Muş Alparslan University
Discipline

Social Work

Muş Alparslan University

317

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddete ilişkin tutumlarının belirlenmesi (Sultanbeyli örneği)

Şiddet ilk çağlardan beri var olan bir olgudur. Fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddet, şiddetin türlerinden bazılarıdır. Şiddet her kesime yönelik olabileceği gibi kadına yönelikte olabilmektedir. Şiddet mağduru kadınlar sorunlarının çözümü için belli başlı yerlere başvurabilmektedir. Şiddet mağduru kadınların ilk başvurdukları yerler arasında sağlık kuruluşları öne çıkmaktadır. Şiddet mağdurları yaşadıkları olumsuz olaylar sonrası sıklıkla ilk olarak sağlık çalışanlarıyla etkileşime geçmektedir. Bu nedenle sağlık çalışanlarının şiddet mağduruna yaklaşımı önem arz etmektedir. Sağlık çalışanlarının şiddet mağduru kadına yaklaşımının genel olarak kadına yönelik şiddete ilişkin tutumuyla ilgili olduğu bilinmektedir. Sağlık çalışanları ne kadar kadına yönelik şiddete karşı bir tutum sergilerse buna bağlı olarak şiddet mağduru kadına yaklaşımının da o kadar olumlu olacağı düşünülmektedir. Çalışmamız bu temel düşünce üzerine bina edilmiştir. Bu araştırmanın amacı sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddet tutumlarını belirlemektir. Çalışmanın evreni Sultanbeyli Devlet Hastanesindeki sağlık çalışanları, örneklemi ise hastane bünyesindeki 197 sağlık çalışanıdır. Sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddete ilişkin tutumlarının belirlenmesi için 18 soruluk anket formu ve (İSKEBE) Kadına Yönelik Şiddet Tutum Ölçeği kullanılmıştır. İstatiksel analizlerde IBM SPSS 22.00 programından yararlanarak elde edilen veriler ışığında değişkenler arasındaki farklılıkları tespit etmek amacıyla frekans tabloları oluşturulmuş, Anova, Ki-Kare ve T testi yapılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda sağlık çalışanlarının kadına yönelik şiddete karşı tutum sergilediği sonucuna ulaşılmıştır. Ancak araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının yarısından fazlasının kadına yönelik şiddete ilişkin eğitime ihtiyaç duydukları bilgisi edinilmiştir. Buna istinaden sağlık çalışanlarının ilgili alanda uzman kişilerden eğitimler almalarının ve kadına yönelik şiddet konusuna sağlık çalışanlarının eğitim müfredatında yer verilmesinin bu meslek grubunun bilgi ve bilinç düzeylerinin artmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

HastanelerKadınlarSağlık personeli+2
Yakup Kadri Yavuzyiğit
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Madde bağımlılığı tedavisinde aile katılımı

Bağımlılık, kişiyi biyo-psiko-sosyal alanlar gibi birçok alanda etkileyen, bireyin bir maddeye olan kontrolünü kaybetmesiyle karakterize edilen ciddi bir sağlık sorunudur. Bağımlılık bireyin sosyal ortamından, aile yaşantısından kopasına ve eski düzeninden uzaklaşmasını beraberinde getirebilir. Toplumun bağımlı bireye karşı takındığı olumsuz tavır, dışlama ve bağımlı bireyden uzaklaşma ihtiyacı bağımlı bireyin tedavi motivasyonuna olumsuz yönde etki edebilmektedir. Bu olumsuz etki bazen aile tarafından da gelmektedir. Olumsuz etkinin kırılmasında ailenin tedavi sürecine katılımı önem arz etmektedir. Tedavi süreçleri, sadece bireyin kendisi değil, aynı zamanda ailenin de aktif bir rol oynaması gereken karmaşık süreçlerdir. Ancak aile katılımı kişinin kendisini yetersiz hissetmesine ve soyutlanmasına sebep olabilmektedir. Bu araştırma, madde bağımlısı bireylerin tedavi sürecine ailelerinin katılmasının, bağımlı bireyin tedaviye olan bakış açısı, motivasyonu ve iyileşme süreci üzerindeki etkilerini incelemeyi hedeflemektedir. Araştırma, madde bağımlılığı tedavisi gören bireyler üzerinde yapılan bireysel görüşmelerle ilerletilmiştir. Söz konusu araştırmada nitel veri toplama yöntemi kullanılmış olup Sakarya Yeşilay Danışmanlık Merkezi'nden (YEDAM) destek alan danışanlarla gerçekleştirilmiştir. Araştırma 12 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. 6 katılımcı ailelerinin tedavi sürecine dahil olduğu diğer 6 katılımcı tedavi sürecine dahil olmayan danışanlardan seçilmiştir. Görüşmeler yarı yapılandırılmış soru formu ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, aile katılımı ile bağımlı bireyin algıları, motivasyonu ve tedavi sürecindeki değişiklikleri değerlendirmek için analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular ışığında, aile katılımının bağımlı bireyin tedaviye olan tutumu üzerinde olumlu etkiler yarattığını göstermektedir. Daha fazla aile katılımının, bağımlı bireyin iyileşme sürecinde daha yüksek motivasyon, düşük tedavi reddi oranları ve daha sürdürülebilir bir iyileşme süreciyle ilişkili olduğu gözlemlenmiştir. Ailenin bağımlı bireyin tedavisinde olumlu yöndeki etkisi düşünüldüğünde aile katılımının artırılmasına yönelik tedavi stratejileri geliştirmek, ailelerin bağımlı bireyler ve bağımlılık kavramı hakkında daha fazla bilgi sahibi olmasını sağlamak sadece bağımlı bireyin değil tüm toplumun sağlığının iyi gitmesinde etkili olacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Madde bağımlılığı
Bahadır Çelikel
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dijital oyun bağımlılığı ve baba-ergen ilişkisi

Bu çalışmada, dijital oyun bağımlısı olan ergenlerin babaları ile aralarındaki ilişkinin boyutlarını keşfedebilmek ve babalar ile çocukları arasındaki ilişkinin, dijital oyun bağımlılığı süreci üzerindeki etkilerini kavrayabilmek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırma kapsamında nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Sakarya da bulunan liselerde öğrenim gören öğrenciler, örneklem grubunu ise bu evren içinde ulaşılan 403 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", "Anne-Baba-Ergen İlişkileri Ölçeği" ve "Ergenler İçin Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği" kullanılmıştır. Nicel verilerin analizinde, bağımsız örneklem t testleri, tek yönlü varyans analizleri (ANOVA), Tukey HSD Testleri, betimsel istatistik tabloları, basit doğrusal regresyon ve ikili pearson korelasyon analiz yöntemleri kullanılmıştır. Bulgular, SPSS ile sistematik hale getirilmiştir. Bu çalışmada elde edilen verilerin analizi sonucunda, babaların sahip olduğu ebeveynlik tutumu ile ergenlerin dijital oyun bağımlılığı düzeyinde anlamlı fark olduğu, babaları demokratik tutuma sahip ergenlerin dijital oyun bağımlılığı düzeylerinin, babaları tutarsız tutuma sahip ergenlerden daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın temel problemini oluşturan ergenlerin babalarıyla olan ilişkileri ile dijital oyun bağımlılığı düzeyleri arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla yapılan ikili korelasyon ve doğrusal regresyon analizlerinde ise negatif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bu analizler ile birlikte ergenlerin babalarıyla olan ilişkilerinin dijital oyun bağımlılığı düzeylerini etkilediği, babayla olan ilişkinin güçlenmesinin dijital oyun bağımlılığını azalttığı tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçların, baba-ergen ilişkisinin dijital oyun bağımlılığı üzerindeki yordayıcı etkisini ortaya çıkarması dolayısıyla araştırmanın, dijital oyun bağımlılığı alanında rehabilitasyon ve önleme programlarına yön vereceği, babalık alanında yapılan çalışmaların kapsamını genişleteceği, babalara yönelik oluşturulan eğitim programlarının içeriğine katkı sunacağı ve sosyal hizmet bilim ve mesleği bağlamında sunulan bağımlılık ve aile politikalarında kilit rol üstleneceği düşünülmektedir.

Baba- çocuk ilişkisiBağımlılıkEbeveyn-çocuk ilişkisi+7
Ebrar Merde
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ağır engelli aile üyesine bakım veren kadın bakıcılarda, bakım yükü ve yaşam doyumu arasındaki ilişki

Ülkemizde informal engelli bakımı, genellikle hane içerisinde aile üyelerince engellinin ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik verilen hizmetler bütünü olarak tanımlanabilir. Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de kadının bakım veren olarak tercih edilen ilk aile üyesi olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Toplum tarafından kadınlara yüklenmiş bir sorumluluk olarak dikkat çeken bakım verme eylemi, bakım verme yükünün yanı sıra kadınların fiziksel, sosyal, duygusal ve psikolojik ve ekonomik sorunlar yaşamasına neden olmakta ve bu süreç bakım veren kadının yaşamdan aldığı doyumu olumsuz etkilemektedir. Bu araştırmanın amacı, kadın bakım verenlerin ''bakım verme yüklerinin'', "yaşam doyumları" üzerindeki etkisinin ve yaşam doyumu ile bakım verme yükü arasındaki ilişkinin tespit edilerek, bakım verme sorumluluğunun azaltılması için bakım verenlerin içinde bulundukları durumun ve ihtiyaçlarının tespit edilmesidir. Araştırmanın evrenini Merzifon Sosyal Hizmet Merkezi Müdürlüğü hizmet bölgesi kapsamında evde bakım sunan kadın bakım verenler, örneklemini ise bu evrenden seçilen 208 kadın oluşturmaktadır. Araştırmanın amacı neticesinde yöntem olarak nicel araştırma yöntemi tercih edilmiş ve kişisel bilgi formu, Yetişkin Yaşam Doyumu Ölçeği ve Bakım Verme Yükü Ölçeği kullanılarak üç bölümden oluşan anket katılımcılara uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analiz sürecinde, tek yönlü varyans analizi (Anova), frekans tabloları, Tukey Testi, t testleri ve korelasyon analizi kullanılmış, istatistik programı ile bulgular sistematik hale getirilerek verilerin yorumlanması neticesinde bakım yükü ve yaşam doyumu arasında anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Araştırma neticesinde, engelli bireylere hizmet veren özel ve kamu kuruluşlarına yönelik, engelli bireye bakım veren kadın bakıcıların ihtiyaçlarına ve içinde bulundukları duruma yönelik yapısal düzenlemelerin ve müdahale yaklaşımlarının neler olması gerektiğiyle ilgili öneriler sunulmuştur.

Aile merkezli bakımBakıcılıkBakım verenler+7
Tuğba Doğan Bal
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki ikinci kuşak Suriyelilerin uyum sorunları

Türkiye coğrafi konumu gereği uzun yıllardır yoğun göç alan bir ülkedir. Ancak ülkemiz bir göç ülkesi olmasına rağmen ilk kez 2011 yılında Suriye'de başlayan iç savaşın ardından ciddi kitlesel mülteci göçü ile karşı karşıya kalmıştır. Bu kitlesel göçün sonucunda güncel olarak ülkemizde Göç İdaresi Genel Başkanlığından alınan verilere göre Türkiye'ye sığınan 3.388.698 Suriyeli mülteci bulunmaktadır (T.C. İçişleri Bakanlığı, 2023). Bu denli yoğun bir mülteci nüfusunun olması beraberinde birçok sorunu getirmiştir. Suriye'den ülkemize doğru başlayan kitlesel göçün ardından bu sorunların analiz ve çözümüne yönelik olarak birçok uygulamanın hayata geçirildiği ortadadır. Ancak yapılan çalışmalar incelendiğinde düzenlemelerinin genel olarak Suriyeli mültecilerin ekonomik sorunlarını çözmek odaklı gerçekleştirildiği ikincil basamak ihtiyaçların iyi şekilde analiz edilip sorunlar olarak tanımlandığı uygulamaların yeterli sayıda olmadığı görülmüştür. Bununla birlikte yapılan çalışmalarda genel olarak ikinci kuşak mülteciler ayrı bir grup olarak değerlendirilmemiş, öznel sorunları analiz edilmemiş genelci bir yaklaşım ile bireysel koşulları göz ardı edilmiştir. Araştırmamız öznelliğini buradan alarak, ikinci kuşak Suriyeli mülteci genç ve çocukların ikincil basamak ihtiyaçlarını sosyal hizmet bakış açısı ile analiz edebilmek ve çevresi içerisinde birey anlayışı çerçevesinde sorunlara yönelik çözüm önerileri geliştirebilmek amacı ile yapılmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak 12 ikinci kuşak Suriyeli mülteci genç ve çocuklar ile hazırlamış olduğumuz 21 sorundan oluşan yarı yapılandırılmış görüme formu aracılığı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. İnsanın yaşam hakkının pozitif sosyal işlevselliği için son derece kritik bir önem arz eden sosyal uyumlarına yönelik sorular çerçevesinde ihtiyaçlar analiz edilmiş, bu ihtiyaçlar eğitim sorunlar, sağlık sorunları, kültürel asimilasyon sorunları olarak alt başlıklarda tanımlanmış ve çözüm önerileri sunulmuştur.

GöçlerMültecilerSosyal uyum+5
Serpil Dursun
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kocaeli Kartepe Belediyesi "Alo Evlat Hattı" projesi'nin sosyal hizmet bakış açısı ile incelenmesi

Bu araştırmada Alo Evlat Hattı projesi çeşitli yönlerden sosyal hizmet çerçevesinde incelemiştir. Projeden yararlanan yaşlıların psikolojik, sosyal, ekonomik, kültürel alanlarda ne gibi kazanımlar elde ettiği, gönüllü çalışanların ise duygusal ve motivasyonel edinimlerinin neler olduğu temaları üzerinden araştırma gerçekleştirilmiştir. Yerel yönetimler tarafından sürdürülen söz konusu projenin vatandaşların hayatlarında ne gibi değişimler yarattığı, ne tür faydalar sağladığını sosyal hizmet bakış açısıyla ortaya koymayı amaçlayan bu nitel araştırmada görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırma Kartepe'de yaşayan ve projeden yararlanan 20 yaşlı ve projede görev alan 10 gönüllü çalışan ile yarı yapılandırılmış soru formu kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Görüşmede katılımcılar hizmet alanlar ve hizmet sunanlar olarak iki kategoriye ayrılmıştır. Hizmet alanlara sağlık durumları, aile, akraba ve komşularıyla sosyal ilişkilerinin nasıl olduğu, proje kapsamına dahil olma süreçlerinin nasıl gerçekleştiği, hangi hizmetlerden yararlandıkları, olanların dışında bir hizmet beklentilerinin olup olmadığı ve projenin yaşamlarına etkilerini nasıl değerlendirdikleri sorulmuştur. Gönüllü çalışanlara ise projede yer almaya karar verme süreçleri, hangi aşamada yer aldıkları, sunulan hizmetlere katkılarının neler olduğu ve bu katkıların kendilerinde ne tür duygu, düşünce uyandırdıkları, motivasyon kaynaklarının neler olduğu ve önerileri sorulmuştur. Elde edilen bulgular ışığında en önemli faktörün yaşlı katılımcılar açısından onlara bakacak, ziyaret edecek kimselerin olmaması gelmektedir. Yalnızlık ve unutulmuşluk hissinin olduğu görülmüştür. Sonuç olarak proje ekibi ile yaşlılar arasında bir evlatlık ilişkisi kurulmaya çalışılmış ve o yönde hizmetler sunulmaya çalışılmıştır. Yaşlıların yalnızlık hislerinin hafiflediği, aidiyet hislerinin oluştuğu ekibin de duygusal ve motivasyonel anlamda oldukça tatmin olduğu bir sosyal hizmet uygulaması olduğu görülmektedir.

Ebrar Kalkan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gençlerde yaşlılık korkusunun sosyodemografik değişkenler bağlamında incelenmesi

Yaşlanma, zamanla ortaya çıkan ve geri dönüşü mümkün olmayan, organizmadaki fiziksel, yapısal ve fonksiyonel değişikliklerin tümünü kapsayan bir süreçtir. Her geçen gün yaşlanmanın meydana geldiği insan organizmasında gelişen teknoloji ve sosyal refah politikaları ile birlikte çeşitli müdahaleler gerçekleştirilerek bireylerin yaşam süresinin uzaması sağlanmıştır. Ancak bu durum yaşlılıkta görülen algı ve hafıza zayıflığını, fiziksel güçsüzlüğü, işitme ve görme problemlerini beraberinde getirmiştir. Tüm bu negatif durumlar düşünüldüğünde kişiler yaşlanmaktan korkmakta ve yaşlanmanın getireceği sosyal, fiziksel ve emosyonel durumlara karşı kaygılanmaktadır. Bu durum yaşlı refahı ve yaşlılık çalışmalarının önemini artırmakta ve kapsamını genişletmektedir. Genel olarak bakıldığında refah toplumunda inşa sürecinin mimarları, bugünün gençliğidir. Pek çok alanda toplumsal refaha katkı sağlayacak olan gençlerin yaşlılar, yaşlanma ve yaşlılığa ilişkin tutumları geleceği şekillendiren bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda bu çalışmada 65 yaş altındaki henüz yaşlı sınıflandırmasına girmeyen kişilerin yaşlılara yönelik tutumlarını etkileyen bir faktör olan yaşlılık korkusu hangi sosyodemografik özelliklere göre nasıl şekillendiğini istatistiksel olarak ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılmış olup, veri toplama amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan 15 soruluk "Sosyodemografik Bilgi Formu" ve 11 soruluk "Yaşlılık Korkusu Ölçeği" kullanılmıştır. Soru formu 65 yaş altındaki henüz yaşlı sınıfına girmeyen 406 bireye Bilgilendirilmiş Onay Formu ile onayları alınarak gönüllü bir şekilde uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS analiz programında tek örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi (Anova), bağımsız örneklem t testi, parametrik olmayan tek yönlü varyans analiz testi ve korelasyon analiz yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerin ilerleyen zamanlarda geliştirilecek olan yaşlılık politikalarında verimlilik açısından fayda sağlayacağı, yeni hizmet modellerinin ve süreçlerinin yapılandırılmasında önemli katkıları olacağı düşünülmektedir. Bu çalışmanın bulguları, yaşlılık korkusuyla ilgili farkındalığı artırabilir ve yaşlanma sürecine yönelik olumsuz algıları azaltmaya yardımcı olabilir. Ayrıca, yaşlılıkla ilgili olumsuz duyguların gençler arasında nasıl değiştiğini anlamak, yaşlı yetişkinlik dönemindeki bireylerin yaşlanmayı daha olumlu bir şekilde kabul etmelerine yardımcı olabilir.

Yaşar Şahin
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk bakım kuruluşlarına gelen çocukların profillerinin incelenmesi

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde korunmaya ihtiyacı olan çocuklar hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı alınıncaya veya uygun sosyal hizmet modeli belirleninceye kadar barınma ve temel gereksinimleri karşılanmak üzere "Çocuk Koruma İlk Müdahale ve Değerlendirme Birimleri" kurulmuştur. Bu kuruluşlarda kolluk kuvvetleri, Cumhuriyet Savcılıkları, sosyal hizmet merkezleri, cezaevleri veya diğer kamu kurum ve kuruluşları aracılığı ile hakkında sosyal hizmet modeli belirlenmek üzere teslim edilen çocukların kabulü yapılarak ilk müdahale ve değerlendirme işlemleri yürütülmektedir. Kuruluşlara kabul edilen çocuklar yapılan işlemlerin sonucunda ailelerine teslim edilmekte veya koruma altına alınarak kuruluş bakımı, evlat edinme, koruyucu aile gibi hizmetlerden faydalandırılmaktadır. Bu araştırmanın amacı, çocuk bakım kuruluşlarında ilk müdahale işlemleri yürütülen çocukların özelliklerini incelemek ve ortaya çıkacak bulgular çerçevesinde riskli çocuk profillerini belirlemektir. Bu doğrultuda Tekirdağ ilinde Zübeyde Hanım Çocuk Evleri Sitesi Müdürlüğüne 2020-2022 yılları içinde gelen ve ilk müdahale işlemleri yapılan çocuklar incelenmiştir. Yapılan analizlerde kuruluşa gelen çocuk sayısının her yıl arttığı; çocukların çoğunlukla kolluk kuvvetleri tarafından kuruluşa teslim edildiği; en sık görülen kuruluşa gelme nedenlerinin ihmal, evden kaçma, fiziksel istismar ve cinsel istismar olduğu belirlenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre; daha önce çocuk bakım kuruluşlarına gelip ailelerine teslim edilmiş çocuklar, 15-18 yaş aralığındaki çocuklar, düşük sosyo-ekonomik seviyede olan ailelerin çocukları, anne ve babası boşanmış, hiç evlenmemiş ya da çeşitli nedenlerle birlikte yaşamayan çocuklar, ebeveynlerinin eğitim seviyesi düşük olan çocuklar, ebeveynlerinden herhangi biri cezaevinde olan çocuklar, engelli çocuklar ve psikiyatrik başvurusu ya da tanısı olan çocuklar riskli çocuk profillerini oluşturmaktadır.

Oğuzhan Zorlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Hak temelli sosyal hizmet ekseninde evsizlerin psiko-sosyal problemleri ve çözüm stratejileri

Bu araştırmanın temel amacı, evsizlerin evsiz kalma nedenlerinin, evsizlik deneyimleri sonucunda ortaya çıkan problemlerinin, bu problemlerle başa çıkma yöntemlerinin ve evsizlere ilişkin sosyal politika ve sosyal hizmet ihtiyaçlarının belirlenmesini sağlayarak hak temelli sosyal hizmet yaklaşımı bağlamında çözüm ve öneriler ortaya koymaktır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi ve fenomenoloji deseni kullanılmıştır. Araştırma evrenini Kocaeli şehrinde yaşayan evsizler, çalışma grubunu ise araştırmaya gönüllü olarak katılan 30 evsiz oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu, veri toplama tekniği olarak ise görüşme tekniği kullanılmıştır. Evsizlerle yapılan derinlemesine görüşmeler sonucunda elde edilen veriler betimsel analiz ve içerik analizi teknikleriyle analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre evsizlerde hak bilinci oldukça düşüktür ve evsizlerin kendilerine sunulan hizmetlere ilişkin bilgileri yetersizdir. Evsizler, ihtiyaç halinde hangi kurumlara nasıl başvuracaklarını bilmemektedirler. Bu durum evsizlere yönelik hizmetlerde hak temelli sosyal hizmet anlayışının tam anlamıyla hayata geçmediğini göstermektedir. Evsizlerin evsizlik sürecinde en yoğun yaşadığı duygu ve düşünceler belirsizlik, yalnızlık, umutsuzluk, pişmanlık ve intihardır. Evsizliğin yapısal nedenleri içerisinde kentsel dönüşüm, konut fiyatlarındaki artış, işsizlik, hayat pahalılığı ve kurum kuralları ön plana çıkmaktadır. Bireysel nedenler içerisinde ise ailevi problemler, ekonomik problemler, sağlık problemleri ve göç gibi nedenler bulunmaktadır. Bunların yanı sıra deprem ve yangın gibi doğal afetler evsizliğin diğer nedenlerindendir. Evsizlerin yaşadığı problemler barınamamak, ekonomik yetersizlikler, ailevi problemler, süreğen hastalıklar, bağımlılık, ölüm/yaralanma riskleri, temizlik/hijyen, çok boyutlu sosyal dışlanma ve maneviyatın zayıflamasıdır. Bununla birlikte kurum kurallarının evsizleri zorlaması, personel tutum ve davranışları, evsizlerin diğer evsizlerle anlaşamayacaklarını düşünmesi, temiz kıyafet ve sağlık malzemesi tedariki, kurumlar arası hizmet standartsızlığı, teknik meseleler ve erişim/ulaşım gibi zorluklar evsizlerin barınma merkezlerinde yaşadıkları zorluklardandır. Evsizlerin beklentileri kişisel, kurumsal ve beklentinin olmaması şeklindedir. Kişisel beklentiler içerisinde ailelerine geri dönmek, barınma merkezinden ayrılmak, yeni bir düzen/aile kurmak vardır. Kurumsal beklentilerde ise düzenli kurum hayatı, psiko-sosyal destek birimleri ve meslek elemanları, sağlık hizmetlerinin niteliğinin artırılması, temizlik/hijyen konularıyla ilgili düzenlemeler ve belirli periyotlarda sosyal aktiviteler yer almaktadır. Araştırma sonucunda evsizliğin pek çok boyutuyla insan hakkı ihlali olduğu ve Türkiye'de evsizlere yönelik hizmetlerin hak temelli sosyal hizmet anlayışından ziyade geleneksel ve lütuf temelli bir anlayışla sunulduğu söylenebilir. Bu durum hak sahiplerinin problemlerinin süreğen bir hal almasına ve sosyal hizmet mesleğinin profesyonelleşmemesine neden olmaktadır. Bu nedenle devletin görev sahibi, evsizlerin hak sahibi ve toplumun diğer paydaşlarının da sorumluluk sahibi olduğu vecibe/sorumluluk temelli bir anlayışın benimsenmesi gerekmektedir. Bireyler hakları ve sorumlulukları konusunda bilgilendirilmeli ve bireysel ve toplumsal sorumluluklarını yerine getirmelidir.

Evsiz insanlarEvsizlik
Cengizhan Aynacı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bağımlı yakınlarının aile içi şiddete yönelik farkındalıklarının eş bağımlılık faktörleri kapsamında incelenmesi

Madde bağımlılığı olan bireyler, aileleri içinde ciddi psikolojik, ekonomik ve sosyal sorunlara neden olmaktadır. Bu sorunların yanı sıra, aile üyeleri şiddet gördüklerinde genellikle sessiz kalmakta ve resmi şikâyet mekanizmalarını kullanmaktan kaçınmaktadırlar. Bu sessizlik, şiddetin ve aile içi çatışmaların artmasına ve aile üyelerinin genel iyilik halinin bozulmasına yol açmaktadır. Bu çalışmanın amacı, madde bağımlısı bireylerin ailelerinin aile içi şiddet farkındalıkları ile eş bağımlılık düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma, YEDAM'a alkol ve madde kullanım bozukluğu nedeniyle başvuran bireylerin aileleri üzerinde gerçekleştirilmiştir. Aile içi şiddet farkındalığı ile eş bağımlılık faktörleri arasındaki ilişkiyi anlamak amacıyla ilişkisel tarama modeli ve nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Katılımcılara, 19 sorudan oluşan sosyo-demografik anket, Aile İçi Şiddet Farkındalığı Ölçeği ve Bağımlılıkta Eş Bağımlılık Faktörü Ölçeği uygulanmıştır. Toplanan veriler, IBM SPSS 26 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmaya, madde bağımlılığı olan bireylerin 172 yakını katılmıştır. Katılımcıların %72,7'si kadın, %27,3'ü erkek olup yaş ortalaması 41,63'tür. Eğitim durumu incelendiğinde, katılımcıların çoğunluğunun lise ve ortaokul mezunu olduğu, lisansüstü mezuniyet oranının oldukça düşük olduğu görülmüştür. Katılımcıların çalışma durumu dengeli bir dağılım sergilemektedir. Çoğu katılımcının eşleri ve çocukları için YEDAM'dan destek aldığı ve madde bağımlısı yakınlarını sevdikleri belirlenmiştir. Bu araştırma, aile içi şiddete karşı farkındalık ve eş bağımlılık arasındaki ilişkiyi anlamak açısından önemlidir. Araştırma sonuçlarına göre, aile içi şiddet farkındalığının, bağımlılıkta eş bağımlılık faktörü düzeyini öngören bir faktör olduğu belirlenmiştir. Bu bulgu, aile içi şiddet konusunda daha bilinçli olan bireylerin, eşlerinin bağımlılığına karşı daha düşük düzeyde eş bağımlılık gösterebileceğini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, madde bağımlılığı olan bireylerin aile üyelerine yönelik destek programlarının geliştirilmesine katkı sağlayabilir.

Aile içi şiddetEşbağımlılıkMadde bağımlılığı
Rümeysa Güzel
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

John Rawls'un adalet yaklaşımı bağlamında engelli istihdamında sosyal adalet kavramının değerlendirilmesi: EKPSS örneği

Engellilik tüm toplumlarda geçmişten günümüze her zaman yer etmiş bir olgudur. Hayatının herhangi bir evresinde engelli olabilme durumuyla karşı karşıya olan birey, engeli ve engelliyi tanımalı, sosyal içerme ile topluma dâhil etmeli ve tüm toplum fertlerinin sahip oldukları temel hak ve özgürlüklere ulaşması için gerekli düzenlemelerin yapılmasını sağlamalıdır. Bu aşamada engelli bireylerin insana yakışır onurlu bir yaşam sürmelerinin yolu çalışma hayatına dâhil olmaktır. Çalışma hayatı ve istihdamla ilgili yapılan anayasal düzenlemelerle bugünkü şeklini alan haliyle engelli bireylerin bu hakkı elde edebilmeleri için yapılan uygulamalardan biri EKPSS'dir. Önemli bir istihdam alanı olarak düzenlenen EKPSS engelli bireylerin fırsat eşitliği sağlanarak, engel türüne göre kategori ve soru seviyelerinin hazırlanması bakımından görünüşte adil görünmektedir. Bu araştırmanın amacı, dezavantajlı bireylere fırsat eşitliği sağlamak amacıyla yapılan EKPSS'nin kendi içerisinde düzenlemelerini incelemek, engelli bireylerin engel düzeylerine göre bu sınavdan ne ölçüde fayda sağladığını saptayabilmek, yaşadığı sorunları tespit edebilmek konusunda bilgi edinmektir. Bu doğrultuda nitel araştırma yöntemi kullanılarak yapılan çalışmada, 15 engelli bireyin görüşü alınmış, görüşmelerde yarı yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılmıştır. Elde edilen verileri MAXQADA 2024 programı ile kodlanarak ve kod matrisi ve kod-alt-kod modeli araçlarıyla yorumlayarak bulgu elde edilmeye çalışılan çalışmanın kuramsal çerçevesini John Rawls'un adalet yaklaşımı oluşturmaktadır. Kaynaklara ulaşmakta güçlük çeken en dezavantajlı kesimin en fazla fayda görmesini savunan yaklaşım ışığında bulgular incelenmiş sonuç olarak, katılımcıların görüşlerine göre EKPSS'nin kendi içinde haksız rekabete yol açan düzenlemelerinin olduğu, birçok farklı engel türü ve seviyesinin aynı kategoriler altında sınava alınmasından rahatsızlık duyulduğu, engelli bireyleri çalışma hayatına dâhil etmek amacıyla yapılmış bu sınavın suistimale uğradığı sonucuna varılmıştır. Bu doğrultuda bu çalışma sınavın dezavantajlı bireyler için en üst düzeyde yarar sağlayabilecekleri hale gelebilmesi için alternatif düzenlemeler ve politikalar üretilebilmesine katkıda bulunulması açısından önemli bulunmuştur

Sinem Yıldıran
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni hastalarında damgalanma ve yaşam kalitesinin araştırılması – Esenyurt Toplum Ruh Sağlığı Merkezi örneği

Günümüzde ruhsal hastalıklar kategorisinde yer alan şizofreni hastalığına sahip bireyler en çok damgalamaya maruz kalan kişilerdir. Gün geçtikçe tedavide yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Fakat tıbbi tedavi tek başına yeterli değildir. Hastaların tam bir iyilik halinin sağlanabilmesi, hastalık öncesi sahip oldukları yaşam kalitelerinin tekrar kazanılabilmesi için tıbbi tedavilerin yanında psiko-sosyal tedavilere de ihtiyaç vardır. Bu çalışmada, Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM) tarafından takip edilen şizofreni hastalığına sahip bireylerin damgalanma düzeylerine bağlı olarak yaşam kalitelerini incelemek ve mevcut durumları hakkında bilgi sahibi olmak amaçlanmıştır. Çalışma tıbbi tedavi yanında yeni yaklaşımların benimsenmesi ve geliştirilmesi açısından önem taşımaktadır. Hastaların mevcut durumları hakkında bilgi sahibi olmak geliştirilebilecek çözüm önerilerine ışık tutacaktır. Bundan hareketle çalışmaya Aralık 2017 – Şubat 2018 tarihleri arasında Esenyurt TRSM tarafından takip edilen, iletişim kurulabilen, ölçek uygulanmasını kabul eden ve düzenli olarak merkeze gelen 105 şizofreni tanılı hasta dâhil edilmiştir. Çalışmaya katılanlara sosyo-demografik bilgi formu yanında "Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği – Kısa Formu" ile "Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması Ölçeği" uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS yardımıyla t-Testi, Anova ve Regresyon Analizi teknikleriyle analiz edilip yorumlanmıştır. Çalışma bulguları damgalama ve yaşam kalitesi hipotez testleri karşılaştırıldığında literatürle uyumlu olarak, şizofreni hastalarında içselleştirilmiş damgalanma düzeyi arttıkça yaşam kalitesinin, genel sağlık, fiziksel sağlık, psikolojik sağlık, sosyal ilişkiler ve çevre durumunun azaldığı ortaya çıkmıştır. Bu sonuçlarla birlikte şizofreni hastalarının, her insanın onurlu bir hayat sürmesini gaye edinen, bireyi çevresiyle ele alan sosyal hizmet bakış açısıyla değerlendirilmesi, damgalamayla mücadele eden TRSM'lerin sayısının arttırılması, hastaların tıbbi tedavi yanında psikososyal yaklaşımlarla da desteklenerek mevcut yaşam kalitelerinin yükseltilmesi gerekmektedir.

DamgalamaYaşam kalitesiÖlçekler+1
Zeynep Koçak
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Alzheimer hastalarına evde bakım veren aile üyelerinin yaşadıklarıgüçlükler

Dünyada teknolojik ve bilimsel ilerlemeler ile birlikte ortalama yaşam süresi uzamakta, yaşlı nüfus oranı artmakta ve nüfusun demografik değişimi birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu sorunlardan biri ileri yaş hastalığı olarak bilinen Alzheimer hastalığıdır. Dünyada 46,8 milyon ülkemizde 600.000 Alzheimer hastası vardır. Yaşlı nüfus oranı ve ortalama yaşam süresinin artmasıyla birlikte ileriki yıllarda bu sayı daha da fazla artacaktır. Hastalığın yaygınlaşması ve giderek hasta sayısının artması beraberinde bakım sorununu da getirmiştir. Alzheimer hastalığı bireyde unutkanlık, davranış ve kişilik değişiklikleri, yer-zaman bilincinin kaybolması gibi yeti yitimlerine sebep olması, ilerleyici ve henüz tedavisinin bulunamamış olması nedeniyle diğer hastalıklardan farklı ve hem hasta hem bakım veren için yıpratıcı bir hastalıktır. Bu araştırma ile Alzheimer hastalarına bakım veren aile üyelerinin yaşadıkları güçlükleri belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Sinop Atatürk Devlet Hastanesine başvuran 108 hasta yakını oluşturmaktadır. Elde edilen veriler SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda: Bakım verenlerin çoğunlukla kadın(%74,1), evli(%81,5), orta yaş grubu(%64,8) ve hastanın kızı(%43,5) olduğu, %38,1'inin asgari ücret ve daha az gelire sahip olduğu, %61,2'sinin bakım vermekten kaynaklı olduğunu düşündüğü hastalığının olduğu, hastalığı olanların %43,5'inin psikiyatrik hastalık tanısı olduğu, %50'sinin hastasına "ailevi sorumluluk", %5,6'sının ise "sevgi bağı" duygusu ile bakım verdiği bulunmuştur. Alzheimer tanısı almış hastaların çoğunluğunun kadın(%65,7), 80 yaş ve üzeri (%62,6) ve Alzheimer dışında başka hastalığının olduğu(%68,6) saptanmıştır. Bakım verenler hastanın en çok ev işleri, ulaşım, kişisel temizlik, tedavi, ekonomik, giyim ve boşaltım ihtiyaçlarını karşılarken; en fazla refakat, hastanın fiziki bakımı ve ulaşım ihtiyaçlarında desteğe ihtiyaç duymaktadır. Bakım veren aile üyelerinin hastalığın doğasından kaynaklanan belirti ve bozukluklardan en fazla "öz bakımını sağlayamama", "kaygı-huzursuzluk sıkıntı hali", "idrar sorunu" ve "iletişimde bozulma" konularında güçlük çektikleri, bakım vermekten kaynaklı olarak en çok "eve bağımlı hale gelme", "sosyal hayata zaman ayıramama", "yorgun hissetme", "çabuk sinirlenme" ve "kendine zaman ayıramama" sorunları yaşadıkları bulunmuştur. Bakım verenlerin yaşı, cinsiyeti, çalışma ve gelir durumu, hastalığın evresi, süresi ve bakım verme süresi ile bakımveren yükü envanteri toplam ve alt puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunurken(p<0,05); bakım verenlerin medeni durumu, eğitim durumu, çocuk sayısı, aile yapısı, evde bakım ücreti alma durumu ve yakınlık derecesi ile bakımveren yükü envanteri toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır(p>0,05)

Aile sorunlarıAlzheimer hastalığıEvde bakım hizmetleri+3
Ümmühan Kaya Uygun
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Korunmaya ihtiyacı olan çocukların sosyal gelişiminde çocuk evlerinin rolü (Sakarya örneği)

Korunmaya ihtiyacı olan çocuk sorunu; geçmişten günümüze sosyal politikalar içerisinde yer alan önemli bir sorundur. Çocuğun gelişimi ve ileride sağlıklı bir insan olabilmesi için fiziksel, duygusal, sosyal, ahlaki, akademik ve ruhsal gereksinimlerinin karşılanması gerekmektedir. İnsanın sosyal bir varlık olması nedeniyle aile, çocuğun ilişki kurduğu ve temel gereksinimlerini karşıladığı ilk kurumdur. Çeşitli nedenlerden dolayı ailenin çocuğuna bakamaması durumunda korunmaya ihtiyacı olan çocuk sorunu ortaya çıkmaktadır. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çocuğun öncelikle ailesi yanında, mümkün olmaması durumunda bir koruyucu aile yanında kalması için çalışmalar yapmakta bunun da mümkün olmaması durumunda çocuğun bakımı kuruluşta sağlanmaktadır. Koruma ve bakım altında olan çocukların toplu yaşamdan uzak, halkla iç içe yaşayarak daha hızlı sosyalleşmelerine katkıda bulunmak, mahalle ve apartmanlarda komşuluk ilişkilerini öğrenerek bir eve, bir mahalleye ait olma duygularını yaşamalarını sağlamak amacıyla çocuk evleri hizmet modeli uygulanmaktadır. Tüm Türkiye'deki yurt ve yuvalar 2018 yılı itibariyle kapatılarak çocuk evleri ve çocuk evleri siteleri açılmıştır. Bu araştırmada çocuk evleri hizmet modelinin korunmaya ihtiyacı olan çocukların sosyal gelişimlerine etkisi Sakarya örneği üzerinden incelenmiştir. Araştırmada hem nicel hem de nitel metodoloji tekniği kullanılmıştır. Çocuklara uygulanan anket formları araştırmanın nicel kısmını oluşturmuştur. Sosyal bilimler için istatistik programı kullanılarak veriler arasındaki ilişkiler bağlamında çözümlemeler yapılmıştır. Araştırmanın nitel kısmında ise bakım elemanları ile görüşmeler yapılmış ve gözleme dayalı yorumlar yapılmıştır. Elde edilen verilerle çocuk evlerinde kalan korunmaya ihtiyacı olan çocukların çocuk evine ilişkin düşünceleri, akran ilişkileri, akademik durumları, psiko-sosyal durumları, komşuluk ve sosyal ilişkileri incelenerek çocukların sosyal gelişimleri ve toplumsallaşma süreçlerine çocuk evlerinin etkisi değerlendirilmiş ve hizmetin iyileştirilmesi için öneriler sunulmuştur.

Koruma altındaki çocuklarKorunmaya muhtaç çocuklarPsikososyal gelişim+4
Mehmet Aykul
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çok boyutlu psiko-eğitim grup çalışması ile yapılan sosyal hizmet müdahalesinin hastane personellerinin iş stresi ve iş motivasyonlarına etkisinin incelenmesi: Üsküdar Devlet Hastanesi örneği

Sağlık, kişinin sadece fiziksel değil, duygusal ve sosyal açıdan da iyilik halidir. Hastaneler, bu iyilik hali kaybolan ya da sarsılan bireylerin hizmet almak üzere başvurduğu sağlık tesisleridir. Hem hizmet verilen grubun, hem de hizmeti sunan grubun yoğun stres altında olması bu alanı oldukça riskli kılmaktadır. bu riskler sağlık çalışanı üzerinde baskı yaratmaktadır. Yoğun strese maruz kalan sağlık çalışanlarının motivasyonu ve performansı olumsuz olarak etkilenmektedir. Çalışanları psikolojik, sosyolojik ve ekonomik olarak yaşadıkları sorunların çözümü için tıbbi sosyal hizmet biriminden destek alabilir. Sosyal hizmet uzmanın çalıştığı kurumda çalışanlara yönelik yürüttüğü sosyal hizmet uygulamalarına karşılık gelen kavram; iş yeri sosyal hizmetidir. İş yeri sosyal hizmet uzmanlarının birçok rolü bulunmaktadır. Bu rolleri yerine getirirken sosyal hizmetin kuram ve yöntemlerinden faydalanır. İş yeri sosyal hizmetinde kullanılabilecek yöntemlerden biri de psiko-eğitim grup çalışmalarıdır. Bu çalışmada çok boyutlu psiko-eğitim grup çalışması ile yapılan sosyal hizmet müdahalesinin hastane çalışanlarının iş stresi, stres algıları ve iş motivasyonlarına etkisi incelenmiştir.14 Kasım 2017 – 30Nisan 2018 tarihleri arasında İstanbul Üsküdar Devlet Hastanesi'nde çalışan personellerden 15'er kişilik iki grup oluşturulmuş, gruplar her biri 90 dakika olan 6 oturumluk psiko-eğitim programına dahil edilmiştir. Programa dahil edilen toplamda 30 katılımcıya programın başında ve sonunda sosyo-demografik bilgi formu yanında, İş Stresi Ölçeği, Algılanan Stresi Ölçeği ve Çok Boyutlu İş Motivasyon Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS teknikleriyle analiz edilip yorumlanmıştır Elde edilen bulgular sonucunda; çalışanların stres algılarıyla cinsiyetleri arasında eğitim öncesi anlamlı bir farklılık olduğu, ancak eğitim sonrası bu farklılığın ortadan kalktığı görülmüştür. Eğitim öncesi çok boyutlu iş motivasyonu ile cinsiyet arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüş bu farklılık eğitim sonrası değişmemiştir. Eğitim öncesi çok boyutlu iş motivasyonu ile yaş arasında anlamlı bir farklılık olmadığı ancak eğitim sonrası anlamlı bir farklılık ortaya çıktığı görülmüştür. Sonuç olarak; yapılan eğitimlerin sağlık çalışanlarının İş Stresi, Algıladıkları Stres ve Çok Boyutlu İş Motivasyonu puanlarına olumlu yönde etki ettiği tespit edilmiştir. Yapılan psiko-eğitim uygulamasının iş stresini ve stres algısını azaltmada, motivasyonu artırmada faydalı olduğu ortaya çıkmıştır. İş stresi ile çalışma yılı arasında eğitim sonrası anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür.

HastanelerMotivasyonPsiko-eğitim programı+7
Burcu Gündüz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Suça sürüklenen çocukların rehabilitesinde çocuk mahkemelerinin rolü (Sakarya örneği)

Bu çalışma, suça sürüklenen çocukların rehabilitasyonunda çocuk adalet sisteminin önemli bir ayağı olan çocuk mahkemelerinin rehabilitasyon rolünü analiz etmeye yönelik bir araştırmadır. Çocuk suçluluğu bütün dünyanın üzerinde durduğu önemli ve hassas bir konudur. Çocuk suçluluğuyla birlikte çocukların üyesi oldukları toplumla sağlıklı bir şekilde bütünleşebilmeleri için rehabilitasyon oldukça önemlidir. Çocuk adalet sistemi içinde çocuk mahkemelerinin önemi büyük olup alacağı cezai ya da koruyucu destekleyici tedbirlerle bir çocuğun geleceğine yön verebilirler. Dolayısıyla mahkemelerin çocukların cezalandırıcı değil topluma kazandırıcı yani rehabilite edici özelliğinin önemi artık günümüzde çok iyi bilinmektedir. Bu çalışma ile çocuk mahkemelerinin suça sürüklenen çocukların topluma kazandırılması, iyileştirilerek rehabilite edilmesi noktasında üstlendiği görev gözler önüne serilmektedir. Çocuk ve çocuk suçluluğu kavramlarının analizi, çocukların suça sürüklenme nedenleri, rehabilitasyon kavramı, çocuk adalet sistemi ve öğeleri özellikle çocuk mahkemeleri üzerinde bir şekilde açıklamada bulunarak konu analiz edilmiştir. Uygulama bölümünde ise, Çocuk Mahkemesinde görülen dava dosyalarında suça sürüklenen çocuklara yönelik işlenen süreç ve alınan ve uygulanan kararlar analiz edilmiştir. Araştırmada bilgi toplama formu oluşturularak 100 dava dosyası tek tek taranarak bilgiler elde edilmiş ve düzenlemesi yapılmıştır. Elde edilen veriler ışığında; birçok nedenin çocukları suça sürüklediği, çocuk adalet sistemi içinde çocukların birçok aşamadan geçtiği ve çocuk mahkemesinde ise bazı prosedürlerden geçirilerek haklarında cezai ve koruyucu destekleyici kararlar alındığı, mahkemenin suça sürüklenen çocukların rehabilitasyonunda önemli roller üstlendiği ancak bu rolleri yerine getirirken bazılarında çok güçlü işlerlik gösterirken bazı noktalarda çok zayıf kaldığı, mahkeme sürecin çocuklar açısından birçok risk taşıdığı ve geleceklerini etkilediği değerlendirilerek, çocuk suçluluğuyla mücadele ve rehabilitasyonunda tek yönlü bir hizmet modelinin yetersiz kalacağı, ülke çapında, bütün kurum ve kuruluşlarla bütünlük içerisinde, profesyonel anlamda hizmet sunulmasının gerekliliği sonucuna varılarak gerekli önerilerde bulunulmuştur. Konuya yönelik olarak daha fazla bilimsel düzeyde araştırma yapılarak konunun irdelenmesi gerekliliği de açıkça vurgulanmıştır.

MahkemelerRehabilitasyonRehabilitasyon merkezleri+4
Oktay Yüce
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cinayet suçu hükümlüleri ile cinsel istismar suçu hükümlülerinin suç işleme eğilimleri ile sosyo-demografik özellikleri arasındaki ilişki

Suç davranışı, insanlık tarihinin oldukça ilgi çeken konularından biridir. Suç davranışı, kişinin suç işleme eğilimi bazı yaş, eğitim durumu, medeni durum, cinsiyet, ziyaretçi gelip gelmeme durumu, psikolojik hastalığının olup olmama durumu vb gibi sosyo-demografik özelliklerden etkilenmektedir. Bu nedenle araştırmanın amacı, daha önce cezaevine giren cinayet ve cinsel istismar hükümlülerinin, daha önce cezaevine girmemiş hükümlüler ile öfke ifade biçimleri ve dürtüsellik düzeyleri arasındaki farklılığı incelemektir. Bu amaç doğrultusunda Kocaeli Açık Ceza İnfaz Kurumunda cinayet ve cinsel istismar suçlarından hüküm almış toplam 30 hükümlü ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Yapılan bu görüşmeler sırasında hükümlülerden araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Araştırma Katılım Formu, Spielberger Sürekli Öfke ve Öfke Tarz Ölçeği, Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu kullanılmıştır. Yapılan Ki-Kare analizi sonucunda Psikolojik rahatsızlık ile intihar girişimi arasında anlamlı bir ilişki çıkmıştır. Elde edilen verilere bakıldığında Daha önce cezaevine girmeyen hükümlülerin öfke ölçeğinden aldığı puan ortalaması, daha önce cezaevine giren hükümlülere göre daha yüksektir. 30 hükümlü ile yapılan derinlemesine görüşmeler sonucunda suça karışma davranışının genç yetişkinlikte başladığı, ailevi ve maddi problemlerin etkili olduğu görülmüştür. Ceza infaz kurumlarında uygulanan hükümlülere yönelik stresle başa çıkma, öfke kontrol çalışmalarının daha hayata yönelik olması gerektiği düşünülmektedir.

CinayetCinsel saldırı suçuCinsel suçlar+5
Gamze Ekmekci Pektezel
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

3-18 yaş gruplarında görülen cinsel istismarın sosyal hizmet açısından değerlendirilmesi: Sakarya ili örneği

Bu araştırmada; Sakarya Çocuk İzlem Merkezi'ne maruz kaldıkları cinsel istismardan dolayı aileleriyle birlikte getirilen 3-18 yaş arasında bulunan ve adli görüşmeleri yapılmış istismar mağduru çocukların ve onların ailelerinin sosyo-demografik ve ekonomik özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda cinsel istismar konusunda mikro düzeyde ailelerin, mezzo düzeyde çocukla çalışan öğretmen, doktor, polis, yargı mensuplarının bilgilendirilmesi hedeflenmiştir. Bu çalışmada gözlemsel araştırma yöntemlerinden olan retrospektif araştırma yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır. Çalışmanın örneklemini 2017-2018 yılları arasında Sakarya ilinde meydana gelen ve ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı talimatı ile Sakarya Çocuk İzlem Merkezine yönlendirilen 3-18 yaş aralığındaki 150 çocuk ve ailelerinin dosyaları oluşturmuştur. Cinsel istismar mağduru çocukların dosyalarının geriye dönük incelemesi; çocukların sosyo-demografik ve ekonomik özelliklerini, cinsel istismarın niteliğini, istismarcının kimliğini ve çocukların istismar sonrasında gösterdikleri tepkileri belirlemek amacıyla gizlilik ilkelerine bağlı kalınarak, mağdurları ve şüphelileri ifşa etmeden bir veri tarama formu yardımıyla tamamlanmıştır. Çalışma; 109 kız ve 41 erkek olmak üzere toplam 150 olguyu kapsamaktadır. Çocukların yaş ortalamaları 11,39±3,77 olarak saptanmıştır. Olguların %45,3 oran ile penetrasyon içermeyen dokunmalara maruz kaldıkları belirlenmiş olup bunu sırasıyla %41,3 ile oral, vajinal ve anal penetrasyon içeren dokunmalara ve %13,3 ile sözel tacize maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Cinsel istismarın %68,7 ile birden fazla kez gerçekleştiği saptanmıştır. Cinsel istismarın en çok gerçekleştiği yere bakıldığında sırasıyla ev, sosyal alanlar ve ormanlık metruk alanlar olduğu saptanmıştır. İstismarcıya ait veriler incelendiğinde, çocukların %52,7'lik oranda ensest, %42'lik oranla tanıdık/arkadaş/sevgilisi tarafından cinsel istismara maruz kaldıkları belirlenmiştir. Yabancılar tarafından gerçekleştirilen cinsel istismarın oranı %5,3 olarak saptanmıştır. Olguların ebeveynlerinin öne çıkan özellikleri incelendiğinde; 25-35 yaş arası, ilkokul mezunu, herhangi bir hastalık öyküsüne sahip olmayan bireyler olduğu saptanmıştır. Bu bağlamda çocukların ebeveynlerinin sosyo-demografik ve ekonomik özellikleri çocukların cinsel istismara maruz kalmasını açıklamada yordayıcı özellik taşımadığı, bu özelliklerin cinsel istismar açısından birer risk faktörü olarak değerlendirilebileceği saptanmıştır. Ebeveynlerin çocuklarıyla serbest zamanlarını olumlu değerlendirmeleri çocuklarının cinsel istismara maruz kalma riskini anlamlı derecede azalttığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak cinsel istismarı açıklayıcı tek bir faktörün olmadığı, ailenin yapısının ve özelliklerinin birer risk faktörü olarak değerlendirilebileceği, aile bireylerinin geçirdikleri kaliteli zamanın çocukluk çağı cinsel istismarını azaltıcı bir özelliğinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Cinsel suçlarCinsel tacizSakarya+5
Ömer Büber
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin sosyal bir sorun olarak dilenciliğe bakışı: Sakarya Üniversitesi örneği

Dilencilik maddi ya da manevi gerekçelerle tarih boyunca varlığını sürdürmüş olan toplumsal bir olgudur. Hem dilenenler hem de onlara yardım edenler açısından dilencilik, karşılıklı bir etkileşim sürecidir. Bu çalışmanın konusu da dilencilere ve dilenciliğe üniversite öğrencilerinin bakışıdır. Yani dilencilik olgusunun toplumda yükseköğrenim görmekte olan kişilerce nasıl algılandığı sorusu cevaplanmaya çalışılmıştır. Araştırma için açık ve kapalı uçlu sorulardan oluşan bir soru formu hazırlanmıştır. Bu soru formuyla hem yüz yüze görüşmeler hem de elektronik ortamlar aracılığıyla 552 kişiye ulaşılmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar programlarına aktarılarak değerlendirme yapılmıştır. Yüzde ve frekans tabloları, grafikler ve çapraz tablolar oluşturulmuştur. Hipotez testleri için ki kare testi kullanılmıştır. Betimleyici ve açıklayıcı sonuçlara ulaşılmıştır. Katılımcılar üniversite öğrencisi oldukları için genellikle gençlik çağı yaş dilimindedirler. Katılımcıların çoğunluğu kadındır ve öğrenciler farklı bölümlerde eğitim almaya devam etmektedir. Çoğu öğrenci kendini orta sosyoekonomik statü grubuna ait görmektedir. Araştırma sonucunda katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre dilencilik hakkındaki görüşlerinin farklılaştığı görülmüştür. Özellikle eğitim alanlarına göre karşılaştırma yapıldığında dilencilik ve dilenciler hakkında belirgin farklar ortaya çıkmıştır.

DilencilerDilencilikSakarya+4
İhsan Kutlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Zihinsel engelli çocuğu olan ve olmayan annelerin sosyal sorun çözme becerilerinin karşılaştırılması

Çalışmada, zihin engelli çocuğu olan ve olmayan annelerin sosyal sorun çözme becerileri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Ayrıca iki grup arasında sosyal sorun çözme düzeyleri sosyo-demografik özellikler açısından karşılaştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 2017-2018 eğitim öğretim yılında Gaziantep'te zihinsel engellilere yönelik eğitim hizmeti vermekte olan iki farklı Rehabilitasyon Merkezine devam eden öğrencilerin anneleri ile zihinsel engeli bulunmayan iki farklı ortaokul'da öğrenim gören öğrencilerin anneleri oluşturmaktadır. Çalışma toplamda 180 kadın ile (90 engelli çocuğa sahip, 90 engelli çocuğa sahip olmayan) gerçekleştirilmiş olup katılımcılara sosyo-demografik bilgi formu ve sosyal sorun çözme envanteri uygulanmıştır. Veri analizi ve çözümlenmesinde Mann whitney U testi ve Ki-kare testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, zihinsel engelli çocuğu olan annelerin zihin engelli çocuğu olmayan annelere göre sosyal sorun çözme becerilerinin daha düşük düzeyde olduğu görülmüştür. Zihin engelli çocuğu olan annelerin sorun yönelimi ve sosyal sorun çözme boyutunda zihinsel engelli çocuğa sahip olmayan annelere göre daha düşük düzeyde olduğu değerlendirilmektedir. Zihin engelli çocuğu olan annelerin bazı sosyo-demografik özellikleri (18-25 yaş aralığı, evli, 1500 TL ve altı gelire sahip, aile içi şiddet öyküsü, psikiyatrik ve fiziksel hastalık öyküsü olan) açısından zihin engelli çocuğu olmayan annelere göre sosyal sorun çözme düzeylerinin daha düşük olduğu görülmektedir. Araştırma sonuçları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır. Sonuç olarak, zihinsel engelli çocuğa sahip annelere sorun çözme ve baş etme becerilerinin geliştirilmesi amacı ile sosyal hizmet merkezleri ya da Rehberlik Araştırma Merkezlerinde belirli periyotlarda eğitimler verilmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir.

Anne davranışıAnnelerEngelli kişiler+7
İbrahim Şahbikan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlılarda yaşam kalitesi ve yaşlılık algısında sosyal hizmetin rolü: Ankara örneği

Yaşlanma, canlının doğumuyla başlayıp ölümüyle sonuçlanan doğal bir süreçtir. İleri yaşlara ulaşıldığında yaşlılık dönemi başlamakta ve yaşlanma sürecinin sonuna yaklaşılmaktadır. Doğal bir sürecin son evresi olan ve biyolojik, psikolojik, ekonomik veya sosyal açılardan yaşanabilen yaşlılık, hem bireysel hem toplumsal bir olgudur. 20. yüzyılın ortalarından itibaren birçok ülkede yaşanan demografik geçiş süreciyle beraber yaşlılıkla ilgili sosyal politikalar önem kazanmış, sosyal hizmetlerde dönüşüme sebep olmuştur. Kamu hizmetlerinin yerelleşmesiyle yerel yönetimlerin sosyal politika uygulamalarındaki rolü artmıştır. Yaşlının yaşam kalitesini olumlu algılaması veya yaşlılığın doğal bir süreç olduğuna ilişkin bakış açısına sahip olması, içinde bulunduğu dönemin risklerine karşı kendisini güçlü kılmaktadır. Bu sebeple bu araştırmada yaşlılıkta yaşam kalitesinin ve yaşlanma tutumunun yakın ilişkili olduğundan hareket edilmiş, yaşam kalitesi ve yaşlanma tutumu arasındaki ilişkinin demografik bilgilere göre farklılığının incelenmesi ve yaşam kalitesiyle yaşlanma tutumu arasındaki ilişkinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında konuyla ilgili literatür taraması ve anket çalışması yapılmış, verileri elde etmek için Ankara Büyükşehir Belediyesi Yaşlılara Hizmet Merkezi'nden hizmet alan 60 yaş üstü 225 yaşlıya demografik formla birlikte DSÖ Yaşam Kalitesi Yaşlı Modülü ve Avrupa Yaşlanma Tutumu Anketi uygulanmış, veriler yüz yüze görüşmeler yapılarak anket yöntemiyle toplanmış, SPSS 23 analiz programıyla analiz edilmiştir. İstatistiksel olarak ki kare testi ve çapraz tablolar kullanılmıştır. Yaşam kalitesiyle yaşlanma tutumu arasında doğru bir orantı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Aktif yaşlanmaAnkaraBüyükşehir belediyeleri+7
Saliha Çetin
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Evde bakım ücretinden yararlanan ailelerin ve engellilerin psiko-sosyal durumları (Sakarya örneği)

Engelli hizmetleri alanında Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından 2006 yılından itibaren uygulanmakta olan evde bakım hizmetleri toplumda engelliye bakış açısının değişmesini sağlamanın yanı sıra engelli ve ailelerinin yaşam kalitelerinin iyileştirilmesine de katkıda bulunmaktadır. Ağır engellilerin bakımı için ödenmekte olan evde bakım ücreti, engellilerin bakım sürecini en yüksek maddi yardımla destekleyen bir uygulama olması sebebiyle engelliler için geliştirilmiş bakım politikaları açısından önemli bir konudur. Araştırmada nicel metodoloji tekniği kullanılmış, örneklem kartopu modeli ile belirlenmiştir. 175 katılımcıya uygulanan anket formlarından elde edilen veriler, SPSS 22.0 paket programına yüklenmiştir. İstatistiksel analizler program aracılığıyla yapılmış, frekans ve ki-kare testleri uygulanarak sorular arası ilişki durumları yorumlanmıştır. Toplanan verilerle engelli ve bakımlarını sağlayan yakınlarının demografik yapısı, çalışmanın esasını teşkil eden engelli ve yakınlarının evde bakım ücretine ilişkin düşünceleri, evde bakım ücretinin engellilerin ve ailelerin yaşam kalitesine katkısı ile engelli ve yakınlarının psiko-sosyal durumları incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda ağırlıklı olarak kadınların bakım yükünü üstlendikleri görülmektedir. Bu kapsamda bakım yükünü üstlenen kadınların güçlendirilmesini sağlayacak tedbirler ile engelli ve onların bakımını sağlayan kişilere yönelik psiko-sosyal destek sistemlerinin geliştirilmesi benimsenmiştir. Son olarak farklı kurumlar tarafından verilen evde bakım hizmetlerinin tek bir çatı altında birleştirilerek konu ile ilgili yeni bir mevzuat hazırlanması için öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler : Sosyal Hizmet, Ağır Engelli, Evde Bakım, Evde Bakım Ücreti, Engellinin Bakımını Sağlayan Kişi

Aile sağlığıAile yüküEngelli kişiler+7
Elif Civan Yüce
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser hastalarının yakınlarının psiko-sosyal durumlarının değerlendirilmesi: Eyüpsultan Devlet Hastanesi Palyatif Bakım Merkezi örneği

Çağımızın en yaygın ve en korkulan hastalıkların başında gelen kanser, yalnızca bir hastalık değil, değişen yaşam tarzının da bir yansımasıdır. Kanser; hem hasta hem de yakınlarında birçok psiko-sosyal probleme neden olmakta ve yaşam kalitelerini anlamlı düzeyde etkilemektedir. Ülkemizde uygulama açısından oldukça yeni olan palyatif bakım anlayışı son dönem kanser hastalarına sunulan holistik bir bakım anlayışıdır. Palyatif bakım, sadece hastalara yönelik olmamakta aynı zamanda hastanın yakınlarının da sorunlarını çok boyutlu ele alarak değerlendirir ve çözüme kavuşturmaya çalışır. Bu çalışmanın ana hedefini; Eyüp Sultan Devlet Hastanesi Palyatif Bakım Merkezi'nde bakım görmekte olan terminal dönem kanser hastalarının yakınlarının depresyon düzeylerinin, algıladıkları sosyal destek ve yaşam kalitelerinin ölçülmesi ve bunların sosyo-demografik değişkenlerle ilişkisinin araştırılması oluşturmaktadır. Bu kapsamda Şubat/Mart 2019 ayları içerisinde bakım hizmeti alan 23 kadın, 7 erkek olmak üzere toplam 30 hasta yakını örneklem grubunu oluşturmuştur. Araştırmanın veri toplama aracı olarak "Görüşme formu", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği", "Kanserli Hastalara Bakım Verenlerde Yaşam Kalitesi Ölçeği (The Caregiver Quality of Life Index Cancer Scale-CQOLC-)", "Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)" kullanılmıştır. Ölçekler SPSS programına aktarılarak SPSS Statistics 21 programı yardımıyla değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde Mann-Whitney U testi, Pearson testi, Kruskal Wallis testi, Spearman's Rho korelasyon testleri uygulanmış ve lineer regresyon modeli kurulmuştur. Hastanın bakımını daha çok kadının üstlendiği, araştırmaya katılanların%56,7'sinin depresyon semptomatolojisi gösterdiği, eğitim durumunun Beck Depresyon Ölçeği arasında anlamlı bir ilişi olduğu, eğitim seviyesi düştükçe depresyon düzeyinin arttığı Mann-Whitney U testi uygulanarak tespit edilmiştir. Hasta yakınlarının yaşam kalitesi alt ölçekleri ile sosyo-demografik özellikleri arasındaki ilişki Spearman Korelasyona göre incelendiğinde ekonomik durumun kötüleştikçe yaşam kalitesi puanının da düştüğü tespit edilmiştir. Eğitim durumu ile yaşam puanları arasındaki korelasyonun pozitif yönde olduğu ayrıca bakım sorumluluğunu yerine getirmede sağlık sorunları yaşadıkları bu durumunda yaşam kalitesini olumsuz etkilediği görülmüştür.

Hasta yakınlarıHastalarHastaneler+6
Esin Özhan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Erken evlilikler ve çocuk yetiştirmede karşılaşılan problemler (Ardahan ili örneği)

Erken evliliklerin sık yaşanması açısından Ardahan ilinde erken evliliklerin nedenleri ve sonuçları üzerine tartışmak, çocuk ihmal ve istismarı açısından cinsel, duygusal istismara maruz kalan kadınların kendi çocuklarını yetiştirme becerilerini tespit etmek amacıyla araştırma yapılmıştır. Araştırmada, çocuk ihmal ve istismarı açısından erken yaşta evlenen kadınların evlilik nedenleri ve kendi çocuklarını istismar etme durumları, çocuk yetiştirme konularında yaşadıkları problemleri tespit etmek amacıyla erken evlilik yapıp çocuk sahibi olan ve Ardahan ilinde yaşayan 20 kadın ile görüşülmüş, çocuk yetiştirme ile ilgili yaşadıkları problemler tespit edilerek, erken evlilikler ve çocuk ihmal istismarı arasındaki ilişki ortaya konmuştur. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden görüşme tekniği ve "yarı yapılandırılmış görüşme formu" kullanılmıştır. Görüşmeler, Ardahan Merkezde bulunan Aile Sağlığı Merkezlerinde yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerin süresi 1-2 saat arasında değişmektedir. Yapılan araştırma sonucunda; erken yaşta evlenen kadınların eğitimlerinin yarıda kaldığı, istihdam oranlarının düşük olduğu, ekonomik bağımsızlıklarını kazanamadıkları, adölesan dönemde anne oldukları, çocukların bakımında bilgi ve beceri eksikliği nedeniyle genellikle kayınvalideden destek aldıkları, aile planlaması ve üreme sağlığı konularında bilgi ve destek eksikliğinden kaynaklanan sık gebelik yaşamaları ve bunun sonucu olarak çocuklar arasındaki yaş farkının az olması nedeniyle ilgi ve bakımlarının zorlaşması, bazılarının erken yaşta anne olmalarından dolayı annelik duygularını hissedemedikleri tespit edilmiştir.

AnnelikArdahanErken evlililk+5
Ebru Yorgun
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlı yurtlarda kalan üniversite öğrencilerinin sosyal uyum düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlı yurtlarda kalan üniversite öğrencilerinin sosyal uyum düzeylerinin incelenmesidir. Ayrıca araştırmaya katılan öğrencilerin aile çevresine uyum, sağlıkla ilgili uyum, sosyal uyum, heyecanlarla ilgili uyum düzeylerinin cinsiyet, yaş, öğrenim gördükleri fakülte, öğrenim gördükleri sınıf, sosyo-ekonomik düzeyleri ve daha önce yurtta barınıp barınmama durumlarına göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemeyi amaçlamıştır. Araştırma niteliği ve gerçekleştirme biçimi itibariyle niceliksel ve ilişkisel tarama yöntemiyle yapılmıştır. Araştırma Niğde ilinde Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlı farklı yurtlarda kalan ve Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi'nde öğrenimine devam eden 440 üniversite öğrencisi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 211 kız, 229 erkek öğrenci katılmıştır. Çalışma grubunun % 48'ini kız öğrenciler, % 52'sini erkek öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmada veriler H. M. Bell ve R. M. Doli tarafından California Stanford Üniversitesinde geliştirilen ve ülkemizde Remzi Öncül tarafından Türkçeye uyarlanan Sosyal Uyum Envanteri ve araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla elde edilmiştir. Araştırma verileri Bağımsız Örneklem t Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ve Bonferroni Çoklu Karşılaştırma Testi teknikleri kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda bulgular aile çevresine uyum, sağlıkla ilgili uyum, heyecanlarla ilgili uyumun, cinsiyete göre değiştiğini, aile çevresine uyum ve heyecanlarla ilgili uyumun öğrenim gördükleri fakülteye göre değiştiğini, aile çevresine uyumun daha önce yurtta kalma durumuna göre değiştiğini ortaya çıkarmıştır.

Gençlik ve Spor BakanlığıSosyal uyumUyum+4
Şule Yılmaz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde romantik ilişki kalitesinin evlilik inançlarına etkisi: Selçuk Üniversitesi örneği

Bu araştırmanın amacı romantik ilişki yaşayan ya da daha önce yaşamış olan son sınıf öğrencilerin, algıladıkları romantik ilişki kalitesinin evliliğe olan inançlarına etkisinin değerlendirilmesidir. Araştırma örneklemi, 2018-2019 eğitim öğretim yılı Selçuk Üniversitesinde öğrenim görmekte olan üniversite son sınıf öğrencileri arasından toplam 415 kişiyle tabakalı seçkisiz örnekleme yoluyla seçilmiştir. Çalışma "Algılanan Romantik İlişki Kalitesi Ölçeği" ve "Evlilik İlişkisi İnançları Ölçeği", sosyo-demografik özellikleri içeren anket formuyla birlikte uygulanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen verilere; ortalama, standart sapma, ortanca, minimum ve maksimum değerler, yüzde, korelasyon analizi, regresyon analizi testi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda üniversite öğrencilerinin; Algılanan Romantik İlişki Kalitesi Ölçeği ile öğrenim gördüğü fakülte, ailenin gelir durumu arasında anlamlı farklılık saptanırken; cinsiyet, aile tipi, anne-baba öğrenim durumu, anne çalışma durumu, kullanılan medya araç süreleri arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Evlilik İlişkisi İnançları Ölçeği ile cinsiyet, baba öğrenim durumu arasında anlamlı farklılık saptanırken; öğrenim görülen fakülte, aile tipi, anne öğrenim durumu, annenin çalışma durumu, ailenin gelir durumu, kullanılan medya araç süreleri arasında anlamlı farklılık görülmemiştir. Araştırmada kullanılan iki ölçek arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir. Bu araştırmadan elde edilen veriler araştırmacı tarafından kodlandıktan sonra SPSS 25.0 paket bilgisayar programına aktarılarak gerekli analizler bu programda yapılmıştır.

EvlilikEvlilik ilişkisiKalite+6
Nur Seven
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğunda koçluk sisteminin birey ve ailesi üzerindeki psikososyal rolü

Otizm spektrum bozukluğu sosyal iletişim ve etkileşim yetersizliği, sınırlı ve yineleyici davranış örüntüleri ve günlük yaşam işlevlerinde kısıtlanmanın görüldüğü nörogelişimsel bozukluktur. Otizm spektrum bozukluğunun prevalans oranı Dünya'da ve Türkiye'de artış göstermektedir. Bu durum otizm spektrum bozukluğuna yönelik eğitim, terapi ve tedavi yöntemlerinde çalışmaların artmasına neden olmuştur. Koçluk, otizm spektrum bozukluğuna sahip bireyin yaşamının tüm alanlarını rol model olarak yapılandıran bir sistemdir. Koçluk sisteminde otizm spektrum bozukluğuna sahip bireyin öz bakım becerileri, davranış zorlukları, sosyal etkileşim gibi yetersizlik alanlarına yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Bu araştırmanın amacı, otizm spektrum bozukluğunda koçluk sistemini ve koçluk sisteminin birey ve ailesi üzerindeki psikososyal rolünü keşfetmektir. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada, otizm spektrum bozukluğuna sahip çocuğu koçluk sisteminden yararlanmış 10 ebeveyn ve otizm spektrum bozukluğu alanında çalışan 10 koçluk uygulayıcısı olmak üzere toplam 20 kişiyle yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiştir. Örneklem seçiminde kartopu ve ölçüt örnekleme metodolojisi kullanılmıştır. Elde edilen veriler betimsel analiz yaklaşımına uygun olarak görüşme kayıtları deşifre edilip önceden belirlenen temalara göre düzenlenip yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular ışığında otizm spektrum bozukluğunda koçluk sisteminin otizm spektrum bozukluğuna sahip birey ve ailesinin birçok sorun alanına yönelik çözümler geliştirdiği ve psikososyal iyilik halini arttırdığı tespit edilmiştir. Koçluk sisteminin devlet destekli uygulanması noktasında bir model oluşturulmuştur.

AileAile içi ilişkilerKoçluk+4
Murat Akbulut
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çalışan anne olmanın ev, iş ve sosyal yaşam üzerindeki etkileri

Tarihsel süreç içerisinde kadınlar, pek çok farklı koşulda ekonominin içerisinde yer almışlardır. Özellikle Sanayi Devriminin çalışma yaşamında meydana getirdiği değişiklik, kadınların ekonomideki ve toplumsal yaşamdaki konumunu etkilemiştir. Bu anlamda kadınların ev dışındaki üretim faaliyetlerinde yer alması mikro düzeyde aileyi, makro düzeyde de toplumsal düzeni ilgilendiren bir konu olmuştur. Kadının çalışma yaşamında erkeklerden farklı olarak değerlendirilmesi ise çoğunlukla doğurgan olması ve annelik ile ilişkilendirilmiştir. Toplumsal cinsiyet rollerinin etkili olduğu bu süreçte iş yaşamında anne olmanın çok boyutlu etkileri bulunduğu ortaya çıkmıştır. Aile ve toplumu doğrudan ilgilendiren annelik ve çalışma yaşamı arasındaki ilişki; annenin kendisi, aile yaşamı ve toplum düzeyinde oldukça önemlidir. Bu araştırmada nitel araştırma metodolojisinin olgubilim deseninden faydalanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Uzunköprü Devlet Hastanesi'nde çalışan 14 anne oluşturmuştur. Örneklemin seçiminde amaca göre tipik örnekleme metodundan yararlanılmıştır. Annelere uygulanan 21 soruluk yarı yapılandırılmış görüşme formu ile katılımcıların deneyimleri ve çalışan annelere yönelik görüşleri belirlenmiştir. Elde edilen bulguların öncelikle kodlamaları oluşturulmuş, bu doğrultuda temalar belirlenmiş ve betimsel analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler ışığında kamu sektöründe çalışan anne olmanın olumlu ve olumsuz etkileri belirlenirken katılımcıların çalışan anne olma yönündeki deneyimleri, algıları ve duyguları açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. Kamu sektöründe çalışan anne olmanın olumlu etkileri; kendini gerçekleştirmeyi sağlaması, aktif bir hayatı getirmesi, geniş sosyal çevreye sahip olunması, işteki bakış açısını ve çocukla olan ilişkiyi olumlu etkilemesi şeklinde belirlenmiştir. Olumsuz etkiler ise; vakit kısıtlılığı, fedakârlık yapma zorunluluğu, çocukla olan ilişkide suçluluk hissi, cinsiyetçi iş bölümü, iş yerinde negatif ayrımcılığa maruz kalma ve kısıtlı sosyal çevreye sahip olma olarak ortaya çıkmıştır. Bu anlamda araştırmada; çalışan annelerin karşılaştıkları sorunlar belirlenerek iyileştirmeye yönelik olarak çözüm önerilerinin sosyal hizmet bakış açısıyla sunulması hedeflenmiştir. Araştırmanın bu kapsamda sosyal hizmet literatürüne ve çalışan annelere yönelik politikaların belirlenmesine katkı sağlayacağI düşünülmektedir.

AnnelerEv ortamıKamu personeli+4
Sarenur Beyenal
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinde anne-baba-ergen ilişkilerinin benlik saygısı ve davranış problemlerine etkisinin okul sosyal hizmeti bağlamında incelenmesi

İnsan, dünyaya geldiği andan itibaren sürekli gelişim ve değişim içindedir. Hayatını, çeşitli dönemlerden geçerek devam ettirir. Hiç şüphesiz, insan hayatında her dönem, ayrı bir öneme sahiptir. Ancak her alanda değişim ve gelişim belirtilerinin görüldüğü dönem, ergenlik dönemidir. Bu dönem kişi ve toplum fark etmeksizin her bireyin yaşadığı bir dönemdir. Birey için, bu dönemi olumlu şekilde atlatmak, hayatının geri kalanı için oldukça önemlidir. Bu araştırmada amaç, ergenlik döneminde bulunan ve farklı lise türlerinde eğitim alan öğrencilerin ebeveyn ilişkilerinin, benlik saygılarına ve davranış problemlerine etkisinin incelenmesi ve ergenlik dönemi problemlerinin çözümünde okul sosyal hizmeti modelinin önemine dikkat çekmektir. Araştırmanın evrenini Kocaeli Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı liselerde eğitim alan öğrenciler, örneklemini ise bu evrenden seçilen 560 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın amacı doğrultusunda, nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Buna göre, kişisel bilgi formu, Anne-Baba-Ergen İlişkileri Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Davranış Problemleri ölçeği kullanılarak öğrencilerden nicel veri elde edilmiştir. Nicel verilerin analizinde, frekans tabloları, t testleri, tek yönlü varyans analizi(Anova), Scheffe Testi, Tukey Testi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular, istatistik programı ile sistematik hale getirilmiştir. Verilerin yorumlanması sonucu, öğrencilerin anne ilişkilerinin baba ilişkilerinden daha iyi olduğu, benlik saygılarının ve davranış problemi gösterme sıklığının cinsiyete ve ebeveyn tutumlarına göre anlamlı fark gösterdiği, buna karşın anne-baba eğitim düzeylerinin ve ekonomik durumun ebeveyn ilişkileri, benlik saygıları ve davranış problemleriyle anlamlı fark göstermediği belirlenmiştir. Eğitim alınan okul türünün benlik saygılarına göre farklılaşmadığı bunun tersi olarak davranış problemleriyle anlamlı fark gösterdiği tespit edilmiştir. Ebeveyn ilişkileri ile benlik saygısı ve davranış problemleri arasında negatif yönlü korelasyon belirlenmiştir. Benlik saygısı ile davranış problemleri arasında ise pozitif yönlü korelasyon görülmüş, davranış problemlerini sıklıkla gösteren öğrencilerin benlik saygısı düşük öğrenciler olduğu sonucuna varılmıştır. Alınan sonuçların ardından, öğrencilerin iyilik hallerinin iyileştirilmesi, akademik ve sosyal yönden geliştirilmeleri için okul sosyal hizmeti uygulamalarının hayata geçirilmesi ve okul ortamlarından yaygınlaştırılmasının önemli olduğu düşünülmektedir.

Aile içi ilişkilerBenlik saygısıDavranış bozuklukları+3
Cengizhan Aynacı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk koruma sistemi kapsamında bakım tedbiri sürecinin nitel analizi

Bu araştırmanın temel amacı; çocuk evleri sitelerinde koruma ve bakım altında bulunan ve bakım tedbiri sürecini başından sonuna kadar deneyimleyen çocukların, bu çocuklar hakkında bakım tedbiri almayı uygun gören meslek elemanlarının ve bu çocuklara hizmet sunan psiko-sosyal servis çalışanlarının deneyim ve görüşleri çerçevesinde; "bakım tedbiri" sürecine yönelik bütünsel bir analiz ortaya koymaktır. Bu bağlamda, bakım tedbiri sürecinde var olan eksiklerin ve sorunların ortaya çıkarılması ve sürecin iyileştirilmesine yönelik öneriler sunulması hedeflenmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılarak katılımcıların sürece yönelik değerlendirmelerini kendi ifadeleriyle dile getirmeleri sağlanmıştır. Ayrıca bu yöntemin araştırmaya zenginlik ve esneklik kattığı değerlendirilmiştir. Araştırmada amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmış ve örneklem grubunda çeşitlilik sağlanmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede Düzce, Bolu ve Zonguldak illerinde toplam 25 kişiyle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında, hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak veriler toplanmış ve elde edilen veriler içerik analizi tekniğiyle yorumlanmıştır. Veriler analiz edildiğinde; meslek elemanlarının iş hayatı, çocuk koruma politikaları kapsamındaki kanun ve yönetmelikler, korunma gereksinimi içindeki çocukların tespit süreci, sosyal inceleme süreci, karar süreci, hakkında bakım tedbiri alınan çocukların kuruluşa teslimi ve alışma süreci, çocuk evleri sitelerinin şartları, kuralları ve hizmetleri, bu kuruluşlarda kalan çocukların eğitim hayatı, aile ve arkadaşlık ilişkileri, diğer bakım modelleri, bakım tedbirinin kaldırılması süreci ve sonrasıyla ilgili konularda bazı sorunların yaşandığı saptanmıştır. Bu sorunlar, ilgili literatür ve benzer çalışmaların sonuçları dikkate alınarak tartışılmıştır. Son olarak, var olan sorunların çözümüne ve bakım tedbiri sürecinin iyileştirilmesine yönelik önerilere yer verilmiştir.

Kurum bakımıÇocuk Koruma KanunuÇocuk bakımı+2
Gökçe Nur Mısırlı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk işçilerin çalışma yaşamlarının sektör bazlı nitel analizi: Manisa ili örneği

Çocuk işçiliği tarihin her döneminde varlığını koruyan bir sosyal sorun olmakla beraber yoksulluk, işsizlik, göç gibi birtakım köklü sorunların çıktısı niteliğindedir. Çocuk işçiliği kavramı, çocukların fiziksel, ruhsal ve zihinsel gelişimlerini olumsuz etkileyen işlerde çalışmasını içermektedir. Çocukların çalışma yaşamına atılması çocukluk döneminin olağan gelişim evrelerini sekteye uğratmasının yanı sıra pek çok fiziksel, psikolojik ve sosyal riski getirmektedir. Dolayısıyla çocukların çalışma yaşamlarının detaylı araştırılması, böyle önemli bir sorunun çözüme kavuşması açısından elzemdir. Bu noktada çocukların tek bir sektör üzerinde çalışmadığı, birçok farklı çalışma alanına sahip olduğu görülmektedir. Yapılan araştırmada çocuklar çalıştıkları sektörlere göre sokak, tarım, sanayi ve hizmet sektörü başlığı altında gruplandırılmıştır. Çocukların çalışma yaşamlarının detaylı irdelenmesi amacıyla gerçekleştirilen araştırma, çocukların iş hayatlarını kategorize ederek sektörel anlamda çalışma yaşamlarının farklılaşıp farklılaşmadığını, sektörlerin benzeşen ve ayrışan yönlerinin neler olduğu noktasına açıklık getirme amacı taşımaktadır. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Araştırma verileri yarı-yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmıştır. Söz konusu görüşme formunda çocuk işçilerin demografik bilgileri, iş durumları, çalışma koşulları, çalışırken karşılaşabileceği riskler ile geleceğe yönelik beklentilerine dair sorular yer almıştır. Araştırmanın nitel alan araştırması kapsamındaki veri toplama faaliyeti gözlem ve derinlemesine mülakat suretiyle gerçekleştirilmiştir. Çocuk işçiler sokak, tarım, sanayi ve hizmet sektöründe çalışmasına göre kategorilere ayrılmıştır. Örneklem büyüklüğü Manisa ilinde çalışan her gruptan yaşları 11 ile 17 arasında olan 10'ar çocuk olmak üzere 40 çocuk olarak belirlenmiştir. Örneklem alınırken "Kartopu Örnekleme Yöntemi" kullanılmış olup veri analizi aşamasında betimsel analizi tekniğinden yararlanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi sonucunda çocuk işçilerin çalışma yaşamlarının sektör bazlı farklılaştığı sonucuna ulaşılmış olup çocuk işçiliğinin tek bir çalışma alanı üzerinden konumlandırılamayacağı ve çocuk işçiliği sorununun çözümüne yönelik yapılacak çalışmaların bu hususu göz ardı etmemesi gerektiği sonuçları ortaya çıkmıştır.

ManisaSektörel analizÇalışan çocuklar+5
Esma Güç Çınar
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul üniversitesi öğrencilerinin sosyal devlet ve sosyal adalet algıları

Küresel olarak günümüzde ülkelerin en büyük sorunlarından birini sosyal devlet ve sosyal adalet/adaletsizlikler konusunda yaşanan problemler oluşturmaktadır. Devletler ise bir yandan sosyal refahı sağlamaya yönelik uygulamalarla toplumsal dengeyi sağlamaya çalışmakta bir yandan da küreselleşen piyasanın gücüne karşı mücadele etmektedirler. Bu çalışmada sosyal devlet ve sosyal adalet bağlamında üniversite öğrencilerinin, sosyal devlet ve sosyal adalet uygulamalarına ilişkin algıları ele alınmıştır. Bu araştırma sosyal devlet ve sosyal devletin nihai hedefi olan sosyal adalet bir arada ele alınarak gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın amaçlarından biri öğrencilerin, sosyal yardım uygulamalarını devletin mecburi görevi olarak görüp görmediklerini tespit etmektir. Bu araştırmanın bir diğer amacı ise öğrencilerin, devletin sosyal adaleti sağlamaya yönelik uygulamalarına ilişkin tutumlarını ölçmektir. Çalışma kapsamında literatür taraması yapıldıktan sonra İstanbul Üniversitesi'nde öğrenim gören 420 öğrenci ile anket çalışması yapılmıştır. Veriler SPSS 22 analiz programıyla analiz edilmiş olup istatistiksel olarak One-Way ANOVA, TUKEY ve T-test kullanılmıştır. Araştırmanın temel bulgularından biri öğrencilerin ağırlıklı çoğunluğunun toplumda sosyal adaletsizliklerin olduğunu düşündüğü şeklindedir. Çalışmanın başka bir temel bulgusu ise öğrencilerin büyük çoğunluğunun sosyal yardımları devletin mecburi görevi olarak değerlendirdiği biçimindedir.

Adalet algısıSosyal adaletSosyal devlet+2
Münevver Soyyiğit
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları (SYDV) nın sunmuş olduğu sosyal yardımların işlevsellik durumu: Bartın örneği

Tarihin her döneminde toplumlarda önemli yer tutan yoksulluk günümüzde daha fazla öneme sahiptir. Sosyal devlet anlayışı ile vatandaşlarının temel ihtiyaçlarını karşılamaktan sorumlu devletler sosyal yardımlarla yoksullukla mücadele alanında hizmet vermektedirler. Ülkemizde sosyal yardım hizmetini veren birçok kuruluş olmasına rağmen her il ve ilçede kurulmuş olan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları yoksullukla mücadelede önemli bir etkiye sahiptir. Verilen sosyal yardımlar hayati önem taşırken insan hayatına olumsuz etkileri de olabilmektedir. Bu amaçla vakıfların verdiği sosyal yardımların vatandaşları iş piyasasından uzaklaştırmaması, tembelleştirmemesi, adilane ve etkin şekilde dağıtılması sağlanmalıdır. Bu araştırmada; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarından sosyal yardım alan vatandaşların ve vakıflarda çalışan personellerin demografik özellikleri, sosyo-ekonomik durumları, yoksulluk ve sosyal yardımlar, vakıfların işleyişi ile ilgili düşünceleri öğrenilerek her geçen gün hizmet verdiği vatandaş sayısı artan vakıfların işlevsellik durumu öğrenilmeye çalışılmaktadır. Vakıfların işlevsellik durumunun etkinliği sosyal yardım bağımlılığı ve yoksullukla mücadele anlamındaki rolünden dolayı önem arz etmektedir. Bu çalışmada betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini Bartın Merkez ve Kurucaşile, Ulus, Amasra ilçelerindeki vakıflardan yardım almakta olan ve 10.10.2019-25.12.2019 tarihleri arasında yardıma başvurmuş 404 vatandaş ve bu vakıfların hâlihazırda görev yapan 25 personel oluşturmaktadır. Vatandaşlara ve personele araştırmacı tarafından hazırlanan anket soruları uygulanmıştır. Çalışma sonucunda verilen sosyal yardımlar belirli bir düzeyde işlevsel olsa da yeterli olmadığı, bu alanda yenilik ve köklü değişikliklerin yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

BartınSosyal Yardımlaşma ve Dayanışma VakfıSosyal dayanışma+4
Şeyda Usta
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Palyatif bakımda hasta yakınlarının maneviyat düzeylerinin ölüme karşı tutumlarına etkisi

Modern tıbbın başlangıcında; antibiyotik, organ nakli, kan nakli, cerrahi müdahaleler ve çok sayıda kanser hastasında iyileştirici olan tedavilerdeki gelişmelere rağmen; tıbbi girişimler, beden ve hastalığa teknik bir yaklaşımla bakmaktaydı. Ancak günümüzde bedensel bakımın yanında varoluşsal veya manevi bakımı da önemseyen bütünsel sağlık paradigması yaklaşımı benimsenmeye başlamıştır. Bu amaçla gelişen palyatif bakım; ciddi ölçüde zayıflatıcı durumlara veya terminal tanılara sahip olan yaş spektrumundaki hastalara, tıbbi bakım, ağrı yönetimi hizmetleri ve tedavilerinin yanı sıra psikolojik, duygusal, sosyal ve manevi destek sağlamaktadır. Ölümcül bir hastalığın ve beraberinde getirdiği acı ve semptomların, hasta ve hasta yakının varlığının temellerini sarstığı bilinmektedir. Bu sebeple araştırmada, hastalara bakım veren yakınların, palyatif bakım tedavi sürecinde yüzleştikleri maneviyat ve ölüm kavramlarına bakışlarının demografik bilgilere göre farklılığı incelenerek, maneviyat düzeyinin ölüme karşı tutumda etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında konuyla ilgili literatür taraması ve anket çalışması yapılmış, verileri elde etmek için Erzurum Bölge Eğitim Araştırma Hastanesi Palyatif Bakım Servisi'nde yatan hasta yakınlarından 160 kişiye, sosyo-demografik formla birlikte Ölüme Karşı Tutum Ölçeği ve Maneviyat Ölçeği uygulanmış olup, veriler yüz yüze görüşmeler yapılarak toplanmış, SPSS 25 analiz programıyla analiz edilmiştir. İstatistiksel olarak t-testi, tek yönlü varyans analizi ve korelasyon testinden yararlanılmıştır. Hasta yakınlarının maneviyat düzeylerinin, ölüme karşı tutumları üzerinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Hasta yakınlarıManeviyatPalyatif bakım+5
Halime Altaş
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz tedavisinin böbrek hastalarının aile üyeleri üzerindeki psikososyal etkileri ve tıbbi sosyal hizmet ilişkisi

Bu araştırma kronik böbrek yetmezliği tedavisi gören hastaya sahip aile üyelerinin tedavi sürecinden psiko-sosyal açıdan etkilenme durumlarını ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nitel araştırma modeliyle mülakata dayalı görüşme tekniği uygulanmıştır. Van iline bağlı Özalp İlçe Devlet Hastanesinde hemodiyaliz biriminde tedavi görmekte olan 10 hasta ve 10 hasta yakını ile görüşme yapılmıştır. Araştırmanın verilerine, araştırmacı tarafından geliştirilen 10 soru ve 27 alt sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu ile ulaşılmıştır. Veri toplama süreci 2018 Aralık - 2019 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Toplanan veriler araştırmacı tarafından okunarak ana tema ve alt temalar belirlenmiştir. Belirlenen temalar görüşme yapılan kişilerin sosyo-demografik özellikleri, hastalık hakkındaki düşünceler, hastalıktan etkilenme durumları, böbrek nakli hakkındaki düşünceler, görülen tedaviden duyulan memnuniyet gibi başlıklardan oluşmaktadır. Yapılan görüşmelerde hemodiyaliz tedavisinin, hasta yakınlarının fiziksel ve psikolojik sağlık durumlarında bozulma meydana getirdiği, hemodiyaliz hastası bulunan aile üyelerinin hastalıkla ve tedaviyle baş etme konusunda güçlük yaşadıkları görülmüştür.

AileBöbrek hastalıklarıHastalar+3
Hatice Nur Arslan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Endüstriyel sosyal hizmet bağlamında iş doyumu ve iş-aile yaşamı çatışması ilişkisinin incelenmesi

İş doyumu, çalışanın işe ilişkin beklentilerinin iş tarafından karşılanıp karşılanmaması sonucunda ortaya çıkan memnuniyet ya da memnuniyetsizlik halidir. İş-aile yaşamı çatışması ise işe ilişkin bir rolün, aileye ilişkin bir role baskın gelerek, o rolün yerine getirilmesini engelleme sonucunda ortaya çıkan roller arası uyumsuzluktan doğan bir çatışmadır. Uyumsuzluk düzeyi arttıkça iş-aile yaşamı çatışması düzeyi de artmaktadır. Endüstriyel sosyal hizmet, çalışanların iyilik hallerini artırmayı, çalışanların kişisel, ailevi, işyeri ve sosyal çevre kaynaklı sorunlarına çözümler uygulamayı amaçlayan ve çalışan refahıyla beraber psikososyal iyilik halinin artırılmasını hedefleyen özel bir alandır. Bu çalışmanın konusunu sanayi işkolunda çalışan mavi yakalı evli erkek çalışanların iş doyumu ve iş-aile yaşamı çatışması ilişkisinin endüstriyel sosyal hizmet bağlamında değerlendirilerek, çözüm önerileri geliştirmek oluşturmaktadır. Sanayi işkolunun diğer sektörlere göre bedensel yorgunluğun beraberinde zihinsel bir yorgunluğa neden olması, bu araştırmanın sanayi işkolunda yapılmasında etkili olmuştur. Tarama araştırmasına dayalı nicel bir araştırma olan çalışma, Kırşehir ilinde bulunan bir lastik fabrikasında mavi yakalı ve evli olan 350 erkek çalışan ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan bu çalışmada çalışanların iş doyumu ve iş-aile yaşamı çatışması arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve bu ilişkiye dayanarak çeşitli çözüm önerileri geliştirmek amaçlanmıştır. Endüstriyel sosyal hizmet alanına da literatürsel katkıda bulunmak çalışmanın bir başka amacıdır. Çalışmada çalışanların iş doyum düzeylerini ölçmek amacıyla İş Doyum Ölçeği, iş-aile yaşamı çatışması düzeylerini ölçmek amacıyla İş-Aile Yaşamı Çatışması Ölçeği ve çalışanların tanımlayıcı bilgileriyle değişkenler arasındaki ilişkiyi açıklamak için ise tanımlayıcı soru formu kullanılmıştır. Çalışanlardan elde edilen verilere SPSS 16.0 aracılığıyla Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Bağımsız Örneklemler T-Testi, Basit Doğrusal Regresyon ve Basit Doğrusal Korelasyon analizleri yapılmıştır. Ayrıca tanımlayıcı değişkenlere ilişkin bilgiler de frekans tabloları ve çapraz tablolar ile açıklanmıştır. Çalışmanın sonucunda çalışanların iş doyumları ve iş-aile yaşamı çatışması düzeyleri arasında anlamlı ve negatif bir ilişki bulunmuştur. Diğer yandan iş doyumu ve iş-aile yaşamı çatışmasının, çalışanların tanımlayıcı özellikleri ile anlamlı bir şekilde farklılaşması değişkenlik göstermektedir.

Sosyal hizmetlerÖlçeklerİş doyumu+2
Oğuzhan Çavuşoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İleri yetişkinlerin yaş ayrımcılığına ve yaşlılara yönelik algısı (Kastamonu örneği)

Yaşlanma canlıların kaçınılmaz olarak yaşadığı sadece geciktirilebilen fakat durdurulamayan en son yaşam evresidir. İnsanlık tarihi boyunca ölümsüzlüğün yolları aranmasına rağmen bulunamamıştır. Sanayileşme ve modernleşme ile birlikte sağlıkta yaşanan ilerleme, sosyo-ekonomik hayat standartlarında yaşanan gelişme ve akabinde kadının çalışma hayatına girmesi ile birlikte azalan doğum oranları neticesinde tüm dünya, yaklaşık yarım yüzyıldır nüfusunun grileşmesi sorunu ile karşılaşmaktadır. Tüm bunlar yaşlılık döneminin sorun olarak algılanmaya başlanmasına ve devletlerin sosyal politikalar aracılığıyla bağımlı nüfus olarak nitelendirdikleri toplumun bu kesimine müdahale de bulunmasına yol açmıştır. Geniş ailede bilge konumunda bulunan yaşlılar çekirdek aileye geçişle var olan otoritelerini kaybetmişlerdir. Aile yapısında yaşanan değişme, uzayan yaşam süresi, nüfusun yaşlanması ve yaşlılık döneminin getirmiş olduğu bir dizi biyo-pisko-sosyal ve ekonomik gerileme, yaşlılığın ölüme yakın görülmesi, medyadaki yaşlıya yönelik olumsuz tutum yargıları gibi nedenler yaş ve yaşlı ayrımcılığı kavramını karşımıza çıkarmaktadır. Özellikle yaşlılara yönelik olan yaş ayrımcılığı yaşlılık evresinin deneyimlenmesinde olumsuz etkileri bulunmaktadır. Ayrımcılığın din, dil, ırk gibi türlerine yönelik araştırmalar ve sosyal politikalar olmasına karşın yaş ayrımcılığına yönelik yeterli düzeyde bilinç bulunmamaktadır. Araştırma kapsamında var olan hedeflere ulaşmak amacıyla konuyla ilgili literatür incelenmiş, anket çalışması için Yaşlı Ayrımcılığı Tutum Ölçeği (YATÖ)'nden yararlanılmış, elde edilen veriler SPSS22.0 programı ile analiz edilmiştir. Yaşlıya yönelik olumlu tutuma sahip olunduğu sonucuna ulaşılmıştır.

AyrımcılıkSosyal dışlanmaTutum ölçekleri+7
Samet Kulaoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Mevsimlik gezici tarım işçilerinin karşılaştığı sorunların sosyal hizmet açısından incelenmesi

Günümüzde teknolojik gelişmelere bağlı olarak her ne kadar iş gücü ihtiyacının karşılanmasında insan emeğine olan ihtiyaç azalmış olsa da tarım iş kolundaki sektörlerde insan emeği önemli bir yere sahiptir. Türkiye'nin sahip olduğu coğrafi konum özellikleri sebebiyle yıl içinde farklı dönemlerde birçok ürün yetiştirilmektedir. Kısa sürede yoğun iş gücü ihtiyacı oluşturan tarım işlerinde mevsimlik gezici tarım işçileri sorumluluk almaktadırlar. Çoğunlukla Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden göç eden mevsimlik gezici tarım işçileri fındık, narenciye, kayısı gibi ürünlerin hasadında sorumluluk almaktadırlar. Farklı bölgelerde mevsimsel olarak birbirini takip eden hasat veya ekim, dikim ve bakım çalışmaları için işçiler ortalama 30-40 günde bir farklı bir ürünün iş gücü ihtiyacını karşılayabilmek için göç etmektedirler. İşçiler bu süreçte başta barınma koşulları olmak üzere çalışma şartları, iş sağlığı ve güvenliği, kaynaklara erişmeme gibi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu araştırmada mevsimlik gezici tarım işçilerini karşılaştıkları problemlerin tanımlanması, gözlemlenmesi ve sosyal hizmet mesleği uygulamaları çerçevesinde çözüm bulunması amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış, yarı yapılandırılmış soru formu kullanılarak katılımcıların karşılaştıkları sorunlar ve kendi durumlarına bakış açılarına yönelik veriler elde edilmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında mevsimlik gezici tarım işçilerinin çalışmak üzere göç ettikleri illerde çoğunlukla kendi imkanlarını kullanarak korunaksız, elektrik ve su gibi temel ihtiyaçlara erişimleri olmayan yapılarda konakladıkları, iş güçlerinin kayıt altına alınamadığı, çalışma saatlerinin uzun ve kazançlarının asgari ücretin altında kaldığı, ulaşım ve tarım alanlarında çalışma esnasında yeterli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmadığı ve kişisel koruyucu ekipmanların kullanılmadığı, kaynak ve hizmetlere erişimlerinin sınırlı olduğu tespit edilmiş ve sosyal çalışma mesleğinde kullanılan müdahale yöntemlerinin bu alanda uygulanması araştırma sonucunda tartışılmıştır.

Mevsimlik işçilerSosyal hizmetlerSosyal sorunlar+3
Ayşe Seda Yıldırım İşler
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Evli kadınların cinselliğe bakış açısı: Malazgirt ilçe örneği

İnsan, yaşamı boyunca bazı temel ihtiyaçlara gereksinim duyar. Bu ihtiyaçlarını karşılaması yaşamını sürdürebilmesi açısından önemlidir. Bireyin en temel ihtiyaçlarına baktığımızda; besin, su, hava ihtiyacı, uyku, cinsellik ve boşaltım gibi unsurlar yer almaktır. Fizyolojik ihtiyaç dendiğinde akla ilk beslenme, su, uyku gibi unsurlar gelse de en az bunlar kadar önemli olan cinsellikte bu ihtiyaçlar kadar önemlidir. Birey temelde fizyolojik ihtiyaçlarını gideremeden diğer ihtiyaçlarını karşılamakta sorun yaşamaktadır. Birey için, cinsellik olgusunu kavramak ve sorunsuz gidermek yaşamının devamında oldukça önemli bir unsurdur. Bu araştırmada amaç, Malazgirt ilçesinde yaşamını sürdüren evli kadınların, araştırmacının da öznesi olduğu cinselliğe bakış açısını öğrenmek ve bu bakış açısının oluşmasında etkili olan düşünceleri, bilgi edinme kaynaklarını ve yaşadıkları problem gibi faktörlerin önemine dikkat çekmektir. Araştırmanın evrenini Muş iline bağlı Malazgirt ilçesinde yaşayan evli kadınlar, örneklemini ise bu evrenden kolaylama rastlantısal seçilen 242 evli kadın oluşturmaktadır. Araştırmanın amacı doğrultusunda, nicel araştırma kullanılmıştır. Buna göre, anket formu kullanılarak öğrencilerden nicel veri elde edilmiştir. Nicel verilerin analizinde, frekans tabloları ve ilişkili olduğu düşünülen değişkenlerinde testinde ki kare bağımsızlık testi kullanılmıştır. Bulgular, istatistik programı ile sistematik hale getirilmiştir. Verilerin analizi sonucu, kadınların önemli ölçüde çoğunluğunun cinselliği önemsiz bulduğu, bu düşüncelerinin üzerinde eğitim durumlarının etkili olduğu, cinsellik ile ilgili bilgi kaynaklarının yetersiz olduğu, evliliklerinin oluşma şeklinin cinsellik algısı üzerinde öneminin bulunmadığı, kadınların cinsellik konusunda kendilerini eşlerine karşı ifade edemedikleri ve eşlerinin daha baskın olduğu, kadınların cinsellik ile ilgili düşüncelerinde kültürün yanında dinin de etkisi olduğu tespit edilmiştir. Alınan sonuçların ardından, kadınların bilgi eksiklerinin giderilmesi ve problem yaşadıkların sorunların çözülebilmesi için kendilerine düzenli olarak eğitim verilmeli ve bu eğitimlerin yaygınlaştırılmasının önemli olduğu düşünülmektedir.

CinsellikEvli kadınlarEvlilik+2
Elif Gündüz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemi dönemindeki yaşlıların durumluk kaygı ve sürekli kaygı düzeylerinin sosyal hizmet bakış açısı ile incelenmesi

Yaşlılık dönemi bireylerin biyolojik, psikolojik ve sosyal anlamda sorunlar yaşadığı bir dönemdir ve bireylerde kaygıya sebep olabilmektedir. Kriz gibi aniden beliren olumsuz durumlar ise bu kaygı düzeyini etkilemektedir. Bu çalışma ile kriz olarak nitelendirilen Covid-19 pandemisi dönemindeki yaşlıların durumluk ve sürekli kaygı düzeylerini ölçmek; sonuçları krize müdahale yaklaşımı bakış açısıyla yorumlamak ve uygun önerilerde bulunmak amaçlanmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanıldığı için veri toplama aracı olarak anket tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Hendek ilçesinde yaşayan 65 ve üzeri yaşlardaki 200 birey oluşturmuştur. Örneklemin seçiminde ise pandemi döneminde yaşlı bireyler ile yüz yüze görüşme sınırlı olduğundan kolayda örneklem yöntemine başvurulmuştur. Toplanan veriler araştırmacı tarafından SPSS 25 programı aracılığı ile frekans, t-testi, anova, post hoc ve Pearson korelasyon gibi analizlerden yararlanılarak analiz edilmiştir. Ayrıca verilerin normal dağılım durumunu belirlemek için çarpıklık ve basıklık değerlerine bakılmıştır. Analizler sonucunda kadınların durumluk ve sürekli kaygı düzeylerinin erkeklerden fazla; 85 yaş üzeri yaşlıların durumluk ve sürekli kaygı düzeylerinin genç yaşlılar ve yaşlılardan fazla; yalnız yaşayan yaşlıların durumluk ve sürekli kaygı düzeylerinin diğerlerinden fazla; ekonomik durumu kötü olan yaşlıların durumluk ve sürekli kaygı düzeylerinin diğerlerinden fazla; yalnızlık ve sosyal izolasyon sorunu yaşayan yaşlıların diğerlerine göre durumluk ve sürekli kaygı düzeyinin yüksek; yaşlıların durumluk ve sürekli kaygı düzeylerinin ihtiyaç duyulan destek türüne göre anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur. Yapılan araştırma bulgularının yorumlanması ile yaşlıların karşılaşabilecekleri olası kriz durumlarında uzman kişilerce kısa sürede ve etkili müdahalelerde bulunabilmek için krize müdahale birimlerinin kurulabileceği ve bu birim tarafından mikro, mezzo ve makro düzeyde psiko-sosyal eylem planlarının hazırlanabileceği önerisinde bulunulmuştur.

COVID 19Durumluk kaygıPandemiler+4
Nisanur Pınar
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk İş Birliği ve Koordinasyon Ajansının Sudan'daki sosyal hizmetlere katkısı

Sosyal hizmet, toplumsal refahı sağlamak amacıyla bireyi, aileyi ve toplumu ilgilendiren ve toplumsal sorunları çözen mesleklerden biridir. Bu çalışma Sudan Cumhuriyeti sınırları içerisinde TİKA'nın çalışmalarına odaklanmaktadır. Çalışma, Türk İş birliği ve Koordinasyon Ajansı'nın Sudan'da gerçekleştirdiği 2006'dan 2022'e kadar olan döneme ait verilere atıfta bulunarak sosyal hizmetle ilgili faaliyetlere katkısını belirlemeyi amaçlamıştır. Bu çalışmada fenomeni doğru bir şekilde tanımlamak için betimleyici bir yaklaşımı kullanıldı. Çalışma, TİKA'nın çalışma alanlarının çeşitliliğine ve çalışmanın sosyal ve gelişimsel yönüne odaklanmaktadır. TİKA'yı diğerlerinden ayıran özellik, Sudan Devleti ile Türkiye arasındaki ilişkilerin pek çok alanda gelişmesine ve çalışma alanlarının genişletilmesine katkı sağlamış olmasıdır. Araştırmada TİKA'nın sosyal hizmete katkısından bahsetmesi, Sudan'da sosyal nitelikli faaliyetler sunan tek kurumun TİKA olması değildir. Aksine, Sudan'daki diğer yerel örgütler gibi, ekonomik, siyasi ve kültürel faaliyetlerinin yanı sıra sosyal hizmetin bir parçasını sağlar. Çalışma, TİKA'nın etkin ve aktif olduğunu, hizmetlerinin insanlara hızla ulaştığını ve projelerinin başarılı olduğunu göstermektedir. Çalışma ayrıca Sudan'da sosyal hizmetin tarihini, sosyal hizmet eğitimi veren okulları, sosyal hizmet faaliyetlerini yürüten resmi ve gayri resmî kurumları ve sosyal hizmet alanlarını tanıtmıştır. Çalışma ayrıca Sudan'da sosyal hizmetlerle ilgili yerel, bölgesel ve uluslararası kuruluşlar gibi sosyal hizmet faaliyetlerini yürüten bazı kurumların deneyimlerini de varlığını kanıtlamıştır. Çalışma, Sudan'ın karşı karşıya olduğu başlıca sosyal sorunları netleştirmiştir. Gelecek çalışmalara yardımcı olabilecek bulgular ve araştırma önerileri sunulmaktadır.

KoordinasyonSosyal hizmetlerSudan+1
Ahmed Altigani Abdalla Mohager
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'ye okumak için gelen üniversite öğrencilerinin depresyon düzeyinin belirlenmesi (Sakarya ili örneği)

Bu araştırma, Sakarya Üniversitesi ve Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi'nde 2021-2022 eğitim –öğretim yılında Filistin, Suriye, Irak, Yemen ve Libya'dan gelen öğrenciler arasında depresyon düzeylerini ölçmek amacıyla yapılmıştır. Mevcut çalışma, konu ve amaçlarla bağlantılı olarak betimsel analitik metodu kullanmıştır. Bu minvalde araştırma süresince araştırmacının müdahalesi olmadan olaylar ve fenomenler gerçekte oldukları şekliyle incelenmiştir. Anket, çalışma örnekleminden veri toplamak için kontrollü bir araç olarak kullanılmıştır. Depresyon düzeyini belirlemek için Beck Depresyon Ölçeği (BDI-II) kullanılmıştır. Çalışma örneklemini Sakarya Üniversitesi ve Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi'nde öğrenim gören Filistin, Suriye, Irak, Yemen ve Libya'dan gelen (333) öğrenciler oluşturulmuştur. Araştırmacı, anketi Google Drive özelliğini kullanarak elektronik olarak dağıtmış ve SPSS programını kullanarak çalışmanın sonuçlarını analiz etmiştir. Araştırma neticesinde mezkûr üniversitelerde okuyan Filistin, Suriye, Irak, Yemen ve Libya'dan gelen öğrenciler arasında depresyon düzeyinin 16,2 hafif olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, öğrencilerin arasında cinsiyet, yaş, medeni ve eğitim durumu, dil düzeyi ve ikamet yeri değişkenlerine bağlı olarak öğrencilerin depresyon düzeylerinde istatistiksel olarak önemli bir farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ek olarak öğrencilerin depresyon düzeylerinde not ortalama değişkenine bağlı olarak istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu gösterilmiştir. Aylık harcama değişkenine göre öğrencilerin depresyon düzeylerinde de istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar vardır. Son olarak, araştırmanın bulguları doğrultusunda araştırmacı, üniversitelere, kuruluşlara ve araştırmacılara yönelik öneriler geliştirmiş ve ayrıca öğrencilerin depresyonunu hafifletmeye ve önlemeye yönelik sosyal hizmet bakış açısıyla önerilerde bulunmuştur.

DepresyonSakaryaYabancı uyruklu öğrenciler+1
Mahmoud Ayman Elkurdı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kurum bakımı deneyimi olan bireylerin sosyal becerileri üzerine bir inceleme (Sakarya örneği)

Korunmaya ihtiyacı olan çocuklar için ülkemizde geçmişten günümüze sosyal politikalar üretilmekte ve söz konusu bu politikalar kapsamında sosyal hizmet müdahaleleri gerçekleştirilmektedir. Ailesi yanında birtakım nedenler gerekçesiyle bakım ve gözetiminin yapılması mümkün olmayan çocuklar için ise ülkemizde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından Çocuk Koruma Kanunu kapsamında bakım tedbiri kararı alınarak koruma kararı çıkartılmakta; bu çocuklar mümkünse koruyucu aile modeli gibi aile temelli hizmet modellerinden, mümkün değil ise kurum bakımı hizmetlerinden faydalandırılmaktadırlar. Kurum bakımı modelleri, benzer yaş ve özelliklerdeki korunmaya ihtiyacı olan çocukların belirli niteliklere sahip personel eşliğinde yaşamını idame ettirebilmesi ve gelecek yaşantılarına kendilerini hazırlayabilmesi hizmetini içermektedir. Ancak bir çocuğun aile ortamından uzak şekilde yetişmesine sebebiyet veren kurum bakımı modelleri, bünyesinde yetişen bireyler için bir takım olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir. Gerçekleştirilen bu çalışmada ise çocukluk dönemlerini kurum bakımı hizmeti içerisinde geçirmiş ve kurum bakımı sonrası hayata atılmış olan bireylerin sosyal becerileri Sakarya İli örneği üzerinden incelenmiştir. Araştırmada nicel yöntem tekniği kullanılmıştır. Kurum bakımı deneyimi olan bireyler için demografik bilgiler ile kurum bakımı deneyimlerini detaylandıran anket formu ile sosyal beceri ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler istatistik programı aracılığıyla çözümlenmiş; var olan bulgulara göre yorumlamalar yapılmıştır. Araştırma sonucunda: Kurum bakımı deneyimi olan bireylerin çoğunlukla lise düzeyinde(%48,44) eğitime sahip, bekar(%58,59), çalışan(%89,84) ve memur(%76,92) olduğu ve bu bireylerin çoğunlukla parçalanış ailelerden(%87,5) geldiği bulunmuştur. Ayrıca yetiştirme yurdu veya çocuk yuvası gibi eski kurum bakımı hizmet modelinden yararlanan bireylerin sosyal becerilerinin daha düşük seviyede olduğu, eğitim seviyesi, aylık kazanç, aile ve akraba ziyaret sıklığı arttıkça sosyal becerilerde de artışın var olduğu bulunmuştur.

Osman Ceyhan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Geçici koruma altındaki Suriyelilerin aile içi sorunlarının çözümünde Türk Kızılay Toplum Merkezlerinin rolü (Kocaeli örneği)

Suriye'de yaşanan savaş ve iç karışıklıklar sebebiyle milyonlarca insan zorunlu olarak yaşam alanlarını terk ederek farklı ülkelere göç etmek durumunda kalmışlardır. Suriye'den Türkiye'ye 3.5 milyonun üzerinde Suriyeli birey zorunlu olarak göç etmek durumunda kalmıştır. Türkiye'de yaşamaya başlayan Suriyeli aileler uyum süreçleri boyunca beslenme, barınma, sağlık, eğitim, sosyal hizmetlere ulaşım, dışlanma, sosyal ve ekonomik vb. pek çok sorunla karşı karşıya kalmışlardır. Bu sorunların en önemlilerinden biri de karşılaştıkları aile içi sorunlardır. Karşılaşılan aile içi iletişim sorunları, aile içi şiddet, ihmal ve istismar durumları, boşanma, sosyal ve ekonomik kaynaklı sorunlar gibi pek çok aile içi sorunun çözümlenememesi sebebiyle pek çok aile dağılmak durumunda kalmaktadır. Bu kapsamda bu araştırma; Kocaeli'nde yaşayan Geçici Koruma statüsüne sahip Suriyeli ailelerin karşılaşmış oldukları aile içi sorunların, ilişkilerin ortaya koyulmasını ve Türk Kızılay Kocaeli Toplum Merkezinin bu sorunların çözümündeki rolünün belirlenmesini amaçlamaktadır. Araştırmada karma araştırma yöntemi kullanılmıştır. Kocaeli Toplum Merkezi faydalanıcısı olan 2000 Suriyeli aile evreninden rassal yöntemle seçilen 200 Suriyeli aile örnekleminde gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların aile içi sorunlarını ve ilişkilerini ortaya koyabilmek amacıyla yüz yüze görüşmeye dayalı anket(survey) çalışması uygulanmıştır. Kocaeli Toplum Merkezinin aile içi sorunlarının çözümündeki rolünü belirlemek amacıyla da anket sorularına, araştırmacının gözlemlerine ve dokümanlara yer verilmiştir. Araştırma neticesinde; Suriyelilerin en çok karşılaştıkları aile içi sorunlar; ekonomik kaynaklı tartışmalar ve sorunlar, geçimsizlik/tartışma, sözel/psikolojik şiddet ve aile içi iletişim sorunları şeklinde sıralanmaktadır. Katılımcıların genel olarak Toplum Merkezinin faaliyetlerinden memnun oldukları, aile içi sorunlarının çözümünde de pozitif katkısının fazlaca olduğu sonucuna varılmıştır.

Birkan Doğan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gençlik merkezi faaliyetlerine katılan 18-29 yaş gençlerde serbest zaman tatmin düzeyinin sosyal sorun çözme becerileri ile ilişkisi

Bu çalışmada gençlik merkezi faaliyetlerine katılan 18-29 yaş gençlerde serbest zaman tatmin düzeyinin sosyal sorun çözme becerileri ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya kapsamında 264 gence ait veriler değerlendirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından Tanıtıcı Bilgi Formu, Serbest Zaman Tatmin Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Sosyal Problem Çözme Envanteri-Kısa Formun yer aldığı anket formu aracılığı ile yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Veri analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Students t testi, tek yönlü Varyans analizi, Mann Whitney U ve Kruskall Wallis H testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Gençlerin Serbest Zaman Tatmini ve Sosyal Problem Çözme Envanteri puan ortalamaları sırasıyla 3,71±0,69, 60,59±13,56'dır. Gelir getiren bir işte çalıştığını belirten ve gençlik merkezinde eğitim faaliyetlerine katılanlarda Sosyal Problem Çözme Envanteri puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir. Algılanan sosyal destek ve serbest zaman tatmin düzeyi ile sosyal problem çözme becerisi arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü, zayıf ilişki saptanmıştır. Algılanan sosyal destek düzeyinde artış ve serbest zaman tatmini sosyal sorun çözme becerisine pozitif yönde katkı sağlamaktadır. Bu doğrultuda gençlerin sosyal destek ve sosyal sorun çözme becerilerinin arttırılmasına yönelik olarak güçlendirme, ekolojik, sistem yaklaşımı vb. sosyal hizmet girişimlerinin planlanması, gençlerin istihdamı arttıracak, gençleri çalışma yaşamına hazırlayacak proje ve eğitim faaliyetlerinin planlanması önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Serbest zaman aktiviteleri, serbest zaman tatmini, sosyal destek, sosyal problem, sosyal sorun çözme becerileri.

Turhan Arslan
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın sağlık çalışanlarında toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumların iş-aile yaşam çatışması ile ilişkisi

Bu çalışmada kadın sağlık çalışanlarında toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumların iş-aile-yaşam çatışması ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipteki bu çalışmaya Türkiye'de herhangi bir sağlık kuruluşunda çalışan, araştırmaya katılmayı kabul eden 542 kadın sağlık çalışanı dahil edilmiştir. Pandemi süreci nedeni ile araştırma verileri Kasım 2021- Mart 2022 tarihleri arasında Google Forms üzerinden oluşturulan Tanıtıcı Bilgi Formu, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ve İş-Aile Yaşam Çatışması Ölçeğinin yer aldığı çevrimiçi anketle toplanmıştır. Veri analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Students t, ANOVA, Mann Whitney U, Kruskall Wallis H testleri, Bonferroni ve Dunnett's T3 posthoc testleri, Pearson korelasyon analizi ve çok değişkenli doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. İstatistiksel testlerin anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumların iş-aile yaşam çatışması ile istatistiksel olarak anlamlı düzeyde, negatif yönlü zayıf, iş-aile çatışması ile pozitif yönlü, çok zayıf ve aile iş çatışması ile ise negatif yönlü, orta düzeyde ilişkisinin olduğu belirlenmiştir. Toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumların eşitlikçi yönde artışı iş-aile yaşam çatışmasında azalmayla ilişkilidir. Bu kapsamda kadın sağlık çalışanlarına yönelik endüstriyel sosyal hizmet bağlamında aile dostu politikaların hayata geçirilmesi önem arz etmektedir. Anahtar Sözcükler: İş-aile yaşam çatışması, Sağlık çalışanı, Sosyal hizmet, Toplumsal cinsiyet rolü.

Cinsiyet rolleriSağlık personeliSosyal hizmetler+2
Leylicem Seçgin
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanmış ebeveyne sahip bireylerin aile olgusuna bakışı ve eş seçim kriterleri

Boşanmış ebeveyne sahip bireylerin aile olgusuna bakışı ve eş seçim kriterlerini konu edinen bu çalışmada Osmaniye ilinde ikamet eden 20 katılımcı ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Nitel bir araştırma olarak planlanan tezde fenomenolojik desen kullanılmış olup derinlemesine görüşme/mülakat ve gözlem tekniklerinden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler tematik içerik analizi yoluyla çözümlenmiştir. Yapılan çalışma sonucunda yaşanılan aile düzeninin kişilerin aile olgusuna bakışını ve eş seçimini etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Sağlıksız iletişim teknikleri kullanılan, huzur, mutluluk ve güven olmayan, çatışmalara maruz kalınan bir aile ortamında büyüyen çocuk; aile olgusunu tanımlarken destek kavramına vurgu yapmaktadır. Çünkü boşanma sonucu yaşanılan ebeveyn eksikliği kişinin destek mekanizmasını olumsuz etkilemektedir. Ek olarak boşanmış ebeveyne sahip bireyler; aile kurmakta zorlanmakla birlikte gelecekte evlenirlerse boşanma ihtimalini daha çok düşünmektedirler. Ebeveynlerinin boşanma nedeni ise bireylerin eş seçiminde önemli bir faktör haline gelmektedir. Ayrıca aile düzeni kişinin ileride kendisini eş görme düzeyini ve ideal eş tanımlamasını da etkilemektedir. Bireylerin psikoseksüel gelişimini tamamlarken ebeveynleri ile ilişkisi de eş seçimlerini etkilemektedir. Sonuç olarak boşanmış ebeveyne sahip olmak bireylerin boşanma seçeneğini daha doğal görmelerine yol açmakta ve ayrıca eş seçimini etkilemektedir. Bu nedenle boşanmanın kuşaklararası etkisini azaltmak için sistem kuramı gereği birey-aile-toplum ilişkisi yakından takip edilmelidir.

AileBoşanmaEş seçimi
Kübra Dertli
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Geçici koruma altındaki Suriyelilerin kalıcı çözüm yollarına bakış açılarının sosyal destek mekanizmaları çerçevesinde değerlendirilmesi

Araştırma Türkiye'de yaşayan geçici koruma altındaki Suriyeli bireylerin gönüllü geri dönüş, sosyal uyum, yeniden yerleştirme olarak kategorize edilen üç kalıcı çözüm yoluna bakış açılarının sosyal destek mekanizması varlığına göre nasıl şekillendiğini araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırmaya geçici koruma altındaki 20 Suriyeli birey dahil edilmiş olup çalışma grubu olarak Bursa ili seçilmiştir. Katılımcılarla yarı yapılandırılmış mülakat gerçekleştirilerek araştırma sonucunda elde edilen veriler MASQDA 2022 nitel veri analiz programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Araştırma nitel yöntem ile gerçekleştirilmiş olup elde edilen veriler fenomenolojik desen ile yorumlanmıştır. Suriye'de başlayan iç karışıklıklar sonrası 2011 yılından bu yana güvenli yaşam alanı arayışındaki bireyler sınır komşusu olan Türkiye'ye sığınmaya devam etmektedir. Bu çalışma ile mültecilerin kalıcı çözüm yollarına bakış açılarını görmek hedeflenmiştir. Kalıcı çözüm politikaları üretirken bireylerin kendi kaderini tayin hakkının göz ardı edilmemesi önemlidir. Araştırma sonucunda geçici koruma altındaki Suriyeli bireylerin güncel koşullarda gönüllü geri dönüşü bir seçenek olarak dahi görmediği, Türkçe öğrenmiş, Türkiye'de eğitim almış ve kayıtlı iş gücü piyasasına dahil olmuş bireylerin Türkiye'de kalıcı olmak istedikleri, sosyal uyum çözüm yoluna yakın oldukları tespit edilmiştir. Türkiye'de istihdam, dil, ekonomi alanlarında problem yaşayan bireylerin ise yeniden yerleştirme çözüm yolunu tercih etme eğiliminde oldukları hatta üçüncü ülkeye geçiş amacı ile düzensiz göçü bir seçenek olarak gördükleri tespit edilmiştir.

Selin Arıkın
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yazılı basında yer alan kadına yönelik şiddet haberlerinin feminist sosyal hizmet bağlamında değerlendirilmesi

Kadına yönelik şiddet tüm dünyada çözülmesi gereken küresel problemler arasında yer almaktadır. Günümüze kadar toplumsal cinsiyet eşitliği alanında uluslararası alanda çeşitli sözleşmeler imzalanmış ve şiddeti önlemeye dair çeşitli politikalar üretilmiş olsa da kadına yönelik şiddet günümüzde devam etmekte ve modern toplumların karanlık yüzü olarak karşımıza çıkmaktır. Türk basınında kadına yönelik şiddet haberlerinin sunumunda toplumsal cinsiyet rollerini kalıplaştırmaya yönelik kullanılan dilin, şiddete maruz kalan kadının kullanılan görselinin ve suçun normalleştirilmesine yönelik ifadelerin kadın haklarını örselediği ve kadının toplumda dezavantajlı konumunu pekiştirdiği düşünülmektedir. Bu çalışmadaki amaç, kadına yönelik şiddet vakalarının yazılı basında sunuş şeklinin kadın hakları ve feminist sosyal hizmet bağlamında ele alarak kadına yönelik şiddet konusunda farkındalık oluşturmaya çalışmaktır. Çalışmanın örneklemini 2021 yılına ait tirajı en yüksek ilk onda yer alan ulusal gazeteler oluşturmaktadır. Bulgular analiz edildiğinde, şiddet haberlerinde kadınların mağdur gösterildiği ve edilgen kimliklerinin devam ettirildiği, failin saldırgan olarak gösterildiği ve etkin konumda olduğu görülmüştür. Sosyal hizmet feminist yaklaşım çerçevesinden analiz gerçekleştirildiğinde bireysel ve toplumsal fayda sağlama amacı haberlerde bulunmamıştır. Okuyucunun ilgisini çekmek ve tiraj kaygısı kadının hak ihlaline sebep olmuştur. Kadına yönelik şiddet vakalarının yazılı basında sunuluş şeklinin, eril söylem ve ayrımcı tutum içerdiği ve böylece ataerkil sistemi sürdürdüğü, kadının dezavantajlı konumunu pekiştirdiği ve eşitsiz konumunu devam ettirdiği sonucuna ulaşılmıştır.

Simge Çin Hazer
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal medya kullanımı ve asosyal davranışlar arasındaki ilişkinin sosyal hizmet perspektifinden incelenmesi

Bu çalışmanın amacı 18-55 yaş arasındaki bireylerin, sosyal medya kullanımı ve asosyal davranışları arasındaki ilişkiyi inceleyerek sosyal hizmet perspektifinden değerlendirmektir. Araştırma için derinlemesine 10 erkek 10 kadın olmak üzere toplam 20 kişiyle görüşme yapılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış 24 sorunun yer aldığı görüşme formu kullanılmıştır. Sorular araştırmacı tarafından hazırlanmış, katılımcılara sorularak cevap aranmıştır. Verilere, yüz yüze görüşme yoluyla ulaşılmıştır. Araştırmacı tarafından toplanan veriler, bir nitel veri analizi yazılımı olan Maxqda programı ile çözümlenmiş ve değerlendirilmiştir. Katılımcı grubun sorulara verdikleri cevaplar, orijinal görüşler korunarak, gerçek halini bozmadan araştırmacı tarafından kısaltılması sağlanmıştır. Sosyal medya kullanımının artması katılımcıların yüz yüze iletişimden uzaklaşarak asosyallik ile ilgili problemler yaşamalarına neden olmuştur. Sosyal medya kullanımının artması ile katılımcılarda sosyal aktivitelere katılım durumunda azalma, toplumda kendini tek başına hissetme, kendini ifade etmede eksiklik yaşama, ruhsal olarak kendini kötü hissetme ve sosyal ilişkilerinde bozulma gibi asosyallik ile ilgili problemler yaşadıkları ortaya çıkmıştır. Toplumda sosyal medya kullanımının artması, toplumdaki bireylerin iletişimin azalmasına ve ruh sağlıklarının bozulmasına neden olmaktadır. Sosyal hizmet uzmanları bireyin problem çözme kapasitesinin artırılmasında, bireylerin özgürleşmesi ve güçlendirilmesinde rol oynamaktadır. Bu doğrultuda toplumun ruh sağlığının korunmasında sosyal hizmet alanında alınacak önlemler ve yapılacak müdahalelerde birey, aile ve toplumda iyilik halinin arttırılması hedeflenmektedir.

Damla Buğa
Bandırma Onyedi Eylül University · Institute of Health Sciences
2024
00