
87
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Lale motifinin gelişimi ve Kara Memi ekolündeki yeri
Türklerin İslamiyet'i kabul etmesiyle beraber kutsal kitapları Kur 'an-ı Kerim'de yer alan Maide Süresi 93. Ayette kesin olmamakla beraber tasvir yasağını işaret ettiği düşünülmektedir. Bu düşünce ile Türk süsleme sanatında geometrik ve bitkisel motifli kompozisyonların önü açılmıştır. Bu bağlamda Türk İslam tasavvufunda bazı bitkilere derin manalar yüklenmiştir. Lale çiçeği Allah'a atfedilen önemli bir çiçek olarak Türk kültüründe yerini almıştır. Orta Asya bozkırlarında yabani bir hayat süren lale çiçeği 12. yüzyılda Türklerle beraber Anadolu'ya göç etmiştir. Lale motifi Anadolu'da ilk defa Selçuklu Devleti yapılarında görülmüştür. Ancak motif yaygın olarak 16. yüzyıl Klasik Osmanlı dönemi yapılarında ve geleneksel el sanatlarında görülmüştür. Lale çiçeği, Kanuni Sultan Süleyman döneminde seçme ve melezleme yöntemi ile kültürel çeşitliliği artmış ve adeta 18. Yüzyılda Osmanlı devletinin ekonomik ve sosyolojik yapısında değişikliğe neden olmuştur. Bu değişimden kaynaklı Sultan III. Ahmed'in devri tarihe Lale Devri olarak geçmiştir. Lale motifi özellikle 16. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı sarayında sernakkaş olan Kara Memi'nin natüralist bir üslup kazandırmasıyla çini, seramik, kitap ve dokuma sanatlarında tıpkı tabiatta olduğu formuyla nakşedilmiştir. Kara Memi'nin natüralist lalesi Sultan Süleyman'ın önemli eserlerinde bazen ana tema bazen de yardımcı motif olarak sultana ait divanlarının koltuk ve halkarlarında değişik ve tekrarı olmayan şemalarda kullanılmıştır. Bu eserlerin şemalarından yola çıkarak lale motifi 16. ve 19. yüzyıla kadarki süreçte değişik form ve şemalarda kullanıldığı görülmektedir. Kara Memi ekolünün gözde motifi lale, 16. yüzyılda natüralist bir üslupta tek dal üstünde tek taç halinde olup alttan şişkin ve üste doğru daralan bir formdadır. Bu formlar 16. yüzyılda tığ kısımları bazı örneklerde açık bazılarında ise kapalıdır. Motif 18. yüzyılda form itibarı ile stilize başak formuna dönüşmüştür. Daha sonra 19. yüzyılda açık tığ kısımları göbeğe kadar geniş tutularak 16. yüzyılda tarif edilen açık tığlı zarif lale motif formlarına bir dönüş olarak kabul edilebilir.
Türkiye'de koordinasyon boyutuyla uluslararası insani yardım: Sorunlar ve tespitler
Suriye'de iç savaşın başladığı 2011 Yılından itibaren, her yıl sayıları artarak ülkemize gelen yaklaşık 3,5 milyon sığınmacı, topraklarını terketmek zorunda bırakılmış ve başta Suriye'ye sınırı olan iller olmak üzere Türkiye'nin çeşitli yerlerine yerleşmişlerdir. Özellikle 2014 yılından itibaren Suriye'deki iç savaş süreci komşu ülkeler ve Avrupa Birliği'ni de içine alan bir insanlık krizine dönüşmüştür. Kasım 2015 tarihinde AB, Türkiye'ye 3 milyar Euro, Mart 2016 tarihinde ise 3 yıllık bir plan dahilinde ikinci bir 3 Milyar Euro destek vermeye başlamıştır. Avrupa Birliği'nin yaptığı yardımlarla birlikte, ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Japonya, Katar gibi ülkeler de Türkiye'nin yükünü hafifletmek için İnsani Yardım adı altında, Uluslararası Yardım Kuruluşları (STK) ve Birleşmiş Milletler aracılığıyla proje bazlı destek sağlamaktadırlar. Sahada yaklaşık 40 Uluslararası/ Ulusal İnsani Yardım Kuruluşu, yaklaşık 8.000 kişiyi istihdam ederek 3,5 Milyon Suriyeli misafir ve yerel halka nakit desteği, eğitim desteği, gıda desteği, koruma desteği, sosyal destek, mesleki eğitim, bilgilendirme, yönlendirme gibi konularda hizmetler sunmaktadır. Ülkemizde uluslararası insani yardım, istihdam rakamları ve bütçe miktarının büyüklüğü sebebiyle bir sektör halini almış ve özellikle Suriyelilerin yaklaşık % 65 'inin yaşadığı Mersin, Adana, Hatay, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa, Mardin, Kahramanmaraş ve Osmaniye illerinin bulunduğu bölgeleri olumlu/ olumsuz etkilemeye başlamıştır. Bu çalışmada Uluslararası İnsani Yardım Koordinasyon boyutuyla incelenmiş olup öncelikle uluslararası insani yardım, hibe kaynakları, uluslararası insani yardım kuruluşları, yapılan çalışmalar ve koordinasyon hakkında araştırma yapılmış, insani yardımın koordinasyonu ve yaşanan sorunlar araştırılarak mevcut koordinasyon yapısı degerlendirilmiş ve mevcut koordinasyon yapısını geliştirecek düzenlemeler üzerine çalışılmıştır. Çalışma kapsamında Suriyelilerin yaklaşık % 65 'inin yaşadığı Mersin, Adana, Hatay, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa, Mardin, Kahramanmaraş, Osmaniye illerinde faaliyet yürüten uluslararası/ulusal yardım kuruluşları, kamu kurumları, bölgesel kalkınma ajansları, STK çalışanları, akademisyenler, esnaf odaları ile görüşülmüştür. Derinlemesine mülakat tekniği ile yapılan araştırmanın sonucunda araştırmaya katılan kamu kurumu ve sivil toplum kurumu çalışanı ve insani yardımlardan faydalanana toplam 73 katılımcılarımızdan alınan verilere dayanarak yardımların dağıtımında adalet ve eşitlik anlamında ciddi sıkıntılar yaşandığı, yardımların eşit ve adil bir şekilde Türkiye geneline ulaştırılmasını sağlayacak ve yardım kuruluşlarını şehirlerin ihtiyaç ve sosyo-ekonomik altyapısına göre yönlendirecek bir koordinasyon mekanizmasına ihtiyaç olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların neredeyse tamamı ortak düşünce olarak merkezi bir koordinasyon mekanizması ile bilgilerin depolandığı ve yapılan yardımların bir sistem üzerine kaydedilip, mükerrer yardımların önüne geçilebildiği ortak bir veritabanı oluşturulmasını faydalı bulmaktadır.
Romantik ilişkilerde adalete duyarlılık ile öznel iyi oluş arasındaki ilişkide bağışlama ve algılanan partner duyarlılığının rolü
Mevcut araştırmanın temel amacı, romantik ilişkilerde adalete duyarlılık kavramının evli yetişkinler tarafından nasıl algılandığının anlaşılması ve bireyin öznel iyi oluşu çerçevesinde partnerini bağışlaması, partnerinden algıladığı duyarlılığı ve mağdur duyarlılığı düzeyini değerlendirmektir. Bu doğrultuda araştırma iki bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde; romantik ilişkilerde adalete duyarlılığın mağdur boyutu ele alınarak bu kavramı ölçmeye yönelik Romantik İlişkilerde Mağdur Duyarlılığı Ölçeği (RİMDÖ) geliştirilmiştir. Ölçek geliştirilme sürecinde en az 1 yıldır evli olan 10 kişi ile yüz-yüze görüşmeler yapılarak, romantik ilişkilerde adalete duyarlılık ve mağdur duyarlılığı algılarını belirleyebilmek için üç adet açık uçlu soru yöneltilmiştir. Daha sonra içerik analizi uygulanarak 64 aday ölçek maddesi elde edilmiştir. Ölçeğin faktöriyel yapısının belirlenmesi için oluşturulan birinci çalışma grubu, 23-75 yaş aralığında en az 1 yıldır evli toplam 325 katılımcıdan oluşmaktadır. Ölçeğin geçerlik ve güvenirlik çalışmaları için oluşturulan ikinci çalışma grubunda ise 23-65 yaş aralığında en az 1 yıldır evli toplam 410 katılımcı yer almaktadır. Açımlayıcı faktör analizi bulguları 17 maddelik tek boyutlu bir yapı ortaya koyarak, 410 katılımcı ile yürütülen doğrulayıcı faktör analizi sonuçları da bu yapıyı desteklemiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında, mağdur duyarlılığı ile partneri bağışlama (uzaklaşma, misilleme ve yardımseverlik) arasındaki ilişkinin algılanan partner duyarlılığı düzeyine göre değişip değişmediği sınanmıştır. Ayrıca, mağdur duyarlılığı ile öznel iyi oluş arasındaki ilişkide partneri bağışlamanın aracı rolleri test edilmiştir. Düzenleyici değişken analizi sonuçları, algılanan partner duyarlılığının mağdur duyarlılığı ile partneri bağışlama arasındaki ilişkide düzenleyici rolü olmadığını göstermiştir. Öte yandan aracılık analizi bulguları, mağdur duyarlılığı ile öznel iyi oluş arasındaki ilişkide uzaklaşma ve yardımseverliğin aracı rolleri olduğunu göstermektedir. Ancak, misillemenin mağdur duyarlılığı ile öznel iyi oluş arasındaki ilişkide aracı bir rolü olmadığı saptanmıştır. Araştırma bulguları ilgili literatür çerçevesinde değerlendirilerek, gelecekte yürütülecek çalışmalar için gerekli öneriler tartışılmıştır.
Kültür yoğun yerlerin anlaşılmasına yönelik bir yaklaşım olarak ritimanaliz: Mersin Turgutreis Mahallesi üzerine bir inceleme
Bu çalışma, kentin kültürel zenginliğinin bir parçası olan ancak örtük yapısı nedeniyle kentsel planlama çalışmalarında yeteri kadar ön plana çıkmayan, yaşanan hızlı değişim ve dönüşümler sonucunda kendi has ritimlerini kaybederek özgün kültürünü yeniden üretemeyen kültür yoğun yerleri konu edinmektedir. Çalışma, mikrokozmoslara karşılık gelecek şekilde kavramsallaştırılan kültür yoğun yerleri tanımlamayı ve anlamayı amaçlamakta ve bu alanların kent için öneminin ortaya konmasını hedeflemektedir. Bu amaç ve hedefe ulaşabilmek için, bir sosyo-mekânsal yaklaşım olan ritimanaliz yöntemine başvurulmuştur. Yeni bir bilgi ve bilim alanı olarak tanımlanan, nitel ve nicel araştırma yöntemlerini bir araya getirmeye olanak sağlayan ritimanaliz yöntemi, kentsel mekânı analiz etmek ve düşünmek için yeni imkânlar sunabilen bir araçtır. Ritimanalizden hareket eden ve antropoloji, sosyoloji ve mekân bilimlerine dayanan çok-disiplinli bir bakış açısıyla bu çalışma kapsamında geliştirilen ritimanaliz çerçevesi ile kültür yoğun yerlerin doğasında var olan tekrarlayan ritimlere ve onların hem zamansal hem de mekânsal ritmik izlerine odaklanılmaktadır. Bu sayede, bu yerlerin ritimleri üzerinden iç dinamiklerini ve özgün yapılarını anlamak, bu yerlere yönelik yeni açıklama olanakları geliştirmek ve bu yerlerin çok kültürlü kentsel yapı içindeki önemini ortaya koymak mümkün olabilmektedir. Çalışmada, kültür yoğun yerlerin kendine has dinamiklerinin ortaya konulması için geliştirilen kültür yoğun yerlerin ritimleri analiz çerçevesinin uygulanmasına ilişkin örnek çalışma yapılmıştır. Bu kapsamda, kültür yoğun bir yer olarak tanımlanan Mersin Turgutreis Mahallesi'nde ikamet eden Romanların kültürel değerleri ve gündelik yaşamlarına ilişkin sosyo-mekânsal pratikleri incelenmiştir. Bu inceleme, derinlemesine görüşme, anket ve katılımcı gözlem ile katılımcı olmayan gözlem yoluyla elde edilen veriler üzerinden gerçekleştirilmiştir. Hem teorik çerçeveye hem de çalışma alanında yapılan pilot çalışmaya dayalı geliştirilen ritimanaliz çerçevesi bağlamında, Mersin kentinin çok kültürlü yapısı içinde yaşayan etnik bir grup olan Romanların gündelik hayat ritimleri; sosyo-kültürel ritimler, doğal ritimler, algısal ritimler ve mekânsal ritimlerden oluşan dörtlü ritim grubu üzerinden ele alınmıştır. Bu ritim grubunun incelenmesi, Romanların gündelik hayatının kapsamlı bir şekilde ritimler yoluyla anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır. Araştırma bulguları; kültür yoğun yerlerin alansal farklılaşmasındaki temel unsurun, bu alanların kendine has özelliklerini oluşturan ritimleri olduğunu ortaya koymaktadır. Bu ritimlerin, gündelik hayat içerisinde sosyal, kültürel ve ekonomik olgular, etkinlikler ve faaliyetler ile mekânda yaşayanların alandaki doğal unsur ve olaylar ile kurdukları ilişki ve alandaki görme, işitme ve kokuya dayanan algısal öğeler ile ilişkili olduğu, bunların zamansal ve mekânsal olarak tekrar ettiği tespit edilmiştir. Bu tekrarların, ele alınan ritme bağlı olarak haftalık, aylık, mevsimsel ve yıllık döngüler içinde gerçekleştiği; Mersin Turgutreis Mahallesi ve yakın çevresinde yoğunlaştığı ve bu alanın Roman kimliğiyle özdeşleşmiş bir yer haline geldiği tespit edilmiştir.
Kozmetik sektöründe dürtüsel satın alma davranışını etkileyen faktörlerin ürün sınıfına aşinalığın düzenleyici etkisi kapsamında incelenmesi
Kozmetik sektöründe dürtüsel satın alma davranışını etkileyen faktörlere bakıldığında, tüketicilerin anlık kararlar verirken veya ihtiyaçları olmamasına rağmen ürün satın alırken göz önünde bir çok faktör bulunmaktadır. Araştırmada bu faktörler, pazarlama ve tüketici davranışları açısından incelendi; Tüketicilerin dürtüsel satın alma davranışını tetikleyen önemli uyarıcılardan biri, dışsal uyarıcılardır. Örneğin, mağaza içi promosyonlar, indirimler, tüketicilerin aniden ürün satın alma isteği uyandırabilir. Kozmetik mağazalarının iç mekan tasarımı, aydınlatma, müzik ve kokular gibi unsurlar, tüketicilerin satın alma kararlarını etkileyebilir. Bazen de içsel uyarıcılar etkili olabilir. Tüketiciler, arkadaşlarının veya aile üyelerinin etkisi altında olabilirler. Başkalarının önerileri veya onayı, dürtüsel satın alma davranışlarını tetikleyebilir. Tüketicilerin belirli bir kozmetik markasına olan bağlılığı, dürtüsel satın alma davranışını tetikleyebilir. Kozmetik firmalarının reklam kampanyaları ve hızlı tüketim fırsatları, tüketicilerin anlık kararlar vermelerini kolaylaştırabilir. Tüketicilerin ruh hali, dürtüsel satın alma davranışlarını etkileyebilir. Bu çalışmada dürtüsel satın alma davranışını etkileyen; marka değeri, fiyat bilinci, mağaza düzeyindeki promosyonlar, mağaza atmosferi, hedonik tüketim, normatif etkiler gibi faktörlerin doğrudan etkileri incelenmiştir. Bununla birlikte ürün sınıfına aşinalık faktörünün dürtüsel satın alma davranışı üzerine düzenleyici rolünün olup olmadığı araştırılmıştır. Bu kapsamda literatür taraması sonucunda belirlenen ölçekler ile anket formu oluşturulmuştur. 550 adet anlamlı veri analiz edilmiştir. Araştırmanın amacı doğrultusunda nicel araştırma tasarımından yararlanılmıştır. Katılımcıların demografik özelliklerini sınıflandırabilmek için tanımlayıcı analizler ve araştırmada Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) çeşitlerinden olan ve karmaşık modelleri analiz edebilen En Küçük Kareler Yöntemi (PLS-YEM) kullanılmıştır. Marka değeri, fiyat bilinci, mağaza düzeyindeki promosyonlar, hedonik tüketim, normatif etkiler ölçeklerinin dürtüsel satın alma davranışına doğrudan etkisi desteklenirken, mağaza atmosferi değişkeninin dürtüsel satın alma davranışına etkisi desteklenmemiştir. Bunun yanında marka değeri, fiyat bilinci, normatif etkiler'in dürtüsel satın alma davranışına olan etkisinde ürün sınıfına aşinalığın düzenleyici etkisi desteklenirken, mağaza düzeyindeki promosyonlar, hedonik tüketim, mağaza atmosferi değişkenlerinin dürtüsel satın alma davranışına olan etkisinde ürün sınıfına aşinalığın düzenleyici etkisi desteklenmemiştir.
Z kuşağının yeni medya ortamındaki habitusları
Yeni iletişim teknolojilerinin gelişimine bağlı olarak ortaya çıkan sosyal medya platformları modern toplumsal hayatta birçok alanı etkisi altına almaktadır. Modern üretim tüketim ilişkileri sistemi içerisinde yer alan, iletişim teknolojisi araçlarına sahip olan çoğu kullanıcıların sosyal medya ağlarını kullandığı ve bu sosyal ağ ortamlarından kültürel birikim sağladıkları görülmektedir. Z kuşağının sosyal medya ortamlarında sürekli çevrimiçi olarak yoğun zaman geçirmesi, aynı zamanda kültürel sermaye birikimlerini bu platformlar üzerinden sağlamalarına yönelik dijital alışkanlıkları ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla Z kuşağının yeni medya ortamlarından (sosyal medya platformlarından) kültürel sermaye edinimi konusunda; Pierre Bourdieu'nün yapı ve eğilim (sosyal medya ve dijital yatkınlıklar) perspektifi kapsamında bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda araştırma kapsamında gerçekleştirilen çevrimiçi anket çalışması ile 12 devlet üniversitesinde 18-25 yaş aralığında olan Z kuşağı bireylerine ulaşılarak; kültürel donanımlarını arttırma, entelektüel bir kişilik kazanma, sosyal hayatlarında tercih edilen bir statüde olma ve kazanmış oldukları kültürel birikimlerini ekonomik sermayeye dönüştürebilme yetkinliği açısından yeni medya ortamlarındaki kültürel sermaye biriktirme habitusları ölçülmeye çalışılmıştır. Araştırmada; Z kuşağının kültürel sermaye birikiminde (sosyal uzamlarında entelektüel birikimleri ve konumlarını belirlemede) sosyal medya ağlarında ne türden habituslar (alışkanlıklar -toplumsal öznellikler) yarattıkları ve Z kuşağının yeni medya ortamlarında (sosyal medya platformlarında) edinmiş oldukları kültürel sermaye birikim habituslarının; cinsiyet, doğup büyüdüğü yer, eğitim alınan bölüm ve aylık gelir durumu olmak üzere dört bağımsız değişken özelinde oluşturulan araştırma sorularına göre farklılaşıp farklılaşmadığının anlamlandırılması amaçlanmıştır. Elde edilen analizler sonucunda Z kuşağı bireylerinin kültürel sermaye birikim konusunda sosyal medya ağlarından, web sitelerinden, dijital veri kaynaklarından ve popüler video yayınlarından faydalandıkları, kültürel içerik hesaplarını takip ettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Kırsalda doğup büyüyen Z kuşağı bireylerinin kent merkezinde doğup büyüyenlere göre ve alt gelir grubu ile düzenli geliri olmayan ailelere mensup Z kuşağı bireylerinin üst gelir grubuna mensup Z kuşağı bireylerine göre yeni medya ortamlarından kültürel sermaye ediniminde daha fazla habituslara sahip olduğu görülmüştür. Sosyal medya platformlarrından kültürel sermaye birikimine yönelik ise; dijital ansiklopedilerden yararlandıkları, beğeni ve düşüncelerine göre değişen alanında uzman kişilerin video yayınlarını takip ettikleri, ücretli dijital platformlardan yararlandıkları, sosyal medyanın gündelik kamusal, sosyal ve magazinsel paylaşım akışından yararlandıkları sonucuna ulaşılmıştır.
Dijital medya okuryazarlığı bağlamında dijital oyunlar ve e-spor faaliyetleri: Üniversite gençleri örneği
İletişim teknolojilerindeki hızlı ve dönüştürücü gelişmeler, küresel toplumu şekillendirmekte ve değiştirmektedir. Bu teknolojiler, insanların dünya genelinde birbirleriyle iletişim kurma, bilgiye erişme, sosyalleşme, zaman geçirme gibi yaşam pratiklerini kökten dönüştürmektedir. İletişim alanında yaşanılan bu değişim ile birey dijital medya ortamında merkezde yer almaktadır. Dijital medya, kişisel ve kitlesel iletişimi zamansal ve mekânsal anlamda sınırsız kılan, tüm multimedya özelliklerin bir arada bulunduğu çoklu ortamları ile etkileşimin anlık olarak gerçekleşmesini sağlayan bir yapıya sahiptir. Dijital medya ortamı sağladığı bu olanakların yanı sıra riskleri de barındırmaktadır. Bireyin bu riskler karşısında zihinsel kalkan oluşturması, medya mesajlarını doğru algılayabilmesi, yorumlayabilmesi, analiz edebilmesi, üretim sürecine bilinçli bir şekilde katkı sağlayabilmesi için dijital medya okuryazarlığı beceri ve yetkinliğine sahip olması gerekmektedir. Tüm medya mesajları ve içeriklerini kapsayan dijital medya okuryazarlığı özellikle genç bireyler arasında son derece popüler olan dijital oyunlar için de bir gerekliliktir. 21. yüzyılın hızla değişen iletişim teknolojileri, dijital dünyanın kapılarını e-spor gibi yepyeni oyun ortamlarına açmıştır. Bu teknolojiler, geleneksel oyun anlayışını dönüştürerek, rekabetçi e-sporun sadece bir hobi değil, aynı zamanda bir profesyonellik ve büyük bir izleyici kitlesiyle tanınan bir spor dalı olmasına olanak tanımıştır. Geleneksel sporların dijital dünyada yepyeni bir kimlik kazandığı, e-sporun hızla büyüdüğü bir dönemde e-spor; oyuncuları dijital arenalarda bir araya getirirken, aynı zamanda sosyal, psikolojik ve fiziksel açıdan etkileyen bir deneyim sunmaktadır. Bu bağlamda araştırma kapsamında gerçekleştirilen anket çalışması ile 18-26 yaş aralığındaki e-sporcu üniversite gençlerine ulaşılarak dijital medya okuryazarlık düzeyleri ölçülmeye çalışılmıştır. Ayrıca verilerin desteklenmesi ve farklı perspektiflerden değerlendirilmesi amacıyla e-spor kulüp antrenörleri ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma bağlamında e-sporcuların oyun ortamlarındaki eleştirel düşünme becerileri, internet etik bilinci, çevrimiçi güvenlik farkındalığı, dijital içeriklere erişim ve teknoloji kullanma becerileri, hak ve sorumluluk bilinci, bilgi araştırma ve doğrulama beceri düzeylerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Elde edilen analizler sonucunda dijital oyun ortamlarında bireyin olanak ve riskler ile karşı karşıya olduğu, karşılaşılan olanak ve risklerin kullanımı veya alınan önlemleri bireyin dijital medya okuryazarı beceri/yetkinliklerine bağlı olduğu saptanmıştır. Ayrıca oyuncuların oyun süreci içerisinde manipülasyon, dezenformasyon, propaganda, dijital gözetim, gerçek-kurgu farkındalığı, oyun anlatısı içinde mesajların arka planının farkındalığı, internet tuzakları, çevrimiçi güvenlik, sahte kimlik, virüs saldırıları, bağımlılık, asosyallik, fiziksel sorunlar (göz ve eklem ağrıları) gibi riskler ile karşı karşıya kalabildiği saptanmıştır.
6360 sayılı Büyükşehir Belediye Yasasının su ve kanalizasyon amaçlı metropoliten kuruluşların hizmet sunumu üzerindeki etkileri: Mersin Su ve Kanalizasyon İdaresi örneği
Bu çalışma; Mersin Su ve Kanalizasyon İdaresi Özelinde, tüm su ve kanalizasyon idarelerinin; 6360 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası öncesi ve sonrası durumunu ortaya koyarak, bahse konu süreçte ortaya çıkan sorunları ortaya koymayı ve bu sorunlara karşı çözüm önerileri geliştirmeyi amaçlamaktadır. Dolayısıyla bu çalışma, su ve kanalizasyon idarelerinin hizmet sınırlarının değiştirilmesinin, Mersin özelinde su kanalizasyon idarelerinin hizmet sunumu üzerindeki etkileriyle; bu hizmetten yararlanan mahalli halkın bu durumu nasıl karşıladığı ortaya koymayı ve ileride bu konuda yapılacak nicel ve nitel araştırmalara katkı sağlamayı hedeflemektedir. Türkiye'de bulunan su ve kanalizasyon idarelerinin ortak sorunlarına ve bunlara ilişkin bazı çözüm önerilerine değinilmekle birlikte, Mersin Su ve Kanalizasyon İdaresi Özelinde, su ve kanalizasyon idarelerinin 6360 sayılı Yasa öncesi ve sonrası durumunu ortaya koyarak; su ve kanalizasyon idarelerinin kamu hizmet ölçeğindeki artışın, söz konusu İdarelerin hizmet sunumu üzerindeki etkilerini ve Mersin İl sınırları dâhilinde yapılan alan araştırmasına dayanarak yerel halkın bu durumu nasıl algıladığının araştırılması, bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Söz konusu çalışmada, konuya ilişkin literatür taramasına ek olarak, sitemin işleyişi gözlemlenmiş, Mersin İl Mülki Sınırları dâhilinde 600 katılımcıyla gerçekleştirilen alan araştırması neticesinde; Mersin Su ve Kanalizasyon İdaresi'nden hizmet alan katılımcıların, bu hizmetlerden memnuniyetlerine ilişkin cevaplarının, 6360 sayılı yasa sonrası hizmet sunulmaya başlanan alanlarda, merkez ilçelere göre anlamlı bir şekilde farklılaştığı ve genel olarak memnuniyet düzeyinin yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca mali yapıyla ilgili sorunlar, yatırımların planlanması ve gerçekleştirilmesiyle alakalı sorunlar, görev ve yetki konusunda yaşanan anlaşmazlıklar, personel istihdamıyla alakalı sorunlar, temsil, genel kurullarının oluşum şekli ve atanan idareciler tarafından yönetilmeleriyle alakalı problemlere ilişkin çıkarımlara ulaşılmış ve bunlara ilişkin çözüm önerilerine yer verilmiştir. Çalışma, araştırma güvenliğini artırmak için, nicel ve nitel yöntemlerin birarada kullanıldığı, Karma Araştırma Yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Bu yöntem, çalışma içerisindeki nicel ve nitel araştırma verilerinin toplanmasını, analiz edilmesini ve yorumlanmasını içermektedir.
Amerikan misyoner okullarından "Suriye Protestan Koleji" (1866-1920)
Misyonerler, Osmanlı sınırları içinde Hristiyanlığı yaymak için birçok teşkilat kurmuştur. Bu teşkilatlardan biri American Board of Commissioners for Foreign Missions (ABCFM)'dir. Buna bağlı olarak çalışan misyonerler Suriye'de 1820'den itibaren eğitim, sağlık, Evanjelik vaaz verme ve basın-yayın çalışmalarını aralıksız sürdürmüştür. Eğitim çalışmaları kapsamında bölgede kurulan ilk misyoner okulu 1824'te kurulmuş olup, ilkokul seviyesinde eğitim veren, sayıları hızla artan birçok okul açmışlardır. Zamanla ihtiyaçları karşılayamadığı düşünülen bu okulların devamı mahiyetinde, Suriye Protestan Koleji (SPC) ya da Arapça adıyla "El-Medresetü'l-Külliyetü's-Suriyetü'l-İnciliyye" 3 Aralık 1866'da ruhsatsız olarak açılmıştır. Misyonerler, bölgeyi daha anlaşılır kılmak için misyon ve istasyonlara bölmüşlerdir. Kolej'in dahil olduğu Suriye-Filistin misyonu, 1870'te ABCFM ile koordineli çalışan Presbyterian Board of Commissioners for Foreign Missions (BFMPC) devredilmiştir. Hristiyan ideallerini modern görüşlerle birleştireceğini, ileri bir Batılı eğitim sağlayacağını iddia eden SPC'de, kuruluş aşamasında Colligeate, Tıp, Eczacılık; daha ilerleyen yıllarda ise Hazırlık, Diş Hekimliği, Hemşirelik, Ticaret bölümü ile İncil Arkeolojisi ve Filoloji bölümleri açılmıştır. Osmanlı Devleti Kolej'e karşı temkinli davranmış özellikle Tıp ve Eczacılık öğrencilerinin mezuniyet sınavlarının Mekteb-i Tibbiye-i Şahane eğitmenlerince İstanbul'da yapılmasını istemiştir. Kolej mezunlarının bölgenin sosyo-ekonomik ve kültürel yapıya etki ettiği iddia edilmiştir. Kolej "medenileştirme misyonu" çerçevesinde yürüttüğünü iddia ettiği eğitimi, bölgenin öncülerini yetiştirme misyonuyla yürütmüştür. Fakat Protestan ahlaka bağlı olarak verdiği eğitimden hiç ödün vermemiş, öğrencileri buna uygun zorunlu uygulamalara tabi tutmuştur. Bu uygulamaların yarattığı etkiyle Kolej'de zaman zaman sorunlar yaşanmıştır. Bölgede birçok ilkin yaşanmasına vesile olduğu iddia edilen Kolej'de basın-yayın faaliyetleri ile dikkat çekmiştir. Kurumun Birinci Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı Hükümeti ile tıbbi misyon çerçevesinde yapılan çalışmalarda etkin olarak yer aldığı, hükümetle olumlu ilişkiler yürüterek savaş boyunca iki hafta dışında hep açık kaldığı anlaşılmaktadır. Kolej'den birçok doktor, eczacı, diş hekimi, öğretmen, mühendis, hukukçu ve din adamı yetişmiştir. Kurumun, bölgenin geleceği için toplanan konferansta Danışmanlık Heyeti'nde de temsilci bulundurmuştur. Kolej, I. Dünya Savaşı sonrasında manda sınırlarında kalmış, 1920'de adını Beyrut Amerikan Üniversitesi olarak değiştirmiştir.
Türkiye'de 1980 sonrası ekonomik krizler ve sosyal politika uygulamaları üzerindeki etkileri: Eğitim alanındaki sosyal politika uygulamaları üzerine bir inceleme
Ekonomik kriz, kısa ve uzun dönemde toplum nezdinde ciddi sorunlar yaratan ve toplum refahını olumsuz yönde etkileyen bir olgudur. Ekonomik krizlerin ortaya çıkardığı bu olumsuzluklar toplumu birçok açıdan etkilemekte ve dikkate değer sonuçlar doğurmaktadır. Dolayısıyla ekonomik krizlerin yarattığı sorunların incelenmesi ve bu doğrultuda politika önerilerinin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze Türkiye ekonomisinde çeşitli krizler yaşanmış ve her kriz sonrasında istikrar tedbirlerine başvurulmuştur. Bu çalışmada Türkiye ekonomisinde 1980 sonrası dönemde yaşanan ekonomik krizlerin sosyal politika uygulamalarındaki etkileri incelenmektedir. Çalışmada 1980 sonrası krizler üzerinde durulmasının temel nedeni 24 Ocak 1980 kararları sonrasında Türkiye ekonomisinde yaşanan dönüşüm sürecinin ortaya çıkardığı kırılgan yapıdır. Yapısal uyum politikalarının hayata geçirildiği, dışa açık ve serbest piyasa ekonomisi temelli uygulamaların başlatıldığı bu dönemle ile birlikte ekonomi bir yandan küresel ekonomiyle bütünleşme yönünde dönüşmeye başlamış diğer taraftan giderek dış şoklara karşı daha dayanıksız hale gelmiştir. Bu durum doğal olarak krizlerin ekonomik ve sosyal boyutlarını arttırmıştır. Bu çalışmanın temel amacı ekonomik krizlerin sosyal politika uygulamaları açısından değerlendirilmesidir. Sosyal politika uygulamaları refahın arttırılmasını ve/veya yeniden dağılımını hedefleyen tedbirleri ve müdahaleleri kapsamaktadır. Genel olarak bu uygulamalar eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler ve istihdam gibi alanlarda gerçekleşmektedir. Ancak çalışma bu konu başlıkları arasından eğitim konusuna yoğunlaşmakta ve 1980 sonrası ekonomik kriz dönemlerinde eğitim üzerinde yapılan harcamalarda ve yatırımlarda nasıl bir gelişme yaşandığını tespit etmeye gayret etmektedir. Genel olarak elde edilen sonuçlar Türkiye'de OECD ülkelerine kıyasla eğitime yapılan harcamaların çok yüksek olmadığını, devlet bütçesinden ayrılan kaynakların krizlerden doğrudan etkilenmeden belirli bir seviyede tutulduğunu göstermektedir. Buna göre öncelikli olarak eğitime ayrılan kaynakların arttırılması, diğer taraftan Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarının çözümüne yönelik çalışmaların hızlandırılması ve ekonominin daha dayanıklı hale getirilmesi, eğitim ve istihdam arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi gerekliliği ön plana çıkmaktadır.