
61
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Ütopya ve distopyalarda din ve Tanrı tasavvuru
Düşünce tarihinde ütopya ve distopyalar hala önemli bir yere sahiptir. Ütopyalarda yaşanılan toplumun sosyal, siyasi ve kültürel sıkıntılarından kurtulmak umuduyla daha ideal bir devlet kurgulanmaktadır. Bu ideal devlet kurgusu yeryüzünde bir cennet tasviri gibidir. Çünkü eserlerde kurgulanan karakterler mutlu ve hayatından memnun bir yaşam sürmektedir. Buna karşın distopyalarda ise kötü bir yönetime sahip devlet anlayışı vardır. Bu tür eserlerde iktidar yönettiği halkı her şeyiyle kontrol altına almak istemektedir. Distopyalardaki hikâye ana karakterlerin algısal tecrübeleriyle kurgulanmaktadır. Bu çalışmada, ideal bir devlet daha temelde ideal bir yaşamın kurgulandığı ütopya ile her şeyin kontrol altına alınmış bir şekilde kurgulandığı distopyalardaki din ve Tanrı tasavvuru incelenmiştir. Tasavvur doğrudan algıyla ilişki olduğundan felsefe alanında yer alan özne-nesne ayrımındaki algısal ilişkiye yer vermek gerekli görülmüştür. Konu, düşünce tarihinde yer alan tüm ütopya ve distopyalar bağlamında değil kurgusu ve tasavvurlarıyla tarihte önemli yer edinen eserler temelinde işlenmiştir. Bu eserlerdeki karakterlerin öncelikle algısal durumları ele alınmıştır. Sonra bu karakterlerin din ve Tanrı tasavvuru hakkındaki tecrübeleri ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiştir.
Yeni Ateizm'de ahlâkın kaynağı sorunu
Düşünce tarihinin en önemli konularından olan din-ahlâk ilişkisi güncelliğini halen korumaktadır. Varoluşun kaynağını Tanrı'ya dayandıranlar açısından, ahlâkın kaynağını Tanrısal buyruklar oluştururken Tanrı inancını temel almayan yaklaşımlarda ahlâkın temelini akıl, duygu ve sezgi oluşturmuştur. Yeni Ateizm düşüncesi de Tanrı'nın yadsınması anlamında günümüzün modern ateizm anlayışıdır. Bu anlayış varoluşun kaynağını Darwinci evrim teorisine dayandırmış, ahlâkın kaynağını da Tanrısal inançtan uzak bir yaklaşımla ele almıştır. Bu çalışma, düşünce tarihinde din-ahlâk ilişkisi etrafında şekillenen tartışmaları din felsefesi bağlamında ele almış, özellikle ana konumuzu oluşturan "Dört Atlı" olarak ünlenmiş Yeni Ateist düşünürlerin ahlâkın kaynağı hakkındaki fikirlerine yoğunlaşmıştır.
Bir zanaat olarak 4-6 yaş Kur'an kursu öğreticiliği
Bu çalışmanın konusu 4-6 yaş Kur'an kursu öğreticilerinin bir zanaat olarak mesleki icraları ve bu mesleki icralarına yönelik aldıkları eğitimlerdir. Buradan hareketle çalışmamızın amacı ilahiyat fakültelerinden mezun olup Kur'an kursu öğreticiliğine atanan kişilerin mesleki deneyimleri ve bunları nasıl anlamlandırdıklarını değerlendirmektir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden birisi olan fenomenolojik desen kullanılmıştır. Amaçlı örneklem çeşitlerinden kartopu ve ölçüt örneklem uygulanmıştır. Araştırmanın çalışma grubu 11 farklı ilde görev yapan 27 Kur'an kursu öğreticisidir. Görüşmede katılımcılara yöneltilen sorular neticesinde iki tema ortaya çıkmıştır. Bu temalar eğitim ve performans şeklinde ele alınmıştır. Eğitim teması kurumsal (ilahiyat) ve bireysel eğitim kategorisi şeklinde ayrılmıştır. Kurumsal eğitim (ilahiyat eğitimi), mesafe, hasret, körelme, verimsiz (eksiklik) olarak alt kodlarla ele alınmıştır. Bireysel eğitim sertifika, seminerler ve bireysel çaba olarak değerlendirilmiştir. Performans teması ise performansla ilgili sınıf içi maddi unsurlar, manevi unsurlar, sınıf dışı unsurlar ve öğreticilere göre performans icrasına katkı sağlayan nitelikler şeklinde ele alınmıştır. Performansla ilgili sınıf içi maddi unsurlar pedagojik yeterlilik ve alt kodları, tecrübe ve yetenek kodları şeklinde yorumlanmıştır. Performansla ilgili sınıf içi manevi unsurlar yakınlık, geleceği inşa, duygusal annelik, hayat tarzı, tatmin ve coşku alt kodlarıyla ifade edilmiştir. Performansla ilgili sınıf dışı unsurlar velilerle ilişki ve alt kodları, ekonomi, kariyer ve kurumsal ilişki olarak yorumlanmıştır. Öğreticilere göre performans icrasına katkı sağlayan nitelikler güç, fedakârlık, ilgi, bakım, sabır, yenilenebilirlik şeklinde ele alınmıştır. Öğreticilerin ilahiyat eğitimleriyle kurdukları bağın mesleklerini değerlendirme ve icra etmelerinde farklı bir çerçeveden bakmalarına sebep olduğu görülmüştür. Bu çerçevede çalışmanın sonuç bölümünde bazı önerilere yer verilmiştir.
Beyzâvî tefsirinde Müşkilü'l-Kur'an
Çalışmamız Beyzâvî tefsirinde müşkilü'l-Kur'ân'dır. Bu çalışma da Beyzâvî'nin müşkil âyetlere yaklaşımı ele alınmaktadır. Zira günümüzde çokça okutulan tefsirinde müşkilü'l-Kur'an ilmini ele alışı merak uyandırmaktadır. Burada konumuz, lafızla ilgili müşkiller olmayıp, âyetler arası işkâl problemidir. Çalışmamız giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan meydana gelmektedir. Giriş bölümü araştırmanın konusu, kapsamı, önemi, amacı, yöntemi ve kaynaklarını kapsamaktadır. Birinci bölümün ilk kısmında Beyzâvî'nin hayatı, ilmi kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmektedir. Birçok tarihi kitaptan faydalanılmaktadır. Birinci bölümün ikinci kısmında ise müşkilü'l-Kur'ân ilminin lügat ve ıstılah anlamları, müşkil ile benzerliği olan kavramlar, bu ilmin doğuşu ve tarihi seyri, işkâlin sebep ve çözümleri ve bu alanda yapılan çalışmalar incelenmektedir. Bu kısımda ilk dönem gramer kitaplarının yanında ulumu'l-Kur'ân eserlerinden de istifade edilmiştir. İkinci bölümde ise tezin asıl konusu olan Beyzâvî Tefsirinde Müşkilü'l-Kur'ân meselesi ele alınmakta, bu konuda Beyzâvî'nin müşkil âyetlere yaklaşımı tespit edilmektedir. Bu bölüm ise üç kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda Allah'ın zat, sıfat ve fiilleri ile ilgili müşkil âyetler ele alınmıştır. İkinci kısımda ise insanın zat, sıfat ve fiileri ile ilgili olan müşkil âyetler incelenmiştir. Son kısımda ise gaybî meseleler ile ilgili müşkil âyetler çalışılmıştır. Araştırmamızın asıl konusu için klasik ve çağdaş birçok eser incelenmekte, akademik çalışmalara başvurulmaktadır. Sonuç olarak bu çalışmada Beyzâvî'nin hangi âyet gruplarını müşkil olarak değerlendirdiği tespit edilmekte ve bunların çözümüne dair yöntemi hakkında bilgi verilmektedir.
Yapay zekâ kaygısı, yabancılaşma ve dindarlık ilşikisi
Bu çalışmanın konusu, yapay zekâ kaygısı, yabancılaşma ve dindarlık arasında ilişkinin tespit edilmesidir. Yine sosyo-demografik değişkenler ile yapay zekâ kaygısı ve yabancılaşma düzeyi arasındaki ilişkiler de araştırmanın konusudur. Dindarlık düzeyinin yapay zekâ kaygısı ile ilişkisi ve bu ilişkinin etki düzeylerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Aynı şekilde dindarlığın yabancılaşma üzerindeki etki düzeyleri de incelenmiştir. Bu amaca yönelik olarak modern hayatın sonuçlarından olan yapay zekâ kaygısı ve yabancılaşma olgularının bilimsel yöntemlerle araştırılması, dindarlığın bu iki olgu üzerindeki etkisinin ortaya çıkarılması ve anlamlandırılmasına yönelik ölçeklerle hedefe gidilmeye çalışılmıştır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel (korelasyonel) tarama modeline göre tasarlanan araştırmanın çalışma grubu, 426'sı erkek ve 439'u kadın olmak üzere 865 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada, "Demografik Bilgi Anketi" ile birlikte, "Yapay Zekâ Kaygısı Ölçeği", "Sosyal Yabancılaşma Ölçeği" ve "Dini Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Sosyodemografik değişkenlerden medeni durum, cinsiyet, eğitim, ekonomik durum ve yaşadığı yerin yapay zekâ kaygısı üzerinde etkili oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Sosyodemografik değişkenlerden sadece yaş ve yaşadığı yerin yabancılaşma üzerinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan korelasyon analizinde, dindarlığın hem yapay zekâ kaygısı hem de yabancılaşma ile pozitif yönlü anlamlı ilişkileri olduğu ortaya çıkmıştır. Son olarak yapay zekâ kaygısı ve yabancılaşma arasındaki ilişkinin incelendiği analizde de tüm boyutlar arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki tespit edilmiştir.
Ahmed b. Zeynelâbidîn es-Sıddîkî'nin "Husnü'l-vaṣfi fî sûreti's-Ṣaff" adlı eserinin tahkik ve tahlili
Ahmed b. Zeynelâbidîn (ö. 1048/1638), 17. yüzyılda Kahire'de yaşamış son dönem Osmanlı âlimlerindendir. Hz. Ebû Bekir (r.a.)'ın soyundan olması sebebiyle el-Bekrî ve es-Sıddîkî nispeleriyle de bilinen Ahmed b. Zeynelâbidîn başta tefsir, tasavvuf, edebiyat ve şiir olmak üzere birçok ilme vâkıf çok yönlü bir kişiliğe sahiptir. Yaşadığı dönemde Kahire'nin en önde gelen hocalarından biri haline gelmiş ve el-Ezher Camii'nde ders veren önemli âlimlerden biri olmuştur. İslâmî ilimlerin faklı alanlarında birçok eser telif eden Ahmed b. Zeynelâbidîn, Husnü'l-vasfi fî sûreti's-Ṣaff adlı Saff suresi tefsirini, İslam askerlerini gaza ve cihada teşvik etmek için yazdığını ve Arapça bilmeyenlerin faydalanabilmesi için de Türkçe'ye (Osmanlıca'ya) tercüme ettiğini ifade etmiş ve bu eserini dönemin padişahı IV. Murat Han'a hediye etmiştir. Çalışmamızda bahsi geçen eserin tahkik ve tahlili yapılmıştır. Çalışmamızın ilk bölümünde, Ahmed b. Zeynelâbidîn'in hayatı ve eserleri ele alınmıştır. İkinci bölümde ise söz konusu eser hakkında genel bilgiler verilerek örneklerle birlikte tahlil edilmiş, transkript ve tahric usûlü hakkındaki malumattan sonra tahkik bölümüyle çalışmamız tamamlanmıştır.
Dücane Cündioğlu'na göre din ve felsefe ilişkisi
Düşünce tarihine bakıldığında felsefi hareketlerin birbirleriyle etkileşim içerisinde olduğu görülmektedir. Her yeni düşünce kendinden önceki düşüncelerden etkilendiği gibi kendinden sonra gelen düşünceleri de etkilemiştir. Devamlı olarak yeni fikirlerin ortaya çıktığı din felsefesi alanında söz sahibi birçok düşünür vardır. Her filozofun ortaya attığı fikirler zaman zaman tartışmalara sebep olsa da bakış açılarında genişleme, yeni fikirlere yeni yorumlar getirmede de etkili olmuştur.Felsefe klasik döneminde, modernleşme sürecinde ve günümüzde filozofun kişiliklerinin ve fikirlerinin tanınmasına yol açmıştır. Bu çalışmada felsefi, tasavvufi, bilimsel düşünceleri ile gündeme gelen Dücane Cündioğlu'nun felsefeye katkılarını, din ve felsefe ilişkisini geniş bir yelpazede incelenmiştir. Çalışmamız üç bölümden oluşmuştur. Giriş bölümünde, Dücane Cündioğlu'nun felsefi arka planını oluşturan hayatı, şahsiyeti, kullandığı yöntem, eserleri ve felsefi metodolojisi incelenmiştir. Birinci bölümde, felsefi düşüncesi ve kendisine yöneltilen eleştiriler ele alınmıştır. Son bölümde ise onun dine, tasavvufa ve ibadetlere yüklediği anlamlar değerlendirilerek felsefi ve dini görüşleri bir bütün olarak karşılaştırılmıştır.
El-Hidâye eserinde aile hukuku ile alakalı zikredilen hadislerin Hanefî fıkhı perspektifinden analizi
Hanefî mezhebinin hadis rivayetlerine yaklaşımıyla ehl-i hadîs ekolünün yaklaşımı büyük farklılıklar içermektedir. Hanefîlerin hadis rivayetlerini kabul hususundaki hassasiyetleri furû-ı fıkıh hükümlerine doğrudan etki etmiştir. Hz. Peygamber'den rivayet edilen hadislerden hangileriyle amel edileceği, rivayetlerin ne şartlarla kabul edileceği, hadis rivayetleri ile Kur'ân ayetlerinin birbirleriyle ilişkisi gibi konularda ihtilaflar meydana geldiği gibi rivayetlerin nasıl anlaşılması gerektiği, Hz. Peygamber'in neyi kastettiği gibi mana yönüyle de mezhepler arası ihtilafların olduğu görülmektedir. Bu çalışmada el-Hidâye eserinin aile hukuku ile alakalı hadisleri incelenmiş, mezheplerin bu hadislere yaklaşımına dair bir inceleme ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu sayede furûʿ hükümler açısından bir araştırma yapılmış olmakla birlikte, hadislerin usûl açısından tahlili yapılmaya çalışılmıştır. Ayrıca usûl-furûʿ tutarlılığı, müctehitlerin fıkıh faaliyetlerinin fikrî arka planı ve mezheplerin hadis rivayetlerine yaklaşımları başta olmak üzere usûle dair bazı görüşleri de ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çalışmanın konusu yalnızca mezheplerin hadis usûl ve metodolojisi değildir. Fıkhî anlamda farklı açılardan incelemeler yapılmıştır. Araştırmaya konu olan hadis rivayetleri iki bölümde ele alınmıştır. İlk bölümde nikâh, ikinci bölümde ise talâk ile ilgili hadisler hakkında araştırmalar yapılmıştır. Hadis rivayetlerinin tahrîci yapıldıktan sonra sırasıyla furûʿ ve usûl incelemeleri ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Yahudilik'te aile ve kadın
Yahudilik, günümüzde yaklaşık 16 milyon mensubu olan bir dindir. Dünyanın dört bir yanında mensubu bulunması, onların farklı kültür ve medeniyetlerden etkilenmesine neden olmuştur. Asırlar boyunca sürgün hayatı yaşamaları onların pek çok toplum ile etkileşime geçtiğini göstermektedir. Dönemin insanları ile sürekli bir çatışma içerisinde olmuşlardır. Karakterleri, ideolojileri ve aile yaşantıları farklı olan milletlerle hayatlarını sürdürmek zorunda kalmışlar. Tevrat ve Talmud'da belirtildiği şekilde yaşamaya ne kadar çok gayret etseler de toplumların kültürlerinden etkilenmiş aynı zamanda da etkilemişlerdir. Neticede bu toplumsal beraberlik Halaka'da belirtilmiş olan bazı dini kuralları ve uygulamaları teorikte değiştirmese bile pratikte, mezhepler arasında bazı farklılıkların meydana gelmesine neden olmuştur. Bu farklılıklardan birisi de Yahudilikteki aile yaşantısıdır. Tanah'ta erkek ve kadının aile içi görev ve sorumlulukları belirtilmiştir. Neslin devamı Yahudilikte çok önemli bir yere sahip olduğu için her iki cinsiyetten bunun bilincinde olmaları beklenir. Nitekim kadın, ailenin yapı taşıdır. Bir bireyi çocukluğundan itibaren terbiye eden ve topluma yararlı hale getiren yine odur. Lakin bazı din ve toplumlarda kadının bu durumu farklılık göstermektedir. Yahudilikte de kadın, erkeğin egemenliği altında hayatını sürdürmektedir. Dolayısıyla kadın birçok yönden erkeğe göre daha alt sınıfta değerlendirilmiş ve yaptırımlara maruz kalmıştır. İbadet, neslin devamı, şahitlik, miras gibi birçok alanda erkeğin hakimiyeti söz konusudur. Kadının bu durumu yenilikçi hareketlerin de etkisiyle beraber modern hayatta bazı değişikliklere uğramıştır.
Önyargı, merhamet ve dindarlık ilişkisi
Bu çalışmanın temel amacı önyargı, dindarlık ve merhamet arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu temel amacın yanı sıra demografik değişkenler ile önyargı ve merhamet arasındaki farklılaşmaların da incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline göre tasarlanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Demografik Bilgi Anketi" ile birlikte "Önyargı Ölçeği", "Merhamet Ölçeği" ve "Dini Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi 130'u erkek ve 370'i kadın olmak üzere toplam 500 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmada veriler SPSS 20.00 versiyonu ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde t-Test, ANOVA, korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen regresyon analizi neticesinde dindarlık ile önyargı arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki, dindarlık ile merhamet arasında da pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Ancak önyargı ile merhamet arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir.