Koç University
Anabilim Dalı

Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı

Koç University

758

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Rejyonel anestezi sonrası görülen komplikasyonların değerlendirilmesi

Çalışkan A. Rejyonel anestezi sonrası görülen komplikasyonların değerlendirilmesi. Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Tezi. Zonguldak 2012.Ocak 2009 - Aralık 2010 tarihleri arasında rejyonel anestezi altında opere edilen olgulara ait komplikasyonlar retrospektif olarak araştırıldı. Belirlenen süre içerisinde 2000 hastanın bilgilerine ulaşıldı. Ek anestezik yöntem olarak genel anestezi almayan 1568 vakanın komplikasyonları analiz edildi. Komplikasyonlar preoperatif, perioperatif ve postoperatif olmak üzere üç başlık altında toplandı ve tedavileri kaydedildi. Çalışmamızda 1568 olgunun 585'inde (%37,3) komplikasyon geliştiği tespit edildi. En çok görülen komplikasyon %16,8 (n=264) oranı ile hipotansiyondu. Diğer görülen komplikasyonlar ise bradikardi %9,5 (n=149), bulantı kusma %15 (n=235), disritmi %0,5 (n=8), kardiyak arrest %0,2 (n=3), kaza ile dura delinmesi %1,1 (n=17), hipertansiyon %2,7 (n=42), Postdural baş ağrısı %0,2 (n=3), aşırı postoperatif ağrı %1,1 (n=17), motor defisit %0,3 (n=5), duyusal defisit %0,1 (n=2), titreme %0,1 (n=1) oldu. Erkeklerde komplikasyon görülme oranı %27,8 (n=243) iken bu oran kadınlarda % 49,2 (n=342) idi (p<0,001). Bradikardi (n=103) erkeklerde daha fazla görülürken; hipotansiyon (n=189), bulantı (n=189) ve aşırı ajitasyon (n=31) kadınlarda daha fazla görüldü. 65 yaş ve üstü 349 hastanın 123'ünde (%35,2) komplikasyon geliştiği tespit edildi. En çok görülen komplikasyon %12,6 (n=44) ile hipotansiyondu. Diğer komplikasyonlar bulantı kusma %3 (n=12), bradikardi %11,7 (n=41), hipertansiyon %4,6 (n=16), disritmi%1,4 (n=5), kardiyak arrest %0,6 (n=2), kaza ile dura delinmesi %2,6 (n=11) olarak saptandı. 65 yaş ve üstü hastalarda komplikasyonlar açısından cinsiyet farkı anlamlı bulunmadı (p =0,093). Çalışmamızda hipotansiyon görülen vakalarda tedaviye ihtiyaç duyulmayan hasta oranı %0,4 iken; bradikardi görülen vakalarda ise bu oran %0,7 olarak bulundu.Sonuç olarak; tüm hasta gruplarında en sık görülen komplikasyon hipotansiyon olmuştur.

Anestezi-kondüksiyonGeriatriKomplikasyonlar+2
Aydan Çalışkan
Zonguldak Bülent Ecevit University
2012
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Anestezi uygulamalarının serum selenyum, bakır, çinko, demir seviyesi ve antioksidan kapasite üzerine etkileri

Bu çalışmada genel anestezi idamesinde sevofluran, desfluran ve propofol uygulamalarının serum selenyum (Se), bakır (cu), çinko (Zn), demir (Fe) seviyeleri ve malondialdehit (MDA), glutatyon peroksidaz (GPx) ölçümleri ile antioksidan kapasite üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Genel anestezi altında turnike uygulanacak tek taraflı alt ekstremite cerrahisine girecek ASA I-III risk grubunda 18 yaş üstü 60 hastaya operasyondan 30 dakika önce 0.07 mg/kg intramüsküler midazolam premedikasyonu uygulandı. Operasyon odasında rutin monitörizasyondan sonra damar yolu açıldı. Bazal serum Se, Cu, Zn, Fe, MDA ve GPx seviyelerini tespit için kan örneği alındı. Anestezi indüksiyonunda 2-2.5 mg/kg propofol, 1 mg/kg lidokain ve 0.6 mg/kg rokuronyum intravenöz (iv) uygulandı. Randomize üç eşit gruba ayrılan olguların anestezi idamesinde % 50:50 O2:N2O 4L/dk taşıyıcı gaz altında Grup S'ye 1 MAC sevofluran, Grup D'ye 1 MAC desfluran, Grup P'ye % 50:50 O2:hava 4L/dk taşıyıcı gaz altında 6 mg/kg/saat propofol ve 1 mcg/kg/saat fentanil infüzyonu iv uygulandı. Entübasyonu takiben opere edilecek ekstremite eleve edildikten sonra Esmarch bandajı ile sarılarak, 300 mmHg basınçta turnike uygulandı. İntraoperatif arteriyel kan basıncı ve kalp atım hızı değerlerinde bazal değerlerin % 20 ve üzeri artış olursa 50 mcg fentanil iv uygulanması planlandı. Hastaların demografik verileri, operasyon ve turnike süreleri, kullanılan fentanil miktarları, kanama ve verilen kan miktarları kaydedildi. Postoperatif 0, 24, ve 48. saatlerde serum selenyum, bakır, çinko, demir, MDA ve GPx seviyelerinin tespiti için yeniden kan örnekleri alındı. İstatistiksel değerlendirme sonucunda Grup S ve P'de oksidatif stres belirteçlerinden MDA seviyelerinin postoperatif 48.saatte bazal değerlere göre azaldığı ve antioksidan durum belirteçlerinden GPx seviyelerinin bazal değerlere göre arttığı, Grup D'de ise değişmediği gözlendi. Eser elemetlerden selenyumun Grup S'de postoperatif 0. ve 48.saatlerde, Grup P'de 24. ve 48. saatlerde, çinkonun Grup D'de 24. saatte ve Grup P'de 24.ve 48.saatlerde, demirin her üç grupta da postoperatif 24. ve 48. saatlerde azaldığı, bakırın ise her 3 grupta da bazal değere göre değişmediği gözlendi.Çalışma sonunda MDA ve GPx belirteçleri dikkate alındığında propofol ile genel anestezi idamesinin oksidatif strese karşı antioksidan sistemi aktive ettiği ve antioksidan sistemin kullanımına bağlı olarak Se ve Zn seviyelerini azalttığı, sevofluran ile genel anestezi idamesinin oksidatif strese karşı antioksidan sistemi aktive ettiği ve antioksidan sistemin kullanımına bağlı olarak Se seviyelerini azalttığı, desfluran ile genel anestezi idamesinin oksidatif stres ve antioksidan sistem üzerine bir etkisi olmadığı ve dolayısıyla eser element seviyelerini değiştirmediği, ancak her üç yöntemin de serum Fe seviyelerini azalttığı kanısına varıldı.

AnestetiklerAnesteziAntioksidanlar+7
Mehmet Akın
Zonguldak Bülent Ecevit University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Anestezi indüksiyonunun koku işlevine ve koku hafızası üzerine olan etkileri

Bu çalışmada rutin genel anestezi uygulamalarının postoperatif koku işlevi ve koku hafızasına olan etkilerini araştırmayı amaçladık. Genel anestezi altında ASA I-II risk grubunda elektif şartlarda opere edilecek, endotrekeal entübasyon gerektiren, operasyon süresi 40-180 dakika arasında olması planlanan, 18–60 yaş arası 97 olgu çalışmamıza dahil edildi. Hastalar rastgele 3 gruba ayrıldı. Grup PP (Propofol-Propofol grubu n=33), Grup PS (Propofol-Sevofluran grubu n=34), Grup SS (Sevofluran-Sevofluran grubu n=30). Hastalara operasyondan 30 dakika önce (T1) butanol eşik testi ve koku idendifikasyon testi uygulandı. Rutin monitörizasyonu takiben anestezi indüksiyonu Grup PP ve Grup PS'de propofol 2-2,5 mg/kg ve remifentanil 1 µg/kg ile Grup SS'de yüz maskesi ile %7 konsantrasyonda sevofluran ve remifentanil 1 µg/kg ile sağlandı. Tüm gruplara 0,6 mg/kg rokuronyum uygulandı ve entübasyon sağlandı. Anestezi idamesi Grup PP'de ilk 10 dk 10 mg/kg/s, sonraki 10 dk 8 mg/kg/s daha sonraki sürede 6 mg/kg/s propofol ve 0,2 µg/kg/dk remifentanil infüzyonu ile Grup PS ve Grup SS'de ise 1 MAC sevofluran ve 0,20 µg/kg/dk remifentanil infüzyonu ile sağlandı. Tüm gruplarda %50:50 O2:hava şeklinde 4L/dk taze gaz akımı uygulanarak, Et CO2 30–35mmHg olacak şekilde tidal volüm ve frekans ayarlandı. Postoperatif 30. dakikada (T2), postoperatif 8. saat (T3) ve postoperatif 24. saatlerde (T4) koku eşik ve koku identifikasyon testleri yeniden uygulandı. Olguların demografik verileri (yaş, cinsiyet, kilo), ASA değerleri ile koku identifikasyon ve koku eşik test değerleri kaydedildi. Her üç anestezi uygulama yönteminin de operasyondan 30 dakika sonraki dönemde koku eşik değerini bazal değerlerine göre arttırdığı, diğer dönemlerde SS ve PS grubunda koku eşik değerlerindeki bozulmanın postoperatif 24 saat boyunca devam ettiği, PP grubunda ise postoperatif 8. saatten itibaren koku eşik değerlerinin bazal seviyeye döndüğü gözlendi. Koku identifikasyon test değerlerinde PP grubunun da postoperatif 8. ve 24. saatlerde bazal değerlere göre artış gözlendi. SS ve PS gruplarında postoperatif 30. dakikada koku identifikasyon test değerlerinde azalma olduğu postoperatif 8. saatte ise bazal değerlerine döndüğü gözlendi. Postoperatif 24. saatte ise bazal değerlerine göre artış olduğu gözlendi. Çalışma sonunda anestezi indüksiyonu ve idamesinde sevofluran kullanılan gruplarda koku algılanmasını olumsuz yönde etkilediği, koku hafızasında ise geçici bir bozukluğa yol açtığı, indüksiyon ve idamede propofol kullanımının ise koku algılamasında yalnızca erken dönemde geçici bozukluk meydana getirdiği, koku hafızasında ise herhangi bir bozukluğa yol açmadığı hatta koku hafızasını düzeltebileceği kanısına varılmıştır. Geçimi ve güvenliği koku alma ile yakından ilgili olan insanlarda ve özellikle de postoperatif erken dönemde derlenmenin önem sağlayacağı günübirlik cerrahiler gibi işlemlerde genel anestezi uygulamalarında mümkünse anestezi indüksiyonu ve idamesinde propofolün tercih edilmesinin uygun olacağı düşünülmüştür. Bu konuda ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Anestezi indüksiyonu, koku işlevi, koku hafızası, sevofluran, propofol.

AnestetiklerAnesteziKoku duyusu+3
Üstün Sezer
Zonguldak Bülent Ecevit University
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Total kalça operasyonlarına giren yaşlı hastalarda serebral oksijen saturasyonu değişiklikleri

Bu çalışmada genel anestezi altında total kalça protezi (TKP) operasyonlarına giren yaşlı hastalarda rejyonal serebral oksijen saturasyonu (rSO2) değişikliklerini ve postoperatif kognitif disfonksiyonu engellemek için rSO2 monitörizasyonunun postoperatif kognitif fonksiyonlar üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Genel anestezi altında total kalça protezi cerrahisine girecek ASA I-III risk grubunda 60 yaş üstü 50 olgu çalışmaya dahil edildi. Premedikasyon uygulanmayan tüm olgulara, operasyon odasına alınmadan önce eğitim durumlarına uygun hazırlanmış mini mental test (MMT), sayı menzili testinden oluşan nörokognitif testler uygulandı. Operasyon odasına alınan olgulara rutin monitörizasyondan sonra damar yolu açıldı, ardından radial arter kateterizasyonu ve monitörizasyonu uygulandı. Olgular rastgele 2 gruba ayrıldı. Grup R (rSO2 takibi yapılacak n=25) ve Grup K (Kontrol grubu n=25). Grup I'de olguların sağ ve sol frontal bölgelerine bölgelerine fiberoptik serebral oksimetre sensörleri (INVOS 5100 Somanestic Inc, Troy, Mich) yerleştirilerek rSO2 monitörizasyonu sağlandı ve bazal rSO2 değerleri kaydedildi. Grup K'da ise herhangi bir rSO2 monitörizasyonu uygulanmadı. Anestezi indüksiyonunda 2- 2.5 mg/kg propofol, 1 mg/kg lidokain, 1 μg/kg remifentanil ve 0.6 m/kg rokuronyum intravenöz (i.v.) uygulandı. İdamede remifentanil (0,05-0,25 μg/kg/dk) infüzyonu ile 1 MAC desfluran %50:50 O2:hava şeklinde 4L/dk taze gaz akımı uygulanarak sağlandı. Hastalara santral kateterizasyon uygulandı. Hastaların demografik verileri, anestezi, operasyon, derlenme, hastanede kalış süreleri, kalp atım hızları (KAH), invaziv ortalama arteriyel kan basıncı (OAB), periferik O2 saturasyonu (SpO2), santral venöz basınç değeri, end tidal karbondioksit (EtCO2) değerleri, intraoperatif kullanılan rokuronyum ve remifentanil miktarları, kanama miktarları, replasman sıvıları ve replase edilen kan ürünleri miktarları, preoperatif ve postoperatif hemoglobin, hematokrit değerleri kaydedildi. Grup R'de ki hastaların serebral rSO2 değerleri bazal, indüksiyon sonrası, entübasyon sonrası 1.dk., cerrahi sonrası 1.dk., cerrahi sonrası sonrası 10.dk., çimentolama öncesi, çimentolama sonrası, operasyon bitiminde ve derlenme odasına geldikten sonra kaydedildi. Ek olarak minumum ve maksimum serebral rSO2 değerleri de kaydedildi. Anestezi yönetimi sırasında serebral rSO2'in bazal değerin %75 inin üzerinde tutulması hedeflendi. Serebral desaturasyon (serebral hipoksinin göstergesi), serebral rSO2'nin bazal değerin %75 inin veya 50 değerinin altında 15 saniye boyunca seyretmesi olarak tanımlandı. Serebral desaturasyon oluştuğunda; ventilatör, anestezi devresi ve baş pozisyonu kontrol edildi, FiO2'yi arttırarak kan oksijenizasyonu arttırıldı. EtCO2 normal aralığın üst seviyesinde tutulmaya çalışıldı. Eğer rSO2 değerleri düşük seyrediyorsa i.v. sıvılar ve vazokonstriktörler (efedrin) kullanılarak OAB bazal değerin %20 üst sınırına kadar yükseltildi. Hemotokrit %27 nin altına düştüğünde eritrosit süspansiyonu verildi. Grup K' da ise FiO2 ve EtCO2 normal aralıkta tutuldu. OAB bazal değerin %20 sinden fazla düştüyse OAB anestezik ilaç dozları azaltılarak ve i.v. sıvılar ve vazokonstriktörler (efedrin) kullanılarak tekrar bazal değerlerine yükseltildi. Hemotokrit %27 nin altına düştüğünde ise eritrosit süspansiyonu verildi. Tüm hastalara preoperatif olarak uygulanan nörokognitif testler postoperatif 1 ve 5. günlerde tekrarlandı. Tüm hastalara preoperatif olarak uygulanan nörokognitif testler postoperatif 1 ve 5. günlerde tekrarlandı. Grup R ve Grup K'da postoperatifHbve Htcdeğerleri preoperatif değerlere oranla düşük bulundu. Her iki grupta daKAHdeğerleri bazal değerleriyle karşılaştırıldığında entübasyon sonrası anlamlı yüksek, çimentolama öncesi ve sonrası anlamlı düşük bulunduHer iki grupta da tüm zamanlarda bazal değerler ile karşılaştırıldığında OAB değerlerinde anlamlı azalma, SPO2 değerlerinde anlamlı artış gözlendi. Grup R'de hem sağ hem sol hemisfer için yapılan tüm ölçüm dönemlerinde serebralrSO2 değerleri, bazal rSO2 değeri ile karşılaştırıldığında yüksek bulundu. Grup R'de postoperatif 1.ve 5. gün nörokognitif testlerden alınan puanlar preoperatif yapılan testlerden daha yüksek bulunurken Grup K da daha düşük bulundu. Çalışma sonucunda genel anestezi atında total kalça protezi operasyonlarına giren yaşlı hastalarda rejyonalserebral oksijen saturasyonumonitörizasyon ve takibinin bu hastalarda gelişebilen değişiklikleri anında farkederek serebral desaturasyonu, serebralhipoksi ve iskemiyi engelleyen önlemler alınmasını sağlaması açısından faydalı olduğu, buna bağlı olarak gelişmesi muhtemel postoperatif kognitif fonksiyon bozukluklarını azaltacağı kanısına varıldı. Anahtar Sözcükler: Total kalça protezi, rSO2, postoperatif kognitif disfonksiyon, MMT, sayı menzili testi

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel işlevler+7
Hatice Kübra Ergen
Zonguldak Bülent Ecevit University
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Anksiyetenin ve genel anestezi uygulamalarının gebelerde farkındalık üzerine etkisi

Preoperatif anksiyetenin ve anestezik ajanların genel anestezi ile elektif sezaryen operasyonu geçirecek 90 gebe kadında farkındalık üzerine etkilerinin araştırılmasını amaçladık. Tüm hastalara preoperatif anksiyete durumunu değerlendirmek için Beck Anksiyete Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Hastalar rastgele 3 eşit gruba ayrıldı. Rutin hemodinamik monitörizasyon, Bispektral indeks (BİS) mönitorizasyonu uygulandı. Damar yolu olmayan kola izole ön kol (İÖK) testi amacıyla pnömotik turnike yerleştirildi. Anestezi indüksiyonu Grup P'de propofol 2-2,5 mg/kg, Grup T'de tiyopental 5 mg/kg ve Grup K'da ketamin 1mg/kg ile sağlandı. Bilinç kaybı sonrası pnömotik turnike şişirildi ve süksinilkolin bolus uygulandı. Anestezi idamesi tüm gruplarda %2 sevofluran ile sağlandı. Entübasyon sonrası BİS ve hemodinamik veriler, end-tidal sevofluran (Etsevo) değerleri ve İÖK test yanıtları aralıklı olarak kaydedildi. Postoperatif Sayısal Ağrı Skalası (NRS) değerleri ve ilk analjezik yapılma zamanı kaydedildi. Farkındalığı anlamaya yönelik postoperatif 1. s, 3. s, 1. ve 3. gün Modifiye Brice Skalası'ndaki (MBS) sorular soruldu. Etsevo değerleri tüm gruplarda entübasyondan 7 dk sonra %1.2 değerlerine ulaştı. Grup K'da BİS değerleri diğer iki gruptan yüksek seyrederken İÖK testine verilen yanıtlar daha azdı. Ancak Grup K'da MBS sorularına verilen yanıtlarda diğer gruplara oranla daha fazla rüya görüldüğü ve ses duyulduğu belirlendi. Grup T'de ortalama arter basıncı seviyeleri ve 0. saat NRS değerleri diğer gruplardan yüksek seyretti, ilk analjezik yapılma zamanı da daha kısa bulundu. Grup P'de İÖK testine verilen yanıtlar Grup T'den daha azdı. Grupların preoperatif anksiyete seviyeleri benzer ve düşük bulundu. Bu nedenle anksiyetenin farkındalık üzerine etkisinin olmadığı kanısına varıldı. Tüm bu etkenler göz önüne alındığında sezaryen operasyonlarında anestezik ajanların farkındalık üzerine etkilerinin araştırılmasında intraoperatif farkındalığı tanımlamada tek başına hemodinamik parametreler, İÖK testi, BİS kullanımı, Etsevo konsantrasyonlarının ölçümü, MBS değerlendirmelerinin hangi anestezik ajanın daha iyi olduğunu belirlemede yeterli olamayabileceği, farkındalık tespiti için postoperatif daha geç dönemlerde de görüşme yapılmasının uygun olacağı, indüksiyonda propofol uygulamasının daha az farkındalığa neden olabileceği kanısına varılmıştır.

AnestetiklerAnesteziAnestezi-genel+6
Nilay Nur Gençoğlu
Zonguldak Bülent Ecevit University
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sugammadeks ile nondepolarizan bloğun geri döndürülmesinde cinsiyetin etkisi

Bu çalışmada, genel anestezi ile cerrahi operasyon uygulanan hastalarda, sugammadeks ile nondepolarizan bloğun geri döndürülmesinde cinsiyetin etkisini araştırmayı amaçladık. Araştırmaya; ASA I-II, 18-65 yaş, 50 erkek 50 kadın toplam 100 olgu alındı. Olgular cinsiyetlerine göre erkek (grup E) ve kadın (grup K) olarak ayrıldı. Premedikasyon amacıyla 0.03 mg/kg iv midazolam yapılan hastalara operasyon masasında rutin hemodinamik ve TOF monitörizasyonu uygulandı. Nöromüsküler ileti monitörizasyonu için TOF-WATCH® SX cihazı kullanıldı. İndüksiyonda propofol 2 mg/kg, fentanil 1 mcg/kg ve lidokain 1mg/kg iv uygulandı. Kirpik refleksi kaybolunca periferik sinir stimülatörü ile kalibrasyon yapıldı. Kontrol TOF değeri alındı. Rokuronyum 0.6 mg/kg iv uygulandı. Rokuronyum uygulamasından TOF değerinin sıfır (TOF0) olmasına kadar geçen süre kaydedildi. Hastalar entübe edildi. Anestezi idamesi % 50:50 O2:N2O ve % 6 desfluran ile sağlandı. Cerrahi esnasında TOF oranı %25 olduğunda entübasyon dozunun ¼'ü oranında rokuronyum ilaveleri uygulandı. İlk TOF25'e ulaşma süresi kaydedildi. Tekrarlanan rokuronyum sayısı ve miktarı kaydedildi. Cerrahi bitiminde TOF değerleri TOFSON olarak kaydedildi. Cerrahi bitiminden sonra; TOF değeri %25 olduğunda hastalara nondepolarizan bloğu geri döndürmek için sugammadeks 2 mg/kg iv uygulandı. Sugammedeks uygulanmasından sonra TOF oranının %25'den %90'a ulaşma süresi (TOF25-90) kaydedildi. TOF değerinin %90'a ulaşması sonrasında desfluran sonlandırıldı. Solunum frekansının >8/dk, EtCO2 değerinin <50 mmHg, SpO2 değerinin >%90 olması ve yeterli tidal volüm oluşması halinde ekstübasyon uygulandı. Hastaların TOF90'a ulaşmasından, ekstübe edilmesine kadar geçen süre ekstübasyon süresi olarak adlandırıldı ve kaydedildi. Postoperatif bakım ünitesinde (PABÜ) postoperatif rezidüel kürarizasyon (PORK) takibi amacıyla her 3 dakikada bir, toplam 30 dakika boyunca hastalara baş kaldırma ve dil çıkarma testleri uygulandı. Hastaların PABÜ'ye alındıktan Aldrete skorlarının ≥9 olmasına kadar geçen süre derlenme süresi olarak adlandırıldı ve kaydedildi. PABÜ'de en az 30 dk takip edilen, PORK gözlenmeyen ve Aldrete skorları ≥9 hastalar servise alındı. Gruplar arasında demografik özellikler, cerrahi süreler, rokuronyum kullanımı açısından farklılık yoktu. TOF0 ve TOF25'e ulaşma süresi ile TOFSON değerleri her iki cinsiyette de benzer bulundu. Sugammadeks uygulanması sonrasında TOF25-90 süresi, ekstübasyon ve derlenme süreleri açısından gruplar arasında fark gözlenmedi. Hiçbir hastada PORK gözlenmedi. Nondepolarizan bloğun geri döndürülmesinde sugammadeks uygulandıktan sonra hastaların daha erken uyandığı, daha erken derlendiği gözlendi. Sonuç olarak; sugammadeks ile nondepolarizan bloğun geri döndürülmesinde cinsiyetin etkili olmadığı kanısına varılmıştır.

AnesteziCinsel kimlikErkekler+3
Alper Öztürk
Zonguldak Bülent Ecevit University
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İnfraklavikular blok uygulamalarında blok değerlendirmesinde perfüzyon indeksi ve USG

Çalışmamızda, infraklavikular blok uygulaması yapılan hastalarda ekstremite kan akımındaki değişikliklere bağlı olarak meydana gelen, USG ile ölçülen rejyonal hemodinamik verilerin ve PI'nın blok öncesi ve sonrasındaki değerlerini karşılaştırarak, blok başarısını değerlendirmedeki etkinliğini araştırmayı amaçladık. Çalışmaya elektif, tek taraflı el, el bileği ve dirsek operasyonu geçirecek 18-65 yaş arası, ASA I-III risk grubunda, infraklavikular blok uygulanan 40 hasta dahil edildi. Temel hemodinamik ölçümlere ek olarak, PI ölçümü yapabilmek için işlemin yapılacağı taraf üst ekstremite 2.parmağa pulse oksimetre sensörü takıldı. Hastaların diğer rejyonal hemodinamik parametreleri doppler USG ile ölçüldü. İşleme başlamadan hemen önce doppler USG ölçümleri; işlem yapılacak taraftaki antekubital fossanın 2-4 cm proksimalinden brakial arterin sagital taraması ile yapılıp PSV, EDV, RI, TAV, BAA, BAÇ ve AH değeri, hastaların başlangıç duyu muayenesi ve pin-prick testi sonuçları ile PI değerleri kaydedildi. Başlangıç değerleri kaydedildikten sonra USG eşliğinde lateral sagital infraklavikular blok uygulaması, sinir stimülatörü eşliğinde gerçekleştirildi. Stimülasyon iğnesinin ucu, USG probu ile eş zamanlı görüntü eşliğinde "in-plane" yöntem kullanılarak aksiller arterin saat 6-8 hizasına yerleştirildi. Bloklar için 200 mg lidokain ve 100 mg bupivakain kullanıldı. Blok işlemi tamamlandıktan sonra (iğnenin ciltten çıkarılması 0. dakika olarak alınmıştır) 10., 20. ve 30. dakikalarda SpO2, OAB, KAH ve PI, TAV, BAÇ, BAA, AH, PSV, EDV ile RI verileri yeniden kaydedildi. Anestezi ve motor blok kalitesi Holmenn skalası ile değerlendirilerek eş zamanlı olarak (0., 10., 20., 30. dk) kaydedildi. Holmenn skalasına göre anestezi kalitesi ve motor blok kalitesinin her birinden en az 2 puan alan ve operasyon süresince ek analjezik ihtiyacı olmayan hastalar başarılı blok olarak kabul edildi. Bloğu ilk 10 dakikada başarılı olan hastaların verileri Grup A, bloğu 10. dakikadan sonra başarılı olan hastaların verileri ise Grup B olarak belirlendi. Holmenn skalasına göre 10.dakikada 40 hastanın %27.5'inde, 20.dakikada %92.5'inde ve 30.dakikada ise tüm hastalarda başarılı blok gözlendi. Rejyonal hemodinamik verilerin tümünde 10. dakikadan itibaren istatiksel olarak farklılık gözlendi. Gruplar arası 10.dakika rejyonal hemodinamik veriler karşılaştırıldığına PI, AH, PSV, EDV ve TAV açısından farklılık saptandı. EDV ölçülen parametreler içinde oransal olarak en fazla değişiklik gösteren parametre olduğu bulundu. EDV'nin ardından en fazla değişimin PI değerinde olduğu bulundu. Spektral doppler USG ile ölçülen ve ölçüm yapan kişiye ve yere göre hata oranı daha az olan RI değeri ise EDV ve PI'nın ardından oransal olarak en fazla değişim gösteren parametreydi. Sonuç olarak; PI ve spektral doppler USG ile ölçümleri yapılan rejyonal hemodinamik verilerin ölçümünün blok başarısını değerlendirmede etkin olduğu görüldü. Özellikle EDV, RI ve PI değişimlerinin rejyonal blok başarısının değerlendirilmesinde daha etkin ve daha objektif sonuçlar sağlayacağı kanısına varılmıştır.

AnestetiklerAnestetikler-lokalAnestezi-kondüksiyon+7
Mehmet Malik Bereket
Zonguldak Bülent Ecevit University
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Anestezi indüksiyonu öncesi stres ve sıvı kısıtlamasının hasta kliniği, endokrin yanıtlar ve nesfatin düzeyine etkisinin incelenmesi

ÖZET Bu çalışmada anestezi indüksiyonu öncesi stres ve sıvı kısıtlamasının hasta kliniği, endokrin yanıtlar ve yeni bir peptid yapılı hormon olan nesfatin düzeyine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Fırat Üniversitesi Hastanesi ameliyathanesinde Haziran-Kasım 2013 tarihleri arasında ameliyat olacak erişkin, psikiyatrik, kardiyovasküler ve metabolik bozukluğu olmayan, 18–60 yaş arası, ASA I-II risk grubundan toplam 100 hasta çalışmamızın materyalini oluşturdu. Hastalar sıvı kısıtlaması yapılan (Grup 1) ve sıvı kısıtlaması yapılmayan grup (Grup 2) olmak üzere iki ana gruba ayrıldı. Bu gruplar da kendi içerisinde premedikasyon yapılan (Grup 1A, Grup 2A) ve yapılmayan (Grup 1B, Grup 2B) olmak üzere iki alt gruba ayrıldı. Bağımsız bir araştırıcı tarafından operas-yondan önce tüm hastalara durumluluk ve sürekli anksiyeteyi gösteren State Trait Anxiety Inventory testi uygulandı. Tüm hastalardan operasyondan 6-8 saat, 1 saat ve indüksiyondan hemen önce kan örneği alınarak serum insülin, glukoz, epinefrin, norepinefrin, kortizol ve nesfatin düzeylerine bakıldı. Çalışmada preoperatif anksiyete için yapılan her iki test skoru ortalama 44 olarak bulunmuştur. Serum insülin düzeylerinde, gruplar arası değişiklik gözlenmez iken serum glukoz düzeyleri, grup 1A'da diğer gruplara göre yüksekti (88,60 ± 29,55 mg/dl). Serum epinefrin düzeyi grup 1A'da yüksek (76,79 ± 16,61 pg/ml) bulundu. Serum norepinefrin düzeyleri 2. dönem hariç tüm dönemlerde yüksek (753,48 ± 188,72 pg/ml) bulundu. Serum kortizol düzeyleri grup 2B'de daha yüksekti (12,78 ± 4,58 µg/dl). Serum nesfatin 1 düzeyleri ise grup 2A'da yüksek (21,08 ± 6,20 pg/ml) olduğu bulundu. Sonuç olarak ameliyatın preoperatif anksiyeteye neden oluşturması yanında nesfatin 1 ve anksiyete arasındaki korelasyonun açık olarak ortaya konulabilmesi için başka çalışmalara ihtiyaç olduğu kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ameliyat, premedikasyon, sıvı kısıtlaması, anksiyete, nesfatin-1

AnksiyeteCerrahiNesfatin 1+2
Mustafa Kahraman
Fırat University
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sugammadeksin steroidal hormonlar üzerine etkisi

Bu çalışmada kolinesteraz inhibitörleri ile yapılan geleneksel dekürarizasyon işlemine güncel bir alternatif olarak sunulan sugammadeksin adrenal korteks hormonları üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmaya etik kurul onamı ve hastalardan yazılı bilgilendirilmiş onam alındıktan sonra elektif alt ekstremite cerrahisi planlanan ve operasyon süresi 1-3 saat olması beklenen Amerikan Anestezi Derneği (ASA) I-II risk grubunda, yaşları 18-45 arasında değişen toplam 50 erkek hasta dahil edildi. Operasyon öncesi hastalar iki gruba (neostigmin grubu; Grup N, sugammadeks grubu; Grup S) ayrıldı. Standart monitörizasyona ek olarak train-of-four (TOF ) ile nöromusküler blokaj monitörize edildi. Hastaların anestezi indüksiyonu (propofol, rokuronyum, remifentanil) ve idamesi (sevoflurane, O2) standart olarak uygulandı. Operasyon bitiminde nöromusküler blokajın antagonizması, Grup N'de; operasyon sonunda T2'nin yeniden ortaya çıkması ile spontan nöromusküler blokta geri dönüş meydana geldiği zaman 0.05 mg/kg neostigmin ve 0,01 mg/kg atropin ile Grup S'de ise; 4 mg/kg sugammadeks ile sağlandı. Hastalardan, serum aldosteron, kortizol, progesteron ve serbest testosteron düzeylerini tespit etmek için antagonizmadan önce, kas gevşetici antagonisti uygulandıktan 15 dk sonra ve postoperatif 4. saatte olmak üzere 3 kez kan örneği alındı. Hastaların demografik özellikleri, toplam cerrahi süreleri, total rokuronyum gereksinimleri ve peroperatif hemodinamik özellikleri açısından gruplar arasında fark gözlenmedi. Serum progesteron düzeylerinde anlamlı farklılık bulunmazken neostigmin uygulananlarda 15. dakikadaki serum kortizol düzeyinin bazal değere göre anlamlı olarak yüksek olduğu saptandı. Serum aldosteron ve testosteron düzeylerinin antagonizma yapıldıktan 15 dakika sonra sugammadeks uygulananlarda neostigmin uygulananlardan anlamlı olarak yüksek olduğu saptandı. Bu çalışma ile sugammadeks kullanımının steroid yapılı hormonlardan progesteron ve kortizol üzerinde olumsuz etkiye sahip olmadığı desteklenirken aldosteron ve testosteron düzeyinde geçici artışa neden olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Sugammadeks, kortizol, progesteron, aldosteron, serbest testosteron

Adrenal korteks hormonlarıAldosteronHidrokortizon+4
Gülay Gündüz
Fırat University
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Lumbosakral pleksus bloklarının erken dönem postoperatif kognitif fonksiyonlar üzerine etkisi

Postoperatif kognitif disfonksiyon (POKD) özellikle major cerrahi geçiren yaşlı hastalarda oldukça sık görülen bir durumdur. Gelişimi üzerine anestezi tekniklerinin etkili olup olmadığı konusunda yapılan çalışmalar genel anestezi ve santral bloklar üzerine yoğunlaşmıştır. Periferik sinir ve pleksus blokları ile POKD arasındaki ilişkiyi araştıran bir çalışmaya literatür taramasında raslanmamış olması nedenli planlanan çalışmamızda; diz protezi cerrahisi geçirecek hastalarda genel anestezi, spinal anestezi ile periferik sinir ve pleksus bloğu tekniklerinin erken dönem POKD gelişimi üzerine etkilerini, mini mental durum testi (MMDT) ve beyin hasarının biyokimyasal göstergeleri olan nöron spesifik enolaz (NSE) ve S 100 ß proteinin kan seviyelerinin tespiti ile araştırmayı amaçladık.Araştırma; unilateral total diz artroplastisi uygulanan, 50-85 yaş arası, ASA risk grubu I-III olan ve araştırmada yer almayı kabul eden 62 olgu üzerinde gerçekleştirildi. Olgular uygulanan anestezi tekniğine göre üç gruba ayrıldı, Grup I' e genel anestezi, Grup II' ye spinal anestezi ve Grup III' e lomber pleksus ve siyatik sinir bloğu uygulandı. Olgulara preoperatif dönemde ve postoperatif 24. saatte MMDT uygulandı ve NSE ile S100 ß protein seviyeleri ölçüldü. Operasyon sırasında kalp atım hızı (KAH), ortalama arter basıncı (OAB), SpO2 monitörizasyonu yapıldı.Gruplar arası preoperatif MMDT skorlarında farklılık gözlenmezken, postoperatif MMDT skorları genel anestezi grubunda diğer iki gruba kıyasla belirgin olarak düşük bulundu. Postoperatif MMDT skoru 23 ve altında olan 5 (% 8,1) olgunun tamamının genel anestezi grubunda olduğu gözlendi. Postoperatif MMDT skorlarında azalma olması ve postoperatif MMDT skorlarının 23 ve altında olmasının, genel anestezi altında opere olunması ile pozitif korele olduğu bulundu. Preoperatif ve postoperatif ortalama NSE ve S100 ß protein değerlerinde gruplar arasında fark olmadığı görüldü. Her üç grupta da postoperatif NSE ve S100 ß protein değerlerinin, preoperatif değerlere göre belirgin yüksek olduğu, ancak gruplar arasında anlamlı fark olmadığı görüldü.Çalışmamız sonucunda; seçilen anestezi yönteminin POKD gelişimi üzerine etkisi olduğunu, genel anesteziye göre rejyonal anestezi yöntemlerinin kognitif fonksiyonlar üzerinde daha olumlu postoperatif gelişme sağladığını saptadık. Rejyonel anestezi teknikleri arasında ise; MMDT skorlarının değişimlerini kullanarak değerlendirdiğimiz POKD gelişimi açısından fark olmadığı belirlendi.

ArtroplastiBilişBiliş bozuklukları+7
Gülsi Gülşah Polat
Gazi University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İnterskalen brakial pleksus bloğunun posttorakotomi omuz ağrısı üzerine etkinliğinin araştırılması

Bu çalısmada interskalen brakial pleksus bloğunun posttorakotomiipsilateral omuz ağrısı üzerine etkinliğini arastırmayı amaçladık. Elektiftorakotomi geçirecek ASA I-III risk grubundan, postoperatif ipsilateral omuzağrısı olan 40 hasta çalısmaya dahil edildi. Hastalar Grup I (?nterskalen blok,n=20) ve Grup II (NSAE?, n=20) olmak üzere rasgele 2 gruba ayrılarak bir gruba20mL %0.25'lik levobupivakain ile interskalen blok yapılarak diğer gruba ise im75 mg diklofenak sodyum verilerek omuz ağrısındaki etkinliğini karsılastırdık.Anestezi indüksiyonunu takiben, invaziv kan basıncı monitörizasyonuyapılan hastaların KAH, SAB, DAB, OAB, EtCO2 ölçümleri indüksiyondansonraki 3., 5., 15., 30., 45., 60., 120., 180. dakikalarda ve ekstübasyondakaydedildi. Postoperatif yoğun bakıma alınan hastalara, insizyon bölge ağrısı veomuz ağrısı VNS skoru olarak değerlendirilerek rasgele bir zarfın içinden çekilenetikete göre interskalen blok veya im NSAE? uygulandı. Postoperatif KAH, SAB,DAB, OAB ve SPO2 30.dk, 2.sa, 4.sa, 6.sa, 12.sa ve 24.sa, postoperatif ilkmorfin ihtiyaç zamanı, total morfin ihtiyacı, hasta memnuniyeti, interskalen blokyapılma/non-steroid yapılma zamanı, postoperatif 2. sa ve 24.sa kan gazıparametreleri kaydedildi.?nterskalen blok yapılan hastalarda VNS değerleri baslangıç değerine göre30. dk, 2., 4., 6., 12. ve 24. saatte anlamlı azalma gösterirken im diklofenaksodyum verilen grupta sadece 12. ve 24. saatlerde anlanlı azalma görülmüstür(p<0.05). Her iki grup arasında ise 30. dk, 2., 4., 6., 12. ve 24. saatte kadar VNSdeğerleri interskalen blok yapılan grupta anlamlı olarak daha düsük bulunmustur(p<0.05). Her iki grup arasında ilk analjezik ihtiyacı üzerinde anlamlı farklılıkbulunmazken total analjezik tüketimi interskalen blok yapılan grupta daha azbulunmustur (p<0.05).Sonuç olarak torakotomi sonrası ipsilateral omuz ağrısı gelisen hastalarıntedavisinde 20 mL %0.25'lik levobupivakain ile yapılan interskalen bloğun ilk 24saatlik dönemde etkin olarak kullanılabilecek bir yöntem olduğunu düsünüyoruz.

AnestetiklerAğrı-postoperatifBrakiyal pleksus+4
Sinem Hürsen Günay
Gazi University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ratlarda kardiyak arrest oluşturan bupivakain kan ve doku düzeylerine propofolün farklı lipid formlarının etkilerinin kontrollü karşılaştırılması

Bu randomize, kontrollü, deneysel çalışmada; anestezi altındaki sıçanlarda, %10 intralipid propofol ve %10 medialipid propofol ile ön tedavi uygulamasının, bupivakain kardiyotoksisitesi ile plazma ve doku (kalp ve beyin) düzeylerine etkileri araştırılmıştır.Çalışmada onsekiz adet erişkin erkek Spraque-Dawley cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar, intralipid (Propofol, Grup P), medialipid (Propofol Lipuro, Grup L) ve kontrol (Grup K) olmak üzere rastgele, her grupta altı sıçan olacak şekilde, üç gruba ayrıldı. Monitörize edilen sıçanların KAH kontrol değerleri (KAHk) kaydedildi. Anestezi altında, cerrahi trakeostomi açılan sıçanlar mekanik ventilasyonla solutuldu ve invazif monitörizasyon uygulandı. İnvazif girişimler sonrası KAH ve OAB bazal değerleri (KAHbd ve OABbd) kaydedildi. İki taraflı kanüle edilen kuyruk venlerinin birinden bazal sıvı ihtiyacı verilirken, diğer venden kontrol grubu dışındaki gruplara ön tedavi ilaçları 20 dk boyunca uygulandı. Bu 20 dakikalık süre içinde OAB ve KAH verileri her 5 dakikada bir kaydedildi. 20. dakikadaki OAB ve KAH değerleri bupivakain infüzyonu öncesi kontrol değerleri (KAHbö ve OABbö) olarak kaydedildi. Ön ilaç tedavileri tamamlandıktan sonra tüm gruplara 2 mg/kg/dk hızında bupivakain infüzyonuna başlandı. Sıçanlarda ilk disritmi süresi, bupivakain infüzyonu öncesi kaydedilen değerlere göre kalp atım hızı ile ortalama arter basıncında %25 ve %50 azalmaya kadar geçen süreler, kardiyak arrest gelişene kadar geçen süre ve eşzamanlı kullanılan bupivakain dozları kaydedilerek değerlendirildi. Sıçanlarda kardiyak arrest geliştikten sonra intrakardiyak kan alındı. Kalp ve beyin dokuları alındı. Bupivakain düzeyi LC/MSD yöntemi ile çalışıldı.İstatistiksel değerlendirmede Kruskal-Wallis testi, Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon testinden yararlanıldı. p< 0.05 `istatistiksel olarak anlamlı' kabul edildi.Grupların bazal değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı. İlk disritmi, kalp hızında %25 ve %50 düşüş ve kardiyak arrest sürelerinin kontrol ve %10 medialipid propofole göre, %10 intralipid propofol ile uzadığı, paralel olarak disritmi ve bradikardi gelişimine neden olan bupivakain dozunun arttığı görüldü. Ön tedavinin plazma ve doku bupivakain düzeylerini, %10 intralipid propofol grubunda düşürdüğü, bu etkinin %10 medialipid propofol ile sadece doku düzeyinde olduğu görüldü.Bu sonuçlar; %10 intralipid propofolün sıçanlarda bupivakainin indüklediği kardiyodepresif etkilerde koruyucu olduğunu göstermektedir. Bu etkilerin plazma ve doku bupivakain düzeylerinin düşmesiyle ilgili olduğu söylenebilir. Rejyonal anestezinin genel anestezi ile kombine edilmesi gerektiğinde, %10 intralipid propofol ile TIVA önerilir.

BupivakainEmülsiyonlarKalp durdurulması+5
Murat Yılmaz
Gazi University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çocuklarda unilateral inguinal herni operasyonlarında ilioinguinal/iliohipogastrik ve sakral bloğun peroperatif ve postoperatif analjezik özelliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, inguinal herni operasyonu uygulanacak olgularda ilioinguinal/iliohipogastrik ve sakral bloğun peroperatif ve postoperatif analjezi özelliklerinin ve kan şekeri üzerine etkilerinin karşılaştırılması planlanmıştır.Araştırma inguinal herni uygulanan 1 ? 8 yaş arası, ASA I ? II risk grubunda olan ve çalışmada yer alması ebeveynleri tarafından kabul edilen 60 hastada gerçekleştirildi. Hastalar rastgele iki eşit gruba ayrıldı. Tüm hastalara indüksiyonda % 50 O2 + % 50 N2O içinde % 8 konsantrasyonda sevofluran ile yeterli anestezi derinliği sağlandıktan sonra yaşına ve kilosuna uygun LMA yerleştirildi. Standart monitörizasyon uygulanan hastalara açılan venöz yoldan 8 mL/kg idame sıvıları verildi. Grup S `de transsakral epidural blok için lateral dekübit pozisyonuna alınan hasta S2-3 aralığından serum fizyolojik yardımıyla direnç kaybı metoduyla epidural aralık belirlendikten sonra tek seferde % 0,25 izobarik bupivakain'den 0,7 mL/kg (maksimum 20 mL olacak şekilde), grup i'de IL/IH sinir bloğu için supin pozisyonda operasyon olacak taraftaki spina iliaka anterior superiorun 2 cm medial 2 cm kranieli iğne giriş noktası olarak belirlenerek ucu künt periferik blok iğnesi ile çift fasya delme hissi tekniğiyle % 0,25 izobarik bupivakainden 0,7 ml/kg verildi. Hastaların idamesinde % 40 O2 + % 60 N2O ile 1,2 MAK-sevo 10.dk'ya kadar sürdürüldü. Her iki bloktan 10 dk sonra N2O kapatılarak medikal havaya geçildi. MAK-sevo değeri 0,7'e kadar düşürüldü. İntraoperatif KAH, SAB, DAB, OAB, MAK-sevo değerleri, postoperatif APDS ve CHEOPS skorları kaydedildi. Operasyon sırasında KAH ve SAB'da kontrol değerin % 20'sinden fazla yükselmesi ve postoperatif dönemde ise APDS?5 ve CHEOPS?10 olması yetersiz analjezi olarak yorumlanarak intraoperatif dönemde medikal hava yerine N2O verilmesi, postoperatif dönemde ise hastane içerisinde gözlem sırasında fentanil veya taburculuk sonrasındaki dönemlerde ise parasetamol süspansiyon verilmesi planlandı.Yapılan istatiksel analiz sonucunda benzer tanımlayıcı özelliklere sahip gruplar arasında intraoperatif dönemde KAH ve KŞ arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmazken, SAB, DAB, OAB parametrelerinde transsakral epidural grubunda (Grup S), endtidal MAK sevofularan parametresinde ise IL/IH sinir bloğu grubunda (Grup İ) anlamlı olarak düşük sonuçlar gözlemlendi. Her iki gruptaki hastaların tamamında intraoperatif dönemde yeterli analjezi sağlandı. Postoperatif analjezi sürelerine bakıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulunmazken, yirmidört saatlik zaman dilimdeki ek analjezik ihtiyaçları incelendiğinde 8. ve 12. saat'te IL/IH sinir bloğu grubunda daha az olarak belirlendi. Postoperatif analjezi değerlendirme skalalarına bakıldığında CHEOPS skalası aynı saat diliminde APDS skalasına göre daha fazla pozitif sonuç verirken bu farklı pozitif sonuçların aynı saat dilimlerinde ek analjezik almalarına bakıldığında bu farklı pozitif sonuçla korelasyon göstermediği gözlemlendi. Bu farklı sonuçların CHEOPS skalasının daha fazla emosyonel durumu ölçen sorulardan oluştuğu nedeniyle ortaya çıkabileceği ve sonuçta klinik olarak her iki skalanın birbirlerine üstünlerinin olmadığı kanısına varıldı.Sonuç olarak; peroperatif ve postoperatif etkin analjezi yönünden motor blok yapma olasılığının minimal olması, transsakral epidural ve kaudal bloğa göre daha kolay uygulanabilirliğinin olması nedeniyle inguinal herni, kord kisti ve hidrosel gibi aynı dermatomları etkileyen inguinal cerrahilerde IL/IH sinir bloğun güvenli bir şekilde kullanılabileceği kanaatindeyiz.

Anestetikler-lokalAnesteziAnestezi-kondüksiyon+5
Sami Kaan Coşarcan
Gazi University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kraniyotomilerde %0.25 ve % 0.5'lik Levobupivakain ile yapılan skalp bloğunun çivili başlığa bağlı hemodinamik yanıt ve interlökin-6 düzeylerine etkileri

Kraniyotomilerde %0.25 ve % 0.5'lik Levobupivakain ile yapılan skalp bloğunun çivili başlığa bağlı hemodinamik yanıt ve interlökin-6 düzeylerine etkileriÇalışmamızda, kraniyotomi geçirecek hastalara uyguladığımız skalp bloğunda levobupivakainin % 0,25 ve % 0,5 konsantrasyonlarda kullanılmasının hemodinamik parametreler ile kan İL?6 düzeyi üzerinde etkilerini araştırmayı amaçladık.Anahtar kelimeler: Kraniyotomi, skalp blok, levobupivakain, İL?6.Risk grubu ASA I?II olan elektif kraniyotomi operasyonu geçirecek 40 olgu çalışmaya dahil edildi. Olgulardan indüksiyon öncesi İL?6 ölçümü için kan örnekleri alındı. İndüksiyonda sodyum tiyopentatol (BİS değeri 60'a düşene dek) ve remifentanil infüzyonu (0,2 ?g/kg/dk) başlandı, rokuronyum (0,6 mg/kg) sonrasında endotrakeal entübasyon gerçekleştirilerek idamede remifentanil+ sevofluran olacak şekilde anestezi standardize edildi. Levobupivakainin %0,25 (20 mL) (Grup I, n=20) ve %0,5 (20 mL) (Grup II, n=20) konsantrasyonlarıyla skalp blok uygulanarak iki gruba ayrıldı. Yeterli bekleme süresi bitiminde çivili başlık uygulamasına izin verildi.İndüksiyon öncesinde kontrol KAH, SKB, DKB, OAB, ve BİS değerleri kaydedildikten sonra bu parametreler, daha sonra indüksiyonun 1. dk, entübasyonun 1. dk, skalp bloğun 1. ve 5. dk, çivili başlığın takılmasının 1. ve 5. dk, insizyonun 1, 5, 10, 20, 30, 45, 60, 90, 120, 150, 180, 240. dkları kaydedildi. Cilt insizyonunu takip eden 2. saatte İL?6 ölçümü için kan örneği alındı. Ekstübasyonu takiben kullanılan remifentanil miktarı kaydedildi.Operasyon öncesi ve çivili başlık sonrası hemodinamik parametreler ile operasyon öncesi ve insizyon sonrası 2. saatteki İL?6 düzeylerinin ortalamalarının zaman içerisindeki değişimleri, gruplar arası ve grup içi istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı.Sonuç olarak, kraniyotomilerde çivili başlığa bağlı oluşan hemodinamik parametreler ve serum İL?6 düzeyindeki artışı baskılamada levobupivakainin iki farklı konsantrasyonuyla (% 0,25 ile % 0,5) yapılan skalp blok arasında fark olmadığı saptandı. Konsantrasyon ile artan yan etki riskini göz önüne alınırsa kraniyotomilerde analjezi ve anestezi amaçlı levobupivakain % 0,25 ile yapılan skalp bloğun yeterli olduğu sonucuna varıldı.

AnesteziHemodinamiKraniyotomi+2
Zeynep Altıkulaç
Gazi University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Miyofasiyal ağrı sendromlu hastaların tedavisinde non-invazif ve invazif tekniklerin karşılaştırılması

Çok sık karşılaştığımız miyofasiyal ağrı sendromlu (MAS) hastalarda non-invazif teknikler olan transkütanöz elektriksel sinir stimülasyonu (TENS) ve lazer tedavileri ile invazif teknikler olan lidokain ve botulinum toksin-A tetik nokta enjeksiyonlarının etkinliğini karşılaştırmayı amaçladık.Çalışmaya Fırat Üniversitesi Hastanesi Algoloji polikliniğine başvuran ve klinik olarak MAS tanısı konulan 100 hasta alındı. Hastalar rastgele 25'er kişilik dört gruba ayrıldı. Birinci ve ikinci gruba TENS ve lazer tedavisi, üçüncü ve dördüncü gruba ise lidokain ve botulinum toksin-A tetik nokta enjeksiyonu uygulandı. TENS tedavisi bir ay boyunca toplam 60 seans, lazer tedavisi bir ay boyunca 20 seans halinde yapıldı. Lidokain, her hasta için haftada 2 kez olmak üzere toplam 8 kez ve her tetik nokta için %1'lik lidokain solüsyonundan 2 ml (20 mg) yapıldı. Botulinum toksin-A ise her hasta için bir kez olmak üzere her tetik noktaya 25 U (0.5 ml) yapıldı.Hastaların ağrı değerlendirmesi başlangıç, 15., 30. ve 45. günlerde olmak üzere vizüel analog skala (VAS), palpabl kas spazmı derecelendirmesi (PKSD) ve anesteziyometre ölçüm yöntemleri ile yapıldı.Gruplar arasında yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktu. Tedavi sonrası VAS, PKSD ve anesteziyometre takip parametrelerinin hepsinde, botulinum toksin-A tetik nokta enjeksiyon tedavisinin lidokain tetik nokta enjeksiyonu, TENS ve lazer tedavilerine göre istatistiksel olarak daha olumlu sonuçlar verdiğini tespit ettik.Çalışmamızda kullanılan dört yöntem de tedavide etkili olmakla birlikte, özellikle uzun vadede etkinliği net bir şekilde görülen botulinum toksin-A enjeksiyonu olmak üzere lidokain enjeksiyonunun da içinde bulunduğu invazif tedavi yöntemlerinin TENS ve lazer gibi non-invazif tedavi yöntemlerine göre daha etkili olduğunu düşünmekteyiz.

LazerlerMiyofasyal ağrı sendromlarıTranskütanöz elektriksel sinir stimülasyonu
Kürşat Gül
Fırat University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Grıggs, Percu Twıst Ve Cıaglıa Perkütan Trakeotomi yöntemlerinde erken komplikasyonların değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı perkütan trakeotomi yöntemlerinden olan Griggs, Percu Twist ve Ciaglia trakeotomi tekniklerinin güvenlik, uygulama kolaylığı ve erken komplikasyonlarının karşılaştırılmasıdır.Fakülte Etik Kurul onayı alındıktan sonra, hastanın birinci derece yakınlarından aydınlatılmış onamları alınarak çalışmaya dahil edildiler. Hastalar rastgele 20'şerli 3 gruba ayrıldı. Gruplar Griggs yönteminin uygulandığı Grup G, Percu Twist yönteminin uygulandığı Grup P, Ciaglia yönteminin uygulandığı Grup C diye adlandırıldı. Grup P'de 3 hastada dilatasyon oluşturulamadığı için başka yönteme geçildi. Entübe ve mekanik ventilatöre bağlı hastalara 2 mg kg-1 propofol, 1 ?g kg-1 fentanil ve 0.1 mg kg-1 veküronyum ile sedo-analjezi uygulandı. Hastanın omuzları altına rulo konarak baş ve boyun ekstansiyona getirildi.İşlem süresi, dilatasyon prosedürü, trakeotomi kanülü yerleştirme, işlem sırasında kanama, işlem sonrası kanama, işlem sonrası akciğerlerden aspire edilen kan, yoğun bakımda kalış süresi, periferik oksijen satürasyonu, doktorların deneyimi, işlem öncesi Hb1 ve işlemden 24 saat sonraki Hb2 değerleri ve işlemden sonraki 24 saatteki komplikasyonlar karşılaştırıldı.Hastaların demografik verileri, yoğun bakımda kalış süreleri, Hb1 ve Hb2, doktor deneyimi, hastalardaki eksitus ve taburcu olma sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. İşlem süresi en kısa Grup G'de (191.55±110.6 saniye), dilatasyon prosedürü en kolay grup G'de en zor Grup P'de, trakeotomi kanülü yerleştirme en kolay Grup G'de en zor Grup P'de, işlem sırasında ve sonrasında en az kanama Grup G ve P'de, en fazla kanama Grup C'de, işlem sonrası akciğerlerden aspire edilen kan miktarı Grup P'de en az, Grup G ve C'de en fazla bulundu. Desatürasyon Grup P'de 6 hasta ve Grup C'de 7 hasta, Grup G'de 3 hastada görüldü (p<0.05). Griggs yönteminde 1 hastada kardiyak arrest gelişti. Bunun dışında majör komplikasyon tespit edilmedi.Sonuç olarak yoğun bakım ünitelerinde tüm perkütan trakeotomi yöntemlerini, bronkoskopi eşliğinde, kısa sürede, güvenle uygulayabiliriz. Bunlardan özellikle Griggs yöntemini ve son yıllarda kullanılmaya başlanan Percu Twist yöntemini önermekteyiz.

Aynur Kaplan
Fırat University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sıvı tedavisinde hastaya verilen pozisyonun santral venöz basınç ?y? dalgası değerine olan etkisinin araştırılması

Çalışmamızın amacı; Yoğun bakım ünitesinde takip ve tedavisi yapılan hastalarında sıvı tedavisinde ters Trendelenburg pozisyonunun santral venöz basınç ?y? dalgası değerine olan etkisinin araştırılmasıdır.Fakülte Etik Kurulunun onayı alındıktan sonra hastalar, yakınlarından aydınlatılmış onamları alınarak çalışmaya dahil edildiler. Hastalar; Grup I: sıvı açığı olan, Grup II: sıvı açığı olmayan olarak gruplandırıldı.Hemodinamik monitörizasyon sağ internal juguler vene PAC yerleştirilmesi ile sağlandı, tüm hastaların EKG ve santral venöz basınç dalgası mönitörizasyonu yapıldı.KH, Art S, Art D, OAB, CVP, PAM, PCWP, CO, CI, SV, SVI, SVR, SVRI, PVR, PVRI, LVSW, LVSWI, RVSW, RVSWI, LHCPP, ?y? dalgası değerlerinin ölçümü ilk olarak supin pozisyonda, ikinci olarak 30 derece ters Trendelenburg pozisyonuna alındıktan 1 dakika sonra, üçüncü ölçümler supin pozisyonda hastalara 10 dakikada 500 ml %0,9 NaCl verildikten sonra ve son olarak hastalar tekrar 30 derece ters Trendelenburg pozisyonuna alındıktan sonra yapıldı. Bu parametreler gruplar arasında ve grup içinde karşılaştırıldıHastaların demografik verileri ile KH, Art S, Art D, OAB, CO, CI, SV, SVI, SVR, SVRI, PVR, PVRI, LVSW, LVSWI, RVSW, RVSWI ve LHCPP değerlerinde gruplar arasında ve grup içi değerlendirilmede istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Gruplar arası ve grup içi değerlendirmede Grup I'de yapılan ölçümlerde PAM, PCWP CVP ve y dalgası ölçümünde, Grup II'de ise CVP ve y dalgası ölçümünde istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu görüldü (p<0,05Sonuç olarak; YBÜ'de takip edilen hastalarda, santral venöz kateteriyle ölçümü yapılan ?y? inişinin değerlendirilmesi sonucunda sıvı tedavisinin yönlendirilebileceği anlaşıldı.

Fatma Koçyiğit
Fırat University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Alt ekstremite cerrahisinde propofol ile magnezyum uygulamasının, turnikenin oluşturduğu inflamatuvar yanıta etkilerinin karşılaştırılması

Alt ekstremite ortopedik girişimi geçiren bazı hastalara turnike uygulanmakta ve hastalarda I/R hasarı gözlenebilmektedir. Bu çalışmanın amacı genel anestezi altında, sedasyon dozunda propofol ile magnezyum uygulanmasının inflamatuvar yanıta etkilerinin karşılaştırılmasıdır.Turnike altında tek taraflı alt ekstremite girişimi yapılan ve yaşları 18-60 arasında değişen, ASA I-II olan 45 hasta çalışmaya alındı. Kontrol grubuna genel anesteziye ek ilaç verilmedi. Propofol grubuna indüksiyondan önce iv 0,2 mg/kg, sonra 2 mg/kg/saat propofol uygulandı. Magnezyum grubuna indüksiyondan önce magnezyum sülfat iv 30 mg/kg verildikten sonra 10 mg/kg/saat uygulandı. İndüksiyon öncesi, entübasyondan sonra, turnike gevşetilmeden 5 dakika önce, turnike gevşetildikten 5 ve 20 dakika sonra olmak üzere 5 dönemde malondialdehit, nitrik oksit, süperoksit dismutaz, interlökin 1ß ve 10 seviyelerine bakıldı.Malondialdehit düzeylerinin kontrol grubunda bazal değerlerine göre tüm dönemlerde arttığı, propofol grubunda anlamlı olarak azalmaya başladığı, magnezyum grubunda iskemi ve reperfüzyonun 5. dakikasında anlamlı olarak azaldığı gözlendi. Nitrik oksit düzeylerinin bazal değerlerine göre kontrol grubunda anlamlı olmak üzere (p<0.05) tüm gruplarda arttığı gözlendi. Süperoksit dismutaz düzeylerinin tüm gruplarda bazal değerlerine göre tüm dönemlerde arttığı (p>0.05), IL 1ß düzeylerinin magnezyum grubunda anlamlı olmak üzere tüm gruplarda azaldığı saptandı. IL 10 düzeylerinin bazal değerlerine göre kontrol grubunda anlamlı olmak üzere magnezyum grubunda da arttığı (p>0.05), propofol grubunda ise azaldığı (p>0.05) saptandı. Tüm parametrelerde gruplar arasında aynı dönem içerisinde fark saptanmadıTurnike uygulanan girişimlerde genel anestezi uygulamasına ek olarak sedasyon dozlarındaki propofol veya magnezyum uygulamasının gruplar içerisinde bazal değerlerine göre antioksidan, magnezyum uygulamasının ayrıca inflamatuvar yanıtı azaltıcı etki gösterdiği, fakat bu etkilerinin kontrol grubuna göre belirgin fark göstermediği kanısına varıldı.

Mehtap Doğan
Fırat University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Epidural anestezide lidokain bolus ve fraksiyone uygulanmasının riskli hastalardaki anestezi kalitesi ve hemodinamik yanıta etkisi

Çalışmamızda riskli hastalarda daha iyi hemodinamik stabilite sağlamak ve olası hemodinamik olumsuzlukları zamana yayıp en aza indirmek amacıyla bolus ve fraksiyone EA'yı karşılaştırmayı planladık.Çalışmaya benign prostat hipertrofisi nedeniyle TUR-P cerrahisi uygulanacak elli yaş ve üzerinde, Goldman kardiyak risk indeksine göre ikinci sınıf ve üzerinde olanlar, GOLD kriterlerine göre KOAH tanısı alanlar, regüle edilmemiş hipertansiyonu veya diyabetes mellitusu olanlar ve fiziksel durumu ASA III-IV grubunda olan 80 hastayı çalışmaya aldık. Hastaları bolus ve fraksiyone EA uygulanmalarına göre iki, bunları da kendi içinde EF'si >50 ve <50 olmak üzere toplam 20 kişilik dört gruba ayırdık. Dört gruptan EF'si >50 ve <50 olan iki gruba fraksiyone, diğer iki gruba da bolus %2'lik lidokain uyguladık.Dört grubun 5., 10., 15., 20., 25., 30., 35., 40., 45., 50., 60., 90., 120. dakikalarda sensoriyal blok seviyelerini Pinprick testi, motor blok derecelerini Bromage skalası ile, sistolik, diyastolik, kalp tepe atımlarına, SVB'lerine, periferik oksijen saturasyonlarına baktık. Sensoriyal bloğun T10'a çıkış sürelerini, maksimum sensoriyal blok seviyelerini, sensoriyal bloğun iki segment gerileme sürelerini ve komplikasyonları kaydettik.Çalışmanın sonucunda, fraksiyone EA uygulanan gruplarda bolus EA'ya göre daha iyi bir hemodinamik denge sağlandığı, bu farkın da istatistiksel olarak anlamlı olduğunu saptadık. Fraksiyone EA uygulanan gruplarda; sensoriyal bloğun T10'a çıkış süreleri ve sensoriyal bloğun iki segment gerileme süresi daha uzun, maksimum sensoriyal blok ve duyusal blok seviyeleri daha düşük bulundu.Sonuç olarak, fraksiyone EA'nın bolus şeklinde uygulanan EA'ya göre daha iyi hemodinamik stabilite ve daha uzun süreli motor blok sağlayabileceği; ancak, etki başlama süresinin bolus şeklinde EA uygulanan gruplarda daha hızlı olduğu sonucuna varılmıştır. Fraksiyone EA'nın fizyolojik adaptasyonu kısıtlı olan riskli hastalarda daha güvenli bir teknik olacağı kanısına varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Epidural anestezi, fraksiyone, bolus, hemodinami.

Hasan Arık
Fırat University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ortopedik alt ekstremite cerrahisinde hasta kontrollü analjezide tramadolün farklı doz rejimlerinin hasta konforu üzerine etkileri

Elektif alt ekstremite ortopedi cerrahisi geçiren ASA I-II hastalara postoperatif dönemde HKA cihazı ile farklı dozlarda tramadol HCl uyguladık ve hasta konforu açısından en uygun dozu bulmayı amaçladık.Bu amaçla 60 hastayı rastgele 4 gruba ayırdık ve doz rejimlerini Grup I'e 1 mg/kg tramadol HCl 2x1 (intravenöz) lüzum halinde, Grup II'ye 0.5 mg/kg tramadol HCl yükleme dozu, 10 mg bolus doz, 8 mg/saat hızında bazal infüzyon, Grup III'e 1 mg/kg tramadol HCl yükleme dozu, 10 mg bolus doz, 8 mg/saat hızında bazal infüzyon ve Grup IV'e 1.5 mg/kg tramadol HCl yükleme dozu, 10 mg bolus doz, 8 mg/saat hızında bazal infüzyon (intravenöz) olacak şekilde belirledik. Tüm gruplara ekstübasyonu takiben 1 mg/kg tramadol HCl uyguladık. Uygulanan aneljezinin öncesinde ve postoperatif 12. saatte profilaktik antiemetik olarak granisetron HCl'ü 3 mg intravenöz yaptık. Hasta kontrollü analjezi cihazının 2., 3. ve 4. gruplarda kilitli kalma süresini 15 dakika, dört saatlik maksimum dozunu ise 100 mg olacak şekilde ayarladık.Derlenme odasında, 1., 6., 12. ve 24. saatlerde hemodinamik ve solunumsal parametreler, postoperatif ağrı skoru, sedasyon skoru ve bulantı-kusma açısından grupları karşılaştırdık.Sonuç olarak postoperatif ağrı kontrolünde, tramadol HCl ile intravenöz hasta kontrollü analjezi yönteminde, Grup IV'de uyguladığımız doz şemasının hasta konforunu en etkili şekilde sağladığı kanısına vardık.Anahtar Kelimeler: Postoperatif ağrı, hasta kontrollü analjezi, tramadol HCl, postoperatif ağrı skoru, granisetron HCl.

Fuat Yıldız
Fırat University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sistemik inflamatuvar yanıt sendromu ve ciddi sepsis sürecinde ghrelin ve sitokin düzeylerinin ilişkisi

Sistemik inflamatuvar yanıt sendromu ve sepsis gibi erken tanının çok önemli olduğu ve tedaviye yanıtın yakından izlenmesi, gerektiğinde tanı konduktan sonra tedavi modellerinin değiştirilmesi gereken kritik hasta gruplarında klinisyene rehberlik edecek, duyarlı ve özgül laboratuvar testlerine ihtiyaç vardır.Sistemik inflamatuvar yanıt sendromundan ciddi sepsise ilerleyen dinamik süreçte bu döngüyü erken tanımlayabilecek belirteç bulabilmek, birçok fonksiyonu yeni keşfedilen ghrelinin insanlarda inflamatuvar süreçle olan ilişkisini ortaya koyabilmek amacıyla bu çalışmayı planladık.Çalışmamızda Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Yoğun Bakım ünitemizde, demografik yapıları birbirine yakın, ACCP/SCCM konsensus konferans kriterlerine uygun olarak SIRS tanısı almış 20 hasta, ciddi sepsis tanısı almış 20 hasta ve herhangi bir sağlık problemi olmayan 20 insandan alınan kan örneklerinde, glukoz, CRP, laktat, TNF-?, IL-1ß, IL-6 ve IL-10 düzeyleri ile desaçile ve açile ghrelin düzeyi bakılmıştır.Çalışmamızda sonuç olarak, SIRS ve ciddi sepsisli hastalarda sitokinlerden TNF-?, IL-1ß, IL-6 ve IL-10 düzeylerinin arttığı, bunlardan IL-6'nın diğer sitokinlerden farklı olarak ciddi sepsisli hastalarda SIRS'lı hastalara göre belirgin düzeyde yüksek bulunduğu, IL-6 düzeylerinin hastalıktaki kötü gidişle ilişkili olabileceği kanısına varıldı. Total ghrelin düzeylerinin ise ciddi sepsisli hastalarda SIRS'lı hastalara göre anlamlı düzeyde düşük olduğu saptandı. IL-6 ve ghrelin düzeylerinin sepsis ve ilişkili klinik tablolarda inflamatuvar sürecin basamaklarını öngörmede kullanılabileceği ancak bu konuda daha ileri çalışmaların yapılması gerekliliği sonucuna varıldı.Anahtar kelimeler: İnflamasyon, ciddi sepsis, sitokinler, ghrelin

Türkay Yücel
Fırat University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Karaciğer iskemi-reperfüzyon hasarında ketaminin doz bağımlı antiinflamatuar etkisi

Klinik uygulamalar içinde karaciğerde iskemi-reperfüzyon hasarına genellikle hemorajik şok, sepsisin geç dönemi, karaciğer transplantasyonu, büyük bir travmaya yönelik cerrahi girişim ve hepatik rezeksiyon sırasında rastlanmaktadır. Ketamin NF-kB inhibisyonu ile IL-6 ve TNF- ? gibi proinflamatuar sitokinlerin üretimini baskılar. Bu deneysel çalışmanın amacı karaciğerde İ-R hasarı oluşturulmasına farklı dozlarda ketamin uygulanmasının antiinflamatuar etkilerinin araştırılmasıdır.Çalışmada ağırlığı 150-200 gr. olan 18 adet Wistar-Albino dişi rat kullanıldı. Grup 1'deki (n=6) deneklere A. Hepatika propria serbestleştirildikten sonra klemp ile askıya alınarak 30 dakika iskemi ardından 4 saat reperfüzyon işlemi yapıldı. Grup 2'deki (n=6) deneklere 30 dakika iskemi sonrası 2.5 mg/kg Ketamine İM., Grup 3'dekilere (n=6) ise aynı dönemde 10 mg/kg Ketamine İM. Uygulandı, ardından 4 saat reperfüzyon sağlandı. Tüm deneklerden iskemi öncesi, sonrası ve reperfüzyondan sonra kan örnekleri alınarak MDA, AST, ALT, TNF-? , IL-6, IL-1ß, NO düzeyleri saptandı. Elde edilen veriler ortalama ? SD olarak alındı. Tekrarlanan ölçümler varyans analizi Posthoc-Tukey HSD testi ile (anlamlı kabul edildi) grup içi tekrarlanan ölçümlerin değerlendirilmesi için Wilcoxon testi kullanıldı ( P<0.005 anlamlı kabul edildi).TNF- ? , IL-1ß, IL-6 düzeylerinin tüm gruplarda iskemi öncesi değerlerine göre, iskemi sonrası dönemde daha belirgin olmak üzere arttığı gözlendi (P<0.05). Reperfüzyon döneminde TNF- ? , IL-1ß ve IL-6 düzeylerinin Grup I ve II'ye göre daha az arttığı saptandı (p<0.0 05). MDA, NO, AST ve ALT düzeyleri tüm gruplarda iskemi öncesi döneme göre, iskemi ve reperfüzyon dönemlerinde arttığı saptandı (p<0.05) Aynı dönem içerisinde MDA, NO, AST ve ALT düzeyleri incelendiğinde ketamin verilen gruplarda kontrol grubuna göre daha az arttığı (p<0.005) saptandı.Düşük ve yüksek doz ketamin verilen ratların karaciğerinde ise ışık mikroskobunda yapılan incelemede reperfüzyon sonrası anlamlı olarak (p<0.05 ) daha az histopatolojik hasar saptandı. Karaciğer Kupffer hücreleri aktive olduklarında birçok sitokinlerin salgılanmasına neden olurlar. Çalışmamızda karaciğerde iskemi-reperfüzyon hasarı oluşturulan deneklerde iskemi sonrası ketamin uygulanmasının doza bağlı olarak antiinflamatuar etki gösterdiği kanaatine varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Ketamine, IL-1ß, IL-6 ve TNF-?, iskemi-reperfüzyon hasarı

KaraciğerKaraciğer hastalıklarıKetamin+6
Zafer Gündoğdu
Fırat University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Alt ekstremite cerrahisi geçirecek hastalarda, anestezi idamesinde oksijen konsantrasyonunun arteriyel kan gazı değerlerine etkisi

Genel anestezi uygulaması sırasında, hem anestezik ajanların neden olduğu hipoventilasyon hem de pulmoner şantlarda artma ve fonksiyonel rezidüel kapasitede azalma nedeniyle atmosfer havasından (%20.8) daha yüksek konsantrasyonda O2 vermek gerekmektedir. Anestezi idamesi sırasında günümüzde genellikle %50 O2 ve %50 kuru hava veya %30 O2 ve %70 N2O karışımları kullanılmaktadır. İnspire edilen gaz bileşimi arteriyel oksijenasyonu değiştirebilmektedir. Çalışmamızda, genel anestezi altında, alt ekstremite cerrahisi geçirecek hastalarda, anestezi idamesinde kullanılan oksijen konsantrasyonunun arteriyel kan gazı değerlerine etkisini incelemeyi amaçladık.Çalışmaya her iki cinsten, 20-65 yaş arasında, normal vücut ağırlığında ve ASA I-II risk grubundan alt ekstremite cerrahisi geçiren 40 hasta alındı. Rastgele iki gruba ayrılan bütün hastaların premedikasyonu operasyondan 30 dk. önce midazolam (0.05 mg/kg, i.m.) ve atropin (0.01 mg/kg, i.m.) ile sağlandı. Anestezi indüksiyonu için 5-7 mg/kg sodyum tiyopental, 2 mcg/kg fentanil ve 0.1 mg/kg veküronyum i.v. uygulandı. Grup 50'deki hastalara %50 O2 ve %50 kuru hava, Grup 30'daki hastalara %30 O2 ve %70 N2O içinde % 5-6 konsantrasyonunda desfluran verilerek anesteziye devam edildi. Hastaların preoperatif, intraoperatif (preoksijenizasyondan sonra, entübasyondan 5 dakika sonra, intraoperatif birer saat arayla, ekstübasyondan önce ve 5 dakika sonra) ve postoperatif (1, 6, 12, 24, 48 ve 72. saattlerde) arteriyel kan gazı analizleri, ortalama arter basıncı (OAB), kalp atım hızı (KAH), bulantı-kusma ve postoperatif ağrı şiddeti (VAS ile) gözlendi; preoperatif ve postoperatif P.A. akciğer grafileri değerlendirildi.Grupların demografik verileri, OAB, KAH, serum elektrolitleri, postoperatif bulantı-kusma ve ağrı şiddetleri farksızdı. Bikarbonat, baz açığı ve PaCO2 parametrelerinde izlenen dönemlerde benzer değişimler saptandı. Grup 50'de Grup 30'a göre PaO2 değerlerinin idame döneminde, SaO2 değerlerinin intraoperatif ve postoperatif ilk bir saat içinde daha yüksek olduğu (p<0.001); pH değerlerinin ise intraoperatif dönemde daha düşük olduğu (p<0.001) saptandı. Bununla birlikte bu parametrelerdeki değişimlerin postoperatif 6. saatte bazal değerlere ulaştığı gözlendi.Sonuç olarak, anestezi idamesi esnasında %30 O2 + %70 N2O yerine %50 O2 +%50 hava verilmesi ile sadece intraoperatif dönem ve postoperatif ilk 6 saat içerisinde daha iyi arteriyel oksijenizasyon sağlanabildiği, bunun yanısıra hem postoperatif ağrı şiddeti ve hem de bulantı kusma insidansı bakımından hasta konforunu anlamlı derecede değiştirmediğini saptadık.Anahtar kelimeler: Genel anestezi, oksijen konsantrasyonu, arteriyel kan gazları.

AnesteziAnestezi-genelBacak+4
Serpil Bayındır
Fırat University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Laparoskopik kolesistektomi için Sevofluran-Azotprotoksit uygulanan hastalarda preoperatif oral karbonhidrat solusyonu kullanımının postoperatif bulantı kusmaya etkisi

Postoperatif bulantı ve kusma (POBK) birçok nedenden kaynaklanan, sık karşılaşılan (ortalama %34.6) ve özellikle operasyondan sonraki ilk iki saatte görülen bir problemdir. Çalışmamızda, laparoskopik kolesistektomi için sevofluran-azotprotoksit uygulanan hastalarda preoperatif oral karbonhidrat solusyonu kullanımının postoperatif bulantı-kusma üzerindeki etkisini araştırmayı amaçladık.Çalışmaya her iki cinsten, 18-60 yaş arasında, normal vücut ağırlığında ve ASA I-II risk grubundan elektif laparoskopik kolesistektomi planlanan 64 hasta alındı. Rastgele iki gruba ayrılan hastalardan Grup Karbonhidrat'a (Grup KH) saat 24'de ve operasyondan 3 saat önce 400 mL oral karbonhidrat solusyonu verildi. Grup Konrol'e (Grup K) ise saat 24'den sonra katı ve sıvı gıdalar yasaklandı. Bütün hastaların premedikasyonu operasyondan 30 dakika önce midazolam 0.05 mg/kg, i.m. ile sağlandı. Operasyon odasına alınarak standart monitorizasyon (EKG, end-tidal karbondioksit (ETCO2), periferik arteriyel oksijen satürasyonu (SpO2), noninvazif arteriyel kan basıncı) yapılan hastalara, anestezi indüksiyonu için 5-7 mg/kg sodyum tiyopental, 2 µ/kg fentanil ve 0.1 mg/kg veküronyum i.v. uygulandı. %70 N2O ve %30 O2 içinde %1-3 konsantrasyonunda sevofluran verilerek anesteziye devam edildi. Hastaların preoperatif, intraoperatif (indüksiyondan sonra, entübasyondan 5 dakika sonra, intraoperatif 15 dakika arayla, ekstübasyondan önce ve 5 dakika sonra) ve postoperatif (derlenme sürecinde) ortalama arteriyel basınç (OAB), kalp atım hızı (KAH); ekstübasyondan 5 dakika sonra, postoperatif 15, 30, 45 ve 60 dakikalarda; takip edildikleri klinikte 2, 3, 4, 6, 8, 12 ve 24. saatlerde bulantı-kusma skoru ile (0: bulantı-kusma yok, 4: birden çok kusma) POBK oranları, vizüel analog skala (VAS) ile (0: ağrı yok, 10: dayanılmaz ağrı) postoperatif ağrı şiddeti ve memnuniyet dereceleri saptandı.Hastaların demografik verileri, OAB, KAH ve toplam postoperatif analjezik miktarı bakımından gruplar arasında fark görülmedi. VAS değerlerinin Grup KH'da Grup K'e göre postoperatif 30 ve 45. dakikalarda (p<0.05) ve 60. dakikada (p<0.01) anlamlı derecede daha düşük olduğu; 2. saatte ise Grup K'de Grup KH'a göre daha düşük (p<0.05) olduğu tespit edildi. POBK derlenme döneminde 15. dakikada (p<0.05), 30. dakikada (p<0.001), 45. dakikada (p<0.01), 60. dakikada (p<0.05), postoperatif 8. saatte (p<0.01) Grup KH'da Grup K'e göre istatistiksel olarak daha düşük oranda gözlendi. Toplam antiemetik kullanımı Grup KH'da Grup K'e göre daha düşüktü (p<0.001). Grup KH'daki hastalar Grup K'e göre preoperatif ve postoperatif bakımdan daha memnun kaldılar (p<0.001).Sonuç olarak, sevofluran-azotprotoksit anestezisi altında laparoskopik kolesistektomi operasyonu geçiren hastalarda preoperatif oral karbonhidrat solusyonu kullanımı ile POBK oranları ve antiemetik gereksiniminin anlamlı oranda azaldığı ve daha iyi hasta memnuniyeti sağlandığı kanısına varıldı.Anahtar kelimeler: Laparoskopik kolesistektomi, preoperatif karbonhidrat solusyonu, postoperatif bulantı-kusma

AnestetiklerBulantıKarbonhidratlar+7
Özden Yıldızhan
Fırat University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Anestezi indüksiyonunda etomidat kullanımının sigara içenlerde endokrin fonksiyonlar üzerine etkisi

Sigara kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan sağlık sorunları iyi bilinmektedir. Tütün bileşenleri KAH, KB ve sistemik vasküler rezistansta artışa yol açmaktadır. Etomidat adrenal supresyon yaparak kan kortizol seviyesinde azalmaya ve kortizol prekürsörlerinde artışa yol açmaktadır.Çalışmamızda cerrahi stresle artmış endokrin cevap üzerine anestezi indüksiyonunda kullanılan etomidatın sigara içen ve içmeyen hastalarda etkilerinin belirlenmesini amaçladık.Non-kardiyak elektif cerrahi yapılan ASA I, II risk grubundaki 80 erişkin hastada etomidat ve propofol ile anestezi indüksiyonu yapıldı. Hastalar kendi aralarında gelişigüzel olarak sigara içen ve içmeyenlerden oluşan iki gruba ayrıldı. Her iki gruptaki hastalara 0,3 mg/kg etomidat veya 2-2,5 mg/kg propofol ile anestezi indüksiyonu yapılarak, verilen anestezi indüksiyon ajanı ve sigara içip içmemesine göre grup sayısı dörde çıkarılmış oldu.Grupların demografik verileri, cerrahi süreleri, OAB, SpO2 ve beyaz küre değerleri arasında fark yoktu. Birinci saatteki kortizol değerleri Grup IE'de Grup IIP'ye ve Grup IIE'de Grup IIP'ye göre anlamlı derecede düşük bulundu (p<0.05). Bulantı-kusma skoru birinci dakikada Grup IIE'de Grup IE ve Grup IP'ye ayrıca 15 ve 30. dakikada Grup IIE'de Grup IE, Grup IP ve Grup IIP'ye göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05).Sonuç olarak çalışmamızda etomidat ile anestezi indüksiyonunun sigara içen hastalarda propofolle anestezi indüksiyonuna göre endotrakeal entübasyon ve cerrahi stresle artmış endokrin yanıtı daha iyi kontrol ettiğini belirledik. Propofol ile anestezi indüksiyonunun etomidatla anestezi indüksiyonuna göre bulantı-kusma sıklığını azalttığını gördük. Burada propofolle anestezi indüksiyonu yapılan ve sigara içen hastalarda yükselen kan kortizol seviyesinin de etkili olduğunu saptadık.

AnesteziAnestezi-genelBulantı+4
Cevdet Sümer
Fırat University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ortopedik alt ekstremite cerrahisinde, postoperatif analjezi için intravenöz verilen deksketoprofen trometamol'un optimal dozunun araştırılması

Ortopedik alt ekstremite cerrahisinde, ASA I-II olan hastalara, postoperatif analjezi için intravenöz verilen deksketoprofen trometamol'un optimal dozunu bulmayı amaçladık.Bu amaçla 60 hastayı rastgele 4 gruba ayırdık ve doz rejimlerini Grup I'e 1 mg/kg tramadol HCl yükleme dozu, HKA ile 25 mg bolus tramadol HCl, Grup II'ye 50 mg deksketoprofen trometamol I.V. (25 mg 2x1), HKA ile 25 mg bolus tramadol HCl, Grup III'e 75 mg deksketoprofen trometamol I.V. (25 mg 3x1), HKA ile 25 mg bolus tramadol HCl ve Grup IV'e 100 mg deksketoprofen trometamol I.V. (50 mg 2x1), HKA ile 25 mg bolus tramadol HCl olacak şekilde belirledik. Bulantı-kusma skalası 2 ve üzerinde olan veya bulantıyı tolere edemeyen ve antiemetik isteyen olgulara 10 mg I.V metoklopramid, dispepsi gibi diğer gastrointestinal yan etkiler için ise 40 mg famotidin verildi, ilaçların ilk dozları operasyonun bitmesine 30 dakika kala yapıldı. HKA cihazı ile grupların tümünde kilitli kalma süresi 30 dakika olarak ayarlandı, dört saatlik maksimum doz 100 mg olacak şekilde uygulandı.Derlenme odasında, 1., 6., 12. ve 24. saatlerde hemodinamik ve solunumsal parametreler, postoperatif ağrı skoru, sedasyon skoru, bulantı-kusma ve kullanılan tramadol dozu açısından grupları karşılaştırdık.Sonuç olarak postoperatif ağrı kontrolünde HKA ile birlikte kullanılan, 100 mg deksketoprofen trometamol, istenilen düzeyde analjezi, en az yan etki ve arzulanan hasta memnuniyeti açısından kullanılabilir doz rejimidir.Anahtar Kelimeler: Postoperatif ağrı, hasta kontrollü analjezi, tramadol HCl., deksketoprofen trometamol

AnaljeziAnaljeziklerAğrı+5
Sait Fatih Öner
Fırat University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Laparoskopik kolesistektomilerde genel anesteziye eklenen torakal epidural analjezinin sitokin yanıta etkileri

Laparoskopik kolesistektomide postoperatif ağrı az fakat, karşılaşılan en sık problemdir. Anestezi, cerrahi girişim ve ağrı vücut için stres yaratıcı olup, nöro-immüno-endokrin sistemlerden değişik yanıtların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Oluşan bu yanıtta kullanılan anestezik maddelerin farmakolojik etkisi, anestezinin şekli, süresi ve derinliği gibi faktörler de etkili olmaktadır.Çalışmamızda laparoskopik kolesistektomilerde genel anestezi ve torakal epidural analjezi kombinasyonunun sitokin yanıt üzerine olan etkilerini araştırdık.Elektif laparoskopik kolesistektomi operasyonu yapılan ASA I, II ve III risk grubundan 60 yetişkin hasta dört gruba ayrıldı ve indüksiyon öncesi T9-10 seviyesinden epidural kateter yerleştirildi. Cerrahi insizyondan önce epidural kateterden grup B'de bupivakain ve fentanil, grup L'de levobupivakain ve fentanil, grup F'de salin ve fentanil ve grup S'de salin infüzyonu başlatıldı.Grupların demografik özellikleri, intraoperatif ve postoperatif kalp atım hızı, ortalama arteryal basınç ve periferik oksijen satürasyonu değerleri arasında fark yoktu. Grup L'nin postoperatif diğer gruplardan daha düşük vizüel analog skalaya (VAS) sahip olduğu tespit edildi. Grup B'nin de düşük VAS'a sahip olduğu ancak Grup L'ye göre yüksek olduğu belirlendi. Grup F'de ise VAS'ın postoperatif 30. dakika, 1. saat ve 2. saatlerde grup S'ye göre düşük olduğu diğer zaman aralıklarında benzer olduğu tespit edildi.Hastalardaki IL-6, IL-8 ve IL-10 seviyeleri 2. saatte artmaya başladı ve 24. saatte bazal seviyesine geri döndü. Epidural salin uygulanan gruptaki interlökin düzeyleri diğer gruplara oranla daha yüksek tespit edildi.Sonuç olarak çalışmamızda genel anestezi ile birlikte uygulanan torakal epidural analjezi, stres yanıtı baskılayarak intraoperatif ve postoperatif ilk 24 saatte daha iyi hemodinamik stabilizasyon ve ağrı kontrolü sağladı. Ancak bu etkinin lokal anestezik ve opiyoid kombinasyonu ile daha belirgin olduğunu saptadık.

AnesteziAnestezi-epiduralAnestezi-genel+9
Sibel Özcan
Fırat University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Pediatrik olguların inguinoskrotal cerrahisinde insizyon hattına infiltre edilen bupivakain ve ketaminin postoperatif analjezik etkileri

Postoperatif ağrı, cerrahi travma sonucu oluşan doku hasarına bağlı gelişen, merkezi ve periferik sensitizasyonun eşlik ettiği, nosiseptif bir ağrı tipidir. Cerrahi stres ve ağrıya verilen hormonal ve metabolik yanıtlar çocuklarda daha şiddetli olmaktadır.Çalışmamızda, ingiunoskrotal cerrahi geçiren çocuklarda postoperatif analjezi sağlamak amacıyla insizyon hattına bupivakain ve ketamin infiltre ederek olgulardaki analjezik etkileri derlenme ve postop erken dönemde kendi aralarında ve kontrol grubuyla karşılaştırarak değerlendirmeyi amaçladık.Çalışma ASA I-II risk grubunda 1-7 yaşları arasında fıtık onarımı ve inmemiş testis gibi inguinoskrotal cerrahi uygulanan 90 olguda yapıldı. Olgular rastgele 30'ar olguluk üç eşit gruba ayrıldı.Operasyonun sonunda cilt dikişine geçilmeden önce, grup B' deki olgulara insizyonun santimetre uzunluğuna % 0.25' lik bupivakain ml cm-1 (2.5 mg ml-1), grup K'daki olgulara % 0.5'lik ketamin hidroklorür ml cm-1 (5 mg ml-1), grup S'deki olgulara % 0.09'luk NaCI ml cm-1 olacak şekilde infiltre edildi.Olguların Sistolik Arter Basınç (SAB) değerleri derlenme 5. ve 10. dk'da grup K'da grup S'ye göre düşük, grup içi karşılaştırmada preoperatif değere göre; grup S'de ekstübasyon sonrası, derlenme 5., 10. ve 15. dk'da artmış, grup K'da derlenme 10.dk, 15.dk, serviste 2. saat ve 6. saatte düşük bulundu. CHEOPS skorları ekstübasyon sonrası, derlenme 5., 10., 15. dk, serviste 2. ve 6. saatlerde grup K'da grup S'ye göre, grup B'de derlenme 10., 15. dk ve serviste 2. saatteki dönemlerde grup S'ye göre düşük bulundu.Sonuç olarak ketaminin lokal anesteziklere benzer şekilde yara yerine infiltre edilerek kullanılmasının, yeterli postoperatif analjeziyi sağladığı, yan etkilerinin azaldığı ve bu şekilde kullanımının güvenli olduğu kanısına varmaktayız.

AnaljeziAnesteziAğrı-postoperatif+5
Ziya Çelikel
Fırat University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kanser ağrısı olan olgularda metastaz varlığının ağrı tedavisine etkileri: Retrospektif bir çalışma

Kanser ağrısı nosiseptif veya nöropatik mekanizmalarla ortaya çıkarak kanser ağrı sendromlarına neden olmaktadır. Metastazlı hastalarda, tutulum bölgelerinin artması sonucu yaygın ağrı sendromuna, ayrıca ağrı şiddetinin artmasına neden olmaktadır.Çalışmamızda Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Algoloji Bilim Dalı'nda Ocak 1997- Aralık 2010 tarihleri arasında kansere bağlı ağrı nedeniyle takip edilen onkoloji hastalarına uygulanan ağrı tedavi yöntemlerinin retrospektif değerlendirilmesi ve metastaz varlığının ağrı tedavisine etkisini araştırdık.Takip ve tedavisi yapılan 1736 hastanın 269'u yeterli bilgiye ulaşılamadığından çalışma dışı bırakılarak toplam 1467 hasta değerlendirilmeye alındı. Hastalar metastazı olmayanlar (Grup I) (n: 605), tek organ metastazı olanlar (Grup II) (n: 576) ve birden fazla organ metastazı olanlar (Grup III) (n: 286) şeklinde gruplara ayrıldı.Hastaların yaşları arasında fark yoktu. Hastaneye geliş anındaki VAS değerleri grup III'de (8,0245±0,03) diğer gruplara göre yüksekti, grup II'de (7,7639±0,04) grup I'e (6,0959±0,03) göre yüksekti.Hastaların ağrı tedavisinde TAD, kortkosteroid, antikonvülzan, nöroleptik, benzodiazepin, LA, bifosfanat ve kalsitonin kullanım oranları sırasıyla % 61.0 (895 hasta), %7.1 (104 hasta), %4.0 (58 hasta), %4.0 (58 hasta), %1.6 (23 hasta), %12.3 (180 hasta), %1.2 (17 hasta) ve %2.8 (41 hasta).Hastaların % 85.5'i (1255 hasta) DSÖ analjezik basamak tedavisi ile, % 14.5 (212 hasta) ise ek olarak MİVAG yöntemler kullanılarak tedavi edildi. Grup II ve grup III'de; hastaların I. Basamak ve II. Basamakta tedavi edilme oranları grup I'e göre daha düşüktü, III. Basamakta tedavi edilme oranları grup I'e göre daha yüksekti. MİVAG uygulanması grup III'de diğer gruplara oranla yüksekti, grup II'de ise grup I'e göre yüksekti.Sonuç olarak kanser ağrısı olan hastalarda metastaz varlığı ağrının şiddetini arttırmaktadır. Ağrının şiddetli olması kanserli hastada ağrı tedavisini zorlaştırmaktadır. Böylece kanser ağrısı olan hastalarda metastaz varlığı analjezi basamağını arttırmakta ve opioid tüketimini arttırdığı kanısındayız.Anahtar kelimeler: Kanser ağrısı, metastaz, opioid, minimal invaziv analjezik girişim, adjuvanlar.

Adjuvanlar-farmasötikAnaljeziAğrı+3
Zülfi Yücel Kurşun
Fırat University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Desfluran ile yapılan burun ameliyatlarında kanama kontrolü için kullanılan adrenalinin QTc aralığı üzerine etkisi

Bu çalışmada desfluran anestezisi altında burun cerrahisi yapılacak hastalara, kanama kontrolü sağlamak için farklı konsantrasyonlarda uygulanan adrenalinin, QTc aralığı üzerine olan etkilerini araştırmayı hedefledik.Fakülte Etik Kurulu onayı alındıktan sonra, ASA I risk grubunda olan, yaşları 18-40 arasında değişen 65 hasta, aydınlatılmış onamları alınarak çalışmaya dahil edildiler. Hastalar buruna yerleştirilen tamponlardaki adrenalin konsantrasyonuna ya da serum fizyolojiğe göre üç gruba ayırıldı. Operasyon öncesi 1. saatte EKG'leri çekilerek kontrol QTc değerleri belirlendi. 0.05 mg/kg midazolam ile premedikasyon yapılan hastalara indüksiyonda 0.2-0.5 mg/kg etomidat, 1?g/kg fentanil ve 0.1 mg/kg veküronyum bromid i.v. yolla verilerek anestezi indüksiyonu sağlandı. Endotrakeal entübasyondan sonra, hastaların solunumu mekanik olarak % 50 O2+% 50 hava içinde % 4-6 konsantrasyonunda desfluran verilerek sürdürüldü. Anestezi indüksiyonundan hemen sonra, entübasyon sonrası 1.dk'da, buruna adrenalin veya SF'li tamponlar yerleştirildikten sonra, tamponlar çıkarıldıktan hemen sonra, desfluran verildikten 5 dk sonra, desfluran anestezisi altındaki 30.dk'da, desfluran kesilip hasta uyandığında ve postoperatif 1. saatlerdeki EKG kayıtları alındı. QTc aralıkları Bazett formülü ile hesaplandı. Nazal tamponlar, tamponun içeriğini bilmeyen cerrah tarafından, endotrakeal entübasyondan sonra yerleştirildi. Operasyon bitiminde operasyon alanının kalitesi operasyonu gerçekleştiren cerrah tarafından 6 puan skalası kullanılarak değerlendirildi.Grup A1'in kanama miktarındaki azalma diğer gruplara göre ileri derecede anlamlıydı (p<0.001). Tüm gruplarda desfluran uygulamasının 5. ve 30. dk'daki QTc değerlerindeki uzama anlamlıydı (p<0.05). Sonuçta farklı konsantrasyonlarda kullanılan adrenalin, kanama miktarını azalttı, net görüşlü operasyon alanı sağladı. Kanama kontrolünde, Grup A1 diğer gruplardan üstün bulunmuştur. Desfluranın QTc aralığını uygulama süresine bağlı olarak uzattığını, adrenalin kullanımının ise desfluranın QTc aralığı üzerindeki etkisini değiştirmediğini tespit ettik.Anahtar kelimeler: Kanama kontrolü, Adrenalin, Desfluran, QTc

BurunCerrahi-kulak-burun-boğazDesfluran+4
Onur Hanbeyoğlu
Fırat University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sepsis tanısında bilirubin düzeyleriyle sitokinler arasındaki ilişki

Sistemik inflamatuvar yanıt sendromu ve sepsis gibi erken tanının önemli olduğu ve tedaviye yanıtın izlenmesi, gerektiğinde tanı konduktan sonra tedavi modellerinin değiştirilmesi gereken kritik hasta gruplarında klinisyene rehberlik edecek, duyarlı ve özgül laboratuvar testlerine ihtiyaç vardır.Sistemik inflamatuvar yanıt sendromundan ciddi sepsise ilerleyen dinamik süreçte bu döngüyü erken tanımlayabilecek belirteç bulabilmek, birçok fonksiyonu iyi bilinen, rutinde kullanılan bilirubinin insanlarda inflamatuvar süreçle olan ilişkisini ortaya koyabilmek amacıyla bu çalışmayı planlandı.Çalışmamızda Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Yoğun Bakım ünitemizde, demografik yapıları birbirine yakın, ACCP/SCCM konsensus konferans kriterlerine uygun olarak sepsis tanısı almış 10, sepsis tanısı almamış 10 hasta çalışmaya dahil edildi. Sepsis grubunda ilk tanı aldığı dönem bazal dönem kabul edilerek, 0. (T0) , 24. (T1), 48. (T2) saatlerde alınan kan örneklerinden IL-6, IL-10, total bilirubin, direkt bilirubin, indirekt bilirubin bakıldı. Yine aynı dönemlerde hastaların APACHE ve SOFA skorlarları belirlendi. Kontrol grubunda ise ilk kan alınma dönemi bazal dönem kabul edilerek, 0. , 24. , 48. saatlerde alınan örneklerde IL-6, IL-10, total bilirubin, direkt bilirubin, indirekt bilirubin bakıldı. Yine aynı dönemlerde hastaların APACHE ve SOFA skorlarları belirlendi.Çalışmaya alınan sepsisli hastalarda bilirubin, IL-6 ve IL-10 düzeylerinin zamana bağlı olarak belirgin arttığı, bu artışın APACHE ve SOFA skorlarıyla korele olduğu gözlendi. Bu artışın sepsiste erken tanıda ve hastalıktaki kötü gidişle ilişkili olabileceği kanısına varıldı. Bilirubin ve sitokin düzeylerindeki bu artışın sepsis ve ilişkili klinik tablolarda inflamatuvar sürecin basamaklarını öngörmede kullanılabileceği ancak bu konuda yüksek hasta sayılı daha ileri çalışmaların yapılması gerekliliği sonucuna varıldı.Anahtar Kelimeler: Sepsis, IL-6, IL-10, Bilirubin

BilirubinSepsisSitokinler+4
Eyüp Tutak
Fırat University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yoğun bakım hastalarında erken enteral immünonütrisyon uygulamasının inflamatuvar yanıta etkisi

Erken enteral immünonütrisyon, sitokinlere bağlı oluşan stres yanıtta değişiklikler oluşturarak, SIRS'tan sepsise doğru dinamik süreçte optimal bir inflamatuvar ve immün yanıt oluşturup, sağkalımı arttırmada etkilidir.Çalışmamızda, kritik hastalarda standart ve glutamin içeren ürünlerin erken ve geç enteral beslenme rejiminde inflamatuvar yanıta etkilerini araştırdık.Çalışmamızda ventilatör desteği gereksinimi olan 30-60 yaş arası, 40 hasta randomize edilip dört gruba ayrıldı. Grup SE; standart erken enteral, SG; standart geç enteral İE; erken enteral immünonütrisyon, İG; geç enteral immünonütrisyon grubu olarak belirlendi. Erken enteral gruplara 24 saat içinde nütrisyon başlanırken, geç gruplara 72 saat sonra başlandı. Hasta yatışlarının 1. 5. ve 7. günlerinde, prealbümin, albümin, CRP, IL-6, IL-10, APACHE-II skorları ve mortalite oranları değerlendirildi.Grupların demografik özellikleri, VKİ ve günlük kalori alımları arasında fark yoktu. SE grubunda, prealbümin değerlerinde azalma saptandı (p<0,05). Gruplar arasında albümin değerleri bakımından fark saptanmadı. İE ile İG'de, SG'ye göre CRP değerlerinde azalma saptanmasına rağmen, SE'ye göre fark olmadığı görüldü. SE'de ise 5.ve 7. günlerde artış gözlendi (p<0,05).IL-6 düzeylerinin SG'de, SE'ye göre 5. ve 7. günlerde arttığı saptandı. İE ile İG'de, SG'ye göre 5. günde azalma saptandı. İE'de ise 7. günde SE ve SG'ye göre azalma saptandı. Bununla birlikte İG'de, SG'ye göre azalma, İE'ye göre artma saptandı.IL- 10 düzeylerinin İG'de, 5. ve 7. günlerde arttığı saptandı. İG'de, SG'ye göre, APACHE-II skorlarında 5. günde artma saptandı. Mortalite oranları açısından fark saptanmadı.Yoğun bakım hastalarında glutaminden zengin erken enteral immünonütrisyon uygulamasının, biyokimyasal parametreleri ve mortaliteyi etkilememesine rağmen SIRS'ı belirgin derecede baskıladığı kanaatine varıldı.Anahtar kelimeler: Glutamin, erken enteral nütrisyon, immünonütrisyon

BeslenmeBeslenme bozukluklarıEnteral beslenme+4
Fatma Çelik
Fırat University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Prostat kanserli olgularda kemik metastazının ağrı tedavisi üzerine olan etkileri: retrospektif bir çalışma

Kanser ağrısı, ciddi ağrıya neden olan ve hayat kalitesini etkileyen, çok boyutlu ve karmaşık bir fenomendir. Prostat kanseri dünya genelinde erkek nüfusu etkilemektedir. Mevcut tedavilerin birçok kanser hastasının hayatta kalma süresini arttırması nedeniyle metastatik kemik hastalıklarının prevelansında bir artış vardır. Özellikle, prostat kanseri diğer organlardan daha fazla kemiğe metastaz yapma eğilimindedir. Bu hastalar kemik invazyonuna ikincil olarak oluşan ağrı ile daha uzun sürelerle yaşama eğilimindedirler.Ocak 1997 ile Aralık 2010 tarihleri arasında kanser ağrısı olan hastaların verileri Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Algoloji Bilim Dalı'nda retrospektif olarak araştırılmıştır.Prostat kanseri teşhisi 131 hastaya konulmuştur. 15 hasta kayıp veri nedeniyle, 12 hasta kemik metastazı dışında başka organ metastazı olduğu belirlendiğinden dolayı değerlendirme dışı bırakılmıştır. Toplam 104 hasta değerlendirilme grubuna alınmıştır. Metastazı olmayan prostat kanserli hastalar Grup 1, sadece kemik metastazı olan grup ise Grup 2 olarak belirlenmiştir. Hastaların demografik verileri ve hastalıkları ile ilgili bilgileri istatistik değerlendirmeleri yapılmak üzere kaydedilmiştir.Sonuç olarak kemik metastazı olan gruptaki hastaların hastanede daha fazla yatarak tedavi gördüğü (p=0.000), daha fazla invazif ağrı tedavi yöntemi uygulandığı (p=0.000), daha fazla bifosfonat (p=0.034) ve kalsitonin (p=0.044) kullanıldığı belirlenmiştir. Hastaneye başvuru esnasında kaydedilen VAS skoru yüksek olan hastaların hastanede yatarak tedavi görme oranının daha yüksek olduğu bulunmuştur (p=0.000). Kemik metastazının ağrı tedavisini zorlaştırdığı sonucuna varılmıştır.

AğrıKemik neoplazmlarıKemik ve kemikler+4
Ömer Kaymaz
Fırat University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Transüretral rezeksiyon girişimlerinde levobupivakainin etkilerinin tek doz spinal anestezi ve sürekli spinal anestezi yöntemleri ile karşılaştırılması

Bu çalışmada, transüretral rezeksiyon girişimlerinde, intratekal levobupivakain iki farklı teknikle uygulanarak anestezi ve hemodinami üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlandıASA ??-??? risk grubundaki 60 geriatrik hasta, tek doz spinal anestezi (grup TDSA) ve sürekli spinal anestezi (grup SSA) uygulanmak üzere iki gruba ayrıldı. İntratekal yoldan, izobarik % 0,5 levobupivakain, TDSA grubuna 12,5 mg verilirken, iğne üzerinden kateter tekniği kullanılan SSA grubuna 5, 2.5, 2.5?mg titre edilerek uygulandı. Cerrahi girişim için kullanılan lokal anestezik miktarı grup SSA'da belirgin olarak azdı. Maksimum duyusal blok düzeyi ortanca değeri grup TDSA'da T8 ve grup SSA'da T9 olarak gerçekleşti. Cerrahi girişim için gerekli T10 duyusal blok düzeyine ve maksimum duyusal blok düzeyine ulaşma zamanı grup SSA'da belirgin olarak uzundu. Duyusal bloğun iki segment gerileme ve sonlanma süreleri ile motor blok başlama ve sonlanma süresinde gruplar arasında fark yoktu. Peroperatif dönemde KAH, grup TDSA'da 25. dk'dan ve grup SSA'da 40.dk'dan itibaren kontrol değere göre düşüktü. Peroperatif ve postoperatif dönemde hipotansiyon ve bradikardi sıklığında istatistiksel fark yoktu. Grup TDSA'da yüksek duyusal blok seviyesine, hızla ulaşılan hastalarda hipotansiyon gelişirken, grup SSA'da yavaş gelişen duyusal blok hipotansiyon oluşmasına engel oldu. Girişim esnasında parestezi görülmesi grup TDSA'ya göre belirgin olarak fazlaydıFizyolojik adaptasyon mekanizmalarının yavaş geliştiği ileri yaştaki hastalarda, intratekal levobupivakainin, SSA tekniği ile uygulanmasının, duyusal bloğun maximuma ulaşmasının yavaş olması ve hemodinaminin stabil seyretmesinden dolayı, güvenli olduğu kanısına varıldı.

AnesteziAnestezi-spinalGeriatri+3
Şeyda Pezek Aydın
Gazi University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tavşanlarda akut alt ekstremite iskemi-reperfüzyon hasarı sonucu oluşan serbest oksijen radikalleri ve DNA hasarı üzerine sevofluran ve propofolün etkilerinin karşılaştırılması

İskemik dokuların reperfüzyonu sırasında serbest oksijen radikalleri ve DNA hasarı meydana gelmektedir. Sevofluranın genotoksik etkisi ile propofolün antioksidan etkisi bilinmektedir. Bu çalışmada, alt ekstremite iskemi-reperfüzyon hasarı sonucu oluşan serbest oksijen radikalleri ve DNA hasarı üzerine sevofluran ve propofolün etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı. 14 adet Yeni Zelanda tavşanı rastgele iki eşit gruba ayrıldı. Gruplardan birine (Grup S) maske ile %2.5 4 sevofluran inhalasyonu, diğerine (Grup S) 1-2 mg/kg/dk propofol infüzyonu uygulanarak, alt ekstremiteye pnömatik turnike yerleştirildi. Kalp atım hızı, invazif kan basınçları, periferik oksijen satürasyonu ve anestezi derinliği monitörize edildi. Turnike uygulaması öncesi (kontrol), turnike uygulandıktan 120 dk sonra, turnike açıldıktan 15 ve 120 dk sonra alınan kan örneklerinde; MDA düzeyleri ile lipid peroksidasyonu, tail moment, tail lenght ve tail intensity ile DNA hasarı araştırıldı. Turnike açıldıktan 15 dk sonra MDA düzeyleri Grup P'de (8.15±2.61 ?M), kontrolden (6.26±3.19 ?M) ve Grup S'den (4.98±0.77 ?M) yüksek bulundu (p<0.05). Her iki grupta DNA hasarı etkisi benzer görülmekle beraber propofol grubunda bu etki reperfüzyonun erken döneminde daha belirgin bulundu (tail moment 1.05±0.45, tail intensity 5.33±1.56, p<0.05). Tail moment ve tail intensity'de belirlenen bu artış, her iki grupta da turnike açıldıktan iki saat sonra kontrol değerlerine döndü. Grup S'de MDA düzeylerindeki artış ile tail moment ve tail intensity'de belirlenen artışlar arasında turnike açıldıktan iki saat sonra korelasyon belirlendi (Tail moment: r=832, p=0.020. Tail intensity: r=817, p=0.025). Bu çalışmada belirlenen oksidatif stres ve genotoksik etki reverzibl özellikte olduğundan, iskemi reperfüzyon hasarına yol açılan ekstremite cerrahisi için anestezi uygulamalarında, sevofluran ve propofolün birbirine üstünlükleri bulunmadığı sonucuna varıldı.

AnestetiklerDNA hasarıGenotoksisite+7
Sema Öncül
Gazi University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tek taraflı inguinal herni operasyonlarında intratekal levobupivakain ve levobupivakaine eklenen farklı dozlardaki morfin kullanımının karşılaştırılması

Çalışmamız ASA I-II risk grubunda 20'şer hastadan oluşan toplam 60 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Hastalar levobupivakain (Grup L), levobupivakain-50?g (Grup LM50) ve levobupivakain-100?g (Grup LM100) olmak üzere rastgele 3 eşit gruba ayrıldı.Uygun sıvı replasmanını takiben premedikasyon uygulamadığımız olgulara oturur pozisyonda L3-4 intervertebral aralıkdan midline girişimle intratekal lokal anestezik karışımı (2.5 mL) 30 sn içinde uygulandı. Olguların operasyon sırasında ve sonrasında; hemodinamik parametrelerden non invaziv kan basınçları, KAH, SpO2 değerleri, duyusal ve motor blok özellikleri, analjezi süreleri, ilk mobilizasyon ve idrar yapma zamanları, hasta ve cerrah memnuniyetleri ile gözlenen yan etkileri kaydedildi.Elde edilen maksimum duyusal blok seviyesi ile intraoperatif (20-60. dakikalar arası) duyusal blok seviyelerinin dağılımı Grup LM100'de diğer iki gruptan yüksek bulundu. Grupların postoperatif duyusal blok seviyelerinin zamana göre dağılımı (postoperatif 20-30 dakikalar arası) morfin gruplarında daha yüksek bulundu. Duyusal bloğun iki segment gerileme süresi sadece levobupivakain içeren grupta morfin eklenen gruplardan daha kısa bulundu. Duyusal blok sonlanma zamanı açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı.Gruplar arası motor blok dereceleri açısından fark saptanmadı, maksimum motor blok oluşma zamanı morfin eklenen gruplarda daha kısa bulundu. Motor blok sonlanma süreleri de morfin eklediğimiz gruplarda daha uzun bulundu. Postoperatif ilk analjezik gereksinim süresi sadece levobupivakain içeren grupta diğerlerinden daha kısa bulundu, morfin grupları arasında farklılık saptanmadı. Hasta ve cerrah memnuniyeti morfin eklenen gruplarda daha yüksek saptandı.Hastaların postoperatif ilk idrar yapma ve gaz çıkarma zamanları morfin eklenen gruplarda daha uzun bulundu. Postoperatif Grup LM50 de 3, Grup LM100 de 5 hastada idrar retansiyonu gelişirken, Grup L de hiçbir hastada idrar retansiyonu gözlenmediSonuç olarak; inguinal herni operasyonlarında intratekal adjuvan morfinin lokal anestezik ile sinerjistik etkili olduğu, perioperatif anestezi kalitesini ve postoperatif analjezi kalitesini olumlu yönde etkilediği saptandı. Morfin eklediğimiz gruplarda azda olsa gözlemlediğimiz postoperatif idrar retansiyonuna rağmen cerrah ve hasta memnuniyeti sadece levobupivakain grubuna göre belirgin üstün saptandı. İntratekal 50-100 µg dozlardaki adjuvan morfinin belirgin yan etkiye yol açmadan intraoperatif-postoperatif anestezi ve analjezi kalitesini artırdığı belirlendi.

AnestetiklerAnesteziAnestezi-spinal+5
Gülay Kip
Gazi University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Lomber disk cerrahisi geçiren yaşlı ve genç hastalada total intravenöz anestezi yönteminin postoperatif kognitif fonksiyonlara etkisi

Çalışmamızda, propofol ve remifentanili kullanıldığımız TİVA'nın, genç ve yaşlı hastalarda kognitif fonksiyonlara etkisinin MMDT ve S?100 beta proteini ölçümüyle araştırılması amaçlandı.Risk grubu ASA I-II olan elektif disk cerrahisi geçirecek 40 hasta çalışmaya dahil edildi. Operasyondan bir gün önce MMDT uygulanan hastalardan indüksiyon öncesi S?100 beta proteni ölçümü için kan alındı. İndüksiyonda her iki gruba remifentanil infüzyonu 0,2 µg/kg/dk'dan başlandı, propofol 1 mg/kg iv bolus verildikten sonra BİS değeri 60'a düşene dek 10 mg'lık doz eklemeleri yapıldı, 0,1 mg/kg pankuronyum sonrasında endotrakeal entübasyon gerçekleştirilerek propofol infüzyonuna 8 mg/kg/dk'dan başlandı. Hastalar prone pozisyona geçirilerek cerrahi başlatıldı. KAH, OAB, SpO2 ve BİS değerleri indüksiyon öncesinde kaydedildi; indüksiyondan 1 dk sonra, entübasyondan 1 dk sonra, ve otuzuncu dk'ya kadar her beş dk'da ve sonrasında onbeş dk'da bir bu parametreler ve ek olarak EtCO2 kaydedildi. Postoperatif ağrı kontrolü iv 20 mg tenoksikam ve 0,05 mg/kg morfin hidroklorürle sağlandı. Ekstübasyonu takiben 30 dk gözlenen hastalardan postoperatif 24. saatte tekrar S?100 beta proteini ölçümü için kan alındı ve hastalara MMDT uygulandı.Operasyon öncesi ve sonrası MMDT sonuçlarının ve S?100 beta protein ortalamalarının zaman içerisindeki değişimleri, gruplar arası ve grup içi istatistiksel olarak anlamlı farklı bulunmadıSonuç olarak, anestezik ajanlar arasında POKD gelişiminde en çok üzerinde durulan propofolü remifentanil ile kullandığımız TİVA'nın, lomber disk cerrahisi geçiren genç ve yaşlı hastalarda, POKD gelişimi üzerinde etkisinin olmadığı saptandı.Anahtar kelimeler: Postoperatif kognitif disfonksiyon, MMDT, S?100 Beta proteini, TİVA.

Anestezi-intravenözBilişBiliş bozuklukları+7
Gizem İlvan
Gazi University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Spinal anestezi ile yapılan elektif sezaryenlerde farklı miktarlarda kristalloid önyüklemesinin maternal ve neonatal etkilerinin karşılaştırılması

Elektif sezaryen operasyonu geçirecek gebelere spinal anesteziye bağlı hipotansiyonu önlemede profilaktik 10, 15 veya 20 mL/kg RL infüzyonuyla yapılan önyüklemenin ve spinal anesteziyi takiben başlanan sabit efedrin infüzyonunun (3 mg/dk) maternal ve neonatal etkilerinin karşılaştırılması amaçlandıTüm gebeler rasgele üç gruba ayrılarak spinal anesteziden önce 15 dk içerisinde 10 mL/kg, 15 mL/kg ve 20 mL/kg olmak üzere RL ile iv önyükleme yapıldıktan sonra spinal anestezi uygulandı. Gebeler supin pozisyona alınır alınmaz üç gruba da iv infüzyonla 3 mg/dk efedrin başlanarak umbilikal kord klemplenene kadar uygulandı. Gebelerin kalp atım hızı (KAH), ortalama arter basıncı (OAB) ve periferik oksijen satürasyonu (SpO2) monitörize edildi. Duyusal ve motor blok seviyeleri kaydedildi. Umbilikal arter (UA) ve vende (UV) kan gazı analizi yapıldı. Yenidoğanın Apgar skorlarıyla hipotansiyona bağlı bulantı- kusma kaydedildiSabit efedrin infüzyonu ile birlikte profilaktik 20 mL/kg RL önyüklemesiyle diğer gruplara göre OAB'de daha az düşme, daha az efedrin kullanımı ve daha iyi 1. dk Apgar skorları saptandı. Grupların demografik özellikleri, maksimum duyusal ve motor blok seviyesi, UA kan gazı değerleri, SpO2 değerleri ve operasyona ait süreler benzerdi. Ancak UV pCO2 değeri 20 mL/kg RL önyüklemesi yapıldığında diğer iki gruba göre düşük bulunduBu araştırmada elektif sezaryenlerde spinal anestezi öncesi 20 mL/kg RL infüzyonu ile birlikte spinal anestezi yapıldıktan sonra başlanan 3 mg/dk efedrin infüzyonunun neonatal parametreler üzerine olumsuz etki yapmadan maternal açıdan daha iyi hemodinami sağladığı sonucuna varıldı.Anahtar Kelimeler: Sezaryen, spinal anestezi, kristalloid infüzyonu

Fatma Faydacı
Gazi University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Deneysel sepsis modeli oluşturulan ratlarda anti-NGF uygulamasının inflamatuar yanıt ve apopitozis üzerindeki etkileri

1.ÖZETBu çalışma NGF'nin sepsisteki olası rolünü araştırmak amacıyla planlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Wistar-Albino cinsi 33 tane rat rastgele 4 gruba ayrıldı.Grup I, kontrol grubu olarak ayrıldıktan sonra diğer 3 gruba E. coli LPS'yiintraperitoneal olarak uygulanarak sepsis kliniği oluşturuldu. Farklı olarak Grup III'eLPS uygulanmadan 1 saat önce ve Grup IV'de sepsis kliniği oluşturulduktan sonraanti-NGF intraperitoneal olarak uygulandı. Deneklerden bazal, 2., 12., 24. ve 72.saatlerde kan örnekleri alınarak serum TNF-α, IL-10, IL-18 ve NGF düzeyleriölçüldü. Denekler 72. saatte sakrifiye edilerek karaciğer, akciğer ve barsakdokusunda apopitoz değerlendirildi. Elde edilen veriler One-Way ANOVA, TukeyHSD, Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Paired-Samples T testi ve Wilcoxon analiziile değerlendirildi.Bulgular: Sepsis oluşturulan gruplarda TNF-α düzeyinin 2. saatten başlayarakartış gösterdiği ve kontrol grubu ile karşılaştırıldığında 2. saatte belirgin olarak arttığısaptandı. IL-10 düzeyleri Grup II ve IV'te 2. saatten, Grup III'te ise 12. saattenbaşlamak üzere artış gösterdi. IL-18 düzeyleri sepsis oluşturulan gruplarda 2. saatteartış göstermesine rağmen kontrol grubu ile karşılaştırıldığında farklılık saptanmadı.NGF düzeyleri Grup II'de 24. saatte grup içi ve kontrol grubu ilekarşılaştırılmalarında arttığı tespit edildi. Grup II'te ise 2. saatte grup içi ve kontrolgrubu ile karşılaştırılmalarında azaldığı gözlendi. Apopitozun tüm gruplarda vedokularda kontrole göre arttığı ve bcl-2'nin kontrol grubunda ve bax boyamasının isesepsis oluşturulan gruplarda arttığı gözlendi.Sonuç: Sepsis kliniğinde NGF düzeyinin artması, erken dönemde anti-NGFuygulamasının proinflamatuar yanıtı ve apopitozu arttırıp antiinflamatuar yanıtıgeciktirmesi sonucunda NGF'nin antiinflamatuar etkili olduğu kanaatine varıldı.Anahtar kelimeler: Sepsis, NGF, TNF-α, IL-10, apopitoz1

Ayşe Belin Özer
Fırat University
2006
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sevofluranın böbrek ve karaciğer toksisitesinin belirlenmesinde, paraoksonaz ve beta2-mikroglobulinin yeri

1. ÖZETBu çalışmada, sevofluran anestezisinin hepatik ve renal fonksiyonlar üzerineetkilerini değerlendirdik.Gereç ve Yöntem: Fakülte etik kurul onayı ve hastaların izinleri alındıktansonra, ASA I-II grubundan iki saati aşan elektif jinekolojik operasyon planlanmış 40hasta çalışmaya alındı. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Grup S'de;propofol, fentanil ve vekuronyum ile anestezi indüksiyonu yapılıp, sevofluran ileanesteziye devam edildi. Grup K'de; propofol, fentanil ve vekuronyum ile anesteziindüksiyonu yapılıp, propofol infüzyonu ile anestezi idamesi sağlandı. Olgularınanestezi indüksiyonundan hemen önce, postoperatif 30. dakika ve postoperatif 24.saatte, kanda AST, ALT, total bilirubin, Hb, Hct, KÜA, kreatinin, PON 1, Lp(a),MDA ve idrarda β2-M düzeyleri ölçüldü. Elde edilen verilerin istatistikseldeğerlendirmeleri Mann Whitney-U, Wilcoxon Ranks Test ve Pearson KorelasyonAnalizi uygulanarak yapıldı.Bulgular: Grup içi ölçümlerde; Hb ve Hct değerleri her iki grupta anlamlıolarak azaldı. Grup S'de ALT değerleri anlamlı olarak artarken, AST ve totalbilirubin ölçümlerinde anlamlı bir fark görülmedi. Grup S'de PON 1 değerlerindeanlamlı düşüş olurken, Lp(a), KÜA ve kreatinin değerlerinde anlamlı bir farkgörülmedi. Grup S'de β2-M değerleri anlamlı olarak artarken, Grup K'de MDAölçümlerinde anlamlı azalma görüldü. Eş zamanlı gruplar arası karşılaştırmalarda;Hb, Hct, AST, ALT, total bilirubin, KÜA, kreatinin, Lp(a), değerlerinde anlamlı farkyoktu. Grup S'de 24. saat ölçümlerinde PON 1 değerlerinde anlamlı azalma , β2-Mdüzeylerinde anlamlı artış, Grup K'de 24. saat ölçümlerinde MDA düzeylerindeanlamlı azalma görüldü. Parsiyel Korelasyon Analizi'nde; Lp(a) ile AST veALT, β2-M ile KÜA ve kreatinin, PON 1 ile AST ve ALT değerleri istatistikselolarak anlamlı bulundu.Sonuç: Elde edilen bulgular neticesinde, sevofluranın güvenlekullanılabileceği ve sevofluranın hepatik ve renal etkilerinin değerlendirilmesindePON 1, β2-M, Lp(a) ve MDA'nın da rutin ölçümler arasında yeni parametrelerolarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.Anahtar kelimeler: Sevofluran, propofol, PON 1, β2-M.9

Demet Yaşar
Fırat University
2006
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Pediyatrik kaudal blokta ropivakaine eklenen ketaminin etkinliği

İnguinal bölge operasyonu geçirmesi planlanan çocuklarda kaudal anestezideropivakainin ve ropivakaine eklenen ketaminin, anestezi yeterliliği, hemodinamikparametreler ve postoperatif ağrı tedavisindeki etkinliklerini karşılaştırdık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza fakülte etik kurul ve ailelerin onayı alınan ASA 1-2grubundan 1-4 yaşlarında inguinal girişim planlanan 45 olgu alındı.Anesteziindüksiyonu yüz maskesi yolu ile % 50 O2/% 50 N2O karışımı içinde % 8konsantrasyonda sevofluran ile yapıldı. Tüm hastalara vekuronyum (0.1 mg kg-1) ileyeterli kas gevşekliği sağlanarak, kafsız tüp ile endotrakeal entübasyon uygulandı.Anestezi idamesi % 50 O2/% 50 hava karışımı içinde % 0.5-2.5 konsantrasyondasevofluran ile sürdürüldü. Hastalarımız rastgele 3 gruba ayrıldı. Grup R'ye 2 mg kg-1% 0.2 ropivakain, Grup K'ye 0.5 mg kg-1, ketamin, Grup R+K'ye 2 mg kg-1, % 0.2ropivakain+0.5 mg kg-1 ketamin kaudal olarak verildi.Hastalarımızın ağrı düzeyleri modifiye CHEOPS ile, sedasyon durumu Wilsonsedasyon skalası kullanılarak, postoperatif dönemdeki motor aktivite derecesi 3-nokta skalayla değerlendirildi. Verilerin istatistiki değerlendirmesinde SPSS 12.0paket programı kullanıldı.Bulgular: Grupların yaş, ağırlık, operasyon türleri arasında fark saptanmadı(p>0.05). Modifiye CHEOPS skorunun, postoperatif 45. dakikada R grubunda , K veR+K grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı artmış olduğu bulundu (p<0.05).Modifiye CHEOPS skorunun R grubunda, R+K grubuna göre 60. dakikadaistatistiksel olarak anlamlı artmış olduğu saptandı (p<0.05). K (852±309 dakika) veR+K grubunda (1032±270 dakika), ropivakain grubuna (435.6±273 dakika) göreanaljezi süresinin istatistiksel olarak anlamlı uzun olduğu saptandı (p<0.05).Analjezik gereksiniminin 24 saat içindeki değerlendirilmesinde analjezik gereksinimiolan olgu sayısının R+K grubunda daha az olduğu belirlendi. Sedasyon skorları tümgruplarda <2 seyretti. R ve K grubunda ikişer hastamızda bulantı ve kusma, Rgrubunda 1 hastamızda idrar retansiyonu, K grubunda 2 ve R+K grubunda 1hastamızda hallüsinasyon, K grubunda 3 ve R+K grubunda 1 hastamızda nistagmusgözlendi.Sonuç: Çocuklarda kaudal ropivakain, ketamin ve ropivakain+ketamin ile etkin birpostoperatif analjezinin sağlandığı, ropivakaine eklenen ketaminin analjezi süresiniuzattığı ve daha az analjezik gereksinimi doğurduğu anlaşıldı.Anahtar kelimeler: Kaudal blok, ropivakain, ketamin, postoperatif ağrı.

Ramazan Ödeş
Fırat University
2006
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Burun cerrahisinde esmolol ile kontrollü hipotansiyonda propofol ve sevofluran'ın karşılaştırılması

Bu çalışmada burun cerrahisinde esmolol ile oluşturulan kontrollü hipotansiyonun operasyon alanında oluşan kanamaya ve cerrahi konfora etkisi ile propofol ve sevofluranın kontrollü hipotansiyondaki etkinliklerini araştırmayı amaçladık.Fakülte Etik Kurul onayı alındıktan sonra, ASA I-II risk grubunda olan, yaşları 18-60 arasında değişen 60 hasta, aydınlatılmış onamları alınarak çalışmaya dahil edildiler. 0.05 mg/kg midazolam ve 0.01 mg/kg atropin ile premedikasyon uygulan hastaların tümüne indüksiyonda 2-3 mg/kg propofol, 1µg/kg fentanil ve 0.1 mg/kg vekuronyum bromid uygulandı. Hastalar rastgele onbeşerli dört gruba ayrıldı: anestezi idamesi Grup P'de, 8 mg/kg/st propofolün İV, 2 L/dk O2 ve 2 L/dk medikal havanın inhalasyon yolundan verilmesiyle; Grup S'de ise %2 sevofluran, 2 L/dk O2 ve 2 L/dk medikal havanın inhalasyon yolu ile verilmesiyle sağlandı. Grup PE ve Grup SE'de anestezi idamesinde ilave olarak, hedeflenen OAB 60 mmHg olacak şekilde esmolol 500 µg/kg'lık İV yükleme dozunu takiben, 50-200 µg/kg/dk dozlarda infüze edildi. Operasyon süresince hastaların invazif sistolik, diyastolik ve ortalama arteriyel basınçları takip edildi. Kullanılan kılavuz, spanç, kompres sayıları ve aspiratörde biriken kan miktarları kaydedildi. Operasyon bitiminde operasyon alanının kalitesi operasyonu gerçekleştiren cerrah tarafından 6 puan skalası kullanılarak değerlendirildi.Gruplar operasyon sahasını değerlendiren skalada aldıkları puanlar yönünden karşılaştırıldığında; Grup P'nin aldığı puan grup PE'ye ve grup SE'ye göre, Grup S'nin aldığı puan ise Grup SE'ye göre yüksekti (p<0.05). Grup P'de ve Grup S'de kullanılan kılavuz miktarları, Grup PE ve Grup SE'den daha fazlaydı (p<0.05). Operasyon alanından aspire edilen kan miktarı, en fazla Grup S'de en az ise Grup SE'deydi (p<0.05). Kullanılan toplam esmolol miktarı Grup PE'de, Grup SE'ye göre fazlaydı (p<0.05).Sonuç olarak propofol kullanılarak uygulanan TİVA ve sevofluran ile oluşturulan dengeli anestezide, esmolol ile oluşturulan kontrollü hipotansiyon yönteminin iyi bir operasyon alanı sağladığı, kanama miktarını azalttığı tespit edilmiştir. Sevofluranın arteriyel kan basıncını istenilen seviyeye düşürmede ve cerrahi alan kalitesinin iyileştirilmesinde propofolden üstün olduğu bulunmuştur.Anahtar kelimeler: kontrollü hipotansiyon, esmolol, propofol, sevofluran.

Muhammed Demirci
Fırat University
2007
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Deneysel sepsis modeli oluşturulan ratlarda intravenöz immünglobulin tedavisinin T Helper polarizasyonu üzerine etkisi

Bu çalışma, sepsiste gelişen inflamatuar yanıt tedavisinde kullanılan intravenöz immünglobulinlerin (IVIG) T helper (Th) polarizasyonu üzerine olan etkisini araştırmak amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya alınan Wistar-Albino cinsi 30 adet rat rastgele 4 gruba ayrıldı. Grup I, kontrol grubu olarak ayrıldıktan sonra, Grup II, III ve IV'e E. Coli LPS'i intraperitoneal olarak uygulanarak sepsis modeli oluşturuldu. Grup III'e IgM ve IgA ile zenginleştirilmiş, Grup IV'e IgG içeren immünglobulin ilk gün LPS'den 6 saat sonra ve sonraki iki gün intraperitoneal olarak uygulandı. Tüm gruplardaki deneklerden bazal, 24. ve 72. saatte kuyruk veninden alınan kan örneklerinden Flow cytometry yöntemi ile periferik kan lenfosit subgrupları; ELISA yöntemi ile IL-4, IFN-? düzeylerine bakıldı, gruplar arası 14 günlük sağ kalım oranı değerlendirildi. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, CD4++26+ ve IFN-? düzeyinin II, III ve IV. gruplarda 24. saatte bazal değere göre azaldığı saptandı. IV. grupta; CD4++26+ düzeyi 24. saatte bazal değere göre azalırken, 72. saatte arttığı saptandı(p<0.05). IFN-? düzeyleri ise kontrol grubu hariç diğer gruplarda bazal değere göre azaldığı saptandı (p<0.05). CD4++30+ ve IL-4 düzeyinin kontrol grubu ile karşılaştırıldığında tüm gruplarda arttığı saptandı (p<0.05). CD4++30+ ve IL-4 düzeyinin kontrol grubu hariç, diğer tüm gruplarda bazal değere göre artmış olduğunu gözlendi (p<0.05). Deneklerin 14 günlük sağ kalım oranları; sepsis grubunda 3-5 günler arasında, sepsis + pentaglobin grubunda 5-14 günler arasında, sepsis + flebogamma grubunda 4-9 günler arasında öldüğü saptandı. Th2 yanıtını ve mortaliteyi azalttığını saptadığımız IVIG'lerin, immünomodulatuar etkisinin olduğu ve sepsis tedavisinde adjuvan olarak kullanılabileceği kanaatine varıldı.

İsmail Demirel
Fırat University
2007
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sistoskopilerde deksmedetomidin ve midazolam ile remifentanil kullanımının sedasyon etkinliği, analjezi ve postoperatif kognitif fonksiyonlar açısından karşılaştırılması

Bu çalışmada sistoskopilerde, midazolam-remifentanil ve deksmedetomidin-remifentanil kombinasyonlarının hemodinami, sedasyon, analjezi, postoperatif kognitif fonksiyonlar, derlenme ile cerrah ve hasta memnuniyeti açısından karşılaştırılması amaçlandı.ASA I-II risk grubunda, 20-70 yaşlarında 40 olgu, Grup M (midazolam-remifentanil, n=20) ve Grup D (deksmedetomidin-remifentanil, n=20) olmak üzere rasgele iki gruba ayrıldı. Hastaların preoperatif kognitif fonksiyonları MMDT (mini mental durum testi) ile değerlendirildi. Ameliyathanede ilk 10 dk; 0.05 mg/kg/dk remifentanil infüzyonuna ek olarak Grup M'deki olgulara 0.2 mg/kg/sa midazolam, Grup D'deki olgulara 1 mg/kg deksmedetomidin infüzyonla verildi. On dakika sonunda her iki grupta 0.05 mg/kg/dk remifentanil sabit doz infüzyonuna ek olarak Grup M'de 0.05-0.15 mg/kg/sa midazolam, Grup D'de 0.2-0.7 mg/kg/sa deksmedetomidin idame infüzyonlarına geçildi. İlk 10 dk sonrası BİS ölçümü 70-90 olan olgular litotomi pozisyonuna alındı ve üretraya 10 ml lokal anestezikli jel verilerek operasyona başlandı. İlaç dozları BİS düzeyleri 70-90 olacak şekilde titre edildi. Operasyon bitiminde ilaç infüzyonları sonlandırıldı ve bu an postoperatif 0. dk olarak kayıt edildi. Litotomi pozisyonundan supin pozisyona alınan, BİS?90 olan olgular derlenme odasında 60 dk gözlendi. Preoperatif ve peroperatif belirli aralıklarla; KAH, OAB, SpO2, ETCO2, SS, BİS, OAA/S (observer assessment of the alertness/sedation scale), VNS (verbal numerik skala) değerleri, operasyon bitiminde cerrah memnuniyeti, derlenme odasında ise; KAH, OAB, SpO2, VNS, OAA/S değerleri, ilaç infüzyonu ve sonrasında gözlenen yan etkiler, uygulanan tedaviler, hasta memnuniyeti kaydedildi. Postoperatif 10. ve 45. dakikalarda MMDT uygulandı.Sonuç olarak; monitörize anestezi bakımı (MAB) ile tüm olgularda başarılı bir sedasyon ve analjezi sağlandı. Hemodinamisi stabil seyreden hastalarımızda analjezi açısından farklılık saptanmadı. Deksmedetomidin-remifentanil ile midazolam-remifentanile göre daha kısa sürede hedeflenen sedasyon düzeyine ulaşıldı. Deksmedetomidin-remifentanil kombinasyonunun kognitif fonksiyonları daha az etkilediği ve bu grupta derlenmenin daha hızlı gerçekleştiği saptandı. Cerrah ve hasta memnuniyeti açısından da bu grup daha üstün bulundu ve kısa süreli günübirlik cerrahi girişimlerde MAB uygulamalarında deksmedetomidin-remifentanilin tercih edilebilecek bir kombinasyon olduğu kanısına varıldı.

Ayşe Hande Arpacı
Gazi University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Saddle spinal anestezi altında yapılan anorektal cerrahi girişimlerinde levobupivakain ile bupivakainin etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, günübirlik anorektal cerrahilerde hiperbarik bupivakain ile hiperbarik levobupivakainin saddle bloktaki etkilerinin araştırılması amaçlandı.ASA I-II risk grubundan 18-50 yaş aralığındaki 60 olgu çalışmaya dahil edildi. Oturur pozisyondaki hastalara L4-5 veya L5-S1 intervertebral aralığından 7,5 mg %0,5 hiperbarik bupivakain veya %0,5 hiperbarik levobupivakain 30 saniye içinde intratekal aralığa enjekte edildi. İntratekal enjeksiyonu takiben tüm olgular oturur pozisyonda 5 dk bekletildikten sonra önce sırtüstü yatar pozisyona daha sonra operasyonun gerçekleştirileceği prone jack-knife pozisyonuna getirildi. Olguların operasyon sırasında ve sonrasında; hemodinamik parametrelerden NİKB, KAH, SpO2 değerleri, duyusal ve motor blok özellikleri, analjezi süreleri, ilk mobilizasyon ve idrar yapma zamanları, olgu ve cerrah memnuniyeti, gözlenen yan etkiler ve taburculuk günleri kaydedildi.Çalışmada hiperbarik levobupivakain ile oluşan duyusal ve motor bloğun daha kısa sürdüğü bulundu. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı olsa da günübirlik anorektal cerrahide klinik olarak hastaların taburculuklarını hızlandırabilecek düzeyde değildi. İlk idrar çıkarma süreleri her iki grupta da benzer olup taburculuğun ertelenmesine sebep olacak kadar geç gerçekleşti. saddle blok ile hemodinamik parametrelerin normal sınırlarda tutulabileceği başarılı bir şekilde gösterildi. Emosyonel gerginliğe bağlı artmış vazovagal refleks sonucu oluşan yan etkiler hastalara premedikasyon uygulanmasının gerekliliğini düşündürdü.Sonuç olarak günü birlik anorektal cerrahilerde uygun olgularda yapılmak koşuluyla saddle bloğun uygulaması kolay ve yan etkileri minimal olan bir anestezi tekniği olduğu görüldü. Hiperbarik levobupivakainin de günübirlik anorektal cerrahilerde saddle blok uygulamalarında hiperbarik bupivakaine iyi bir alternatif olabileceği kanısına varıldı. Bununla beraber hiperbarik levobupivakainin cerrahi için yeterli anestezi sağlayacak ve aynı zamanda taburculuğu geciktirmeyecek daha düşük dozlarıyla yapılacak yeni çalışmalara ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz.

Hasan Ali Kiraz
Gazi University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tavşanlarda intratekal uygulanan lidokain, droperidol ve ketaminin nörotoksisitesi

Giriş: Anestezi ve analjezi amacıyla kullanılan ilaçlar klinikte iyi sonuçlar vermektedir. Ancak bunların nörotoksisitesi ve daha ileri dönemde spinal kordda ne gibi değişiklikler yaptığı hakkındaki çalışmalar kısıtlıdır. Nöroleptik bir ajan olan droperidolün ve dissosiyatif anestezi oluşturan ketaminin intratekal kullanıldığı çalışmalar literatürde az da olsa mevcuttur. Kan kaybı ve hipotansiyon bulguları olan hastalara belirgin hipotansif etkileri olan klasik lokal anesteziklerin yerine, ketamin veya droperidolün alternatif ilaç olarak intratekal kullanılabileceğini düşündük. İnsan uygulamalarından önce bu ilaçların spinal kordda oluşturdukları nörotoksisite yönünden araştırılması amacıyla eksperimental çalışmamızı planladık. Gereç veYöntem: Elazığ Hayvan Araştırma Enstitüsün'den temin edilen 2 adet beyaz Yeni Zellanda tavşanı (3.5+0.5 kg) ile ön çalışma yaparak araştırmamıza başladık, intratekal aralığa spinal iğne ile servikal bölgeden (intrasisternal) girdik. Buradan aspire ettiğimiz B.O.S. örneğininin Fırat Üniversitesi Araştırma Hastanesi Biyokimya laboratuvarmda yapılan çalışmasında, osmolaritesi 310±0.5 mosm/lt ve pH'sı 7.3 olarak bulundu. Çalışmamızda kullanacağımız ilaçları, Düzen Laboratuvarlar grubunda pH'larını ve osmolaritelerini çalıştırdığımız 10 solüsyonun arasından seçtik. Her ilaç için sulandırma suyu olarak bidistille su ve % 0.9 NaCI ayrı ayrı kullandık. Sulandırma suyunun solüsyonların pH ve osmolaritelerinde anlamlı değişiklik oluşturmadığı anlaşılmış ve serum fizyolojik, % 1 lidokain (bidistille su ile sulandırılmış), % 1 ketamin (bidistille su ile sulandırılmış) % 5 ketamin, % 0.25 droperidol intratekal nörotoksisiteleri araştırılacak ilaçlar olarak seçilmiştir. Çalışmamızda Ankara Tavuk Araştırma Enstitüsünden temin ettiğimiz 50 adet Yeni Zellanda tavşanı kullanıldı. Her iki cinsten ortalama 3±0.5 kg ağırlıkta beyaz Yeni Zellanda tavşanı randomize olarak 10'arlı 5 gruba ayrıldı. intravenöz 5 mg/kg Evans mavisi verildikten sonra intratekal 0.3 'er mi grup S'de % 0.9 NaCI, grup L'de % 1 lidokain, grup D'de % 0.25 droperidol, grup K5'de % 5 ketamin ve grup Kı'de % 1 ketamin uygulandı. İntratekal enjeksiyondan 24 saat sonra karotisleri kesilip kanatılarak öldürülen tavşanlara laminektomi yapılarak servikal ve torakal segmentlerinden piyesler alındı. Preparatlar histopatolojik olarak ışık mikroskopisi ve florasan mikroskopisinde incelendi ve skor: 0,1,2 şeklinde değerlendirildi. Droperidol, ketaminin % 1 ve % 5 konsantrasyonları kontrol grupları serum fizyolojik ve nörotoksisite açısından güvenilir kabul edilen % 1 lidokain ile nörotoksisite yönünden karşılaştırıldı. Gruplar arası karşılaştırmada Fisher'in kesin ki kare testi kullanıldı. Tartışma: Ketaminin intratekal kullanımında nörotoksisite, ilacın konsantrasyonuna bağlı olarak gelişmektedir. Ketaminin insanda intratekal kullanımından önce, daha çok sayıda hayvan çalışmasının, ilacın değişik konsantrasyonları kullanılarak yapılması gereklidir. Analjezik etkisini düşük konsantrasyonlarında da artırmak amacıyla içerisine adrenalin gibi ilaçlar eklenebilir. intratekal kullandığımız droperidolün çok yüksek konsantrasyonlarında (4-6 mg/kg) bile nörotoksisite oluşturmadığını tespit ettik. Ancak bu ilacın intratekal analjezik etkisi ve etki mekanizması kesinlik kazanmamıştır. Droperidolün intratekal uygulanmasında türler arasında farklı analjezik etkilerinin olduğu bilinmektedir. Nörotoksik etkisinin olmaması intratekal insan çalışmaları için avantaj oluşturabilir. Çivili başlık uyguladığımız grup ile bu yöntemi uygulamadığımız grubu karşılaştırınca, istatistiki anlamlı farklılık oluşturmamaktadır (p>0.05). Ancak çivili başlığın çalışmacıya intratekal enjeksiyon sırasında kolaylık sağladığını söyleyebiliriz. Sonuç: Serum fizyolojik ve % 1 lidokain uygulanan gruplarda 1'er tavşan kord travması sonucu oluşan yaygın subaraknoid kanama nedeniyle çalışma dışı bırakıldı. Tavşanların spinal kordlarının (servikal ve torakal segmentlerin) histo- patolojik değerlendirilmesinde, % 5 ketamin grubunda 2 tavşanın spinal kordunda nörotoksisite gözlenirken (p<0.05), serum fizyolojik, %1 lidokain, %1 ketamin ve % 0,25 droperidol gruplarında nörotoksisite gözlenmemiştir (p>0.05). %1 ketamin grubunun serum fizyolojik ve %1 lidokain grupları ile karşılaştırılmasında nörotoksisite yönünden istatistiki anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). % 0.25 droperidol grubunun serum fizyolojik ve % 1 lidokain grupları ile karşılaştırılmasında nörotoksisite yönünden istatistiki anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). % 5 ketamin grubunun serum fizyolojik ve % 1 lidokain grupları ile karşılaştırılmasında ise istatistiki anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). 69

Anestezi-spinalDroperidolEnjeksiyonlar-spinal+4
Fatih Uğur
Fırat University
1995
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Oral solüsyonların makro besin ve kalori içeriğinin mide boşalma süresi üzerindeki etkileri

Giriş / Amaç: ERAS elektif cerrahide 2 saat öncesine kadar berrak sıvıların içilmesini önermektedir. Buna rağmen, ameliyatlardan önce hastaların daha uzun süre aç kaldıkları ve bu durumun ameliyatlardan sonra dehidratasyon, katabolik süreç ve hemodinamik değişiklikler gibi sonuçlar doğurduğu görülmektedir. Farklı besin türlerinin midenin boşalma süresi üzerindeki etkileri hem günlük yaşamda hem de klinik uygulamalarda önemli bir yere sahiptir. Literatürde, farklı makro besinlerin mide boşalması üzerindeki etkileriyle ilgili veriler sınırlıdır. Çalışmamızdaki amacımız oral makro besin solüsyonlarının ve bu sıvıların kalori içeriğinin mide boşalma süresi üzerindeki etkilerini incelemek ve uzamış preoperatif açlık süresini engellemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Koç Üniversitesi Hastanesi'nde 15-30 Temmuz 2024 tarihleri arasında 20 sağlıklı gönüllü katılımcı üzerinde prospektif olarak gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, 3 farklı makro besini (Karbonhidrat, Protein, Yağ) 2 farklı kalori grubu (150 kcal ve 300 kcal) olacak şekilde 6 farklı günde tüketmiştir. Tüm ölçümler aynı saatte yapılmıştır. Solüsyonların tüketiminden önce ve sonra mide antrumunun kesit alanı (CSA) konveks prob ile ölçülmüştür. İçecek tüketiminden sonra ölçüm tekrarlanmış ve antrum CSA başlangıçtaki değerine ulaşıncaya kadar 15 dakikalık aralıklarla ölçülmüştür. Mide antrum CSA'nın başlangıç değerine ulaştığı süre kaydedilmiştir. Bulgular: Friedman testi sonuçlarına göre, 150 kcal karbonhidrat içeren solüsyonun mide boşalma süresi en kısayken (30-75 dakika), 300 kcal yağ içeren solüsyonun mideden boşalma süresi en uzun (90-120 dakika) bulunmuştur. Aynı hacimdeki ve aynı makro besin grubundaki solüsyonların 300 kcal içerenlerinin, 150 kcal içerenlere göre anlamlı bir şekilde daha uzun mide boşalma sürelerine sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Tartışma / Sonuç: Ameliyat öncesinde açlık süresinin uzaması intraoperatif ve postoperatif hemodinamik, psikolojik ve metabolik birçok sonuca neden olmaktadır. Bunu önleyebilmek için hastaların preoperatif 90 dakikaya kadar 150 kcal içeren 350 ml karbonhidrat içeren solüsyonu güvenli şekilde içebileceğini öngörmekteyiz. Sadece makro besin türüne göre değil ayrıca aynı makro besin grubunda bulunan fakat daha yüksek kalori içeren solüsyonların mideden daha yavaş boşalacağını da gördük. Preoperatif açlık süresi belirlenirken sadece makro besin türüne göre değil kalori miktarına göre de önerilerde bulunulması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: ERAS, gastrik ultrason, kalori, makro besin, preoperatif açlık

Osman Barış Küçükerdem
Koç University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hasar verici mekanik ventilasyondaki sprague dawley ratlarda prone pozisyonun bakteri translokasyonuna etkisi

HASAR VERİCİ MEKANİK VENTİLASYONDAKİ SPRAGUE DAWLEY RATLARDA PRONE POZİSYONUN BAKTERİ TRANSLOAKSYONUNA ETKİSİ Akciğer enfeksiyonları, yoğun bakım yatışlarının sık nedenlerindendir. Akciğer enfeksiyonları sebebiyle gelişen hipoksi yapay solunum ve antibiyoterapi ile tedavi edilir. Yapay solunuma bağlı gelişen akciğer hasarı ile birlikte alveolden kana bakteri translokasyonuna neden olabileceği bilinmektedir. Biz de çalışmamızda koruyucu ventilasyon stratejilerinden biri olan prone pozisyonun akciğerden kana bakteri translokasyonunu önleyebileceğini göstermeyi hedefledik. Bu amaçla yapay solunumda, 22 Sprague-Dawley Rat trakeasına E.coli kolonisi ekerek, supine ve prone pozisyonda hasarlı ventilasyon stratejilerinin bakteri translokasyonuna etkisini araştırmayı planladık. İntraperitoneal olarak xylazine ve ketamine kullanılarak anestezi verilen ratlara cerrahi olarak 16 Gauge kanülle trakeostomi açılıp TV:6ml/kg PEEP:3cmH2O f:68/dk olacak şekilde bazal ventilasyonları sağlandı. Karotid arter kanülasyonuyla kan gazı, kan kültürü örneklemesi ve tansiyon monitorizasyonu yapıldı. Bazal kan gazı ve kültürü alındıktan sonra trakeaya E.Coli kolonisi verildi. Denekler randomize edilerek prone (n:11) veya supine (n:11) pozisyonlara alındı. Ratlar FiO2: %60 TV: 12 ml/kg PEEP:3cmH2O f:68/dk ile ventile edilerek hasarlı ventilasyon amaçlandı. 0., 15., 30., 45., 60.dklarda sıcaklık, nabız, kan basıncı, oksijen satürasyonu, Ppeak değerleri kayıt altına alınarak, kan gazı ve kan kültürü örnekleri alındı. Bu işlemlerin ardından deneklere servikal dislokasyon yöntemiyle ötenazi sağlandı. Deneklerin bazal kan gazı parametreleri arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Her iki grupta da 4 deneğin kan kültüründe E.Coli üremesi saptanmıştır. İki grubun kan kültüründe E.Coli üreme süreleri medyan değerleri karşılaştırıldığında supine grubunda 15.dk ve prone grubunda 60.dk olarak bulunmuştur (p=0,114). Prone pozisyondaki deneklerin %25'inde üreme 15.dk'dan önce gerçekleşmiş supine pozisyondaki deneklerin hepsinde üreme ilk 15dk'da gerçekleşmiştir (p=0,04). Uygulanan deney protokolümüzün sonucunda prone pozisyonun supine pozisyonla kıyaslandığında bakteri translokasyonunu geciktirdiği görülmüştür. Anahtar Kel+meler: VILI, bakterE translokasyonu, prone pozEsyon

Merve Ümran Yılmaz
Koç University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Genel anestezi altında laparoskopik cerrahi geçirecek hastalarda düşük ve normal akım desfluran anestezisinin kan gazı parametreleri, hemodinamik parametreler ve derlenme kriterlerine etkilerinin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Son yıllarda ileri monitörizasyon ve güvenlik özellikleri gelişmiş modern anestezi cihazlarının kullanıma girmesiyle düşük taze gaz akımlı anestezi güvenle kullanılmaya başlanılmıştır. İnhalasyon anestezisi sırasında düşük taze gaz akım anestezi uygulaması; normal akım taze gaz anestezisine göre pulmoner sistem, ekolojik denge ve ekonomi üzerine daha az olumsuz etkilere sahiptir. Mukosiliyer klirensini, ısı ve sıvı kaybını daha az etkilediği görülmüştür. Anestezik gazın tüketiminin azaltılmasıyla %75'lere varan tasarruf sağlanabilir. Literatür taramamızda laparoskopik cerrahi geçiren hastalarda düşük taze gaz akım desfluran anestezisi ile normal taze gaz akım desfluran anestezisinin hemodinami, kan gazı parametreleri ve derlenme üzerine etkisini karşılaştıran sınırlı sayıda çalışma mevcuttu. Çalışmamızın amacı düşük akımlı desfluran anestezisi ile normal akım desfluran anestezisinin intraoperatif hemodinami, kan gazı ve postoperatif derlenmeye etkisini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 18 – 70 yaş arası, ASA II-III sınıfında olan, iki saat ve üzerinde genel anestezi uygulanan 60 hasta dâhil edildi. Hastalar rastgele, 30'ar kişilik iki gruba ayrıldılar. I. grup Düşük akım Desfluran Grubu (n=30), II. grup Normal akım Desfluran Grubu (n=30) olarak adlandırıldı. Düşük akım anestezi uygulanan Grup I'de ise TGA: 0,5 l/dk (FiO2:70, Hava: %30), Normal akım anestezi uygulanan Grup II'de TGA: 2 l/dk (FiO2: %50, Hava: %50) olarak belirlendi. KAH, OAB, SpO2 değerleri preoperatif dönemde, entübasyondan hemen sonra ve takip eden 15, 30, 45 ve 60. ve 120. dakikalarda kaydedildi. Operasyonun ilk 60- 120. dakikasında arteriyel kan gazı değerleri kaydedildi. Hastalar operasyon sonrası postoperatif bakım ünitesine alınıp modifiye aldrete derlenme skalası, solunumsal ve hemodinamik parametreler 60 dakika takip edildikten sonra sorunsuz bir şekilde kliniklerine transferleri sağlandı. Bulgular: Düşük akım anestezi ile normal akım anestezi grubunda intraoperatif 1. ve 2. saat bakılan kan gazı parametrelerinde anlamlı farklılık saptanmadı. Gruplar arasında intraoperatif hemodinami ve postoperatif derlenme kriterleri arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Normal akım grubunda sigara içen grupta PaO2 sigara içmeyen gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu(p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak çalışmamızda düşük akım desflurane grubunda hemodinami, intraoperatif kan gazı parametreleri ve postoperatif derlenme kriterleri olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Normal akım grubunda sigara içen grupta PaO2 sigara içmeyen gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düşük olduğunu gördük.

AnesteziAnestezi-genelAnesteziden ayılma dönemi+4
Ferhat Petekkaya
Dicle University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Terapotik servikal transforaminal epidural steroid enjeksiyonu uygulamasının etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada interlaminar servikal steroid enjeksiyonu yapılan hastaların işlem öncesi ve işlem sonrasında ağrıları vas skoru (vizuel analog skalası) ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Materyal ve metod: Bu çalışma, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Çalışmalar Etik Kurulundan izin alındıktan sonra gerçekleştirilmiştir. Dicle Üniversitesi Hastanesi ameliyathanesinde, 01.01.2019-01.01.2021 tarihleri arasında, elektif şartlarda planlanan İnterlaminar servikal steroid enjeksiyonu, 18 yaş üstü hastaların anestezi kayıtları ve hastaların işlem öncesi ve işlem sonrasında ağrıları vas skoru (vizuel analog skalası) ile değerlendirilmiştir. İnterlaminar servikal steroid enjeksiyonu yapılan hastaların işlem sonrası tekrar ağrı anamnezi alınıp hastalar retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Olguların demografik özellikleri (cinsiyet, yaş, boy, kilo), servikal bölgede operasyon geçmişi işlem sonrası analjezik ihtiyaçları, postoperatif ağrı skalaları, tekrar işlem gereksinimi, komplikasyon varlığı değerlendirilmiştir. Tüm hastalara operasyon öncesi ağrı düzeyini belirlemek için VAS skoru hesaplanmıştır. Aynı zamanda hastalara işlemden 2 hafta sonra tedavi sonrası yanıtı değerlendirmek için işlem sonrası VAS skoru hesaplandı. Elde edilen verilen SPSS programında istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza %64.1'i kadın (n=471) olan toplam 735 hasta dahil edilmiştir. Kadın:erkek oranı yaklaşık 2 olarak saptanmıştır. Hastaların yaş ortalaması 49.65±14.28 (range: 18-92) idi. Hastaların %49'unda (n=360) herhangi bir kronik ek hastalık saptanmıştır. Hastaların işlem öncesi VAS skoru ortalaması 8.22±1.25 (range: 6-10; median 8.26) işlem sonrası VAS skoru ortalaması ise 3.39±0.68 (range: 2-4; median 3.44) bulunmuştur. Hastaların işlem sonrası VAS ağrı skorunun anlamlı derecede düştüğü saptanmıştır (p=0.000). VAS skoru %50 den daha fazla düşüş olan hastalarda işlem başarılı sayılmıştır. Buna göre çalışmamızda başarı oranı %86 (634/735) olarak kaydedilmiştir. Cinsiyetler açısından işlem öncesi ve işlem sonrası VAS skorları arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Kronik hastalık varlığı açısından işlem öncesi ve işlem sonrası VAS skorları arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Hastaların yaşları ile VAS skorları arasında herhangi bir korelasyon saptanmadı (p<0.05). Hastaların işlem öncesi VAS skorları ile işlem sonrası VAS skorları arasında pozitif yönde zayıf bir korelasyon saptandı (p<0.05, r=0.162). Sonuç: Floroskopi eşliğinde yapılan servikal epidural steroid enjeksiyonu başarı oranı yüksek bir prosedürdür. Seçilmiş vakalarda non-cerrahi bir tedavi yöntemi olarak uygulanabilir.

Analjezi-epiduralAnestezi-epiduralAğrı+6
Cihan Cebe
Dicle University
2023
00