
87
Archived Theses
8
DOIs Assigned
9%
DOI Rate
Discipline
Hemşirelerin lisansüstü eğitime yönelik tutumlarının incelenmesi
Bu araştırma, hemşirelerin lisansüstü eğitime yönelik tutumlarını belirlemek ve bu tutumların çeşitli demografik ve mesleki özelliklerle ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve karşılaştırmalı desende yürütülen araştırmanın örneklemini Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri bünyesinde bulunan Gevher Nesibe Hastanesi, Şahinur Dedeman Kemik İliği Nakil ve Kök Hücre Tedavi Merkezi, Yılmaz- Mehmet Öztaşkın Kalp Hastanesi, Mehmet Kemal Dedeman Hematoloji-Onkoloji Hastanesi, Semiha Kibar Organ Nakli ve Diyaliz Hastanesi, Nazende-Nuri Özkaya Onkoloji ve Gündüz Tedavi Merkezi, KANKA Çocuk Hematoloji Onkoloji ve Kemik İliği Hastanesi, Gülser- Dr. Mustafa Gündoğdu Kapsamlı Hizmet Laboratuvarı ve Mustafa Eraslan ve Fevzi Mercan Çocuk Hastanesi'nde çalışmakta olan 302 hemşire oluşturmuştur. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan tanıtıcı bilgi formu ve Lisansüstü Eğitime Yönelik Tutum Ölçeği (LEYTÖ) kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 27.0 programı ile analiz edilmiş, kategorik ve sürekli değişkenler için tanımlayıcı istatistiklerde sayı, yüzde, aritmetik ortalama ve standart sapma değerlerine bakılmıştır. Çalışma sonucunda, hemşirelerin lisansüstü eğitime yönelik tutumlarının genel olarak olumlu olduğu; en yüksek puan ortalamasının "kolaylaştırıcı roller", en düşük puan ortalamasının ise "engelleyici faktörler" alt boyutunda yer aldığı belirlenmiştir. Cinsiyet, çocuk sahibi olma, eğitim durumu, çalışma birimi ve haftalık çalışma süresi gibi değişkenlerde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Ayrıca, lisansüstü eğitime yönelik isteklilik, sınav bilgisi ve çevresel destek düzeyinin tutumu pozitif yönde etkilediği görülmüştür. Sonuç olarak hemşirelerin akademik gelişim potansiyelinin olduğu ancak çeşitli yapısal ve bireysel engellerle karşı karşıya olduğu söylenebilir. Bu nedenle kurumsal ve idari destek mekanizmalarının geliştirilmesi önerilmektedir.
Mekanik ventilasyon desteğindeki hastaların ağız bakımında kullanılan farklı yoğunluktaki klorheksidinin mikrobiyal kolonizasyona etkisi
Bu araştırma mekanik ventilatöre bağlı hastalarda mikrobiyal kolonizasyonu azaltmada en etkili klorheksidin yoğunluğunu belirlemek amacıyla randomize kontrollü, çift kör, deneysel olarak yapılmıştır. 2019 yılı Şubat-Aralık tarihleri arasında T.C. Sağlık Bakanlığı Aydın İl Sağlık Müdürlüğü Nazilli Devlet Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon yoğun bakım ünitesinde yatan 116 hasta araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Hastalar randomize olarak belirlenerek dört farklı gruba ayrılmıştır. Birinci gruptaki hastalara %2 klorheksidin glukonat, ikinci gruptaki hastalara %1'lik klorheksidin glukonat, üçüncü gruptaki hastalara %0.2'lik klorheksidin glukonat ve dördüncü gruptaki hastalara %0.12'lik klorheksidin glukonat ile günde dört kez ağız bakımı uygulama protokolü doğrultusunda bakım verilmiştir. Verilerin toplanmasında Hastalara Ait Tanıtıcı Özellikler Formu, Hasta İzlem Formu, Mikrobiyolojik İzlem Formu ve Ağız Değerlendirme Rehberi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 70,00±15,57 olup, %62,1'i erkektir. Ağız bakımında kullanılan klorheksidin glukonat solüsyonlarının hepsinde hastaların tamamının tüm günlerde ağız mukozasının hafif disfonksiyon olduğu belirlenmiştir. %2 ve %1'lik klorheksidin glukonat ile ağız bakımı yapılan hastaların tüm günler arasındaki ağız değerlendirme ölçeğinden alınan puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0.001), %0.12'lik ve %0.2'lik klorheksidin glukonat ile ağız bakımı yapılan hastaların tüm günler arasındaki ağız değerlendirme ölçeğinden alınan puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulunmuştur (p>0.001). Ağız bakımında %1'lik klorheksidin glukonat solüsyonu kullanılan hastalardan alınan oral mukoza örnekleri arasında mikroorganizma üreme durumu açısından istatiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Araştırma bulgularına göre mekanik ventilasyon desteğindeki hastalara uygulanan ağız bakımında mikrobiyal kolonizasyonu önlemede en etkili klorheksidin glukonat solüsyonunun %1'lik konsantrasyonu olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Ağız bakımı, klorheksidin glukonat, mekanik ventilasyon, mikrobiyal kolonizasyon, yoğun bakım ünitesi.
Yoğun bakım hemşirelerinin kalıcı üriner kateterizasyon hakkındaki bilgi ve beceri düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırma, yoğun bakım hemşirelerinin kalıcı üriner kateterizasyon uygulaması ve bakımına yönelik bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve gözlemsel tipte yapılmıştır. Araştırma Aralık 2023-Ocak 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma Kayseri Şehir Hastanesi'nde bulunan dokuz farklı yoğun bakım ünitesinde görev yapan hemşireleri ve ilgili konuya ilişkin gözlemlerin yapıldığı bir yoğun bakım ünitesindeki uygulamaları kapsamaktadır. Araştırma kapsamında 262 yoğun bakım hemşiresi araştırmaya dahil edilmiş ve araştırmaya katılımda gönüllülük esası aranmıştır. Veri toplama aracı olarak literatür doğrultusunda hazırlanan "Hemşirelere İlişkin Tanıtıcı Özellikler Formu", "Kalıcı Üriner Kateterizasyon Bakımına İlişkin Bilgi Formu" ve "Kalıcı Üriner Kateterizasyon Uygulamasına İlişkin Gözlem Formu" kullanılmıştır. Hemşirelere Kalıcı Üriner Kateterizasyon Bakımına İlişkin Bilgi Formu'nda bulunan soruların anlaşılabilirliğini test etmek için ön uygulama yapılmıştır. Ön uygulama sonucunda hemşirelerin önerileri dikkate alınarak form hazır hale getirilmiştir. Araştırmada kullanılan anketler, 16 soruluk bilgi testi ve 16 adet uygulama basamağından oluşan gözlem formundan oluşmaktadır. Araştırmaya katılan hemşirelerin eğitim durumuna bakıldığında; büyük çoğunluğunun lisans mezunu olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların yaş aralığı 21-50, yaş ortalaması ise 30,6'dır. Hemşirelerin %57,6'sı mezun olduktan sonra kalıcı üriner katetere yönelik eğitim almadığını belirtmişlerdir. Uygulanan bilgi testinde hemşirelerin puan ortalaması 43,75'tir. Bilgi testi sonuçlarına göre hemşireler; erkeklerde kullanılan üriner kateter numarasına büyük düzeyde doğru yanıt verirken, üriner kateterin üretral meatustan kaç cm ilerletilmesi gerektiği sorusuna ve üriner kateter takarken bir dirençle karşılaşıldığında ne yapılması gerektiğine dair sorulan soruya genellikle yanlış yanıt verdiği belirlenmiştir. Hemşirelerin erkek hastalara kalıcı üriner kateter uygulamasında bilgi eksikliklerinin olduğu saptanmıştır. Gözlem formu aracılığıyla yapılan üriner kateter bakımına ilişkin gözlemlerde, hemşirelerin büyük çoğunluğunun bakım öncesi ve sonrası el hijyeni sağladığı, bakımda eldiven kullandığı, bakım öncesi hastaya uygun pozisyon verdiği gözlenmiştir. Ayrıca hemşirelerin, kateterin dışta kalan kısmını sabitlemede ve idrar torbasının yerle temasını kontrol etmede eksikliklerinin olduğu saptanmıştır. Bu çalışmada, hemşirelerin kalıcı üriner kateterizasyon uygulaması ve bakımına ilişkin yeterli bilgi düzeyine sahip olmadıkları belirlenmiştir. Bu bağlamda, hemşirelerin kanıta dayalı güncel bilgileri takip etmelerinin sağlanması, hizmet içi eğitimlere belirli aralıklarla devam edilmesi ve kalıcı üriner kateter uygulamasına ilişkin mevcut durumu ortaya koyan benzer çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Hemşirelerin flebit risk faktörlerini algılamaları
Bu araştırma, hemşirelerin flebit risk faktörlerini algılama durumlarını belirlemek amacıyla yapılmış, tanımlayıcı analitik kesitsel nitelikte bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini 01 Temmuz-30 Kasım 2019 tarihleri arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi yetişkin hasta servislerinde görev yapmakta olan 237 hemşire oluşturdu. Araştırmada veriler literatür doğrultusunda hazırlanan anket formu ile toplandı. Veriler Pearson'un Ki-Kare, Fisher'in Kesin Sonuçlu Ki-kare testi ve Monte Carlo ki-kare testi kullanılarak analiz edildi. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 31,27±6,78'di. Hemşirelerin %81'i kadın, %68,4'ü evli, %65,9'u üniversite mezunuydu. Hemşirelerin %43,5'inin dahiliye servisinde çalıştığı, %48,1'inin 5 yıldan fazla deneyime sahip olduğu, %86,1'inin flebit eğitimi almadığı belirlendi. Araştırmada hemşirelerin çoğunun periferik venlerde flebit oluşumunu orta düzeyde bir problem ve hemşirelik bakımının bir kalite göstergesi olarak algıladığı belirlendi. Araştırmada hemşirelerin çoğu kateterin hastaya deneyimli bir kişi tarafından uygulanmasının, bölgenin skala ile düzenli değerlendirerek kayıt edilmesinin, ilacın kısa süreli infüzyon olarak verilmesinin, ince çaplı, kısa ve plastik kateter kullanılmasının, uygulamadan önce cildin antiseptik bir solüsyonla temizlenmesinin flebit gelişimini azaltacağı algısına sahipti. Ayrıca, hemşirelerin çoğu kateter çıkarılmasından sonraki 24-96 saat içinde de flebit gelişebileceği, özellikle diabetes mellitusun, obezite, ileri yaş, venöz yetmezlik ve tromboembolitik hastalıkların flebit gelişme riskini arttıracağı, pansuman materyalinin flebit riskini etkileyeceği, infüzyon sıvısının yüksek konsantrasyonun, yüksek ozmolaritesinin ve yüksek pH'ının flebit riskini arttıracağı, ön kolda flebit gelişme riskinin az, ayakta ise fazla olduğu algısına da sahipti. Araştırmada cinsiyet, mezun olunan okul, çalışılan servis, çalışma deneyimi, flebit eğitimi alma durumu gibi bazı temel faktörlerin hemşirelerin flebit algılarını farklı açılardan anlamlı düzeyde etkilediği saptandı (p<0.05). Sonuç olarak, hemşirelerin flebit risk faktörleri algılama durumlarının pek çok yönden istendik düzeyde olduğu fakat bazı açılardan güncel literatür bilgilerini destekleyici yönde olmadığı saptandı. Bu sonuçlar doğrultusunda hemşirelerin flebit bilgi ve algılarına ilişkin düzenli aralıklarla değerlendirilme yapılması ve güncel literatür temelli eğitimler düzenlenmesi, algı çalışmalarının yanısıra uygulamaya dönük gözlemsel çalışmalar yapılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Flebit, hemşirelik bakımı, hemşirelik eğitimi, intravenöz tedavi.
Gonartrozlu bireylerde fonksiyonel durumun yorgunluk ve uyku kalitesi üzerine etkisi
Gonartroz, en sık görülen osteoartrit türüdür. Yorgunluk kronik hastalıklarda yaygın bir belirti olup gonartrozda da sık görülmektedir. Uyku bozukluğu da gonartrozlu bireylerde sık rastlanan bir durumdur. Bu araştırma, gonartrozlu bireylerde fonksiyonel durumun yorgunluk ve uyku kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma Kırşehir İli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi servisi ve Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezine başvuran gonartroz tanısı almış 214 bireyi kapsamaktadır. Veriler SPSS-27 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, bağımsız gruplarda t-testi, Mann Whitney U, One-Way ANOVA, Kruskal Wallis-H, LSD post hoc, cronbach alfa ve pearson korelasyon analizleri uygulanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 67,93 yıl, hastalık süresi ortalaması 7,72 yıl olarak hesaplanmıştır. Beden kitle Indeksi açısından katılımcıların %37,9'unun obez olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların büyük çoğunluğunu kadınlar (%92,1) oluşturmaktadır. Katılımcıların %88,8'inin ev hanımı olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %64,5'i günlük aktivite düzeylerini "kötü" olarak değerlendirmiştir. Gonartrozlu yaşam süresi en sık 6–10 yıl (%46,3) olarak bildirilmiştir. Katılımcıların %59,3'ünün sağ diz ameliyatı olduğu %22,4'ünün sol dizinden %18,2'sinin her iki dizinden ameliyat olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %95,3'ü Yorgunluk Şiddeti Ölçeği (FSS)'ne göre kronik yorgun olarak değerlendirilmiştir. Pittsburgh Uyku Kalitesi Indeksi'ne göre katılımcıların %58,9'unun kötü uyku kalitesine sahip olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda gonartrozlu bireylerde fonksiyonel durum, yorgunluk ve uyku kalitesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Yaş, cinsiyet, eğitim durumu, Beden Kitle Indeksi (BKI), medeni durum ve kronik hastalık öyküsü gibi birçok tanıtıcı değişken bu üç kavramı doğrudan etkilemektedir. Hemşireler gonartrozlu bireylerin yalnızca klinik belirtilerini değil bireylerin yaşam tarzı, eğitim düzeyi ve destek sistemlerine göre de girişimler geliştirir. Dolayısıyla bireylerin yaşam kalitesini artırmada kritik bir role sahiptir. Hemşirelik uygulamaları fonksiyonel kapasiteyi artırmaktadır. Bu doğrultuda yorgunluk azalmakta ve uyku kaliteleri artmaktadır. Fonksiyonel durumu iyileştirmek amacıyla bireylerin yaş, cinsiyet, BKI ve fiziksel kapasite gibi özellikleri dikkate alınarak bireyselleştirilmiş egzersiz programları oluşturulmalıdır. Gonartrozlu bireylerin bakımında, fizik tedavi uzmanı, hemşire, diyetisyen, psikolog vb. gibi farklı disiplinlerden uzmanların iş birliği içinde çalışması sağlanmalıdır. Bu durum gonartrozlu bireylerin fonksiyonel durumlarının iyileştirilmesine, yorgunluk düzeylerinin azaltılmasına ve uyku kalitelerinin artırılmasına katkı sağlayacaktır.
Demonstrasyon yöntemiyle verilen hasta eğitiminin ölçülü doz inhaler kullanım başarısına etkisi
Amaç: Bu araştırma, ilk kez ölçülü doz inhalerkullanacak hastalarda demonstrasyon yöntemiyle verilen eğitimin etkinliğini değerlendirilmek amacıyla, ön-son test düzeninde yarı deneysel tipte yapılmıştır. Gereç ve Yöntem:Araştırmanın evreni Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Polikliniğine 03 Şubat- 30 Temmuz 2020 tarihleri arasında ilk kez ölçülü doz inhaler kullanacak hastalar, örneklem ise; ölçülü doz inhalerkullanma başarı durumu baz alınarak yapılan G-Power analizinde0,05 hata düzeyi ve %99 güç ile 56 hasta oluşturmuştur.Hastalarwww.randomizer.org web sitesinden basit randomizasyon yöntemiyle kontrol/ eğitim grubu olarak belirlenip "Ölçülü Doz İnhalerBeceri Değerlendirme Formu" ile değerlendirilerek eğitim grubu hastalara demonstasyon yöntemi ile ilacı nasıl kullanacağı öğretilip kontrol grubuna müdahale edilmemiş ve 4 hafta sonra hastaneye gelmeleri istenip tekrar beceri değerlendirmeleri yapılmıştır.Araştırmacılar tarafından oluşturulan "Hasta Tanıtım Formu" ve Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği tarafından hazırlanan "Ölçülü Doz İnhalerBeceri Değerlendirme Formu"kullanılarakyüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. İstatistiksel değerlendirme; SPSS 22.00 programında KolmogorovSmirnov, t testi, Mann Whitney U, Wilcoxon, Anova, Pearsonve Post Hoc Bonferroni testleri ile,p<0.05 anlamlı kabul edilerek yapılmıştır. Bulgular:Eğitim ve kontrol grubu hastaların 4. hafta beceri toplam puan ortalamaları arasında ve yaş grupları ile 4. hafta beceri toplam puan ortalamaları arasında anlamlı fdiğerleri olduğu (p<0,05), eğitim grubu hastaların 4. hafta puan ortalamalarının kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Eğitim ve kontrol grubu hastaların en çok; "derin bir şekilde nefesinizi alın ve dışarı doğru verin" ve "Madeni tüpü aşağıya bastırın ve aynı anda yavaşça nefes almaya başlayın" basamağında hata yaptıkları ancak eğitim grubunun 4.haftada hatalarının azaldığı belirlenmiştir. Sonuç: Bu çalışmada ilk kez ölçülü doz inhaler kullanacak hastalara demonstrasyon yöntemiyle verilen eğitimin inhaler ilacı doğru ve etkin kullanma becerisini arttırmada etkili sonucuna ulaşılmıştır.Eğitimin ilk kez ilaç kullanacak hastalara konu ile ilgili uzmanlaşmış bir hemşire tarafından verilmesi,düzenli aralıklarla hastaların ilaç kullanımını değerlendirmesi ve eğitimin özellikle işitsel kaynaklarla birlikte görsel kaynakları kullanarak yapılması ve anlatılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Demonstrasyon, Hasta eğitimi, Hemşirelik, Ölçülü doz inhaler
Abdominal cerrahi sonrası hastaların erken mobilizasyon durumlarının konfor düzeyine etkisi
Gözde Çandır, Abdominal Cerrahi Sonrası Hastaların Erken Mobilizasyon Durumlarının Konfor Düzeyine Etkisi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Hemşirelik AD Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2021. Bu araştırma, Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Genel Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesinde Yatan Hastaların erken mobilizasyon durumlarının konfor düzeylerine olan etkileri üzerine yapıldı. Araştırmanın verileri 15 Kasım 2020 ve 20 Şubat 2021 tarihleri arasında toplamda 252 hastadan toplandı. Veriler Sosyodemografik ve Hastalığa İlişkin Bilgiler Veri Formu, Gözlemci Hareketlilik Ölçeği (GHÖ) ve Genel Konfor Ölçeği (GHÖ) kullanılarak elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde; Bağımsız Gruplarda t testi, Mann-Whitney testi, Kruskall-Wallis Varyans Analizi kullanıldı tekrarlı ölçümlerdeyse Tek Yönlü Varyans Analizi ve ki-kare analiz testleri uygulandı. Etik ve kurum izni alındıktan sonra yoğun bakım ünitesinde yatan 252 hastanın sosyo demografik özellikleri hasta formu uygulandı. Uygulanan formda 113 (%44,8)'inin kadın olduğu, 139 (%52,3)'unun erkek olduğu görüldü. Hastaların Gözlemci Hareketlilik Ölçeği puanlarına yönelik hastaların 'yatak içinden bir taraftan diğer tarafa dönme, yatak kenarında oturma, ayağa kalkma ve yürüme' aktiviteleri sırasında hastanın en fazla hemşireye bağımlı olduğu görüldü. Hastaların %52'sinin yatak kenarında oturmak için hemşireye bağımlı oldukları görüldü. Mobilizasyon öncesi ve sonrası kan basıncı, nabız ve solunum arasındaki farkın anlamlı olduğu saptandı (p<0.05). Hastaların genel konfor ölçeğinin boyutları ile gözlemci hareketlilik ölçeğinde yer alan alt maddelerin korelasyonlarının birbirleri ile pozitif yönde ilişki olduğu bulundu (p<0.05). Genel konfor ölçeğinin cinsiyet, alkol ve sigara kullanımı üzerine yapılan farkın anlamlı olduğu bulundu (p<0.05). Ancak genel konfor ölçeğinin medeni durum, yaş, eğitim, kilo ve boy arasındaki fark istatistiksel olarak anlamsızdı (p<0.05). Araştırmanın sonucunda; hastaların ameliyat sonrası dönemde erken mobilize edilmeleri düzeylerini olumlu yönde etkilediği görüldü. Araşrırmanın farklı konularla ele alınabilmesi açısından gerekli olan öneriler verildi.
Kan bağışçılarının reddinde kontrendikasyon sayılacak risk durumları
Araştırma kan bağışçılarında risk durumlarını belirlemek amacı ile tanımlayıcı ve retrospektif olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini 2007- 2008 yıllarında Bursa Kızılay Güney Marmara Kan Merkezine başvuran tüm kan bağışçıları oluşturmuştur. Örneklemini bağış için başvuran ancak donör red formu sonuçlarına göre kan vermesi uygun görülmemiş olan 797 kan bağışçısı oluşturmuştur.Veriler SPSS paket programı kullanılarak bilgisayar ortamında değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizlerde yüzdelik, ortalama ve Ki- kare testleri kullanılmıştır.Hemoglobin düşüklüğü, enfeksiyon hastalıklarının olması, riskli cinsel ilişkinin olması ve tedavi amaçlı ilaç kullanımı kan bağışı yapmak isteyen bireylerin red nedenleri arasındadır. Erkek donor sayısının kadın donor sayısına göre fazla bulunmasının ana nedeni, hemoglobin düşüklüğüdür. Kan testleri incelendiğinde en çok HBsAg pozitifliğine rastlanmıştır. Kan bağışçıları arasında A pozitif kan grubu en fazla oranda bulunmuştur. Eğitim seviyesi red edilme nedenleri arasında en önemli nedeni oluşturmuştur.
Hemşirelikte uzmanlaşmanın mesleğe bağlılık ile ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma, Hemşirelikte Uzmanlaşmanın Mesleğe Bağlılık ile İlişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı olarak yürütülen araştırmanın evrenini Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde görev yapmakta olan 238 hemşire oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş, gönüllü olarak katılmak isteyen tüm hemşireler araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırmada "G. Power-3.1.9.2" programı kullanılarak, %95 güven düzeyinde hesaplanmıştır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Hemşirelikte Uzmanlaşmaya Yönelik Tutum Ölçeği ve Hemşirelikte Mesleğe Bağlılık Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın verileri 18 Mart 2024-31 Mayıs 2024 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerden sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, medyan; parametrik test varsayımlarını karşılayan değişkenler için t testi, Tek Yönlü Varyans analizi; non-parametrik testlerden Mann Whitney-U testi, Kruskall Wallis H testi; değişkenler arasındaki ilişkileri test etmek için Korelasyon analizi ve Yapısal Eşitlik Modellemesi kullanılmıştır. Araştırmadaki tüm verilerin tanımlayıcı istatistikleri hesaplanmıştır. %76,5 ini kadınların; %23,5 ini erkeklerin oluşturduğu çalışmada cinsiyetler arasında mesleki bağlılık açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Eğitim durumları arasında hemşirelikte uzmanlaşmaya yönelik tutum ölçeği puanının anlamlı fark gösterdiği belirlenmiştir(p<0,001). Çalışılan klinikler arasında (p=0,222) ve çalışma deneyim yılları arasında (p=0,146) hemşirelikte uzmanlaşmaya yönelik tutum ölçeği puanı bakımından anlamlı fark olmadığı bulunmuşken; mesleğini isteyerek seçme durumları arasında farklılık göstermektedir(p=0,863). Araştırmanın sonucunda hemşirelikte uzmanlaşma ile mesleğe bağlılık arasında aynı yönde anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik, Hemşirelikte uzmanlaşma, Mesleğe bağlılık
Hemşirelik öğrencilerinin psikomotor beceri eğitiminde sanal gerçeklik teknolojisinin etkisi
Araştırma, hemşirelik öğrencilerinin psikomotor beceri eğitiminde sanal gerçeklik teknolojisinin intravenöz kateter uygulama ve sıvı verme becerisini kazanma düzeylerine etkisinin incelenmesi amacıyla deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma, Eylül 2018 – Ocak 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma evrenini; 2018-2019 öğretim yılında Düzce Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü ikinci sınıfta öğrenim gören 197 öğrenci oluşturmuştur. Örneklem seçiminde Power analiz sonucu belirlenen 52 öğrenci; araştırmayı kabul eden öğrencilerden 29'u deney, 27'si kontrol grubunu oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak; "Öğrenci Tanıtım Formu", "İntravenöz Kateter Uygulama ve Sıvı Verme Beceri Kontrol Listesi" ve "Bondy Değerlendirme Skalası" kullanılmıştır. Deney grubundaki öğrencilere sanal gerçeklik teknolojisi, kontrol grubundaki öğrencilere ise intravenöz enjeksiyon kol maketi ile intravenöz kateter uygulama ve sıvı verme beceri uygulaması yaptırılmıştır. Araştırma kapsamındaki öğrencilerin yaş ortalaması 19.50±0.76; %71.4'ü kadın, %28.6'sı erkek; %57si mesleği isteyerek, %43'ü öneri üzerine hemşirelik mesleğini seçtikleri saptanmıştır. Deney ve kontrol grubundaki öğrencilerin intravenöz kateter uygulama ve sıvı verme beceri kontrol listesi puanı ile yaş ortalamaları arasında ilişki bulunmuştur (p=0.017). Deney ve kontrol grubunda yer alan öğrencilerin İntravenöz Katater Uygulama ve Sıvı Verme Beceri Kontrol Listesi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.001). Bondy Değerlendirme Skalası'na göre deney ve kontrol grubundaki "Denetimli" uygulayan öğrenciler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.011). İntravenöz kateter uygulama ve sıvı verme becerisinin geliştirilmesinde öğretim yöntemi olarak sanal gerçeklik teknolojisinin etkili olduğu saptanmıştır. Hemşirelik uygulamalarında beceri eğitimlerinde sanal gerçeklik teknoloji kullanımının arttırılması ve klinik ortamdaki beceriler üzerine etkisinin araştırıldığı çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Hemşirelerin kas içi enjeksiyon uygulamalarında kullanılan "Z tekniği"ne ilişkin görüşlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın temel amacı, hemşirelerin kas içi enjeksiyon uygulamalarında kullanılan Z tekniğine yönelik görüşlerinin ve kullanımını engelleyen faktörlerin belirlenmesidir. Belirtilen amacın gerçekleştirilmesi için fenomenolojik desende niteliksel bir araştırma yapılmış ve örneklem seçiminde amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini çalışmaya gönüllü olarak katılan Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde en az bir yıl süre ile çalışan 38 hemşire oluşturmuştur. Araştırma kurum ve etik kurul izinlerinin alınmasıyla birlikte 2016-2017 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri yüzyüze görüşme tekniğinin kullanıldığı yarı yapılandırılmış derinlemesine bireysel görüşme ile toplanmıştır. Görüşme kayıtları araştırmacı tarafından deşifre edilmiş ve görüşmeler neticesinde 528 sayfalık veri elde edilmiştir. Söz konusu verilerin çözümlenmesinde nitel veri analizi yöntemlerinden içerik analizi ve nitel veri analizi programlarından NVivo 11 programı kullanılarak kodlanmıştır. Görüşmenin içerik analizi sonucunda kişisel deneyimlere ilişkin görüşler, kullanımı etkileyen faktörler, meslektaşlara ilişkin görüşler, Z tekniğinin uygulandığı hastalıklar, ilaçlar ve yaygınlaşmaya ilişkin öneriler olmak üzere yedi (7) tema belirlenmiştir. Görüşme verileri bu temalar ve alt temalar altında kurum, sağlık çalışanı, eğitim ve hasta açısından değerlendirilmiştir. Araştırmada hemşireler Z tekniği kullanımını olumlu yönde etkileyen en önemli faktörler olarak sızıntıyı önleme, doz kaybı yaşamama ve daha az ağrı deneyimleme; engeller olarak alışkın olunan teknikleri bırakmak istememe ve hizmetiçi eğitim program içeriğinde yer verilmeme olarak belirtmişlerdir. Bununla birlikte, Z tekniği kullanımı önündeki engellerin eğitim döneminden başladığı ve çalışılan kurumda da devam ettiği belirlenmiştir. Sonuç olarak, Z tekniği kullanımına ilişkin engellerin çoğunlukla eğitim ve rol model eksikliğinden kaynaklandığı görülmüştür. Ayrıca çalışma ile Z tekniği uygulamasına ilişkin standartların belirlenmesi, geliştirilmesi ve yaygınlaşmasına ilişkin düzenlemelere gereksinim olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Hemşireler, enjeksiyon, kas içi enjeksiyon, Z tekniği
Stomalı bireylere ve bakım verici yakınlarına verilen oyuna dayalı eğitimin hasta sonuçlarına etkisi
Bu araştırma, stomalı bireyler ve primer bakım vericilerine Stoma Eğitim Seti (Ses) kullanılarak verilen oyuna dayalı eğitimin hasta sonuçlarına (erken dönem stomal ve peristomal komplikasyonlar, hastaneye başvuru sıklığı, stomaya dokunma korkusu ve sosyal destek algısı) olan etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Randomize kontrollü olarak planlanan araştırma Şubat 2020 – Aralık 2020 tarihleri arasında Koç Üniversitesi Hastanesi'nde stoma cerrahisi geçiren bireyler ve primer bakım vericileri ile gerçekleştirilmiştir. Örneklem sayısı (deney=22; kontrol=22) güç analizi yapılarak belirlenmiştir. Araştırma kriterine uyan ve araştırmayı kabul eden gönüllüler sırasıyla kontrol ve deney gruplarına atanmışlardır. Veriler, stomalı bireylere yönelik bilgi ve izlem formu, stomalı bireylerin yakınlarına yönelik bilgi formu ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) kullanılarak toplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS-26 (IBM) uygulamasında tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney-U, Ki-Kare, Wilcoxon testleri kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, araştırmaya katılan deney ve kontrol grubundaki tüm bireylerin sosyodemografik özellikleri arasında bir fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Deney grubundaki stomalı bireylerde erken dönem stomal ve peristomal komplikasyonların kontrol grubundaki bireylere göre istatistiksel anlamda daha az geliştiği (p<0,05), deney grubundaki stomalı bireyler ve primer bakım vericilerin eğitim öncesi ve sonrası ÇBASDÖ puanları arasında eğitim sonrası deney grubu lehine anlamlı farklılık olduğu (p<0,05), hem deney hem de kontrol grubundaki stomalı bireyler ve primer bakım vericilerinin eğitim öncesi ve sonrası stomaya dokunma korkuları arasında anlamlı bir farklılık olduğu (p<0,05) tespit edilmiştir. Özetle, SeS kullanırak verilen oyuna dayalı eğitimin sonucunda, klasik eğitime göre, hasta sonuçlarında olumlu yönde iyileşme olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlara dayanılarak oyuna dayalı eğitimin rutin uygulamada kullanılması ve bazı parametrelerinin detaylı incelenmesi için geniş örneklemli araştırmaların yapılması önerilir.
Hemşirelik öğrencilerinin klinik hemşirelik uygulamalarına yönelik öz düzenlemeli öğrenme durumlarının ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Bu çalışma, hemşirelik öğrencilerinin klinik hemşirelik uygulamalarına yönelik öz düzenlemeli öğrenme durumlarının ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapılan çalışma, 2019-2020 eğitim ve öğretim yılında Mart-Mayıs ayları arasında Türkiye'de mevcut 135 hemşirelik lisans programında öğrenim gören 2, 3 ve 4. sınıf 764 öğrenci ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak "Anket Formu" ve "Klinik Hemşirelik Uygulamalarına Yönelik Öz Düzenlemeli Öğrenme Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde; tanımlayıcı analizler, Bağımsız gruplarda t testi ve Tek Yönlü Varyans (ANOVA) Analizi, Tukey Testi, Pearson Korelasyon testi ve Çoklu Lineer Regresyon analizi kullanılmıştır. Öğrencilerin Klinik Hemşirelik Uygulamalarına Yönelik Öz Düzenlemeli Öğrenme Ölçeği toplam puan ortalaması 63.69±8.33, Motivasyon alt boyutu puan ortalaması 27.44±4.54 ve Öğrenme Stratejileri alt boyutu puan ortalaması 36.25±4.73 bulunmuştur. Öğrencilerin Klinik Hemşirelik Uygulamalarına Yönelik Öz Düzenlemeli Öğrenme Ölçeği toplam puanlarını arttıran bağımsız faktörlerin, kadın cinsiyet durumu (β=2.49; t=3.37; p=0.001), akademik not ortalaması (β=1.55; t=2.44; p=0.015), hemşirelik mesleğini isteyerek seçme durumu (β=2.37; t=3.64; p<0.001), klinik uygulamalarda hissettikleri rahatlık duygusu (β=2.40; t=3.64; p<0.001), kuramsal bilgiyi uygulamaya aktarabilme (β=4.35; t=4.17; p<0.001) ve klinik uygulamada öğrenmek için yeterince çaba gösterme (β=4.13; t=6.19; p<0.001) olduğu saptanmıştır. Ayrıca yaş, eğitim görülen üniversitenin türü, klinik uygulamalarda bilgi edinilen kişi, klinik uygulamada eğitimci ile yeterince çalışabilme ve klinik uygulamada eğitimciye ulaşabilme durumunun ise öğrencilerin öz düzenlemeli öğrenme ölçek puanlarını etkilemediği belirlenmiştir (p>0.05). Sonuç olarak, hemşirelik öğrencilerinin klinik uygulama ortamlarında öz düzenlemeli öğrenme yaklaşımlarını yüksek düzeyde kullandıkları belirlenmiştir. Öğrencilerin öz düzenlemeli öğrenme yaklaşımlarını daha fazla kullanmalarını desteklemek için pozitif öğrenme ve uygulama ortamlarının oluşturulması gerekir. Ayrıca, öğrencilerin akademik başarılarını artırmak ve kuramsal bilgilerini klinik uygulamaya aktarabilmelerini sağlamak için desteklenmeleri önerilir. Anahtar kelimeler: Hemşirelikte klinik eğitim, hemşirelik öğrencileri, öğrenme, öz düzenlemeli öğrenme
Boşaltım amaçlı bağırsak stomalarında hasta sonuçlarına ilişkin fenomenolojik bir çalışma
Amaç: Boşaltım amaçlı bağırsak stoması olan bireylerde, Stoma ve Yara Bakım Hemşireleri, cerrahlar, stomalı birey ve bakım vereni tarafından bildirilen hasta sonuçlarını belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, niteliksel fenomoloji araştırma deseni kullanılarak Türkiye'de 9 Stomaterapi Ünitesi'nde çalışan Stoma ve Yara Bakım Hemşireleri (n=9) ve bu ünitelerde takip edilen stomalı bireyler (n=9), stomalı bireyin bakım verenleri (n=9) ve cerrahları (n=9) ile yapılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için Koç Üniversitesi Sosyal Bilimler Etik Kurulu'ndan yazılı izin, katılımcılardan ise sözlü izin alınmıştır. Görüşmeler 19 Haziran 2020 ve 23 Haziran 2021 tarihleri arasında araştımracı tarafından, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak, internet üzerinden çevrimiçi ve bireysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın nicel verileri için tanımlayıcı istatistikler, nitel verileri ise içerik analizi yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Hemşirelerin Stoma ve Yara Bakım Hemşiresi olarak çalışma süre ortalamaları 9,6 ± 5,7 yıl, cerrahların kolorektal kanser ameliyatı yapma yılı ortalaması 14,6 ± 8,7 yıldır. Stomalı bireylerin %66,7'si geçici ileostomiye sahip olup, stomalı yaşam süreleri ortalaması 32,1 (ortanca:8) aydır. Stomalı bireylerin sadece %22,2'si stoma bakımını kendisi yapmaktadır. Bakım verenlerin %33,4'ü stomalı bireyin eşidir, tamamı stoma bakımına ilişkin bir eğitim almış ve bunların %66,7'si eğitimini SYBH'den almıştır. Bireyselleştirilmiş derinlemesine görüşmelerin analizi sonucunda stomalı bireylerin iyileşme göstergeleri; "genel sağlık durumuna ilişkin göstergeler", "yaşam aktivitelerine ilişkin göstergeler", "sosyal yaşam ve uyum ilişkilerine yönelik göstergeler", "psikolojik iyilik hali göstergeleri", "stoma yönetimi" ve "bireyi güçlendirme" temaları altında gruplandırılmıştır. Sonuçlar: Bakım hizmeti alan ve bakım hizmeti sunan tüm tarafların ortak görüşlerine dayalı olarak geliştirilen hasta sonuçları, birey merkezli bakım sunmada, stomalı bireyin ameliyat öncesi döneminden başlanarak verilecek eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin planlanmasına kurumların bakım stratejilerini ve algoritmalarını geliştirmelerine ve literatürde ilgili rehberlerin oluşturulmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Bağırsak stoması, hasta sonuçları, bireyselleştirilmiş bakım, stoma ve yara bakım hemşireliği
COVID-19 pandemi döneminde hemşirelerde sağlık anksiyetesi ve siberkondri ilişkisinin incelenmesi
Araştırma, hemşirelerin Covid-19 pandemi dönemi sağlık anksiyeteleri ile siberkondri düzeylerini ve Covid-19 sağlık anksiyetesinin siberkondri üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapılan tanımlayıcı, ilişki arayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini İstanbul, Anadolu yakasındaki bir şehir hastanesinde çalışan hemşireler, örneklemi ise 246 hemşire oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda oluşturulan Bilgi formu, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve Siberkondri Ciddiyet Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde sayı, yüzde oranı ortalama ve standart sapma değerleri verildi. PearsonCorrelation Testi, Kolmogorov-Smirnov Testi, T Testi, One-Way ANOVA Testi, MannWhitney U ve Kruskal-Wallis H testi kullanıldı. Hemşirelerin sağlık anksiyetesi ölçeğinden aldıkları puan ortalaması toplam 17,50±7,08; bedensel belirtilere aşırı duyarlılık alt boyut puan ortalaması 13,68±5,56 ve hastalığın olumsuz sonuçları alt boyut puan ortalaması ise 3,26±1,95 bulundu. Hemşirelerin siberkondri ciddiyet ölçeğinden aldıkları puan ortalaması ise 88,37±29,68 bulundu. Siberkondri ciddiyet ölçeği alt boyutlarından zorlantı alt boyutu puan ortalaması 18,65±7,62; aşırı kaygı alt boyutu puan ortalaması 21,01±8,61; aşırılık alt boyutu puan ortalaması 23,78±8,73; içini rahatlatma alt boyutu puan ortalaması 15,80±15,81 ve doktora güvensizlik alt boyutu puan ortalaması 9,11±3,38 bulundu. Hemşirelerin sağlık anksiyetesi ölçeği ve siberkondri ciddiyet ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönde kuvvetli ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi (p<0,001). Araştırmada hemşirelerin sağlık anksiyetelerinin normal seviyede olduğu; siberkondri düzeylerinin ise ortalamanın üzerinde olduğu ve artan sağlık anksiyetesinin siberkondrilerini arttırtığı sonucuna varıldı.
Cerrahi kliniğinde yatan hastaların sağlık okuryazarlığı ile cerrahi korku arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma, genel cerrahi kliniğinde yatan hastaların sağlık okuryazarlığı düzeyi ile cerrahi korku arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Aralık 2023 – Mayıs 2024 tarihleri arasında Diyarbakır Bismil Devlet Hastanesi genel cerrahi kliniğinde yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini genel cerrahi kliniğinde yatan 125 hasta oluşturmuştur. Çalışma verileri, "Kişisel Bilgi Formu", "Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (SOYÖ)" ve "Cerrahi Korku Ölçeği (CKÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: SOYÖ toplam puan ortalamasının 100,49±15,1 olduğu ve CKÖ toplam puan ortalaması ise 27,94±15,8 tespit edilmiştir. Çalışmada SOYÖ toplam puan ortalaması ile CKÖ toplam puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkili bulunmamıştır (r=0,025; p>0,005). SOYÖ toplam puan ortalaması ile medeni durum (t=2,706; p=0,008) ve yaşanılan yer (KW= 9,030; p=0,011) arasında anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir. SOYÖ toplam puan ortalaması ile refakatçi bulunma durumu (t=-2,119; p=0,036) ve genel olarak sağlığı değerlendirme durumu (t=2,430; p=0,017) arasında anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmada genel cerrahi kliniğinde yatan hastalarda sağlık okuryazarlığı düzeyini medeni durum, yaşanılan yer, refakatçi bulunma durumu ve sağlığı değerlendirme durumu gibi değişkenler etkilemektedir. SOYÖ ile CKÖ arasında anlamlı ilişkili bulunmamıştır. Sağlık okuryazarlığı ve cerrahi korku ile ilgili daha fazla araştırma yapılması önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Cerrahi, Hasta, Sağlık Okuryazarlığı, Cerrahi Korku
Kemoterapi alan çocuğa bakım veren ebeveynlerin stresle başa çıkma düzeyleri ile bakım yükü arasındaki ilişkinin incelenmesi
Kemoterapi Alan Çocuğa Bakım Veren Ebeveynlerin Stresle Başa Çıkma Düzeyleri İle Bakım Yükü Arasındaki İlişkinin İncelenmesi Öğrencinin Adı ve Soyadı: Ayten Kazan Danışmanı: Doç Dr. Leyla Zengin Aydın Anabilim Dalı: Hemşirelik Esasları Anabilim Dalı 1.1. Özet Amaç: Bu çalışma, kemoterapi alan çocuğa bakım veren ebeveynlerin stresle başa çıkma düzeyleri ile bakım yükü arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç Ve Yöntem: Eylül 2023-Nisan 2024 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Hastaneleri Çocuk Hastanesi çocuk hematoloji-onkoloji kliniği ve polikliniğine başvuran hastaların ebeveynleri ile yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini Çocuk Hematoloji-Onkoloji kliniği ve polikliniğine başvuran 141 ebeveyn oluşturmuştur. Çalışma verileri, "Kişisel Bilgi Formu", " Stresle Başa Çıkma Ölçeği (SBÖ)" ve "Kanserli Çocukların Aile Bakım Vericileri İçin Bakım Yükü Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Ebeveylerin SBÖ toplam puanı ile Kanserli Çocukların Aile Bakım Vericileri İçin Bakım Yükü Ölçeği toplam puanı arasında negatif yönde, zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Ebeveylerin yaş gruplarına göre SBÖ toplam puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (F=5.253; p=0,002). Mesleklere göre SBÖ toplam puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (χ2=9,862; p=0,046). Sonuç: Çalışmada, kemoterapi alan çocuğa bakım veren ebeveynlerin stresle başa çıkma düzeyini yaş ve meslek durumu gibi değişkenler etkilemektedir. Stresle başa çıkma düzeyi artıkça bakım yükünün azaldığı görülmektedir. Kemoterapi alan çocuğa bakım veren ebeveynlerin stresle başa çıkma düzeyleri ve bakım yükü ile ilgili daha fazla araştırma yapılması önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Kemoterapi, Çocuk, Ebeveynler, Stres, Bakım yükü
Examining the relationship between nursing students' general attitudes toward artificial intelligence and their self efficacy in clinical performance
Abstract Aim: This study was conducted to examine the relationship between nursing students' general attitudes toward artificial intelligence and their self efficacy in clinical performance. Material and Method: The study was conducted between 02 December 2024 and 31 January 2025 with 338 nursing students enrolled in the second, third, and fourth years at Dicle University Atatürk Faculty of Health Sciences, Department of Nursing. No sampling method was employed; the study was applied to students who had successfully completed at least one clinical practice during the specified period and voluntarily agreed to participate. Data were collected using the "Descriptive Information Form", the "General Attitudes toward Artificial Intelligence Scale (GAAIS)", and the "Self-Efficacy in Clinical Performance Scale (SECP)". Results: It was determined that the mean age of the nursing students was 21.73 ± 2.38 years and that 68.9% of them were female. Among the students, 68.9% had previously used an artificial intelligence application, 74.6% reported being ready for clinical practice, 48.5% had used artificial intelligence in clinical practice, and 56.2% believed that artificial intelligence would contribute to clinical skills. In our study, the mean total score of the General Attitudes toward Artificial Intelligence Scale (GAAIS) was 65.95 ± 10.48, and the mean total score of the Self-Efficacy in Clinical Performance Scale (SECP) was 69.45 ± 15.44. A statistically significant, weak positive correlation was found between the mean scores of GAAIS and SECP (r = 0.14; p = 0.01). Conclusion: This study revealed that as nursing students' general attitudes toward artificial intelligence (AI) increased, their self-efficacy in clinical performance also improved. It was found that factors such as gender, knowledge of AI, the belief that AI contributes to clinical skills, and following AI applications in nursing significantly affected both their attitudes toward AI and their perceptions of self-efficacy in clinical performance. These findings suggest that the use of AI technologies in nursing education may support the development of clinical skills. Therefore, the integration of AI into nursing education can be recommended. Key Words: Nursing, Students, Artificial Intelligence, Clinical Performance, Self-Efficacy
Yatakta akıllı telefon kullanımına bağlı uyku erteleme ölçeğinin türkçe geçerlik ve güvenilirlik çalışması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, yatakta akıllı telefon kullanımına bağlı uyku erteleme ölçeğinin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğinin yapılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu metodolojik çalışma, Dicle Üniversitesi'nde öğrenim gören toplam 658 lisans öğrencisi ile yürütüldü. Veri toplama aracı olarak Yatakta Akıllı Telefon Kullanımına Bağlı Uyku Erteleme Ölçeği, Akıllı Telefon Bağımlılık Ölçeği Kısa Formu (ATBÖ-KF), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), Zung Depresyon Ölçeği (ZDÖ) ve Uyku Vaktini Erteleme Ölçeği kullanıldı. Ölçeklerin geçerlilik ve güvenilirlik analizlerinde; Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA), Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA), Test-tekrar test yöntemi, Paralel form geçerliği ve Cronbach Alfa iç tutarlılık katsayısı hesaplamaları kullanıldı. İstatistiksel analizler, IBM SPSS Statistics 23 ve IBM SPSS AMOS 23 programları kullanılarak yapıldı. Bulgular: Ölçüm modelinin uygunluğunu değerlendirmek amacıyla yapılan Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) örneklem yeterlilik katsayısı 0,803 olarak hesaplandı. Bartlett küresellik testi anlamlı bulundu (p<0,001). Açımlayıcı Faktör Analizi sonucunda, özdeğeri 2,863 olan tek faktör elde edildi ve bu faktör toplam varyansın %47,721'ini açıkladı. Maddelerin faktör yükleri 0,392 ile 0,805 arasında olduğu ve maddelerin p değerleri <0,001 düzeyinde bulundu. Doğrulayıcı Faktör Analizi sonuçlarına göre modelin uyum indeksleri RMSEA = 0,039; NFI = 0,977; CFI = 0,992; GFI = 0,989; χ²/df = 1,503; IFI = 0,993; TLI = 0,983; SRMR = 0,027 olarak hesaplandı. Ölçeğin iç tutarlılığına ilişkin Cronbach Alfa katsayısı 0,766 olarak bulundu. Sonuç: Yatakta Akıllı Telefon Kullanımına Bağlı Uyku Erteleme Ölçeği'nin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu sonucu elde edildi. Anahtar Sözcükler: Akıllı telefon, Uyku, Geçerlilik, Güvenilirlik
Üreteroskopi yapılan hastalarda mindfulness uygulamasının ağrı ve yaşam bulguları üzerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma, üreteroskopi yapılan hastalarda mindfulness uygulamasının ağrı ve yaşam bulguları üzerindeki etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma ön test- son test yarı deneysel desende yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemi Ağustos 2024 –Ocak 2025 tarihleri arasında Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği'nde tedavi gören ve dahil edilme kriterlerine uyan kontrol grubu 49 ve deney grubu 49 olmak üzere toplam 98 hasta oluşturmuştur. Araştırma verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ) ve Yaşam Bulguları İzlem Formu kullanılanılarak toplanmıştır. Bulgular: Deney grubunun %38.8'i 46-65 yaş arasında ve %73.5'inin erkek olduğu, kontrol grubunun ise %44.9'u 31-45 yaş arasında ve %57.1'inin erkek olduğu belirlenmiştir. Deney ve kontrol grubu arasında girişim sonrası GKÖ puanı, solunum hızı ve sistolik kan basıncı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Üreteroskopi yapılan hastalarda mindfulness uygulamasının ağrı, solunum hızı ve sistolik kan basıncını olumlu yönde etkilediği bulunmuştur. Bu nedenle, üreteroskopi yapılan hastalarda mindfulness uygulamasının destekleyici bir yöntem olarak kullanılması önerilebilir.
Periferik intravenöz kateter ile ilişkili flebit bakımında ılık yaş uygulamanın etkisi
Bu çalışma, periferik intravenöz kateter ilişkili flebit gelişen hastalarda ılık yaş uygulamanın etkisini belirlemek amacıyla ön-son testli randomize kontrollü deneysel şekilde yapılmıştır. Çalışmaya Ordu Eğitim Araştırma Hastanesi'nde palyatif servisinde yatan ve flebit gelişen 70 hasta dahil edilmiştir. Hastalar randomizasyon yöntemi ile 35 kontrol ve 35 deney olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Çalışmaya başlamadan önce etik kurul ve kurum izni, hastalardan ise bilgilendirilmiş onam imzası alınmıştır. Veriler hasta bilgi ve flebit izlem formu ile toplanmıştır. Kontrol ve deney grubundaki hastaların flebit bölgesi üç gün süre ile takip edilmiştir. Kontrol grubundaki hastalara rutin uygulama olan ekstremite elevasyonu yapılırken, deney grubundaki hastalara elevasyonun yanı sıra üç gün boyunca günde üç kez 15 dakikalık süre ile 28 ºC sıcaklıkta ılık uygulama yapılmıştır. Verilerin analizinde yüzdelik, ortalama, standart sapma, ortanca, birinci ve üçüncü çeyreklik değerler, Pearson Ki Kare, Mann-Whitney U, Wilcoxon, McNemar, Friedman, Fisher's Exact testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Bu çalışmaya dahil edilen hastaların %64.3'ü kadın ve yaş ortalaması 78.23±13.60'tır. Kontrol ve deney grupları arasında ilk ve son flebit derecelerinde azalma olduğu ancak bu farkın istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p=0.957, p=0.078). Kontrol ve deney grupları arasında flebit bölgesinin son değerlendirmesinde kızarıklık, ödem genişliği ve ağrı şiddetinde istatistiksel açıdan anlamlı bir şekilde azalma olduğu belirlenmiştir (p˂0.001, p=0.006, p˂0.001). Sonuç olarak, hastalarda flebit semptomları görüldüğünde günde üç defa 15 dakika süre ile 28 ºC de ılık yaş kompres uygulanmasının flebit semptomlarını azalttığı, bu nedenle hemşireler tarafından kullanılabilecek basit, maliyeti etkin, noninvaziv ve etkili bir hemşirelik uygulaması olarak kullanılabileceği önerilmektedir.
Yoğun bakım hemşirelerine verilen monitör alarm yönetimi eğitiminin alarm yönetimi ve alarm yorgunluğuna etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, yoğun bakım hemşirelerine verilen monitör alarm yönetimi eğitiminin, hemşirelerin alarm yönetimi davranışları ve alarm yorgunluğu düzeyine etkisinin incelenmesi amacı ile ön test-son test, tek gruplu, yarı deneysel türde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Karadeniz Bölgesi'ndeki bir devlet hastanesinin dahili ve cerrahi yoğun bakım ünitelerinde çalışan 19 hemşire oluşturmuştur. Veriler, "Hemşire Bilgi Formu", "Monitör Alarmları Yönetimi İzlem Formu", "Monitör Alarm Yönetimi Bilgi Testi" ve "Alarm Yorgunluğu Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada girişim olarak yoğun bakım hemşirelerine, eğitim sunusu, örnek vaka uygulaması ve hatırlatıcı kartlar kullanılarak "Monitör Alarm Yönetimi Eğitimi" verilmiştir. Yoğun bakım hemşirelerinin monitör alarm yönetim davranışları, katılımsız gözlem yöntemi ile, hafta içi ve hafta sonu, tüm vardiyalarda, her bir hemşire için ön testte 48 saat, son testte 48 saat olacak şekilde, toplam 1824 saat izlenmiştir. Bu süre içinde, ön testte 322, son testte 199 alarm olmak üzere, meydana gelen tüm monitör alarmlarının verileri analiz edilmiştir. Verilerin analizinde ortalama, standart sapma, frekans, kappa istatistiği, eşli iki örnek t testi, ki-kare testi, pearson korelasyon katsayısı ve McNemar testi kullanılmıştır. Ön test ve son test kriz alarmlarının dağılımları (p=0.032), hemşirelerin alarm değer aralıklarını hasta bireyin klinik durumuna göre özelleştirmesi (p=0.001), cilt temizliği yapma durumu (p=0.001) ve alarma yanıt süreleri (p=0.008) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu belirlenmiştir. Son testte "mekanik ventilatör bağlantılarının kontrol edilmesi ve yeniden sağlanması" yanıtının anlamlı şekilde arttığı, "alarmı susturma, sessize alma" yanıtının ise anlamlı şekilde azaldığı belirlenmiştir (p=0.016). Bununla birlikte, ön ve son testlerde, monitör alarm yönetimi bilgi ve alarm yorgunluğu puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0.001). Sonuç olarak, yoğun bakım hemşirelerine verilen monitör alarm yönetimi eğitiminin bilgi düzeyini artırdığı, etkili alarm yönetimi davranışlarını geliştirdiği ve alarm yorgunluğu düzeyini azalttığı belirlenmiştir. Etkili alarm yönetim davranışları kazandırma ve alarm yorgunluğunu azaltmada monitör alarm yönetimi eğitimine daha fazla odaklanılması önerilmektedir.
Hemşirelerin ekip çalışması ile bireysel iş performans algıları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Çalışma, hemşirelerin ekip çalışması ile bireysel iş performans algıları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Araştırma, İstanbul'daki üç kamu hastanesinde çalışan 303 hemşire ile yürütülmüştür. Veriler, hemşireler için tanıtıcı özellikler formu, hemşirelikte ekip çalışması ölçeği ve bireysel iş performans algıları ölçeği kullanılarak toplanmış, t testi, ANOVA, korelasyon regresyon testleri ile analiz edilmiştir. Çalışmaya katılan hemşireler, ortalama 27.66 yaşlarında, çoğunluğu kadın, bekar ve lisans mezunudur. Çoğunluğu herhangi bir ekipte yer almayan hemşirelerin ekip çalışması puanı 3.69±0.67 ve bireysel iş performans algı puanı 3.80±0.66 dır. Hemşirelerin ekip çalışması ile bireysel iş performans algıları arasında anlamlı pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu (r=0.410; p=0.000) ve ekip çalışmasının bireysel iş performansını artırıp anlamlı düzeyde etkilediği belirlenmiştir (β=0.410; R2=0.165; F=60.851, p=0.000). Ayrıca hemşirelerin bireysel iş performansını vardiyada baktıkları hasta sayısı negatif yönde (β=-0.125) etkilerken, ekip çalışması ölçeğinin sırasıyla güven (β=0.213), destek (β=0.157) ve ekip liderliği boyutu olumlu yönde etkilemiştir (R2=0.191; F=9.928, p=0.000). Bunların yansıra ekip çalışması ölçeği ve alt boyutları ile hemşirelerin yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, çalıştıkları birim, mesleki deneyimi, vardiyada baktıkları hasta sayısı, hastaneden, hemşireden, diğer sağlık personelinden memnuniyetleri, bir ekipte yer alma ve ekip çalışmasının zorluk durumuna ilişkin görüşleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmıştır. Bireysel iş performansları ile medeni durumları, vardiyada baktıkları hasta sayısı, çalıştıkları birim, hastaneden, hekimlerden, hemşirelerden ve diğer sağlık personelinden memnuniyetleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark saptanmıştır. Sonuçta çoğunluğu bir ekipte yer almasa da, hemşirelikte ekip içi güven, liderlik ve desteğin var olduğu ekip çalışması, hemşirelerin bireysel iş performans algısını etkilemektedir. Hemşirelerin güven, ekip liderliği ile desteklendiği ekiplere katılımı teşvik edilmeli, iş performans algısını artırmak için hasta ve hemşire oranı dengelenmelidir.
Yaşlı bireylerin hemşirelerin tutumlarını algılamaları ve hemşirelik bakımından memnuniyet düzeylerinin belirlenmesi
Amaç: Bu araştırma yaşlı bireylerin hemşirelerin tutumlarını algılamaları ve hemşirelik bakımından memnuniyet düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapılan araştırmanın evrenini Doğu Anadolu bölgesinde bulunan bir hastanenin dahili ve cerrahi kliniklerinde yatarak tedavi gören 65 yaş ve üstü bireyler oluşturmaktadır. Örneklemi, araştırmanın kriterlerine uyan, çalışmaya katılmaya gönüllü olan 200 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında “Yaşlı Bireyler İçin Demografik Bilgi Formu”, “Yaşlı Bireylerin Sağlık Çalışanlarının Tutumlarını Algılama Ölçeği” ve “Newcastel Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeği”kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayılar, yüzdelikler, ortalama, Bağımsız Gruplarda t Testi, Varyans Analizi, Korelasyon Analizi ve Regresyon Analizi uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan bireylerin %47.5’i erkek, %52,5’i kadındır. %48’i dahili, %52’si cerrahi kliniklerde yatarak tedavi görmektedir. Newcastle Heşirelik Bakım Memnuniyet Ölçeği (NHBMÖ) toplam puan ortalamalarının 71.71±19.01, Yaşlı Bireylerin Sağlık Çalışanlarının Tutumlarını Algılama (YASTA) Ölçeği toplam puan ortalamalarının 1225.95±230.55 olduğu saptanmıştır. Yaşlı bireylerin YASTA ölçek puanı ile NHBMÖ puanı arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Yaşlı bireylerin NHBMÖ puan ortalamalarına göre hemşirelik bakımından memnuniyet düzeyleri orta yüksek olarak saptanmıştır. YASTA ölçeği alt boyut puan ortalamaları incelendiğinde ise algılanan olumlu algının olumsuz algıdan daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Hemşirelik bakım memnuniyetinin orta-yüksek düzeyde bulunması, algılanan olumlu tutumlarla ilişkili olmakla birlikte, ayrımcılık algısının bu memnuniyeti sınırlayan önemli bir unsur olduğunu düşündürmektedir.
Hemşirelerin periferal intravenöz kateter girişimlerine ilişkin bilgi ve deneyimlerinin incelenmesi
HEMŞİRELERİN PERİFERAL İNTRAVENÖZ KATETER GİRİŞİMLERİNE İLİŞKİN BİLGİ VE DENEYİMLERİNİN İNCELENMESİ Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Amaç: Bu çalışma, hemşirelerin periferal intravenöz kateter girişimlerine ilişkin bilgi ve deneyimlerinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Bu çalışma kesitsel-tanımlayıcı bir çalışma olup, örneklemini 19 Haziran 2017-31 Ekim 2017 tarihleri arasında, iki üniversite hastanesi ve bir devlet hastanesinin tüm dahili ve cerrahi birimlerinde çalışan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 438 hemşire oluşturmuştur. Veriler araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan "Tanıtıcı Özellikler Veri Formu" ve "Periferal İntravenöz Kataterizasyon Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Veriler yüzdelik ve ki kare testleri ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 33.77±7.29 ve %96.1'i kadındır. Eğitim durumları incelendiğinde %72.8'i lisans mezunu, ortalama hizmet süresi 11.59±7.86'dır. Hemşirelerin %41.6'sı periferal intravenöz girişime ilişkin eğitim aldığını ifade etmiştir. Çalışma sonucunda yaş, çalışılan klinik, kurumdaki pozisyon, sıklıkla çalışılan vardiya, toplam çalışma saati, çalışma koşullarını iyi olarak değerlendirme, meslekten memnuniyet düzeyi değişkenlerinin periferal intravenöz kateterizasyon uygulaması bilgi düzeyini etkilediği saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Çalışma bulgularına dayanarak hemşirelerin periferal intravenöz kateterizasyon uygulaması bilgi düzeyi orta düzeydedir. Anlamlı fark yaratan grupların özellikleri dikkate alınarak eğitimlerin planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Periferal intravenöz kateter, intravenöz girişim, bilgi düzeyi, hemşire.
Periferik intravenöz kateter uygulamalarında flebit gelişme durumu ve etkileyen etmenlerin incelenmesi
Bu araştırma, periferik intravenöz kateter uygulanan hastalarda flebit gelişmedurumunu ve bunu etkileyen etmenleri incelemek amacıyla yapılmış, tanımlayıcı tipte birçalışmadır.Araştırma Dokuz Eylül Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi CerrahiKliniğinde yapılmıştır. Veriler anket ve gözlem formu ile 24 saatte bir kateter giriş alanı flebitbulguları yönünden değerlendirilerek toplanmıştır. Araştırmada; cerrahi kliniğinde yatan,periferik kateter takılarak ilaç ve sıvı tedavisi uygulanan 355 kişiye takılan 568 kateterincelenmiştir.Flebit gelişme oranı %54,5 olarak saptanmıştır. Kateterin takıldığı yer, kullanılananatomik bölge, bölgenin kullanım sıklığı, kateter kalış saati, sıvı gönderme şekli, sıvı cinsi veilaç verme sıklığının flebit gelişmesini etkilediği bulunmuştur. Flebit gelişme oranını yaş,cinsiyet, kateter no, ilaç türleri, ilaç verme süresi ve ilaç veriliş şeklinin etkilemediğisaptanmıştır. Lojistik regresyon analizi sonucunda; kateterin vende kalış süresi (p=0.009), sıvıcinsi (p=0.010) ve ilaç verme sıklığının (p=0.026) flebiti en çok etkileyen etmenler olduğubulunmuştur.Araştırma sonucunda hemşirelere, flebit için risk oluşturan etmenleri bilmeleri,hastalarını bu yönden daha sık izlemeleri önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Periferik ntravenöz Kateter, Flebit, Etkileyen Etmenler
Hastaların hastaneye yatmadan önce kullandıkları ilaçların kliniğe kabul edildikten sonra kullanımı ile ilgili ilaç hatalarının incelenmesi
Hastaların hastaneye yatmadan önce kullandıkları ilaçların klinige kabul edildikten sonra kullanımı ile ilgili ilaç hatalarını ve ilaç hatalarının hemsirelik öykü ve gözlem formundaki kayıtlarla iliskisini saptamak amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıstır. Arastırmanın örneklemini genel cerrahi servisine yatan ve arastırmaya katılmayı kabul eden 156 hasta olusturmustur. Veri toplamak için anket formu ve hemsire kayıtları ile ilgili verileri toplamak için hemsire kayıt izlem formu kullanılmıstır. Hastaların %48.1'i hastaneye yatmadan önce kullandıgı ilacı hastanede kullanmaya devam etmektedir. Hemsirelik öyküsü formunda hastaların %74.4'ünün ve hemsire gözlem formunda hastaların %66.0'sının hastaneye yatmadan önce kullandıgı ilaçların hatalı kayıt oldugu bulunmustur. Hemsirelik öyküsünde hastaların %39.7'sinin doz- sıklık hatası, %19.8'inin ilaç atlama hatası oldugu görülmüstür. Hemsire gözlemde hastaların %47.6'sında ilaç atlama hatası oldugu görülmektedir. Hemsirelik öyküsünde hastaların % 12'sinin ve hemsire gözlemde hastaların %38.7'sinin ilaçlarını serviste kullanmaya devam etmesine ragmen kayıtlı olmadıgı saptanmıstır. Hastaların hemsirelik öykü ve hemsire gözlem formlarındaki kayıtlarının yarısından fazlasında ilaç hatası saptanmıstır. Kayıt formlarındaki yüksek hata oranı hemsirelerin etkin ve dogru öykü almadıgını göstermektedir. Hastaların kullandıgı ilaçları serviste kullanmaya devam etmesinden hemsire ve doktorun haberinin olmaması ilaç etkilesmelerine yol açabilir ve hasta zarar görebilir. Hastaların hemsirelik öykü ve hemsire gözlem formlarında ilaç kayıt hataları oldugu ve ilaç ile ilgili farklılıkların not edilmedigi saptanmıstır. Bu nedenle ilaç uyumlandırma formlarının gelistirilmesi, hata ve farklılıkların olusmasına yol açan nedenlerin incelenmesine yönelik arastırmaların yapılması önerilmektedir.
Çocuklarda antibiyotiklerin hazneden ve sıvı içinde verilmesinin flebit ve ekstravazasyon gelişmesine etkisi
ÖZET ÇOCUKLARDA ANTİBİYOTİKLERİN HAZNEDEN VE SIVI İÇİNDE VERİLMESİNİN FLEBİT VE EKSTRAVAZASYON GELİŞMESİNE ETKİSİ Saniye ÇİMEN Bu araştırma, hazneye ve sıvı içine eklenerek penisilin kristalize verilen çocuklarda ekstravazasyon ve flebit gelişme durumu, flebit derecesi, gelişen problemlerin iyileşme süresi ve penisilin verilmesi sırasında ağrı yaşanma durumunu incelemek amacıyla yarı deneysel olarak yapılmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Çocuk kliniğinde Ocak 1996- Mayıs 1997 tarihleri arasında yatırılarak penisilin kristalize verilen, 2-8 yaş grubunda olan 30 kontrol ve 30 deney grubunda, toplam 60 çocuk araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Çocuklara ilişkin tanıtıcı bilgiler, infüzyon işleminde kullanılan malzeme, verilen solüsyon ve ilaç gibi bağımsız değişkenlerle, bağımlı değişkenler olan flebit ve ekstravazasyon bulgularının değerlendirilmesine ilişkin bilgileri içeren Veri Toplama Formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler Student t testi, Mann-Whitney U testi ve Ki-kare testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Hazneye konarak penisilin verilen kontrol (K) grubundaki çocuklarda sıvı içine eklenerek penisilin verilen deney (D) grubundaki çocuklardan daha çok kompükasyon gelişmiş (K: % 60; D: % 40, p>0.05), 72 saat süresince kontrol grubunda tekrarlayan komplikasyonlar olduğu için kişi basma düşen kompükasyon sayısı kontrol grubunda anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (K: X=0.7; D: X=0.4, p<0.05). Kontrol grubundaki çocuklarda daha çok ekstravazasyon görülmüş (K: % 40; D: % 20, p>0.05) ve kontrol grubunun %16.6'sında 2.kez ekstravazasyon gelişmiştir. Flebit gelişen çocuk sayısı iki grupta da eşit olarak bulunmuş (% 23.3, p>0.05), ancak kontrol grubundaki hastaların % 44.4'ünde flebit gelişimi tekrarlamıştır. Kontrol grubunda gelişen flebitlerin derecesi deney grubundan daha şiddetli olup (K : X=2.0, D: X=l.l, p<0.05), gelişen problemlerin iyileşme süresi de anlamlıolmamakla birlikte kontrol grubunda daha uzun (geç) olduğu saptanmıştır (24saat içinde iyileşen; K: % 61.1, D: % 91.7, 25-48 saatte; K: % 33.3, D: % 8.3, 96-120 saatte; K: % 5.6, D: yoktur, p>0.05). Penisilin infîizyonu sırasında daha çok ağrı yaşadıkları saptanan kontrol grubunda bulunan çocukların ağrılı infiizyon ortalaması (5.1+0.6 ; 1.5+0.4) daha yüksek bulunmuştur (p<0.001). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: periferal ven içi kanül, infuzyon, komplikasyon, flebit, ekstravazasyon, penisilin kristalize tedavisi, çocuk.
Hemşirelerin fizik muayeneye yönelik tutum ve uygulamalarının değerlendirilmesi
Hemşireler için temel bir beceri olarak kabul edilen fizik muayene (FM), hasta/sağlıklı bireyin klinik seyri hakkında zamanında ve doğru yaklaşımlara karar vermede, hemşirelik bakımına ihtiyaç duyulan alanları belirlemede ve hasta bakımında istendik sonuçlara ulaşmada değerli bir araç olarak kabul edilir. Bu araştırmanın amacı hemşirelerin FM'ye ilişkin tutum ve uygulamalarının değerlendirilmesidir. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırma, 05.11.2020-15.04.2021 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık ve Uygulama Araştırma Merkezi ile Afyonkarahisar Devlet Hastanesi'nin dahili ve cerrahi klinikleri, yoğun bakım üniteleri ve acil servis birimlerinde çalışan toplam 488 hemşire ile yürütüldü. Araştırma verileri Hemşire Bilgi Formu ve Hemşirelikte Fizik Muayene Tutum ve Uygulama Ölçeği ile elde edildi. Araştırma verilerinin istatistiksel analizi SPSS versiyon 22.0 programında, tanımlayıcı istatistikler ile bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi, pearson korelasyon analizi kullanılarak yapıldı. Araştırma kapsamına dahil edilen hemşirelerin yaş ortalamasının 28.51± 6.30, %77.3'ünün kadın, %63.5'inin lisans mezunu olduğu saptandı. Hemşirelerin %88.1'inin FM ile ilgili bir eğitim almadığı, %62.7'sinin FM yöntemlerine yönelik ''kısmen'' bilgi sahibi veya ''hiç'' bilgi sahibi olmadıkları belirlendi. Hemşirelerin çoğunluğunun (%87.1) FM'yi hemşirelik uygulamalarının bir parçası olarak kabul ettiği ve FM'nin yapılmasını gerekli (%91.6) bulduğu saptanırken, sadece %25.8'inin FM'yi hasta bakımında kullandıkları belirlendi. Hemşirelerin FM'yi uygulamalarında etkili olan faktörler arasında çoğunlukla ''zaman yetersizliği'' (%22.7), ''FM konusunda bilgi ve beceri eksikliği'' (%20.7) gibi unsurların yer aldığı görüldü. Katılımcıların Hemşirelikte Fizik Muayene Tutum ve Uygulama Ölçeği toplam puan ortalaması 45.89±10.32 olarak belirlendi. Hemşirelerin bireysel ve mesleki özelliklerine göre ölçek puan ortalamaları incelendiğinde, kadın, lisans ve lisansüstü eğitim düzeyine sahip, FM konusundaki bilgilerini yeterli bulan, FM yöntemlerini bildiğini ifade eden, FM'yi kullanan ve FM'yi hemşirelik uygulamalarının bir parçası olarak kabul eden hemşirelerin anlamlı olarak daha olumlu tutuma sahip oldukları belirlendi (p<0.001). Ayrıca hemşirelerin bakım verdikleri hasta sayısı arttıkça daha olumsuz tutuma sahip olabilecekleri görüldü (p=0.004). Katılımcıların diğer mesleki özellikleri ile ölçek puan ortalamaları arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Yapılan bu çalışmadan elde edilen sonuçlar, hemşirelerin klinik ortamda FM'nin uygulanmasına yönelik olumlu bir tutuma sahip olduklarını ancak, FM'ye ilişkin becerilerini etkin bir şekilde kullanabilmeleri için bilgi ve becerinin güçlendirilmesine ve kurumsal düzenlemelere ihtiyaç olduğunu ortaya koydu.Anahtar Kelimeler: Fizik muayene, Hemşire, Tutum, Uygulama.
Beyaz gürültü ve sarmalama yöntemlerinin preterm yenidoğanların orogastrik tüp takma ile ilişkili ağrı algısına etkisi
Preterm yenidoğanlar, tıbbi tedavi ve bakım altında bulundukları zaman süresince; tıbbi açıdan gerekli olan ancak ağrı yanıtı oluşturduğu bilinen çeşitli girişimlere maruz kalmaktadır. Ağrı ve strese karşı daha savunmasız oldukları bilindiğinden, preterm yenidoğanlara uygulanan invaziv girişimlere bağlı gelişen ağrıyı kontrol altına almaya yönelik müdahaleler önemlidir. Bu çalışma, preterm yenidoğanlarda sıklıkla uygulanan bir girişim olan orogastrik tüp (OGT) takma ile ilişkili ağrıyı azaltmada beyaz gürültü ve sarmalama yöntemlerinin tek başına ve birlikte kullanımının etkinliğini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Çift kör randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilen bu araştırma 01/01/2021 - 01/05/2022 tarihleri arasında Uşak ilinde yer alan bir özel hastanenin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde (YYBÜ) tedavi ve bakım altındaki 132 preterm yenidoğan ile gerçekleştirildi. Üç deney ve 1 kontrol grubu olmak üzere 4 gruptan oluşan bu çalışmada, beyaz gürültü, sarmalama, beyaz gürültü + sarmalama müdahalelerinin uygulandığı gruptaki pretermler deney grubunu, herhangi bir müdahale uygulanmayan gruptaki pretermler ise kontrol grubunu oluşturdu. Araştırmada veri toplama aracı olarak; Preterm Yenidoğan Bilgi Formu, Preterm Yenidoğan İzlem Formu, Prematüre Bebek Ağrı Profili Ölçeği-Revize Formu (Premature Infant Pain Profile Revised– PIPP-R) kullanıldı. Araştırma verilerinin analizi SPSS versiyon 22.0 (Armonk, NY: IBMCorp) paket programı ile yapıldı. Araştırma kapsamına dahil edilen preterm yenidoğanların YYBÜ'deki yatış süresi ortalaması 8.77±5.35, postnatal yaş ortalaması 8.11±5.30, OGT ile beslenme süresi ortalaması 7.65±5.25 olarak belirlenirken, deney ve kontrol gruplarındaki pretermlerin tanıtıcı özellikler bakımından birbirine benzer olduğu gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmadığı belirlendi (p>0.05). OGT takma işlemine yönelik işlem öncesi (5.dk, 3.dk., 1.dk) işlem sırası, işlem sonrası (1.dk., 3.dk., 5.dk) olmak üzere 7 farklı zamanda ölçülen maksimum kalp hızı ve minimum oksijen satürasyonu değerleri bakımından grup etkisinin (p=0.376; p=0.465 sırasıyla) ve grup-zaman etkileşiminin (p=0.581; p=0.313 sırasıyla) istatistiksel bakımdan anlamlı olmadığı belirlendi. Ancak maksimum kalp atım hızı ve minimum oksijen satürasyonu değerleri için zamanın ana etkisi istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.001). Preterm yenidoğanların PIPP-R ölçeği ile 7 farklı zamanda elde edilen ağrı puan ortalamaları için gruplar arasında istatistiksel bakımdan anlamlı fark olduğu (p=0.001), sarmalama grubu ve beyaz gürültü + sarmalama grubundaki pretermlerin toplam PIPP-R puan ortalamalarının, kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük olduğu belirlendi. Buna ek olarak, 7 farklı zamanda ölçülen PIPP-R değerleri için zamanın ana etkisi istatistiksel bakımdan olarak bulunurken (p<0.001) işlem sırasında ve işlem sonrasında ölçülen PIPP-R puan ortalamalarının, işlem öncesi değerlerden anlamlı olarak daha yüksek olduğu görüldü. OGT takma girişimine bağlı gelişen ağrının yordayıcılarını belirleyebilmek amacıyla genelleştirilmiş tahmin eşitliği yöntemi kullanılarak oluşturulan çoklu logistik regresyon modeli bulgularına göre; cinsiyet, gestasyonel yaş ve postnatal yaş ağrı üzerine anlamlı bir etkiye sahip değildi (p>0.05). Müdahale yöntemlerinin ağrı üzerine etkisi incelendiğinde, kontrol grubu referans alındığında sarmalama müdahalesinin 0.587 kat, beyaz gürültü + müdahalesinin ise 0.473 kat daha az ağrı hissetme ile ilişkili olduğu ancak beyaz gürültü müdahalesinin tek başına ağrı üzerine anlamlı bir etkiye sahip olmadığı görüldü (p=0.326). Buna ek olarak beyaz gürültü müdahalesinin ağrı üzerine anlamlı bir etkiye sahip olmadığı belirlenirken, preterm yenidoğanların işlem sırasında 348.183 kat daha fazla ağrı yaşadığı belirlendi. Yapılan bu çalışma sonucunda OGT takma işleminin preterm yenidoğanlarda ağrıya neden olan bir girişim olduğu, tek başına sarmalama müdahalesinin ve beyaz gürültü + sarmalama müdahalesi kombinasyonunun, OGT takma ile ilişkili ağrıyı kontrol altına almaya yardımcı olabileceği sonucuna ulaşılırken, beyaz gürültü müdahalesinin OGT takma ile ilişkili ağrı kontrolü üzerine olan etkilerinin daha fazla araştırılmaya ihtiyaç duyduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Beyaz Gürültü, Orogastrik Tüp, Preterm, Sarmalama
Yoğun bakım hemşirelerinin tıbbi cihaz ile ilişkili basınç yaralanmalarına yönelik bilgi düzeyi ve öz yeterlikleri arasındaki ilişkide basınç yaralanmalarını önlemeye yönelik tutumun aracılık rolü
Tedavi ve teşhis amacıyla yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) yatan hastalarda sık kullanılan tıbbi cihazlar, vücut bölümlerinin altında veya çevresinde, basınç hasarı gelişme riskini arttırmaktadır. Riskli gruptaki yoğun bakım hastalarında ortaya çıkabilecek Tıbbi Cihazla İlişkili Basınç Yaralanmalarını (TCİBY) önlemede hemşirelerin kritik bir role sahip oldukları bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı YBÜ hemşirelerinin TCİBY'lere ilişkin bilgi düzeylerinin ve tutumlarının, basınç yaralanmalarını yönetmedeki genel öz yeterlik düzeylerine etkisini incelemektir. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırma 15.10.2023-30.04.2024 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi ile T.C. Sağlık Bakanlığı Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesiꞌnin dahili ve cerrahi YBÜꞌlerinde görev yapan 302 hemşire ile yürütüldü. Araştırma verileri Hemşire Bilgi Formu, Tıbbi Cihazla İlişkili Basınç Yarası Bilgi Düzeyi Değerlendirme Testi (TCİBY-BDDT), Basınç Ülserini Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği (BÜÖYTÖ) ve hemşireler için Basınç Yaralanması Yönetimi Öz Yeterlik Ölçeği (BYY-ÖYÖ) ile elde edildi. Verilerin analizinde SPSS 22.0 programı ve Hayesꞌin PROCESS makrosu (Model 4, Versiyon 4.1) kullanıldı. Araştırma kapsamına dahil edilen hemşirelerin yaş ortalaması 29,34±5,40, %64,2ꞌsi kadın, %73,2ꞌsi lisans mezunu, %52,6ꞌsının yoğun bakımda 1-5 yıl çalışma deneyimine sahip olduğu saptandı. Hemşirelerin TCİBY-BDDT puanı 16 puan üzerinden 9,20±2,32, doğru yanıt oranı ise %57,5 olarak bulundu. Hemşirelerin BÜÖYTÖ puanı 52 puan üzerinden 41,42±5,46 belirlendi ve %76,5ꞌinin tatmin edici tutum düzeyine sahip olduğu saptandı (≥%75). Hemşirelerin BYY-ÖYÖ puanı ise 100 puan üzerinden 60,59±21,03 olarak saptandı. Hemşirelerin konu hakkındaki bilgi düzeylerinin, tutumları üzerindeki etkisi pozitif yönde ve anlamlıydı (B= 0,963 %95 GA [0,720-1,206]). Ayrıca tutumun da, öz yeterlik üzerinde pozitif yönde anlamlı bir etkisi olduğu görüldü (B= 0,837 %95 GA [0,370-1,304]). Ancak modelde tutum olmadan, bilginin öz yeterlik üzerinde anlamlı bir etkisi bulunamadı (B=0,339 p=0,542 %95GA [-0,756-1,435]). Modelde tutumun aracılık etkisinin, toplam etkinin %70.4ꞌünü açıkladığı saptandı. Araştırmanın sonuçları, yoğun bakım hemşirelerinin TCİBYꞌlere ilişkin bilgi düzeylerinin istendik düzeyde olmadığını, öz yeterlik düzeylerinin ortalamanın biraz üzerinde olduğunu ve tatmin edici bir tutuma sahip olduklarını ortaya koyarken bilgi düzeyi ve öz yeterlik arasındaki ilişkide tutumun tam bir aracı etkiye sahip olduğu saptandı.
Yatağa bağımlı hastalara bakım veren bireylere yönelik hemşire liderliğinde vaka yönetimi modeline temellendirilmiş aile destek programının geliştirilmesi ve etkisinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Evde bakım alan hasta ve yakınlarının bulundukları ortamda desteklenerek, sosyal yaşama ayak uydurabilmelerini sağlamak, toplumsal entegrasyonlarını gerçekleştirmek, bakıma gereksinim duyan bireyin aile üyeleri ve özellikle de bakım verici birey üzerindeki yükünü hafifletmek son derece önemlidir. Bu araştırmada, yatağa bağımlı olan hastalara bakım veren aile bireylerine yönelik hemşire liderliğinde vaka yönetimi modeline temellendirilmiş aile destek programının etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma müdahale (n=13) ve kontrol (n=14) gruplu randomize kontrollü deneysel desende Mart 2020- Ocak 2021 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir. Müdahale grubunda bulunan bakım vericilere beş aşamalı hemşire liderliğinde vaka yönetimi modeline temellendirilmiş aile destek programı uygulanmış olup, kontrol grubunda yer alan bakım vericiler rutin izlemler doğrultusunda evde sağlık hizmetleri tarafından takip edilmiştir. Veriler "Hasta Bireyi Tanılama Formu", "Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi", "Bakım Verici Tanıtıcı Özellikler Formu", "Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği", "WHOQOL-BREF-TR Yaşam Kalitesi Ölçeği" ve "Aile APGAR Ölçeği" kullanılarak, girişim öncesi, girişim sonrası üçüncü ay ve altıncı ayda toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tekrarlı ölçümlerde ANOVA, çoklu karşılaştırma testi (Bonferroni), ki-kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Müdahale ve kontrol grubunda yer alan bakım vericilerin bakım yükü, yaşam kalitesi ve aile işlevsellik düzeyi toplam puanları arasında grup, zaman ve grup*zaman etkileşimi açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Bakım verici bireylere yönelik oluşturulan hemşire liderliğinde vaka yönetimi modeline temellendirilmiş aile destek programının bireylerin bakım yükü, yaşam kalitesi ve aile işlevsellik düzeyleri üzerine olumlu etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yoğun bakımda yatan hastaların aktivite durumu, kısıtlılıkları ve hemşirelik girişimlerınin belirlenmesi: Bir gözlem araştırması
Amaç: Araştırmanın amacı, yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların aktivite durumunu, kısıtlılıklarını ve hemşirelik girişimlerini belirlemektir. Yöntem: Araştırma gözlemsel, tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Anestezi Yoğun Bakım Ünitelerinde, Ekim 2023- Mart 2024 tarihleri arasında toplam 528 gözlem saati ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri, araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan "Bireylerin Aktivite Durumu ve Kısıtlılıkları ile Hemşirelik Bakım Girişimleri Gözlem Formu" ile toplanmıştır. Çalışmada kategorik değişkenler frekans (n) ve yüzde (%) ile sürekli değişkenler ortalama±standart sapma (SS), medyan (IQR 25-75) değerleri ile analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmada hastaların %46,2'sinin eklem açıklığına yönelik aktiviteleri, %42,9'unun kas gücüne yönelik aktiviteleri yapabildiği ve %27,7'sinin beslenme, bireysel hijyen, boşaltım gibi günlük yaşam aktivitelerine yönelik hareketleri yapabildiği belirlenmiştir. Hastalarda hareket kısıtlılığı yaratan nedenler; %54,9 ile bilinç durumuna ve %53,8 ile fiziksel ortama yönelik nedenler olmuştur. Günlük yaşam aktivitelerini yerine getirebilen hastaların beslenebilmesi için el-kol hareketlerine yardım (%66,7), bireysel hijyeni için yardım (%70,6) hemşirelik girişimlerinin gerçekleşme yüzdeleri anlamlı şekilde yüksek orandadır. Bununla birlikte günlük yaşam aktivitelerini yerine getirebilen hastalarda hastanın ayağa kalkması ve belirli mesafeyi yürümesine yardımcı olma (% 7,8) girişimi oldukça düşük orandadır. Yatak başı yüksekliğinin ayarlanması gibi bazı hemşirelik girişimlerinde rutin olarak yüksek oranda gerçekleştiği gözlemlenmiştir. Sonuç: Araştırma sonucunda yoğun bakımda yatan hastaların eklem açıklığı ve kas gücü gerektiren aktiviteleri ve beslenme, hijyen, mobilizasyon gibi günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirme kapasitesine sahip olduğu belirlenmiştir. Hemşirelik girişimlerinin de bu hastalar için hareket gereksinimine yönelik destekleyici yönde olduğu, ancak bazı girişimlerin rutin eylemler olarak gerçekleştirildiği belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Yoğun bakım; aktivite; hemşirelik; hareket kısıtlılığı; hareket gereksinimi
Progresif gevşeme egzersizinin açık kalp cerrahisi uygulanan hastaların ağrı düzeyi, uyku kalitesi ve analjezik tüketimine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Bu çalışma, açık kalp ameliyatı geçiren hastalarda progresif gevşeme egzersizinin (PGE) postoperatif ağrı düzeyi, uyku kalitesi ve analjezik tüketimi üzerine etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Yöntem: Araştırma, randomize kontrollü, tek kör, yarı deneysel bir araştırma tasarımıdır. Çalışmaya müdahale grubunda 30, kontrol grubunda 30 olmak üzere toplam 60 hasta dahil edilecektir. PGE uygulama aşaması, açık kalp ameliyatı geçiren hastaların servise kabul edildiği ilk 3 gün boyunca sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez gerçekleştirilecektir. Uygulama öncesi ve sonrasında hastaların ağrı düzeyi, uyku kalitesi ve analjezik tüketimine ilişkin ölçümler yapılacaktır. Bulgular: Koroner arter hastalığı (KAH) günümüzde dünya çapında önemli sağlık sorunlarından biridir. Bu durum açık kalp ameliyatı geçiren hastaların ameliyat sonrası ağrı ve uyku şikayetlerinin araştırılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Raporlama Yöntemi: Bu çalışmada ilgili EQUATOR kurallarına uyulmuştur ve raporlama yöntemi olarak adlandırılmıştır. Sonuç: KAH günümüzde dünya çapında en önemli sağlık sorunlarından biridir. Açık kalp ameliyatı sonrası hastaların yaşadığı ağrının giderilmesi, analjezik tüketiminin azaltılması ve uyku kalitesinin artırılması için farmakolojik olmayan yöntemlerin kullanılması son derece önemlidir. Bu olumsuz etkiler göz önüne alındığında etkili ilaç dışı yöntemlere dayalı deneysel çalışmalara ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Klinik kaydı: Bu çalışmanın Şubat 2023'te ClinicalTrials.gov'a kaydı yapıldı (NCT05727280). Anahtar kelimeler: Açık kalp ameliyatı, Ağrı düzeyi, Progresif gevşeme egzersizi, Uyku kalitesi
Hemşirelik sürecinin kullanımına yönelik hemşirelerin görüş ve deneyimleri: Karma yöntemli bir çalışma
Amaç: Bu araştırma, hemşirelerin hemşirelik sürecinin kullanımı ve öğretimine yönelik görüşlerinin ve deneyimlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma Kepez Devlet Hastanesi'nde 235 hemşire ile karma yöntemli bir çalışma olarak yapılmıştır ve Ekim 2020- Ocak 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Veriler anket formu ve yarı yapılandırılmış odak grup görüşmesi ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı ve karşılaştırmalı istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Nitel veriler tematik analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Bulgular: Hemşirelerin %87.7'si lisans mezunu olduğunu, %82.6'sı mesleği kendi isteğiyle seçtiğini, %86.8'i hemşirelik süreciyle ilgili bir eğitim aldığını, %40'ı yoğun bakımda çalıştığını ve %46'sı mesai saatinde '1-5' hastaya bakım verdiğini belirtmiştir. Hemşireler hemşirelik süreciyle bakımın organize yürültüldüğünü (%94), hemşirelik sürecinin; bütüncül (%93.2), sistematik (%91.9), planlı ve amaca yönelik (%92.3) bir çalışma sağladığını belirtmişlerdir. Hemşirelerin %74.5'i hemşirelik sürecinin kullanımı konusunda yeterli olduklarını belirtmişlerdir. Hemşireler zaman yetersizliğinin (%70.2), hemşirelik dışında yapılan görevlerin (%68.1) ve klinikte çok sayıda hasta olmasının (%59.1) hemşirelik sürecini uygulamalarını engellediğini belirtmişlerdir. Odak grup görüşmeleriyle hemşirelik süreci ile ilgili üç ana tema ve altı alt tema elde edilmiştir. Ana temalar; 'Bir Düşünme Biçimi', 'Bakımda Yol Gösterici', 'Elektronik Sistemdeki Hemşirelik Sürecine Eleştiri'dir. Sonuç: Hemşirelerin hemşirelik sürecinin yararlarına ve gerekli olduğuna inandıkları, kullanımında kendilerini yeterli buldukları görülmektedir. Ancak kurumsal engellerin bunun ötesine geçtiği, kurum içi eğitimlerin yetersiz olduğu, elektronik hemşirelik sürecinin onları sınırlandırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Hemşirelik sürecinin kullanıma yerleşmesi yönünde kurumsal iyileştirmelerin yapılması gerektiği düşünülmektir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik süreci, hemşirelik sürecine yönelik görüşler, hemşirelik sürecinin kullanımı
Hemşirelerin örgütsel stres düzeyi ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Çalışma, hemşirelerin örgütsel stres düzeyi ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Trabzon'daki dört kamu hastanesinde çalışan 1075 hemşireden, tabakalı seçilen 283 hemşire ile yürütülmüştür. Veriler, hemşirelerin demografik özellik ve mesleki görüşlerine ilişkin bilgi formu, Örgütsel Stres Kaynakları ve İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği ile toplanmıştır. Çalışmada, kamu hastanelerinde çalışan hemşirelerin %42'si 31-40 yaşlarında, %69.3'ü lisans mezunu ve %47.3 10 yıl ve altı mesleki deneyime sahiptir. Hemşirelerin örgütsel stres kaynakları ve örgütsel stres boyut puanları ile işten ayrılma niyeti puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmamasına rağmen örgütsel rahatsızlık ile işten ayrılma niyeti arasında zayıf, pozitif yönde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r= 0.358; p<0.05). Hemşirelerin örgütsel stres kaynağı 88.04±14.03, örgütsel stres 2.67±13.68, örgütsel rahatsızlık puanları 82.60±24.54 dür. İşten ayrılma niyeti puanı 2.32±1.11'dir. Hemşire pozisyonunda çalışan hemşireliği isteyerek seçmeyen, hemşirelikten, çalıştığı hastane ve birimden memnun olmayan, kurumdan ayrılmayı niyeti olan ve son dönemde bir olaya bağlı yoğun stres yaşan hemşirelerin örgütsel rahatsızlık ve işten ayrılma niyeti puanlarının daha yüksek olması istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca 20 yıl ve altında mesleki, 10 yıl ve altı hastane deneyimi olan, bir eğitim ve araştırma hastanesinde, nöbet usulü ve vardiyalı çalışan hemşirelerin de işten ayrılma niyeti puanlarının yüksek olması istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p<0.05). Sonuçta stres kaynaklarından orta düzeyde rahatsızlık duyan hemşirelerin, düşük düzeyde olan işten ayrılma niyetleri bu rahatsızlığa bağlı artmaktadır. Ayrıca hemşirelerin demografik ve mesleki özelliklerinden bazıları örgütsel rahatsızlık ve işten ayrılma niyetleri üzerinde olumsuz etkiye sahiptir. Bu nedenle kamu hastanelerinde hemşirelerin stres düzeyini ve işten ayrılma niyetini etkileyen faktörleri iyileştirme çalışmaları başlatılmalıdır.
Hemşirelerin değerlendirmesiyle hastanelerde örgütsel güven düzeyi
Tanımlayıcı nitelikteki bu çalışma, hemşirelerin değerlendirmesiyle hastanelerdeki örgütsel güven düzeyini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Trabzon'daki kamu, özel ve üniversite hastanelerde çalışan toplam 1881 hemşire oluştururken, örneklemi hastanelerden tabakalı örneklem yöntemiyle seçilen 319 hemşire oluşturmuştur. Veriler, bilgi formu ve örgütsel güven ölçeği ile toplanmış yüzdelik, Mann Whitney-U ve Kruskall Wallis testleri ile analiz edilmiştir. Bulgulara göre %81.2'si kadın, %62.4'si lisans veya lisansüstü mezun, %58'i kamu hastanesinde ve %40.1'i 5 yıldan daha az mesleki deneyime sahip olan hemşirelerin genel olarak örgütsel güven ölçeği puan ortalaması 4.08±0.66, alt boyut puan ortalamaları yöneticiye güven için 4.28±0.84, kuruma güven için 3.33±1.12 ve çalışma arkadaşlarına güven için 4.46±0.76 dır. Bununla birlikte örgütsel güven ölçeği toplamında kamu ve üniversite hastanelerinde çalışan hemşirelerin puanlarının özel hastanede, yöneticiye güven boyutunda üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin puanlarının kamu ve özel hastanelerde, kamu hastanesinde çalışan hemşirelerin puanlarının ise özel hastanede, kuruma güven boyutunda üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin puanlarının özel hastanede, çalışma arkadaşlarına güven boyutunda kamu hastanesinde çalışan hemşirelerin puanlarının üniversite ve özel hastanede, üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin puanlarının ise özel hastanede çalışan hemşirelerin puanlarından daha yüksek olması istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca mesleki deneyimi 5 yıldan az olan hemşirelerin 6 yıl ve üzeri olanlardan, yönetici hemşirelerin hemşirelerden, dahili birimlerde çalışan hemşirelerin ameliyathane, yoğun bakım gibi diğer birimlerde çalışan hemşirelerden örgütsel güven ölçeği puanları daha yüksektir. Bu bulgularda istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sonuçta hemşirelerin genelde örgütlerine güven düzeyleri orta seviyededir. Ayrıca deneyimi az, yönetici ve dahili birimlerde çalışan hemşireler kurumlarına, üniversite hastanesinde çalışan hemşireler ise yöneticilerine ve kurumlarına daha fazla güvenirken, kamu hastanesinde çalışan hemşireler çalışma arkadaşlarına daha fazla güvenmektedir.
Hemşirelerin duygusal emek davranışları ile hasta memnuniyeti arasındaki ilişki
Amaç: Araştırma hemşirelerin duygusal emek davranışları ve hasta memnuniyet düzeylerini belirlemek ve bu iki kavram arasındaki ilişkiyi incelemek amacı ile tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Materyal ve metot: Araştırmanın örneklemini bir devlet hastanesinde görev yapan 112 hemşire ve aynı hastanede yatarak tedavi gören 130 hasta oluşturmuştur. Veriler hemşirelerin sosyodemografik özelliklerini içeren hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu, Hemşireler için Duygusal Emek Davranışı Ölçeği, hastaların sosyodemografik özelliklerini içeren hasta tanıtıcı bilgi formu ve Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, parametrik ve non-parametrik testler ile Spearman's Rho Korelasyon testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalamasının 30.90±5.60 (yıl), % 54.5' inin kadın, % 73.2' sinin lisans mezunu, % 58.0'ının evli olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan hastaların ise yaş ortalamasının 42.08±11.49 (yıl), % 56.2'sinin kadın olduğu, %60.0' ının evli ve % 62.3' nün orta gelir düzeyinde olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin yüzeysel davranış puan ortalaması 4.03±0.50, derinlemesine davranış puan ortalamasın 3.91±0.44, samimi davranış puan ortalaması 3.98±0.56; Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeği toplam puan ortalaması ise 84.06±5.16 olarak saptanmıştır. Araştırmada hastaların hemşirelik bakımından memnuniyet puanları ile hemşirelerin duygusal emek davranışlarından yüzeysel davranış alt boyut puanları arasında negatif, derinlemesine ve samimi davranış alt boyut puanları ile arasında pozitif yönlü, orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç: Hemşirelerin derinlemesine davranış ve samimi davranışları arttıkça ve yüzeysel davranışları azaldıkça, hastaların memnuniyet düzeyleri artmaktadır. Hemşirelerin duygusal emek davranışlarını ve hasta memnuniyet düzeylerini geliştirmeye yönelik hizmet içi eğitimlerin planlanması önerilmektedir.
Sağlık çalışanlarında ergonomi düzeyi, iş ve yaşam doyumu ilişkisi
Amaç: Bu çalışma sağlık çalışanlarında ergonomi düzeyi, iş ve yaşam doyumu ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. Materyal ve Metod: Kesitsel, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte olan bu çalışma 422 sağlık çalışanı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak; sosyodemografik, psikososyal ve örgütsel bilgi formu, Ergonomi Ölçeği, Minessota İş Doyum Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, SPSS 25.0 programında anlamlılık değeri p<0.05 esas alınarak parametrik testler ve doğrusal regresyon analizi yapılarak elde edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan sağlık çalışanları % 48,1'i 26-35 yaş arasında olup % 64.2'si kadın, % 41.2'si hemşire ve % 27.3'ünün meslekte çalışma yılı 11-15 yıl arasındadır. Ergonomi Ölçeği puan ortalaması 2.85±0.65; İş Doyumu Ölçeği ve alt boyutlarının puan ortalamaları; Genel İş Doyumu puan ortalaması 2.83±0.76, İçsel İş Doyumu puan ortalaması 2.94±0.77 ve Dışsal İş Doyumu puan ortalaması 2.65±0.82 ve Yaşam Doyumu Ölçeği puan ortalaması; 2.33±0.97'dir. Sağlık çalışanlarının Ergonomi Ölçeği puan ortalaması ile İş Doyumu Ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönlü, güçlü ve istatistiksel açıdan anlamlı (r=0.621; p<0.01) ve Yaşam Doyumu Ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönlü, güçlü ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki (r=0.552; p<0.01); İş Doyumu Ölçeği puan ortalaması ile Yaşam Doyumu Ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönlü, güçlü ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki (r=0.552; p<0.01) bulunmaktadır. Sonuç: Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının ergonomi düzeyi orta seviyede; genel iş doyumu, içsel iş doyumu ve dışsal iş doyumu düşük seviyede ve yaşam doyumu ise düşük seviyededir. Sağlık çalışanlarının çalışma ortamlarındaki ergonomik risk faktörleri kontrol altına alınmalı, iş doyumlarını ve ilişkili olan yaşam doyumlarını arttırıcı etkinlikler planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanları, Ergonomi, Ergonomik risk faktörleri, İş doyumu, Yaşam doyumu.
Son dönem böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda COVİD 19 korkusu ile yaşam kalitesi arasındaki ilişki
Bu araştırma, son dönem böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda Covid 19 korkusuyla yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla kesitsel ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Covid 19 pandemi sürecinde HD tedavisi alan 110 hasta oluşturmuştur. Veriler; "Hasta Tanılama Formu", "Kısa Form-36 (Short Form-36/SF-36)" ve "Covid 19 Korkusu Ölçeği" ile toplanmıştır. Veriler,hastaların hemodiyaliz merkezine geldikleri zaman diliminde yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS paket programı (16.0) kullanılmıştır. Araştırmada hastaların Covid 19 korkusu ile sosyo-demografik özellikleri, kronik böbrek hastalığı ve tedavisi ile ilgili özellikleri, hemodiyaliz tedavisi ile ilgili özellikleri, Covid 19 enfeksiyonu/hastalığı ile ilgili özellikleri arasında ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Covid 19 korkusu ile SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinin alt boyutları olan fiziksel rol güçlüğü(r=-0.322/p=0.001), enerji-canlılık-vitalite (r=-0.263/p=0.006), ruhsal sağlık(r=-0.316/p=0.001), sosyal işlevsellik(r=-0.235/p=0.013), ağrı(r=-0.226/p=0.017) ve genel sağlık algıları(r=-0.406/p=0.000) arasında istatistiki olarak anlamlı ve negatif yönlü zayıf düzeyde bir ilişki olduğu bulunmuştur, Sonuç olarak Covid 19 korkusu hemodiyaliz tedavisi alan hastaların yaşam kalitesini negatif yönde etkilemektedir. Pandemi devam ettiği sürede ve daha sonra gelişebilecek başka pandemi dönemlerinde hemodiyaliz tedavisi alan hastaların Covid 19 korkusuna bağlı yaşam kalitesindeki etkilenmenin değerlendirilmesi ve yaşam kalitesini artıracak hemşirelik bakımının planlanması önemlidir. Anahtar Kelimeler:Son dönem böbrek yetmezliği, Hemodiyaliz tedavisi, Covid 19 korkusu, Yaşam kalitesi.
Hemşirelerin duygusal zekâ ile ahlaki duyarlılık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Araştırma hemşirelerin duygusal zekâ ve ahlaki duyarlılık düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı, ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Materyal ve metot: Araştırmanın örneklemini Adıyaman il merkezinde bulunan Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Adıyaman Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde görev yapmakta olan 200 hemşire oluşturmuştur. Veriler Şubat-Mart 2022 tarihleri arasında 'Tanıtıcı Bilgi Formu', 'Gözden Geçirilmiş Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği' ve 'Ahlaki Duyarlılık Anketi' kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde non-parametrik testler ve Spearman's Korelasyon Katsayısı kullanılmıştır. Araştırmada istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin Gözden Geçirilmiş Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği toplam puan ortalaması 123.92±12.56 ve Ahlaki duyarlılık anketi toplam puan ortalaması 76.90±14.85 olarak saptanmıştır. Araştırmada Gözden Geçirilmiş Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği iyimserlik/ruh halinin düzenlenmesi alt boyutunda medeni duruma göre, duyguların kullanımı alt boyutunda hemşirelik mesleğinin isteyerek seçme durumuna göre, duyguların kullanımı alt boyut ve toplam puanında ise hemşirelik mesleğinden memnun olma durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmıştır (p<0.05). Ahlaki duyarlılık anketi toplam ve otonomi alt boyutu puan ortalamalarında öğrenim düzeyine göre, çatışma alt boyutu puan ortalamasında medeni duruma göre ve oryantasyon alt boyutu puan ortalamasında mesleki deneyim yılı değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmıştır (p<0.05). Araştırmaya katılan hemşirelerin Gözden Geçirilmiş Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği duyguların değerlendirilmesi alt boyutu ile Ahlaki Duyarlılık Anketi bütüncül yaklaşım alt boyutu arasında düşük düzeyde pozitif ilişki saptanmıştır (r=0.152; p=0.032). Gözden Geçirilmiş Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği duyguların değerlendirilmesi alt boyutu ile Ahlaki Duyarlılık anketi çatışma alt boyutu arasında düşük düzeyde negatif korelasyon saptanmıştır (r=-0.198; p=0.005). Sonuç: Araştırma sonuçları doğrultusunda, hemşirelerin duygusal zekâ ve ahlaki duyarlılık düzeylerini geliştirmeye yönelik eğitimlerin çalıştıkları kurum tarafından planlanması, hemşirelerin duygusal zekâlarının değerlendirilmesi ve kişiye uygun olan birimde çalıştırılması, duygusal zekâ ve ahlaki duyarlılık kavramlarının daha geniş örneklem gruplarında yeniden araştırılması önerilmektedir.
Hemşirelerde deprem sonrası travma düzeyi, psikolojik yardım almaya ilişkin tutum ve bakım davranışı ilişkisi
Bu çalışma hemşirelerde deprem sonrası travma düzeyi, psikolojik yardım almaya ilişkin tutum ve bakım verme davranışı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel, tanımlayıcı ve ilişkisel tasarımda olan bu çalışma Kasım 2023-Şubat 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini Malatya İl Merkezi'nde bulunan Battalgazi Devlet Hastanesi'nde görev yapmakta olan 253 hemşire oluşturmuştur. Araştırmada verilerin toplanmasında Sosyodemografik bilgi formu, Deprem Sonrası Travma Düzeyini Belirleme Ölçeği, Psikolojik Yardım Almaya İlişkin Tutum Ölçeği ve Bakım Davranışları Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular, SPSS 22.0 programında anlamlılık değeri p<0.05 esas alınarak tanımlayıcı istatistikler, parametrik testler, Spearman Korelasyon Analizi ve Basit Doğrusal Regresyon Analizi yapılarak elde edilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 31.79±7.81, %74.7'si kadın, %49.4'ü bekar, %55.7'sinin çocuğu yoktur ve %31.2'sinin çalışma süresi 0-1 yıl arasındadır. Katılımcıların %35.6'sı acil serviste çalışmaktadır ve %80.6'sı depremde evini kaybetmemiştir. Depremde yakınlarını kaybedenlerin %85.7'si diğer yakınlarından (teyze, amca, hala, kuzen) birini kaybetmiştir ve %95.7'si deprem sonrası psikolojik destek almamıştır. Deprem Sonrası Travma Düzeyini Belirleme Ölçeği toplamından 52.24±16.68; Psikolojik Yardım Almaya İlişkin Tutum Ölçeği – Kısa Form toplamında 18.74±4.50 ve Bakım Davranışları Ölçeği-24 toplamından 5.20±0.69 puan almışlardır. Hemşirelerin deprem sonrası travma düzeyini belirleme ölçeği toplam puanı ile psikolojik yardım almaya ilişkin tutum ölçeği toplam puanı ve psikolojik yardım almaya ilişkin tutum ölçeği toplam puanı ile bakım davranışları ölçeği toplam puanı arasında pozitif bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca hemşirelerin bakım sürecinde hastalarına karşı güvence, bilgi ve beceri, saygı ve bağlılık gibi bakım davranışlarında yüksek performans sergiledikleri saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hemşire; Deprem sonrası travma; Psikolojik yardım alma; Bakım davranışı
Yoğun bakım hemşirelerinin profesyonel otonomiye yönelik tutumları ile ahlaki sıkıntı düzeyleri arasındaki ilişki
Bu araştırma, yoğun bakım hemşirelerinin profesyonel otonomiye yönelik tutum ile ahlaki sıkıntı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı, ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmada verileri T.C. Sağlık Bakanlığı Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım ünitelerinde çalışan 171 hemşireden 1 Mart-1 Nisan 2024 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmada Sosyodemografik Bilgi Formu, Hemşireler İçin Profesyonel Otonomiye Yönelik Tutum Ölçeği ve Yoğun Bakım Ahlaki Sıkıntı Ölçeği kullanılarak veriler toplanmıştır. Veriler, SPSS for Windows 22 paket programı ile analiz edilmiştir. Hemşirelerin Profesyonel Otonomiye Yönelik Tutum Ölçeği toplam puanı 72,55±10,36; Yoğun Bakım Ahlaki Sıkıntı Ölçeği toplam puanı 113,84±53,23'tür. Araştırmada hemşirelerin yaşa göre profesyonel otonomiye yönelik tutum ölçeği ve çalışma koşulları üzerindeki kontrol alt boyut puanı anlamlı değişim göstermiştir (p<0,05). Hemşirelerden mesleki yayın takip eden ve bilimsel etkinliklere katılanların yoğun bakım ahlaki sıkıntı ölçeği puanı anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Araştırmada hemşirelerin Profesyonel Otonomiye Yönelik Tutum Ölçeği, iş ile ilgili bağımsızlık alt boyutu ve otonom klinik kararlar alt boyutu ile Yoğun Bakım Ahlaki Sıkıntı Ölçeği arasında pozitif yönlü, düşük düzeyde ilişki bulunmuştur. Hemşirelerin profesyonel otonomiye yönelik tutumları ahlaki sıkıntı düzeylerinin %7,7'sini açıklamaktadır. Bu bulgular doğrultusunda hemşirelerin çalışma ortamlarında otonomilerini kullanabilmesi için, mesleki gelişimlerini desteklemek adına bilimsel yayın ve etkinliklere katılımların kurumlar tarafından desteklenmesi ve etik karar verme süreçlerinde destek alabilecekleri komisyonların kurumlarda oluşturulması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yoğun bakım; Hemşire; Profesyonel otonomi; Ahlaki sıkıntı
Evde bakım alan yatağa bağımlı hastaya bakım verenlerin öz yeterlilik düzeyi ile bakım yükü ilişkisi
Yatağa bağımlı hastaya bakım verenlerin öz yeterlilik düzeyi ile bakım yükü arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipteki bu çalışma Aralık 2023 – Şubat 2024 tarihleri arasında Adıyaman Gölbaşı Devlet Hastanesi Evde Bakım Birimi'ne başvuran 163 hasta ve bakım vereni ile yapılmıştır. Veri toplamada Tanıtıcı Bilgi Formu, Revize Edilmiş Bakıma Yönelik Öz Yeterlilik Ölçeği ve Bakım Verme Yükü Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular, SPSS 22.0 programında anlamlılık değeri p<0.05 esas alınarak tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma ve yüzdelik değerler), parametrik testler (Bağımsız Gruplarda t Testi, Mann Whitney U Testi, Kolmogorov-Smirnow Testi, Shapiro Wilk Testi ve Kruskall Wallis Varyans Analizi), Pearson's Korelasyon ve Regresyon Analizi yapılarak elde edilmiştir. Çalışmaya katılan bakım verenlerin yaşları 30-63 arasında olup yaş ortalaması 49.80±5.96'dı. Bakım verenlerin tamamı (n = 163) kadın'dı. Çalışmaya katılan bakım verenlerin bakım verme yükü ölçeğinden elde ettiği ortalama puan 47.44±5.16 olup bu da bakım verme yükünün orta düzeyde olduğunu göstermektedir. Bakım verenlerin kendine zaman öz yeterliliği, rahatsız edici hasta davranışlarına karşı yanıt öz yeterliliği, bakım hakkındaki üzücü düşüncelerin kontrolü öz yeterliliği ve toplam bakıma yönelik öz yeterlilik düzeylerinin yüksek olduğu görülmüştür. Bakım yükü ile kendine zaman öz yeterliliği arasında pozitif yönde ve çok düşük şiddette (r= .158; p<0.05), rahatsız edici hasta davranışlarına karşı yanıt öz yeterliliği arasında pozitif yönde ve düşük şiddette (r = .276, p<0.001), bakım hakkındaki üzücü düşüncelerin kontrol öz yeterliliği arasında negatif yönde ve düşük şiddette (r = -.206; p<0.05) ilişki saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yatağa bağımlı hasta; Bakım veren; Öz yeterlilik; Bakım yükü
Yoğun bakımda çalışan hemşirelerin psikososyal bakım yetkinliği ile merhamet yorgunluğu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, yoğun bakım hemşirelerinin psikososyal bakım yetkinliği ile merhamet yorgunluğu düzeylerini belirlemeyi, aralarındaki ilişkiyi incelemeyi ve etkileyen değişkenleri saptamak amacıyla gerçekleşti. Şubat-Mart 2024 tarihleri arasında Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan ve katılan 188 hemşire ile yürütülen bu tanımlayıcı ve ilişki arayıcı araştırmada Katılımcı Bilgi Formu, Merhamet Yorgunluğu Kısa Ölçeği (MYKÖ) ve Psikososyal Bakım Yeterliliği Öz Değerlendirme Ölçeği (PBYÖDÖ) kullanılarak veriler toplandı. Analiz sürecinde ise tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız Örneklem Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (Oneway ANOVA), Pearson Korelasyon Analizi ve LSD post hoc testi uygulandı. Katılımcıların %55,9'unun 26-30 yaş aralığında, %52,7'sinin erkek ve %71,8'inin bekar olduğu belirlendi. PBYÖDÖ toplam puan ortalaması 64,14±13,47, MYKÖ toplam puan ortalaması 68,73±23,70 olarak bulundu. PBYÖDÖ ile MYKÖ arasındaki ilişki incelendiğinde; aralarında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. (r:0,041; p<0,578). Medeni durum değişkenine göre PBYÖDÖ'nün bilgiyi kullanma alt boyutu arasında anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05). Cinsiyet ve çalışılan birim değişkenine göre MYKÖ ve alt boyutları arasında anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05). Yaş değişkenine göre MYKÖ' nün "İkincil Travma" alt boyutu arasında anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05). Ekonomik durum değişkenine göre MYKÖ ve ''Mesleki Tükenmişlik'' alt boyutu arasında anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05). Bu çalışma kapsamında, psikososyal bakım yetkinliği ile merhamet yorgunluğu arasında doğrudan bir ilişki saptanmamıştır. Ancak, bu iki kavram arasındaki ilişkiyi daha detaylı bir şekilde inceleyen ek araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hemşire; Merhamet yorgunluğu; Psikososyal bakım; Yoğun bakım.
Hemşirelerin iş motivasyonu, iş stresi ve yapay zeka kaygı düzeyleri arasındaki ilişki
Amaç: Bu çalışma hemşirelerin iş motivasyonu, iş stresi ve yapay zekâ kaygı düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Materyal ve Metod: Kesitsel ve ilişki arayıcı tipteki bu çalışma Nisan-Haziran 2023 tarihleri arasında Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan 300 hemşireyle gerçekleştirilmiştir. Veriler; Kişisel ve Mesleki Bilgi Formu, Hemşire İş Motivasyonu Ölçeği, İş Stresi Ölçeği ve Yapay Zekâ Kaygı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin ana-lizinde, SPSS 22.0 programında anlamlılık değeri p<0,05 esas alınarak parametrik testler (Bağımsız gruplarda t Testi, Mann Whitney U Testi, Kolmogorov-Smirnov Testi, Kruskall Wallis Varyans Analizi), Pearson's Korelasyon ve Doğrusal Regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Hemşirelerin %63'ü kadın olup %51'i 28 yaş altında ve %50,67'sinin 1-60 ay arasında mesleki deneyimi vardır. Hemşire İş Motivasyon Ölçeği puan ortalaması 65,9±5,5; İş Stres Ölçeği puan ortalaması 58,0±6,9; Yapay Zekâ Kaygı Ölçeği puan ortalaması 77,0±19,2'dir. Hemşirelerin Yapay Zekâ Kaygı Ölçeği puan ortalamasıyla İş Motivasyonu Ölçeği puan ortalaması arasında negatif yönlü, düşük düzeyde ve istatistiksel açıdan anlamlı (r=-0,162; p<0,05) bir ilişki olup, İş Stres Ölçeği puan ortalaması arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). İş Motivasyonu Ölçeği puan ortalamasıyla İş Stres Ölçeği puan ortalamaları arasında ise pozitif yönlü, düşük ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki (r=0,393; p<0,05) bulunmaktadır. Sonuç: Araştırmaya katılan hemşirelerin iş motivasyon düzeyi yüksek; iş stres düzeyi F (sağlığı tehdit eden ve verimliliği azaltan) seviyede ve yapay zekâ kaygı ve alt boyutlarının düzeyleri orta seviyededir. Sağlık kurumlarına, hemşireleri güncel teknolojik gelişim süreçler-ine dahil ederek onlara yeni beceriler kazanmalarına destek olmaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşire; İş Motivasyonu; İş Stresi; Yapay Zeka Kaygısı
Hemşirelerin öz şefkat düzeyleri ile spiritüel bakım algıları arasındaki ilişki
Bu araştırma hemşirelerin öz şefkat düzeyleri ile spiritüel bakım algıları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Ekim 2023-Haziran 2024 tarihleri arasında Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan 283 hemşire ile yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Öz Şefkat Ölçeği Kısa Formu (ÖŞÖ-KF) ve Maneviyat ve Manevi Bakım Dereceleme Ölçeği (MMBDÖ) kullanılmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistiksel analizler, t testi, tek yönlü ANOVA ve Pearson korelasyon katsayısı bakılarak değerlendirilmiştir. Katılımcı hemşirelerin yaş ortalaması 33.6±7.5, %75.6'sı kadın, %84.8'i lisans mezunu ve %46.6'sı gündüz ve gece karma şift şeklinde çalışmaktadır. Hemşirelerin ÖŞÖ-KF puan ortalamaları 36.1±6.2 ve MMBDÖ puan ortalamaları 2.4±0.5 olarak bulunmuştur. Çalışma memnuniyeti yüksek olan ve spiritüel bakım bilgisine sahip olan hemşirelerin öz şefkat düzeyi daha yüksek olarak belirlenmiştir (p<0.05). Spiritüel bakım konusunda kendisini yeterli bulan hemşirelerin öz şefkat düzeyi en yüksek, yeterli bulmayanların öz şefkat düzeyi ise en düşük bulunmuştur (p<0.05). Erkek hemşirelerin maneviyat ve manevi bakım algısı düzeyinin kadın hemşirelerden yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). ÖŞÖ-KF ile MMBDÖ arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (r: -0.071; p: 0.236). Araştırma bulguları, hemşirelerin öz şefkat seviyelerinin orta düzeyde, maneviyat ve manevi bakım algılarının ise orta düzeyin altında olduğunu ve bu iki değişken arasında anlamlı bir ilişki olmadığını göstermektedir. Bu sonuçlar, hemşirelerin öz şefkat düzeylerinin artırılması ve manevi bakım algılarının güçlendirilmesine yönelik eğitim ve müdahalelerle desteklenmesinin gerekliliğini ve önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik; Manevi bakım; Öz şefkat; Spiritüel bakım; Şefkat
Hemşirelik öğrencilerinin hemşirelik mesleğine ve hemşirelikte uzmanlaşmaya yönelik tutumları
Bu çalışmada; hemşirelik bölümü öğrencilerinin mesleki tutumları ile uzmanlaşmaya yönelik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı-ilişki arayıcı desende planlanan çalışma; 06.12.2024 ile 16.01.2025 tarihleri arasında Adıyaman Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünde öğrenim gören 266 hemşirelik öğrencisiyle yapılmıştır. Veriler yüz yüze görüşülerek "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Hemşirelik Mesleğine Yönelik Tutum Ölçeği" (HMYTÖ) ve "Hemşirelikte Uzmanlaşmaya Yönelik Tutum Ölçeği" (HUYTÖ) kullanılarak toplanmış ve analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin %68,4'ü kadın ve yaş ortalamaları 20.70±3.051'dir. Çalışmaya katılan hemşirelik öğrencilerinin çalışmamızda HUYTÖ toplam puan ortalaması 73,16 ± 12,04 ve HMYTÖ puan ortalaması 151,23±17,51 olarak hesaplanmıştır. Ayrıca Hemşirelikte Uzmanlaşmaya Yönelik Tutum Ölçeği toplam puanı ile Hemşirelik Mesleğine Yönelik Tutum Ölçeği toplam ve alt boyutları arasında pozitif orta düzeyde ilişki olduğu belirlenmiştir (r: 0.436; r: 0.310; r: 0.41; r: 0.447; p<0.01). Hemşirelik mesleğine yönelik tutum ölçeği, uzmanlaşmaya yönelik tutum ölçeği puanlarını %19,7 oranında açıklamaktadır (R² = 0.197). Bu bulgulardan yola çıkarak hemşirelik eğitimi veren kurumların, öğrencilerin mesleki tutumlarını ve uzmanlaşma eğilimlerini geliştirecek bütüncül politikalar benimsemesi büyük önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Hemşirelik; Öğrenci; Uzmanlaşma; Mesleki Tutum
Hemşirelerin kültürel yeterlilikleri ile hasta merkezli bakım yetkinliği arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma, hemşirelerin kültürel yeterlilikleri ile hasta merkezli bakım yetkinliği arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırmanın örneklemi, Bingöl il merkezindeki Bingöl Devlet Hastanesi'nde görev yapan 228 hemşireden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, Nisan-Haziran 2024 tarihleri arasında Katılımcı Bilgilendirme ve Onam Formu, Hemşire Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Hemşire Kültürel Yeterlilik Ölçeği (HKYÖ) ve Hasta Merkezli Bakım Yetkinliği Ölçeği (HMBYÖ) kullanılarak toplanmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin Hemşire Kültürel Yeterlilik Ölçeği (HKYÖ) puan ortalaması 69,32±15,80 ve Hasta Merkezli Bakım Yetkinliği Ölçeği (HMBYÖ) puan ortalaması 63,54±12,61 olarak belirlenmiştir. Çalışmada, mesleki deneyim süresi, görev yapılan birim, mesleğini severek yapma, çalışma süresi, farklı kültürlerden bireylere bakım verme ve hasta merkezli bakım eğitimi alma durumlarının HKYÖ ve HMBYÖ puan ortalamaları üzerinde anlamlı etkilere sahip olduğu bulunmuştur (p<0,05). Özellikle mesleğini severek yapan ve hasta merkezli bakım eğitimi alan hemşirelerin her iki ölçekten de daha yüksek puanlar aldığı tespit edilmiştir. Son olarak, HKYÖ ve HMBYÖ arasında pozitif yönlü, zayıf ve anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p=0,014,r=0,146). Sonuç: Bu araştırma, hemşirelerin kültürel yeterlilikleri ile hasta merkezli bakım yetkinlikleri arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bulgular, bu yetkinliklerin gelişiminde mesleki deneyim, eğitim ve motivasyonun önemini vurgulamaktadır. Hemşirelik eğitimine ve hizmet içi programlara kültürel yeterlilik ve hasta merkezli bakım konularının daha etkin entegre edilmesi önerilmektedir
Hemşirelerde algılanan örgüt ve yönetici desteği ile kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutum arasındaki ilişki
Bu araştırma, hemşirelerin algıladıkları örgütsel ve yönetici destek düzeyleri ile kanıta dayalı hemşireliğe yönelik tutumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Tanımlayıcı desende gerçekleştirilen bu çalışma, Ekim 2023–Haziran 2024 tarihleri arasında Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde görev yapan 295 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği (KDHYTÖ), Algılanan Örgütsel Destek Ölçeği (AÖDÖ) ve Yönetici Desteği Ölçeği (YDÖ) ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel analizler, t-testi, tek yönlü ANOVA, Mann Whitney U testi, Kruskal-Wallis H testi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Katılımcıların %50.2'si mesleğe yönelik güncel bilgiye sahip olduğunu belirtmiş; ancak yalnızca %33.2'si kanıta dayalı bakım sunduğunu ifade etmiştir. Hemşirelerin KDHYTÖ puan ortalaması orta düzeyde, AÖDÖ ve YDÖ puan ortalamaları ise orta düzeyin altında bulunmuştur. Regresyon analizleri sonucunda, algılanan örgütsel desteğin kanıta dayalı hemşirelik tutumu üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin bulunmadığı saptanmıştır (p>0.05). Yönetici desteğinin kanıta dayalı hemşirelik tutumu üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olduğu saptanmıştır. Bu bulgular, kanıta dayalı hemşireliğe yönelik olumlu tutumların gelişiminde bireysel düzeydeki mesleki motivasyon, bilgiye erişim ve öz yeterlik algısının, örgütsel ya da yönetici destek algısından daha belirleyici olabileceğini göstermektedir. Bu doğrultuda, kanıta dayalı uygulamaların benimsenmesini artırmak için, hemşirelerin bireysel farkındalıklarını, bilgi okuryazarlıklarını ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirmeye yönelik yapılandırılmış eğitim programları ve sürekli mesleki gelişim faaliyetlerine öncelik verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşire tutumu; Hemşirelik hizmetleri; Kanıta dayalı hemşirelik; Örgütsel destek; Yönetici desteği