
87
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Vergi Usul Kanunundaki değerleme ölçüleri ile uluslararası finansal raporlama standartlarına göre değerleme ölçülerinin karşılaştırılması ve örnek uygulamalar
Çalışmanın amacı, Vergi Usul Kanunu ve Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına göre finansal tablolarda yer alan hesapların değerleme ölçülerinin incelenmesidir. Finansal tablolar bir işletmenin finansal karnesi olup, işletme içi ile işletme dışındaki çıkar gruplarının karar vermesi bakımından önemlidir. Bu sebeple finansal tablolarda sunulan bilgilerin doğru, anlaşılır, karşılaştırılabilir ve gerçeğe en uygun bilgiyi sağlaması karar vericiler açısından önem taşımaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde değerleme kavramı detaylı şekilde İncelenmiş, İkinci bölümde Vergi Usul Kanununda değerleme kavramı ve değerleme ölçüleri ile Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarına göre değerleme kavramı ve değerleme ölçüleri, üçüncü bölümde Vergi Usul Kanunu`ndaki değerleme ölçüleri ile Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarına göre değerleme ölçüleri karşılaştırılmış, dördüncü bölümde önemli kavramlar ile ilgili örnek uygulamalar yapılmış olup, eleştiriler ve önerilerin yer aldığı sonuç bölümü ile çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Sözcükler 1.Değerleme Ölçüleri, Değerleme 2.Uluslararası Finansal Raporlama Standartları 3.Türkiye Muhasebe Standartları 4.Vergi Usul Kanunu 5.Gerçeğe Uygun Değer
Belediyelerde iç kontrol sisteminin 5018 sayılı Kanuna göre değerlendirilmesi
Günümüzde iç kontrol ve uygulaması ile ilgili küresel düzeyde standartlar oluşturulmuş olup; Türk kamu yönetiminde 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile yürürlüğe girerek uygulanmaya başlanmıştır. Söz konusu bu kanun Türkiye'deki kamu kurumlarının kamu kaynaklarını ekonomik, verimlilik ve etkililik kriterlerine uymasını sağlamak adına düzenlemeler yapılmıştır. Bu tez çalışmamda kamu kurumlarının bir kolu olan Belediyelerde iç kontrol sistemi ile ilgili mevzuatlar neticesinde bilgilendirme yapmayı ve bu iç kontrol sisteminin kurumun hem iç hem dış sistemlerinde neler meydana geldiği araştırması yapılmış ve konuyla ilgili ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Tüm bu çalışmalar yapılırken Belediyelerde iç kontrol sisteminin uygulaması açısından hangi noktada olduğu anlaşılması adına Türkiye'de iç kontrol sisteminin merkezi uyumlaştırma görevi olarak Maliye Bakanlığı verileri incelenmiş ve gerekli rehberler dikkate alınarak çalışmalar yapılmıştır. Ayrıca bazı belediyelerin iç kontrol uyum ve eylem planları gözden geçirilmiş ve sayıştayın iç kontrol üzerindeki rolü incelenmiştir. Yine İç Kontrol Uyum Eylem Planı rehberleri doğrultusunda iç kontrol aşamaları hakkında bilgiler verilmiş ve bunun merkezi uyumlaştırma noktasında yaşanan sorunlardan bahsedilmiştir. Türk kamu yönetiminde iç kontrolün doğru tanımlanması, sağlıklı kurulması ve etkin uygulanması süreçlerinin birbirilerini tamamlamaları gerektiği hakkında bilgiler verilmiştir. Tüm bu veriler ışığında iç kontrol ile ilgili Türkiye'de ileriye dönük neler yapılabileceği, Avrupa Birliği normları da dikkate alınarak irdelenmiştir ve çözüm önerileri getirilmiştir Anahtar Kelimeler : İç Kontrol, İç Denetim, Ön Mali Kontrol, İç Kontrol Eylem Planı.
Vergi denetiminde yapısal dönüşüm: Vergi Denetim Kurulu
Kamu harcamalarını finanse etmek, ekonomik hayatı düzenlemek amacıyla zorunlu, nihai ve karşılıksız olarak gerçek ve tüzel kişilerden vergi toplanmaktadır. Anayasaya göre vatandaşlık görevi olan vergi sağlık, adalet, güvenlik, ulaşım, eğitim gibi kamusal hizmetlerin bedelidir. Türk vergi sisteminde mükellefler verginin konusuna giren işlem ve gelirlerini; vergi kanunları ile belirlenmiş olan kurallar çerçevesinde beyan etmekte ve hesaplanan vergilerini ödemektedirler. Vergi mükellefleri, ödemekle yükümlü oldukları vergileri çeşitli sebep ve yöntemlerle eksik beyan edebilmekte veya tamamen kayıtdışı bırakabilmektedirler. Mükelleflerce başvurulan vergi gizleme ve kaçırma yöntemlerine karşı devletin oluşturduğu temel müessese vergi denetim müessesesidir. Devlet mükelleflerin ödemek üzere beyan etmiş oldukları vergilerin doğruluğunu ve kayıt ve beyan dışı bırakılmış olayları tespit etmek ve kanunlarla hüküm altına almış olduğu cezai müeyyideleri uygulamak için vergi denetim birimlerini ihdas etmiştir. Osmanlı Devleti'nin son döneminde ilk denetim birimi olarak Maliye Teftiş Kurulu kurulmuş, Cumhuriyet'in kuruluşu sonrası modern vergi kanunlarının kabulünün yanısıra 1936 yılında Gelirler Kontrolörleri ve Vergi Denetmenlerinin temelleri oluşturulmuş ve 1945 yılında Hesap Uzmanları Kurulu kurulmuştur. Türkiye'de uzun yıllar boyunca sözkonusu dört denetim birimi vergi inceleme ve denetim çalışmalarına imza atmış ve maliye ve ekonomi bürokrasisine çok değerli insan kaynağı oluşturmuştur. Diğer taraftan bu çok başlı yapı, vergi denetiminde koordinasyonun ve etkinliğin sağlanmasını güçleştirmiştir. 10/07/2011 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 646 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı kurularak sözkonusu dört denetim birimi tek çatı altına toplanmış ve Maliye Müfettişi, Hesap Uzmanı, Gelirler Kontrolörü, Vergi Denetmeni unvanları kaldırılarak Vergi Müfettişi unvanında birleştirilmiştir. Bu çalışmada 646 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile birlikte vergi denetim birimlerinde meydana gelen yapısal dönüşüm öncesinde ve sonrasında Türkiye'deki vergi denetim birimlerinin neler olduğuna, yapılarına, görevlerine, yaptıkları çalışmaların istatistiki sonuçlarına, değişiklik sonrası yapılan düzenlemelere, getirilen standartlara, risk odaklı denetim çalışmalarına yer verilmiş ve bahse konu dönüşüm öncesinin ve sonrasını genel olarak değerlendirilmesi amaçlanmış ve vergi incelemelerinde karşılaşılan hata ve hilelerin neler olduğuna yer verilmiştir.
Vergi Usul Kanunu ile Türkiye muhasebe standartları açısından değerleme esaslarının karşılaştırılması ve uygulama örneği
Bilindiği üzere 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 64 ve 88'inci madde hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişiler gerek ticari defterlerini tutarken, gerek münferit ve konsolide finansal tablolarını düzenlerken Türkiye Muhasebe Standartlarına Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına ve kavramsal çerçevede yer alan muhasebe ilkelerine ve bunların ayrılmaz parçası olan yorumlara aynen uymak ve bunları uygulamak zorundadırlar. Bu kapsamda her tacir, ticari defterleri tutmak ve defterlerinde, ticari işlemleriyle mal varlığı durumunu, Türkiye Muhasebe Standartlarına ve Türk Ticaret Kanununun 88'inci madde hükümlerine göre açıkça görülebilir bir şekilde ortaya koymak zorundadır. Defterler, üçüncü kişi uzmanlara, makul bir süre içinde yapacakları incelemede işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verebilecek şekilde tutulur. İşletme faaliyetlerinin oluşumu ve gelişimi defterlerden izlenebilmelidir. Bu çalışmada Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) ve Vergi Usul Kanunu değerleme yaklaşımı ile ele alınmıştır. VUK değerleme hükümleri bilanço kalemlerinin bütününü aktif ve pasifiyle değerlemeye tabi tutan ve sistematiğe dayanan bir yaklaşımdır. Bu çerçevede VUK ve TMS değerleme genel esasları ve değerleme ölçüleri ele alınmış ve açıklanmıştır. Çalışmanın izleyen bölümlerinde Maddi duran varlıklar, maddi olmayan duran varlıklar, stoklar, menkul kıymetler, iştirakler, alacaklar ve borçlar, kasa ve finansal kiralamaların değerlemesi ve muhasebe işlemleri örnek uygulamalar ve muhasebe kayıtları ile anlatılmıştır.
Mali kârdan ticari kâra geçiş uygulamasında kayıt ve raporlama düzeni
Küreselleşeme ile işletmeler tarafından hazırlanmış olan finansal tabloların tüm finansal tablo kullanıcıları için ortak bir anlam ifade etmesinin önemi her geçen gün biraz daha artmaktadır. Dolayısıyla finansal raporlaman birliğini sağlamak amacıyla "Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu" tarafından yayınlanmış olan finansal raporlama standartları, birçok ülke tarafından benimsenmiş ve uygulanmaktadır. Ülkemiz açısından baktığımızda gerek Avrupa Birliği Kriterlerine uyum için olsun, gerekse de uluslararası anlamda finansal raporlama birliğini sağlamak amacıyla olsun bu standartlar "Türkiye Muhasebe Standartları" adı altında Türkçe' ye çevrilerek yürürlüğe konmuştur. Şuan ülkemizde beli büyüklükteki şirketlerin kullanmakta olduğu bu standartlar, önümüzdeki yıllar da bütün işletmeler tarafından kullanılacağını ön görmekteyiz. Ülkemizde TMS/TFRS standartları ile benimsenmiş olan finansal raporlama sistemi arasında önemli farklılıklar mevcuttur. Ülkemiz vergi mevzuatına göre hazırlanmış olan finansal tablolar, TMS/TFRS kapsamında yeniden hazırlandığı zaman her iki uygulama açısından çok farklı sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Vergi yasalarına göre hazırlanmış finansal tablolar vergi etkisini ön plana çıkarırken TMS/TFRS hükümlerince hazırlanan finansal tablolar işletmenin gerçek finansal durumunu ve finansal yapısını sunmayı ön planda tutmuştur. Bu çalışmanın amacı, ticari kâr ile mali kâr farkının nasıl oluştuğunu açıklamaktır. VUK ve TMS/TFRS uygulamaları açısından incelenen finansal tablo kalemleri her iki uygulama için ayrı başlıklar altında ele alınarak gerekli olan açıklamalar yapılmıştır. Son bölümde uygulama çalışması yapılarak VUK ve TMS/TFRS farklılıklarını gösteren bilanço ve gelir tablosu hazırlanarak konunun pekiştirilmesi amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Türkiye Muhasebe Standartları, Değerleme, Değerleme Yöntemleri, Ertelenmiş Vergi, Ticari Kâr ve Mali Kâr, Vergi Usul Kanunu, Raporlama
İç kontrol sisteminin değerlendirilmesi ve iyileştirilmesine yönelik öneriler
Gün geçtikçe işlemlerin karmaşıklaşması ve bilgi teknolojilerinin gelişmesi işletmelerde hata ve hilelerin yaşanmaması için önlem almayı zorunlu kılmıştır. Küreselleşen ve sürekli gelişen sistemler için bir kontrol mekanizmasına önceki yıllara göre daha fazla ihtiyaç duyulur olmuştur. İşletmeler kendi içlerinde tutarlı bilgiler elde edebilmek, işletmenin performansını etkileyecek tehditleri önceden saptayabilmek, değişen çevre koşullarına uyum sağlayabilmek ve tüm bunların neticesinde mali tablolarında güvenilir bilgiler sunabilmek için iç kontrol sistemi oluşturmaktadırlar. İç kontrol sistemi içerisinde işletmenin personelinden yöneticisine her biri makul güvence sağlamak için bu sistemin birer parçasını oluşturur. Bu çalışmada işletmelerin iç kontrol sisteminin tarihsel gelişimi, yapısı, etkinliği ve firmaların iç kontrol sistemine olan gereksinimleri açıklandıktan sonra baz alınan bir firmanın iç kontrol sistemi incelenip, bu sistemin sağladığı faydaların yanında eksik kaldığı alanlarda da ortaya çıkan olumsuz yönleri açıklanmaya çalışılmıştır.
Teknokentlerde vergi uygulamaları
Globalleşen dünyada bilgiye erişim kolaylaşmış ve bu bağlamda bilginin üretime dönüşmesi meselesi uygarlıkların bir yarış sahasına dönüşmüştür. Dünyada birçok ülke bu yarışta söz sahibi olabilmek için teknolojiye yatırım yapmakta ve girişimcilere birçok teşvikler sağlamaktadır. Bu teşvikler çerçevesinde birçok ülke, teknoloji geliştirme bölgeleri kurulmasını teşvik etmiş ve bu bölgeleri mümkün olduğu kadar cazip birer yenilik merkezine dönüştürmeyi bir devlet politikası haline getirmiştir. Ülkemizde teknoloji geliştirme merkezleri karşımıza teknoparklar ya da teknokentler olarak çıkmaktadır. Bu çalışmada önemi gittikçe artan Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin Türkiye'de kuruluş aşamalarını ve ülke ekonomisi açısından sosyoekonomik etkileri ile uygulanan vergi istisnaları ve muafiyetleri ile yatırımcıların teşvik edilmesine olan katkıları incelenmiştir.
Sigorta acentelerinde iç kontrol sistemi ve sürdürülebilir etkinliğinin sağlanması
ÖZET Ülkemiz ve dünyadaki ekonomik dalgalanmalar ve değişiklikler sebebiyle şirketlerin güçlü kontrol mekanizmaları kurma isteği, hızlı büyüyen şirketlerin büyümlerini istikrarlı ve sürdürülebilir hale getirme gayreti ve kurumsallaşma çabaları iç kontrol sisteminin kurulmasını bir ihtiyaç haline getirmiştir. Çalışmada sigorta acentelerinde iç kontrol sistemi ve sürdürülebilir etkinliğinin sağlanmasını uygulamalı olarak detaylıca açıklamaya çalıştık. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sigortanın temel kavramları, sigortacılığın tarihsel gelişimi ve Türkiye'de sigortacılık sistemindeki kurum ve kuruluşlar açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde iç kontrolün tanımı, kapsamı, amacı, iç kontrolde yetki ve sorumluluk, iç kontrolün yapısı, işleyişi, temel ilkeleri, iç kontrol bileşenleri ve iç denetim açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde uygulamaya yer verilmiştir. İnceleme yapılan sigorta acentesinde iç kontrol sisteminin durumu, kurulması için yapılması gerekenler hakkında tavsiyelere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sigorta, İç Kontrol Sistemi, Acente, İnsan Kaynakları, Kurumsallaşma, İç Denetim
Hizmet sektöründe faaliyet tabanlı maliyetleme ve İstanbul Hospital Hastanesi uygulaması
Bu çalışma birçok ülke tarafından yaygın şekilde kullanılmaya başlanan faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemi ve hizmet işletmelerindeki uygulaması açıklanmaya çalışılmıştır. Faaliyet Tabanlı Bütçeleme (FTB) kavramı, maliyet ve yönetim muhasebesi yazınında kabul gören bir uygulamadır. Bütçeleme kavram ve yöntemlerini kapsadığı gibi işletmelerin maliyetleme ve yönetimsel olaylarını da içermektedir. Faaliyet Tabanlı Maliyetleme ile Yönetime uygun bir bütçe hazırlamayı amaçlamaktadır. İşletmelere bütçeleri çerçevesinde stratejilerini takip etme fırsatını vermektedir. Bu çalışmanın amacı Faaliyet Tabanlı Bütçeleme uygulamalarına ilişkin faydaları ortaya koymaktır. Bu bağlamda çalışmanın hedefleri aşağıdaki gibidir: a) Geleneksel bütçeler ve uygulamaları hakkında tam bilgi verebilmek b) Faaliyet tabanlı yaklaşımları ayrıntılı şekilde açıklamak. c) Faaliyet Tabanlı Bütçeleme (FTB) hakkında derinlemesine bilgi vermek. e) Bir hastanede FTB'yi uygulamak. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemin daha iyi anlaşılabilmesi için maliyet kavramı ve maliyetleme sistemleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemi genel olarak açıklanmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise faaliyet tabanlı maliyetleme yönteminin bir hastanede uygulanmasına yer verilmiştir.
Şirketlerde iflas erteleme süreci ve ekonomiye etkileri
Gelişen ve küreselleşen ticari ilişkiler, şirketlerin daha çok risk altında kalmalarına sebep olmuştur. Belli zamanlarda, çeşitli sebeplerle çıkmakla beraber genellikle finansal başarısızlıkla ortaya çıkan şirketlerdeki krizler iyi yönetilemediği zaman iflas ile sonuçlanmaktadır. Bu durum işletmeleri ve ekonomileri olumsuz yönde etkiler. İflasın ertelenmesi, sermaye şirketleri ve kooperatiflere tanınmış bir hak olup, belirli şartların yerine getirilmesi şartıyla iflas kararının yetkili mahkeme tarafından ertelenmesidir. Çalışmamızda şirketlerde finansal başarısızlık sonucu ortaya çıkan sonuçlardan bir tanesi olan iflasın ertelemesinin ekonomi ve ekonomik birimler üzerindeki finansal ve hukuki etkileri inceleme konusu yapılmıştır. Ayrıca çalışmanın diğer bölümlerinde iflasın ertelemesine sebep olan şirketlerin kriz ortamını oluşturan sebepler, önlemleri ve diğer sonuçlarına da değinilmiştir. İflas erteleme kurumunu doğru uygulandığı ve iyi niyetle hareket edildiğinde, ekonomiye ve ekonomideki karar birimleri için ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçlardan kaçınmaya imkân vermektedir. Anahtar Kelimeler: İflasın Ertelemesi, İflas, Borca Batıklık, İyileştirme Projesi, Finansal Başarısızlık
Endüstri 4.0 kavramı ve endüstri 4.0 dönüşümünün üretim maliyetlerine etkisi üzerine bir vaka çalışması: Bebek bezi üretimi
Endüstri 4.0 kavramı ilk olarak 2011 yılında ortaya atılmış ve o günden itibaren iş hayatında ve akademik dünyada gittikçe daha fazla ilgi çekmektedir. Bu çalışmada öncelikle birinci sanayi devriminden bu yana kullanılan terminoloji açıklandıktan sonra dördüncü sanayi devrimi kavramlarına geçilmiştir. İlk buharlı makinenin icadından başlanarak fabrikasyon ürünlerin sosyal hayata olan etkisi incelenmiştir. Bu süreç günümüz endüstri 4.0 kavramın başlangıcı olan endüstri 1.0'ı anlatmaktadır. Devamında sanayi elektriğinin ve sistematik fabrikaların başlangıcı olan dönemi anlatmaktadır. Bu dönem terminolojide endüstri 2.0 olarak tanımlanmaktadır. 1970'den sonra bilgisayar ve PLC endüstrisinin etkin olması ile beraber, otomasyonun ve akıllı makinelerin devri başlamıştır. Günümüzde, hala çoğu fabrikada kullanılan bu sistemlerin yaygın olduğu evreye endüstri 3.0 denilmektedir. Çalışmamızın ana kısmında endüstri 4.0 kavramı detaylı bir şekilde incelenmiştir. Temel parametreler olan; Robotik sistemler, Simülasyon, yatay ve dikey yazılım entegrasyonu, nesnelerin interneti, siber güvenlik, bulut teknolojisi, 3D imalat ve yazıcılar, arttırılmış gerçeklik ve büyük veri bu bölümde incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, Endüstri 4.0'ın ekonomiye beklenen etkisi incelemiştir. Endüstri 4.0 dönüşümünün verimlilik ve dönüştürme maliyetlerine olan etkisi farklı sektörlerde karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Son bölümde, Endüstri 4.0 dönüşümüne örnek olarak Pine bebek bezi fabrikası incelenmiştir. Bebek bezi fabrikasında 2014 yılının ikinci yarısından itibaren bir bebek bezi üretim hattı yeni sisteme göre revize edilmiştir. Çalışmamızda oluşturulan sistematik ile her iki sisteminde endüstri 4.0 uyumluluk düzeyi tespit edilmiştir. Daha sonra gerçek üretim verileri ve finansal raporlardan yola çıkılarak endüstri 4.0 dönüşümünün maliyet verimlilik üzerinde etkisi incelenmiştir.
Bankacılık sisteminde ticari kredi taleplerinin değerlendirilerek limit tahsisi ve bir uygulama
Kredi, bankaların kârlılığını, başarısını, rekabet gücünü etkileyen en önemli faktörlerden birisidir. Bu sebeple kredilendirme bankaların temel amaçlarından biriyken aynı zamanda riskli bir işlemdir. Kullandırılan her kredi bankalar için minimum düzeyde de olsa risk oluşturur ve bankalar bu riski tamamen ortadan kaldırılamazlar. Bu bağlamda bankalar kredi kullandırırken aldıkları riski minimize etmek amacıyla mevcut ve yeni müşterilerine kredi analizi yaparlar. Kredi analizi, bankalar tarafından pazarlama sonucunda ulaşılan müşteriler ile kredi talebinde bulunan firmaların, kullanacakları kredilerin geri ödemelerinde herhangi bir olumsuzlukla karşılaşılmaması amacıyla yapılan ölçüm çalışmasıdır. Kredi analizi çalışmaları ile kredi kullanacaklar hakkında bankalar finansal ve finansal olmayan analiz yaparlar. Finansal olmayan analizde firmanın ve ortaklarının geçmiş iş performansları, varlıkları, diğer bankalardaki limitleri ve çalışma koşulları, piyasa hakimiyetleri, sektördeki yeri ve tanınmışlığı hakkında bilgi toplarlar. Finansal analiz kısmında ise firmadan elde edilen mali verileri inceleyerek gerekli düzeltme işlemlerine tabi tutarlar ve analiz işlemini tamamlarlar. Yapılan analiz sonucu olumlu ise firmaya tahsis edilecek limitin hangi vade ve teminat koşullarına göre verileceği ile firmadan beklenen verim, seyyaliyet ve kredinin geri dönüşü hakkında cevap aranır.
Bireysel finansal planlama danışmanlığının finansal tüketiciler açısından ele alınması ve uygulama çalışması
Türkiye'de bireysel finans alanında son yıllarda önemli adımlar atmaktadır. Birey ve aileler için finansal okuryazarlık ve bireysel finansal planlamanın önemini ortaya koyan önemli adımlardan biri, 5 Haziran 2014 tarihli bir Başbakanlık Genelgesi ile ortaya konulan Finansal Erişim, Finansal Eğitim, Finansal Tüketicinin Korunması Stratejisi ve Eylem Planlarıdır. Bu çalışmanın da bireysel finans alanına katkı sağlama hedefine yönelik olarak iki amacı bulunmaktadır. Bu amaçlardan birincisi, tam kapsamlı bireysel finansal planlama danışmanlığının FÜTZ analiz yöntemi ile değerlendirilmesi sonucunda içsel ve dışsal faktörlerden meydana gelen olumsuzlukların çözümü konusunda önerilerde bulunmaktır. Bu amaca yönelik olarak nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi ve görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ortaya konan öneriler arasında yer alan en önemli bulgu, bireysel finans alanı ve bireysel finansal planlamacılar için ayrıntılı bir mevzuatın ve yasal düzenlemelerin gerekliliği olmuştur. Araştırmanın ikinci amacı, Türkiye'de tüketici profillerinin finansal ihtiyaçlarının, danışmanlık tercihlerinin ve bireysel finansal planlama danışmanlığına olan algı düzeylerinin belirlenmesidir. Bu amaca yönelik olarak araştırmacı tarafından geliştirilen anket çalışması yapılmıştır. Google Forms platformu kullanılarak Online olarak gerçekleştirilen anket çalışması 1.000 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Demografik özellikler, finansal bilgi formu ve bireysel finansal planlama danışmanlığı ölçeği olmak üzere 50 sorudan ve üç bölümden oluşmuştur. Anket çalışmasından elde edilen bulgular, tüketicilerin bireysel finansal planlama danışmanları ile çalışma ihtiyacını ortaya koymuştur. Tüketicilerin bireysel finansal danışmanlık tercihlerinin modüler danışmanlık yaklaşımından ziyade kapsamlı bir yaklaşım tercih ettiklerini göstermiştir. Tüketicilerin bireysel finansal planlamaya olan algılarının ise orta düzeyin üzerinde olduğu saptanarak pozitif eğilimde olduklarını göstermiştir.
Finansal raporlama analizleri ve nakit akış tablosunun önemi
Bu çalışmada, finansal tabloların, UFRS/IAS/TMS'ye göre raporlanması, sunulması, çeşitli analiz teknikleri ve finansal oranlar uygulanarak, işletmenin faaliyet sonuçları dönemler itibarıyla kapsamlı olarak incelenmiştir. Çalışmanın amacı, finansal tablolarda kullanılan analiz teknikleri ile işletmenin faaliyetlerinde başarılı olup olmadığını, amaçlarına ne kadar ulaşıp ulaşmadığının araştırılmasıdır. Çalışmada Borsa İstanbul A.Ş.de işlem gören çimento sektöründe faaliyet gösteren işletmeye ait 2014-2015 ve 2016 dönemlerine ait finansal tabloların analiz edilmesidir. Tezin birinci bölümünde, genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri ve kavramları açıklanmaktadır. İkinci bölümde, finansal tabloların tanımı ve özellikleri, üçüncü bölümde, finansal tabloların analizi ve finansal tablolarda kullanılan analizi tekniklerinin tanımı, özellikleri, dördüncü bölümde işletmeler açısından büyük önem taşıyan nakit akış tablosu ve önemi, beşinci bölüm ise Borsa İstanbul A.Ş.' de işlem gören Akçansa Çimento A.Ş. 'nin ilgili dönemlere ait finansal tablolarına analiz teknikleri uygulanarak değerlendirilmiştir. Son zamanlarda işletmeler tarafından önemi artan nakit akış tablosu, işletmenin nakit yaratma yeteneğini, nakit kaynaklarını, kullanıldığı alanları, ödeme gücünü ve bütçe planlamasında işletmelerin nakit pozisyonu belirlemeye yarar. Finansal tablolara uygulanan analiz teknikleri sonucu, işletmenin varlıkları ve kaynakları dengeli dağıtılmış, varlık yapısının duran varlık ağırlıklı olması ise sektörün özelliğinden kaynaklanmaktadır. Öz kaynaklarının yüksek ve finansal borçların tehlikeli boyutlarda olmayışı, ayrıca işletme karlılığının yanında nakit akışlarının da pozitif yönde çıkması, işetmenin nakit yaratma yeteneğinin olduğu ve faaliyetlerini sürdürebilirliği açısından önemli sayılır. Anahtar kelime: Finansal tablo analizi ve nakit akış tablosunun önemi.
İşletmelerde iç kontrol sistemi ve iç denetimin önemi
İşletmelerde iç kontrol sistemi ve iç denetimin önemi başlıklı tezin amacı; etkin bir iç kontrol ve iç denetimin oluşması halinde faaliyetlerin şirket politikalarına uyumlu olarak gerçekleşip, düzenli bir şekilde yürütülüp, kaynakların etkin kullanılıp hata ve hilelerin fark edilip önlenmesini, muhasebe kayıtlarının eksiksiz ve hatasız olmasını, finansal bilgilerin güvenilir ve zamanında hazırlanmasının sağlanmasıyla oluşur. Tezin ilk bölümünde iç kontrole yer verip kontrol kavramının tanımı, özellikleri, amaç ve unsurları incelenmiş, iç kontrol sisteminin Türkiye'deki işleyişine yer verilmiştir. Devam eden bölümlerde iç denetimi ayrıntılı olarak inceleyip etkin çalışan iç kontrol ve iç denetim sisteminin gerekliliğini uygulamalı olarak bir firma üzerinde gösterilmeye çalışılmıştır. Uygulamanın sonucunda orta ve büyük ölçekli firmalarda etkin bir iç kontrol ve iç denetim sistemini küreselleşme, uluslararası yatırımların artması, işlem gören kalemlerin fazlalaşması, verimliliği artırmak istemeleri gibi birçok nedenden dolayı ihtiyaç olduğu kanaatine varılmıştır. ANAHTAR KELİME: İç kontrol İç denetim İç kontrol Sistemi
Kripto paraların finansal hizmetlerdeki yeri, önemi ve etkileri; Bir uygulama portföy örneği
Yapılan bu araştırmada paranın geçmişten günümüze geçirdiği değişim, Kripto Paraların ilk olarak ortaya çıkış şekli, hayatımıza dahil oluş süreci, kullanıcılara sağladığı avantajlar ve dezavantajlar ele alınmıştır. Yine popülerliği artarak hayatımızda yer sahibi olan kripto paraların finansal sisteme olan etkilerine değinilmiştir. Blockhain adı ile sıklıkla duyduğumuz kripto para madenciliği ve madencilerine de bu çalışmada yer verilmiştir. Uygulama örneği olarak ise bir kullanıcının olası bir kripto para borsasınında oluşturacağı portföyde, tahmini portföy getirisi hesaplanmıştır. Bu çalışma ile hayatımıza tarih olarak hayatlarımıza yeni dahil olmuş olan kripto paraların gelecekte özellikle sağladığı avatantajlar bakımından adlarını daha sık duyacağımız, şu an ki konumundan daha fazla bir yere sahip olacağı da anlatılmak istenmiştir.
Muhasebe hata ve hileleri ile muhasebe mesleğinde etik, muhasebe meslek mensupları üzerine bir araştırma
Gelişen ve büyüyen bilgi toplumunda doğru ve güvenilir bilgi elde etme ihtiyacı gün geçtikçe artmaktadır. Kanunların ve yaptırımların hızla değiştiği ülkemizde yöneticiler ve çalışanlar bu durum karşısında zorlanmaktadır. Bütün işletmelerde var olan kar sağlamak ve işletmeyi sürdürülebilir kılmak düşüncesi, bilgi toplumunun da sunmuş olduğu her türlü bilgiyi elde edebilme kolaylığı ile muhasebe alanında hatalı veya hileli işlemlerin gerçekleşebilmesine imkân sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Muhasebe, Hata, Hile, Muhasebe Meslek Mensupları
Entegre raporlar ve denetimi
Bu çalışmada öncelikle kurumsal raporlamanın gelişimi ve kurumsal raporlama araçları ele alınarak raporlama sürecindeki değişimlere ve gelişmelere yer verilmiştir. Finansal raporlamanın tek başına paydaşların ihtiyaçlarını karşılama konusunda yetersiz kalması yeni bir raporlama ihtiyacını doğurmuştur. Çalışmanın devamında işletmelerin finansal olmayan verilerinin yer aldığı yeni bir raporlama türü olan sürdürülebilirlik raporlamasının doğuşu ve yaşanan gelişmelere yer verilmiştir. Günümüz şartlarında sürdürülebilirlik raporlamasının da tek başına ihtiyacı karşılamakta yetersiz kalması, finansal ve finansal olmayan verilerin tek bir raporda yer alması gerekliliği, entegre raporlama türünün doğmasına neden olmuştur. Devam eden bölümde entegre düşünce ve entegre raporlama kavramı detaylı olarak ele alınmış, akabinde Türkiye ve Dünya'da yayınlanan entegre rapor örnekleri incelenmiştir. Entegre raporlama ile ilgili çalışmalara yer verilmiştir. Çalışma kapsamında 2016, 2017, 2018, 2019 faaliyet dönemlerinde Türkiye'de yayınlanan entegre raporlar incelenmiştir. Türkiye'de işletmeler entegre raporlama yapmaya 2015 yılında başlamıştır. Ancak 2015 yılında sadece bir işletme tarafından entegre rapor yayınlanmış ve bu dönemde karşılaştırılabilecek başka bir entegre rapor da yayınlanmadığı için 2015 yılı çalışmaya dahil edilmemiştir. Çalışmanın yapıldığı esnada 2020 yılına ait entegre raporların tamamı yayınlamadığı için 2020 yılı da çalışmaya dahil edilememiştir. İncelenen entegre raporlar belirli başlıklar altında özet tablo olarak sunulmuştur. Bu tabloda yayınlanan entegre raporların denetimi ve güvencesi üzerinde durulmuştur. Entegre raporların denetimleri ve güvenilirliği ölçülmüş elde edilen bulgular çalışmaya eklenmiştir.
Kripto paraların vergilendirilmesi
Mal ve hizmetlerin değişimi için kullanılan para birimleri madenler karşılığında basılmaları ortadan kalktıktan sonra ekonomiyi etkileme aracı olarak kullanmaya başlamaları, parayı daha önemli konuma getirmiştir. 2008 yılındaki küresel finansal krizden sonra hayatımıza bitcoin ile girmeye başlayan kripto paralar, kişiden kişiye transfer edilebilmeleri, işlem maliyetlerinin düşük olması, merkeziyetsiz yapıda olmaları gibi özellikleriyle para tanımına ve kavramına yeni bir boyut kazandırmıştır. Kripto paralar, bazı ülkelerde yasaklanmış olmaları veya kısıtlı bir kullanım alanına sahip olmaları, ülke idarecilerin sert eleştirilerde bulunmalarına rağmen; Birleşmiş Milletler (BM), DB (Dünya Bankası), International Money Fund (IMF), Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD) gibi uluslararası kuruluşların raporlarında gelecekte kabul edilmeleri yönünde tespitler olması, her geçen gün yasakların ve kısıtlamaların azaltılması, merkez bankalarının kripto paraların var olduğu blokzincir teknolojilerine uyum çalışmaları gösteriyor ki kripto paralar ilk günkü gibi kalmasa da var olmaya devam edeceklerdir. Ülkemizde kripto paralar, kripto varlık şeklinde tanımı yapılmış, kripto varlıklara yatırım yapmaya izin verilmiş fakat kripto varlıkların mal/hizmet alım ve satımlarda kullanılmasına izin verilmemiştir. Ülkemizde de kripto varlıklar hakkında yapılan araştırmalar ve çalışmalar gösteriyor ki gelecek yıllarda kripto varlıklar ekonomi içerisinde kullanılacaktır. Yaptığımız çalışmada, para, kripto paralar ve kripto paraların var olduğu blokzincir teknolojilerinin teknik boyutlarından bahsedilmektedir. Diğer bölümlerde ülkelerin ve uluslararası kuruluşların kripto paralar hakkındaki çalışmalarına ve değerlendirmelerine değinilmiştir. Ülkemizde mevcut yasalar kaşısında kripto varlıkların vergilendirilmesinin nasıl olacağı açıklandıktan sonra kripto varlıklar için genel hatlarıyla vergilendirme rejimi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kripto para, Vergilendirme
Binek araçlara ilişkin maliyet ve gider kısıtlamalarının 7194 sayılı kanun kapsamında değerlendirilmesi
07.12.2019 Tarihli 7194 Sayılı Kanun ile yürürlüğe giren binek araçlarda gider kısıtlaması, söz konusu taşıtlarla ilgili; tüm giderlerinin ticari faaliyetlerde indirim konusu yapılmayacağı kanun maddesi ile belirlenmiştir. Binek taşıtlarda gider kısıtlaması Türk Gümrük Tarife Kanunu incelenerek tarife pozisyonundaki taşıtlar sınıfları, örnekleri ile incelenip, yurtdışında binek araç kısıtlaması uygulayan ülke örnekleri ele alınıp, 7194 sayılı kanun gereği Tek Düzen Hesap Planına göre kayda alınması gereken şekil ve esaslara uygun olarak yevmiye kayıtları örneklerle detaylı anlatılmıştır.
Kripto varlık piyasalarında sürü davranışının test edilmesi
Bitcoin'in kullandığı teknoloji ve kazandığı değerden dolayı, araştırmacıların incelediği bir araştırma alanı, kripto varlıkların oluşumuna önemli katkıları olmuştur. 2008 yılında Bitcoin'in tanıtılmasıyla kripto varlıkların oluşum süreci başlamıştır. Kripto varlıkların kullandığı temel teknoloji blok zincir teknolojisidir. Bu teknoloji günlük yaşantıda ve gelecekte radikal değişiklikler getireceği düşünülmektedir. Kripto varlıkların nasıl hareket ettikleri, ne oldukları üzerine yorum yapabilmek için Davranışsal Finans ile açıklanmaya çalışılmıştır. Davranışsal finans alanı finans disiplini içinde yapılan çalışmalarla 19.yy. sonunda ön plana çıkmıştır. Davranışsal finans alanı yatırımcıların her zaman rasyonel davranmayacaklarını yatırım kararlarını alırken çeşitli eğilimlerin etkisiyle hareket edecekleri bilgisini vermektedir. Çalışma sonucunda davranışsal finans alanı eğilimlerinden sürü davranışının kripto varlık piyasasında var olup olmadığı tespit edebilmek üzere kesitsel mutlak sapma (CSAD) analizi gerçekleştirilmiştir. Analize dahil edilen değişkenler ilk 11 kripto varlığın 8 tanesidir, bunlar kripto varlık piyasasının %80'ini temsil etmekteler. Çalışmada 01.01.2018 – 27.11.2023 tarihlerini kapsayan dönemdeki analize konu edilen varlıkların günlük açılış değerleri kullanılmıştır. Gerçekleştirilen analizin sonucunda formülde yer alan sürü varlığının ölçümünde baz alınan ( Rm,t2) katsayısı (α2) sıfırdan büyük ve istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır. Dolayıyla kripto varlık piyasasında belirtilen dönemde sürü karşıtı davranış sergilendiği sonucuna ulaşılmıştır.
İnsani gelişme endeksinin ülkelerin borsaları üzerine etkisi: G-20 ülkeleri üzerine bir inceleme
Bu çalışmada, G-20 ülkelerinin insani gelişme endeksinin seçilmiş borsa endeksleri üzerine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Bu amaçla 1994 ve 2022 yılları arasındaki G-20 ülkelerinin insani gelişme endeksi ve bu ülkelerin en yüksek işlem hacmine sahip olan borsa endeksleri seçilmiştir. Investing.com, Tradingview.com, UNDP ve Finance.yahoo.com adreslerinden alınan yıllık veriler ile oluşturulan veri setine en uygun yöntem olan panel veri analizi uygulanmıştır. Uygulanan analiz neticesinde insani gelişme endeksleri ile borsa endekslerinin arasında anlamlı bir ilişki olup insani gelişme endekslerindeki değişimlerin borsa endekslerine neden olduğu sonucuna varılmıştır. İnsani gelişme endeksleri geliştikçe bireylerin borsa endekslerine yatırım yaptığı ve borsa endekslerinin geliştiği görülmektedir.
Ma'mûretü'l-Azîz vilayeti vakıfları muhasebe kayıtları:1868-1869 tarihli Muhasebe-i Evkâf-ı Hümayûn defteri üzerine bir inceleme
İlhanlılardan aldığı merdiven kayıt yöntemini devlet muhasebe sisteminde 500 yılı aşkın bir süre boyunca kullanan ve Tanzimat ile birlikte çift taraflı kayıt yöntemini kullanmaya başlayan Osmanlı Devleti'nin muhasebe kayıt düzeni ve uygulamalarına ilişkin zengin bir arşive sahip olduğu bilinmektedir. Tüm bu zengin arka planın Osmanlı Devleti muhasebe uygulamalarının gelişimine tanıklık ettiğini söylemek mümkündür. Osmanlı Devleti arşivlerinden günümüze kadar ulaşan çok sayıdaki muhasebe belgelerinin yanı sıra yıllık hesapların düzenlenmesine ilişkin muhasebe defterleri, kontrol amaçlı rapor defterleri, insanlar arasındaki hukukî ilişkilere dair kayıtları içeren şer'iyye sicilleri ve sosyal hayatın önemli bir parçası olan vakıflara ait vakıf defterleri Osmanlı Devleti muhasebe uygulamalarına ışık tutmaktadır. Bu tez çalışmasında Hicri 1285 (Miladi 1868-1869) tarihli Muhasebe-i Evkâf-ı Hümâyûn Defterinin incelenmesi ve Osmanlı Devleti vakıf muhasebesi uygulamaları açısından öneminin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Çalışma söz konusu dönemde Ma'mûratü'l-Azîz Vilayeti ve bağlı kazalarındaki vakıf faaliyetleri, vakıflara ilişkin gelir ve giderlerinin tespiti ve bunların muhasebe kayıtlarının değerlendirilmesi açısından önem arz etmektedir. Nitel araştırma yaklaşımlarından biri olan belgesel araştırma yöntemi ve arşiv araştırmasına dayanan bu tez çalışmasında öncelikle XIX. yy'da Osmanlı Devleti'ne ilişkin genel bilgiler sunulmuş ve Osmanlı Devleti'nde vakıf müessesesi detaylıca açıklanmıştır. Daha sonra T.C. Başkanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı arşivinde bulunan defterin transkripsiyon çalışması yapılmış ve sadeleştirilerek defterde yer alan muhasebe kayıtlarından örnekler sunulmuştur. Ayrıca defterde yer alan bilgiler ışığında bölgelere göre vakıflar ve gelir gider dağılımlarının tespiti yapılmış ve istatistiki bilgiler de sunulmuştur. Söz konusu dönemde kayıtların sistematik olarak tutuluyor olması, bütçe mantığı ile gelir gider eşitliğinin sağlanması ve Ma'mûratü'l-Azîz Vilayetine bağlı 132 vakfın muhasebe kayıtlarının tek bir defterde toplanması, Osmanlı Devleti muhasebe organizasyonun gücü ve kayıt kültürünün olgunluğu açısından bir gösterge olarak kabul edilebilir.
Firma performansını etkileyen faktörler: MSCI Türkiye Endeksine giren imalat sektörü firmaları üzerine bir uygulama
Bu çalışmanın amacı, firma performansını etkileyen faktörler ile bu performans göstergeleri arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Firma performansının göstergeleri olarak verimlilik, kârlılık, büyüme ve piyasa performansı ölçütleri ele alınmış; bu göstergelere etki eden faktörler ise mali yapı oranları, faaliyet oranları ve likidite oranları olarak belirlenmiştir. Araştırmada, MSCI Türkiye Endeksi'nde yer alan firmaların zamana ve birimlere göre analiz edilmesi için Panel Veri Analizi kullanılmış ve uygun modeli belirlemek adına Hausman testi uygulanmıştır. Hausman testi sonuçlarına dayanarak Sabit Etkiler Modeli'nin en uygun model olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırma bulgularına göre, alacak devir hızı, FVAÖK marjı ve nakit oranı değişkenlerinin katsayıları istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur. Ancak, brüt kâr marjı ve öz sermaye kârlılığı arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Cari oran ve öz sermaye kârlılığı arasında negatif bir ilişki gözlemlenmiştir. Ayrıca, hisse başına kâr ile öz sermaye kârlılığı arasında pozitif bir ilişki olduğu, kaldıraç oranı, kısa vadeli borçlar ve likidite oranı gibi değişkenlerin öz sermaye kârlılığı üzerindeki etkilerinin sırasıyla negatif ve pozitif yönde olduğu ortaya konulmuştur. Sonuç olarak, çalışma, firma performansı üzerinde etkili olan değişkenlerin farklı performans göstergelerine nasıl etki ettiğini analiz ederek literatüre katkı sağlamaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Performans, Firma Performansı, İmalat Sektörü, Aktif Kârlılık, Öz Sermaye
Türk muhasebe kültürünün söylemsel temsili: Atasözleri ve deyimler çerçevesinde muhasebe temel kavramlarının kültürel analizi
Bu tez çalışmasında; muhasebe temel kavramlarının, Türk kültürünün sözlü anlatım biçimleri olan atasözleri ve deyimler aracılığıyla değerlendirilmesi ve bu kavramların kültürel düzlemdeki yansımalarının ortaya koyulması amaçlanmıştır. Bu amaçtan hareketle, Türk Dil Kurumu (TDK) tarafından yayımlanan atasözleri ve deyimler sözlüğü esas alınarak yapılan incelemede, muhasebenin 12 temel kavramı ayrı ayrı değerlendirilmiş; her kavramla anlam ilişkisi kurulabilecek sözlü kültür öğeleri belirlenmiş ve bu öğeler kavramsal açıdan analiz edilmiştir. Çalışmada sadece kavramlarla atasözleri arasında yüzeysel bir eşleştirme yapılmamış, aynı zamanda söz konusu atasözlerinin taşıdığı kültürel anlamlar, kültür boyutları çerçevesinde değerlendirilerek muhasebe temel kavramlarının kültürel eğilimlere ne ölçüde örtüştüğü ortaya koyulmuştur. Çalışmada Türk kültüründe yerleşik olan bazı değerlerin ve sözlü kültür unsurlarının muhasebe anlayışını doğrudan veya dolaylı olarak etkilediği sonucuna varılmıştır. Bu tez çalışmasının, muhasebe uygulamalarının kültürel boyutlarını anlamaya katkı sağlaması ve muhasebe disiplinine kültürel bir bakış açısı kazandırması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Muhasebe Kültürü, Muhasebe Temel Kavramları, Atasözleri, Deyimler
Firmaların finansal performansını etkileyen iç faktörlerin araştırılması: MSCI Türkiye Endeksi üzerine bir uygulama
Bu çalışmanın amacı, MSCI Türkiye endeksinde yer alan firmaların finansal performansını etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Bu endekse dahil 68 firmanın 2010 1Q – 2024 3Q arasındaki dönemi kapsayan çeyrek veriler kullanılarak 59 gözlem yer almaktadır. Ancak veri setinde çalışma dönemine ait verileri tam olan 35 firma analiz kapsamına alınmıştır. Çalışmada bağımlı değişken olarak üç farklı finansal performans göstergesi kullanılmıştır: Firma değerini temsilen, Firma Değeri / Defter Değeri Oranı (FD/DD), firma kârlılıklarını temsilen Aktif Kârlılık (ROA) ve Özsermaye Kârlılığı (ROE); bağımsız değişkenler ise Finansal Kaldıraç Oranı (FKO), Cari Oran (CO), Alacak Devir Hızı (ADH), Stok Devir Hızı (SDH), Aktif Büyüklük (AKBÜY) ve Özsermaye Büyüklüğü (ÖZBÜY) olarak belirlenmiştir. Veri seti üzerinde uygulanan analizlerde, uzun dönemli ilişkilerin test edilmesi amacıyla Westerlund (2007) Eşbütünleşme Testi yapılmış, değişkenler arasındaki katsayıların tahmininde ise MGE Katsayı Tahmincisi ve Driscoll-Kraay Dirençli Katsayı Tahmincisi yöntemleri kullanılmıştır. Analiz sonucu olarak uzun vadede değişkenler arasında eşbütünleşik ilişkinin olduğu görülmektedir. Ayrıca; ADH, FKO ve SDH'nin FD/DD üzerinde anlamlı etkisi vardır. FKO, CO, SDH, AKBÜY ve ÖZBÜY' ün ROA üzerinde anlamlı etkisi vardır. CO, ADH, AKBÜY ve ÖZBÜY' ün ROE üzerinde anlamlı etkisi vardır. Bu yöntemler aracılığıyla, firmaların finansal performansını etkileyen değişkenlerin istatistiksel anlamlılık düzeyleri ortaya konmuş ve elde edilen bulgular doğrultusunda yatırımcılar, finansal analistler ve karar vericiler için yönlendirici çıkarımlar yapılması hedeflenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Finansal Performans, MSCI Türkiye Endeksi, Eşbütünleşme testi, Katsayı tahmincileri
Finansal küreselleşmenin çevre kirliliği üzerindeki asimetrik etkisinin Kuznets Eğrisi hipotezi çerçevesinde incelenmesi: Türkiye örneği
Yıllar içerisinde süregelen çeşitli teknolojik, sanayi ve finansal gelişmeler küreselleşme kavramını ön plana çıkarmıştır. Küreselleşmenin bir alt dalı olan finansal küreselleşme, dünya çapında finansal piyasaların ve sermaye hareketlerinin giderek daha fazla birbirine entegre olması sürecini ifade eder. Bu, sermaye akışlarının ve finansal işlemlerin ülkeler arasında hızla ve daha serbest bir şekilde gerçekleşmesini sağlar. Küreselleşmenin çevre kirliliği üzerindeki etkisi birçok iktisatçı tarafından araştırılmış ve çok yönlü sonuçlar elde edilmiştir. Bu çalışmanın amacı, gelişmekte olan bir ülke olan Türkiye örneği üzerinden finansal küreselleşmenin çevre kirliliği üzerindeki etkisinin asimetrik bir biçimde analiz edilmesidir. Çalışmada 1970-2020 döneminin yıllık verilerinden yararlanılmıştır. Zaman serilerinin durağanlık özellikleri, ADF (Augmented Dickey-Fuller) birim kök testi kullanılarak analiz edilmiştir. İkinci aşamada, değişkenler arasındaki uzun ve kısa dönemli ilişkiler NARDL (Non-linear Autoregressive Distributed Lag) yöntemi ile incelenmiştir. NARDL, zaman serileri arasında hem uzun dönem eşbütünleşme ilişkilerini hem de kısa dönem dinamiklerini değerlendiren esnek bir modeldir. Bu yöntem, değişkenler arasındaki etkileşimlerin doğrusal olmayan yönlerini de göz önünde bulundurarak, daha kapsamlı ve gerçekçi sonuçlar elde edilmesine olanak tanır. Böylece, araştırmanın kapsamı genişletilerek, değişkenlerin uzun vadeli ilişkileri hakkında derinlemesine bilgi sağlanacaktır. Sonuçlar, Türkiye'de finansal küreselleşmenin artması çevre kirliliğinin artmasına yol açmaktadır. Diğer bir bulgu ise, ekonomik büyüme ile çevresel kalite arasındaki ilişkiyi inceleyen Çevresel Kuznets Eğrisi hipotezinin Türkiye için geçerli olduğudur.
Hisse senedi piyasasında teknik analiz ve temel analiz uygulamaları: BIST 50 üzerine bir inceleme
Son zamanlarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte insanların borsaya olan ilgisi artmıştır. Dünyada yaşanan hastalıklar, savaşlar ve doğal afetler gibi olaylar sonucunda enflasyonist hareketler yaşanmıştır. Yatırımcılar tasarruflarının ve yatırımlarının değerini koruyabilmek için borsaya yönelmiş ve Borsa İstanbul'a olan ilgi artmıştır. Ancak birçok yatırımcı borsa hakkında bilgisi olmadan yatırım yaparak ciddi kayıplar yaşamıştır. Borsada yatırım yapmak için en yaygın kullanılan hisse senedi analiz yöntemleri, temel analiz ve teknik analiz yöntemleridir. Teknik analiz, geçmişteki fiyat hareketlerinden faydalanarak geleceği tahmin etmeye çalışmaktadır. Teknik analiz geçmişte olan fiyat hareketleri gelecekte de tekrarlanacağını iddia derken, geçmişte yatırımcıların aldıkları kararlar ve yapılan hatalardan dolayı belirli şekiller ortaya çıkmaktadır. Temel analiz, finansal tabloların, endüstrinin ve ekonominin analiz edilmesi esasına dayanmaktadır. Hisse senetlerine yatırım yapmak isteyen yatırımcılar, temel analiz yaparken, şirketlerin zayıf ve güçlü yönlerini ortaya çıkarabilmek için finansal tablolardan faydalanmakta ve şirkete yatırım yapılıp yapılmayacağı konusunda karar vermektedirler. Bu çalışmanın amacı, BIST 50 indeksinde işlem gören firmalar için teknik analiz ve temel analiz yöntemlerini kıyaslayarak, hangi analiz yönteminin daha karlı sinyaller ürettiğinin belirlenmesidir. BIST 50 indeksinde işlem gören hisse senetleri için teknik analiz kapsamında SMA, RSI ve MACD indikatörleri ve temel analiz kapsamında PD/DD, F/K ve FD/FAVÖK oranları alım satım sinyallerinin tespitinde incelenmiştir. Elde edilen bulgular, temel analiz kapsamında PD/DD, F/K ve FD/FAVÖK oranlarından kar elde edilebildiğine ve FD/FAVÖK oranının, diğer oranlara göre çok daha fazla getiri sağladığına işaret etmiştir. Yine, temel analiz kapsamında ikinci en yüksek kar F/K oranıyla ve en düşük kar ise PD/DD oranıyla elde edildiği tespit edilmiştir. Öte yandan çalışmada teknik analiz kapsamında, MACD, RSI ve SMA indikatörlerinin üçünden de kar elde edilebildiği bulgusuna varılmış ve MACD indikatörünün daha fazla hissede oransal karlı sonuçlar elde ettiği bulgusuna varılmıştır. Kısaca, hem teknik analiz hem de temel analizde elde edilen karların birbirine yakın olduğu ve bir analiz yönteminin diğerinden daha üstün olmadığı tespit edilmiştir. Bir diğer ifadeyle, indikatörlerin ve oranların tamamı başarılı olduğu için, bir yatırım yapılacağı zaman her iki analiz yönteminin de kullanılması önerilmektedir
Finansal sıkıntının G7 ülkelerinin finansal gelişmişlik, risk ve büyüme üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, G-7 ülkelerinde finansal sıkıntının finansal gelişmişlik, finansal risk ve büyüme oranları üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Çalışmanın dönemi 2010-2024 olup yıllık veriler kullanılmıştır. Çalışmanın bağımsız değişkeni, literatürde ülkelerin finansal açıdan etkilendiği kabul edilen göstergelerden Temel Bileşenler Analizi (TBA) ile türetilen Finansal Sıkıntı Endeksi'dir. Bağımlı değişkenler ise Finansal Gelişmişliği temsilen G-7 Ülkelerinin En Fazla İşlem Gören Borsa Endeksinin logaritmik hali, CDS primleri ve Büyüme (GSYİH%) oranlarıdır. Yöntem olarak, değişkenler arasındaki uzun vadeli eşbütünleşik ilişkinin incelenmesi amacıyla Westerlund eşbütünleşme testi uygulanmış; değişkenler arasındaki ilişkinin yönü ve katsayılarının belirlenebilmesi için ise AMG ve CCE katsayı tahmincilerinden yararlanılmıştır. Her üç modelde de değişkenler arasında uzun vadeli eşbütünleşik ilişki tespit edilmiştir. AMG ve CCE katsayı tahmincilerine göre Fransa, Almanya, Japonya ve ABD'de Finansal sıkıntının, ülkelerin finansal piyasaları üzerinde negatif etkisinin olduğu görülmektedir. Almanya, İtalya ve Japonya için ise finansal sıkıntının ülke finansal riskleri üzerinde eş yönlü bir etki yarattığı tespit edilmiştir. Son olarak da ülkelerde yaşanan finansal sıkıntının ülkelerin büyüme oranları üzerinde etkili olmadığı görülmektedir. Bu bulgular, borsa ve CDS gibi kısa vadede dalgalanmalara duyarlı göstergelerin finansal sıkıntıdan etkilendiğini; buna karşın orta ve uzun vadede tepki vermesi beklenen büyüme değişkeninin finansal sıkıntıya anlamlı bir tepki vermediğini ortaya koymaktadır.
Bilgi yönetimi sürecinde kurumsal kaynak planlaması uygulamalarının muhasebe bilgi sistemine etkisi ve bir uygulama
Bilginin önemi gün geçtikçe artmaktadır. Bilginin stratejik anlamda önemliolduğunun farkına varan işletmeler, bilgiyi faaliyetlerinde kullanma çabası içindedirler.Bu çabalar bir bütün olarak bilgi yönetimi olarak ifade edilmektedir.Teknolojik gelişmeler bilgi sistemlerinin işleyişinde değişmelere yol açmıştır.İşletmelerdeki en eski sistemlerden birisi olan muhasebe bilgi sistemi de gününkoşullarına uygun olarak değişim göstermektedir.Çalışmanın ilk bölümünde, bilginin işletmeler açısından önemi vurgulanmaktave bilgi yönetiminin işletmelerde meydana getirdiği değişmeler açıklanmaktadır.İkinci bölümde, işletmelerdeki bilgi sistemlerini bütünleşik bir yapı altında işlemesinisağlayan Kurumsal Kaynak Planlaması sistemlerinin işleyişi, işletmelere olan etkileri vemuhasebe bilgi sistemine olan ilişkisi modüllerin genel işleyişleri itibariyle açıklanmıştır.Üçüncü bölümde, muhasebe bilgi sisteminin yönetim bilgi sistemleri içindekiyeri ve günümüz gelişmelerinin muhasebe bilgi sistemine olan etkileri sistemininbütünü ve alt sistemleri kapsamında incelenmiştir.Çalışmanın son bölümünde ise kurumsal kaynak planlaması sistemini bünyesinekurmuş olan, Türkiye'deki büyük bir lastik üreticisi firmanın muhasebe bilgi sistemininişleyişi, sistemin bütünü ve alt sistemleri kapsamında incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Bilgi Yönetimi, Kurumsal Kaynak Planlaması (KKP), VeriTabanı, Muhasebe Bilgi Sistemi, Olay Süreç Zinciri, Kaynaklar-Olaylar-Taraflar, SAPR/3, Bridgestone
Finansman ve muhasebe alanındaki teknikler ve Türkiye'deki üniversitelerde bilgisayarlı muhasebe uygulamaları üzerine bir araştırma
1973 yılında Bretton Woods Sisteminiin çökmesiyle ülkeler, paralarını ABD doları karşısında dalgalanmaya bırakmışlardır. Böylece mal ve hizmet fiyatları, faiz oranları döviz kurlarında dalgalanmalar meydana gelmeye başlamıştır. Bunun sonucund uluslararası piyasalarda faiz, fiyat ve kur riskleri ortaya çıkmıştır. Bu riskleri ortadan kaldırmak için yeni teknolojilerin verdiği olanaklardan da yararlanarak bazı teknikler geliştirilmiştir. Son yıllarda türev piyasalar veya türev ürünler olarak ifade edilen kavramlar bu arayışların sonucuolmuştur. Türev ürünler olarak, swaplar, gelecek sözleşmeleri, opsiyonlar ve forward sayılabilir. Swap sözleşmeleri, tezgahüstü veya organize borsalar dışında işlem gören finansal türevler olarak da yer alır. Tezgahüstü işlemler, borsalar dışında, bankalar ile müşteriler arasında yapılan, tutar vade ve diğer koşulların ihtiyaçlarına göre belirlenir. Son zamanlarda swap sözleşmelerinin hızlı gelişme nedenlerinden birinin de opsiyonlarla birlikte kullanılması olduğu söylenebilir Gelecek sözleşmeleri(future contract) ise belli miktardaki bir malın veya menkul kıymetlerin, bu günden gelecekteki bir tarihte belirlenmiş bir fiyat üzerinden tesliminiveya teslim alınmasını hükme bağlar. Gelecek sözleşmeleri organize borsalarda işlem görür ve söz konusu organize borsalar, gelecek piyasaları olarak adlandırılır. Opsiyon sözleşmeleri; döviz kuru, faiz, menkul kıymet ve emtia üzerinden yapılmaktadır. Opsiyon, bir ürünün fiyatı bu günden sabitlenmek koşuluyla, ileri bir tarihte satmak ya da satın almak üzere alıcı ve satıcı arasında yapılmaktadır. Ayrıca opsiyonlar çok küçük bir sermaye ile çeşitli ürünler üzerine büyük tutarlarda yatırım yapma olanağı vermektedir. Vadeli Vadeli işlemler olarak da adlandırılan forward işlemler, ileri bir tarihte söz konusu olacak herhangi bir malın, vadesi, fiyatı ve miktarı bu günden tespit edilmek sureti ile sözleşmeye bağlandığı işlemler veya sözleşmelerdir. Vadeli işlemler genellikle döviz ve faiz üzerine yapılır. Son yıllarda uluslararası yeni finansman tekniklerinden Leasing, Factorin ve Forfaitingin kullanım alanı hızla yaygınlaşmaktadır. Geleneksel finanslama yöntemlerine göre oldukça yeni bir yöntem olan finansal kiralama ile kiralayanın, kiracının talebi üzerine bir malı satın alarak kullanım hakkını kiracıya teslim etmekte, kiracıda malı satın almanın finansman sorunundan kurtulmaktadır Teknolojide her alandaki gelişmelerin birbirlerini desteklemesi sonucu gelişmeler daha da hızlanmakta ve çeşitlenmektedir. Gelişen ve çeşitlenen teknoloji araçları, muhasebe ve finansman alanında da yeni teknik ve yöntemlerin doğmasına ve gelişmesine imkan vermekte ve kullanımalanı her geçen gün artmaktadır. Eğitim teknolojisi araçlarından bilgisayarlar olmaksızın artık muhasebe işlemleri imkansız hale gelmiştir. Bilgisayarlar; verilen veriler doğrultusunda muhasebenin temel görevlerinden, kaydetme, sınıflandırma ve rapor etme görevlerini de büyük ölçüde yerine getirmekte, yorumlama görevlerini kolaylaştırmaktadır. Bilgisyarın daha bilinçli ve verimli kullanıması durumunda daha kolay, güvenli, hızlı ve daha ucuz maliyetli alternatif çözümlerin üretimesi imkanları sürekli var olacaktır.
Öğretmenlerin online (Çevrimiçi) satın alma davranışlarının hedonik ve faydacı tüketim kalıplarına göre incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, öğretmenlerin online (çevrimiçi) satın alma davranışlarının hedonik ve faydacı tüketim kalıplarına göre incelenmesidir. Çalışmada hedonik tüketim boyutları olarak Arnold ve Reynolds'un (2003) macera için alışveriş, sosyal etkileşim, rahatlamak için alışveriş, başkalarını mutlu etmek için alışveriş ve değer alışverişi boyutları ele alınmıştır. Faydacı tüketim boyutları olarak Martinez-Lopez ve diğerleri (2014)'nin kolaylık, maliyet tasarrufu, bilginin kullanılabilirliği, ürün seçimi, ödeme kolaylığı ve sosyallik eksikliği boyutları ele alınmıştır. Veriler Kütahya il merkezinde ilk, orta ve lise kademesinde görev yapan öğretmenlerden toplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda öğretmenlerin daha çok başkalarını mutlu etmek için ve ürün çeşitliliği için çevrimiçi alışveriş yaptıkları ortaya çıkmıştır. Buna ek olarak, başkalarını mutlu etmek için alışveriş boyutu ve rahatlamak için alışveriş boyutları ile öğretmenlerin cinsiyetleri arasında anlamlı farklılıklar belirlenmiştir. Öğretmenlerin medeni durum ve yaşlarına göre ise hedonik tüketimin tüm boyutlarında anlamlı farklılıklar olduğu ortaya çıkmıştır. Kolaylık ve zaman tasarrufu, özelleştirilmiş ürün ve hizmetler, ürün çeşitliliği ile öğretmenlerin medeni durumları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Öğretmenlerin yaşlarına göre faydacı tüketimin tüm boyutlarında anlamlı farklılıklar olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Çevrim İçi Alışveriş, Hedonik Tüketim, Faydacı Tüketim
Özel eğitim kurumlarında muhasebe eğitimi alanında öğrencilerin karşılaştıkları sorunlar ve çözüm önerileri
Bu araştırmanın amacı özel eğitim kurumlarında muhasebe eğitimi alan öğrencilerin muhasebe eğitiminde karşılaştıkları sorunları belirlemek ve buna ilişkin çözüm yolları ortaya koymaktır. Araştırma, nicel olarak düzenlenmiş olup tarama modellerinden biri olan genel tarama modelinde bir çalışmadır. Kütahya Merkez'de özel eğitim kurumlarına devam eden 150 öğrenci araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırma kapsamına alınacak öğrencilerin saptamasında amaçlı örnekleme kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan öğrencilerin muhasebe eğitiminde karşılaştıkları sorunların belirlenmesinde anket tekniğinden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programından yararlanılarak uygun istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında betimleyici istatistikler, Bağımsız Örneklemler T Testi, Tek Yönlü Anova Testi ve Ki Kare Testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, özel eğitim kurumundaki muhasebe eğitimini öğrencilerin olumlu bulduğu bulunmuştur. Özel eğitim kurumlarında yaşanan sorunlara ilişkin olarak katılımcıların çoğunluğunun kurumdaki alan dal ve becerilere yönelik hizmetleri kısmen yeterli gördüğü bulunmuştur.
Bireysel emeklilik şirketlerinde fon kaynak kullanım analizi
Dünyada gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerin ortak sorunlarında olan sosyal güvenlik sorunu özellikle 1980'lerde ön plana çıkmaya başlamış ve ülkeler çeşitli politikalar benimseyerek gerekirse de mevcut politikalarını değiştirerek sosyal güvenlik sistemindeki aksaklıkları giderme ve bu sitemi yeniden yapılandırma yolunda ciddi gelişmeler kaydetmişlerdir. Ülkemizde de, aynı sorunlarla karşılaşılmış ve bu aksaklıkları giderecek 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu uygulamaya konulmuştur. Kanun ile hem mevcut sosyal güvenlik sistemin aksaklıklarının giderilmesi için ihtiyaç duyulan reformun önemli bir adımı atılmış, hem de sermaye piyasasındaki kurumsal yatırımcı etkisinin artırılması için önemli bir aşamaya gelinmiştir.Sistem ile amaçlanan bireylerin emeklilik döneminde ek bir gelir sağlanarak refah düzeylerinin artırılması için bugünden yapacağı belirli ve düzenli katkılarının emeklilik fonlarında değerlendirilmesi esasına dayanmaktadır. Bu sistemin düzenleyici ve uygulayıcı taraflarınca önem verilmesi gereken nokta, ülke ekonomisinin ve piyasaların gelişmesi veya devlet hazinesine kaynak yaratılmasının ötesinde, bu sisteme sadece emeklilik dönemlerinde tatmin edici bir gelir elde edebilmek amacıyla girmiş olan katılımcıların birikimlerinin bu amaç doğrultusunda yatırıma yönlendirilmesinin sağlanmasıdır. İlk etapta sistemin bu görevi yerine getirilmeli daha sonra ise sistemden orta ve uzun vadede beklenen diğer makroekonomik gelişmeleri görmek ve değerlendirmek gerekir.
Portföy oluşturma ve portföy yönetiminde etkinlik ve etkinliğin artırılmasına yönelik alternatif stratejiler
Portföy oluşturma ve portföy yönetimi özellikle finansal piyasaların gelişmesiyle gündeme gelen bir konu olmuştur. Ülkemizde finansal piyasalarda işlem gören enstrümanların azlığı yakın zamana kadar yatırımcıları bireysel olarak portföy oluşturmaya yöneltmişti. Ancak son birkaç yıldır özellikle sermaye piyasasında görülen değişmeler, portföy yönetiminde kurumsallaşmayı gündeme getirmiştir. Sermaye piyasasına yeni enstrümanların girmesi, işletmelerin halka açılmasının özendirilmesine paralel borsada işlem gören hisse senetleri sayısındaki artış, yatırımcıları portföylerini daha profesyonelce yönetmeye sevketmiştir. 1993 yılında Sermaye Piyasası Kurulu'nca portföy yönetimine izin verilmesiyle, yetki belgesi alan kuruluşlarca portföy yönetim hizmeti verilmeye başlanmıştır. Günümüzde de, bu hizmet ağırlıklı olarak bankalar ve aracı kurumlar tarafından verilmektedir. Profesyonel portföy yönetiminde uygun yatırım araçlarının seçimiyle en yüksek getirinin elde edilmesi amaçlanmakta; bu amaca ulaşmak için de çeşitli stratejiler geliştirilmektedir. Aktif ve pasif olmak üzere iki grupta incelenebilecek bu stratejiler, portföy yönetiminde etkinlik ve etkililiğin artırılmasında en büyük yararı sağlamaktadır.
İşletme yönetiminin kontrol fonksiyonunun bağımsız dış denetim üzerindeki etkileri
Faaliyetlerini küresel bir piyasa ortamında sürdürmek durumunda olan işletmeler, önceden belirlenmiş hedeflere ulaşmak, öngörülmüş karı elde etmek ve gelecek dönemlere başarılı geçişler yapabilmek için, işletme biliminin gerekli kıldığı düzenlemeleri yapmak, denenmiş yönetim ve denetim ilkelerini en iyi biçimde uygulamak zorundadırlar.Sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş, işletmelere değer kazandıran etmenlerde önemli değişmelere neden olmuştur. Yatırımcılar karar alırken, artık, işletmenin gelecek yıllarda içinde bulunacağı finansal ve faaliyet durumunu bilmek istemektedirler. Çünkü, bilgi toplumu işletmelerin varlıklarını devam ettirebilmeleri ve işlerinde başarılı olabilmeleri için yeni yeteneklere ve güce sahip olmaları gerekli kılmaktadır.İşletmede kurulacak olan kontrol sistemlerinin, kontrol mekanizmalarının verilerinden yararlanarak tutarlı kararlar alınabilmesi için nelerin kontrol edileceğinin önceden saptanması gerekmektedir. Sahip olduğu varlıkları ile bu varlıkların kaynakları ve kar amacı işletme için büyük önem taşımaktadır. Bunların üzerinde etkili olabilecek her bir faaliyet, her bir hareket mutlaka kontrol edilmelidir. İşletmede kurulacak bir iç kontrol sistemi hem yönetimin hem de iç denetimin işini kolaylaştırmaktadır. Mevcut iç kontrol sisteminin ve bunun bir fonksiyonu olan iç denetimin etkin kılınması halinde, bu durum bağımsız dış denetimin kısa sürede düşük maliyetle ve başarılı bir şekilde sonuçlanmasını mümkün kılmaktadır.Anahtar Kelimeler: İşletme, Yönetim, İç Kontrol, İç Denetim, Bağımsız Denetim.
İşletmelerin büyümesinde büyüklüğün etkisi: Türkiye için bir inceleme
İşletmelerde büyüme finans çevrelerinde en çok araştırılan konulardan biridir.Büyüme üzerinde etkili olan birçok faktör vardır. Bunlar içerisinden en çok tartışılan,işletme büyüklüğüdür. İşletmelerin büyüklüğünün, büyüme üzerinde etkisi olupolmadığı ilk defa Gibrat (1931) çalışmasıyla araştırılmıştır. Gibrat (1931) çalışmasınagöre işletme büyümesi ve büyüklük arasında hiçbir ilişki yoktur. Bu sonuç ?Gibratyasası? veya ?orantılı etki yasası? olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmanın amacı,işletmelerin mevcut büyüklüğünün büyüme üzerinde etkili olup olmadığını Gibratyasası kullanarak ölçmektir. Bu amaçla 1997 ? 2006 dönemleri arasında İSO (İstanbulSanayi Odası) 1000 işletmelerinde, büyüklük ölçütü olarak kullanılan çalışan sayısı, netaktifler, özsermaye, üretimden satışlar verileri ayrı ayrı değerlendirilerek yıllık frekanstakesit regresyon analizi, panel regresyon analizi ve dinamik panel regresyon analiziyöntemleri uygulanmıştır. Ayrıca İSO 1000 işletmeleri büyüklüklerine göre, farklıyöntemlerle gruplandırılıp analizler yinelenmiş ve sonuçların değişip değişmediğiincelenmiştir. Analiz sonuçları, ölçüm faktörü, dönem ve analiz yöntemi farketmeksizin küçük işletmelerin daha hızlı büyüdüğünü ortaya koymaktadır. Sadeceküçük işletmeler bir arada analizlere konu edildiğinde, büyümenin küçük işletmelerarasında benzer olmadığı, nispi olarak daha küçük işletmelerin daha hızlı büyüdüklerigörülmüştür. Büyük işletmeler bir arada analizlere konu edildiğinde, büyümeninbirbirlerine benzer olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak İSO 1.000 işletmeleri üzerindeGibrat yasası reddedilmiştir.
Türk konaklama işletmelerinde sermaye yapısını etkileyen faktörlerin analizi
Konaklama işletmeleri, yatırım aşamasında büyük arazi ve arsalar üzerine sabit varlık ağırlıklı yatırımlar yapan ve bu nedenle sermaye yoğun özellik gösteren işletmelerdir. Ayrıca konaklama işletmeleri sistematik olmayan risklere duyarlı olduğu için faaliyet ve finansal riskleri yükselmektedir. Dolayısıyla konaklama işletmeleri açısından sermaye yapısının bileşimi ve borçlanma kararlarını etkileyen değişkenlerin belirlenmesi önemlidir. Bu tez kapsamında Türk konaklama işletmelerinin sermaye yapılarını belirleyen değişkenler ve buna ek olarak konaklama işletmelerinin sermaye yapılarının açıklanmasında hangi sermaye yapısı teorisinin geçerli olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda ilk olarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yayınlanan sektör bilançolarından yararlanılarak otel ve lokantalar sektörünün sermaye yapısı yıllar itibariyle (1990-2006) incelenmiştir. İkinci olarak İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda (İMKB) hisseleri işlem gören Türk konaklama işletmelerinin, sermaye yapılarını etkileyen değişkenler 1994-2006 ve 2000-2006 dönemlerini kapsayacak şekilde dinamik panel veri analizi ve sabit etki tahmin modeli kullanılarak saptanmaya çalışılmıştır. Analiz sonuçları İMKB'de hisseleri işlem gören Türk konaklama işletmelerinin sermaye yapılarını finansal hiyerarşi ve dengeleme teorisinin değişken bazında açıkladığı saptanmıştır. Çalışmanın üçüncü uygulaması olan anket çalışmasının sonuçlarına göre İMKB'de işlem görmeyen konaklama işletmelerinde sermaye yapısı davranışlarının daha fazla finansal hiyerarşi teorisiyle uyum gösterdiği saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Sermaye Yapısı, Dengeleme Teorisi, Finansal Hiyerarşi Teorisi, Konaklama İşletmeleri, Türkiye
Risksiz faiz oran ve Beta üzerine denemeler
Risksiz faiz oranı, modern finans alanında sıklıkla başvurulan bir parametredir. Gerçekleştirilen çalışmalar incelendiğinde risksiz oran seçiminde farklı yaklaşımların benimsendiği göze çarpmaktadır. Bu farklılığın temelinde, yatırımcıların risk algısı, kullanılan modelleme dönemi ve piyasa koşulları gibi faktörler yer alabilmektedir. Referans noktası olarak belirlenen risksiz oran seçimindeki değişkenliğin, yatırım kararları üzerinde önemli etkilere yol açabileceği göz ardı edilmemelidir. Ancak bu konuyu temel alan araştırmaların çok kısıtlı kaldığı görülmektedir. Bu tezdeki ilk makale finansal piyasa kullanıcıları tarafından yapılan farklı risksiz oran tercihlerinin yol açabileceği potansiyel etkiyi aralıklı ve genişleyen dönem yaklaşımlarıyla ortaya koymaktır. Araştırmada elde edilen bulgularla, risksiz faiz oranı tercihlerinin optimal portföy dağılımlarında farklılıklara neden olduğu ortaya konmuştur. Modern finans alanında uygulayıcıları yönlendiren en önemli parametrelerden biri olan Beta'nın doğrudan gözlemlenebilir bir özellikte olmaması, tahmin edilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Beta tahminine yönelik en temel yaklaşım, tarihsel getiri verisinden kovaryans ve varyansların tahmin edilmesidir. Ancak Beta katsayısının hesaplanmasında karşılaşılan temel sorun, zamanla göstermiş olduğu varyasyondur. Beta tahmininde bu varyasyonu dikkate alan başarılı bir yöntemin belirlenmesi önem arz etmektedir. Bunu yaparken Beta tahmininin aynı zamanda belirlenen tahmin penceresi ve kullanılan veri seti frekansından etkilenip etkilenmediğinin tespiti de ilgili araştırma alanına farklı bir bakış açısı kazandırmaktadır. Bu tezdeki ikinci makale Yuvarlanan ve Özyinelemeli Regresyon yöntemlerinin Beta tahmin performanslarını 252, 126 işgünü ve 52, 26 iş haftası pencerelerinde günlük ve haftalık frekansta incelemektedir. Bulgular Yuvarlanan regresyon yönteminin daha başarılı performans gösterdiğini, günlük veri frekansının haftalığa kıyasla daha tutarlı Beta tahmininde bulunulmasına olanak tanıdığını ve 126 günlük tahmin penceresinin en optimal Beta tahmini sağlayan aralık olduğunu göstermektedir. Sistematik risk tahmininde bulunurken Beta'yı etkileyen faktörlerin de incelenmesi sistematik riski anlama noktasında atılacak değerli bir adımdır. Bu yaklaşım, firma/sektör bazlı faktörlerin Beta'ya etkisinin yön ve şiddetinin analizi ile finansal karar alıcı ve uygulayıcıların ekonomik ve finansal gerçekliğe uygun davranış sergilemelerine doğrudan katkı sağlamaktadır. Beta'ya etkisi olan firmaya özgü faktörlerin tespiti, firmaya ve sektöre özgü risk özelliklerinin tespitine olanak sağlayarak hem yatırımcılara hem de firma yöneticilerine karar almak noktasında değerli bilgiler sunma imkânı verebilmektedir. Tezin üçüncü makalesinde firmaya özgü çeşitli değişkenler kullanılarak Beta üzerine etkisi panel veri analiziyle incelenmiştir. Elde edilen bulgularda Beta'yı açıklayan faktörlerin sektör bazında değişkenlik gösterdiği tespit edilmiştir.
Çağdaş maliyetleme yöntemlerinden faaliyet tabanlı maliyetlemenin sanayi işletmelerinde uygulanabilirliği
Globalleşen dünya ile hızla artan üretim, beraberinde yeni üretim teknolojilerinin meydana getirilmesine yol açmıştır. Teknolojinin artması maliyet yapılarında birtakım değişmelere sebep olmuştur. Yıllar öncesinde geliştirilen ve günümüz dünyasında yetersiz kalan geleneksel maliyetleme yöntemleri yerine, işletmelerin geleceğini etkin bir şekilde planlayan ve kendilerine yol gösteren ve bunun yanı sıra alınacak kararlarda yardımcı olacak bir yönteme ihtiyaçları vardır. Faaliyet Tabanlı Maliyetleme yöntemi işletmelerde katma değer yaratan ve yaratmayan faaliyetlerin ortaya çıkarılması ve bu sayede işletmelerin dikkatini katma değer yaratan faaliyetlere çekmesini sağlar. Bu çalışmada öncelikle üretim ortamındaki değişiklikler için geleneksel maliyetleme yönteminden başlanarak geliştirilen çağdaş maliyetleme yöntemleri anlatılacaktır. Son olarak da faaliyet tabanlı maliyetlemeni yöntemi detaylı olarak ele anılıp, sanayi işletmelerinde uygulanabilirliği araştırılıp çalışma sonlandırılacaktır.
Essays on central bank foreign exchange reserve adequacy in emerging market economies
A simple analysis of IMF's ARA metric implied excess reserves-to-GDP ratio suggests that despite some of the EM countries holding reserves close to ARA metric implied levels, some countries' holdings diverge to a great extent. The first essay of this thesis shows that GDP, broad money, and trade balance augmented with 3-month of imports reflect the reserve holding decisions of central banks to a great extent. This metric mitigates the inherent problem of the IMF's ARA metric to overestimate the adequate level of reserves for some EM countries while underestimating for others, at least from the central banks' perspective. Although studies that attempt to explain the observed hoarding behavior of EMEs are abundant, research on whether the levels of foreign exchange reserves are excess or not is scarce. The second essay of this thesis attempts to identify the level of international reserves deemed adequate by the market using several reserve adequacy measures and the EM external debt market. The results suggest that the market assesses the IMF's ARA metric to overestimate the level of adequate reserves to a great extent. More importantly, hoarding reserves beyond adequate levels is not optimal since it is not rewarded by the market. For EMEs, holding relatively high or excess foreign exchange reserves is a way of limiting the adverse impact of external shocks. However, hoarding of international reserves may be distortionary to global financial stability and may be costly given the conservative approach of reserve authorities to reserve portfolio management. In the third essay of this thesis, we develop a simple framework that may help EMEs minimize the costs associated with holding excess reserves. CDS contracts are incorporated into the decision rule as contingent claims linked to sudden stops. The suggested framework provides the much-needed external liquidity in bad states and can be extended to include contingent claims linked to global factors for hedging the systematic risk component while a portfolio of CDS contracts on the external debt of comparable countries can be used for hedging the idiosyncratic risk component.
Sınır ötesi banka birleşmelerinin ve satın almalarının finansal etkileri
Sınır ötesi banka birleşmeleri ve satın almaları; hedef ülkenin mali politikalarına engel oluşturma, kriz döneminde krizi tetikleyen uygulamalarda bulunma, bir baskı grubu oluşturarak ülkenin izleyeceği politikaları yönlendirme, sağlıksız bir rekabet ortamı oluşturabilme, ülke içinde kaynak dağılımını sınırlama, satın alan tarafın ülkesinde gerçekleşen krizden dolayı hedef bankaların finansal durumunu etkileme veya batmasına neden olma gibi ülke ekonomisini etkileyebilecek negatif etkileri nedeniyle önemli bir yer arz etmektedir. Sınır ötesi banka birleşmelerini ve satın almalarını tetikleyen güdüler arasında, müşteriyi takip etme, savunma, pazar fırsatlarından yararlanma, riski dağıtma ve/veya azaltma, bilgi maliyetlerinin yüksek olması, otorite sınırlamalarının kaldırılması, ortak köken, etkinlik arttırma beklentisi, bankalarda bilişim teknolojilerinin maliyetlerinin yüksek olması, kapsam, ölçek ekonomilerine ulaşma ve sinerji beklentileri, yeni bir ülkede pazara giriş stratejisi, özelleştirme sonrası satın alma işleminden kâr elde etme beklentisi, hedef ülke göstergeleri (GSYİH yükselme beklentisi, bankacılık hizmetlerinin kullanım düzeyi, bankacılık sektöründe kârlılık oranları) yer almaktadır. Birleşmelerin ve satın almaların performanslarını ölçmek için pazar temelli hissedarların getirilerini hesaplama yöntemi, finansal tabloları temel alan çalışmalar, yöneticilere yapılan anket ve klinik çalışmalar yöntemleri kullanılmaktadır. Bankalarda finansal tabloları temel alan analizlerde ise oran analizi, parametrik yöntemler (Stochastic Frontier Approach, Distribution-Free Approach, Thick Frontier Approach gibi) ve parametrik olmayan yöntemler (Data Envelopment Analysis, Free Disposal Hull) kullanılmaktadır. Çalışmamızda, Türkiye'de gerçekleşen üç sınır ötesi banka satın almasının (Denizbak, Finansbank, ING Bank (Oyak Bank)) finansal etkilerinin incelenmesi amacıyla bir tür oran analizi olan CAMELS analizi kullanılmıştır. Sınır ötesi satın alınma öncesi üç yıl ve satın alınma sonrası üç yıl dönemlerinde, mevduat bankalarının ortalamalarına kıyasla üç bankanın performans gelişimi analiz edilmiştir ve üç bankanın sonuçları birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Araştırma sonuçlarında satın alınma öncesi ve sonrası dönemde üç bankanın bilgilerinde benzerlikler saptanmıştır. Üç bankanın performansının satın alınmadan sonraki üç yıllık dönemde azaldığı görülmüştür. Bununla birlikte üç bankanın satın alınmadan önceki dönemdeki performansları mevduat bankaları ortalamaları üzerindeyken, satın alınma sonrası dönemde üç bankanın performansının mevduat bankalarının altına düştüğü saptanmıştır. Hedef bankalarda satın almadan sonra gerçekleşen performans düşüşünün, sınır ötesi birleşme ve satın almaların negatif etkilerinin yanı sıra satın alınma sonrası dönemin 2008 kriz dönemine rastlaması ve satın alan bankaların krizden derinden etkilenmiş olmalarından da kaynaklanabileceği düşünülmüştür. Türkçe anahtar kelimeler: 1-Sınır Ötesi Banka Birleşme ve Satın Almaları 2-Bankacılık 3-Performans Ölçümü 4-CAMELS Analizi 5-Yabancı Banka 6-Denizbank 7-Finansbank 8-ING
Ayakkabı sektöründeki KOBİ'lerin finansman sorunları ve Manisa bölgesinde bir uygulama
ÖZET Son yıllarda gelişmiş ülkelerdeki ayakkabı ve deri imalat sanayinde faaliyet gösteren işletmelerin üretimlerini işgücü maliyeti düşük olan ülkelere kaydırma eğilimleri Türkiye için özellikle ayakkabı imalat sanayinde önemli fırsatlar doğurmuştur. Bu çalışmada Manisa İli'nde ayakkabı imalat sektöründe faaliyet gösteren küçük ve orta boyutlu işletmelerin finansman sorunları incelenmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur. Öncelikle genel olarak KOBÎ'lerin tarihsel gelişimi, özellikleri ve tanımları teorik olarak, daha sonra ayakkabı imalat sektörünün Türkiye ekonomisindeki yeri, dış ticareti, dünya ve Avrupa Birliği (AB) ülkelerindeki durumu, gümrük birliğinin sektöre etkisi ele alınmıştır. Son olarak sektörün sorunlarını belirlemek amacıyla bir anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışmasının sonucunda Manisa İli'ndeki ayakkabı imalat sektöründeki finansman sorunlarının genellikle Türkiye'deki sektör sorunları ile paralellik gösterdiği, ancak altyapı, işyeri seçimi, kalifiye eleman konularında sorunların bir ölçüde aşıldığı görülmüştür. Çalışmanın son bölümünde anket çalışmasının sonuçlarına da dayanarak ayakkabı imalat sektöründeki sorunların çözümüne yönelik önerilere yer verilmiştir.
Vadeli işlem ve opsiyon borsalarında tarımsal ürünlere dayalı vadeli işlem sözleşmeleri Türkiye uygulamalası
Piyasa koşullan içerisinde kar elde etmek amacıyla faaliyet gösteren taraflar, ekonomik koşulların sebebiyet verdiği belirsizlikleri ve bunun paralelinde oluşan riskleri mümkün olduğunca minimize etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla çeşitli finansal araçlar oluşturulmakta ve taraflar bu finansal araçlar vasıtasıyla beklentilerinin gerçekleşmesine engel olabilecek belirsizliklerden kendilerini bertaraf etmeyi planlamaktadırlar. Vadeli işlemler piyasası da bu finansal araçlardan biridir. İlk olarak 19.yüzyıl başlarına oluşturulan bu piyasalar temelinde risk transferini barındırmakta ve ileride oluşabilecek risklerden kendilerini korumayı amaçlayan taraf ile (Hedger), bu riski salın alarak kar elde etmeyi planlayan taraf (Spekülatör) arasında bir denge kurarak risk transferinin gerçekleşmesine imkan tanımaktadır. Yatırımcıların gelecekteki belirsizlikler karşısında oluşabilecek kayıplardan korunmalarında risk yönetiminde kullanılan finansal vadeli araçlar tanıtılarak bu araçların çeşitleri ve önemi üzerinde dumlmaktadır. Vadeli işlem piyasaları ülkemizde kuruluş aşamasındadır. İlk olarak tarımsal ürünlerde pamuk ve buğday ile faaliyete geçirilmesi düşünülen bu piyasaların geçerlilik kazanabilmesi için öncelikle tarım ürünlerinin fiyat akışına devletin müdahalesinin durdurulması gerekmektedir. Vadeli işlem piyasalarının faaliyete geçmesiyle gerek spekülatörlerin gerekse risklerini en aza indirmek isteyen tüccarların katkılarıyla borsada hareket ve likidite sağlanacaktır. m
Factoring işlemlerinin muhasebeleştirilmesi ve rasyolara olan etkisi
Reel kesimin büyümeye başlamasıyla birlikte piyasada yeni finansal tekniklerin kullanımının gereksinimi ortaya çıkmıştır. Gerek yurt içi gerekse yurt dışına mal ve hizmet sunan firmalar kaynak ihtiyaçlarını zamanında karşılayabilmek ve alacaklarının tahsil edilememe riskini ortadan kaldırmak için alternatif finansman yöntemlerine başvurmuşlardır.Özellikle 1980'den sonra önem kazanmaya başlayan factoring işlemi ülkemizde de uygulama alanı bulmuş ve hızlı bir şekilde yaygınlaşmıştır. Factoring ile firmalar alacaklarını zamanında tahsil edebilmekte ve nakit akımını da kolaylıkla gerçekleştirebilmektedirler. Bu nedenle factoring işlemi firmaların kısa vadeli alacak haklarının devredilerek nakit akışının sağlanması açısından büyük önem taşır.Bu tezin amacı bir finansman tekniği olan factoring'i incelemeyi ve factoring'in kullanılmasının firmaların rasyolarına etkisini açıklamayı kapsamaktadır
Avrupa Birliği ortamında tarım ürünleri işletmelerinde hibe destek kredileri
?Avrupa Birliği Ortamında Tarım Ürünleri İşletmelerinde Hibe Destek Kredileri'' adlı bu çalışma ile Türkiye'de tarım sektörünün sorunları, istihdamı, rekabet gücü ve genel ekonomi içindeki payı detaylarıyla belirtilerek değişen ve globalleşen dünyada Türk tarımının rekabet gücünün arttırılması hedeflenmiştir.Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyeti'ne tarıma dayalı bir nüfus ve ekonomi miras kalmıştır. Öyle ki, 1927 yılındaki ziraat sayımı sonuçlarına göre nüfusun %80'inden fazlası tarımla ilgilenmektedir. 2000'li yıllara gelindiğinde tarım nüfusu o döneme göre azalmış olmasına rağmen yine de fazladır ve Gayri Safi Milli Hasıla içindeki payı %8,6'dır. Türk tarım sektörünü içinde bulunduğu zor durumdan kurtarmak için, dünya tarımıyla rekabet edebilir hale getirmek gerekmektedir. Bunun için de gelişmiş Avrupa Birliği tarımıyla Türk tarımını karşılaştırıp zayıf yönlerimizi ortaya çıkartmak gerekmektedir.Avrupa Birliği tarım sektörüyle Türk tarımını karşılaştırdığımızda birçok konuda yetersiz olduğumuz görülmektedir. Bunların başlıcası; işletme başına düşen arazi büyüklüğü, teknoloji kullanımı, fiyat politikaları ve en önemlisi de finansman destekleridir. AB'de işletme başına düşen ortalama arazi büyüklüğü Türkiye'nin 2,8 katıdır. Bu da işletmelerin verimli olmasına neden olan etkenlerden biridir. Avrupa Birliği 2010 bütçesinde tarımsal destekler için ayrılan pay 55,9 milyar Euro ve oransal olarak ta %38'dir. Bu rakam da AB içinde tarıma verilen finansal desteğin ne kadar büyük olduğuna bir örnektir. Bu destekler çeşitli fonlar vasıtasıyla kullandırılmaktadırlar. Bunlardan bazıları; Avrupa Tarımsal Yönlendirme ve Garanti fonu (FEOGA), Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu (ABKF), Avrupa Sosyal Fonu (ASF), Avrupa Birliği Uyum Fonlarıdır. Türkiye'deki tarımsal kurum ve işletmeler de Avrupa Birliği uyum programı gereğince proje hazırlayarak bu fonlardaki desteklerden istifade edebilme hakkına sahiptir. Bu fonların desteği sayesinde Türk tarımının verimliliği ve rekabet gücü arttırılarak Avrupa Birliği tarım sektörüyle uyumlu hale getirilmesi amaçlanmaktadır. Tüm tarım işletmeleri veya kamu kuruluşları proje hazırlayarak %50'ye varan hibe desteklerinden yararlanabileceklerdir. Ancak bunun için hibe mekanizması aşamalarını geçmeleri ve doğru projeyi seçmeleri gerekmektedir. Bununla ilgili olan kurumlardan bazıları şunlardır; Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu (AKTD), Merkezi Finans ve İhale Birimi(MFİB).Tezin son bölümü uygulama bölümü olarak planlanmış ve bu doğrultuda çalışılmıştır. Bu bölümde Samsun ilinde bir un fabrikasının proje amaçlı hibe destek programına başvurusu ve aşamaları detaylarıyla incelenmiştir. Bu projeden istifade edebilmesi için gerekli olan kriterlerden en önemlileri; şirket finansman durumu, projenin amacı, destek sayesinde yapacağı yatırımın o bölgeye sosyal katkısı, desteğin şirketin rekabet gücüne katkı seviyesi ve kapasite artışıyla sağlayacağı fazladan istihdamdır. Ele alınan un şirketi de destek sayesinde üretim kapasitesini arttırıp bölgede buğday ekiminin artmasına, fazladan eleman çalışmasına ve satış cirosunun artarak bölgedeki tarım ekonomisine fazladan katkı sağlamayı başarmıştır.
İmalat sanayisinde firma etkinliğinin ölçümü ve finansal analizi : (1996-2006 dönemi)
Üretim, mal ve hizmetlerin yapıldığı süreci ifade eder. Üretim yönetimini de bunun ışığında kullanılacak kıt kaynaklarla, maksimum çıktı, kalite ve zaman şartlarına uygun en optimal üretimi gerçekleştirmek şeklinde tanımlanabilir. Günümüz koşullarında artan rekabet ortamı, reel sektörün etkinliklerini dikkate alarak değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla reel sektörde yer alan firmaların rekabet edebilmesi ve başarılı olabilmesi için, sürekli olarak etkinlik ölçümlerini yapmaları önemli olmaktadır.Veri zarflama analizi, çok sayıda girdi ve çıktı değişkenlerinin belirlenmesinden yola çıkılarak, etkinlik düzeylerinin hesaplanmasında kullanılan matematiksel programa dayalı, parametrik olmayan ölçüm tekniğidir.Bu çalışmada Türkiye'de imalat sanayisinde faaliyet gösteren sektörlerin etkinlik ölçümleri 1996-2006 dönemi itibariyle veri zarflama analizi (VZA) yöntemiyle incelenmiş ve finansal açıdan değerlendirilmiştir. Yapılan analiz sonucunda etkin olan ve etkin olmayan sektörler tespit edilmiş ve sektörlerin etkinliklerini artırabilmesi için gerekli önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: İmalat sektörü, Etkinlik ölçümü, Finansal analiz, Veri zarflama analizi
Hisse senedi getirilerini etkileyen faktörlerin analizi: İMKB'de bir uygulama
Finansal piyasalar günümüzde küreselleşmenin etkisiyle de makroekonomik ve mikroekonomik faktörlerin değişiminden etkilenmektedir. Yatırımcılar makroekonomik ve mikroekonomik faktörler ışığında hisse senetleri üzerinden sağlayacakları getirileri tahmin etmektedirler. Bu çalışmada makroekonomik ve mikroekonomik değişkenler ve hisse senedi geçmiş getiri verileri İMKB-100'de yer alan imalat sektöründeki şirketlerin hisse senedi getirileri tahmin edilmiştir. Bu amaçla tek yönlü sabit etkiler panel veri regresyon modeli kullanılmıştır. Modelde makroekonomik faktörler olarak faiz oranı, enflasyon, döviz, sanayi üretim endeksi, para arzı(M1), altın, petrol fiyatları, GSYİH, cari işlemler dengesi, yabancıların portföy yatırımları kullanılmıştır. Mikroekonomik değişken olarak modelde kar dağıtım politikası, finansal yapı, işletme büyüklüğü, sermaye artırımları, işletme hisse senetlerinin mali değerleri, işletme hisse senetlerinin riski kullanılmıştır. Hisse senedi getirisi ile döviz fiyatı, enflasyon oranı, yabancı portföy yatırımı, hazine iç borçlanma faiz oranı, likidite oranı, kapasite oranı, aktifin büyüklük değeri, hissenin beta değeri ve F/K oranı arasında anlamlı ilişkisi olduğu görülmüştür.
Girişimcilikte melek finansman yöntemi ve yatırımcısına sağladığı teşvikler
Melek Finansman Yöntemi, teknoloji odaklı yapısı gereği ABD ve Avrupa' nın birçok ülkesinde etkili ve yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Melek yatırımları birçok açıdan bu ülkelerin ekonomik ve sosyal hayatlarına önemli katkılarda bulunmaktadır. Bu doğrultuda Melek sermayesinin Türkiye' deki gelişimi, Türkiye' nin girişimcilik finansmanı açısından da büyük önem taşımaktadır. 15 Şubat 2013 tarihinde yayınlanan Bireysel Katılım Sermayesi Yönetmeliği ile Türkiye de Melek sermayesi yatırımları hareketlilik göstermeye başlamıştır. Yenilenen mevzuatta Melek Yatırımcılara %75-%100' lere varan vergi avantajları söz konusudur. Bu çalışmada girişimciler için önem taşıyan finansal kaynak sorunlarına alternatif olabilecek Melek sermaye "Angel Capital" modeli hakkında bilgiler sunulmuş ve girişimcilerin finansman sorununa çare olup olamayacakları araştırılmıştır. Çalışmanın gerçekleşmesinde yerli ve yabancı kaynak araştırması yapılmıştır. Bu kapsamda Hazine Müsteşarlığı web sitesinden, üniversite kütüphanelerinden konuyla ilgili yerli ve yabancı kuruluşların internet sitelerinden istifade edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Girişimcilikte Melek finansman, İş Melekleri, Bireysel Katılım Sermayesi, Bireysel Katılım Yatırımcısı
Batık kredilerin hesaplanması ve ekonomik krizlerin batık kredilere etkisi
Çalışmamamızda ilk olarak ekonomik kriz olgusu anlatılacak, krizin özellikleri, oluşumu, nedenleri ve çeşitleri sınıflandırılarak anlatılacaktır. Daha sonra çalışmada kullanılması düşünülen iktisadi değişkenlerden, cari açık, borçlanma ve büyüme kavramları detaylı bir şekilde ifade edilecektir.Çalışmanın ikinci bölümünde batık kredilerin hesaplama yöntemleri üzerinde durulacaktır. Batık kredilerin önceden doğru olarak tahmin edilmesi, hâsılatın doğru olarak tahminine yardımcı olacağı gibi, diğer bilanço kalemlerinin yönetimine katkı sağlayacağı açıklanacaktır. Alacakların firmanın varlıkları içerisindeki ağırlığı arttıkça batık kredilerin tahmini konusunda da daha gerçekçi çalışmaların yapılması zorunlu olmaya başlamıştır. Bu amaçla geleneksel muhasebe uygulamalarında kullanılmakta olan yöntemlerin yanında, niceliksel bazı tekniklerde geliştirilmiştir. Çalışmamızda, tahmin yöntemleri bu gelişmeye paralel olarak Klasik Yöntemler ve Markov Zincirler Yöntemi olarak gruplandırılmış, Türkiye'deki durumu vurgulamak yönünden de Vergi Usul Kanunu'ndaki düzenlemeler de incelenmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümünde, ilk iki bölümde teorik olarak anlatılan batık kredileri hesaplama yöntemleri ile enflasyon değişkenleri arasındaki ilişki birlikte değerlendirilecektir. Bu bağlamda öncelikle 1998 ? 2008 yıllarında İMKB' ye kote olan şirketlerin şüpheli ticari alacakları ile ilgili yılda gerçekleşen cari fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla arasında regresyon yöntemi ile ilişki aranacak ve açıklanmaya çalışılacak, ardından 1998-2008 yılları arasında T.C. Merkez Bankası tarafından yayınlanan genel sektör bilançolarında yer alan şüpheli alacaklar ile ilgili yıllar arasında gerçekleşen cari fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla arasındaki ilişkinin araştırılacak ve alt sektörlerin şüpheli alacakları ile cari fiyatlarla gayri safi hasıla arasındaki ilişki açıklanmaya çalışılacaktır.