
211
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sanal gerçeklik oyun uygulaması ve otojenik gevşemenin kaşıntı, anksiyete ve dermatolojik yaşam kalitesi üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu randomize kontrollü çalışmada, hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sanal gerçeklik oyun uygulaması ve otojenik gevşeme girişimlerinin, kaşıntı semptomu, anksiyete ve dermatolojik yaşam kalitesi üzerine etkisininin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma 4 Ocak 2020-26 Şubat 2022 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Hastanesi Diyaliz Ünitesi ve Başkent Üniversitesi Ümitköy ve Çiğdem Diyaliz Merkezlerinde üç grupta toplam 47 hasta ile yürütülmüştür. Araştırmanın dahil edilme kriterlerini karşılayan hastalar hemodiyaliz tedavi yılı ve 5-D Kaşıntı Ölçeği puanları dikkate alınarak blok randomizasyon yöntemi ile müdahale (sanal gerçeklik oyun, otojenik gevşeme) ve kontrol gruplarına atanmıştır. Sanal gerçeklik oyun (n: 15) ve otojenik gevşeme (n: 16) müdahale gruplarındaki hastalara ilk hafta sanal gerçeklik ya da otojenik gevşeme uygulaması öğretimi yapılmıştır. Kontrol grubu hastalarına ilk hafta (n: 16) böbrek fonksiyonu öğretimi yapılmıştır. Müdahale grubundaki hastalar evde, dört hafta boyunca hemodiyaliz seansından bir gün önce haftada üç kez sanal gerçeklik oyun uygulaması ve otojenik gevşeme uygulaması yapmış ve iki hafta uygulamalara ara verilmiştir. Araştırma verileri birinci haftanın ilk hemodiyaliz seansında (t0) ve üçüncü seansında (t1), beşinci haftanın son seansında (t2) ve yedinci haftanın son seansında (t3) yüz yüze toplanmıştır. Verilerin toplanmasında, 5-D Kaşıntı Ölçeği, Durumluk-Süreklik Kaygı Ölçeği ve Dermatoloji Yaşam Kalitesi İndeksi kullanılmıştır. Müdahale gruplarındaki hastaların, beşinci ve yedinci haftada 5-D Kaşıntı Ölçeği ve Durumluk-Süreklik Kaygı Ölçeği puanlarında anlamlı düzeyde azalma ve beşinci haftada Dermatoloji Yaşam Kalitesi İndeksi puanında anlamlı düzeyde azalma görülmüştür. Hemodiyaliz hastalarında görülen kaşıntı semptomuna yönelik olarak sanal gerçeklik oyun uygulaması ve otojenik gevşeme girişimlerini içeren bakım yaklaşımlarının klinik protokollerde yer alması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: anksiyete, dermatolojik yaşam kalitesi, hemşirelik, kaşıntı, otojenik gevşeme, sanal gerçeklik.
Hemodiyaliz hastalarında sıcak ve soğuk kompres uygulamalarının kas krampları, yorgunluk ve hemodiyaliz konforuna etkileri: Plasebo kontrollü randomize çalışma
Bu çalışmanın amacı hemodiyaliz hastalarında intradiyalitik dönemde uygulanan sıcak ve soğuk kompres uygulamalarının kas krampları, yorgunluk ve hemodiyaliz konforuna etkisinin belirlenmesidir. Araştırma, randomize şekilde sıcak kompres (grup A=23), soğuk kompres (grup B=23) ve plasebo kontrol (grup C=23) gruplarına dağıtılan 69 hemodiyaliz hastası ile tamamlanmıştır. Araştırmanın müdahalesi kapsamında, 12 hemodiyaliz seansı boyunca araştırmacı tarafından Termo Jel Kompress® kullanılarak Grup A'daki hastalara sıcak, Grup B'deki hastalara soğuk; Grup C'daki hastalara oda ısısında plasebo uygulama yapılmıştır. Araştırmanın verileri uygulama öncesi veri toplama seansı (t0), uygulama seansları (t1-12) ve uygulama sonrası takip amaçlı izlem seansında (t13) Hasta Tanıtıcı Form, Kramp Epizotu Takip Çizelgesi, Piper Yorgunluk Ölçeği ve Hemodiyaliz Konfor Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Sıcak ve soğuk kompres uygulamaları, hastalarda kramp gelişimini ve yorgunluk şiddetini anlamlı derecede azaltmıştır (p<0,05). Aynı zamanda hemodiyaliz hastalarında konfor düzeyini anlamlı şekilde artırmıştır (p<0,05). Soğuk kompres uygulamaları karşılaştırıldığında, sıcak kompresin krampların önlenmesi, yorgunluk şiddetinin azaltılması ve konforun artırılmasında daha etkili olduğu ortaya çıkmıştır (p<0,05). Hemodiyaliz hastalarında kramp ve yorgunluğun yönetiminde ve konfor düzeyinin artırılmasında sıcak uygulama öncelikli olmak üzere sıcak ve soğuk kompres kullanımı önerilir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, Hemşirelik bakımı, Kas Krampları, Konfor, Sıcak Uygulama, Soğuk Uygulama, Yorgunluk.
Erişkin yoğun bakım ünitelerinde izlenen yaşlı bireylerin deliryum riski ve gelişme durumunun belirlenmesi
Araştırma, erişkin yoğun bakım ünitelerinde izlenen yaşlı bireylerin deliryum riski ve deliryum gelişme durumlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve prospektif olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini; Kasım 2020 - Şubat 2021 tarihleri arasında yoğun bakım ünitelerine kabul edilen, yatış tanısında deliryum tanısı olmayan, Richmond Sedasyon ve Ajitasyon Ölçek puanı -3 ve üzeri olan 65 yaş ve üzeri 150 hasta oluşturmuştur. Veriler, "Tanıtıcı Bilgiler Formu", "Richmond Sedasyon ve Ajitasyon Ölçeği", "Deliryum Risk Tahmin Modeli (DEMO)" ve "Yoğun Bakım Ünitesinde Konfüzyon Değerlendirme Ölçeği (CAM-ICU)" ile toplanmıştır. Hastaların yatışlarının ilk gününde DEMO ile deliryum riskleri belirlenmiş, 24. saat, 3. gün ve 5. günde CAM-ICU ile deliryum gelişme durumları değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde ortalama, standart sapma, yüzde, sıklık ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya alınan hastaların %42'sinde yatış esnasında deliryum riski saptanmış, yatış izlemlerinde ilk 5 günde %34,7'inde deliryum gözlenmiştir. Deliryum hastaların %28,7'sinde ilk 24 saat içerisinde, %32'sinde 3. günde, %34,7'sinde 5. günde gelişmiştir. Araştırmada predispozan faktörlerden ileri yaş ve duyusal bozukluğu olan; presipitan faktörlerden hipotansif, uyku sorunu yaşayan, tedavisinde 5'ten fazla ilacı olan ve DEMO risk faktörlerine göre psikoaktif ilaç tedavisi alan hastalarda deliryum gelişmiştir (p<0,05). Araştırma sonucunda yaşlı bireylerin deliryum risklerinin yatışlarının ilk 24 saatinde tanımlanması ve ileri yaş (75 ve üzeri), nörolojik, bilişsel ve psikolojik sorunu olan, tedavisinde 5'ten fazla ilacı olan, uyku sorunu yaşayan ve hipotansiyon ile izlenen hastaların deliryum gelişimi açısından yakından takip edilmesi önerilmektedir.
Evde parenteral beslenme uygulanan hasta ve yakınlarının donabedian modeline göre deneyimlerinin belirlenmesi
Üçüncü basamak bir üniversite hastanesinden evde parenteral beslenme (EPB) ile taburcu edilen, EPB uygulanan hasta ve yakınlarının deneyimleri, yaşadıkları güçlükler ve baş etme durumlarının belirlenmesi amacıyla 19.10.2020-30.11.2021 tarihleri arasında yapılan bu araştırma Donabedian Modeli çerçevesinde yapı, süreç ve sonuç bağlamlarında yapılandırılmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desene göre yürütülen araştırmada yarı yapılandırılmış görüşme, gözlem ve ileriye dönük izlem yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmaya EPB alan 11 erişkin hasta ve uygulamayı yapan 11 hasta yakını dahil edilmiştir. Verilerin analizi bilgisayar destekli nitel veri analiz programı olan MAXQDA kullanılarak, Colaizzi'nin önerdiği içerik analizi yöntemine göre yapılmıştır. Çalışmamızda; yapı göstergeleri başlığı altında hasta ve yakınları için 3 ana tema (evde bakım ve izlem desteği, evde multidisipliner ekip tarafından destek alma gereksinimi ve malzeme temininde zorluk); süreç göstergeleri başlığı altında hasta ve yakınları için 4 ana tema (EPB' ye uyum, EPB'ye ilişkin duygular, EPB'de yaşanan sorunlar, EPB'de baş etme becerisi ve yönetimi), sonuç göstergeleri başlığı altında ise hasta ve yakınları için 4 ana tema (memnuniyet, yaşamın devamlılığına katkı, EPB komplikasyonları, fiziksel ve sosyal kısıtlılık) ve hasta yakınları içinde ayrıca artmış bakım yükü olmak üzere toplamda 12 tema belirlenmiştir. Çalışmamızın sonucunda; hasta yakınlarının EPB uygulama basamaklarına ve kurallarına tam olarak uymadığı, EPB sürecine uyumu etkileyen önemli faktörlerin; mali yük, beslenme destek ekibine ulaşım, evde izlem gereksinimi ve multidisipliner bakım desteği olduğu, hasta ve yakınlarının ev ortamlarında EPB almaktan ve destek görmekten memnun kaldıkları belirlenmiştir. Çalışmamızda EPB'de komplikasyonlarını önleyerek olumlu sonuçları ve yaşam memnuniyetini artırmak için; taburculuk öncesi verilen iyi yapılandırılmış EPB eğitimine, bu eğitimlerin evde tekrarlanmasına, evde multidisipliner ekip tarafından hastanın bütüncül takibine ve sosyo-ekonomik desteklere gereksinim duyulduğu belirlenmiş olup, EPB alan hasta ve yakınlarının bu konulardaki gereksinimlerini gideren bakım uygulamalarının oluşturulmasını önermekteyiz.
Kanserde Aile bakım deneyimi modeli kapsamında ileri evre kanser hastalarına bakım veren aile üyelerinin deneyimlerinin incelenmesi: Gömülü karma yöntem araştırması
Kanserde aile bakım deneyimi modeli ile yürütülen çalışma, ileri evre kanserli hastaların bakım veren aile üyelerinin yaşam kalitelerini etkileyen stresörleri ve bağlamsal faktörleri incelemeyi, bakım verme deneyimlerini ele almayı amaçladı. Gömülü karma yönteme sahip araştırma, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Eylül 2020-Temmuz 2021 tarihlerinde arasında yürütülmüştür. Araştırmanın nicel aşamasına 125 ileri evre kanser tanılı hastalar ile bakım veren aile üyeleri; nitel aşamasına ise 21 bakım veren aile üyesi dahil edildi. Nicel verilerin analizi SPSS 25.0 istatistik programında, nitel veriler ise Collaizi'nin yedi basamaklı tanımlayıcı çözümleme yaklaşımı kullanılarak gerçekleştirildi. Bağımlı değişken olarak belirlenen yaşam kalitesi, Kanserli Hastalara Bakım Verenlerde Yaşam Kalitesi Ölçeği (CQOLC) ile değerlendirildi. Kanserde aile bakım deneyimi modeli içerisinde stres süreci ile ilgili değişkenlerden semptom, bakım bağımlılığı ve bakıma hazır oluşluk düzeyi bakım veren aile üyelerinin CQOLC puanları üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir (p<0,001). Semptom şiddeti ve bakım bağımlılığı fazla olan hastaların aile üyeleri ile bakıma hazır oluşluk düzeyi düşük olan aile üyelerinin CQOLC puanları daha düşüktür. Bağlamsal faktörler arasında gelir düzeyi, çalışma durumu ve günlük bakım verme süresi, bakım veren aile üyelerinin CQOLC puanları üzerinde doğrudan bir etki göstermiştir (p<0,05). Yapılan nitel görüşmelerden dört tema ortaya çıkmıştır: bakım verme sürecinin dinamiğini anlamak, bakım verme sürecinde hayatın kontrolünü kaybetmek, bakım verme sürecinde sosyo-ekonomik özgürlüğün sınırlanması ve bakım verme sürecinde hayata tutunma çabası şeklindedir. Tüm sağlık çalışanları bakım veren aile üyelerinde yaşam kalitesinin değerlendirilmesi gerektiğini unutmamalı ve aile üyelerine yönelik eğitim programları yapılandırılmalıdır.
Hemşirelik eğitimi için geliştirilen ciddi oyun ve standart hasta uygulamasının öğrencilerin bilgi düzeyi, eleştirel düşünme, problem çözme becerisi, memnuniyet ve öğrenmede kendine güvenine etkisi
Araştırmada, hemşirelik eğitimi için geliştirilen ciddi oyunun öğrencilerin bilgi düzeyi, eleştirel düşünme, problem çözme ve öğrenci memnuniyeti ve öğrenmede kendine güvene etkisini belirlemek amacı ile yarı deneysel ve öğrencilerin konuya ilişkin görüşlerini belirlemek için nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırma ciddi oyunun geliştirilmesi, nicel verilerin toplanması ve nitel görüşme olarak üç aşamada gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci aşamasında, hemşirelik eğitiminde kullanılmak üzere, araştırmacı tarafında oyun uygulaması geliştirilmiş, ikinci aşamasında etkinliğini belirlemek üzere bir grup öğrenciye oyun oynatılmış, diğer gruba ise standart hasta uygulaması yapılarak gruplar arası değerlendirme yapılmıştır. Araştırmanın 3. aşamasında ise oyun oynayan öğrencilerin görüşlerinin alınmasına yönelik odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Araştırmanın hedef grubu Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesinde, İç Hastalıkları Hemşireliği dersini başarı ile tamamlamış 2. sınıf öğrencilerinden oluşmuştur. Araştırma, gönüllü 72 öğrenci ile tamamlanmıştır. Öğrencilere ciddi oyun ve standart hasta uygulaması olarak iki farklı müdahale yöntemi uygulanmıştır. Nicel veriler "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Problem Çözme Envanteri", "Eleştirel Düşünme Eğilimi Ölçeği", "Öğrenci Memnuniyeti ve Öğrenmede Kendine Güven Ölçeği" ve "Odak Grup Görüşme Soru Formu" ile toplanmıştır. Nitel veriler, mekanik-dinamik-estetik modeli kapsamındaki kategorilere göre alt kategoriler oluşturulmuştur. Araştırmanın sonucunda ciddi oyun grubu öğrencilerinin bilgi düzeyi, öğrenci memnuniyeti ve öğrenmede kendine güven puanları standart hasta grubuna göre yüksektir. İki grup arasında problem çözme ve eleştirel düşünme puanları açısından anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Ciddi oyun ve standart hasta uygulaması sonrasında öğrencilerin eleştirel düşünme ve problem çözme beceri puanlarında artma gözlenmiştir. Ciddi oyun grubu ile yapılan odak grup görüşmelerinde ortaya çıkan alt temalar; rozet, ipuçları, ödüller, geri bildirim, zaman, duygular, ifade etme, meydan okuma, kurgu ve iş birliğidir. Öğrencilerin oyunla ilgili genel görüşlerinde oyunun bilgiyi işlemede yararlı olduğu, oyun içi verilen geri bildirimlerin öğrenmeye katkı sağladığı, hızlı karar vermeye yardımcı olduğu, gerçekçi bir ortam sunduğu belirtilmiştir. Araştırmanın sonuçları ciddi oyun ve standart hasta uygulamasının hemşirelik öğrencilerinde bilgi düzeyi, eleştirel düşünme, problem çözme, öğrenci memnuniyeti ve öğrenmede kendine güveni geliştirdiğini göstermiştir. Her iki yöntemin de hemşirelik eğitimine entegre edilmesi ve yaygınlaştırılmasını öneririz. Dijital alt yapının geliştirilmesiyle birlikte klinik eğitim hemşirelik eğitimde ciddi oyun kullanılması önemli hale gelmektedir. Bu kapsamda hemşirelik profesyonellerinin ciddi oyun geliştirmesi ve alanda uzman kişiler yetiştirmesi desteklenmelidir.
Kemoterapi alan ileri evre meme kanseri hastalarında semptom yükü, fonksiyonel durum ve öz-etkililik arasındaki ilişki
Bu tanımlayıcı araştırma, kemoterapi alan ileri evre meme kanseri hastalarında semptom yükü, fonksiyonel durum ve öz-etkililik arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, iki farklı hastanede 10 Nisan 2021-29 Nisan 2022 tarihleri arasında ayaktan kemoterapi alan, evre IV meme kanseri tanılı 122 hasta ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında, Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu, MD Anderson Semptom Envanteri (MDASE), Fonksiyonel Yaşam Ölçeği-Kanser (FYÖ-Kanser) ve Meme Kanserinde Kemoterapi Semptom Yönetimi Öz-Etkililik Ölçeği (MKKSYÖ) kullanılmıştır. Veriler, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Spearman korelasyon testleri ve path analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Hastaların yaş ortancasının 54 yıl olduğu, %42,6'sının ilköğretim mezunu olduğu ve %64,8'inin gelir durumunu gelir-gidere eşit olarak tanımladığı görülmüştür. MDASE semptom şiddeti ortanca puan değerinin 4,54 (orta), yaşam üzerindeki etkisi ortanca puan değerinin 6,5 (orta), FYÖ-Kanser ortanca puan değerinin 96,5 (orta) ve MKKSYÖ ortanca puan değerinin 176 (orta) olduğu bulunmuştur. Eğitim düzeyi düşük olan bireylerde semptom yükünün daha fazla; öz-etkililik düzeyi ve fonksiyonel durumun ise daha düşük olduğu görülmüştür (p<0,05). Gelir düzeyi düştükçe fonksiyonel durumun kötüleştiği belirlenmiştir (p<0,05). MDASE semptom şiddeti ile FYÖ-Kanser ve MKKSYÖ puanları arasında negatif ve orta düzey bir ilişki; FYÖ-Kanser ile MDASE semptomların yaşam üzerindeki etkisi boyutu arasında çok güçlü ve negatif bir ilişki bulunmuştur (p<0,001). FYÖ-Kanser ve MKKSYÖ arasında orta düzey ve pozitif bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır (p<0,001). Kurulan path modeli semptom şiddetinin öz-etkililik üzerinde doğrudan, fonksiyonel durum üzerinde ise dolaylı bir etkisinin olduğunu ve öz-etkililiğin fonksiyonel durumu doğrudan etkilediğini göstermiştir (p<0,001). Araştırmada, ileri evre meme kanseri hastalarında semptom yükü arttıkça, öz-etkililiğin azaldığı ve fonksiyonel durumun kötüleştiği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma bulgularına göre, kemoterapi alan ileri evre meme kanseri hastalarında semptom yükü, fonksiyonel durum ve öz-etkililiğin birlikte değerlendirilmesi, semptom yükünü hafifletmek ve fonksiyonel durumu iyileştirmek için hastaların öz-etkililik düzeyini destekleyecek müdahalelerin planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Fonksiyonel durum, hemşirelik, kemoterapi, meme kanseri, semptom yükü, öz-etkililik.
Kalp yetersizliği hastalarında konfor ile semptom şiddeti, öz-bakım davranışları ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, kalp yetersizliği hastalarının konfor ile semptom şiddeti, öz-bakım davranışları ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma evreni Ankara Bilkent Şehir Hastanesi kardiyoloji servisleri ve koroner yoğun bakım ünitelerindeki kalp yetersizliği hastaları olarak belirlenmiştir. Örneklem sayısı güç analizi yapılarak mevcut kardiyoloji servisleri ve koroner yoğun bakım ünitelerindeki 123 kalp yetersizliği hastasından oluşmuştur. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tasarıma sahip bu araştırma, Şubat 2022- Mayıs 2022 tarihleri arasında Hasta Tanılama Formu, Kalp Yetersizliği Semptom Durumu Ölçeği, Minnesota Kalp Yetmezliği ile Yaşam Anketi, Avrupa Kalp Yetersizliği Öz-bakım Davranışları Ölçeği-12 ve Genel Konfor Ölçeği kullanılarak yapılmıştır. Çalışmamızda kalp yetersizliği hastalarında konfor düzeyinin; hastaların yaşadığı semptom şiddeti ve yaşam kalitesi tarafından etkilendiği (p<0.05), öz bakımdan etkilenmediği (p>0.05) bulunmuştur. Semptom şiddeti ve yaşam kalitesinin konfor düzeyini %62,3 oranında açıkladığı bulunmuştur. Çalışmayan, yaşlı, bakım vereni olan, ileri evre, oksijen kullanan, hastaneye yatış ve acile başvuru sayısı fazla olanların konfor düzeyinin düşük olduğu saptanmıştır. Bu bağlamda kalp yetersizliği hastalarında; hasta merkezli bakım çerçevesinde, hemşirelerin konfor kuramının kullanımını yaygınlaştırması ve bakıma entegre etmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: kalp yetersizliği, konfor, semptomlar, öz-bakım, yaşam kalitesi
Orta evre alzheimer hastalarının bakım verenlerine yönelik verilen planlı eğitim ile izlemin hasta ve bakım verenlerin bakım sonuçlarına etkisi
Yarı-deneysel tasarıma sahip olan bu araştırmanın amacı, orta evre Alzheimer tanısı ile izlenen hastalara bakım verenlere verilen planlı eğitim ve izlemin hasta ve bakım verenlerin bakım sonuçlarına etkisinin değerlendirilmesidir. Araştırma, 01 Ağustos 2018- 30 Mart 2020 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Geriatri Bilim Dalı'nda yürütülmüştür. Araştırma görüşmeye geliş sıralarına göre müdahale (n:21) ve kontrol (n:22) gruplarına atanan 43 bakım veren ile yapılmıştır. Araştırmanın uygulanması toplam 12 hafta sürmüştür. Müdahale grubunda bakım verenlere uygulanan eğitim 2. ve 4. hafta olmak üzere iki bölümde uygulanmıştır. Eğitim tamamlandıktan sonra bakım verenlerin 8 hafta süreyle takip ve izlemi yapılmıştır. Kontrol grubunda bulunan bakım verenlere poliklinikte uygulanan rutin kontrollerin dışında herhangi bir girişim uygulanmamış olup, araştırmanın sonunda bakım verenlere eğitim uygulanıp, hazırlanan eğitim kitapçığı verilmiştir. Araştırma verileri Zarit Bakım Veren Yükü Ölçeği, Bakas Bakım Verme Etki Ölçeği, Nöropsikiyatrik Envanter ve Alzheimer Hastalığında İşbirliği Çalışması- Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği ile 1., 4., 8. ve 12. haftalarda toplanmıştır. Araştırma sonucunda orta evre Alzheimer hastalarına bakım verenlere yönelik hazırlanan planlı eğitim ve izlemin bakım yükünü azaltmadığı saptanmıştır. Ayrıca, hastalarda görülen nöropsikiyatrik semptom sıklığı ile bu semptomlara bağlı olarak bakım verenlerin yaşadıkları sıkıntıda azalma olduğu ancak bu azalmanın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir. Araştırmada her iki gruptaki hastaların günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılık düzeylerinin arttığı görülmüştür. Alzheimer hastalarına bakım verenlere yönelik hazırlanan eğitim programlarının tanı konulduğu andan itibaren uzun süreli ve sağlık hizmetinin bir parçası olarak uygulanması ve hastaların evde izleminin sağlanmasına yönelik hizmetlerin geliştirilmesi önerilmektedir.
Disfajisi olan akut inme hastalarına uygulanan güvenli beslenme programının etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmayla disfajisi olan akut inme hastalarına uygulanan güvenli beslenme programının etkinliğini değerlendirmek amaçlanmıştır. Yöntem: Randomize olmayan kontrol gruplu yarı deneysel tasarımda gerçekleştirilen bu çalışmaya 39 kontrol, 39 deney grubu olmak üzere toplam 78 hasta katıldı. Çalışma kontrol, hazırlık ve girişim dönemi olmak üzere üç aşamada tamamlandı. İlk dönemde kontrol grubu hastalar alındı. Hasta ve bakım verenlerin bilgileri bilgi formu ile, değerlendirmeler ise skala (NIHSS, MMSE) ve ölçümlerle (BKİ, BUN/Kreatinin) tamamlandı. Taburculukta Mini Nütrisyonel Değerlendirme (MNA), modifiye Rankin Skoru (mRS), Barthel İndeksi (Bİ) ve Yutma Kaygısı Ölçeği (YKÖ) uygulandı. Kliniğin rutin uygulamaları dışında hiçbir girişim uygulanmadı. Hastalar üçüncü ayda ilave olarak İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (İÖYKÖ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile değerlendirildi. Hazırlık döneminde kliniğin hemşirelerine disfaji ve güvenli beslenme konulu bir eğitim programı düzenlendi. Girişim döneminde hastaların verileri kontrol grubuyla aynı yöntemlerle toplandı. Hasta ve bakım verenler araştırmacılar tarafından oluşturulan 'İnme ve Yutma Güçlüğü' isimli rehber kitapçık eşliğinde eğitim programına alındı ve taburcu olduktan sonra üç ay boyunca telefon takibi yapıldı. Taburculukta ve üçüncü ayda tekrar değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya katılan tüm hastaların yaş ortalaması 67,6±12,5 idi. Hastaların 66,7'si (n=52) ilk defa inme geçirmiş olup, %83,3'ü (n=65) iskemik inmeydi. Hastaların %71,8'inde (n=56) hipertansiyon vardı ve %39.7'si (n=31) yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) kalmıştı. Hastaların hastanede toplam yatış süresi 11,7±8,9 gün, NGT'li kalış süresi ortalaması 21,0±28,6 gündü. Bakım verenlerin yaş ortalaması 49,5±13,2 olup, %73,1'i (n=57) kadındı. Deney ve kontrol grubu sosyodemografik ve klinik özellikler açısından değerlendirildiğinde ve ilk ölçüm sonuçlarında (NIHSS, MNA, mRS, Bİ) benzer bulundu (p>0,05). Güvenli beslenme programının primer sonuç ölçütlerinden aspirasyon pnömonisi, dehidratasyon ve malnütrisyon arasından sadece malnütrisyon oranı deney grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak azaldı (p=0,039). Sekonder sonuç ölçütleri taburculuğa kıyasla üçüncü ayda elde edilen iyileşme açısından iki grup karşılaştırıldığında sadece mRS (p=0,006) ve Bİ (p=0,002) parametrelerinde deney grubu lehine anlamlı iyileşme görüldü. Üçüncü ayda deney grubunda kontrol grubuna kıyasla YKÖ puanı düşük (p=0,002), İÖYKÖ puanı ise yüksek (p=0,003) bulundu. Sonuç: Güvenli beslenme programının inme hastalarında disfaji komplikasyonlarından malnütrisyonu önlemede etkili olduğu görüldü. Yutma kaygısı ve yaşam kalitesi üzerinde de fayda sağlayabileceği düşünüldü.
Yoğun bakım hemşirelerinin tıbbi araçlara bağlı basınç yaralanmasına ilişkin bilgi ve tutumlarının incelenmesi
Amaç: Bu çalışma yoğun bakım hemşirelerinin tıbbi araçlara bağlı basınç yaralanmasına ilişkin bilgi ve tutumlarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı bir çalışma olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırma, Şişli ve Sarıyer Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi erişkin yoğun bakım ünitelerinde Mart 2024- Nisan 2024 tarihleri arasında 154 hemşireyle gerçekleştirilmiştir. Veri toplamada Katılımcı Bilgi Formu, Tıbbi Araçlara Bağlı Basınç Yaralanmaları- Hemşirelerin Bilgi ve Uygulama Ölçüm Aracı (TABBY-HBUBA), Tıbbi Cihazla İlişkili Basınç Ülserlerine İlişkin Tutum Anketi-Türkçe Versiyonu (TCBBÜTA) kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan 154 hemşirenin çoğunluğunun kadın (%61, n=94), %63'ünün bekar, %88,3`inin (n=136) üniversite ve üstü eğitimli olduğu ve yaş ortalamasının 28,6±3,9 olduğu belirlenmiştir. Çalışma süresinin 5,6±3,9 yıl olduğu ve çoğunluğun anestezi ve reanimasyon yoğun bakım ünitesinde (%53,9, n=83) çalıştığı görülmüştür. Çalışmaya katılan yoğun bakım hemşirelerinin TABBY-HBUBA'dan aldıkları ortalama puan 12,7±3,0 olarak saptanmıştır. En yüksek puan ortalamasının risk faktörü (4,5±1,5), en düşük puan ortalamasının evrelendirme (4,1±1,5) alt boyutundan alındığı bulunmuştur.TABBY-HBUBA ölçeği puanlarının cinsiyet, hizmet yılı, TABBY gelişen hastaya bakım verme deneyimi ve bu konuda eğitim almış olmak değişkenlerine göre farklılık gösterdiği saptanmıştır. TABBY-HBUBA ölçeği puanı eğitim düzeylerine, çalışılan kliniklere ve çalışma şekline, çalışılan birimde bu konuda protokol olup olmadığına, basınç yarası bakımının hemşire tarafından yapılıp yapılmadığına ve katılımcının basınç yarası bakımı konusundaki yeterlilik algısına göre değerlendirildiğinde gruplar arasında fark saptanmamıştır. Çalışmaya katılan hemşirelerinin TCBBÜTA toplam 42,3±9,9 puan alarak %70,1'inin olumlu tutumda oldukları saptanmıştır. TCBBÜTA ölçeği puanlarının cinsiyet, çalışma şekli, TABBY konusunda eğitim almış olmak değişkenlerine göre farklılık gösterdiği saptanmıştır. TCBBÜTA ölçeği puanı eğitim düzeylerine, çalışılan kliniklere, çalışılan birimde bu konuda protokol olup olmadığına, katılımcının basınç yarası bakımı konusundaki yeterlilik algısına göre değerlendirildiğinde gruplar arasında fark saptanmamıştır. Sonuç: Araştırmamıza göre yoğun bakım hemşirelerinin TABBY bilgi düzeyinin geliştirilmeye ihtiyacı vardır. Araştırmamız yoğun bakım hemşirelerinin TABBY bilgisi ile tutumunun korelasyon gösterdiğini ortaya koymuştur. Anahtar kelimeler: Yoğun bakım, Tıbbi Araçlar, Basınç Yaralanması
Multipl sklerozlu hastalarda yorgunluk yönetiminde web tabanlı eğitim ile desteklenen hemşire takip programının etkinliğinin değerlendirilmesi
Giriş: Yorgunluk multipl skleroz (MS) hastalarında sık görülmesine rağmen yorgunluğun değerlendirilmesi ve yönetilmesi hakkındaki girişimler yetersizdir. Amaç: Bu araştırma, çevirimiçi tabanlı eğitim ile desteklenmiş hemşire takip programının hastaların yorgunluk seviyesi, uyku, yaşam kalitesi ve adım sayıları üzerindeki etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Ön test-son test tek gruplu yarı-deneysel araştırma tasarımı kullanılan bu çalışma 30 hasta ile gerçekleştirildi. Hastaların tümü remisyonda idi. Tüm hastalara hasta bilgi formu, yorgunluk şiddet ölçeği, Pitssburgh uyku kalitesi indeksi, EQ-5D-3L yaşam kalitesi ölçeği uygulandı ve adım sayıları ölçüldü. Hastaların ölçümleri yapıldıktan sonra beş hafta standart bakım ile takip edilen hastaların ölçümleri tekrarlandı. Daha sonra aynı hasta grubu beş haftalık hemşire takip programına dahil edildi. Programın hemen sonunda ve üç ay sonunda hastaların ölçümleri tekrarlandı. Bulgular: Çalışmaya katılan kohortun yaş ortalaması 34,3±8,1 idi, %80'i kadınlardan oluşuyordu. Hastaların %56,7'sini lisans mezunu, %56,7'sini çalışmayan, %66,7'sini evli ve %56,7'sini çocuğu olan hastalar oluşturuyordu. Hastaların %23,3'ü antidepresan kullanıyordu. Kontrol döneminin sonunda başlangıca göre yorgunluk, yaşam kalitesi, uyku kalitesi ve adım sayısı ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmezken eğitim programının hemen sonunda (3. ölçüm) ve 3. ay ölçümlerinde (4. ölçüm) eğitim öncesi ölçümlere göre yorgunluk seviyelerinde anlamlı düşüş saptanmıştır (p=0,040, p=0,002). Adım sayıları da eğitim öncesi döneme göre anlamlı olarak artmıştır (2. ölçüme kıyasla 3. ölçüm p=0,001, 2. ölçüme kıyasla 4. ölçüm p=0,001). Kadınların erkeklere göre, çalışmayanların çalışanlara, geliri yeterli olanların az veya çok gelirlilere, evlilerin bekarlara, sigara kullanmayanların kullananlara ve antidepresan kullanmayanların kullananlara göre yorgunluk seviyeleri istatiksel olarak anlamlı düşüş göstermiştir (p=0,005, p=0,008, p=0,003, p=0,035, p=0,006, p=0,016). Hastaların %66,6'sı eğitimden fayda görmüştür. Cinsiyet, medeni durum, çocuk varlığı, yaş, tanı süresi, EDSS, sigara kullanımı, antidepresan kullanımı eğitimden fayda görme açısından bir fark yaratmamıştır. Sonuç: MS hastalarının yorgunluğunun yönetiminde internet tabanlı eğitim destekli hemşire takip programı, yaşam kalitesi ve uyku kalitesi üzerinde bir fark yaratamasa da yorgunluğu standart bakıma göre anlamlı olarak azaltmış ve adım sayısını artırmıştır. Bu nedenle, MS hastalarının yorgunluk yönetimi için internet tabanlı eğitim programları oluşturulmalı ve hastalar katılım için motive edilmelidir. Anahtar kelimeler: Multipl skleroz, yorgunluk, çevirimiçi tabanlı hasta eğitimi, hemşire takip programı, telerehabilitasyon, giyilebilir teknolojiler
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireylerde tuzlu su uygulamasının öksürük, balgam, dispne yönetimi ve yaşam kalitesine etkisi
Bu araştırma, KOAH tanısı olan bireylerde tuzlu su uygulamasının öksürük, balgam, dispne yönetimi ve yaşam kalitesine olan etkisinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Ön test-son test randomize kontrollü deneysel tasarımla yapılan çalınmanın örneklemini, İstanbul ilinde bir eğitim ve araştırma hastanesinin göğüs hastalıkları polikliniğe başvuran ve dahil edilme kriterlerine uyan 83 KOAH hastası (37 deney ve 46 kontrol) oluşturdu. Verilerin toplanmasında; Hasta Tanılama Formu, Modifiye Tıbbi Araştırma Kurulu Dispne Skalası (MMRC), KOAH Değerlendirme Testi (CAT), St. George Solunum Anketi (SGRQ) kullanıldı. Her iki grubun verileri toplandıktan sonra deney grubu hastalarına izotonik sodyum klorür ile nebulizasyon uygulaması öğretildi. Hastaların iki ay boyunca sabah ve akşam günde iki defa izotonik sodyum klorür ile nebulizasyon uygulamasını yapması istenildi. Kontrol grubu hastalarına herhangi bir uygulama yapılmadı. Her iki grubun 2 ay boyunca 15 günde bir öksürük, balgam ve dispne semptomları MMRC ve CAT ölçeği ile değerlendirildi. Araştırma sonucunda; deney grubu ve kontrol grubu hastalarının öksürük (p=0,092;p=0,663), balgam (p=0,092;p=1,000) ve dispne (p=1,000;p=0,406) yönetimi açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Deney ve kontrol grubu hastalarının yaşam kalitesi arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p=0,279; p=0,319). Sonuç olarak; Kronik Obstrültif Akciğer Hastalığı olan bireylerde tuzlu su uygulamasının öksürük, balgam, dispne yönetimi ve yaşam kalitesine etkisinin olmadığı belirlendi
Yoğun bakım hastalarına yönelik göz bakım protokolünün geliştirilmesi ve etkinliğinin değerlendirilmesi
Araştırma, yoğun bakım hastalarına yönelik göz bakım protokolü geliştirmek ve etkinliğini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Randomize kontrollü olarak yapılan çalışmanın örneklemini, İstanbul ili Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir eğitim ve araştırma hastanesinin anestezi yoğun bakım ünitesinde yatan ve dahil edilme kriterlerine uyan 28 deney 28 kontrol olmak üzere 56 hasta oluşturdu. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edildi. Araştırmanın birinci basamağında literatür taranarak oluşturulan protokol için uzman görüşü alındı. Araştırmanın ikinci aşamasında yoğun bakımda göz komplikasyonları ile ilgili hemşirelere eğitim verildi. Araştırmanın üçüncü aşamasında ise uzman görüşü alınarak oluşturulan göz bakım protokolü veri toplama formu olarak kullanıldı. Deney ve kontrol grubunda olan hastalar yedi gün boyunca takip edildi. Deney grubunda olan hastalar göz bakım protokolüne uygun olarak göz bakımı alırken kontrol grubunda olan hastalar rutin klinik göz bakım uygulamalarına göre bakım aldı. İnfeksiyon belirti-bulguları açısından deney grubunda olan hastaların kontrol grubuna göre daha düşük infeksiyon oranına sahip olduğu saptandı. Gruplar arasında dördüncü gün sekresyon açısından farkın istatistiksel açıdan anlamlı olduğu (p<0.05) tespit edildi. Gruplar arasında üçüncü, dördüncü ve beşinci gün kapak kenarında kabuklanma açısından farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0.05) saptandı. Gruplar arasında üçüncü ve dördüncü gün kirpiklerin yapışması açısından farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (p<0.05). Deney ve kontrol grubunda göz komplikasyonu açısından değerlendirilen hastaların deney grubunda kontrol grubuna göre konjonktival ödem görülme sıklığı daha azdı. Dördüncü gün sağ gözde konjonktival ödem açısından anlamlı fark görüldü (p<0.05). Sonuç olarak, yoğun bakım hemşirelerinin kanıta dayalı olarak göz bakım uygulamalarını kullanmalarını, invaziv mekanik ventilatör desteğinde, sedasyon alan hastalarda aspirasyon işlemi sırasında gözü infeksiyonlardan koruma önlemlerini almaları, yoğun bakım ünitesinde gözde infeksiyon belirti-bulguları ve göz komplikasyonunun önlenmesi için daha fazla klinik araştırma yapmaları önerilmektedir.
Sigara içen ve içmeyen bireylerin uyku kalitesi ve yorgunluk düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Araştırma sigara içen ve içmeyen bireylerde uyku kalitesi ve yorgunluk düzeylerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı bir çalışma olarak planlandı ve uygulandı. Araştırma, 1 Temmuz -1 Kasım 2022 tarihlerinde İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Kardiyoloji Enstitüsü, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı, İç Hastalıkları Anabilim Dalı ve Genel Dahiliye Bilim Dalı polikliniklerine başvuran veya kontrole gelen, araştırma kriterlerine uyan, araştırmayı kabul eden yazılı ve sözlü onamı alınan 384 birey ile gerçekleştirildi. Verilerini toplamak için 18-65 yaş arası birey ile yüz yüze görüşme yöntemi ile onam alındıktan sonra araştırmacı tarafından soru cevap şeklinde gerçekleştirildi. Araştırmanın verilerini toplamak için "Hasta Bilgi Formu", "Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ)", "Epworth Uykululuk Ölçegi (EUÖ)", "Chalder Yorgunluk Ölçeği" kullanıldı. Veriler bilgisayar SPSS 22.0 istatistik programıyla değerlendirildi. Bireyelerin uyku kalitesi puanı sigara içenlerde x̄=7,177, içmeyenlerde x̄=5,771 olarak bulundu. Katılanların sigara kullanma durumu uyku kalitesine göre anlamlı ilişki saptandı (X2=13,719; p=0,001<0.05). Uyku kalitesi, uykululuk ile yorgunluk toplam arasındaki neden sonuç ilişkisini belirlemek üzere yapılan regresyon analizi anlamlı bulundu (F=41,361; p=0,000<0.05). Sigara içenlerde uyku kalitesinin yorgunluk toplam düzeyini arttırdığı (ß=0,422) ve uykululuk durumunun yorgunluk toplam düzeyini arttırdığı sonucuna varıldı (ß=0,257) Bu çalışmanın sonucuna göre sigara içmek uyku kalitesini azaltmaktadır. Uyku kalitesi azalması gündüz uykululuk hali ile yorgunluk düzeyinde artışa neden olduğu saptandı. Sigaranın sağlık üzerindeki bu yan etkilerine dair bireyleri bilinçlendirmek ve sigarayı bırakması için teşvik edilmesi önerilmektedir
SARS–CoV-2 ilişkili multisistem inflamatuar sendrom gelişen çocuk hastalarda yaşam kalitesi
Retrospektif tanımlayıcı olan bu çalışma, Kovid-19 ile ilişkili MIS-C tanılı çocuklarda sosyodemografik özelliklerin hastalığa etkisini, hastalığın tedavi sürecinde ve sonrasında yaşam kalitesini etkileyen faktörlerini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Çalışmaya, Mart 2020-Ağustos 2022 tarihleri arasında İstanbul'da hizmet veren bir Sağlık Bakanlığı Hastanesinin Çocuk Kovid Servisine MIS-C bulguları ile yatışı yapılan 0-18 yaş arası 64 hasta ve bu hastalara refakat eden ebeveynler dahil edildi. Çalışmada Sosyo-Demografik Veri Toplama Formu, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (8-12 Yaş) kullanıldı. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 22.0 istatistik programı aracılığıyla değerlendirildi. Araştırmaya dahil edilen çocukların verilerin dağılımını göstermek için tanımlayıcı istatistikler kullanıldı ve normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek amacı ile Kurtosis (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelendi. Verilerin analizinde parametrik yöntemler kullanıldı. Mis-C'nin yaşam kalitesi puanları üzerinde etkisi çocukların sosyo-demografik özelliklerine farklılık gösterdiği saptandı.
Hemodiyaliz hastalarına verilen sıvı eğitiminin interdiyalitik sıvı alımı ve kan basıncına etkisi
Araştırma, hemodiyaliz hastalarında beslenme ve sıvı kısıtlaması eğitiminin interdiyalitik sıvı alımı ve intradiyalitik hipotansiyona olan etkisini değerlendirmek amacı ile yapıldı. Deneysel tasarımla yapılan çalışmanın örneklemini İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı özel bir diyaliz merkezinde diyaliz tedavisi gören 71 hasta (36 deney ve 35 kontrol) oluşturdu. Verilerin toplanmasında Hemodiyaliz Hastalarında Sıvı Kontrol Ölçeği (HHSKÖ), Kan Basıncı Kontrol Formu, Biyoempedans Analizi, Biyoempedans Analiz Uygunluk Formu, Biyoempedans Analizi Öncesinde Dikkat Edilmesi Gerekenler, Diyaliz Hastalarında Beslenme Kitapçığı kullanıldı. Verilerin analizinde parametrik yöntemler kullanıldı. Bağımsız gruplarda kategorik değişkenlerin oranları arasındaki farklar Ki-Kare ve Fisher exact testleri ile analiz edildi. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi kullanıldı. Grup içi ölçümlerin karşılaştırılmasında bağımlı gruplar t-testi kullanıldı. Deney ve kontrol grubunun randomizasyonu yapıldıktan sonra her iki gruba BCM (Fresenius Medical Care Body Composition Monitor) cihazı ile ölçüm yapıldı. Deney grubuna Diyaliz Hastalarında Beslenme Kitapçığı doğrultusunda yüz yüze sıvı kısıtlaması eğitimi verildi. İkinci ayın sonunda her iki gruba tekrar BCM ölçümü yapıldı. Deney grubunun takibi sırasında hastaların gereksinimlerine göre eğitimler tekrarlandı. Çalışma boyunca deney ve kontrol grubunun her ay biyokimyasal değerleri takip edildi. Araştırma sonucunda kontrol grubunun, yaş ortalaması ve diyetisyenden sıvı kısıtlaması eğitimi alma durumunun yüksekliği (p<0,05), deney grubunun potasyum ölçüm değerinin düşüklüğü, HHSKÖ toplam puanının, bilgi, davranış ve tutum alt boyut puanlarının yüksekliği (p<0,05) anlamlı bulundu. Deney ve kontrol grubunda intradiyalitik hipotansiyon görüme durumunda anlamlı bir farklılık görülmedi. Sonuç olarak hemodiyaliz hastalarına sadece sıvı kısıtlaması eğitiminin verilmesi, interdiyalitik sıvı alımını ve intradiyalitik hipotansiyonu azaltmadı.
Kişilerarası geriatrik bakım ilişkisi ölçeğinin geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Amaç: Bu çalışmanın amacı Kişilerarası Geriatrik Bakım İlişkisi Ölçeğini Türk dili ve kültürüne uyarlamaktır. Yöntem: Araştırma verileri Eylül 2023 – Ekim 2023 tarihleri arasında, Kayseri ilinde bulunan bir şehir hastanesinin yatan hasta servislerinde tedavi gören 65 yaş ve üzeri olan 307 hastadan elde edilmiştir. Veriler yüz yüze görüşme yöntemiyle Hasta bilgi formu ve Kişilerarası Geriatrik Bakım İlişkisi Ölçeği kullanılarak toplandı. Ölçeğin dil uyarlama çalışmaları kapsamında 10 uzmandan görüş alındı ve çalışma verileri toplanmaya başlamadan önce 30 hasta ile pilot çalışma gerçekleştirildi. Ölçeğin psikometrik özellikleri, madde analizi, doğrulayıcı faktör analizi, iç tutarlılık, ölçüt geçerliliği ve yakınsak ıraksak geçerlilik ile sınandı. Bulgular: Ölçek maddelerinin kapsam geçerlilik indeksleri 0,98 - 1,00 arasında değişmektedir. Türkçe kültürüne uyumlu yapının yeniden keşfi kapsamında, yapılan doğrulayıcı faktör analizinde faktör yükleri 0,20 ile 0,85 arasında dağıldıkları gözlendi. İç tutarlılık katsayılarının 0,657 ile 0,867 arasında değerler aldıkları ve ölçeğin total Cronbach's alpha değerinin 0,917olduğu görüldü. Doğrulayıcı faktör analizinde ölçeğin uyum indeksleri χ2 /df (3,34), RMSEA (0,088), NFI (0,90), NNFI (0,92), SRMR (0,075) ve CFI (0,92) şeklinde ölçüldü ve yakınsak ıraksak geçerlilik analizleri sonucunda CR her yapı için 0,6'nın üzerinde çıktı. Sonuç: Özgün hali 4 alt boyut ve 30 maddeden oluşan ölçeğin Türkçe versiyonu 30 madde ve 4 alt boyuttan oluşmaktadır. Ölçeğin Türkçe versiyonu, hemşirelik bakımı alan 65 yaş ve üzeri olan bireylerde Kişilerarası Geriatrik Bakım İlişkisini ölçebilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır. Anahtar kelimeler: Geriatri, Hemşirelik Bakımı, Geçerlilik, Güvenilirlik
Kritik hasta merkezli deri bakımının derinin bariyer fonksiyonlarına etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma, kritik hasta merkezli deri bakımının, derinin bariyer fonksiyonları, basınç yaralanması insidansı ve basınç yarası risk puanına etkilerini incelemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel tasarımdaki bu araştırmanın verileri, bir devlet hastanesinin üçüncü düzey yoğun bakım ünitesinde Eylül 2023- Şubat 2024 tarihleri arasında toplandı. Araştırma 22 deney grubu, 21 kontrol grubu olmak üzere 43 kritik bakım hastası ile yürütüldü. Verilerin toplanmasında, araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyodemografik ve klinik özellikler formu, Jackson/Cubbin risk ölçeği kullanıldı. Her biri toplamda 4 gün takip edilen deney grubu hastalarına araştırmacılar tarafından yapılan literatür incelemesi sonucu geliştirilen ''Kritik Hasta Merkezli Deri Bakım Paketi'' uygulanırken, kontrol grubuna klinik rutin deri bakımı uygulandı. Uygulamalar, bireylerin yoğun bakıma kabulünde başlatıldı. 4 günlük takip boyunca, tüm hastaların sakral bölge ve trokanterlerinden transepidermal sıvı kaybı ve deri asiditesi değerlendirildi. Basınç yaralanması geliştiğinde Avrupa Basınç Ülseri Danışma Paneli'nin 2019 yılında yayınlamış olduğu güncel evrelendirme sistemi kullanıldı. Bulgular: Deney ve kontrol grubunun sosyo-demografik ve klinik özelliklerine ilişkin bulguları benzerlik gösterdi (p>0,05). Uygulamaların birinci gününde, deney grubu hastalarının sakral bölge transepidermal sıvı kaybı (TESK) ortalaması 29,62±13,04 iken kontrol grubunda 21,01±8,95 olduğu tespit edildi (p<0,05). Uygulamaların son gününde, deney grubunda TESK ortalaması kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde düşüktü (p<0,05). Deney grubunun sakral bölge TESK ortalamaları uygulamalar boyunca azalma eğilimindeyken, kontrol grubunun TESK ortalamaları artış gösterdi (p<0,05). Deney grubu hastalarında kanıta dayalı birey merkezli uygulamalar sıklık açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdi (p<0,05). Her iki grubun deri asiditesinin ortalama değerleri benzerlik gösterdi (p>0,05). Deney grubu hastalarının 4.gün değerlendirmelerinde Jackson Cubbin risk puanı kontrol grubuna kıyasla daha yüksek bulundu (p<0,001). Kontrol grubunda basınç yarası insidansı daha yüksekti (p<0,05). Sonuç: Kritik bakım ünitelerinde hasta merkezli deri bakımı uygulamaları derinin bariyer fonksiyonlarının sürdürülmesinde ve basınç yaralanmalarının önlenmesinde etkili bir hemşirelik girişimi olabilir.
Onkoloji hastalarında bilinçli farkındalığın ve yaratıcı imgelemenin yaşama dair algı ve inançlara etkisi
Amaç: Bu çalışma onkoloji hastalarında bilinçli farkındalığın ve yaratıcı imgelemenin yaşama dair algı ve inançlara etkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı bir çalışma olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırma, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sarıyer Yerleşkesi Yetişkin Kemoterapi Ünitesine' ne, Şubat-Nisan 2024 tarihleri arasında başvuran 60 onkoloji hastası ile yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini, basit randomizasyon ile belirlenen 30 kontrol grubu hastası ile 30 vaka grubu hastası oluşturur. Çalışmamızda Hasta Tanılama Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ), Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQLBREF), Farkındalık Çalışma Çizelgesi ve farkındalık eğitim videoları kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan her iki grubun yaş dışında kişisel özelliklerinin dağılımı arasında istatistiksel açıdan fark yoktu. Vaka grubunun yaş ortalaması kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düşüktü (p=0,037). Çalışmaya alınan her iki grubun tedavi özelliklerinin dağılımı arasında istatistiksel açıdan bir fark yoktu. Vaka grubunun Bilinçli Farkındalık Ölçeği son değerlendirmesinde p=0,008 olarak anlamlı bulundu. Buna bağlı olarak vaka grubunun bilinçli farkındalık düzeyinde bir artış tespit edildi. Vaka grubunun 7 gün boyunca uyguladığı farkındalık çalışmaları sonucunda Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeğine göre bedensel boyuttaki skorda p=0,044 ile bir artış tespit edildi. Sonuç: Araştırmamıza göre yaşam kalitesinde bir artış gözlemlenebilmesi için farkındalık çalışmalarının daha uzun sürelerde devam etmesi gerekir. Aynı zamanda farkındalık çalışmalarının genç hasta grubu ile daha interaktif yaşlı hasta grubu ile daha çok gözleme dayalı yürütülmesi önerilir.
Yetişkin bireylerin göğüs ağrısına yönelik bilgi, tutum ve davranışları
Bu çalışma, yetişkin bireylerde akut koroner sendromlara yönelik bilgi, tutum ve inançlarının belirlenmesi amacıyla ilişki arayıcı ve tanımlayıcı nitelikte gerçekleştirilmiştir.Araştırmanın örneklemini Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne muayene amaçlı gelen, akut koroner sendrom tanısı almamış, herhangi bir iletişim engeli olmayan, 45-74 yaş arası araştırmaya katılmak için onamı alınmış 351 birey oluşturmuştur. Veri toplama aşamasında Tanıtıcı Bilgi Formu ve Akut Koroner Sendrom Yanıt İndeksi kullanılmıştır. Tanıtıcı Bilgi Formu, bireylerin sahip olduğu demografik özellikler ile mevcut risk faktörlerini içermektedir. Akut Koroner Sendrom yanıt indeksi ile, bireylerin göğüs ağrısı ve eşlik eden akut koroner sendrom semptomlarına karşı bilgi, tutum ve inanç boyutlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın verileri, Ekim- Aralık 2023 tarihlerinde bireylerle yüz yüze görüşme tekniğiyle toplanmıştır. Verilerin analizinde ortalama, yüzde, sayı ve standart sapma istatistiksel yöntemleri kullanılmıştır. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t- testi, ikiden fazla bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında tek yönlü(One way) Anova testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Scheffe testi kullanılmıştır. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, 45-74 yaş arası bireylerin akut koroner sendrom semptomlarına yönelik puan boyutu düşük olarak tespit edilmiş, tutum ve inanç boyutu demografik özelliklere bağlı olarak değişkenlik göstermiştir.
Bir inme ünitesinde erken uyarı sisteminin uygulanması: Hemşirelik bakım kalitesini iyileştirme çalışması
Giriş: Erken uyarı sistemleri (EUS) hastaların genel servislerde takibi esnasında kullanılan vital bulgu takibine entegre sistemlerdir. Bu sistemler sayesinde hastalardaki fizyolojik bozulmalar hızla tespit edilebilmekte ve hastaya erken müdahale yapılabilmekte ve kötüleşmenin önlenmesi, yoğun bakıma gidişin azalması, hastanede kalış süresinin uzamaması ve bağımlılık/sağkalıma olumlu etki etmesi beklenir. Amaç: Bu çalışma, bir inme ünitesinde NEWS2 Skalası ile yapılandırılmış vital takip sisteminin uygulamaya konması ve hasta sonuçlarına (hastanede kalış süresi, yoğun bakıma transfer, bağımlılık ve mortalite) etkisinin ölçülmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Eylem araştırması niteliğinde olan çalışmada EUS öncesi ve sonrası dönemde üniteye yatan hastaların sonuçları karşılaştırılmıştır. Ünitede EUS'un uygulanmadığı dönem kontrol grubu olarak alınmıştır. Üniteye başvuran, dahil edilme/dışlanma kriterlerini karşılayan 1239 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada NEWS2 erken uyarı sistemi ile hasta takibi yapılmış, sistem öncesi ve sonrası tüm grupların bağımlılık/sağkalımlarının durumlarının değerlendirilmesi için Modifiye Rankin Skalası kullanılmıştır. Ünitede çalışanların yeni sisteme uyum durumları ek bir nitel çalışma ile EUS öncesi ve sonrası 2 kez değerlendirildi. Bulgular: Çalışmada gruplar arasında sosyo-demografik açıdan farklılık bulunmamaktaydı. İnmede risk faktörleri olan hipertansiyon, hiperlipidemi, periferik arter hastalığı, konjestif kalp yetersizliği ve geçici iskemik atak öyküsünün EUS sonrası dönem hasta grubunda anlamlı derecede daha fazla olduğu görüldü (p<0,05). EUS sonrası grubun geçirdiği inme tipinin iskemik olduğu ve beyinde anterior dolaşım bölgesinin daha fazla etkilendiği bulundu (p<0,05). Hipotezler olan hastanede yatış süresi, yoğun bakıma transfer ve bağımlılık/sağkalım durumlarında iki grup arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Çalışan görüşlerinin alındığı nitel çalışmada çalışanlar hasta takip kalitesinin arttığını, çalışan farkındalığının sağlandığını ve multidisipliner iletişimin iyileştiğini ifade etti. Sonuç: EUS sonrası grubun prognostik faktörleri daha kötü olmasına karşın hastanede yatış süresi, yoğun bakıma gidiş, bağımlılık/sağkalım sonuçlarının daha kötü olmadığı, yoğun bakıma transfer durumunun beklendiği gibi azalmadığı fakat ölümlerin de artmadığı ve planlı transferler ile hasta güvenliğinin sağlandığı bulundu. Çalışmanın ana değişkeni olan EUS uygulamasının ünitenin kalite süreçlerine katkı sağladığı tespit edildi.
Palyatif bakım kliniğinde çalışan hemşirelerin enteral beslenme uygulamalarına ilişkin öz yeterliliklerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma palyatif bakım hemşirelerinin enteral beslenme uygulamalarına ilişkin öz yeterliliklerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Çalışma Ekim-Aralık 2024 tarihleri arasında online anket formu üzerinden sosyal medya yoluyla kartopu örnekleme yöntemi kullanılarak palyatif bakım kliniklerinde çalışan hemşirelerle gerçekleştirilmiştir. Veri toplamada katılımcılara 'Katılımcı Bilgi Formu' ve 'Hemşireler İçin Enteral Beslenme Uygulamaları Öz-Yeterlik Ölçeği` (HİEBU-ÖYÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan 150 hemşirenin yaş ortalamasının 33,9±8,2 olduğu, çoğunluğunun kadın (%76, n=114), çoğunluğunun (%91,4, n=137) lisans/lisansüstü eğitimli oldukları belirlenmiştir. Katılımcıların %51,3'ünün (n=77) 7 yılın üstünde çalışma deneyimine sahip olduğu, %52'sinin (n=78) palyatif bakımda çalışma süresinin 3 yılın üzerinde olduğu saptanmıştır. Katılımcıların çoğunluğunun (%90,7, n=136) çalıştığı kurumda nütrisyon destek ekibinin bulunduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %60,7'sinin (n=91) lisans eğitimi sonrasında nütrisyon desteğine yönelik eğitim aldığı, bu eğitimin çoğunlukla (%69,2, n=63) hizmet içi eğitim kapsamında olduğu saptanmıştır. Katılımcıların çoğunun aldıkları eğitimi (%68,1, n=62) ve enteral beslenme uygulamalarına ilişkin bilgi düzeylerini (%68, n=102) kısmen yeterli bulduğu saptanmıştır. Katılımcıların HİEBU-ÖYÖ toplam puan ortalamasının 154,6±24,8 olduğu saptanmıştır. Ölçek puanları değerlendirildiğinde, hemşirelerin enteral beslenme uygulamalarına ilişkin öz yeterliliklerinin yeterli düzeyde olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların HİEBU-ÖYÖ puanı yaşa, cinsiyete, medeni duruma, eğitim durumuna, çalışılan kuruma, mesleki deneyime, palyatif bakım kliniğinde çalışma süresine, çalışılan kurumda nütrisyon destek ekibinin varlığına göre değerlendirildiğinde gruplar arası fark saptanmamıştır. Çalışmamızda nütrisyon desteğine yönelik eğitim alan ve aldığı eğitimin yeterli olduğunu düşünen katılımcıların ve enteral beslenme uygulamalarına ilişkin bilgi düzeyini yeterli değerlendiren katılımcıların HİEBU-ÖYÖ puanları daha yüksek bulunmuştur. Bu bağlamda, eğitimin öz yeterlilik üzerine pozitif etkisi olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızda palyatif bakım hemşirelerinin enteral beslenme uygulamalarına ilişkin öz yeterliliklerinin yeterli düzeyde olduğu belirlenmiştir. Ancak hemşirelerin öz yeterliliklerini geliştirmek için kanıta dayalı uygulamalar benimsenerek periyodik mesleki eğitim programlarının düzenlenmesi, eğitimlere katılımının teşvik edilmesi ve kliniklerde beslenme protokollerinin oluşturulması önerilir. Palyatif bakım hemşirelerinin bilgi ve uygulama becerilerine ilişkin öz yeterliliklerini arttırıcı faaliyetlerin yapılmasının hasta bakım kalitesine olumlu etkisinin olabileceği öngörülmektedir. Anahtar kelimeler: Palyatif Bakım, Enteral Beslenme, Öz Yeterlilik
Kronik obstrüktif akciğer hastalarında sanal gerçeklik gözlüğü ile desteklenmiş hasta eğitim programının hasta sonuçlarına etkisi
Giriş: Dijital dünyanın yeni teknolojilerinden sanal gerçeklik gözlüğü, hastalıkların yönetimi açısından alternatif yeni bir yaklaşım olarak önerilmektedir. Amaç: Bu çalışmayla KOAH hastalarına sanal gerçeklik gözlüğü destekli inhaler kullanma, solunum ve havayolunu temizleme egzersizleri uygulanarak hasta sonuçlarına etkisi değerlendirilmiştir. Yöntem: Ön ve son test randomize kontrollü tasarlanmıştır. Mayıs 2024-Nisan 2025 tarihleri arasında İstanbul da bulunan Şehir Hastanesi ve Eğitim Araştırma Hastanesinin Göğüs Hastalıkları Polikliniğinde KOAH hastalarında yürütülmüştür. Dahil edilme kriterlerine uyan 69 hasta (VR=23, Video=23, Broşür=23) çalışmaya alınmıştır. VR grubuna 6 hafta boyunca haftada 3 kez sanal gerçeklik gözlüğü ile egzersizler uygulatılmıştır. Girişim öncesi hastalara KOAH Hasta Tanıtım Formu, Solunum Fonksiyon Testi, Borg Dispne ve Modifiye Medical Research Council (mMRC) Dispne Skalası, St. George Solunum Anketi (SGRQ), KOAH Öz-Etkililik Ölçeği, KOAH ve Astım Uyku Ölçeği (CASIS), İnhaler Kullanma Beceri Çizelgesi uygulanmıştır. Girişim sonrası aynı testler ve Sanal Gerçeklik Deneyimi Değerlendirme Formu kullanılarak hastalar tekrar değerlendirilmiştir. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 65,52±7,07, KOAH tanı yılı ortalaması 8,52±6,01'dır. Son testte VR grubunun FVC (p=0,013), FEV1 (p=0,016), CASIS (p=0,009) ve İnhaler Kullanma Becerisi'nde (p=0,035) istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir. Girişim öncesine göre VR grubu hastaların mMRC, Borg değerinde anlamlı iyileşmeler olduğu (p<0,05), öz-etkililik değerinde ise anlamlı bir iyileşme olmadığı (p>0,05) bulunmuştur. Video ve broşür grubu hastalarının SGRQ değerinde girişim öncesine göre anlamlı iyileşmeler olmasına rağmen en yüksek değişim farkının VR grubunda olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç: Sanal gerçeklik gözlüğü ile uygulanan egzersizlerin solunum parametreleri ve CASIS değerini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşürdüğü, yaşam kalitesi ve İnhaler Kullanma Becerisini anlamlı şekilde arttırdığı tespit edilmiştir.
Kemoterapi alan kanser hastalarında kaygı yönetiminde sanal gerçeklik meditasyonunun etkisi: Randomize kontrollü bir çalışma
Bu çalışma, kemoterapi alan kanser hastalarında kaygı yönetiminde, sanal gerçeklik destekli meditasyon uygulamasının etkisini değerlendirmek amacı ile gerçekleştirildi. Üç gruplu randomize kontrollü deneysel tasarıma sahip olan çalışma Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Ayaktan Kemoterapi Ünitesinde tedavi gören yetişkin kanser hastaları ile Nisan 2024-Mart 2025 tarihleri arasında yürütüldü. Dahil edilme ve dışlanma kriterlerine uyan hastalar randomize edilerek sanal gerçeklik destekli meditasyon (n=29), sanal gerçeklik destekli video (n=29) ve kontrol gruplarına (n=30) ayrıldı ve toplamda 89 hastaya çalışmaya dahil edildi. Üç gün boyunca her gün 10 dakika süreyle, meditasyon grubuna sanal gerçeklik destekli meditasyon; video grubuna ise doğa temalı videolardan oluşan içerikler sanal gerçeklik gözlüğü aracılığıyla uygulandı. Kontrol grubu ise standart bakım aldı. Araştırmada veri toplama aracı olarak Hasta Tanıtım Formu, Durumluk/Sürekli Kaygı Ölçeği, Vital Bulgu Takip Formu, Uygulama Memnuniyeti Değerlendirme Formu ve Sanal Gerçeklik Rahatsızlığı Anketi kullanıldı. Durumluk kaygı ve vital bulgu ölçümleri, üç gün boyunca her uygulama öncesi ve sonrasında yapılırken; sürekli kaygı ölçümünün ön testi birinci gün, son testi üçüncü gün uygulama sonunda ve izlem testi ise 30. günde gerçekleştirildi. Veriler SPSS 25 ile analiz edildi; grup içi ve gruplar arası farklar için ANOVA, Paired Samples Test ve Repeated Measures Test kullanıldı. Çalışma grubunu yaş ortalaması 53,88±11,83 olan, %43,8'i ilkokul mezunu, %56,2'si kadın, %78,7'si evli ve %47,2'si geliri giderine denk olan hastalar oluşturdu. Hastaların %29,2'sı gastrointestinal, %25,8'i meme ve %16,9'u akciğer kanseri tanısına sahipti. Müdahale ve kontrol gruplarında yer alan hastaların sosyodemografik ve klinik özellikleri benzerdi. Her iki müdahale, kontrol grubuna kıyasla durumluk kaygı düzeyinde anlamlı azalma sağladı. Sanal gerçeklik destekli meditasyon uygulamasının bu azalmada daha etkili olduğu belirlendi. Sürekli kaygı düzeyinde anlamlı azalma yalnızca meditasyon grubunda gözlendi ancak izlem testinde sürekli kaygı düzeylerinin tüm gruplarda benzer olduğu tespit edildi. Her iki uygulamaya yönelik hasta memnuniyeti yüksek bulundu ve hiçbir hastada yan etki bildirilmedi. Sonuç olarak, sanal gerçeklik destekli meditasyon uygulamasının, kemoterapi sürecindeki kanser hastalarında durumluk kaygı düzeyini azaltmada hem standart bakım uygulamasına hem de doğa temalı video içeriği sunulan sanal gerçeklik uygulamasına kıyasla daha etkili bir yöntem olduğu belirlendi.
Tip 2 diyabet hastalarının kullandığı bitkisel yaklaşımlar ve diyabet tedavisine uyumlarına etkisi
Tanımlayıcı türde olan bu çalışma, Tip 2 Diyabet hastalarının glisemik kontrolün sağlanması için kullandıkları bitkilerin belirlenmesi ve bu uygulamaların diyabet tedavilerine uyumlarına olumlu veya olumsuz etkisinin saptanması amacıyla planlanmıştır. Araştırma Temmuz 2024 ve Eylül 2024 tarihleri arasında online yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 113 tip 2 diyabet tanılı birey oluşturdu. Araştırmanın verileri, olasılıksız örnekleme tekniklerinden kartopu örnekleme yöntemi kullanılarak toplandı. Verilerin toplanmasında Hasta Tanılama Formu ve Tip 2 Diabetes Mellitus Tedavisine Hasta Uyum Ölçeği kullanıldı. Araştırmaya katılan Tip 2 Diyabetlilerin yaş ortalaması 50,94 ± 16,59 yıldı ve %59,3'ü kadın, %71,7'i evli ve %45,1'i ilkokul mezunu oldukları belirlendi. Katılımcıların %58,4'ü düzenli gelir getiren bir işte çalışmamaktaydı ve %29,2'isi serbest meslek sahibiyken %28,3'ü ev hanımıydı. Araştırmaya katılanların çoğu gelirlerinin giderlerine denk (%57,5) olduğunu ifade ederken, gelirinin giderinden az olduğunu belirten 28 katılımcı (%24,8) vardı. Tip 2 Diyabetli katılımcıların tedavilerinde çoğunlukla oral antidiyabetik (%54,9) kullandığı saptandı. Katılımcılar kan şekerlerini kontrol altında tutmak için en sık bitkilerin yaprak (%52,2) ve tohum (%27,4) bölümlerini kullanmaktaydı. Genellikle kullanılan bitkiler arasında ilk üç sırada limon (%50,4), ıhlamur (%39,8) ve adaçayı ya da tarçın (%32,7) olduğu, en az kullanılan bitkilerin ise salatalık, sarımsak, karabaşotu ve siyah çay (%0,9) olduğu saptandı. Bitki kullanımını tavsiye eden kişiler arasında akrabalar (%57,5) ilk sırada yer alırken, katılımcılar çoğunlukla haftada bir gün bitki kullanmaktaydı (%45,1). Katılımcıların çoğu bitki kullanımı konusunda doktora danışmamış (%66,4) ve bitki kullanımına bağlı olarak kan şekerinde herhangi bir olumsuz durum yaşamamıştı (%80,5). Katılımcıların bitki kullanımındaki beklentileri en sık kan şekerinin normal seviyede almasını sağlama (%58,4) ve kendini iyi hissetme (%52,2) idi. Katılımcıların ölçek toplam puan ortalaması 82,74±11,18 olduğu belirlendi. Katılımcıların yaş gruplarının, cinsiyetlerinin, medeni durumlarının, mesleklerinin ve gelir algılarının Tip 2 Diabetes Mellitus Tedavisine Hasta Uyum Ölçeğinden elde ettikleri skorlar üzerinde istatistiksel olarak anlamlı fark oluşturmadığı belirlendi (p > 0,05). Diğer yandan hastaların eğitim ve düzenli bir işte çalışma durumları ölçek skorları üzerinde istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı fark oluşturmaktaydı (p < 0,01). Üniversite ve üzerinde eğitim sahibi olanların ölçek skorlarının hem ilkokul hem de lise mezunlarından; düzenli gelir getiren bir işi olanların ölçek skorlarının da olmayanlardan daha düşük olduğu belirlendi. Hastalara bitki kullanımını tavsiye eden kişilerin, bitki kullanım sıklıklarının ve bitki kullanımına bağlı olarak kan şekeri düzeylerinde olumsuz bir deneyim yaşama durumlarının Tip 2 Diabetes Mellitus Tedavisine Hasta Uyum Ölçeği'nden elde ettikleri skorlar üzerinde istatistiksel olarak anlamlı fark oluşturmadığı belirlendi (p > 0,05). Ancak bitki kullanırken doktora danışan hastaların ölçek skorlarının, danışmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı farkla düşük olduğu bulundu (p < 0,05). Sonuç olarak bu araştırmada Tip 2 diyabet hastalarının kullandıkları bitkisel yaklaşımların diyabet tedavilerine uyum düzeylerinin orta olduğu tespit edildi.
Demans hastalarına uygulanan kişi merkezli bakımın beslenme güçlüğüne etkisi
Giriş: Demans hastaları, bilişsel işlevlerdeki bozulmalar nedeniyle beslenme süreçlerinde çeşitli zorluklarla karşılaşmaktadır. Hastalığın ilerlemesiyle ortaya çıkan yeme güçlükleri ile malnütrisyon ve kilo kaybı riski artmakta, fiziksel, psikolojik, sosyal ve çevresel faktörler bu zorlukları daha da derinleştirmektedir. Bu nedenle, demans hastalarında kişi merkezli bakımın uygulanması, beslenme güçlüklerini yönetmede önemli bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır. Amaç: Bu çalışmada demans hastalarında kişi merkezli bakımın beslenme güçlükleri üzerine etkilerini incelemek amaçlandı. Yöntem: Metodolojik ve deneysel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı bu çalışmanın ilk aşamasında Demanslı Hastalar İçin Edinburgh Beslenme Değerlendirme (EdFed) ölçeğinin geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapıldı. Hastalara, gözlenen yeme güçlükleri ve kişisel tercihler dikkate alınarak kişi merkezli bakım uygulandı ve uygulanan girişimin hastaların beslenme güçlüklerine etkisi değerlendirildi. Araştırmanın metodolojik aşamasına 55 hasta katıldı. Deneysel aşaması kontrol grubunda 26, deney grubunda 26 olmak üzere 52 hasta ile tamamlandı. Hastalar EdFed Ölçeği, Mini Mental Durum İncelemesi Testi, Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi, Mini Nutrisyonel Değerlendirme Testi (MNA) ile değerlendirildi, ayrıca yemek süresi ölçüldü. Deney grubundaki hastalara kişi merkezli bakım uygulandı ve hastalar üç ay boyunca takibe alındı. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 76,3 yıl, demans süresi ortalama 4,5 yıl olup, demans evresi hastaların çoğunda orta düzeydeydi. Çalışmanın ilk aşamasında, EdFed ölçeğinin geçerlik ve güvenirlik analizleri yapıldı. Ölçeğin üç faktörlü bir yapı gösterdiği, güvenilirlik katsayısının yüksek (Cronbach α=0,87), değerlendiriciler arası uyumunun mükemmel olduğu bulundu. Kişi merkezli bakım uygulanan deney grubunda EdFed Ölçek puanının düştüğü (p<0,001) ve yemek yeme süresinin (p=0,006) kısaldığı gözlendi. Deney grubunda MNA puanının (p <0,001) ve hastaların gıda alımlarının anlamlı bir şekilde arttığı gözlendi (p=0,03). Sonuç: Kişi merkezli bakım, demans hastalarının beslenme güçlüklerini yönetmede etkili bir yöntemdir. Bu bulgular, kişiselleştirilmiş bakım uygulamalarının gıda alımını artırmada ve klinik sonuçları iyileştirmede önemli bir rol oynayabileceğini ortaya koymaktadır.
Acil sağlık hizmetlerinde çalışan hemşirelerin onkolojik acillerin yönetimi hakkında bilgi düzeyinin değerlendirilmesi
Onkolojik aciller, zamanında tanı ve müdahale gerektiren, tedavi edilmediğinde hastanın yaşamını tehdit eden klinik durumlardır. Bu acillerin yönetiminde ilk karşılayan sağlık profesyonellerinden biri olan hemşireler, hastanın hızlı değerlendirilmesi, semptomların doğru yorumlanması, tedavi sürecinin organize edilmesi ve hasta güvenliğinin sağlanması açısından kritik bir role sahiptir. Hemşirelerin bu konuda yeterli bilgi ve farkındalığa sahip olmaları, komplikasyonların önlenmesi ve yaşam kalitesinin korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, hemşirelerin onkolojik acillerle ilgili bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi, klinik bakım kalitesini artırmak ve eğitim ihtiyaçlarını belirlemek açısından gereklidir. Bu araştırma, İstanbul'da bulunan iki eğitim ve araştırma hastaneleri acil servislerinde görev yapan hemşirelerin onkolojik acillere ilişkin bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak, literatür doğrultusunda hazırlanan ve uzman görüşü alınarak geliştirilen "Onkolojik Aciller Bilgi Düzeyi Anket Formu" kullanılmıştır. Form üç bölümden oluşmaktadır: demografik bilgiler, onkolojik acillere ilişkin çoktan seçmeli bilgi soruları (Perikardiyal Efüzyon, Hiperkalsemi, Nötropenik Ateş, Uygunsuz ADH Salınımı, Pulmoner Emboli, Diyare, Bulantı-Kusma) ve genel bilgi skoru hesaplamasına yönelik değerlendirme. Veriler, 2025 yılı içinde yüz yüze anket yöntemiyle toplanmış ve SPSS 25.0 programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Kruskal-Wallis testi uygulanmıştır. Araştırmaya toplam 120 hemşire katılmıştır. Hemşirelerin onkolojik acillere ilişkin bilgi düzeyleri 100 puan üzerinden değerlendirilmiş ve genel ortalama puan 72,80 olarak bulunmuştur. Bu sonuç, hemşirelerin genel olarak iyi düzeyde bilgiye sahip olduğunu göstermektedir. Ancak alt başlıklar incelendiğinde bilgi düzeyinde anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. En yüksek ortalama puanlar Bulantı ve Kusma (88,96) ile Nötropenik Ateş (78,79) başlıklarında elde edilmiştir. Buna karşılık, en düşük ortalamalar Uygunsuz ADH Salınımı (61,06) ve Hiperkalsemi (63,33) konularında gözlenmiştir. Bu bulgular, hemşirelerin daha sık karşılaştıkları onkolojik acillerde bilgi düzeylerinin yüksek olduğunu, ancak nadir görülen veya daha karmaşık acil durumlarda bilgi eksikliklerinin bulunduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, bu alanlara yönelik hedefe yönelik ve güncel içerikli hizmet içi eğitim programlarının planlanması önerilmektedir.
Pulmoner hipertansiyon hastalarında dispne algısının ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, Pulmoner Hipertansiyon hastalarında dispne algısı ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı bir çalışma olarak ve literatüre katkı sağlamak amacıyla tasarlandı. Araştırmanın evrenini İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesinde Göğüs Hastalıkları birimine 01.01.2024-31.05.2024 tarihleri arasında başvuran araştırma kriterlerini karşılayan, yazılı-sözlü onamları alınan toplam 201 Pulmoner Hipertaniyon hastası oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, çalışmaya katılmayı kabul eden bireylerle yüz yüze görüşmeler yoluyla ve yaklaşık 15-20 dakikada toplandı. Hastaların sosyodemografik özelliklerini değerlendirmek için "Hasta Bilgi Formu", dispne algısını değerlendirmek amacıyla "Modified Medical Research Council ( mMRC ) Dispne Skalası", egzersiz kapasitesini belirlemek amacıyla "Altı Dakika Yürüme Testi" (6DYT), yaşam kalitesinin değerlendirmek için "Kardiyovasküler Kısıtlılık ve Semptomlar Profili (CLASP) Ölçeği" ve göğüs hastalığınızın size verdiği sıkıntıyı ve yaşamınıza olan etkisini daha iyi anlamamızı sağlamak için ise "Saint George Solunum Anketi" ( SGRQ ) kullanıldı. Elde edilen veriler, SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı ile analiz edildi. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 58,32±15,75 olup, çoğunluğunun kadın (%77,1), ev hanımı (%63,2), evli (%64,7) ve ilköğretim mezunu (%51,7) olduğu belirlenmiştir. İleri yaş, kadın cinsiyeti, aile ile yaşama, sigara öyküsü, sık hastane başvuruları, tedavi uygulanması ve solunum cihazı kullanımı gibi faktörlerin dispne düzeyini artırdığı; bu değişkenlerin aynı zamanda yaşam kalitesi üzerinde de anlamlı etkiler oluşturduğu bulunmuştur. CLASP ve SGRQ skorlarının yaş, cinsiyet, gelir, eğitim ve tedaviye erişim gibi sosyodemografik ve klinik değişkenlere göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. mMRC dispne skoru ile SGRQ ve CLASP alt boyutları arasında güçlü pozitif korelasyonlar bulunmuş; dispne düzeyinin artmasının, semptom şiddeti, fiziksel ve sosyal kısıtlılık ile kaygı düzeyini artırdığı görülmüştür. 6DYT ortalama yürüme mesafesi 366,18±129,13 m olarak bulunmuş ve egzersiz sonrası oksijen satürasyonunda anlamlı düşüş, nabız ve kan basıncında artış saptanmıştır. Bu sonuçlar, PH hastalarında egzersiz kapasitesinin azaldığını ve fiziksel aktivitenin solunum ve kardiyovasküler sistem üzerinde önemli etkiler yarattığını göstermektedir.
Perkütan koroner arter girişimde bilgi gereksinimleri ölçeğinin Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Bu çalışma, Tsoulou ve arkadaşları tarafından geliştirilen ve perkütan koroner girişim (PKG) sonrası bireylerin bilgi ihtiyacının önemi ile karşılanma düzeyini değerlendirmeyi amaçlayan "Perkütan Koroner Arter Girişiminde Bilgi Gereksinimleri Ölçeği"nin (NPCI-10) Türkçe uyarlamasının geçerlik ve güvenirliğini incelemek amacıyla yürütüldü. Metodolojik bir tasarımla planlanan araştırma, Nisan – Haziran 2025 tarihleri arasında İstanbul'da bir şehir hastanesi'nin Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde yatarak tedavi görmekte olan ve PKG uygulanmış toplam 120 hasta ile yüz yüze görüşme ile gerçekleştirildi. Veri toplama sürecinde, "Kişisel Bilgi Formu" ile "Perkütan Koroner Arter Girişiminde Bilgi Gereksinimleri Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS Statistics 27.0 programı ve R yazılımı içinde 'lavaan' paketi programlarından yararlanıldı. Ölçek maddelerinin kapsam geçerliği, altı uzmandan alınan görüşler doğrultusunda değerlendirildi ve her madde için Kapsam Geçerlik İndeksi (KGI) hesaplandı. Dil/ifade ve içerik uygunluğu açısından KGI değerleri 0.83–1.00 aralığında bulundu; ölçek genelinde ortalama KGI sırasıyla 0.97 (dil/ifade) ve 0.96 (içerik) olarak belirlendi. Bu sonuçlar, ölçeğin kapsam geçerliği açısından yeterli olduğunu gösterdi. Yapı geçerliği, doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ile test edildi ve elde edilen uyum indeksleri (χ²(169) = 284.92, CFI = 0.92, TLI = 0.91, RMSEA = 0.08, SRMR = 0.10), modelin kabul edilebilir düzeyde uyum sağladığını gösterdi. Yakınsak geçerlik kapsamında hesaplanan bileşik güvenirlik (CR) değerleri 0.76 (önem) ve 0.80 (karşılanma) olup, ayırt edici geçerlik karekök AVE değerlerinin faktörler arası korelasyondan büyük olmasıyla doğrulandı. Madde-toplam puan korelasyon katsayıları 0.405 ile 0.625 arasında değişmekte olup tümü istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p < 0.001). Ölçeğin iç tutarlılığına ilişkin Cronbach alfa katsayıları; önem alt boyutu için 0.76, karşılanma alt boyutu için 0.79 ve toplam ölçek için 0.72 olarak hesaplandı. Bu değerler, ölçeğin hem alt boyutlarında hem de genel düzeyde yeterli iç tutarlılığa sahip olduğunu göstermektedir. Test-tekrar test güvenirliğinde elde edilen korelasyon katsayıları, önem boyutu için r = 1.000 ve karşılanma boyutu için r = 0.905 olarak bulunmuş; bu değerler ölçeğin zaman içerisindeki tutarlılığını desteklemektedir. Sonuç olarak, NPCI-10 ölçeğinin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir değerlendirme aracı olduğu belirlendi; özellikle hemşirelerin hasta eğitimi süreçlerinde bilgi ihtiyaçlarını belirlemede etkili bir kaynak olabileceği sonucuna varıldı.
Paklitaksel alan meme kanserli hastalarda semptom durumu, beden algısı, anksiyete ve depresyon belirtilerinin incelenmesi
Bu tanımlayıcı ve prospektif araştırmanın amacı, ilk defa paklitaksel rejimi alan meme kanserli hastalarda semptom durumu, beden algısı, anksiyete ve depresyon belirtilerinin incelenmesidir. Araştırma, üç farklı hastanede 84 meme kanserli hastayla 29 Temmuz 2019-15 Haziran 2020 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmada paklitaksel rejimini haftada bir defa, toplam 12 hafta süreyle alan hastalar prospektif olarak takip edilmiştir. Hastalara paklitaksel rejimi başlamadan önce (T₁), 1. hafta (1. kür sonu-T₂), 4. hafta (4. kür sonu-T₃), 8. hafta (8. kür sonu-T₄) ve 12. hafta (12. kür sonu-T₅) olmak üzere Kemoterapi Semptom Değerlendirme Ölçeği (C-SAS), Beden Algısı Ölçeği (BAÖ) ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (HADS) toplamda 5 kez uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, Cochran Q Testi, Friedman Testi, Wilcoxon Testi ve Spearman korelasyon testleri kullanılmıştır. Paklitaksel tedavisi boyunca hastalarda el ve ayaklarda iğnelenme ve uyuşma, ağrı, cilt veya tırnak değişiklikleri görülme sıklığı T₁ ile karşılaştırıldığında T₂, T₃, T₄ ve T₅ değerlendirmelerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı bulunmuştur (p<0,05). Hastaların BAÖ puan ortalamasının T₂, T₄ ve T₅ değerlendirmelerinde istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı belirlenmiştir (p<0,001). Hastaların HADS ölçeği anksiyete alt boyutu puanlarının T2, T3 ve T4 değerlendirmelerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı (p<0,001) ve depresyon alt boyutu puanlarının T3, T4 ve T5 değerlendirmelerinde istatistiksel olarak anlamlı şekilde arttığı saptanmıştır (p<0,001). BAÖ ve HADS toplam puanları arasında negatif yönlü korelasyon olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Kürlere göre yapılan değerlendirmede; paklitaksel alan meme kanserli hastalarda semptom durumu ve depresyon düzeyinin arttığı, beden algısı ve anksiyete düzeyinin azaldığı belirlenmiştir. Bu kapsamda onkoloji hemşirelerinin paklitaksel alan meme kanserli hastalara semptomların etkili yönetimi, beden algısındaki değişimler ve anksiyete ve depresyon belirtilerinin hafifletilmesine yönelik danışmanlık ve eğitim vermeleri önerilmektedir.
Kalp yetersizliği hastalarına uygulanan klasik masaj ve benson gevşeme egzersizinin semptom durumu ve yaşam kalitesine etkileri
Bu randomize kontrollü araştırmanın amacı, klasik masaj (KM) ve Benson gevşeme egzersizinin (BGE) kalp yetersizliği (KY) hastalarında semptom durumu ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Kardiyoloji ve Dahiliye Servisleri, Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi Kardiyoloji Servisi ve Koroner Yoğun Bakım Ünitesi, Ankara Üniversitesi Cebeci Kalp Merkezi Kardiyoloji Servisi ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Servisinde 1 Ekim 2019-20 Haziran 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma örneklemini New York Kalp Birliği KY sınıflamasına (Evre III-IV) göre tabakalı randomizasyonla KM (n=24), BGE (n=26) ve kontrol gruplarına (n=22) atanan toplam 72 hasta oluşturmuştur. Hastanede yatarak tedavi alan KM grubundaki hastalara her seansta 30 dakika süreyle, 1 hafta boyunca günde iki kez, toplam 14 defa klasik el ve ayak masajı; BGE grubundaki hastalara her seansta 20 dakika süreyle, 1 hafta boyunca günde iki kez toplam 14 kez gevşeme egzersizi uygulanmıştır. Kontrol grubundaki hastalar ise standart hemşirelik bakımlarını almaya devam etmiş ve araştırma süresince başka herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Semptom durumu "Kalp Yetersizliği Semptom Durumu Ölçeği (KYSDÖ)" ile yaşam kalitesi "Minnesota Kalp Yetmezliği Yaşam Anketi (MKYYA)" ile ölçülmüştür. Araştırmada KM ve BGE grubunun KYSDÖ toplam ölçek puanlarının 1. haftada kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azaldığı (p<0,05), başlangıç ve 3. haftada ise gruplar arasında anlamlı fark olmadığı bulunmuştur (p>0,05). MKYYA toplam ölçek puanlarının karşılaştırılmasında üç araştırma grubu arasında başlangıç, 1. hafta ve 3. haftada istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Bu çalışmada, KM ve BGE'nin KY semptom yönetiminde etkili olduğu ve bu nedenle klinikte kullanımının yaygınlaştırılması önerilebilir.
Tip 2 diyabetli yaşlıların oral antidiyabetik ilaçlar hakkında inançlarının ve sağlık okuryazarlık düzeylerinin belirlenmesi
Araştırma, Tip 2 diyabetli yaşlıların oral antidiyabetik ilaçlar hakkında inançlarının ve sağlık okuryazarlık düzeylerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak Ağustos 2018- Ağustos 2019 tarihleri arasında dahiliye polikliniklerine başvuran ve dahiliye servisine yatan toplam 131 hasta ile yürütülmüştür. Veriler "Hasta Tanıtım Formu", "İlaçlar Hakkında İnançlar Anketi" ve "Erişkin Diyabetli Hastalarda Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği" ile toplanmıştır. Veri analizinde ortalama, standart sapma, yüzde, sıklık, ANOVA, t testi ve Pearson korelasyon testleri kullanılmıştır. Hastaların İlaçlar Hakkında İnançlar Anketi alt boyut puan ortalamaları Spesifik Endişe 2,53±0,60, Spesifik Gereklilik 3,94±0,59, Genel Zarar 3,08±0,66, Genel Aşırı Kullanım 3,01±0,44'tür. Sağlık Okuryazarlık Ölçeği alt boyut puan ortalamaları Fonksiyonel Sağlık Okuryazarlığı 3,44±0,55, Eleştirel Sağlık Okuryazarlığı 2,34±0,61, İnteraktif Sağlık Okuryazarlığı 2,90±0,61'dir. Kadın, ilçede yaşayan, ek kronik hastalığı olmayan ve evde kendi kendine şeker ölçümü yapan hastaların spesifik endişe; kadın ve ek kronik hastalığı olan hastaların spesifik gereklilik; evde kendi kendine şeker ölçümü yapmayan hastaların genel aşırı kullanım ve diyabet eğitimi alan hastaların genel zarar inanç puan ortalamaları yüksek bulunmuştur (p<0,05). İlkokul mezunu, köyde yaşayan ve diyet uyumu kötü hastaların fonksiyonel sağlık okuryazarlık düzeyi düşük; kadın, lise ve üzeri eğitim düzeyinde ve ilçede yaşayan hastaların interaktif sağlık okuryazarlık düzeyi yüksek ve diyet uyumu iyi olan hastaların eleştirel sağlık okuryazarlık düzeyi yüksek olup anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Spesifik endişe ve genel aşırı kullanım inançları ile interaktif sağlık okuryazarlığı arasında pozitif yönde, zayıf bir ilişki saptanmıştır (spesifik endişe; r=0,18, p=0,03, genel aşırı; r=0,19, p=0,02). Çalışma sonucuna göre diyabet gibi kronik hastalığı olan yaşlı hastalarda, ilaçlara ilişkin inançlarının izlenmesi, diyabette öz yönetimin sağlanabilmesi için sağlık okuryazarlık düzeyleri dikkate alınarak eğitim ve danışmanlık yapılması önerilmektedir.
Yatağa bağımlı yaşlı hastalara bakım verenlere uygulanan progresif kas gevşeme egzersizlerinin bakım doyumu, bakım yükü ve depresyon düzeyine etkisi
Randomize kontrollü olarak yürütülen araştırmanın amacı, progresif kas gevşeme egzersizlerinin (PGE) yatağa bağımlı yaşlı bireylere bakım verenlerin bakım doyumu, bakım yükü ve depresyon düzeyine etkisini incelemektir. Araştırma, Aksaray Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri Birimi'nden hizmet alan yatağa bağımlı yaşlı hastalara bakım veren 20 bireyle 15 Mart 2019-15 Mart 2020 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Bakım Verenlerin Memnuniyetini Değerlendirme İndeksi ve PGE İzlem Formu kullanılarak toplanmıştır. Müdahale grubundaki bakım veren bireylere haftada 4 defaolacak şekilde sekiz hafta süre ile PGE uygulatılmıştır.Araştırmanın örneklem seçiminde Pazartesi ve Perşembe günleri ev ziyareti yapılan bireyler kontrol grubuna, Salı ve Cuma günleri ev ziyareti yapılan bireyler ise müdahale grubuna alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ki kare, t testi, bağımlı örneklem t testi ve tekrarlı ölçümler ANOVA testi kullanılmıştır. Uygulamanın sonunda müdahale grubunda yer alan bakım verenlerin bakım verme yükü ve depresyon düzeyinin kontrol grubunda yer alan bakım verenlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olduğu saptanmıştır. Her iki grupta yer alan bakım veren bireylerin,bakım memnuniyeti düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olmadığı belirlenmiştir. Progresif kas gevşeme egzersizlerinin yatağa bağımlı yaşlı hastalara bakım veren bireylere uygulatılması ve kullanımının yaygınlaştırılması önerilmektedir.
65 yaş üzeri kemoterapi alan kanser hastalarının semptom, semptom kümelemesi ve fonksiyonel durumlarının değerlendirilmesi
Bu tanımlayıcı çalışmanın amacı, kanser tanısı ile kemoterapi tedavisi alan yaşlı bireylerin tedaviye ilişkin yaşadığı semptomların, semptom kümelerinin ve fonksiyonel durumlarının değerlendirilmesidir. Araştırma, ayaktan kemoterapi ünitesi, hematoloji ve onkoloji servislerinde kemoterapi tedavisi alan 65 yaş ve üzeri 90 hasta ile 1 Ekim 2018-30 Nisan 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Veriler Tanıtıcı Bilgiler Formu, Memorial Semptom Değerlendirme Ölçeği (MSDÖ), ECOG Performans Ölçeği, Karnofsky Performans Skalası ve Fonksiyonel Yaşam Ölçeği (Kanser) ile 1.kürden sonraki her kürün başında olmak üzere toplam beş kür toplanmıştır. Tedavi boyunca hastalarda ortalama 12,06±4,39 semptom görülmüş, tüm kürlerde en çok yaşanan semptomlar halsizlik ve ağız kuruluğu ile 1. kürde cinsel istek/aktivite ile ilgili sorunlar ve bulantı, 2., 3. ve 4. kürde saç dökülmesi, 5. kürde el/ayaklarda uyuşukluk/karıncalanma olmuştur. Kür sayısı arttıkça semptomların sıklığı, şiddeti ve sıkıntı verme düzeyi artmıştır. Araştırmada 4 semptom küme bulunmuş, "bulantı, kusma, ağrı, kendini üzgün hissetme, endişelenme, şişkinlik hissi" semptomları beş kürdeki tüm kümelerde yer almıştır. Hastaların 5 kür boyunca Karnofsky Performans Skalası ortalama puanı 79,1±12,4 (50-100), ECOG Performans Ölçeği ortalaması 1,36±0,67 (0-3)'dir. Hastaların Fonksiyonel Yaşam Ölçeği toplam puan ortalamaları kürler ilerledikçe istatistiksel olarak anlamlı şekilde azalmış, sosyal fonksiyonlar alt boyutunda değişim olmamıştır. Semptom şiddeti ile Fonksiyonel Yaşam Ölçeği toplam puanı ve fiziksel fonksiyonlar, psikolojik fonksiyonlar ve gastrointestinal semptomlar alt boyutları arasında ve MSDÖ toplam puan ile Fonksiyonel Yaşam Ölçeği toplam puanı arasında negatif yönlü, orta şiddette anlamlı korelasyon saptanmıştır. Kürlere göre MSDÖ ve Fonksiyonel Yaşam Ölçeği arasında tüm kürler için negatif yönde anlamlı korelasyon saptanmıştır. Kemoterapi tedavisi alan yaşlı bireylerin fonksiyonel durumlarının desteklenmesi ve etkili semptom yönetimi için yakından izlenmesi önerilmektedir.
Meme kanseri ilişkili lenfödem hastalarında kendi kendine lenfödem yönetimi eğitim programının hasta uyumu, günlük yaşam aktiviteleri ve hasta aktiflik düzeyi üzerine etkisi
Bu tek grupta ön test son test yarı deneysel araştırmanın amacı meme kanseri ilişkili lenfödemi (MKİL) olan hastalara uygulanan kendi kendine lenfödem yönetimi (KKLY) eğitim programının hasta uyumu, günlük yaşam aktiviteleri ve hasta aktiflik düzeyine etkisinin belirlenmesidir. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Lenfödem Tanı ve Tedavi Uygulama ve Araştırma Merkezinde 1 Aralık 2019 – 15 Aralık 2020 tarihleri arasında MKİL olan 44 hastayla yürütülmüştür. Araştırmanın başlangıcında hastaların üst ekstremite lenfödem değerlendirmeleri yapılmış ve ardından hastalara planlı bir şekilde KKLY eğitim programı uygulanmıştır. Araştırmaya dâhil edilen hastalar 12 ay boyunca takip edilmiştir. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Üst Ekstremite Lenfödem Tanılama Formu, Kronik Hastalıklar Uyum Ölçeği, KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi, Kol-Omuz ve El Sorunları Anketi ve Hasta Aktiflik Düzeyi Ölçüm Aracı kullanılmıştır. Araştırmada, ön test ile son test bulguları karşılaştırıldığında, hastaların üst ekstremite volümünde anlamlı bir azalma, hasta uyumu ve hasta aktiflik düzeyinde anlamlı bir artış olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma sonucunda hastaların lenfödem ilişkili semptomlarında da azalma olduğu belirlenmiştir. Araştırmada KKLY eğitim programının hastaların üst ekstremite volümünde azalma sağladığı, hasta uyumunu ve hasta aktiflik düzeyini artırdığı, günlük yaşam aktivitelerini bağımsız gerçekleştirmelerine katkıda bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hemşireler tarafından KKLY eğitim programının, hastanın tedaviye uyumunu ve aktif katılımını sağlamada kullanılması, hemşirelik ve lenfödem yönetimi ile ilgili literatüre güçlü kanıtlar oluşturacak randomize kontrollü araştırmaların yapılması önerilmektedir.
Adjuvan kemoterapi tedavisi alan meme kanserli hastalarda oral kriyoterapi uygulamasının beklentisel, akut ve geç bulantı kusmaya etkisi
Müdahale kontrol gruplu randomize kontrollü ve istatistikçi kör bu araştırmanın amacı, adjuvan kemoterapi uygulanan meme kanserli hastalarda, oral kriyoterapi uygulamasının beklentisel, akut ve geç bulantı kusmaya etkisini belirlemektir. Araştırma, Temmuz 2020-Mayıs 2021 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü Ayaktan Kemoterapi Ünitesi'nde yürütülmüştür. Araştırma örneklemini, dört kür sürecek şekilde ayaktan kemoterapi alması planlanan, yaşa ve vücut yüzey alanına göre tabakalandırılmış 26 müdahale ve 28 kontrol olmak üzere toplam 54 meme kanserli hasta oluşturmuştur. Araştırmadaki tüm hastalara ayrımcılığı önlemek için bulantı kusma eğitimi hakkında bilgilendirme ve bulantı kusma rehberi verilmiştir. Araştırmada, müdahale grubundaki hastalar tedavi almaya geldiklerinde hastanede araştırmacı ile birlikte ve evlerinde kendileri buz uygulaması yapmıştır. Kontrol grubundaki hastalara ise rutin tedavi dışında herhangi bir işlem uygulanmamıştır. Araştırmada veriler; Hasta Bilgi Formu, Rhodes Bulantı Kusma ve Öğürme İndeksi (RBKÖİ) ve EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği ile toplanmıştır. Oral kriyoterapinin etkisi dört kür süresince ve her kür döneminde ilk hafta her gün aranarak RBKÖİ ile ölçülmüştür. Ayrıca hastalar tedavi için kliniğe geldikleri dört kür boyunca EORTC QLQ-C30 ve RBKÖİ uygulanmıştır. Oral kriyoterapi uygulaması sonrasında, bulantı, kusma ve öğürme semptom deneyimi, semptom oluşumu ve semptom sıkıntısı alt boyutlarında müdahale grubundaki hastalarda yapılan ölçümler ve gruplar arası karşılaştırmalarda; kontrol grubundaki hastalara göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu ve tüm ölçek alt boyutlarının kontrol grubunda anlamlı şekilde arttığı görülmüştür (p<0,05). Yaşam kalitesi ölçeğinin analiz sonuçlarına göre ise, müdahale grubunda olan hastaların ikinci, üçüncü ve dördüncü kür fonksiyonel ve semptom skor puan ortalamaları kontrol grubu puan ortalamalarına göre anlamlı derecede daha düşükken genel sağlık skorunun puan ortalamaları anlamlı derecede daha yüksektir. Bu çalışma sonucunda oral kriyoterapi uygulamasının beklentisel, akut ve geç bulantı kusmayı azaltmada etkisi olduğu görülmüştür. Bu sonuca göre, adjuvan kemoterapi alan meme kanserli hastalarda beklentisel, akut ve geç bulantı kusmanın yönetiminde oral kriyoterapi kullanımı önerilmiştir.
Kemoterapi alan hastaların bakım verenlerinin karşılanmamış gereksinimleri, bakım yükü, anksiyete ve depresyon düzeyleri
Araştırma kemoterapi alan hastaların bakım verenlerinin karşılanmamış gereksinimleri, bakım yükü, anksiyete ve depresyon düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Gündüz Tedavi Ünitesi'nde ayaktan kemoterapi alan hastaların bakım verenleri oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise kemoterapi alan kanser hastasına bakım veren 120 kişi oluşturmuştur. Araştırmada veriler, "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu, "Bakım Veren Tanıtıcı Bilgi Formu", "Bakım Verenlerin Destekleyici Bakım Gereksinimleri Ölçeği", "Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği" ve "Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi için t testi, Man-Whitney U testi, ANOVA testi, Kruskal- Wallis testi ve Pearson korelasyon testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, bakım verenlerin karşılanmamış gereksinimler puan ortalaması 2.4±0.39, psikolojik ve emosyonel gereksinimleri puan ortalaması 2.6±0.35, sağlık bakım ve bilgi gereksinimleri puan ortalaması 2.1±0.64, iş ve sosyal gereksinimler puan ortalaması 2.9±0.43, iletişim ve aile gereksinimleri puan ortalaması 1.7±0.67 olduğu belirlenmiştir. Bakım verenlerin bakım verme yükü ölçeği puan ortalaması 36.5±14.00 hafif-orta düzeyde, anksiyete puan ortalaması 9.4±3.45 sınırda ve depresyon puan ortalaması 9.8±4.05 sınırda olduğu belirlenmiştir. Bakım verenlerin karşılanmamış gereksinimler ile bakım yükü, anksiyete ve depresyon düzeyleri arasında orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Çalışma sonucuna göre; bakım verenlerin gereksinimlerine yönelik yapılacak çalışmalar ve hemşirelik bakımında onlara yönelik sunulacak destek hizmetlerin bakım yükü, anksiyete ve depresyon gelişimini engellemede etkili olabilecektir. Anahtar kelimeler: Kanser, Bakım Veren, Karşılanmamış Gereksinim, Bakım Yükü, Anksiyete, Hemşire
Hemşirelere internet dolayımlı iletişim yolu ile verilen sürekli eğitimin santral venöz kateter bakım yönetimi üzerinde etkinliğinin incelenmesi
Bu araştırma, kanser hastalarında sıklıkla kullanılan SVK'lere ilişkin hemşirelerin farkındalıklarını sağlayarak bilgi düzeylerini artırmak amacıyla 21 Mayıs- 20 Ekim 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları ABD Hematoloji BD Kliniği ve Kemik İliği Nakil Ünitesi'nde yürütülmüştür. Araştırmada, internet dolayımlı iletişim uygulamaları (WhatsApp ve e-mail) ile eğitimin sürekliliğinin sağlanması amaçlanmıştır. Araştırmada, hemşirelere SVK'lerde kanıta dayalı bakım yönetimi uygulamalarına ilişkin eğitim verilmiştir. Eğitim içeriği; el hijyeni ve aseptik teknik, maksimum steril bariyer önlemleri, önerilen cilt antiseptikleri, kateter hubunun silinmesi, kateter giriş yeri değerlendirme ve pansumanı, kateterden kan ve kan kültürü alma, kateteri kilitleme veya yıkama ve infüzyon setlerinin değişim sıklığı konu başlıklarından oluşmaktadır. Araştırmanın, birinci aşamasında tüm hemşirelere genel bir eğitim verilmiştir. Genel eğitim içeriği, hemşirelerin e-mail adreslerine gönderilmiştir. İkinci aşamasında ise, eğitimin verimliliğini ve uygulanabilirliğini desteklemek amacıyla, modern çağın vazgeçilmez olanaklarından sayılan akıllı telefonlar kullanılmıştır. Bu bağlamda, araştırmaya katılmayı kabul eden ve internet erişimi olan akıllı telefona sahip hemşirelerle sosyal ağ üzerinden (WhatsApp) sürekli eğitim materyalleri paylaşılmıştır. Araştırmada, hemşirelere ön test ve son test uygulanmıştır. Hemşirelere verilen sürekli eğitim uygulamalarının etkinliği ise klinik SVKİ-KDE hızı sürveyans verileri ile değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularında; hemşirelerin genel olarak SVK'lere ilişkin bilgi sahibi oldukları görülmüştür. Hemşirelerin eğitim öncesi ve sonrası değerlendirmelerinde; el hijyeni, maske kullanımı, önerilen cilt antiseptikleri, kateter hubunun silinmesi, kateterden kan kültürü alma, kateteri kilitleme veya yıkama ve infüzyon setlerinin değişim sıklığına yönelik sorulan sorularda istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0,05). Diğer yandan, SVKİ-KDE hızını etkileyen diğer faktörler de düşünülerek internet dolayımlı iletişim aracılığıyla verilen sürekli eğitimin tek başına SVKİ-KDE hızını etkilemediği görülmüştür. Bu araştırmada, geleneksel eğitim uygulamalarından farklı olarak internet dolayımlı iletişim yolu (WhatsApp ve e-mail) ile verilen eğitim modeli kullanılmıştır. Bu eğitim modelinin, son yıllarda eğitim alanında popüler olan mobil öğrenme şekliyle hemşirelere bilginin hızlı ve kolay bir şekilde ulaşmasına olanak tanıması ve hizmet içi eğitimde sürekliliği sağlaması bakımından katkı sağladığı düşünülmektedir. Bu nedenle, bu tarz bir eğitim yaklaşımının sağlık iletişimi alanında geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Santral venöz kateter; erişkin hematoloji; hemşire; eğitim
Tip 2 diyabetli bireylere verilen eğitimin öz yeterlilik üzerine etkisi
Araştırma Mayıs – Aralık 2018 tarihleri arasında Bolu İzzet Baysal Devlet Hastanesi Dahiliye Polikliniği ve Diyabet Eğitim ve İzlem Birimi'nde yürütülmüştür. "Ege Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu"ndan, araştırmanın yürütüldüğü kurumdan ve araştırmaya katılan bireylerden yazılı izin alınmıştır. Araştırma iki aşamadan oluşmaktadır. İlk aşama olan "Öz Bildirime Dayalı İlaç Uyum Ölçeği"nin geçerlik güvenirlik aşamasının örneklemini 182 oral antidiyabetik tedavi alan tip 2 diyabetli birey oluşturmuştur. Ölçeğin geçerlik ve güvenirliği sağlanmıştır. İlk aşamada yer alan bireyler ikinci aşamaya dahil edilmemiştir. İkinci aşamada 103 diyabetli bireye eğitim verilmiş olup 10 bireye izlem dönemlerinde ulaşılamadığı için araştırma 93 birey ile tamamlanmıştır. Bireylerin öz yeterlilik puan ortalamaları Z1=51.80±14.00, Z2=72.86±8.79 ve Z3=71.23±9.92 olduğu saptanmıştır. İzlem dönemlerine göre Z1-Z2 arasında % 47.49'luk, Z1-Z3 arasında % 37.50 bir artış saptanmıştır. Z2-Z3 arasında % 2.23 oranında bir azalma meydana gelmiştir. Z1, Z2 ve Z3 dönemi ölçek 4 alt boyutu ve ölçek toplam medyan puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (p<0.05) tespit edilmiştir. Bireylerin ilaç uyum puan ortalamaları Z1=1.77±1.12, Z2=3.29±0.92 ve Z3=3.16±1.03'tür. Z1-Z2 arasında % 85.87, Z1-Z3 arasında % 78.53 oranında ilaç uyumlarında artış meydana gelirken, Z2-Z3 arasında % 3.95 oranında bir azalma meydana gelmiştir. Tüm izlem dönemlerinde bireylerin baş etme stratejileri arasında en sık kullandıkları yöntem dine yönelme alt boyutu olurken en az kullandıkları yöntem madde kullanımı olarak karşımıza çıkmıştır. Tüm izlem dönemlerinde öz yeterlilik ile ilaç uyumu arasında pozitif yönde ilişki saptanmıştır. Eğitimin öz yeterlilik ve ilaç uyumu üzerinde olumlu etkisi olduğu belirlenmiştir.
Sağlık çalışanlarının çalıştıkları birime göre el hijyenine yönelik inanç ve uygulamalarının incelenmesi
Bu araştırma; hastanenin dahili, cerrahi, acil servis ve yoğun bakım ünitelerinde çalışan sağlık çalışanlarının (hekim ve hemşire) el hijyenine yönelik inanç ve uygulamalarını incelemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte planlanmıştır. Araştırmanın evrenini Bozyaka Eğitim Araştırma Hastanesi dahili, cerrahi, acil servis ve yoğun bakım ünitelerinde çalışan hekim ve hemşireler oluşturmaktadır (n=600).Araştırmanın örneklemini,çalışmaya katılmayı kabul eden 110 hemşire,89 uzman hekim ve 61 asistan hekim oluşturmaktadır (n=260). Araştırmada veriler, birebir görüşme yöntemi ve oluşturulmuş olan ölçekler ile toplanmıştır. Veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından geliştirilen Bireysel Tanıtım Soru Formu, El Hijyeni İnanç Ölçeği ve El Hijyeni Uygulamaları Envanteri kullanılmıştır. Araştırma verilerinin istatiksel analizinde SPSS 21.0 paket programı kullanılmıştır. Veriler, araştırmacılar tarafından değerlendirilerek; toplanan verilerin sayı ve yüzdelik dağılımları, ortalama ve standart sapmaları tek tek tablolar halinde verilmiştir. Verilerin analizinde sayı yüzde dağılımı, bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişkinin saptanması amacıyla iki grubun ortalamaları arasında bağımsız iki grup t testi, Mann Whitney-U testi, ikiden fazla grubun ortalamalarının karşılaştırılmasında ANOVA ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Araştırma katılan sağlık çalışanlarının %61.5'i kadın (n=160),%42.3'ü hemşire (n=100),%77.7'si lisans mezunudur (n=202).Araştırma örnekleminin yaş ortalaması 35.7+7.41,çalışma yılı 11.9+7.8, şu an çalışılan servisteki çalışma yılı 5.06+4.44 dür. Çalışanların %45.1'i 8 saatlik nöbet sistemiyle çalıştığını belirtmiştir. El Hijyeni İnanç Ölçeği ortalama puanı 87.50+9.35,El Hijyeni Uygulama Envanteri ortalama puanı 64.67+5.03, El Hijyeni İnanç Ölçeği'nin El Hijyeni Önemi ve İnanç alt boyutu puan ortalaması sırasıyla 65.06+6.79 ve 25.17+6.03 bulunmuştur. Çalışmamızda sağlık çalışanlarının el hijyeni uyumu yüksek düzeyde bulunmuştur. Bu duruma, servis ve kurum içinde verilen planlı hizmet içi eğitimlerin ve enfeksiyon kontrol komitesinin etkili planlamalarının olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler; El hijyeni; sağlık çalışanları; İnanç.
Ailevi hiperkolesterolemili hastalarda teori temelli bireysel danışmanlık girişiminin etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Ailevi hiperkolesterolemili hastalarda "Transteoretik Model"in değişim aşamaları temelinde geliştirilen "Bireysel Danışmanlık Girişimi"nin yaşam şekli değişikliklerini sağlamada, hastalık yönetiminde ve klinik parametreler üzerinde etkinliğini değerlendirmektir. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak planlanan araştırmanın evrenini, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Lipid Polikliniği'nde takibi yapılan hastalar oluşturmuştur. Hastalar eğitim durumu ve koroner arter hastalığı varlığına göre gruplandırıldıktan sonra basit rastgele randomizasyon yapılarak girişim ve kontrol grupları belirlenmiş ve araştırmaya dahil edilme ölçütlerine uyan 120 hasta (60 girişim, 60 kontrol) araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırma verileri; "Hasta Tanıtım Formu", "Beslenme Alışkanlıkları ve Günlük Besin Tüketim Sıklığı Tanılama Formu", "Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi, Modifiye Morisky Uyum Ölçeği", "Davranış Değişim Aşaması Tanılama Kısa Soru Formu", "MacNew Yaşam Kalitesi Ölçeği", "Öz Etkililik-Yeterlilik Ölçeği", "Yapılandırılmış Telefon Görüşme Formu" kullanılarak toplanmış ve girişim grubundaki hastalara Ailevi Hiperkolesterolemi Bilgilendirme Kitapçığı verilmiştir. Veriler; ilk izlem (0. hafta), ara izlem (12. hafta) ve son izlem (24. hafta) olmak üzere üç aşamada toplanmıştır. Araştırma kapsamında girişim grubu ile yapılan altı bireysel danışmanlık görüşmesinden iki tanesi yüz yüze görüşme, dört tanesi de telefon görüşmesi şeklinde yapılmıştır. Telefon izlemlerinde; davranış değişiminin hedeflendiği beslenme, fiziksel aktivite ve tedavi uyumu alanlarına yönelik sorular sorulmuştur. İstendik davranış değişikliklerini sağlamak ve motivasyonu arttırmak amacıyla belirlenen zamanlarda (altı kez) araştırmacı tarafından sms/e-posta ile hatırlatıcı mesajlar gönderilmiştir. Verilerin analizi SPSS 21.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar %95 güven aralığında ve anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Girişim grubundaki hastaların %93.3'ünü, kontrol grubunun ise %92.5'ini heterozigot hastalar oluşturmuştur. Gruplararası homojen bir dağılım sağlanmıştır. İlk izlemde girişim grubunda tam tahıllı ekmek tüketen hasta oranı, ara izlem ve son izlem süreçlerinde artış göstermiş ve izlem zamanları arasında oluşan fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Girişim grubundaki hastaların yumurta ve doymuş yağ (katı/hayvansal) tüketim sıklıkları izlem verileri ve girişim-kontrol grubu hastaların son izlem verileri arasındaki farklar, istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Girişim grubu hastalarının fiziksel aktivite ve tedavi uyum düzeyleri izlem zamanlarına göre değerlendirildiğinde; gruplararası son izlem verilerinin karşılaştırılmasında ve davranış değişimi aşamalarında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Yaşam kalitesi ölçeği toplam puanları açısından her iki grubun son izlem verileri arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmamıştır. Ancak girişim grubunda yaşam kalitesinin fiziksel, duygusal ve sosyal alt boyut puan ortalamalarında bazı izlem zamanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Girişim grubundaki hastaların öz etkililik-yeterlilik ölçeği alt boyutlarından "engellerle mücadele" dışındaki alt boyutlarda puan ortalamaları açısından izlem zamanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Hastaların sigara kullanım durumunda ilk izlem-son izlem ve ara izlem-son izlem süreçlerindeki fark istatistiksel açıdan anlamlı saptanmıştır. Girişim ve kontrol grubundaki hastaların son izlem klinik parametreleri arasındaki farkın karşılaştırılmasında; girişim grubunda BKİ, total kolesterol, LDL-K ve trigliserid düzeyleri daha düşük bulunmuş olup, iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmıştır. Son izlem kan basıncı değerlerinin gruplararası karşılaştırılmasında, istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Sonuç: Transteoretik Model'in değişim aşamaları temelinde gerçekleştirilen bireysel danışmanlık girişiminin ailevi hiperkolesterolemili hastalarda yaşam şekli değişikliklerini sağlamada (beslenme ve fiziksel aktivite), tedavi uyumunda ve hastalık için önem taşıyan klinik parametrelerin (BKİ, total kolesterol, LDL-K ve kan basıncı) kontrolünde etkin olduğu belirlenmiştir.
Tip 2 diyabetli bireylerde kişilik özelliklerinin hastalığı kabul düzeyleri ve metabolik hedefler üzerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırma; tip 2 diyabet tanısı olan bireylerde kişilik özelliklerinin, hastalığı kabul düzeyleri ve metabolik hedefler üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı, analitik-kesitsel tipte yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Endokrinoloji Bilim Dalı Diyabet Polikliniğine kayıtlı Tip 2 Diyabet tanısı almış bireyler oluşturmuştur. Araştırma örneklemini, en az 6 aydır Tip 2 diyabeti olan, iletişim problemi olmayan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 300 tip 2 diyabetli birey oluşturmuştur. Araştırma verileri, bire bir görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Veri toplamada Bireysel Tanıtım Formu, Metabolik Sonuçlar Listesi, Beş Faktör Kişilik Ölçeği ve Hastalığı Kabul Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde tanımlayıcı veriler için sayı-yüzde değerleri, Kruskal Wallis ve Mann Whitney-U testi, çoklu regresyon analizinde Ki Kare testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan diyabetli bireylerin dışadönüklük alt değişkeninin puan ortalaması 25,93±8,11; duygusal dengesizlik alt değişkeninin puan ortalaması 27,18±6,78; geçimlilik alt değişkeninin puan ortalaması 40,21±4,18; sorumluluk alt değişkeninin puan ortalaması 31,90±6,41; açıklık alt değişkeninin puan ortalaması ise 33,16±7,75 olduğu saptanmıştır. Duygusal dengesizliğin hastalığı kabulü olumsuz yönde, sorumluluğun ise olumlu yönde etkilediği ortaya konmuştur. "Hastalığı Kabul Ölçeği" puan ortalaması 27,72±7,74 bulunmuştur. Bireylerin açlık glisemi puan ortalaması 136,50±47,99; tokluk glisemi puan ortalaması 185,68±67,99; HbA1c puan ortalaması 7,49±1,83 olduğu saptanmıştır. Çalışmamızda tip 2 diyabetli bireylerde farklı kişilik özellikleri, farklı hastalığı kabul düzeylerine ulaştırmıştır. Tip 2 diyabetli bireylerde farklı kişilik özelliklerinin farklı metabolik hedeflere ulaştırıp ulaştırmadığına yönelik sadece duygusal dengesizlik ile sistolik kan basıncı düzeyleri arasında pozitif yönde korelasyon vardır. Diğer hedefler için kesin bir şey söyleyebilmek için araştırma örnekleminin genişletilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler; Tip 2 diyabet; kişilik özellikleri; hastalığı kabul; metabolik hedefler.
Atriyal fibrilasyonlu hastalarda "uyum engelleri ölçeği"nin geçerlik ve güvenirliği
Amaç: Bu araştırma; atriyal fibrilasyonlu (AF) hastalarda ilaç uyumundaki engelleri tanımlamak için geliştirilen "Uyum Engelleri Ölçeği-[Adherence Barriers Questionnaire (ABQ)]"nin Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliğini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Yöntem: Metadolojik tipte planlanan araştırmanın örneklemine, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Polikliniği'nde AF tanısı ile takip edilen ve gerekli ölçütleri karşılayan 164 hasta dahil edildi. Araştırma verileri, "Hasta Tanıtım Formu" ve "Uyum Engelleri Ölçeği" kullanılarak soru-yanıt tekniği ile toplandı. Öncelikle ölçeğin dil uyarlamasına yönelik çalışmalar gerçekleştirildi. Bir sonraki aşamada; kapsam geçerliği için uzman görüşleri alınarak gerekli revizyonlar yapıldı. Kriter geçerliği alt‐üst grup ortalamalarına dayalı madde analizi ile belirlendi. Yapı geçerliği; doğrulayıcı faktör analizi ile değerlendirildi. Güvenirlik ise; "test tekrar test güvenirliği", "cronbach alfa yöntemi" ve "madde toplam puan korelasyonu tekniği" kullanılarak açıklandı. Bulgular: Ölçeğin dil uyarlaması için Türk diline çevirisi yapıldı. Kapsam geçerlik indeksi değeri 0,93 olarak bulundu. Ölçek puanlarına göre üst %27'ye ve alt %27'ye giren grup arasında "Mann-Whitney U" testi ile değerlendirilen kriter geçerliğinde; (U:-7,48; p<0,0001) sonucu elde edildi. Doğrulayıcı faktör analizi; ölçek modelinin orijinal versiyonuyla iyi düzeyde uyum sağladığını (χ2=4,41) ortaya koydu. Test tekrar test güvenirliği için yapılan Pearson korelasyon analizine göre; birinci ve ikinci uygulama arasında güçlü bir ilişki (r=0,92; p=0,000) olduğu görüldü. Ölçek, 0,88 Cronbach alfa katsayısı ile iç tutarlılık gösterdi. Sonuç: Uyum Engelleri Ölçeği, Türk toplumunda AF'lu hastalarda uyum engellerini tanımlamada geçerli ve yüksek derecede güvenilir bir ölçek olarak kabul edildi. Anahtar Kelimeler: Atriyal Fibrilasyon; İlaç Uyumu; İlaç Uyum Engeli; Geçerlik; Güvenirlik
Aromaterapi masajının kronik nonmalign ağrısı olan hastalarda ağrı, anksiyete ve uyku kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırma; aromaterapi masajının kronik nonmalign ağrısı olan bireylerde ağrı şiddeti, kaygı düzeyi ve uyku kalitesi üzerine olan etkisini belirlemek üzere randomize kontrollü olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ağrı Kliniği'nde yatarak veya ayaktan kronik nonmalign ağrı tedavisi gören ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 20 aromaterapi grubu ve 20 kontrol grubu olmak üzere toplam 40 hasta oluşturmuştur. Rastgele dağılımı sağlamak için örnekleme alınan ilk üç hasta aromaterapi grubuna, ikinci üç hasta ise kontrol grubuna alınarak 40 hastaya ulaşılmıştır. Veri toplamada; Birey Tanıtım Formu, Görsel Değerlendirme Skalası, Kısa Ağrı Envanteri, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde; ki kare, t testi, Mann Whitney U testi, ANOVA ve Friedman testi kullanılmıştır. İkinci hafta VAS ağrı şiddetinde (VAS2) ve ikinci hafta ve dördüncü hafta ağrı giderme yüzdesinde gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmıştır. Aromaterapi grubunda hem ağrı şiddetinde hem de ağrı giderme yüzdesinde anlamlı bir azalma saptanmıştır. Aromaterapi ve kontrol grupları durumluluk-süreklilik kaygı ölçeği puanları açısından kıyaslandığında; her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Durumluk- sürekli kaygı puanındaki azalma aromaterapi grubunda kontrol grubuna göre daha fazladır. Gruplar uyku kalitesi açısından değerlendirildiğinde ise; hem aromaterapi hem de kontrol grubunda global PUKI uyku kalitesi puanında anlamlı bir azalma olduğu; aromaterapi grubundaki puan azalmasının kontrol grubuna daha fazla olduğu saptanmıştır. Çalışmamızda aromaterapi masajının kronik non-malign ağrısı olan bireylerde, ağrı şiddeti, ağrıyı giderme yüzdesi, kaygı düzeyi ve uyku kalitesi üzerinde etkili olduğu bulunmuştur. Bu nedenle; fazla zaman almayan, kolay uygulanabilir, araç-gereç gerektirmeyen, maliyeti ucuz ve etkili bir yöntem olan aromaterapi masajının kronik non-malign ağrısı olan bireylerde kullanımı önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; ağrı; anksiyete; aromaterapi; masaj; uyku kalitesi
İnmeli hastalara bakım verenlerin bakıma hazır olma durumunu etkileyen faktörlerin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma inmeli hastalara bakım verenlerin bakıma hazır olma durumlarını etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Kesitsel - tanımlayıcı tipteki araştırmanın örneklemini Kasım 2018 – Mart 2019 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Nöroloji Kliniği ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Bozyaka Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Kliniği'ne başvuran, örnekleme dahil edilme ölçütlerine uyan ve çalışmaya katılmaya gönüllü 185 bakım veren oluşturmuştur. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemi ile bazı veriler de hasta dosyasından toplanmıştır. Araştırmada literatür incelenerek hazırlanan 'Bakım Veren Tanıtım Formu', 'Hasta Tanıtım Formu', 'Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi', 'Bakım Vermeye Hazır Oluşluk Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik hesaplamalar, ortalama, Student t-test, Mann Whitney-U, ANOVA, Kruskal Wallis analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan bakım verenlerin Bakım Vermeye Hazır Oluşluk Ölçeği toplam puan ortalaması 29.27+2.17 olarak bulunmuştur. Bakım verenlerin sosyodemografik özellikleri ile bakım vermeye hazır oluşluk ölçeği toplam puan ortalaması arasında yapılan analizlerde; cinsiyet (p= 0.034), yaş grubu (p= 0.000), eğitim düzeyi (p= 0.004), çalışma durumu (p= 0.024), medeni durum (p= 0.002), çocuk sayısı (p= 0.000), kronik hastalık bulunma durumu (p= 0.007) ve hasta bakım deneyimi (p= 0.001) ile bakım verenlerin bakım vermeye hazır oluşluk ölçeği toplam puan ortalaması arasında anlamlı fark bulunmuştur. Araştırmaya alınan hastaların sosyodemografik özellikleri ile bakım verenlerin bakım vermeye hazır oluşluk ölçeği toplam puan .ortalaması arasında yapılan analizlerde; çocuk sayısı (p= 0.01) ve eğitim durumu (p= 0.001) ile bakım verenlerin bakım vermeye hazır oluşluk ölçeği toplam puan ortalaması arasında anlamlı fark olduğu belirlenmiştir. Bakım verenlerin bilgi almak istedikleri durumlar incelendiğinde %26.5'inin hastanın günlük bakımı ile ilgili bilgi almak istediği bildirilmiştir. Sonuç: İnmeli hastalara bakım verenlerin bakım vermeye hazır oluşluk ölçeği toplam puan ortalaması bakım vermeye yüksek düzey hazır hissettiklerini göstermektedir. Bakıma hazır olma durumunu bakım veren ve hastaya ait bazı sosyodemografik özelliklerin etkilediği görülmektedir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda bilgi istenen konulara yönelik taburculuk eğitiminin etkinliğinin arttırılması, bakım vermeye hazır oluşluğu artırmaya yönelik eğitim programlarının düzenlenmesi, bakım verenin izlenmesi ve gerekli kurumsal desteğin verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; İnme; bakım veren; hazır olma
Hemodiyaliz hastalarında AV fistül uygulaması sırasında oluşan ağrıyı gidermede lavanta aromaterapinin etkisi
Amaç: Hemodiyaliz hastalarında uygulanan lavanta aromaterapinin damara erişim sırasında oluşan ağrıya etkisini değerlendirmek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma; randomize kontrollü ve deneysel tipte olup, 20-Ağustos/30-Eylül 2019 tarihleri arasında bir eğitim araştırma hastanesi ve bir özel diyaliz merkezinde arteriyovenöz fistül girişim yoluyla diyaliz tedavisi alan 90 hasta ile yürütüldü. Araştırmada veriler, Hasta Tanıtım Formu, Sözel Kategori Ölçeği (SKÖ) ve Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ) formları ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde, IBM SPSS Statistics 25.0 (IBM SPSS Statistics for Windows, Version 25.0. Armonk, NY: IBM Corp.) paket programı yardımıyla hesaplanmıştır. Çalışmada veriler için çapraz tablo oluşturularak x2 analizi yapıldı. Nümerik verileriçin Shapiro-Wilk testi ile normal dağılıma uygunluk test edildi. Normal dağılım gösteren değişkenlerde gruplar arası karşılaştırma varyans analizi yapıldı. Birden çok ölçüm olan değişkenlerde ise, normal dağılım durumunda tekrarlı ölçümlerle varyans analizi, normal dağılım göstermeyen değişkenlerde parametrik olmayan yöntem Brunner-Langer model (F1-LD-F1 dizayn) kulanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılanların yaş ortalamasının 56,9±15,3 olup, % 54,5'ünün kadın, %51,1'nin evli olduğu, %40'ının ev hanımı, % 28,8'inin emekli ve % 30'unun diğer meslek sahibi olduğu, % 47,8'inin ilköğretim mezunu olduğu, %45,5'inin 13 ay-5 yıl HD tedavisi aldığı, %87,8'inin ailede böbrek hastasının olmadığı, %54,4'ünde başka kronik hastalık olmadığı, %37,7'nin HT tanısı aldığı görüldü. Çalışmaya katılan HD hastalarının uygulama öncesi ağrı puan ortalamaları uygulama grubunda, 57,58 ± 20,28, kontrol grubunun 48,53 ± 20,23 olduğu, uygulama sonrası uygulama grubunda 19,49 ± 15,66 ve kontrol grubunda 45,33 ± 25,52, olduğu belirlendi (p<0,005).Lavanta yağı uygulaması sonrası ağrı puan ortalamaları inhaler lavanta grubunda 22,66 ± 15,35, topikal lavanta grubunda 16,33 ± 15,97, kontrol grubunda 45,33 ± 25,52, plasebo ilk uygulaması sonrası inhaler lavanta grubunda 24 ± 15,16, topikal lavanta grubunda 41,16 ± 16,27, kontrol grubunda 45,33 ± 25,52 olduğu saptandı. Sonuç: Yapmış olduğumuz çalışmada, hemodiyaliz hastalarının lavanta yağı uygulamadan önceki ağrı puan ortalamalarının yüksek olduğu, inhaler ve topikal lavanta yağı uygulaması ile HD hastalarının damara ulaşım girişimi esnasında deneyimledikleri ağrı şiddetinde anlamlı oranda azalma olduğu saptanmıştır. İnhaler ve topikal olarak uygulanan lavanta yağının çalışmaya katılan hastalarda herhangi bir olumsuz etkiye sebep olmadığı ve AVF girişimi esnasında ağrı kontrolü için rahatlıkla uygulanabileceği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler; hemodiyaliz; arteriyovenöz fistül; ağrı; aromaterapi; lavanta yağı; inhaler
Palyatif bakım alan kanser hastalarına uygulanan parlak beyaz ışık uygulamasının yorgunluk düzeyi ve uyku kalitesi üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırma palyatif bakım alan kanser hastalarına uygulanan parlak beyaz ışık uygulamasının yorgunluk düzeyi ve uyku kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma, 15 Kasım 2018-15 Kasım 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Palyatif Bakım Ünitesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini dahil edilme kriterlerini karşılayan ve rasgele tabakalı randomizasyon yöntemi ile belirlenen uygulama grubu 26 ve kontrol grubu 26 olmak üzere toplam 52 hasta oluşturmuştur. Araştırmada 14 gün boyunca her sabah 30 dakika süreyle uygulama grubuna parlak beyaz ışık, kontrol grubuna loş kırmızı ışık uygulaması yapılmıştır. Araştırma verileri, ışık uygulaması öncesi (Z1), ışık uygulamasının 14. günü (Z2) ve 28. gün (Z3) olmak üzere 3 kez yüz yüze görüşme yöntemi ile araştırmacı tarafından toplanmıştır. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Kısa Yorgunluk Ölçeği", "Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi", "Hasta İzlem Formu" kullanılmıştır. Ayrıca uygulama ve kontrol grubundaki hastaların uyku sürecinin takibinin yapılması amacıyla akıllı bileklikler kullanılmıştır. Araştırmanın yürütülebilmesi için "Ege Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu"ndan, araştırmanın yürütüldüğü kurumdan ve araştırmaya katılan bireylerden yazılı izin alınmıştır. Bulgular: Araştırmada parlak beyaz ışık uygulamasının uygulama grubundaki hastaların yorgunluk düzeyi (%25.09) ve yorgunluğa bağlı günlük yaşam aktiviteleri etkilenme düzeyini (%26.07) zaman içinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalttığı, uyku kalitesini (%46.31) iyileştirdiği ve toplam uyku süresini (%15.88) arttırdığı belirlenmiştir (p<0.05). Loş kırmızı ışık uygulamasının ise kontrol grubundaki hastaların yorgunluk düzeyini (%4.08) istatistiksel olarak anlamlı olarak azalttığı ve uyku kalitesini (%6.69) arttırdığı, ancak bu değişimin uygulama grubuna göre daha düşük düzeyde olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç: Araştırmada parlak beyaz ışık uygulamasının palyatif bakım alan kanser hastalarının yorgunluk düzeylerini azalttığı, uyku kalitesini ve uyku süresini arttırdığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca parlak beyaz ışık uygulaması sonrasındaki dönemde ışığın yorgunluk düzeyi ve uyku kalitesi üzerine olumlu ya da olumsuz geç etkilerinin bulunmadığı belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarının palyatif bakım alan kanser hastalarının hemşirelik bakım sürecinde semptom yönetimi için fırsat oluşturacağı ve hasta ve hasta yakınlarının yaşam kalitesine katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Anahtar kelimeler: Palyatif bakım, kanser, yorgunluk, uyku kalitesi, hemşirelik
Konstipasyon baskın irritabl barsak sendromlu hastalarda refleksolojinin semptom şiddeti ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma konstipasyon baskın İBS hastalarında refleksolojinin semptom şiddeti ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacı ile planlanmıştır. Yöntem: Araştırma; konstipasyon baskın irritabl bağırsak sendromlu hastalarda refleksolojinin semptom şiddeti ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi amacıyla ön test – son test yarı deneysel olarak planlanmıştır. Çalışma Haziran 2016 - Aralık 2016 tarihleri arasında İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji Polikliniği'ne başvuran konstipasyon baskın İBS tanısı konmuş olan hastalar ile yürütülmüştür. İstatistiksel güç analizi için, α=0.05, çalışmanın gücü 0.80 (power) ve gruplar arasında yüksek bir farkın olduğu anlamlı olarak kabul edilerek etki büyüklüğü 0.8 (Cohen's kriterleri kullanılarak) alındığında araştırma için gerekli olan minimum örneklem sayısı 42 (gruplarda minimum 21 kişi) olarak belirlenmiştir. Buradan yola çıkarak kontrol grubunda 30, deney grubunda 30 kişiye ulaşılmıştır. Ancak il değişikliği, hastalık gibi değişik nedenlerden dolayı kontrol grubunda 28, uygulama grubunda ise 27 hasta ile çalışma tamamlanmıştır. Çalışma verileri hasta tanıtım formu, görsel analog ölçek, İBS yaşam kalitesi ölçeği, depresyon anksiyete stres ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Kontrol grubunda yer alan hastalar 6 hafta sonra kontrol toplantısına davet edilmiş olup burada son test verileri elde edilmiştir. Uygulama grubunda yer alan hastalara ise haftada 2 seans olmak üzere toplam 12 seans refleksoloji uygulanmıştır. İlk olarak 20 adımdan oluşan gevşetme teknikleri uygulanmış, daha sonra 8 refleks noktası üzerine çalışılmıştır. Son seans refleksoloji uygulamasından sonra veri toplama formları tekrar uygulanarak son test verileri elde edilmiştir. Bulgular: Kontrol grubu ve uygulama grubunda yer alan hastaların yaşları ve tanı yılları dağılımları incelenmiş olup gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı bulunmuştur (p>0.05) Kontrol grubunda yer alan hastaların karın ağrısı, distansiyon ve konstipasyon düzeylerinin ön test – son test değerlendirmeleri sonucunda medyan değerlerindeki azalma olmasına karşın istatistiksel olarak anlamlı farkın olmadığı bulunurken (p>0.05), uygulama grubunda yer alan hastaların ise sadece distansiyon (z=-4,482) düzeyinin ön test – son test değerlendirmeleri sonucunda medyan değerindeki azalma ile birlikte istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Kontrol grubu ve uygulama grubunda yer alan hastaların IBS Yaşam Kalitesi Ölçeği (QOL) ön test puanlarının karşılaştırması incelendiği zaman; ortalama değerlerinin birbirine yakın olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı bir farkbulunmadığı görülmektedir (p=0,909). Kontrol ve uygulama grubunda yer alan hastaların IBS QOL ölçeği toplam puanları değerlendirmesinde son test medyan değerlerinin daha düşük olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (z= -4,824) (z= -4,175) bulunmuştur. IBS QOL son test ölçümlerinin karşılaştırmasında; kontrol ve uygulama grubu medyan değerlerinin farklı olduğu ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p<0,001). Kontrol grubunda yer alan hastaların DASÖ ölçek puanlarının ön test –son test incelemesinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur (z= -2,064) (p=0,86). Uygulama grubunda ise, medyan değerlerinin daha düşük olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur (z= -4,972) (p<0,001). Kontrol ve uygulama gruplarının DASÖ ölçeği ön test sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken (p>0,05), son test puanlarının karşılaştırılmasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p<0,001). Sonuç: Çalışmadan elde edilen sonuçlar ve bulgular doğrultusunda, refleksolojinin distansiyon, stres ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkisinin olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: İrritabl Bağırsak Sendromu, Yaşam Kalitesi, Refleksoloji, Hemşirelik.
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan yaşlı bireylerde kırılganlık düzeyinin hastalığın kabulü üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; KOAH olan yaşlı bireylerin kırılganlık düzeyi ile hastalığı kabulü arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini; 05 Şubat – 15 Nisan 2018 tarihleri arasında S.B.Ü. İzmir Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları polikliniklerine başvuran ve örnekleme dâhil edilme kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 311 KOAH'lı 65 yaş ve üzeri bireyler oluşturmuştur. Veriler, Birey Tanılama Formu, mMRC Nefes Darlığı Ölçeği, Edmonton Kırılganlık Ölçeği, Hastalığı Kabul Görsel Analog Skala, Hastalığı Kabul Ölçeği ve NRS-2002 ölçekleri kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırmanın yürütülmesi için etik kurul izni, araştırmanın yapılacağı kurumdan ve katılımcılardan gerekli izinler alınmıştır. Analizler için SPSS 23.0 kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma kapsamına alınan hastaların yaş ortalaması 71,7±6.04 olup %74'ü erkek hastalardan oluşmaktadır. Hastaların üst kol çevresi incelendiğinde %5,1'inde, baldır çevresi incelendiğinde%1'inde sarkopeni olasılığı saptanmıştır. Hastaların %47,6'sının KOAH dışında eşlik eden hastalıkları bulunduğu ve en çok kalp hastalıklarının olduğu saptanmıştır. Hastaların %47,6'sının düzenli ilaç kullandıkları, ilaç kullanan hastaların %27,6'sının düzenli olarak beş ve üzeri ilaç kullandığı saptanmıştır. Hastaların %43,4'ünün GOLD II, %42,1'inin GOLD III olduğu saptanmıştır. Araştırma kapsamına alınan hastaların kırılganlık puan ortalaması 5.00±3.36 ve %49,8'inin kırılgan olmadığı saptanmıştır. Hastalığı kabul puan ortalaması 26.99±8.44saptanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 65 yaş ve üzeri KOAH olan yaşlı bireylerin kırılganlık düzeyi ile hastalığı kabul düzeyi arasında negatif yönde yüksek düzeyde bir ilişki saptanmıştır (p<0.05, r= -.747). Sonuç: Araştırma kapsamına alınan 65 yaş ve üzeri KOAH'lı yaşlı bireylerin kırılganlık düzeyinin arttıkça hastalığı kabul düzeyinin azaldığı saptanmıştır. KOAH'lı yaşlı bireylerin bakımında kırılganlığın değerlendirilmesi ve yönetilmesi, hastalık risklerinin kontrol altına alınarak hastalığı kabullenmeyi sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler:hastalığı kabul; kırılganlık; KOAH; yaşlı