
673
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Myrina koroplastik eserleri
İzmir ili, Aliağa ilçesinin kuzeyinde, Çandarlı Körfezi (Elaitikos) kıyısında ve Güzelhisar Çayı'nın (Koca Çay) ağız kısmında yer alan Myrina, Beriki Tepe ve Öteki Tepe adlı iki tepe üzerine kurulmuş bir liman kentidir. Myrina antik kenti nekropolünde Atina Fransız Okulu üyeleri E. Pottier ve S. Reinach tarafından 1880-1882 yılları arasında 3 yılda dört sezonu içeren kazılar sırasında, 4-5 bin mezar açılmıştır. Açılan bu mezarlardan 1.500'den fazla figürin ve başka mezar sunuları ele geçmiştir. Yaşayan varlıkları tasviri olup taşınması rahat olan, üç boyutlu küçük eserleri ve küçük insan ya da hayvanların tasviri figürin olarak isimlendirilmektedir. Pişmiş toprak olan terrakottanın ve tabii ki pek çok figürinin ana maddesi olan kilden sanat eseri üreten özellikle heykelcik yapan sanatçıya "koroplast" ismi verilmektedir. Koroplast olarak isimlendirdiğimiz sanatçının üretmiş olduğu eserlere ve bu üretim sanatına da "Koroplastik" ismi verilir ve küçük boyutlu olan bu koroplastikler en başta tanımını yaptığımız figürinlerdir. Mezarlara bırakılan hediyeler ve de adak törenlerinde kullanılan figürinler pişmiş toprak ağırlıklı, taş, ahşap ve çeşitli madenler gibi malzemelerden yapılmışlardır. Şekil olarak küçük boyutlu oldukları için kolay taşınabilir özellikte ve üç boyutludurlar. Ayrıca bulunan bazı figürinlerin oyuncak amaçlı tasarlandığı bilinmektedir. Figürinlerin evlerden kutsal alanlara, nekropollerden çöplüklere kadar çok geniş bir alanda bulunmaları, onların üretildiği malzemenin kolay elde edilebilir ve ucuz olması ile ilişkilidir. Bu durumda, figürinleri sosyal sınıf ayrımı olmaksızın çok sayıda insan için kolay ulaşılabilir yapmaktadır. Bu nedenle figürinler, antikçağ sanatının günlük yaşamının "ortak statü nesneleri" olarak kabul edilirler. Myrina'dan ele geçen figürinler yurt dışına götürülmüş ve bugün Avrupa'daki çeşitli müzelerde sergilenmektedir. Bergama müzesi yanında, Berlin Altes müzesi, Biritish museum, Cincinnati Sanat Müzesi, Louvre müzesi, New York Metropolitan Sanat müzesi, Boston Sanat müzesi, Atina Ulusal Arkeoloji Müzesinde Myrina figürinleri teşhir edilmektedir. Bu çalışmamızda ulaşabilir olan tüm Myrina figürinleri üzerinden genel bir değerlendirme yapılarak figürinlerinin tipolojik özellikleri, konteksti ve ikonografik özellikleri belirlenmiştir. Myrina figürinleri ise genel olarak Aphrodite, Demeter, Eros, Nike, Eros-Aphrodite Grupları, Satyr ve Siren tipleri, tanrı/ tanrıçalar, komedi masklı aktör, grotesk, köle tipleri, kadın-çocuk grupları, çoklu kadınlar, genç kızlar ve Ephebeler, erkek-kadın grupları, masklı kadınlar başlıkları altında gruplandırılabiliriz. v Myrina'nın konumu, nekropolis çalışmaları, eserlerin korunmakta olduğu çeşitli müzelere aktarılmış olup Myrina figürinlerinin tipolojik özelliklerinin Tanagra ile oldukça benzer olduğu, Anadolu'da ise Kyme, Smyrna ve Priene gibi kentlerin figürin üretimleriyle benzer özellikler taşıdığı görülür. Myrina figürinlerinin MÖ 3. yüzyılın ikinci yarısı itibariyle üretildiği ve genellikle MÖ 190 yılına ait Myrina sikkelerinin bulunduğu mezarların kesin bir kronolojiye sahip olabildikleri ve atölye imzalarına sahip örneklerin sıklıkla ele geçtiği bilinmektedir.
Romanizasyon politikası kapsamında kremna sikkeleri
Roma'nın siyasi hakimiyetine giren bütün bölgelerde olduğu gibi Küçük Asya topraklarındaki Pisidia Bölgesi'nin kentlerinde de Romalı yöneticiler tarafından sistemli bir romanizasyon politikası sürdürülmüştür. Bu kapsamda belli niteliklere sahip olan kentler Roma kolonisi olarak ilan edilmişlerdir. Pisidia Bölgesi'ne dahil olan Kremna'da bu kentlerden biridir. Romanizasyon politikası, imparatorluk topraklarında ortak bir kültür ve bilinç oluşturma gayesi ile siyasi, sosyal, dini ve kültürel pek çok alanda değişimlere yol açmıştır. Romalı yöneticiler egemenlikleri altındaki topraklarda hakimiyetlerini güçlendirmek ve kalıcı hale getirmek için çeşitli propaganda unsurları kullanmışlardır. Bu unsurlardan biri de sikkelerdir. Bu küçük oval nesneler para olarak karşıladıkları değerin yanı sıra aynı zamanda üzerlerine darp edilen betimlerle de topluma ulaşmak için kullanılan bir propaganda aracı haline gelmişlerdir. Bu kullanımın anlaşılabilmesi amacıyla Romanizasyon politikası kapsamında Kremna sikkeleri değerlendirilmiştir. Çalışmada öncelikle; Kremna'nın konumu ve tarihi, Kremna ile ilgili çalışmalar, Kremna halkı, kentin Romanizasyonu ve Akültürasyon süreci bölümlerine yer verilmiştir. Daha sonra, Kremna sikkeleri Roma koloni tipleri, imparatorlukla ilişkili tipler, mitolojik tipler ve kentle ilgili diğer tipler olarak dört ana başlık altında incelenmiştir. Zengin bir yerel kültüre ve yoğun bir etnik çeşitliliğe sahip olan Kremna'nın sikkeleri üzerinde, tercih edilen tiplerin, çeşitli propaganda stratejileri kullanılarak, sistemli bir Romanizasyon politikasına hizmet ettiği anlaşılmıştır. Roma tüm bu faaliyetleri ile sınırları içerisinde bulunan pek çok etnik çeşitliliği yalnızca baskıcı siyasi ve askeri otoritelerle değil, aynı zamanda etkili siyasi stratejilerle de bir arada tutabilmiştir. Roma, izlediği bu stratejiler sayesinde egemenliği altındaki pek çok bölgede bütünleşme yönünde bir Akültürasyon süreci yaşanmasını sağlayarak oldukça geniş bir coğrafyada uzun yıllar güçlü bir şekilde hakimiyetini koruyabilmiştir.
Kırmızı figürlü seramiklerde Eos ve lir tasvirleri
İnsan için "ölümsüzlük" varoluştan itibaren peşinden koşulan ve elde edilmek için türlü çabalar gösterilen bir ödül olarak görülmüştür. Zamana yenik düşen bedenlerimiz ile er ya da geç vedalaşırız. Müzik ve şiir ile ruhunu besleyen insan sanat eserleri yaratmış ve kendini değilse de onları ölümsüz kılmayı başarmıştır. Yunan mitolojisi tanrıların insani özellikler kazandığı insanların da tanrısal özellikler kazandığı hikayelerden oluşmaktadır. İnsan ve Tanrı arasındaki en temel ayrımlardan biri olan ölümsüzlük ise aşk, müzik ve şiir ile harmanlandığında karşımıza Eos ve Tithonos çıkar. Çalışmamızda ressamlara büyük ölçüde özgürlük sağlayan kırmızı figür tekniği ile işlenmiş seramikler üzerinde Eos ve lirin ilişkisini açıklamaya çalışılmıştır. Tezimizde literatürde sadece birlikte tasvir edildikleri ancak lirin sahnedeki anlamının açıklanmayışı ile oluşan boşluğu doldurmak amaçlanmaktadır.
Roma Dönemi Nikai'sında su temini
Bu çalışmanın konusunu Antik Nikaia kentinin Roma döneminde, kentin ihtiyacı olan suyu nasıl temin ettiği oluşturmaktadır. Antik yazarlardan Vitruvius'un Mimarlık Üzerine On Kitap adlı eseri, Roma Dönemindeki su teminine dair önemli bilgiler verdiği için bu çalışmanın ana kaynağı olmuştur. Antik Nikaia Kenti'nin üzerine şimdiki İznik şehri konumlandığı için çalışmada Lefke Kapı'daki su kemerine ağırlık verilmiştir. Lefke Kapı Su Kemeri, kentin su temini açısından oldukça önemlidir. Sukemeri ve kanalında, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce izin verilen öğrenci çalışması kapsamında incelemeler ve su kemerinde dijital taramalar yapılmıştır. Yapılan incelemelerle su kemeri yapımında kesme taş, moloz taş, tuğla, kireç, harç ve devşirme malzemeler kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Nikaia su sistemi, en erken İmparator Hadrian döneminden başlayarak 20. yüzyılın ortalarına kadar aktif olarak kullanılmıştır. 16. yüzyılda kenti ziyaret eden seyyahlar su kemerinin bakımsız olduğunu yazmışlardır. Uzun süre kullanılan su sisteminde, yapılan araştırmalar sonucunda İmparator Hadrian veya Justinianus dönemi, 8-9. yüzyıl, geç 11- erken 12. yüzyıl, 12-13. yüzyıl, 1963 onarımı ve son olarak 2015 restorasyonu olmak üzere toplam 6 yapı evresi saptanmıştır.
Geç Antik Çağ mozaik döşemeleri üzerinde Kantharos tasarımları ve ikonografisi
Kantharos, Antik çağda sıkça kullanılmış bir kap formudur. İçki kabı olarak bilinen kantharos Tanrı Dionysos'un atribütüdür. Kantharos tasviri birçok alanda olduğu gibi mozaikler üzerinde de sıkça kullanılmıştır. Bazen süsleme elemanı bazen de ana tema olan mozaikler üzerindeki kantharos tasarımları bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Basit süsleme elemanı olarak kullanılan kantharos tasarımları, Geç Antik Çağ'da Hıristiyanlığın yaygınlaşmasıyla ikonografik açıdan büyük önem kazanmıştır. Kantharos bu dönemde Hıristiyanlığın babası olan Hz. İsa ile ilişkilendirilmiştir. Bu tezde Geç Antik Çağ'a tarihlenmiş mozaik döşemeler üzerindeki kantharos tasarımlarının hem tipolojik hem de ikonografik açıdan incelenmesi amaçlanmıştır.
Bursa Arkeoloji Müzesi'nde yer alan iki adet zırhlı torso
Yüksek lisans tezimizin konusunu Bursa Arkeoloji Müzesi'nde yer alan iki adet mermerden yontulmuş zırhlı torso oluşturmaktadır. Araştırmamıza önce zırhlı heykellerin kökeni ile başlanmış ve bu bölümde ayrıca konu ile ilişkili daha önce yapılan yayınlar irdelenmiştir. Diğer bir bölümümüzü Antik Çağda Anadolu'da zırhlı heykel üretimi yaptığı bilinen Aphrodisias, Dokimeion ve Prokonnesos gibi atölyelerin üslup bakımından incelenmesi oluşturmuştur. Bir diğer bölümde çalışmamızın konusunu oluşturan torsoların hangi atölye/atölyelere ait olabilecekleri sorusu tartışmaya açılmıştır. Tipoloji bölümümüzde ise zırhlı torsolarımız tip olarak incelenerek benzer örnekler ile karşılaştırılmıştır. Çalışmamızın bir diğer bölümü zırhlı heykellerimizin üzerinde yer alan zırh, giysi ve aksesuarların ikonografik incelenmesine ayrılmıştır. Son bölümümüz ise tarihleme konusuna ayrılmıştır. Atölyeler bölümünde yaptığımız değerlendirme sonucunda her iki heykelimizin de Prokonnesos Atölyesi'nde yontulmuş olabileceği sonucuna varılmıştır. Heykellerimizle tip olarak benzeyen heykellerin de Prokonnesos Atölyesi üretimi oldukları görülmüştür. Zırh üzerinde kabartma olarak verilen tanrısal atribütlerle imparator, kökenini tanrısal kahramanlara dayandırarak güçlü bir savaşçı olduğunu göstermektedir. Pteryges rozetleri üzerinde yer alan kabartma figürlerin ise imparatorun yanında savaşa katılmış olan lejyonları temsil ettiği ortaya konmuştur. Tarihleme konusunda Kat. 1'de gösterilen heykelin, Hadrian'a ait olduğu ve Gölyazı'da bir duvar üzerinde tespit ettiğimiz kaide de dikkate alınarak, Hadrian'ın Apollonia'yı ziyaret ettiği tarihlerde yapılmış olabileceği teyit edilmiştir. Diğer torsomuz ise Septimius Severus'a ait olması nedeniyle MS 2. yüzyılın sonu, MS 3. yüzyılın başı tarihinde yontulmuş olmalıdır.
Kültür varlıklarının korunması ve sergilenmesi kapsamında: Apollonia ad Rhyndacum Nekropolü açık hava müze önerisi
Kültür Varlıklarının Korunması ve Sergilenmesi Kapsamında: Apollonia ad Rhyndacum Nekropolü Açık Hava Müze Önerisi Kültür varlıklarını koruma bilinci 19. yüzyılda Avrupa'da gelişim göstermeye başlamıştır. Çağdaş ve bütüncül koruma ilkelerinin temelleri bu dönemde atılmıştır. Kültür varlıkları bulunduğu çevre ile birlikte değerlendirilmelidir. Bütüncül koruma anlayışının yansıması olarak koruma ve sergileme uygulamaları kapsamında açık hava müzeleri, çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Tez çalışması hazırlanırken ulusal ve uluslararası mevzuatlar ve açık hava müze örnekleri irdelenmiştir. Elde edilen sonuçlar ile tez dört bölümden oluşturulmuştur. İlk bölümde çalışmanın ana materyali olan kültür ve kültür varlıkları kavramları incelenmiştir. İkinci bölümde ise ulusal ve uluslararası mevzuatlarda kültür varlıklarının korunması ve korumanın gelişim sürecine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise çalışmanın ana konusunu oluşturan kültür varlıklarının koruma ve sergileme yaklaşımı olarak açık hava müzeleri ele alınmıştır. Açık hava müzelerinin oluşturulma kriterlerinde Kültürel Miras Alanlarının Yorumlanması ve Sunumu Tüzüğü baz alınmıştır. Dördüncü bölümde ise Apollonia a.R. Kenti ve kentte yer alan nekropol alanı irdelenmiştir. Nekropol alanındaki çalışmalardan bahsedilmiştir ve yapılması öngörülen açık hava müzesinde kullanılması planlanan bilgilendirme tabelaları sunulmuştur.
Gaziantep Üniversitesi 002 numaralı Paleolitik Çağ buluntu yeri (GAÜN-002) yontmataşlarının teknolojik ve tipolojik analizi
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Gaziantep, Türkiye'de araştırılmış en önemli Paleolitik Çağ buluntu yerlerini barındırmaktadır. 20. Yüzyılın başından günümüze kadar birçok araştırmacı Gaziantep ilinde araştırmalar yapmış ve bölgenin Paleolitik çağlarda yoğun iskana uğradığını belirlemişlerdir. Paleolitik insanlarının iskanında önemli faktörler arasında Gaziantep ikliminin yaşanabilirliği, doğal kaynaklarının bol olması ve çakmaktaşı hammadde kaynaklarının yoğun olması gelmektedir. Buna ek olarak, Gaziantep'in konumu itibariyle Paleolitik dönemlerde insanların Avrasya'ya yayılışı açısından geçiş rotası üzerinde bulunması, bu zenginliğin nedenlerinden bir diğeridir. Bu tez çalışmasında Gaziantep Üniversitesi içerisinde bulunun ve GAÜN 002 buluntu alanı olarak adlandırdığımız bölgede tarama yapılmıştır. 7155 adet yontmataş buluntu tespit edilmiştir. Buluntular içerisinde Alt-Orta Paleolitik dönemin temel aletleri olan; el baltaları, kıyıcı ve kıyıcı aletler, levallois olan ve olmayan teknolojik unsurlar yer almaktadır. GAÜN 002 numaralı buluntu alanındaki çakmaktaşı hammadde kaynağının, Paleolitik dönem insanları tarafından aletlerin yapımında kullanılması, hammadde-alet-insan ilişkisini anlamamıza olanak sağlamaktadır. GAÜN 002 buluntu alanı Anadolu, Suriye ve Levant bölgesindeki diğer alt Paleolitik dönem yerleşimleriyle benzerlik göstermektedir. Özellikle Orta/Geç Acheulean ve Orta Paleolitik dönem yerleşimlerindeki yontmataş teknolojisinin benzerliği, bu bölgedeki yontmataş teknolojisinin etkileşimini ve gelişimini anlamamızı sağlamaktadır.
Gümüşler nekropolü
Bu Tez çalışmasının konusunu 1997 yılında Denizli ili Gümüşler Beldesi'nde yer alan Erbakır Fen Lisesi'nin yapımı sırasında tespit edilen ve kazısı Denizli Müzesi'nce gerçekleştirilen 17 adet mezar ve bu mezarlara ait buluntular oluşturmaktadır. Gümüşler Nekropolü, Lykos Vadisi içerisinde yer almakta olup Laodikeia territoriumuna dahil edilmekte ve bu kentin batısına yaklaşık 8,4 km.'lik mesafede yer almaktadır. Laodikeia territoryumunun yaklaşık 30.000 hektarlık bir alanı kapladığı, bunun da Lykos Vadisi'nin üçte ikisine tekabül ettiği bilinmektedir. Gümüşler Nekropolü'nde lahitler ve pişmiş toprak kiremit çatma mezarlar olmak üzere iki farklı tipte mezar açığa çıkarılmıştır. Gümüşler Nekropolü'nde açığa çıkarılan bu lahitlerden sayıca en fazla olanı fosilli traverten tekne mezarlardır. Pişmiş toprak kiremit çatma ve fosilli traverten lahit tekne mezarlar Laodikeia Nekropolü'nde açığa çıkarılan mezar tiplerindendir. Ayrıca Gümüşler Nekropülü'ne ait mezar hediyelerinin de yine Laodikeia Nekropolü'nde açığa çıkarılan eserler ile paralel olduğu anlaşılmıştır. Gümüşler Nekropolü'ndeki mezar sahiplerinin, çok az bir kısmının refah seviyesinin yüksek, büyük çoğunluğunun ise daha düşük gelirli kişilerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Erken Hellenistik Dönem'e tarihlendirilen A1 No'lu mezar bu konuda aydınlatıcı olup zengin buluntuları sayesinde refah seviyesi yüksek bir kadına ait olduğu tespit edilebilmiştir. Bazı mezarlardan ölü hediyesi açığa çıkarılmamış olması Antik Dönem'de soyulmuş olabileceğini akla getirse de G1, G2 ve G3 no'lu kiremit çatma mezarlardan iskelete ait kemik parçalarının bulunmuş olmasına rağmen ölü hediyesine rastlanmaması nekropol alanında farklı statü ve refah düzeylerinin ispatı niteliğindedir. Gümüşler Nekropolündeki mezarlara yönelik yapılan tipolojik değerlendirmeler ve ölü hediyelerinin stilistik, tipolojik değerlendirilmeleri ışığında Erken Hellenistik Dönem'den MS 2. yy. ortasına kadar uzandığını göstermiştir.
Şanlıurfa Bölgesi Demir Çağı heykeltıraşlık eserleri
Şanlıurfa Bölgesi Demir Çağı Heykeltıraşlık Eserleri konulu tez çalışmamda bölgede bulunan ve Demir Çağı heykeltıraşlık özellikleri taşıyan 42 parça eser, kaya resimleri ve kaya kabartmaları değerlendirilmiştir. Şanlıurfa Bölgesinde bulunan heykeltıraşlık eserleri, çeşitli kaynaklardan faydalanarak tanımlama ve tarihleme çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Tez çalışmamızın bölgenin Demir Çağı heykeltıraşlık sanatı çalışmalarına bir ışık tutması amaçlanmıştır. Anadolu'da heykeltıraşlık eserleri taş oymacılığındaki ustalığı ve detaycılığı öne çıkmıştır. Bu kralların büstleri ve anıtsal kabartmalar Demir Çağı kültürünün ve inançlarının izlerini taşırdı. Heykeltıraşlık eserleri, Demir Çağı'nın farklı kültürlerinin dünya görüşlerini ve estetik ağlılarının yansımasıdır. Bu döneme ait heykeltıraşlık eserleri, tarih ve sanat meraklıları için bu büyük medeniyetlerin yaşam tarzlarını, inançlarını ve güzellik anlayışlarını anlamak adına önemli kaynaklardır. Konu hakkında sınırlı olan çalışmaların heykeltıraşlık sanatı konusunda Şanlıurfa ve diğer bölgeler için fayda sağlayacağını düşünüyoruz. Çalışmamızda Şanlıurfa kökenli çeşitli müzelerin envanterinde yer alan ve yerinde korunan heykeltıraşlık eserleri incelenmiş, eserlerin benzerleri bulunarak karşılaştırmalar ve tarihlendirme çalışmaları yapılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda bölgede bulunan eserlerin gerek üslup, gerekse ideal betimlemeler bakımından diğer bölgeler gibi zengin olduğunu göstermektedir.
MÖ 3. binyılda Orta Fırat Bölgesi'nde pişmiş toprak figürinler
Orta Fırat Bölgesi, Fırat nehri boyunca Şanlıurfa ilinin Siverek ilçesinde yer alan Hassek Höyük civarından, güneyde antik Mari'ye (Suriye'de Abu Kemal kasabasının 11 km kuzey batısında) kadar uzanan Fırat Nehri ve yakın çevresini kapsar. Bu bölge, doğuda Mezopotamya ile batıda Levant arasında bir geçiş bölgesidir. Orta Fırat Bölgesi, Mezopotamya'dan Akdeniz'e doğu-batı yönünde ilerleyen yol boyunca Güney Mezopotamya'yı Anadolu'ya bağlayan ticaret yollarının kesiştiği bölge olması sebebiyle Yakın Doğu'nun en önemli yerleşim bölgelerinden biri olmuştur. Tez kapsamında, bölgede ele geçen figürinlerin üretim tekniği, tip ve ikonografik açıdan değerlendirilip, yerleşimler arasında benzer olan figürinler ile karşılaştırılması yapılmıştır. Yerleşim yerlerindeki konteksler de göz önünde bulundurularak MÖ 3. binyılda yaşayan toplumların sosyo-kültürel, dini ve siyasi açıdan kendilerini ifade etme araçlarından biri olan pişmiş toprak figürinlerin üretim amaçları ve işlevleri ele alınmıştır. Orta Fırat Bölgesi, stratejik konumu sebebiyle geçmişten günümüze kadar önemini korumayı başarmıştır. Birçok baraj projesinin de katkılarıyla Yakın Doğu'nun en iyi araştırılan bölgelerinden biri olmuştur. Pişmiş toprak figürinler, genellikle ilgili yerleşimler ile birlikte ele alınmış ve genel bir tipoloji oluşturulmuştur. Bu sebeple, Orta Fırat Bölgesi'nde ele geçen figürinler, Kuzey Suriye içindeki yakın çevrede ele geçen yayınlanan figürinlerin geneli ile karşılaştırılarak değerlendirilmiş ve yeniden tanımlanmaya çalışılmış; figürin gruplarının bölge içindeki dağılımı incelenmiştir.
Arkeolojik veriler ve çivi yazısı kaynaklar ışığında M.Ö. II. bin yılın ilk çeyreğinde Kahramanmaraş'ın tarihi coğrafyası
Kahramanmaraş Coğrafyası, Torosların uzantıları olan sıradağlarla, bu dağlar arasında kalan geniş ovalarla ve akarsuların oluşturduğu vadilerle şekillendiği bir bölgedir. Bu Coğrafi özellikler Tarih Öncesi dönemlerden günümüze kadar bu şehir sınırlarını yerleşim ve geçiş yeri anlamında odak noktası haline getirmiştir. Şehrin araştırma tarihçesine ve yaptığımız arazi araştırması verilerine bakıldığında Protohistorik dönemlerde kuzey ve güney olarak iki farklı kültürel ayrım görülmektedir. Bu kültürel ayrıma neden olan faktörlerin başında geçit vermeyen yüksek dağlar ve iklim farklılıkları sayılabilir. Tez konumun dönemini oluşturan M.Ö. II. Bin yılın ilk çeyreğinde yani diğer bir adıyla Asur Ticaret Kolonileri çağında Maraş'ın Asur-Kaniş arasındaki transit ticaretin önemli rotaları üzerinde yer almasından dolayı büyük ticari merkezler olan Karum ve daha küçük ticari merkezler Wabartum'lara ev sahipliği yapmaktadır. Ticari merkezlerin büyük bir ticari organizasyonu içerisinde barındırdığı çivi yazısı belgelerde anlaşılmaktadır. Bu ticari organizasyonun nedenli büyük boyutlu oluşunu şehri yöneten beyler üzerindeki etkisinden anlamaktayız. Beyler ticaretle uğraşan tüccarlara yeri geldiğinde güvenlik sağlarken, yeri geldiğinde de bu topraklarda işlediği suçlar karşılığında cezalar verebilmektedir. Tüccarlar Asur'dan getirdiği mallar karşısında Anadolu'dan bazı ürünleri de Asur'a götürmüşlerdir. Ayrıca Anadolu'da Karum ve Wabartum gibi ticari merkezlere sahip olan şehirlerde de ürünler alınıp satılmıştır. Lokalizasyonu kesin olmamakla birlikte bu ticari merkezlere sahip olan şehirler Lawazzantiya, Hurama ve Mama Kahramanmaraş sınırları içerisine yerleştirilmiştir. Bu şehirlerarası yolların rotaları coğrafyaya göre şekillenmiştir. Bazı şehirler geniş tarım alanlarına sahip olan ovalara lokalize edilirken, bazıları ise dar vadi girişlerine lokalize edilmektedir. Yaptığımız yüzey araştırması ve arşiv taramalarının coğrafya üzerinden etkisi neticesinde şehirlerin lokalizasyon konumları daraltılmış, Asur Ticaret Koloni yollarının Maraş'tan geçen kısımları önerilmiştir.
Müzelerde ısı, ışık, nem
Bu araştırmanın genel amacı; Müzelerde ısı, ışık, nemin, incelenmesi ve müzelerdeki, eserler üzerinde etkilerini incelemektir.Bu araştırmada öncelikle literatür taraması yapılmıştır. Müze türleri ve müzelerdeki sıcaklık, ışık, bağıl nemin, müzelerdeki durumları ve değerleri incelenmiştir. Malatya müzesindeki sıcaklık, ışık, bağıl nem düzeyleri periyodik olarak ölçülmüştür. Bu ölçümlerin sonuçları olması gereken standart değerlerle karşılaştırılması yapılmıştır.Yapılan Ölçümler sonucunda Malatya Müzesinin sıcaklık, ışık, bağıl nem standartlarının olması gereken standartlarda olmadığı ve bu durumun eserlere zarar verdiği görülmüştür. Bu sonuçların eserlere verdiği zararların önlenmesi için yapılması gereken çalışmalar belirtilmiştir.
Erzurum Arkeoloji Müzesi'nde bulunan Urartu Dönemi'ne ait madeni bilezikler ve pazıbentler
Urartu Krallığı M.Ö. 9. ve 6. yüzyıllar arasında Van Gölü çevresindehüküm sürmüstür. Urartuların en büyük rakibi Kuzey Mezopotamya'daki AssurDevletidir. Urartular, Assurlar'dan siyasal ve kültürel olarak etkilenmislerdir.Urartular metal isçiliğinde gelismisler ve silahlar, süs esyalarıüretmislerdir. Süs esyaları, kötülüklerden korunmaya yarayan bir muska olarakve toplumsal statüyü göstermek için, kadınlar ve erkekler tarafındankullanılmıstır. Bu esyalar mezarlara da bırakılmıstır. Süs esyaları içinde enyaygın olarak kullanılanlar bilezikler ve pazıbentlerdir. Geç Yeni - Assurkabartmalarında tasvir edilen figürler hayvan baslı bilezikler ve pazıbentlertakmıslardır. Bu süs esyaları Urartu ve Geç Hitit sanatında da görülmektedir.Bilezik ve pazıbentlerin uçlarındaki hayvan basları genellikle aslan, boğa -buzağı, yılan - ejderdir. Erken Demir Çağı'ndan itibaren görülen bu tür bileziklerve pazıbentler çoğunlukla Assur'lar tarafından kullanılmıstır.Bilezik ve pazıbentler arkeolojik kazılarda az sayıda bulunmustur. Bu süsesyalarının çoğunluğu müzelerde ve özel koleksiyonlarda bulunmaktadır.Bu çalısmada Erzurum Arkeoloji Müzesi'ndeki bilezikler ve pazıbentlerincelenmistir. Bilezikler ve pazıbentler müzeye satın alma yoluyla gelmislerdir.
Kapadokya Komanası Geç Hellenistik ? Roma Dönemleri seramiği
Kapadokya Komanası Antik Kenti (Şar Köy), Adana İli'ne 196 km uzaklıktaki Tufanbeyli İlçesinin 15 km kuzeydoğusundadır. Antik kentin büyük bir kısmı günümüzde köy yerleşimi altında kalmıştır. Ayakta kalabilen yapılar Roma Dönemi Anıt mezarı, Roma Dönemi tapınağına ait cella girişi ve Tiyatro Binasıdır. Roma Dönemi Anıt mezarı, Bizans Döneminde yeni eklemelerle kiliseye dönüştürülmüştür. Ayrıca Orta Tomas Tepe, Çatal Tepe ve çevresinde çok sayıda, çeşitli tipte mezar yapısı da günümüze ulaşmıştır (Kaya Mezarı, Taş Sanduka Mezar, Dromoslu Mezar, Yığma Mezar vs.).Antik yazarların ve 19. yy. araştırmacıların ilgisini çeken bu kent kaynaklarda, kutsal kent olarak geçmektedir. Burada halkın ?Ma? dediği Enyo Tapınağı bulunmaktaydı, halkı çoğunlukla dindar kişiler ve tapınakta yaşayan hizmetkarlardan oluşmaktaydı.Şarköy'de Kapadokya Komanası'na lokalize edilen alanda 2002 yılında Yrd.Doç.Dr. K. Serdar Girginer tarafından yürütülen yüzey araştırmasında , Şar Köy Orta Tomas Tepe, Şar Köy Çatal Tepe, Şar Köy Ortak Bahçeler (Kavak Tepe) olarak isimlendirilen alanlardan toplanan seramik içinde yer alan Geç Hellenistik ve Roma Dönemlerine tarihlenen seramiklerin değerlendirilmesi bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır.Anahtar Kelimeler: Kapadokya Komanası, Şar Köy, Geç Hellenistik, Roma, Seramik.
Seramik buluntuların ışığı altında M.Ö. II. binde Çukurova-Orta Anadolu ilişkileri
M.Ö.II.Bindeki siyasal yapı içerisinde Hititler'in Kuzey Suriye ve Mezopotamya'ya verdikleri önem nedeniyle bu bölgeye inen yollar üzerinde yer alan Çukurova Bölgesi de onlar açısından önem kazanmıştır. M.Ö.II.Binde Kizzuwatna adıyla bilinen önemli bir Hurri krallığını içinde barındıran Çukurova Bölgesi, bu süreç içerisinde kimi zaman Hititler ile eşit statüde, kimi zamansa onlara tabi bir krallık olmuş, ancak her zaman kültürel özerkliğini korumuştur. Özellikle Hititlerle yapılan eşitlik esasına dayanan son antlaşma olma niteliğindeki Sunassura Antlaşması'ndan sonraki dönemde Kizzuwatna'nın Hititler'in ?arka bahçesi? olduğunu görüyoruz.Bu çalışma sırasında iki bölge arasında benzerlik tespit edilen seramik formlarının yoğunluğu, yine iki bölge arasındaki siyasi, kültürel ve ticarî ilişkilerin boyutuna paralellik göstermektedir. Bölgede özellikle GTÇ'nda Orta Anadolu'nun Hitit malzemesiyle benzerlik söz konusudur. Bu etkinin Gözlükule GTÇ II evresine tarihlenen büyük boyutlu bir yapı ve Yümüktepe'deki sur sisteminde de görüldüğü üzere mimariye de yansıdığı sanılmaktadır..Anahtar Kelimeler: Çukurova, Orta Anadolu, Kizzuwatna, Hitit, Seramik İlişkileri
Yukarı Ova (Ceyhan Ovası) Hellenistik Dönem seramiği
M.Ö. 336 yılında Makedonya kralı II. Philip'in (M.Ö. 359-336) ölümünden sonra yerine, oğlu Büyük İskender (III. Alexandros M.Ö. 336-323) geçmiştir. Büyük İskender tarafından kurulan ve onun generalleri tarafından parçalara ayrılan imparatorluk geniş coğrafyalara yayılmıştır. Büyük İskender'in askeri seferleri, siyasi yönden olduğu kadar kültürel yönden de çok önemli sonuçlar doğurmuştur. Çünkü bu seferler sonucunda, Antik Hellen uygarlığı, Uzak Doğu'ya kadar yayılmış ve bu bölgedeki Mısır, Mezopotamya, İran ve Hint uygarlıklarıyla karışarak ve kaynaşarak yeni bir uygarlığı yani Hellenistik Uygarlığı oluşturmuştur. Büyük İskender'in Dünya İmparatorluğu'nun her yerinde olduğu gibi Anadolu'da da Hellenistik Dönem'de, Hellenizasyon süreci öncesinde kendi dillerini konuşan, özgün beğenileri ve çömlekçilik gelenekleri olan toplumlar vardır. Kilikia'nın Diadochlar Dönemi'ndeki kentleşme hareketleri, bir endüstri dalı olan çömlekçilik faaliyetlerini ve seramik üretim teknikleri ve bezeme geleneklerini de etkilemiştir.Büyük İskender'in M.Ö. Haziran 323'de Babil'deki ölümünden sonra ise imparatorluk temel olarak üç parçaya bölünmüştür: Mısır, Libya ve Levant bölgelerinde Ptolemaioslar, Suriye ve Güney Anadolu'da Seleukoslar ile Makedonya ve Hellas'ta Antigonoslar egemenliklerini devam ettirmişlerdir.Bölgenin Hellenistik Dönem'deki kentleşmesinin, çömlekçilik gelenekleri ve seramik ekolleri üzerine olan yansımalarına bakıldığında, Kilikia Bölgesi'nin Antik Dünya'nın genelindeki bu gelişmelerden kopuk olmadığı görülebilir. Özellikle de Erken Hellenistik Evre'de (M.Ö. 300-240/30) bölgenin tamamında, Yakındoğu ve Kıbrıs etkili güçlü bir Hellenistik seramik geleneğinin var olduğu görülür. Bölgeler ve seramik ekolleri arasındaki etkileşimlerin ise dönemin egemen gücü olan, Hellenistik Krallıklar tarafından geliştirilen kentleşme faaliyetleri sonucunda gelişen uluslararası ticaretin doğal bir sonucu olduğu görülmüştür.Çukurova Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından gerçekleştirilen Adana ve Kayseri'deki yüzey araştırmalarının beşinci bölümünün ikinci etabı olan Ceyhan Ovası çalışmalarında öncelikli hedef; bölgeyi daha önce incelemiş araştırmacılar tarafından, arkeoloji literatürüne kazandırılmış olan yerleşmelerin günümüz durumlarının incelenmesi, ayrıca prehistorik ve M.Ö. I. Bin yerleşmelerinin tespit edilmesidir.Ceyhan ve Kozan ilçe sınırları içerisinde, Çanak Çömlekli Neolitik Çağ'dan itibaren gelişen çeşitli köy yerleşimleri tespit edilmiştir. Anadolu'nun kuzey ve batısını, güney ve güneydoğusu ile bağlayan Çukurova ile Amik Ovası arasında, Ortadoğu'ya açılan önemli bir konumda bulunan Ceyhan ve Kozan höyüklerinden yeni veriler elde edilmiştir. Bazı höyükler Mersin-Adana-Ceyhan hattında olup, Antik Çağ'da da kullanılan bir yol ağına işaret etmektedir. Bu yol, Roma İmparatoru Vespasianus'un (M.S. 69-79) Roma'da bulunduğu dokuz yıl boyunca, başta başkent olmak üzere imparatorluğun eyaletlerinde de giriştiği inşaat programı zamanında yapılan, Dağlık Kilikia'nın sahil yolunun devamında bulunmaktadır.Yukarı Ova (Ceyhan Ovası) yüzey araştırmalarında derlenen Hellenistik Dönem seramiklerinin ele geçtiği merkezlerin, yörenin Tarsos, Anazarbos, Aigaea, Hierapolis/Kastabala, Mopsuestia-Misis gibi büyük kentlerine tarımsal destek veren üretimci köy yerleşimleri olduğu düşünülmektedir.Yukarı Ova kaseleri hamur, firnis, form ve bezeme açısından çeşitlilik gösteren bir gruptur. Bilimsel bir kazıdan gelmediği için analoji, daha çok kıyaslama yöntemiyle yapılmıştır. Doğal olarak bu değerlendirmede, bazı eserler dışında, kesin bir tarih ve atölye adı vermekten kaçınılmış, sadece olası üretim merkezlerine göndermede bulunulmuştur. Sınıflandırma için, ilk kez F. Courby, daha sonra A. Laumonier tarafından kapsamlı bir şekilde ele alınan ve bu konuda çalışanlar tarafından da kabul edilen, bezemeye dayalı düzen kullanılmıştır. Daha önceki araştırmacıların değindiği gibi kil, firnis, form gibi özellikler sınıflandırma için sınırlı ölçüde etkilidir.Anahtar Kelimeler: Yüzey Araştırması, Ceyhan, Kozan, Kilikia, Yukarı Ova (Ceyhan Ovası), Hellenistik Dönem, Hellenistik Dönem Seramiği, Kalıp Yapımı Kaseler, Hellenistik Dönem Lüks Sofra Kapları, Megara Kaseleri
Seramik buluntuların ışığı altında m.ö. III. binde Çukurova bölgesi
ÖZETSERAMİK BULUNTULARIN IŞIĞI ALTINDA M.Ö. III. BİNDEÇUKUROVA BÖLGESİZeynep YILMAZYüksek Lisans Tezi, Arkeoloji Anabilim DalıDanışman: Yrd. Doç. Dr. K. Serdar GİRGİNERNisan 2008, 136 sayfaETÇ I döneminde, Kilikya Bölgesi daha çok Kuzey Suriye-Mezopotamya ve İç Anadolu Bölgesi ile ilişkili olup, bu dönemde benzer birkaç örnek dışında Batı Anadolu ile ilişkili olmadığı tespit edilmiştir.ETÇ II döneminde, Kilikya'nın İç Anadolu, Amanosların doğusu, Amuk, Fırat, Kuzey Suriye, Mezopotamya, Levant, Kıbrıs ve Girit ile ilişkili olduğu, bölgenin öneminin daha da arttığı ve Tarsus'un bu dönemde ticarette söz sahibi bir merkez niteliği taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu dönemde yapılan ticaret hem karadan hem denizden olup, yoğunluk kazanan ticaret sonucu bölgenin, Batı Anadolu'yu da tanımaya başladığı ve bu bölgeyle ilişkili olduğu anlaşılmıştır.ETÇ III döneminde ise Çukurova Bölgesi'nde kültürel anlamda çok büyük değişimler olmuştur. Batı Anadolu'ya özgü kap biçimlerinden kase, çark yapımı tabak, depas, tankard, çift kulplu fincan ve matara gibi seramik malzemeleri yanı sıra mimaride de yine Batı Anadolu'ya özgü olan megaron tipi yapılar ortaya çıkmıştır. Bu dönemde, daha az oranda İç Anadolu ve Kuzey Suriye ile ilişkiler devam etmiş ve dönem sonlarına doğru Batı anadolu'ya özgü kap formları ile Kuzey suriye'ye özgü kap formlarının karışımından yerli hamur ile sadece bu bölgeye özgü bir gelenek oluşturmuşlardır.Anahtar Kelimeler: Çukurova, ETÇ, Seramik.
Seramik buluntular ışığında Geç Tunç Çağı-Erken Demir Çağında Çukurova-Kıbrıs ilişkileri
Bu çalışma, Geç Tunç Çağı ve Erken Demir Çağı'nda, Çukurova ile Kıbrıs arasındaki seramik ilişkileri ile ilgilidir.Geç Tunç Çağı'nda Göksu Vadisi'nde yer alan Kilise Tepe, birçok Parlak Kırmızı Çark Yapımı mal vermiştir. Çukurova'da bu malların oranı oldukça azdır, sadece Yumuktepe, Gözlükule, Kinet Höyük ve Soloi Pompeiopolis'te birkaç parça bulunmuştur. Bu mal grubu Kıbrıs'ın hemen her yerinden oldukça çok sayıda ele geçmiştir. Parlak Kırmızı Çark Yapımı mal grubunun ana formları İğ Biçimli Şişeler, Kol Biçimli Kaplar, Matara Biçimli Şişeler, Mercimek Gövdeli Matara Biçimli Şişeler, Çömlekler, Testiler ve Geniş Çanaklardır. Karakteristik tipleri, Mısır, Filistin, Suriye, Anadolu ve Kıbrıs gibi geniş bir alanda bulunmuşlardır. Bu mal grubunun kaynağı uzun süredir tartışmalıdır.Geç Tunç Çağı'nda Çukurova'da Kıbrıs seramiği, temel olarak, Beyaz Astarlı II'lerle temsil edilirler. Halka Dipliler, Beyaz Tıraşlılar, Tek Renk ve Çift Renk mallar nadirdir. Kıbrıs seramiği Yumuktepe, Gözlükule, Soloi - Pompeiopolis ve Kinet Höyük'de bulunmuştur. Geç Tunç Çağ'da Kilise Tepe'de Kıbrıs seramiği yoktur.Erken Demir Çağı'nda, Çukurova'da Kıbrıs seramiği, temel olarak, Kilikia Boyalıları ve Kıbrıs Tipinde Kilikia Boyalıları ile temsil edilirler.Anahtar Kelimeler: Çukurova, Kıbrıs, Geç Tunç Çağı, Erken Demir Çağı, Seramik
Modern müze işletmeciliği
Bu araştırmanın amacı gün geçtikçe küçülen dünyamızda ve bilgi alışverişinin çok hızlı olduğu günümüzde Türkiye'nin müzelerinin ve müzeciliğinin durduğu noktayı tarif edebilecek yeterli altyapının ve geri beslemenin mevcut olup olmadığını incelemektir.Müzeciliği bir sektör olarak ele almak ve müzeleri serbest piyasada çalışan kurumlar gibi düşünerek yeterli rekabetçi ortamı sağlamak ve müzelerimizin bu serbest rekabet ortamında ayakta kalabilmek için yapmaları gerekenleri ortaya çıkarmaktır.Müzenin teşkilatlanmasını, değişen pazar şartlarına göre sergileme tekniklerini politikalarını yeniden gözden geçirmektir.Müzeciliğimizin temel sorunlarının, eksikliklerinin; ne türlü bir yapısal değişikliklere, yeni organizasyon yapısına ve kökten çözümlere ne kadar açık olduğunun gerçekçi bir analizinin yapılmaya çalışılmasıdır.Anahtar kelimeler: Müze pazarlaması, organizasyon, serbest rekabet, altyapı
Adana Müzesi Roma İmparatorluk Dönemi lahitleri
Roma İmparatorluk Dönemi içerisinde seri üretime geçildikten sonra lahitler sınıflandırıldığında, girlandlı lahitler, sütunlu lahitler, frizli lahitler, tabula ansatalı lahitler, sandık lahitler, yivli lahitler ve yarım işlenmiş lahitler göze çarpmaktadır.Adana Müzesi Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri toplam 20 adet olmakla beraber, bu lahitler arasında daha çok girlandlı lahitlere ait örnekler bulunmaktadır. Bu girlandlı lahitlerden biri Attika lahitlerinde görülen bir özellik olan ön yüzünde iki adet girland taşırken geriye kalanları ise Anadolu geleneğine uygun olarak üç girlandlıdır. Bunun dışında aralarında frizli lahit örneği, sütunlu lahit örneği, sandık lahit örneği de vardır. Ayrıca tamamen veya bir bölümü yarım işlenmiş lahitler de bulunmaktadır.Adana Müzesi Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri'nin mermer olanları Anadolu'nun Roma Dönemi içinde üretim yapan büyük lahit atölyelerinden ithal edilirken mermer olmayanlar ise yerel veya gezgin ustalarca imal edilmiştir. Söz konusu lahitler, Roma İmparatorluğu'nun diğer bölgelerinde bulunan lahitler ile tarihleme ölçütleri konusunda bir birliktelik sergilemektedir.
Adana Arkeoloji Müzesi'nde bulunan Geç Hitit Dönemi stelleri
Anadolu topraklarında M.Ö. 1650-1200 yıllarında yaşamış olan Hititler kendine özgü, Yakındoğu'da benzeri olmayan ve birçok uygarlığın karışımı ile sentezlenmiş, yüksek düzeyde bir uygarlık yaratmışlardır. Hitit İmparatorluğu'nun M.Ö. 1200 yıllarında çeşitli etkenler nedeniyle yıkılmasının sonucunda M.Ö. 700 yıllarına kadar varlığını sürdürmüş olan Geç Hitit Şehir Devletleri kurulmuş ve bu şehir devletleri kendinden önceki ve çağdaşı diğer uygarlıkların sanatsal özelliklerinden etkilenerek ve de kendi özgünlüğünü de katarak günümüze kadar ulaşabilen tasvirli sanat eserleri bırakmışlardır.Geç Hitit Şehir Devletleri taş yontu sanatında gelişmişler ve özellikle bazalt malzemeden yapılmış olan birçok tasvirli sanat eseri üretmişlerdir. Söz konusu eserlerin üzerinde insan ve hayvan figürleri ile diğer tamamlayıcı nesne betimlemeleri gösterilmiştir. Bu tasvirli sanat eserleri ile Geç Hitit Şehir Devletleri'nin gelenekleri, ikonografisi, günlük alışkanlıkları ve yaşam biçimleri öğrenilmiş ve sanatsal özellikleri incelenmiştir. Geç Hitit Sanatı eserleri arasında yer alan steller üzerinde farklı statülere sahip birçok figür yaşamı içinde, duygularını ve diğer uygarlık sanatsal özellikleri ile gösterilmiştir.Geç Hitit Dönemi sanatsal özelliklerini gösteren steller arkeolojik kazılarla çok sayıda bulunmuştur. Bu stellerin çoğunluğu müzelerde bulunmaktadır. Bu çalışmada Adana Arkeoloji Müzesi'nde bulunan steller incelenmiştir. Steller müzeye satın alma yoluyla gelmiştir.Anahtar Kelimeler: Adana Arkeoloji Müzesi, Geç Hitit, Taş Eserler, Steller
Mezopotamya'da Halaf seramikleri ve Önasya'da yayılım alanlarının incelenmesi
Bu tezin asıl amacı Kuzey Mezopotamya, Kuzey Suriye ve Anadolu'da Halaf seramiğinin kültürel, ticari ilişkilerdeki rolünü belirlemek olmuştur. Diğer amaç dış ilişkilerde, toplulukların kültürel bağlantıları ne derece belirlediğini ve değiştirdiğini, bu çok bölgeli etkileşim dünyasında seramikten başka hangi maddelerin anahtar rol üstlendiği araştırmaktır. Bu nedenle, bu sorunları irdelemek için başlıca Halaf yerleşimleri seçilmiş ve tezimize eklenmiştir.Ana vurgu olan Mezopotamya için seçilen, ana kaynakları Anadolu'da bulunan Halaf seramiği bölgeler arası ilişkilerin izini sürmek için ideal bir maddedir. Ayrıca Obsidyen, Tholos ve belli başlı küçük buluntular kültürel ilişkileri gösteren diğer örneklerdir. Bu tezde üç bölge arasında benzerlikler tespit edilen Halaf seramiklerinin yoğunluğu, formları ve bezemeleri bu üç bölgenin siyasi, kültürel ve ticari ilişkilerini yansıtmaktadır. Halaf seramikleri M.Ö. 5500-5000 yıllarında üretilmiştir. Bu seramikler gerek yapım kalitesi gerekse bezeme özellikleri açısından üç evreye ayrılmışlardır. Erken, orta ve geç evre olarak belirtilen bu aşamalar seramiklerin gelişmişlik düzeylerine göre belirlenmiştir.Erken Halaf seramikleri orta ve geç evre seramiklerine göre kalitesizdir. Seramiklerin çok azı perdahlanmış, çoğu elle şekillendirilmiştir. Orta Halaf seramiklerinde perdah uygulaması artmıştır. Seramiklerin fırınlama kalitesi gelişmiştir. Seramiklerin yüzeyine uygulanan bezemelerde gelişim sağlanmıştır. Motifler belirli bir metot çerçevesinde seramiğin tüm yüzeyini kaplamıştır. Geç Halaf seramikleri Erken ve Orta Halaf seramiklerine göre çok fazla gelişmiştir. Erken ve Orta evrede seramiklere uygulanan kırmızı, siyah, kahverengi bezemelere beyaz renk eklenmiştir. Çok renklilik, çok bezeklik bu döneme damgasını vurmuştur.Anahtar Kelimeler: Halaf-Halaf, Mezopotamya-Mesopotamia, Obsidyen-Obsidian, Seramik-Ceramic, Suriye-Syria
Oylum Höyük'te ele geçen ve Gaziantep Arkeoloji Müzesi envanterinde bulunan MÖ 3-1. binyıl silindir mühürleri ışığında Suriye gliptiği
Bu tez, Oylum Höyük kazılarında ele geçen ve Gaziantep Arkeoloji Müzesi envanterinde bulunan MÖ 3.–1. binyıl silindir mühürlerini inceleyerek Suriye gliptiğinin gelişim sürecini, tipolojik çeşitliliğini ve kültürel etkileşimlerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında toplam 120 eser değerlendirilmiş; stratigrafik bağlamı bilinen kazı buluntuları ile müze envanterine farklı yollarla girmiş mühürler karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır.MÖ 3. binyılda geometrik üslubun hâkim olduğu, Ebla, Mari ve Halep Serisi mühürleriyle bölgesel özgünleşmenin başladığı görülmektedir. MÖ 2. binyılda Hurri-Mitanni etkisi altında figüratif repertuar gelişmiş; Eski Babil ve Levant motifleriyle birleşerek çok kültürlü bir mühür geleneği ortaya çıkmıştır. MÖ 1. binyılda ise Yeni Assur, Yeni Babil, Urartu ve Akamenid imparatorluklarının ideolojik etkileri repertuara yansımış; hibrit mühür tipleri ve astral semboller dönemin çeşitliliğini göstermiştir.Malzeme analizi, hematit, serpantin, jasper, karnelyan ve fayans gibi hammaddelerin geniş ticaret ağları aracılığıyla dolaşımda olduğunu kanıtlamaktadır. Bu çeşitlilik, mühürlerin yalnızca idari işlevlerini değil, aynı zamanda ekonomik ve kültürel ağların belgeleri olduğunu da göstermektedir. Oylum Höyük mühürleri, yerel üretim ve dolaşım ilişkilerini; Gaziantep koleksiyonu ise uluslararası bağları ve kültürel çeşitliliği temsil etmektedir. Böylece Suriye gliptiği, Mezopotamya etkilerinin ötesinde Anadolu, Levant, Mısır ve Elam ile kurduğu bağlantılar sayesinde kendine özgü bir sentez geliştirmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma Suriye gliptiğinin hem yerel dinamiklerini hem de uluslararası dolaşım içindeki rolünü bütüncül biçimde değerlendirmiş; bölgenin antik dünyada bir kültürlerarası kavşak olduğunu ortaya koymuştur.
Başlangıcından Tunç Çağlarının sonuna kadar Anadolu'da savunma sistemleri mimarisi
Bu tezin amacı Neolitik Dönemden başlayarak Geç Tunç Çağının sonuna kadar Anadolu'da var olan yerleşim yerlerindeki savunma olgusunun mantığını ve gelişimini takip etmektir. Bu konu bağlamında yerleşmeler tek tek incelenirken bölgesel özellikleri ve çevresel koşullar gibi olguların savunma sisteminin oluşumunda nasıl bir rol oynadığı da irdelenmiştir. En başından beri insanların neden kendilerine savunma hattı çektikleri ve bu savunma hattı gerçekten de yerleşmeyi savunmak için miydi? gibi sorulara cevap bulmak ilk bölümün ana mantığını oluşturmaktadır.Diğer bölümler ile beraber yavaş yavaş şekillenip belli bir düzene oturmaya başlayan savunma sistemlerinin merkezler arasında değişen teknik anlayışları ile beraber kullanılan farklı materyallerin savunma sistemi üzerinde nasıl bir etki yarattığını tespit etmek asıl hedef olacaktır.Çalışmanın sonlarına doğru ise Anadolu'da değişen dengelerin savunma mimarisine nasıl katkı sağladığına vurgu yapılacaktır. Bu dönem içinde Anadolu'da bir güç olan ve geniş bir bölgede egemenlik kuran Hitit İmparatorluğu'nun başkenti Hattuşa ile beraber ondan pek de aşağı bir öneme sahip olmayan diğer Hitit yerleşimlerinin savunma sistemlerini ve bunların Anadolu mimarlığına kattığı yenilikler takip edilmeye çelışılacaktır.
Alexandria Troas Definesi
Alexandria Troas Definesi, Gaziantep Müze Müdürlüğü denetiminde koleksiyonculuk faaliyetinde bulunan Mustafa DEMİR'e ait özel koleksiyona kayıtlı, 581 adet bronz sikkeden oluşmaktadır. Adı geçen koleksiyonerin Müze Uzmanı olarak eserler üzerinde çalışma yapabileceğimi belirtmesi üzerine, eserler üzerinde ön inceleme yapılmış ve Arkeoloji Bilim Dünyasına tanıtımının sağlanması amacıyla yüksek lisans tez konusu olarak seçilmiş ve koleksiyon sahibinden çalışma muvafakatı alınmıştır. Tez çalışmasına hazırlık kapsamında, söz konusu definede yer alan 581 adet sikkenin daha iyi tasniflenmesi ve değerlendirilmesi amacıyla, eserlerin restorasyon ve konservasyonları tamamlanmıştır. Restorasyon ve konservasyonları tamamlanan eserler, tez çalışması kapsamında envanterleri yapılarak fotoğraflanmış, tasnif edilerek bilimsel kataloğu hazırlanmıştır. Çalışma sonucunda yapılan inceleme ve değerlendirmelerde, definenin Çanakkale İlinin, Ezine İlçesinde bulunan, Roma İmparatoru Augustus Döneminde kurulmuş olduğu bilinen "Colonia Augusta Troas/Troadensis" adındaki koloni kentine ait olduğu; bu nedenle Alexandria Troas Definesi olarak adlandırdığımız 581 adet sikke grubunun, Prof. Dr. Coşkun ÖZGÜNEL başkanlığındaki Smintheion'da yapılan 1998 yılı kazılarında ele geçen, Prof. Dr. Zeynep ÇİZMELİ ÖĞÜN tarafından yayına hazırlanan "Smintheion Definesi" ile büyük benzerlik gösterdiği ve çağdaş oldukları tespit edilmiştir. Çalışmada ayrıca, sikkenin tanımı, kullanımı, Roma Dönemi sikke özellikleri gibi numismatik bilgilerin yanı sıra Alexandria Troas Kentinin konumu ve tarihsel coğrafyası hakkında da bilgiler sunulmuştur.
Germanicia antik kenti ve mozaikleri
Bu tez kapsamında, son yıllarda ortaya çıkarılan mozaiklerle lokalizesinin Kahramanmaraş İli olduğu kesinleşen Germanicia Antik Kenti ve kentin mozaikleri incelenmiştir. Kahramanmaraş Kenti, Mezopotamya, Suriye ve Anadolu arasında ticaret yolları üzerinde kavşak noktasında bulunmasından dolayı bugüne kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Binlerce yıllık kültürel mirası barındıran kentin bu bölgede kurulmasına etken olan jeolojik, jeomorfolojik yapısı, iklimi, bitki örtüsü ayrıca tez kapsamında araştırılmıştır. Bugüne kadar kentin topraklarında yaşamış olan uygarlıklar ele alınarak Roma Dönemi'nde Germanicia adını alan kentin tarihi ortaya konulmuştur. Antik kent M.S. I. yüzyılda kurulmuş olmasına karşın, 4-5. yüzyılda altın çağını yaşamış ve çok geniş bir alana yayılmıştır. Kentin adı antik haritalarda ve bilimsel yayınlarda Kahramanmaraş ve çevresi olarak gösterilmesine rağmen antik kente ait günümüzde ayakta bir kalıntı bulunmaması nedeniyle tam yeri tespit edilmemişti. Ancak son yıllarda ortaya çıkarılan mozaikler ve kalıntılarla Germanicia'nın yerleşim sahasının, bugünkü şehir merkezinin doğusunda yer alan Dulkadiroğlu, Şeyh Adil, Namık Kemal ve Bağlarbaşı Mahallelerinde 146 hektarlık bir alanı kapsadığı tespit edilmiştir. 19 değişik alanda bulunan mozaikler ve kalıntılar, bu tez kapsamında tek tek ele alınarak incelenmiş, mozaiklerin teknik ve ikonografik özellikleri saptanmış, figürlü mozaiklerin resimsel açıdan analizleri yapılmıştır. Tez kapsamında 18 değişik alanda tespiti-tescili yapılan mozaiklerin bulunuş öyküleri ve 2009-2010 yılı müze kurtarma kazıları ayrıntılı olarak ele alınarak bugün kalıntılarının % 80'i tek-iki katlı evlerin, okulların, arsaların altında bulunan Germanicia Antik Kenti'nin sınırları çizilmiştir. Yapıldığı dönemde güç, gösteriş ve zenginlik simgesi olarak Germanicia villalarının tabanlarını süsleyen mozaikler, günümüzde yok olmuş bir kentin yerinin tespitinde kaynak olmuştur. Mozaikler Germanicia Antik Kenti'nin fanuası, florası, sosyal yaşantısı ve kültürü hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamıştır. Tezde ayrıca mozaik sanatı, teknikleri ve tarihi incelenmiştir. Kazılar sonucunda bulunan buluntular ve mozaikler ışığında mozaiklerin yapıldığı dönem ile ilgili tarihlendirme yapılarak mozaikler M.S. 3-5. yüzyıllar arasına tarihlendirilmiştir.
Belentepe Tunç Çağı mezarı eserleri
Bu tez çalışması Belentepe Oda Mezarı'ndan ele geçen Erken Tunç Çağı'ının III ve IVa evrelerine ait çanak çömlek buluntularına yönelik katalog çalışması olarak yapılmıştır. Söz konusu malzeme, mal grupları, hamur rengi ve kap formlarına göre sınıflandırılmıştır. Tipolojik açıdan incelenmiş olup mallar dört farklı mal grubu şeklinde karşımıza çıktı ayrıca hamur rengine göre kap grupları sınıflandırılarak "A"dan "N"ye kadar harflerle isimlendirilmiştir. Bu grupların yayılım alanlarını ve Belentepe'nin diğer yerleşim yerleri ile olan ilişkilerini anlamak amacıyla, başta komşu yerleşim alanları ile ilgili olanlardan başlayarak, konuyla ilgili yayınlar incelenmiş ve malzemenin benzerlikleri araştırılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, Belentepe Oda Mezar buluntularının Erken Tunç Çağı III ve IVa içinde hem Kuzey Suriye, hem de Orta Fırat Bölgesi ile ilişkileri olan bir merkez olduğu anlaşılmış. Ayrıca Metalik seramik mal grubu içerisinde yer alan Gaziantep ve Şanlıurfa bölgesine özgü olan üst kısımları gri – siyah olan kap (şişe) grubunun üst kısımlarının gri olmasının üretim tekniğinden kaynaklanmadığını bilinçli bir üretim tekniği olduğu saptanmıştır
Amik ovası M.Ö. II. Binyıl seramikleri
Bu çalışmanın amacı M.Ö. II. binde Amik Ovası'nda bulunan yerli ve yabancı kültürler, bu kültürlerin birbirleriyle olan etkileşimlerini seramik malzeme açısından değerlendirmektir. Amik Ovası M.Ö. II. binyıl seramiği hakkındaki bilgilerin sınırlı olması ve bu konuda henüz kapsamlı bir çalışmanın bulunmaması bu çalışmamın yürütülmesindeki temel nedenler olmuştur. Çalışma malzemesi Amik Ovası M.Ö. II. binyıl seramiği üzerine yapılmış yayınlardan faydalanarak oluşturulmuştur. Bu bağlamda bölgenin M.Ö. II. binyıl seramiği birçok yerleşmede tespit edilmiştir. Çalışma kapsamında Alalakh/Tell Atchana, Tell Cüdeyde ve Çatal Höyük'ten elde edilen seramik malzemeler değerlendirilmiştir. Söz konusu yerleşmelerde bulanan yaklaşık 100 adet Orta ve Geç Tunç Çağı seramiği incelenmiştir. Bunların 25 adeti yerel, 75 adeti ithal seramiklere aittir. Orta ve Geç Tunç Çağı seramiği yerel ve ithal olmak üzere iki ana başlık altında değerlendirilmiştir. Buna göre bölgede M.Ö. II. binyılın başlarından itibaren güçlü bir yerel seramik geleneği olduğu ve bu yerel seramik geleneğinin Geç Tunç Çağı boyunca muhafaza ettiğini görülmektedir. Yine aynı şekilde bölgenin özellikle Orta Anadolu (Hitit), Mezopotamya (Mitanni), Kıbrıs ve Grit (Minos) ile ticari ve kültürel etkileşim içinde olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Amik ovası, orta tunç çağı, geç tunç çağı, seramik
Geçmişten günümüze hekate tapınımı
İnançlar, tarih boyunca insanoğlu üzerinde öylesine etkili olmuştur ki zamanı geldiğinde servetlerinden, besin kaynaklarından ve hayatlarından vazgeçmelerine neden olduğu gözlemlenmiştir. Bu öylesine fanatik bir tutkudur ki insanoğlunun tarih boyunca geçirdiği evrim sürecinde her zaman hayatlarının merkezinde yer aldığını söylemek mümkündür. Bu tutku; ahlaki düzeni, huzuru, normları, statüyü, yaşama tutkusunu, bilimi vb. birçok şeyi beraberinde getirdiği söylenebilir. İnsanoğlunun tarih boyunca kaydetiği her gelişmenin altında mutlaka yatan bir inanç sisteminin de var olduğu söylenilebilir. Bu duruma her şeyi katabilirsiniz; bilim, ticaret, siyaset, hukuk vb. Bu inanç sistemlerinin tarih boyunca esnemeler ve daralmalar gösterdiği gözlemlenmektedir. Bu esnemeler ve daralmalar insanoğlunun gereksinimlerine göre farklılık gösterebilir. İlk başlarda şifacı olarak karşımıza çıkan ana tanrıça Hekate daha sonrasında negatif özellikleriyle büyücü ve cadı olarak tanımlanmıştır. Hekate'nin antik dönemlerdeki yoğun tapınımı ve birçok antik kaynakta kendisinden söz etirmesi nedeniyle tanrıça geçmişten günümüze kadar aktif bir şekilde tapınım görmüş ve görmeye de devam ettiği gözlemlenmektedir. Orta Çağın halen yaşayan efsaneleri ve skolastik düşünce yapısında, tanrıça büyücü ve cadı formu ile popüler olduğu gözlemlenmektedir. İlk ortaya çıkışından itibaren tanrıça hakkında günümüze kadar hem antik kaynakların hem de modern kaynakların çoğunluğu ve bu kaynaklarda görülen tutarsızlıklar ve fikir ayrılıkları bu tanrıçanın kültünü bulanıklaştırmış ve anlamamızı zorlaştırmıştır. Bu çalışmada tanrıçanın antik dönemlerdeki tapınımı, antik kaynaklardaki ve modern kaynaklardaki konumu, ortaya çıkışı, gelişimi ve günümüzdeki tapınımı incelenmiştir. Ayrıca, Hekate'nin günümüzde nasıl popüler kültür malzemesi haline geldiği süs eşyalarından edebiyata kadar her alanda ne şekilde kullanıldığı bu çalışma kapsamında gösterilmeye çalışılmıştır. Yine bu çalışmada tanrıça adına yapılan günümüz tapınımlarının nerelerde ne şekilde ve hangi gruplar arasında olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Bu çalışma tanrıçanın geçmişten günümüze kadar olan yolculuğuna ışık tutarak bu doğrultuda bilgiler verilmeye çalışılmış ve literatüre katkı sağlaması amaçlanmıştır.
Orta Fırat bölgesi demir çağı kültürleri
Ele geçen yazılı belgeler ışığında, Tunç Çağı'nın sonunu getiren "Deniz Kavimleri"nin Yunanistan, Trakya, Anadolu, Mısır ve Mezopotamya'da büyük bir kaos oluşturduğu bilinmektedir. Sosyo-kültürel, politik ve ekonomik olarak büyük bir etkiye sebep olan bu olay Demir Çağı'nın şekillenmesini sağlamıştır. Fakat Orta Fırat Bölgesi'nde, bu kaosun Demir Çağı'nı nasıl şekillendirdiği ve nasıl bir etki bıraktığı ile ilgili elimizde çok az arkeolojik malzeme ve yazılı belge bulunmaktadır. Ayrıca bölgenin Demir Çağı'na dair bilgi veren yazılı belgelerin doğruluğu da tartışmalı bir konudur. Belirtilen bu coğrafyadaki hareketlilik ya da göç dalgası, kırsal yerleşimlerle beraber büyük boyutlu ve korunaklı yerleşim merkezlerinin yakılıp yıkılmasına neden olmuştur. Arkeolojik kazılar sonucunda Orta Fırat Bölgesi sınırları içerisindeki merkezlerde ulaşılan yangın tabakaları da bunu doğrular niteliktedir. Fakat yaşanan bu kaos ortamı, Demir Çağı için yeni bir jeopolitik düzenin ve kentleşme modelinin oluşmasını sağlamıştır. Söz konusu çalışmamızda bölgede ortaya çıkan bu gelişmelerin ne derecede kendini gösterdiği hususunda ayrıntılı bir inceleme yapılmıştır. Tez kapsamında Demir Çağı'nda coğrafik ve stratejik faktörlerin sosyo-kültürel, ekonomik, politik ve siyasi olarak bölgede nasıl bir etkiye sahip olduğu ana başlıklar altında incelenmeye çalışılmıştır.
Metropolis şehir planlamacılığında suyun dağıtımı ve kullanımı
Metropolis, MÖ 3. yüzyıldan itibaren planlı bir kent olarak gelişmeye başlamış, Roma Dönemi'nde özellikle MS 1-2. yüzyılda kentteki imar faaliyetleri ile büyümüş, daha sonra 12. yüzyıl Laskarisler Dönemine kadar varlığını sürdürmüştür. 30 yılı aşkın bir süredir kazı ve araştırma çalışmalarının devam ettiği kentte Tiyatro, Meclis Binası, Yukarı ve Aşağı Roma Hamamı, Peristilli Ev, Roma Sarnıcı, Balneum ve Araplıtepe Bizans Kilisesi'nde bu izleri görmek mümkündür. Metropolis'in, Torbalı Ovası'na hâkim bir tepe üzerinde planlanmaya başladığı MÖ 3. yüzyıldan, MS 12. yüzyıla kadar ki bu sürecinde kuşkusuz ki su kullanımı ve mühendisliği uygulamaları da geliştirilmiştir ve kentte uygulanmıştır. Bu çalışmada, kentte su kullanımı ile ilgili olarak suyun kaynağında bulunması, taşınması, depolanması ve dağıtımı ile su kullanımı sonucunda oluşan atıkların tahliye edilmesi ve altyapı faaliyetleri de kazılar ve buluntular yardımıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışma kapsamında Metropolis'te ve başka kentlerde yapılmış su kullanımı ve mühendisliği ile ilgili kaynaklar incelenerek değerlendirilmiş, kazılar sonucunda elde edilen en son veriler ve bilgilerle değerlendirilmiştir.
Aigai (Aiolis) Bouleuterionu Hellenistik Dönem Seramiği
Bu çalışmada Aigai Bouleuterionundan ele geçen Hellenistik Dönem'e ait seramikler değerlendirilmiştir. Çalışılan seramik grubu MÖ 4. yüzyıl ile MÖ 1. yüzyıla tarihlenmekte dönemin neredeyse bütün seramik gruplarının temsil edilmektedir. Tezi giriş bölümünde amaç, yöntem ve kapsamla ilgili bilgi verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde bağlamın anlaşılması adına seramiklerin buluntu yerleri tanıtılmıştır. Seramiklerin analojik olarak değerlendirildiği üçüncü bölümde ise diğer merkezlerdeki benzerler tartışılmış; mimari dolgu tabakalarından ele geçen seramiklerin ve kapalı kontekst grupların tarihlemeleri yapılmıştır. Dördüncü bölümde seramik değerlendirmelerinin sağladığı veriler yorumlanmıştır. Aigai Hellenistik Dönem seramiğinin Pergamon, Attika ve Kyme üretimi etkisinde olduğu görülmüştür. Buluntular Batı Anadolu yerleşimleriyle paralel olmakla birlikte Aigai'da dönem içinde Attika geleneğinde üretim yapıldığını gösterir bir buluntu yeni soruları ortaya çıkarmıştır. Yapıyla ilgili ise Eski Bouleuterion'un MÖ geç 4. yüzyıl/ MÖ erken 3. yüzyıl arasında inşa edilmiş olması ve Yeni Bouleuterion'un inşasının MÖ 2. yüzyılın ikinci yarısı başlarında gerçekleştiği görülmektedir. Eski Bouleuterion'un MÖ 3.- MÖ 2. yüzyıl başlarında yapının tabanını etkileyen bir tadilat evresine sahip olduğu ve yapının doğusundaki bölümün MÖ erken 1. yüzyıla kadar prytaneion işlevi gördüğü ve bu tarihte odalara bölünerek bu işlevini kaybetmiş olabileceği sonucuna varılmıştır.
Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nden bir grup kadın figürini
Bu çalışmanın konusu, 1962-2009 yılları arasında Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'ne satın alma, bağış ve istirdat yolları ile kazandırılan bir grup kadın figürininin farklı açılardan incelenmesidir. Tez kapsamı dönemsel olarak sınırlandırılmış, Geç Klasik-Hellenistik-Roma Dönemlerine tarihlenen kadın figürinleri ele alınmıştır. Söz konusu eserlerin buluntu yerleri belirlenemediği için tek bir merkez/atölye çerçevesinde değerlendirme yapmak mümkün olmamış, genel bir inceleme ile Karia koroplastiği çalışmaları için bazı sonuçlar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma kapsamında öncelikle Bodrum yarımadası ile müzenin içerisinde bulunduğu Bodrum Kalesi tarih ve arkeolojisinden bahsedilmiştir. Sonrasında figürinler teknik, tipolojik, ikonografik ve stilistik açılardan incelenmiş ve bu kriterler göz önünde bulundurularak her bir eser için bir tarihleme önerisi yapılmıştır. Figürinlerin ait oldukları dönemlerdeki beğeni algısı ve kadınların estetik zevkleri doğrultusunda dönemin kıyafet, aksesuar, başlık tercihleri literatürde yer alan bu konudaki çalışmalar ile kıyaslanarak incelenmiştir. Ayrıca Karia bölgesinin dini, siyasal, kültürel ve toplumsal hayatında figürinlerin nasıl bir yer kapladığı ile ilgili bazı fikirler öne sürülmeye çalışılmıştır.
Batı Anadolu'daki Kybele kutsal alanlarında bulunan küçük buluntuların karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Batı Anadolu'daki Kybele kutsal alanlarında ele geçen küçük buluntuların incelendiği bu tez çalışmasında ele alınan dokuz antik kentte, tanrıçanın Arkaik Dönem ve Roma Dönemi arasında geçirmiş olduğu değişim ve kentlerin birbirleri ile etkileşim halinde kalarak kült için ürettikleri eserler karşılaştırılarak incelenmiştir. İlk bölümde Ana Tanrıça'nın Anadolu topraklarında var olmasına olanak sağlayan inanç sistemi ve doğduğu topraklardan Roma Uygarlığında var olduğu döneme değin gelişim ve yayılım süreci ile geçen yüzyıllar boyunca değişen ikonografisi ve tanrıça adına gerçekleştirilen törenler anlatılmıştır. İkinci bölümde Batı Anadolu kentleri Ephesos, Erythrai, Klazomenai, Kolophon, Metropolis, Pergamon, Phokaia, Priene ve Smyrna'datanrıça Kybele tapımı ve kentlerdeki kutsal alanları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise kutsal alanlarda ele geçen küçük buluntular kronolojik ve ikonografik açıdan incelenmiş, farklı kentlerin buluntuları karşılaştırılarak ele alınmıştır. Aktarılan bilgiler için güncel yazılı kaynaklar, arkeolojik ve epigrafik buluntulardan yararlanılmıştır.
Hellenistik ve Roma İmparatorluk Dönemi'nde Metropolis'in idari yapısı ve kent memuriyetleri
ilinin Torbalı ilçesine bağlı Yeniköy ve Özbey mahalleleri arasında kurulmuş olan Metropolis Antik Kenti'nin yönetim düzeni ve bu düzenin temelini oluşturan memuriyetler tez çalışmasının temel konuları olarak ele alınmıştır. Kent içerisindeki idari yapıyı anlamlandırabilmek ve bu yapının tarihsel süreçteki değişimini kavrayabilmek için ilk olarak Hellenistik Dönem'de Metropolis'in yönetim şekli araştırılmıştır. 1989 yılından beri süregelen kazı çalışmalarında ele geçen ve transkripsiyonu yapılabilen yazıtların sunduğu bilgiler dâhilinde, Metropolis'in demos ve boule meclislerinin Hellenistik Dönem içindeki önemi, yetkisi ve görev alanlarına değinilmiş; bu meclislerin dışında yönetimde yer alan diğer idari kurum ve kuruluşlara yer verilmiştir. Arkeolojik buluntular, epigrafik belgeler ve nümismatik veriler ile beraber antik edebi metinlerden de elde edilen bilgiler, Metropolis'in Hellenistik Dönem'de belli bir yönetimsel düzene sahip olduğunu ortaya koymuştur. Ancak Roma ile kurulan sıkı ilişkilerin de etkisiyle kent idari düzeni Roma İmparatorluk Dönemi'nde çok daha ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Özellikle epigrafik verilerin sunduğu yazılı belgeler sayesinde kentin yönetimde etkin rol oynayan memurları tespit edilmiş, işlev ve görevlerine göre başlıklar hâlinde sınıflandırma yapılabilmiş, bu memurların farklı dönemler süresince geçirdikleri değişiklikler tespit edilmiştir. Roma İmparatorluk Dönemi'nde ivme kazanan bürokratik düzen ve leitourgia anlayışı ile beraber Metropolis'in varklıklı aileleri de bu süreçte kentin önemli memur kadrolarında uzun süreli görevlerde yerini almıştır. ''Hellenistik ve Roma Dönemi'nde Metropolis'in İdari Yapısı ve Kent Memuriyetleri'' adlı tez konumuzda bölgenin ve Metropolis'in genel tarihi araştırılmıştır. Romanizasyon, başka bir deyişle Romalılaşma sürecinde Roma İmparatorluğu'nun kontrolü altına giren kentin idari yapısındaki değişimler tespit edilmiş, bu değişimler sebepleri ile ilişkilendirilmiştir. Roma İmparatorluk Dönemi'nde Metropolis'in idari yapısını oluşturan memuriyetler; ''Yönetim'', ''Ekonomi'', ''Eğitim'' ve ''Din'' ana başlıkları altında toplanmıştır.
Eski Smyrna-Bayraklı tarım endüstrisi ve teknolojisi
İzmir İli, Bayraklı İlçesi sınırları içerisinde yer alan Eski Smyrna (Bayraklı Ören Yeri) Kenti İzmir'in kent olarak kurulan en eski yerleşim yeri olarak kabul edilmiştir. 1948 yılından itibaren sürdürülen arkeolojik çalışmalar neticesinde kentte, Erken Tunç Çağı'ndan Hellenistik Döneme kadar kesintisiz yerleşimin olduğu anlaşılmıştır. Kuzeyinde Sipylos'un koruduğu güvenli bir alana ve batısında Ege Denizi'ne açılan limana elverişli bir körfeze sahiptir. Doğusunda tarıma elverişli düzlükler bulunmaktadır. Bu nedenlerden dolayı Erken Tunç Çağı'ndan itibaren İzmir Körfezi'nin en önemli yerleşim alanlarından biri haline gelmiş ve MÖ VII. yüzyılda oldukça parlak bir dönem yaşamıştır. Eski Smyrna Kenti'nin sakinlerinin temel geçim kaynaklarının tarım ve hayvancılık olduğu bilinmektedir. Tarımsal ürünlerden özellikle tahıl, zeytin ve üzümün ağırlıklı olarak tüketilmiş olduğu düşünülmektedir. Tarımsal ürünlerin tüketime hazırlanma sürecinde kullanılan tahıl öğütme taşları, üzüm ve zeytinde kullanılan taş pres hazneleri ve birçok kullanım alanına sahip olan mortarlar (havanlar) ve taş kaplar bu tezin ana konusunu oluşturmaktadır. Tez kapsamında eski kazılar ve 2014 sonrası kazı çalışmaları sırasında açığa çıkarılan öğütme taşları ve üretim sırasında kullanılan farklı taş kaplar incelenmiştir. Söz konusu öğütme donamları; tahıl, şarap ve zeytinyağı üretiminde kullanılan basit üst öğütme taşları, Olynthos tipi öğütme taşları, alt öğütme taşları, pres hazneleri, mortlarlar ve taş kaplar başlıkları içerisinde değerlendirilmiştir.
Yenilikçi tarih öğretiminde arkeolojinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı sosyal bilimlerin içerisinde yer alan arkeoloji biliminin tarih ve sosyal bilgiler ders öğretimlerinde yenilikçi ve yapılandırmacı bir yaklaşım ile değerlendirilmesi sürecinden meydana gelmektedir. Bu ders içerikleri ve müfredat programlarında arkeoloji temelli konu, kavram ve kazanımlarının ne derece var olduğu; arkeolojinin tarih ve sosyal bilgiler derslerindeki etki alanı ele alınmıştır. Tarih ders içerikleri ve öğretim programlarında arkeoloji disiplinin yansımaları üzerinde durularak geleneksel eğitim yaklaşımlarının aksine yenilikçi tarih öğretim yaklaşımlarında arkeolojinin daha fazla yer dinmesinin gerekliliği aktarılmaya çalışılmıştır. Ders içeriklerindeki arkeoloji konu kavram ve kazanımların varlığının kalıcı tarihsel öğrenmeye etkisi açıklanmıştır. Tarih ve arkeoloji disiplinlerinin sınıf ortamı, okul dışı mekânlarda birlikte ele alınmasının kanıt temelli öğrenmeler üzerindeki etkileri eğitim öğretim boyutları ile aktarılması amaçlanmaktadır. Araştırma ile ilgili yurt içi ve dışındaki kaynaklar, belgeler, verilerle doküman analizi yapılmıştır. Elde edilen veriler belirli düzlemde taranarak arkeoloji vurgusunun tarih ve sosyal bilgiler derslerinde daha fazla yer verilmesinin öğrencilerin tarihi ve geçmişi kalıcı öğrenmeler ile sağlayacağı gerekliliğini ortaya koymuştur. Türkiye'de, İngiltere ve Almanya'nın Thüringen eyaletlerindeki tarih ve sosyal bilgiler ders içeriklerindeki arkeoloji vurguları karşılaştırılıp yenilikçi tarih yaklaşımı doğrultusunda incelenmiştir. Tarihsel imgelemin arkeoloji etkinlik ve çalışmaları ile derslerdeki kalıcılığı üzerinde durulmuştur. Yenilikçi tarih öğretim programlarında arkeoloji ekseninin ve etki alanının geniş varlığı sonucunda öğrencilerde tarihsel öğrenmenin, tarihi değerleri korumanın, ulusal ve küresel tarihten yararlanmanın, tarihi bilince küçük yaşlardan başlanarak derinden sahip olma yolunda kalıcı izli öğrenmeler kazandırıldığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Arkeoloji, Tarih, Tarih Öğretimi, Yapılandırmacı Yaklaşım
Urfa ili Roma Dönemi kaya mezarları
İnsanoğlu çağlar boyunca dini ritüellerinin bir sonucu olarak bir takım yapılar ve objelerle kişiyi ölümsüzleştirme çabası içerisinde bulunmuşlardır. Ortaya koydukları ebedi istirahatgahlar, ölen kişinin toplum içerisindeki statüsüne göre şekillenmiş ve kullanılmışlardır. İnsanlığın Shanidar Mağarasında başlayan dini ritüelleri ve ölüye olan saygı Roma Döneminde en üst seviyeye ulaşmıştır. Anadolu toprakları üzerinde, hem bilimsel kazılar hem de yüzey araştırmaları sonucunda farklı dönemlere ait birçok mezar tipi tespit edilmiştir. Roma Dönemine ait izlerin yoğun olarak görüldüğü Urfa bölgesinde yine bu döneme ait kaya mezarlarına da sıkça rastlanmaktadır. Yaptığımız ön araştırma neticesinde tez çalışma konusu olarak belirlediğimiz alandaki nekropol ve mezarlar, imkânlar dâhilinde incelenmiş, belirli bir tipolojik düzen içerisinde anlatılmaya çalışılmıştır.
Türkiye'deki arkeoloji müzelerinde yeni çağdaş yaklaşımlar
Günümüzde müzeler, kültür nesnelerinin korunduğu ve vitrinlerde sergilendiği yerlerin ötesinde izleyiciyi meraklandıracak daha çok görme ve öğrenme isteğini heveslendirecek nesnenin kendisi kadar sunumunu da ilginç kılan tasarım ve gösterim teknikleri ile sergileme sistemlerine ve mekânlarına gereksinim duymaya başlamışlardır. Buna bağlı olarak dünyada ve ülkemizde son yıllarda hızlı bir değişim ve gelişim yaşanmakta olup, ziyaretçinin istekleri göz önünde bulundurularak müzelerde yeni teknikler, sergilemeler ve mekân kavramları ortaya çıkmıştır. Ülkemiz de de bu hızlı gelişme ve değişmeye ayak uydurulmuş olup, insan odaklı, iletişimin ön plandı olduğu ziyaretçinin pasif konumdan aktif duruma geçtiği çağdaş müze uygulamaları hayata geçirilmiştir. Türkiye'de ki arkeoloji müzelerinde yeni çağdaş yaklaşımların ne olduğu hususunun incelendiği bu çalışma da müze ve müzeciliğin tanımı yapılarak dünya da ve Türkiye'de müzeciliğin gelişimine yer verilmiştir. Modern müzecilik anlamında müze mimarisi, sergileme tipi depolama ve güvenlik sistemleri ile müze eğitiminin nasıl olması gerektiği hususlarının belirlenmesinin ardından ülkemizde yer alan ve modern müzeciliğin gereği olan, insan odaklı arkeoloji müzeleri ile arkeoparklar ve örenyerlerinin uygulama örnekleri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: müze, çağdaş müzecilik, interaktif müze, sergi tasarımı
Likya Bölgesi'nde Bey dağları ve yakın çevresi kırsal kült alanları
Bu tez çalışması kapsamında Türkiye'nin güneybatısında yer alan Likya Bölgesi'nin Bey Dağları kırsalı ve yakın çevresindeki kırsal kült alanları incelenmiştir. Çalışmada bölgedeki kutsal alanlar ve kültler, ikonografik özellikler ve arkeolojik veriler göz önüne alınmıştır. Araştırma kapsamında Likya Bölgesi ve kırsal yerleşimleri esas alınmıştır. Bu amaçla kutsal alanlarda bulunan arkeolojik kalıntılar yerinde incelenmiş, ayrıca bugüne kadar alanda yapılan araştırma ve çalışmalarla bağlantılı kaynakçalardan yararlanılmıştır. Bölgede çok daha fazla kült alanı olduğu bilinmekle birlikte, bu tür merkezler, tapınım gören tanrılar ve bu alanlarla bağlantılı yapı ve kültür ürünleri Likya Bölgesi'nde bugün ve daha ileriki dönemlerde yapılacak araştırma ve çalışmalarla daha net olarak ortaya konabilecektir.
Kyme Doğu Nekropolü (Habaş kurtarma kazısı 2010-2011 yılı) figürinleri
Tez çalışması kapsamında incelenen figürinler, antik dönemde Aiolis olarak adlandırılan bölgenin sınırları içerisinde yer alan Kyme antik kentinin 2 km doğusundan bulunmuştur. İzmir Müzesi Müdürlüğü tarafından 2010 – 2011 yılları arasında HABAŞ Demir - Çelik Saç Fabrikası arazisi, 207 numaralı parselde yürütülen kurtarma kazıları sırasında alanın nekropol alanı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmalar sırasında 145 adet mezar tespit edilmiştir. Açığa çıkarılan mezarların bir kısmı antik dönemde soyulmuş, bir kısmı ise taban suyunun yükselmesiyle tahrip olmuştur. Nekropol alanı mezar tipoloji içerisinde geniş bir yelpaze sunmaktadır. Alanda mezarların dışında konut, işlik ve depo olarak kullanıldığı düşünülen üç yapı kalıntısı tespit edilmiştir. Çalışmanın konusunu oluşturan figürinlerin bir bölümü, M. 20, M. 21, M. 23, M. 33, M. 72, M. 92, M. 93 ve M. 105 numaralı mezarlara ölü hediyesi olarak bırakılmıştır. İncelenen figürinlerin diğer bölümü ise taban suyunun yükselmesi ile alana dağılan mezar dışı buluntular ve tespit edilen yapı kalıntılarından ele geçmiştir. Farklı kontekstlerden bulunmuş, farklı dönem ve tipolojiye sahip 47 figürin çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. İncelenen figürinlerin teknik incelemeleri, tipolojik sınıflandırılmaları, stil özellikleri, ikonografileri ve dönem özellikle çalışma kapsamında detaylı olarak sunulmuştur. Tez çalışması kapsamında incelenen figürinlere daha geniş bir perspektiften bakabilmek adına, Kyme antik kentinde yürütülen çalışmalarda tespit edilen ve yayınlanan tüm figürinler incelenmiştir. Böylelikle Kyme kentinin koroplastik özellikleri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu konuyla bağlantılı olarak incelenen çalışmalarda yerel üretim ve atölye konuları üzerinde durulmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle, tez çalışması kapsamında incelenen figürinler konusunda atölye saptamaları yapılmış, beş yeni atölye ve Myrina kökenli Artemonos adlı bir koroplasta ait bir figürin tespit edilmiştir. Bu tespit edilen atölyelerden üçü Myrina kökenlidir. Kyme antik kentinin Myrina ile coğrafi yakınlığı düşünüldüğünde bu etki yadsınamaz bir gerçektir. Kyme Doğu Nekropolü (Habaş Kurtarma Kazısı 2010- 2011) figürinlerinin incelendiği çalışmada, kentte Arkaik ve Klasik Dönem'de Kourotrophos ve Tapınak Oğlanı tipinde üretim yapan uzman bir atölyenin veya atölyelerin var olduğu düşünülmektedir. Hellenistik Dönem'de ise Myrina antik kentine yakınlığından dolayı üretimin azaldığı düşünülse de devam ettiğine dair en önemli kanıt çalışma kapsamında ele alınan, MÖ 2. yüzyıla tarihlenen Ana Tanrıça/Kybele'ye ait plaka kalıbıdır. Çalışma kapsamında incelenen figürinlerin ait oldukları dönem, stil özellikleri, buluntu konteksti, ikonografik gelişimleri ve farklı merkezlerden bulunan benzer örneklerin karşılaştırılmasıyla belirlenmiştir. Değerlendirilen figürinler MÖ 6. yüzyılın ikinci yarısından, MS 2. yüzyıl başlarına kadar geniş bir tarih aralığı sunmaktadır. En yoğun dönemin % 52 oranında Hellenistik Dönem olduğu tespit edilmiştir. Bu yoğunluğu % 30 oranından Klasik Dönem takip etmektedir. Roma İmparatorluk Dönemi özellikleri gösteren %11 oranında figürin bulunurken, Arkaik Döneme tarihli figürinler ise % 7 oranıyla temsil edilmektedir.
Aydın Müzesi örnekleri ışığında Karia bölgesi Terrakotta figürinleri
Bu çalışmada, 1959 – 2004 yılları arasında Aydın Arkeoloji Müzesi'ne hibe, satın alma, müsadere, istirdat ve kazı çalışmaları yoluyla getirilen toplam yetmiş dört terrakotta figürin değerlendirilmeye alınmıştır. Söz konusu figürinlerin, on sekiz tanesi Karia Bölgesi kentlerinden ve yirmi sekiz tanesi ise Güney Ionia Bölgesi kentlerinden gelmektedir. Çalışma kapsamında, Karia Bölgesi kentleri içerisinde Hyllarima, Tralleis ve Halikarnassos, Ionia Bölgesi kentleri içerisinde ise Miletos, Didyma, Priene ve Myus antik kentleri yer almaktadır. Çalışma kapsamında incelenen figürinler, toplamda 8 ana tipoloji ve 31 alt tipolojiye ayrılmaktadır. Karia Bölgesi'nden gelen figürinlerin süvari, hydriaphoros, rahip, ephebos, sadaklı ephebos, Aphrodite rahibesi, Aphrodite ve grotesk tiplerine ait oldukları tespit edilmiştir. Güney Ionia Bölgesi'nden gelen figürinlerin ise Apollon, Ariadne – Tykhe, poloslu kadın/tanrıça, sporcu/atlet, giyimli kadın, kız çocuk, hayvan, aktör, protom ve hydriaphoros tiplerine ait oldukları tespit edilmiştir. Çalışma kapsamında ele alınan figürinlerin değerlendirilmesi sonucunda İÖ 6. yüzyıldan - İS 2. yüzyıla kadar olan bir zaman dilimini kapsadığı tespit edilmiştir. Söz konusu figürinler içerisinde en erken buluntu grubunu Geç Arkaik Dönem'e tarihlenen süvari, yüksek poloslu kadın/tanrıça başı, adak amacıyla yapılan ayak ve kouros figürini oluşturmaktadır. Klasik Dönem'e tarihlenen figürinler içerisinde hydriaphoros, rahip, giyimli kadın/tanrıça, at figürini, kourotrophos, protom ve atlet figürinleri yer almaktadır. Hellenistik Dönem'de ise oturan Aphrodite, Ariadne – Tykhe, Apollon, aktör, Pan, Eros, giyimli kadınlar, kadın başları, epheb figürinleri ve çocuk figürinleri yer almaktadır. Roma İmparatorluk Dönemi'ne ait figürinler içerisinde Aphrodite, Artemis, kadın başı, ephebos, süvari, gladyatör, grotesk ve kartal figürinleri yer almaktadır. Çalışma kapsamında incelenen figürinlerin genel olarak kırmızımsı sarı kil rengine sahip oldukları tespit edilmiştir. Buluntu yerleri belli olmayan 28 figürinin ise kil özellikleri ve stillistik değerlendirmeleri sonucunda, bu figürinlerin Karia ve Ionia kentlerine özgü figürinler oldukları saptanmıştır.
Frig geometrik bezemeli seramik kültürünün kökeni üzerine düşünceler
Frig Uygarlığı, Hellen Uygarlığı tarafından tanımlandığı üzere Anadolu'nun ortası ve batısı arasında kalan bölümde kendine yer bulmuştur. Kültüre ait buluntular arasında en dikkat çeken ve kültürün geldiği rotayı anlayabilmemiz açısından en önemli buluntu grubunu seramikler oluşturmaktadır. Frig seramikleri, Doğu ve Batı Frig olarak iki ana yayılım alanında kendine özgü bezeme farklılıkları ile karşımıza çıkmaktadır. Birçok kültür tarafından severek kullanılan geometrik bezeme geleneği, Frig seramik sanatında da en önemli bezeme grubunu oluşturmaktadır. Kökeni konusunu yıllardır Batı eksenli gelişim gösterdiği yönünde fikirler mevcuttur. Batı'dan beslendiğine dair ufak kanıtlar mevcuttur fakat Frig kültürü Batı Kültürleri gibi gelişmiş bir bezeme ikonografine sahip değildir. Ancak söz konusu geometrik bezemelerin benzerlerine Frig Uygarlığı'nın varlığından önce Doğu Seramik Kültürleri'nde hali hazırda var olan baskın boyalı seramik gruplarında rastlamak mümkündür. Bu bağlamda Frig Seramik Kültürü'nün farklı sosyo-etnik kökene sahip halklar ve Batı Kültürleri etkisi altında, hali hazırda bulunan MÖ II. binyıl Doğu Seramik Kültürleri'nin izlerini içinde barındırarak ortaya çıkmış homojen bir kültür olma olasılığı muhtemel görünmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Frig, Seramik Sanatı, Doğu Frig, Batı Frig, Doğu Seramik Kültürleri
Thyateira Hastane Höyüğü mezarlarının arkeolojik ve antropolojik incelenmesi
Hastane Höyüğü'ün bir dönem Thyateira Antik Kenti'nin Akropol sahası bir dönem tümünün ya da en azından bir bölümünün Nekropol alanı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Tez çalışması, Thyateira Hastane Höyüğü'nde 2013-2019 yılları arasında yapılan arkeolojik kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkarılmış olan mezarları kapsamaktadır. 3 farklı tipte 67 mezarın kazısı yapılmıştır. Mezarlar konum itibariyle Hastane Höyükte bulunan tapınak kalıntısının kuzey ve güney bölgesinde doğu-batı doğrultusunda konumlandırılmıştır. Bu çalışma da Hastane Höyüğü'nde yer alan mezarların mimari özellikler bakımından gruplandırılarak mezar tipolojinin oluşturulması, ölü gömme gelenekleri, yaş ve cinsiyet sayıları hakkında bilgi verilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda mezarların tipolojisi hakkında bilgi verilirken ölü gömme gelenekleri ve az da olsa çıkan buluntular hakkında bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Mezarlar içerisinde az sayıda buluntuya rastlanılmış olması ve mezarların yapılışında farklı mimari kalıntıların kullanılması, mezarların tarihlendirilmesini zorlaştırmıştır. Az sayıda da olsa yer alan değerli buluntular, bu mezarların bir bölümünün 10-12. yy'ları, İslami ve Haçlı sikkeleri yardımıyla 13-14. yy'ları, Sardeis'te bulunan ziynet eşyalarının benzerliklerinden yola çıkılarak 14-15.yy'ları da kapsayacak şekilde Osmanlı Dönemi'nin ilerleyen safhaları boyunca da devam ettiği anlaşılmaktadır. Ancak son gömü için net tarih vermek mümkün değildir.
Stratonikeia antik kenti Batı Cadde kilise iskeletlerinin antropolojik analizi
Bu tez çalışmasının materyalini, Prof. Dr. Bilal Söğüt Başkanlığı'nda 2014-2016 yılları arasında Batı Cadde Kazıları sırasında Kilise Nekropolü'nde ortaya çıkarılan iskelet kalıntıları oluşturmaktadır. Çalışmalar, 59 mezardan 103 bireye odaklanmıştır. Kilisenin 4. yüzyılda yapıldığı ve M. S. 7. yüzyılda terk edildiği söylenmektedir ve mezarların Roma İmparatorluk Dönemi'ne, yani M. S. 11-12 yüzyıllara tarihlendiği söylenir ancak bu varsayımlar kesin değildir. İskelet kalıntıları cinsiyet, yaş ve patoloji olmak üzere üç ana bölümde incelenmiştir. 103 bireyde patolojik olgularda yüksek oranlı travmalar ayrı kategoriler kullanılarak incelenmiştir. Kalıtımın temelini oluşturan konjenital anomaliler (malformasyonlar) ayrı başlıklarda verilmektedir. Bu gözlemleri istatistiksel bağlamda açıklamak yeterli olsada, bize akrabalık bilgisini ve iskeletlerin tüm genom özelliklerini verebilecek örnekler alarak kanıtlarımızı açıklığa kavuşturmak için uluslararası ortaklarla çalışmalar yapılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Stratonikeia, Batı Cadde, Kilise, Paleoantropoloji, Patoloji.
Efes Müzesi'nde bulunan Hellenistik ve Roma İmparatorluk Dönemi mezar stelleri
Çalışma kapsamında ele alınan mezar stelleri, İzmir ili Selçuk ilçesinde yer alan Efes Müzesi'ne satın alma, hibe ve hediye etme yollarıyla ulaştırılmış eserlerdir. Müzede yürütülen eser tespit çalışmalarında bu kapsamda yetmiş dokuz (79) mezar steli tespit edilmiştir. Eserlerin büyük bir çoğunluğu Ephesos antik kenti ile Selçuk ilçesi çevresinden ele geçmiştir. Ayrıca Torbalı, Kuşadası – Kirazlı Köyü, Acarlar Köyü ve Aydın çevresinden ele geçen ve Efes Müzesi'ne teslim edilen eserler de çalışmaya dâhil edilmiştir. Farklı alanlarda bulunan söz konusu eserler dönem ve tipoloji açısından da farklı özellikler sergilemekte olup tez çalışması içerisinde detaylı olarak incelenmiştir. Tez çalışmasının konusunu oluşturan Efes Müzesi Hellenistik Dönem ve Roma İmparatorluk Dönemi'ne ait mezar stellerinin detaylı olarak sunulabilmesi için daha önce yayınlanan, Ephesos antik kenti başta olmak üzere, Anadolu kentlerine dair mezar stelleri literatürü taranarak Ephesos mezar stellerine ait gelenek, tipoloji ve kronoloji hakkında bilgiler edinilmeye çalışılmıştır. Özellikle eserlerin daha önce ikonografi ve figür tipleri açısından detaylı olarak ele alınmaması ve kentin mezar steli geleneğinin saptanmamış olması çalışmalarımızın bu konular üzerinde yoğunlaşmasına sebep olmuştur. Bu doğrultuda Ephesos mezar stelleri kapsamında ölü yemeği/symposium/symposion, veda, atlı/süvari, genre (günlük yaşam) sahneleri, gladyatörlerin yer aldığı steller ve boyalı/kazıma tekniğine sahip stellerin varlığı tespit edilmiştir. Söz konusu sahnelerin yanı sıra figür tipleri ve stellerin tipolojisi detaylı olarak sunulmuştur. Ayrıca Ephesos mezar steli geleneğinin oluşmasında etkin rol oynayan Attika, Smyrna, Lydia Bölgesi ve Byzantion merkezlerinin mezar stelleri ile karşılaştırmalar yapılarak Ephesos mezar steli geleneğinin yerel ve etkileşimli üslubu aktarılmaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında ele alınan mezar stellerine dair incelemeler sonucunda eserlerin İÖ. 4. yüzyılın ortalarından İS. 3. yüzyılın başlarına kadar olan geniş bir kronolojiye sahip olduğu saptanmıştır. Bu doğrultuda Ephesos kentinin en yoğun stel üretiminin İÖ. 2. yüzyılın ikinci yarısı ile İÖ. 1. yüzyılın başları olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda bu dönemde yerel özelliklerin görüldüğü stellerin de sayıca fazla olduğu görülmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Arkeoloji, Anadolu, Ionia, Ephesos, Mezar Stelleri.
Antik Roma dünyasında yeme içme kültürü
Beslenme, canlıların yaşamında önemli bir yer tutmaktadır. Paleolitik Çağlar'dan bu yana, insanların beslenme alışkanlıkları çok çeşitli çalışmaların konusu olmuştur. Yabani otlar ve hayvansal gıdalarla beslenen insanlar, ateş ile birlikte yiyeceklerini pişirmeye başlamış, dolayısıyla çeşitli büyüklük ve biçimde pişirme kapları kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle yerleşik düzen ve tarıma geçişin yaşandığı Neolitik Dönem'de toplanan ve hasadı yapılan ürünlerin depolanması gerekmiştir; geniş depolama alanlarının yanı sıra, depolama kapları kullanılmaya başlanmış, pişirme ve saklanma kapları çeşitlenmiştir. Yeme ve içmenin önemli olduğu Roma dünyası, başta İtalya olmak üzere, zengin besin çeşitliliğine sahiptir. Başlangıçta, Roma sosyal sınıflarındaki yeme-içme alışkanlıkları arasındaki fark büyük değilse de imparatorluğun büyümesiyle farklılıklar oluşmuştur. Sebzeler, meyveler, yabani ve evcil hayvanlar, çeşitli meyve suları, süt ürünleri, zeytinyağı ve şarap merkez İtalya'da sıklıkla tüketilmiştir. Ayrıca arpa ve buğdaydan yapılan ekmek ve çeşitli unlu ürünler gündelik diyetin önemli parçasıdırlar. Yiyecek, içecek, hayvanlar ile pişmiş toprak, metal ve camdan yapılan kaplar Roma mozaikleri ve freskolarında sıklıkla betimlenmişlerdir; bu tür arkeolojik veriler özellikle İtalya'daki yeme-içme alışkanlıkları hakkında detaylı bilgi vermektedirler. Apicius, Athenaeus, Plinius, Columella gibi çok sayıda antik yazar yeme-içme, bitkiler ve hayvanlardan söz etmiştir. Roma İmparatorluğu'nun yayılım gösterdiği ve siyasi açıdan bir Roma eyaleti haline gelen ve geniş alana yayılan Anadolu topraklarında yeme-içme alışkanlıkları, coğrafi olarak değişiklik gösterebildiği gibi, binlerce yıllık yeme-içme geleneklerini sürdürmüştür. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Arkeoloji, Roma, Anadolu, Mutfak, Kültür.
Kremna antik kenti savunma sistemleri Cilt I
Kremna, Burdur İli, Bucak İlçesi, Çamlık Köyü sınırlarındaki Hacıbağ Mahallesi'nde yer almaktadır. Kent, antik Pisidia Bölgesi'nin dağlık kentlerinden birisidir. Konumu ve savunma yapıları, zapt edilmesi güç kentlerin arasında gösterilmesindeki önemli faktörlerdendir. Bu çalışmada, Kremna'nın savunma sistemleri incelenmiştir. Buna göre kentin savunmasını oluşturan sur duvarları, kule yapıları ve bastionlar ile kapılar ve antik karayolları, ayrı başlıklar altında açıklanarak mimari ve askeri özellikleri yönüyle ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Kentin savunmasını somutlaştırmak için haydut lideri Lydius'un kenti işgalinden sonra Roma İmparatorluğu'nun kenti tekrardan hakimiyetine almak amacıyla kentin batısında askeri mühendislerine yaptırdığı kuşatma alanı ve ilişkili yapılar da çalışmaya dahil edilmiştir. Böylelikle kenti korumak için inşa edilen yapıların geniş bir bakış açısıyla tartışılması ve açıklanması sağlanmıştır. Ayrıca, kentin khorasındaki kırsal yerleşimler ve kırsaldaki alanın güvenliği için yapılmış yapılar incelenerek kent merkezindeki savunma yapıları ile stratejik ilişkileri belirlenmiştir. Bununla birlikte kent ve territoryumundaki yapıların arasında güçlü bir ilişkinin olduğu ve kırsal çevrede hareketli bir siyasi, askeri ve sosyo-iktisadi hayatın sürdüğü anlaşılmıştır. Bu konudaki çalışmalarda Pisidia Bölgesi'nin ve kentin tarihsel olaylarının, kentteki seramik ve metal buluntular gibi arkeolojik bulguların yanı sıra, Anadolu'daki ve Kıta Hellas'taki kentlerin savunma unsurlarının mimari ve askeri özellikleri analojileri yardımı ile incelenerek kentin savunma yapılarının yaklaşık tarihlendirilmesi yapılmıştır. Dolayısıyla Kremna'nın savunma sistemlerinin stratejik ve plan özellikleri ortaya çıkarılmış, kentin savunma olgusunun Hellenistik Dönem'den başlayarak Roma ve Bizans dönemlerine kadar aktif bir şekilde kullanıldığı ve yapısal değişimlere uğramasına rağmen korunduğu sonucuna varılmıştır.
Başlangıcından Demir Çağı sonuna kadar Equid gömütleri
Equid familyası, dünya çapında kullanılabilirlik açısından insanoğlunun çağlar boyu yanında yer almıştır. Evcilleştirilmeden önce eti için bir av hayvanı iken evcilleştirilmesinden sonra uzun mesafeleri kat edebilen, günlük hayatta üretim amaçlı işlevselliği ve savaşlarda sağladıklarıüstünlüklerİ sebebiyleinsanoğlunun faydalandığı en önemli araçlardan biri olmuşlardır. Mağara duvarlarına ilk çizilmeye başladıkları dönemden itibaren görsel ve plastik sanatlarda önemli bir figür halini almışlardır. Tez kapsamında bu familyanın alt türlerinden bir tanesi olan EquusCaballus öncelikli olarak incelenmiştir. Asya'nın büyük bir bölümü, Anadolu, Yakındoğu, Doğu Akdeniz, Ege Adaları ve Orta Avrupa coğrafyaları incelenmiş ve equidfamilyası'na ait bireylerin,gömüt geleneklerinde kullanımları araştırılmıştır. Asya'da, Anadolu'da, Ege Adaları'nda ve Orta Avrupa'da EquusCaballus gömütlerinin yoğunluğu gözlenmiştir. Yakındoğu'daveDoğu Akdeniz'deEquusAsinus gömütlerinin yoğunluğu tespit edilmiştir. Ayrıca bazı merkezlerde savaş ve cenaze arabalarınında bu gömüt gelenekleribağlamında gömüldükleri tespit edilmiştir.