT, çeşitli ülkelerde kamu hizmeti yayıncılarının yaşadığı sıkıntı ve sorunları ağır bir biçimde hissetmeye başlamıştır.Bu noktadan hareketle çalışma, hem 1990'lı yıllar hem de 2000'li yıllar boyunca TRT'nin hangi başlıklar etrafında tartışıldığını ve ne tür sıkıntılar yaşadığını, yazılı basında yer alan haberler ve köşe yazıları aracılığıyla ortaya koyabilmeyi amaçlamıştır. Bu amaç çerçevesinde 1990 ? 2007 yılları arasında Zaman, Hürriyet ve Cumhuriyet gazetelerinde TRT'nin ele alındığı haberler ve köşe yazıları taranmış ve çalışmanın amacına uygun olanlar örnek olarak seçilmiştir. Örnek olarak seçilen haber ve köşe yazılarından elde edilen veriler ise, belli kategoriler altında toplanarak analiz edilmiştir.Yazılı basın üzerinden yapılan bu analiz neticesinde TRT'nin, izleyicisi ile bir bağ kuramadığı, Türk kamuoyu nezdinde kamu hizmeti yayıncısı olarak konumlandırılmadığı, hep aynı konular etrafında eleştirildiği ve çoğunlukla da olumsuz bir imajla okuyuculara sunulduğu görülmüştür. Bunlara ek olarak TRT, ticari yayıncılık ortamında tek başına bırakılmış ve ne basından, ne vatandaştan, ne de siyasilerden destek görmemiştir. Kısacası dünyada kamu hizmeti yayıncılarının yaşadığı sorunlara paralel olarak, benzer sıkıntıları Türkiye örneğinde de TRT yaşamıştır.Anahtar Sözcükler1. Yeniden Yapılanma2. Kamu Hizmeti Yayıncılığı3. Ticari Yayıncılık4. TRT5. Star 1

BasınGazetelerKamu yayıncılığı+6
Filiz Erdemir
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

İfade özgürlüğü ve avrupa birliği medya politikasına uyum çerçevesinde televizyon programlarının sınıflandırılması sorunu

İnsan yaşamındaki sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal gelişmeler televizyon yayıncılarının yeni program türleri ortaya koymasına esin kaynağı olmaktadır. Teknolojinin de hızla gelişmesi sayesinde program tanımlarını yeniden yapmak, türlerin ve alt türlerin ayrımını net ifadelerle ortaya koymak, radyo ve televizyon yayınlarının hukuka uygunluğunu denetlemek adına kaçınılmaz olmuştur.Televizyon yayıncılığı alanında düzenleyici ve denetleyici otorite olarak görev yapan üst kurullar, televizyon programlarının hukuka uygunluğunu denetlerken, yayın kuruluşları ile ortak bir dilde anlaşma ihtiyacı hissetmektedir. Bu durum zaman içerisinde bir zorunluluk halini almış ve ortak yayın ölçütlerinin geliştirilmesi kaçınılmaz olmuştur.Çalışmanın ilk bölümünde televizyonun tanımı ve tarihçesine değinilerek, Türkiye'de televizyon yayıncılığının gelişimine; ikinci bölümde, ifade özgürlüğü kavramı ele alınarak ulusal bildiri ve belgelerde ifade hürriyetinin nasıl ele alındığı açıklanmıştır. Üçüncü bölümde, ifade özgürlüğünün televizyon program yayıncısına sağladığı program düzenleme serbestliği üzerinde durularak, yayıncıları program düzenleme serbestliğine sevk eden sebepler tartışılmıştır. Dördüncü bölümde ise, televizyon programlarının sınıflanması ve kodlanmasına yönelik EBU'nun ve RTÜK'ün hazırladığı çalışmalar değerlendirilmiş, eleştirilmiş ve alternatif yeni bir sınıflama ve kodlama kılavuzu hazırlanmıştır.Bu çalışmada, EBU'nun hazırladığı ?Radyo-Televizyon Programlarını Sınıflandırma Sistemi? çalışmasının orijinal metni Türkçe'ye çevrilerek sınıflandırma ve kodlama bilgileri incelenmiştir. RTÜK'ün bu çalışmadan esinlenerek hazırladığı ?Yayınlarda Program Türleri Kod, Tanım ve Sınıflandırmaları? Kitapçığı'nın eksik yönlerinin tamamlanmasıyla oluşturulan alternatif kılavuzun alanda yaşanan güncel sorunlara cevap vermesi hedeflenmektedir. Çalışma, düzenleyici üst kurulların izleme ve değerlendirme faaliyetlerini rahatlatmak ve yayıncıların da yayın akış planlarını ve program kimlik bilgilerini doğru bir şekilde oluşturmalarına katkı sağlamak üzere hazırlanmıştır.Anahtar sözcükler:1)İfade özgürlüğü2)Kod ve alt kodlar3)Program düzenleme serbestliği4)Program sınıflandırması5)Program türleri

Avrupa Sınır Ötesi Televizyon SözleşmesiTelevizyon programlarıTelevizyon yayıncılığı+2
Fikret Yazıcı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Radyo ve televizyon yayıncılığında yayın ilkelerinin ihlâli ile yaptırım uygulamasında ortaya çıkan sorunlar

Günümüzde, insanlar üzerinde büyük etkisi olduğu düşünülen ve her hangi bir ücret ödemeksizin büyük kitlelere ulaşan radyo ve televizyon yayıncılığı, bu özellikleri gereği, topluma karşı sorumlu olmalıdır. Bu bağlamda ?toplumsal sorumluluk?, yayıncıların, özdenetim kuruluşlarının ve devletin oluşturduğu yayın ilkeleri ve yayın içeriklerinin bu ilkelere uygunluğunun denetlenmesiyle gerçekleşir.Dünyadaki örneklere bakıldığında, ABD ve Kanada gibi ülkelerde radyo ve televizyon yayıncılığını kapsamlı yayın ilkeleriyle düzenleyen özdenetim kuruluşlarını görmek mümkündür. Ayrıca özdenetimin haricinde, AB mevzuatında yayıncılığın belli sınırlamalara tabî olduğu kabul edilmiştir. Yine aynı şekilde, birçok ülkede yayıncılık alanı devlet tarafından oluşturulan yayın ilkeleriyle denetlenmekte ve bu ilkelere uymayanlara çok ciddi yaptırımlar uygulanmaktadır.Türkiye'de de yayıncılık alanının, gerek yayıncılar, gerek özdenetim kuruluşları ve gerekse devlet tarafından oluşturulan yayın ilkeleriyle sınırlandığını söylemek mümkündür. Ancak, 3984 sayılı Kanunun 4. maddesinde öngörülen yayın ilkeleri, ?reyting kaygısı? nedeniyle, yayıncılar tarafından sıkça ihlâl edilmektedir. İhlâllerin sayıca fazla olmasın diğer bir nedeni ise, 3984 sayılı Kanunda belirtilen yaptırımların caydırıcı olmamasıdır. Ayrıca, yaptırım uygulama sürecinde RTÜK'ün yavaş çalışması, farklı tarihlerdeki ihlâllerin tek bir ihlâl şeklinde değerlendirilmesi gibi nedenler ve yayın kuruluşları tarafından yargıya götürülen RTÜK uygulamalarının karara bağlanmasının çok uzun zaman alması, yaptırımların caydırıcılığını azaltmaktadır.Kamu yayın kuruluşu TRT'de ise, genellikle yayın içeriklerinde ihlâl olup olmadığına, dışarıdan gelen müdahaleler sonucunda karar verilmektedir. Bunun haricinde, Türkiye'de gelişmiş bir özdenetim anlayışı bulunmamaktadır. Bu durumun temel gerekçesi, radyo ve televizyon yayıncılığını kapsamlı biçimde düzenleyen bir özdenetim kuruluşunun bulunmayışıdır. Ayrıca yayıncılar, kendi özdenetimlerini sağlamakta yetersiz kalmaktadır.Bu özellikleriyle Türkiye'deki yayıncılık anlayışı, ?toplumsal sorumluluk?tan uzaktır.

RTÜKRadyo yayıncılığıRadyo-Televizyon Kanunu+7
Kemal Cem Baykal
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00