
159
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Diyabet hastalarında psikososyal uyumun öz bakıma etkisi
Bu araştırma diyabet hastalarında psikososyal uyumun öz bakıma etkisini belirlemek amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Kasım 2022-Ocak 2023 tarihleri arasında iç hastalıkları ve endokrinoloji polikliniklerinde kriterlere uyan 230 diyabetli birey ile yürütülmüştür. Çalışmada veriler Hasta Tanıtım Formu, Hastalığa Psikososyal Uyum Öz-Bildirim Ölçeği, Diyabet Öz-Bakım Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin istatiksel değerlendirilmesinde Bağımsız Örneklem t Testi, Mann Whitney U Testi, ANOVA testi, Kruskal Wallis testi, Pearson korelasyon analizi ve Basit Doğrusal Regresyon analizi kullanılmıştır. Bireylerin hastalığa psikososyal uyum öz-bildirim ölçeği puan ortalaması 39.32±18.62 olarak saptanmış olup, hastalığa psikososyal uyumları orta düzeyde bulunmuştur. Diyabetli bireylerin en çok psikolojik baskı ve sağlık bakımına oryantasyon alanında psikososyal uyum güçlüğü yaşadığı tespit edilmiştir. Bireylerin diyabet öz bakım ölçeği puan ortalaması 87.05±11.89 olarak hesaplanmıştır. Hastalığa psikososyal uyum öz-bildirim ölçeği toplam puanı ile diyabet öz-bakım ölçeği puanı arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (r=-0.193; p<0.05). Diyabetli bireylerin hastalığa psikososyal uyum-öz bildirim ölçeği toplam puanındaki bir birim artışın diyabet özbakım ölçeği puanında 0.123 birim azalmaya neden olduğu belirlenmiştir. Hastalığa psikososyal uyum öz-bildirim ölçeği alt boyutlarından sağlık bakımına oryantasyon, mesleki çevre, psikolojik baskı alt boyut puanlarının diyabet öz bakım puanı üzerinde etkisi olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak diyabetli bireylerin hastalığa psikososyal uyum düzeyleri arttıkça öz bakım aktivitelerinin de arttığı saptanmıştır.
Ergenlerde yeme tutumu ve çocukluk çağı travması arasındaki ilişki
Bu çalışma ergenlerde yeme tutumu ve çocukluk çağı travması arasındaki ilişkinin araştırılması amacıyla tanımlayıcı ve ilişki aracı olarak yapılmıştır. Çalışmaya Niğde il merkezinde bulunan sekiz adet Anadolu liselerinde eğitim gören 438 ergen dâhil edilmiştir. Çalışmaya başlamadan önce etik kurul ve kurum izinleri, ebeveynlerinden ve ergenlerden yazılı ve sözlü onam alınmıştır. Ergenlere sosyodemografik bilgi formu ile birlikte Yeme Tutumları Testi, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği uygulanmıştır. Veriler bilgisayar ortamında değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Spearman Korelasyon ve Ki Kare testi uygulanmıştır. Araştırma verileri p< 0.05 anlamlılık düzeyi dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Ergenlerin Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği puanlarının ortalama 43,51±8,79 olduğu, cinsel istismar alt boyut puanlarının ortalama 4,63±2,12 olduğu, duygusal istismar alt boyut puanlarının ortalama 6,61±3,26 olduğu, fiziksel istismar alt boyut puanlarının ortalama 4,56±1,38 olduğu, duygusal ihmal alt boyut puanlarının ortalama 11,14±4,45 olduğu, fiziksel ihmal alt boyut puanlarının ortalama 7,32±2,06 olduğu, minimizasyon puanlarının ortalama 0,05±0,21 olduğu bulunmuştur. Cinsiyetin, akademik başarının, çalışma duurmunun, kardeş sayısının, aile ve öğretmen ilişkilerinin çocukluk çağı travmalarının yordayıcısı olduğu tespit edilmiştir. Ergenlerin Yeme Tutumu Testi puanları ile Duygusal İstismar alt boyut puanları (r:0,205; p<0,01) ve minimizasyon puanları arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. (r:0,121; p<0,05). Anahtar Kelimeler: Yeme tutumları, Çocukluk çağı travmaları, Ergen. Tez Danışmanları: Dr. Öğr. Üyesi Rahşan KOLUTEK Sayfa Adeti:103
AISI 1045 çeliğinin termoreaktif difüzyon (TRD) yöntemi ile tic kaplanabilirliğinin araştırılması
Bu tez çalışmasında, AISI 1045 (C45) imalat çeliğine, Termoreaktif Difüzyon (TRD) kaplama yöntemi kullanılarak TiC kaplama yapılmıştır. Kaplama işlemi 1000, 1050 ve 1100 oC'lik sıcaklıklarda, 1, 2 ve 3 saat bekleme sürelerinde gerçekleştirilmiştir. Kaplanacak malzemeler öncelikli olarak istenilen ebatlarda hazırlanmış ve yüzeyleri parlatılmıştır. Daha sonrasında belirlenen parametrelerde kaplama işlemi uygulanmıştır. Kaplama yapılan malzemelerin tüm yüzeylerine zımparalama işlemi yapılarak numuneler bakalite alınmıştır. Bakalite alınan numunelere parlatma ve dağlama işlemleri uygulanarak testlere hazır hale getirilmiştir. Analiz için hazır hale getirilen numuneler ışık mikroskobu, SEM, XRD ve sertlik analizlerine tabi tutulmuştur. Morfoloji incelemelerinde, 6-21 mikron aralığında kaplama kalınlığı tespit edilmiş olup oluşan kaplamanın homojenlik gösterdiği tespit edilmiştir. Kaplamanın bulunduğu yüzey bölgeden gerçekleştirilen XRD analizinde Ti kaynaklı fazlar görülmüştür. Vickers sertlik analizinde ise ana malzeme sertliği 230 HV civarı iken kaplama sonrası en yüksek sertlik 2300 HV değerlerine kadar yükselmiştir. Yapılan analizler ve değerlendirmeler sonucunda TRD tekniği ile kaplanan, AISI 1045 (C45) imalat çeliğinde en uygun TiC kaplama parametresi belirlenmiştir.
Bel ağrısı yaşayan hemşirelere uygulanan yoganın ağrı düzeyi ve fonksiyonel yetersizlikler üzerine etkisi
Bu çalışma, hemşirelerde yoganın ağrı düzeyi ve fonksiyonel yetersizlikler üzerine etkisini değerlendirmek için randomize kontrollü deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi kriterlerine uyan 91 yoğun bakım hemşiresi ile yürütülmüştür. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul onayı, kurum izinleri ve katılımcıların bilgilendirilmiş olurları alınmıştır. Çalışmanın verileri araştırmacı tarafından hazırlanan tanımlayıcı anket formu, Mcgill Melzack Ağrı Soru Formu (MASF), Oswestry Fonksiyonel Yetersizlik Skalası kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, ki-kare ve fisher exact testleri kullanılmıştır. Çalışmada p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Hemşirelerin sosyo-demografik özellikleri incelendiğinde; %89'unun kadın, yaş ortalamasının müdahale grubunda 31.13±5.29, kontrol grubunda 32.27±6.42 olduğu, %57.1'inin bekar, %96.7'sinin lisans ve üzeri okul mezunu, %52.7'sinin gelirinin giderine denk veya fazla olduğu, %72.5'inin ailesiyle birlikte yaşadığı belirlenmiştir. Hemşirelerin %84.6'sının daha önce bel ağrısına yönelik herhangi bir tedavi görmediği ve %50.5'inin egzersiz yapmadığı belirlenmiştir. Müdahale grubundaki hemşirelerin uygulama sonrası MASF ölçeğinin tüm alt boyutlarında uygulama öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı bir azalma tespit edilmiştir (p<0.001). Müdahale grubundaki hemşirelerin Oswestry Fonksiyonel Yetersizlik Skalası uygulama sonrası puan ortalamalarında anlamlı bir azalma tespit edilmiştir (p<0.001). Sonuç olarak; dört haftalık düzenli yoga uygulaması, bel ağrısı yaşayan hemşirelerde ağrının ve fonksiyonel yetersizliğin azalmasını sağlamıştır (p<0.001).
Grafların bazı cebirsel yapıları üzerine
Son yıllarda cebirsel yapıların özellikleri üzerine graf tanımlamaları, elde edilen graf türlerinin sınıflandırmaları ve özellikleri ilginç araştırma konularından biri haline gelmiştir. Dolayısıyla "Sıklıkla kullanılan cebirsel yapılardan grup veya halkanın farklı elemanları üzerine graf tanımlanabilir mi? Eğer graf yapısı elde edilirse hangi graf ailesine ait olur? Elde edilen grafların, graf parametreleri, matrisleri ve spektrumları belirlenebilir mi? Cebirsel olarak halka veya grupların alt grup, alt halka yapıları oluşurken grafların alt grafları oluşturulabilir mi? Benzer cebirsel yapıların grafları arasında da benzer yapılar oluşur mu?" sorularını doğurmuştur. Merak uyandıran bu sorular doğrultusunda bazı graf tanımlamaları yapılmıştır. Sıfır-bölen graflar, nilpotent graflar, nilradikal ve non-nilradikal graflar, total graflar ve birim graflar gibi halka üzerine tanımlı birçok graf yapısı literatüre kazandırılmıştır. Bu tez çalışmasında tam sayılar halkası üzerinde nilpotent, total ve birim grafların analog yeni graf yapıları tanımlanmış ve spektral incelemesi yapılmıştır. 2. bölümde graf parametreleri ve halka parametreleri ile ilgili temel tanım ve kavramlar derlenmiştir. 3. bölümde sıfır-bölen, nilpotent, nilradikal, non-nilradikal, total ve birim graf yapısı ve bu grafların bazı sınıflandırmalarına dair literatürde yer alan bilgiler verilmiştir. 4. bölümde ise tam sayılar halkası üzerinde inşa edilen nilpotent, total ve birim grafların analog graf yapıları ve spektral özellikleri ile ilgili sonuçlar elde edilmiştir.
Malacostraca (Crustacea) sınıfının su çerçeve direktifine uygun olarak izleme çalışmalarında kullanılması ve ekolojik yönden değerlendirilmesi: Ceyhan ve seyhan havzaları örneği
Bu çalışma 2014-2019 yılları arasında Ceyhan ve Seyhan havzalarından belirlenen 72 istasyondan ilkbahar, yaz ve sonbahar mevsimlerinden birer kez olacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Tez çalışmasında 16.669 birey incelenmiş olup Malacostraca sınıfına ait üç takım (Amphipoda, Decapoda ve Isopoda), altı familya (Asellidae, Athyidae, Gammaridae, Niphargidae, Paleomonidae ve Potamidae) ve yedi cinse mensup 18 tür tespit edilmiştir. Ceyhan Havzasında tespit edilen türler içerisinde 8.345 birey ile en baskın tür Gammarus pseudanatoliensis iken Seyhan havzasında ise 2.039 birey ile en baskın tür Gammarus goedmakersae olarak belirlenmiştir. Çalışma kapsamında Ceyhan Havzasından tespit edilen 13 türden beşi (Gammarus lacustris, G. effultus, G. agrarius, Echinogammarus ischnus ve Potamon ibericum) Seyhan Havzasında ise 10 türden dördü (Gammarus mladeni, G. pseudanatoliensis, Potamon potamios ve Echinogammarus ischnus) ilgili havzalar için yeni kayıt niteliği taşımaktadır. Fizikokimyasal parametrelerin Yüzeysel Su Kalitesi Yönetimi Yönetmeliğine göre değerlendirilmesi sonucunda; Ceyhan Havzasında üç istasyon orta derecede kirlenmiş su kalitesinde (III. sınıf), 15 istasyon az kirlenmiş su (II. sınıf) ve 31 istasyon ise yüksek kaliteli su (I. kalite) sınıfında tespit edilmiştir. Seyhan Havzasında ise 12 istasyon az kirlenmiş su (II. sınıf), 11 istasyon ise yüksek kaliteli su (I. sınıf) sınıfında olduğu belirlenmiştir. Biyotik indeksleri kullanarak yapılan havzalar için genel değerlendirme sonucunda Ceyhan Havzasında sekiz istasyon, Seyhan Havzasında ise iki istasyon kirlenmiş ya da kirlilik etkisi altında olarak gözlemlenirken diğer istasyonlar ise nispeten kirlilik baskısından uzak iyi kalitede (orta, iyi, yüksek kalite) olduğu belirlenmiştir.
Genelleştirilmiş fark interval matrisi tanımı ve bazı interval matris hesaplamaları
Bu tez dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, interval sayılara neden ihtiyaç duyulduğu ve ortaya çıkışı ile ilgili açıklamalar verilmiştir. İkinci bölümde, interval sayılarla ilgili yapılan çalışmalar ve tezimizde ihtiyaç duyulan temel tanım ve teoremlere yer verilmiştir. Ek olarak klasik anlamdaki küme teorisi ve interval sayıların aritmetiği anlatılmıştır. Ayrıca bu bölümde; interval sayılar kullanılarak interval matris işlemlerinin nasıl yapılabileceği verilmiştir. Bir interval matrisin kofaktörünü bulma işlemleri, bir interval matrisin transpozunu hesaplamak, onun ek matrisini bulmak ve bir interval matrisin tersini hesaplama uyarlamalarına yer verilmiştir. Ayrıca 2×2 tipindeki matrislerin tersini bulma işleminin interval matrislere uyarlaması verilmiştir. Üçüncü bölümde, genelleştirilmiş fark interval matris çalışmalarına yer verilmiştir. Genelleştirilmiş fark interval matrisleri ve genelleştirilmiş fark interval matrislerin bazı dizi uzayları tanımlanmıştır. Üstelik, sonsuz boyutlu genelleştirilmiş fark interval matrisinin tanımı yapılmıştır. Ayrıca genelleştirilmiş fark interval dizi uzayları üzerine bir izomorfizm inşa edilmiştir. Son olarak dördüncü bölümde ise sonuçlar ve öneriler verilmiştir.
Farmasötik ve biyolojik örneklerde antipsikotik ilaç haloperidolün tayini için sonokimyasal yaklaşımla yeni bir elektrokimyasal sensörün tasarlanması
Haloperidol (Hlp), şizofreni ve akut psikotik durumların tedavilerinde kullanılan en yaygın antipsikotik ilaçlardan biridir. Hlp tespiti için hibrit materyallerin kullanıldığı elektrokimyasal sensörlere dayanan minyatür sensörler sürekli izleme sağlayamazlar ve çeşitli pratik sınırlamalar getirirler. Biyolojik numunelerde kanıtlanan yüksek seçicilik ve hassasiyetin yanı sıra, düşük tespit limiti hala zordur. Bu çalışmada, Hlp'ün elektrokimyasal tayini için uygun bir sonokimyasal yolla bentonit (BNT) üzerine holmiyum (III) oksit nanopartiküllerin (Ho2O3NPs) dekore edilmesiyle bir nanokompozit (Ho2O3NPs/BNT) sentezlendi. Ho2O3NPs/BNT nanokompozitin oluşumu ve özellikleri doğrulandıktan sonra camsı karbon elektrot bu nanokompozit ile modifiye edildi. Yalın ve diğer modifiye elektrotlar ile kıyaslandığında Ho2O3NPs/BNT modifiye elektrot, pH 8,0 fosfat tampon çözeltisinde (PBS) Hlp tespitine yönelik üstün bir elektrokimyasal performans sergiledi. Önerilen elektrokimyasal sensör (Ho2O3NPs/BNT/GCE), kare dalga voltametri ölçümleri ile geniş bir lineer aralık (0,01µM–24µM), düşük algılama sınırı (2,4 nM) ve yüksek hassasiyet (0,01μM–24,0μM) sergiledi. Ayrıca önerilen yenilikçi elektrokimyasal sensör, tekrarlanabilirlik, seçicilik, stabilite açısından klinik gereksinimi karşıladı. Biyolojik numunelere bilinen miktarlarda Hlp eklenerek geri kazanım deneyleri de yapıldı. Standart ekleme yönteminin kullanıldığı geri kazanım oranları %96,56−102,26 aralığında hesaplandı. Sonuçlar, bu numunelerde Hlp'ü tayin etmek için yöntem fizibilitesini gösterdi ve sonokimyasal yolla Ho2O3NPs/BNT nanokompozitinin en uygun sinerjik etkide başarı ile sentezlendiğini doğruladı.
Farklı oranlarda bor ilave edilmiş yüksek manganlı çeliklerin ısıl işlemi ve karakterizasyonu
Bu çalışmada, daha önce üretilen farklı bor katkılı (11ppm, 53 ppm ve 374 ppm bor katkılı) yüksek manganlı çelikler tedarik edilerek kesme işleminden sonra farklı sıcaklıklarda ısıl işleme tabi tutulmuştur. Uygulanan ısıl işlem sıcaklıklarının numunelerin mikroyapısal ve mekanik özelliklerine etkileri incelenmiştir. Açık hava ortamında döküm yapılarak üretilmiş bor katkılı yüksek manganlı çelik numunelere 900, 1000 ve 1100oC sıcaklıklarda ısıl işleme tabi tutulmuştur. Isıl işlem yapılan ve yapılmayan numunelerin optik mikroskop ve taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizi ile mikroyapı incelemeleri gerçekleştirilmiş ve tane sınırlarında dendritik yapıda sementit çökeltilerinin varlığı tespit edilmiştir. Isıl işlem sıcaklığının artmasıyla karbür çökeltilerinin dendritik yapıdan küresel forma dönüştüğü anlaşılmıştır. X-ışını difraktrometre analizi (XRD) ile elde edilen verilere göre ısıl işlem uygulanan ve uygulanmayan numunelerde östenitik faz yapısının martenzit ve martenzit faz yapılarına dönüştüğü gözlenmiştir. SEM analizi, EDS analizi, optik mikroskop analizi ve XRD analizinden elde edilen verilerin birbiri ile tutarlı olduğu görülmektedir. Optik mikroskopta görülen köşegenli yapıların EDS analizi sonucunda TiN çökeltilerinin olduğu gözlenmiştir. SEM ile elde edilen mikroyapı görüntülerde görülen siyah çökeltilerin EDS analizi ile elde edilen verilere göre AlN çökeltilerinin olduğu düşünülmektedir. Isıl işlemli ve ısıl işlemsiz numunelerin sertlik değerleri ölçülerek farklı bor katkılı yüksek manganlı çeliklere uygulanan ısıl işlem sıcaklıklarına bağlı olarak mekanik özelliklerindeki değişimler gözlenmiştir. Ancak numunelere uygulanan ısıl işlem sıcaklığına bağlı olarak sertlikte önemli bir değişim gerçekleşmediği belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar literatürle karşılaştırılarak tartışılmıştır
Rüzgar türbini güç eğrileri için etkin aykırı değer tespiti
Enerji, toplumların refah düzeyinin artmasında önemli bir faktördür. Enerji üretiminde yaygın olarak kullanılan fosil yakıtlar her geçen gün azalmaktadır. Bu durum, gelecekte fosil yakıt rezervlerinin tükeneceğini göstermekte olup, yenilenebilir enerji kullanımının artmasına yol açmaktadır. Rüzgâr enerjisi, yenilenebilir bir enerji kaynağıdır. Orta ve uzun vadeli kullanım istikrarı ve düşük çevresel etkisi nedeniyle çoğu coğrafi alanda öne çıkmaktadır. Rüzgâr türbini güç eğrileri, rüzgâr enerji değerlendirmesi, şebeke planlaması ve sorun giderme için oldukça önemlidir. Bununla birlikte, güç eğrilerinde bulunan anormal verilerin, güç çıkışını doğru bir şekilde modellemek için temizlenmesi gerekir. Bu tez çalışmasında, öncelikle, bulanık c-ortalamalar algoritması kullanılarak hem ham güç eğrileri birden fazla kümeye bölümlenmiş hem de mevcut veri noktalarının birden fazla kümeye ait olma durumları değerlendirilmiştir. Bu sayede, anormal veriler daha kapsamlı analiz edilmiştir. Sonrasında, kümelenmiş ham güç eğrileri için Mahalanobis uzaklıkları hesaplanarak hem anormal veriler çok değişkenli olarak değerlendirilmiş hem de mevcut veri noktaları anormallik düzeyine göre renklendirilmiştir. Bu sayede, anormal veriler daha etkin temizlenmiştir. Ayrıca, 12 ay süresince 10 dakika aralıklarla toplanan ve mevsimsel etkileri içeren veri setlerinden yararlanılmıştır. Sonuç olarak, uygulanan anormal veri tespit yaklaşımı, rüzgâr türbini güç eğrileri için güvenilir ve verimli sonuçlar sağlamıştır.