
41
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
12-18 yaş arası obez adölesan kızlarda pilates egzersizlerinin metabolik kontrol, yürüme, denge ve fiziksel parametreler üzerine etkisi
daha sonra doldurulacaktır
Denizli il merkezinde 6-12 ay bebeği olan annelerin emzirme ve tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgi düzeyleri ve uygulamaları
Amaç: Çalışmamızda, Denizli il merkezinde 6-12 aylık bebeği olan annelerin emzirme ve tamamlayıcı beslenme konusundaki bilgi düzeyleri, tutumları ve uygulamalarını belirlemek; bu uygulamaları etkileyen faktörleri değerlendirmek amaçlanmıştır. Ayrıca, Bebek ve Çocuk Beslenme İndeksi (BÇBİ) puanına bebek beslenmesi uygulamalarının etkileri incelenmiştir. Yöntem: Çalışma kesitsel tiptedir ve Denizli'nin 3 aile sağlığı merkezinde (ASM) 6-12 aylık bebeği olan anneler ve bebekleri üzerinde yapılmıştır. Araştırma verileri annelerle telefon görüşmesi yapılarak toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda yapılandırılmış 60 sorudan oluşan "Katılımcı Anket Formu" kullanılmıştır. Katılımcı anket formu; annelere ait tanımlayıcı özellikler, bebeklere ait tanımlayıcı özellikler, annelerin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgileri, annelerin tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgi durumları ve uygulamaları olmak üzere 4 bölümden oluşmaktadır. Anket formu son bölümde annelere Bebek ve Çocuk Beslenme İndeksi de içermektedir. BÇBİ değerleri; ≤7 puan olanlar "düşük", 8-9 puan olanlar "orta", ve ≥10 puan olanlar "yüksek" olarak değerlendirilmiştir. Bebeklerin antropometrik ölçümleri ASM'lerde görevli ebe ve hemşireler tarafından yapılmıştır. Sonuçlar SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 217 bebek alınmıştır. Çalışamaya dahil edilen bebeklerin 113 (%52,1) erkektir. Annelerin %51,2'i üniversite mezunudur. Araştırmaya katılan 217 annenin büyük çoğunluğu (%99,08) bebeklerini bir kere emzirdiklerini belirtmiştir. Emzirme sürecine ilişkin olarak, annelerin %83,87'si bebeklerini doğumdan sonraki ilk yarım saat ile 1 saat içinde emzirdiklerini ifade etmiştir. Bununla birlikte, annelerin %15,67'si bebeklerini emzirmeden önce herhangi bir besin veya su verdiklerini belirtmiştir. Annelerin ortalama 3,38 ay boyunca sadece anne sütü verdikleri görülmüştür. Beş anneden biri bebeklerini 6 ay sadece anne sütü ile beslemektedir. Annelerin tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanı ortalama 5,39 ay (SS = 0,86), katı ve pütürlü gıdaya başlama zamanı ortalama 7,18 ay (SS = 1,13) olarak bulunmuştur. İlk 6 sadece anne sütü ile beslenmeyi biberon kullanımının olumsuz etkilediği bulunmuştur (p=0,029). Annenin eğitim durumu (p=0,020) ve aile tipi (p=0,019) emzirme durumu ile anlamlı şekilde ilişkili bulunmuştur. Üniversite mezunu annelerde emzirme devam etme oranı daha yüksektir. Emzirmeyi bırakan annelerde formül süt, biberon ve emzik kullanımı daha yüksek bulunmuştur. Ek gıdaya başlama zamanı ile gelir durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuş geliri durumu düşük olan annelerin gelir durumu orta olan annelere kıyasla tamamlayıcı beslenmeye daha geç başladıkları belirlenmiştir. Çalışmamızda bebeklerin BÇBİ puanı ortalaması 9.49 ± 1,7 bulunmuş olup %13,4'ü düşük, %28,6'sı orta ve %58,1'i ise yüksek beslenme indeks puanına sahip bulunmuştur. Annenin medeni hali; ilk 6 ay sadece anne sütü verme; emzik, biberon ve mama kullanımı BÇBİ puanını etkilemektedir. Tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgi alma durumunun da BÇBİ'ne olumlu etki ettiği bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışma, Denizli'de 6-12 aylık bebeği olan annelerin emzirme ve tamamlayıcı beslenme bilgi, tutum ve uygulamalarını incelemiş, emzirme sürecinde sağlık kuruluşlarının politikalarının etkili olduğunu ortaya koymuştur. İlk 6 ay sadece anne sütü ile beslenme oranlarının düşük olduğu, eğitim ve destek programlarına ihtiyaç bulunduğu belirlenmiştir. Biberon kullanımı emzirmeyi olumsuz etkilerken, eğitim düzeyi yüksek annelerin emzirmeye devam etme oranları daha yüksektir. Gelir durumu ve bilgi alma düzeyi, tamamlayıcı beslenme zamanlaması ve beslenme alışkanlıklarını etkilemektedir. Anne sütü verme süresinin uzatılması ve tamamlayıcı beslenmenin zamanında başlanmasının beslenme kalitesini olumlu etkilediği sonucuna varılmıştır. Bu bulgular doğrultusunda, anne sütü ile beslenmenin teşvik edilmesi, dezavantajlı gruplara yönelik hedeflenmiş eğitim ve destek programlarının yaygınlaştırılması ve sağlık profesyonelleri tarafından kapsamlı rehberlik sağlanması önerilmektedir.
İlkokul çağındaki yabancı uyruklu öğrencilerin beslenme bilgisi ile büyüme durumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada göç ile birlikte Türkiye'ye yerleşen yabancı uyruklu çocukların beslenme bilgisi ile büyüme durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışma kesitsel analitik tiptedir ve Antalya ili Kepez, Muratpaşa, Konyaaltı, Döşemealtı ilçelerinde yer alan 9 ilkokulda 3. ve 4. sınıfa devam eden yabancı uyruklu çocuklarda yapılmıştır. Araştırmada veriler "Antropometrik Ölçümler" ve "Sosyodemografik Bilgiler" ile "Çocuklarda Beslenme Bilgisi Anketi" olarak iki bölümden oluşan anket yoluyla araştırmacı gözetiminde toplanmıştır. Katılımcıların antropometrik ölçümleri araştırmacı tarafından yapılmıştır, elde edilen ölçümler sonucunda beden kütle indeksi (BKİ) hesaplanmıştır. Ölçümlerin değerlendirilmesinde Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) yaşa ve cinsiyete göre z-skorlarına dayalı büyüme standartları temel alınmıştır. Sonuçlar SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Tüm istatistiklerde anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Bu çalışmaya 222 yabancı uyruklu çocuk katılmıştır. Katılımcıların %49,1'i kız, %50,9'u ise erkektir. Öğrencilerin yaş ortalaması 9,80±0,79 yıl olarak hesaplanmıştır. Çocukların %95,0'ı normal boydadır; %1,4'ünün aşırı zayıf, %2,3'ünün zayıf, %11,7'sinin fazla kilolu ve %9,5'inin obez olduğu belirlenmiştir. Annelerin eğitim düzeylerine bakıldığında, %38,3'ünün yüksekokul, %25,2'sinin lise mezunu olduğu görülmüştür. Benzer şekilde, babaların %37,8'i yüksekokul ve %28,4'ü lise mezunudur. Okuryazar olmayan oranı annelerde %12,6 iken, babalarda bu oran %5,9'dur. Anne ve baba eğitim düzeyi ile çocukların beden kitle indeksi (BKİ) grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p=0,026, p=0,020). Öğrencilerin beslenme bilgi puanı ortalaması 21,55±5,05 olarak bulunmuş; ancak beslenme bilgi puanı ile BKİ grupları arasında anlamlı bir ilişki belirlenememiştir (p=0,949). Beslenme bilgisi ile anne, baba eğitim düzeyi, çocuk sayısı, ailedeki birey sayısı ve konuşulan diller açısından anlamlı farklılık bulunmuştur. Sonuç: Yabancı uyruklu çocukların sağlıklı büyüme ve gelişimini desteklemek için ebeveyn eğitim düzeyinin dikkate alınması, beslenme eğitimleri, aile katılımını içeren toplum temelli müdahaleler ve düzenli izlemelerin birlikte yürütülmesi önemlidir; ancak bu uygulamaların etkinliğini değerlendirmek için daha fazla literatüre ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Beden Kitle İndeksi; Beslenme Bilgisi; Büyümenin İzlemi; Yabancı Uyruklu Çocuklar
Okul öncesi dönem çocuklarında besin reddi ile ebeveyn tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, okul öncesi dönem çocuklarında görülen besin reddi ile ebeveyn tutumları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Eylül 2023 – Eylül 2024 tarihleri arasında Denizli İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı dört resmi okul öncesi eğitim kurumunda yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, 3-6 yaş aralığında yer alan ve çalışmanın yürütüldüğü dönemde okula düzenli devam eden çocuklar ile onların ebeveynleri oluşturmuştur. Örneklem belirlenmesinde uygun/kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Verilerin toplanmasında "Çocuk Bilgi Formu", "Ebeveyn Bilgi Formu", "Çocuk Besin Reddi Ölçeği(ÇBRÖ)", "Ebeveyn Tutum Ölçeği(ETÖ)" kullanılmıştır. Elde edilen veriler, SPSS programı kullanılarak tanımlayıcı istatistikler ve korelasyon analizleriyle değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, ebeveynlerin demokratik tutum düzeyleri ile çocukların seçici yeme davranışı arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur (r=0,133; p<0,001), otoriter (r=–0,092; p=0,014) ve aşırı koruyucu tutumlar (r=–0,154; p<0,001) ile ise negatif yönlü ilişki saptanmıştır. Ayrıca ebeveynin eğitim durumu, mesleği, gelir düzeyi ve çocuğun bakımını üstlenen kişi gibi değişkenlerin ebeveynlik tutumları üzerinde anlamlı etkileri olduğu görülmüştür. Araştırma sonuçları, ebeveyn tutumlarının çocukların yeme davranışlarını doğrudan etkileyebildiğini ve özellikle demokratik ebeveynlik yaklaşımının, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının gelişimini destekleyebileceğini göstermektedir.
Anaerobik hız rezerv değerinin farklı yüzdelerinde yapılan antrenmanların maksimum hacimlerinin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, maksimum aerobik hız (MAH) ve maksimum sprint hızı (MSH) değerlerinden elde edilen anaerobik hız rezerv (AHR) yüzdelerine ve MAH'ı kullanılarak oluşan antrenman şiddetinin hacmini hesaplamaktır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya haftada en az üç gün antrenman yapan, aktif futbol oynayan 17 erkek sporcu (yaş: 18,15 ± 0,53 yıl; boy: 178,75 ± 5,62 cm; vücut ağırlığı: 68,13 ± 6,57 kg; spor yaşı: 7,25 ± 0,53 yıl) katılmıştır. Katılımcıların MAH ve MSH değerleri sırasıyla 30-15 Aralıklı Fitness Testi (30-15 IFT) ve 40 m süray testiyle belirlenmiştir. Elde edilen bu değerlerden bireysel AHR hesaplanmış ve %25, %30 ile %35 AHR yüzdelerinde koşu protokolleri uygulanmıştır. Her hız düzeyinde sporcuların koşuya devam edebildikleri süre saniye cinsinden kaydedilmiştir. Veriler, SPSS 23.0 yazılımı ile varyans analizi (ANOVA) ve Pearson korelasyon testleri kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: MAH şiddetinde elde edilen koşu süresi (154,94 ± 44,11 sn), AHR %25 (88,94 ± 20,31 sn), AHR %30 (74 ± 16,65 sn) ve AHR %35 (65,06 ± 16,50 sn) protokollerine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca, AHR yüzdesi arttıkça uygulanabilir koşu süresinde anlamlı bir azalma gözlemlenmiştir. Etki büyüklüğü değeri (ηp² = 0,798) bu farklılıkların güçlü düzeyde olduğunu göstermektedir. Sonuç: Farklı AHR yüzdelerinde yapılan koşuların süreleri, şiddet düzeyine bağlı olarak anlamlı ölçüde değişmektedir. Bu bulgular, AHR'nin yüksek şiddetli aralıklı sporlarda – özellikle futbolda – yüklenme bireyselleştirmesi açısından etkili bir parametre olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Dahası şiddet gibi hacminde bireyselleştirilmesi gerektiği önerilmektedir.
Multipl Sklerozlu bireylerde Tai Chi'nin yürütücü işlevler üzerine etkileri, randomize kontrollü çalışma
Amaç: Multiple Skleroz (MS) bilişsel fonksiyonlar üzerinde olumsuz etkileri olduğu bilinen nörodejeneratif bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı, MS'li bireylerde Tai Chi egzersizlerinin yürütücü işlevler üzerindeki etkilerini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, Genişletilmiş Engellilik Durum Ölçeği (EDSS) ≤ 3.5 olan toplam 45 MS tanılı birey dahil edildi. Katılımcılar randomize şekilde Tai Chi grubu (TCG n=23) ve kontrol grubu (KG n=22) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Egzersizler 8 hafta boyunca haftada 2 gün olacak şekilde uygulandı. Tai Chi grubuna Yang stiline ait temel 10 hareketten 8'i yüz yüze uygulandı, kontrol grubuna ise Frenkel Koordinasyon Egzersizlerini içeren ev egzersizi verildi. Çalışma öncesinde ve sonrasında katılımcıların yürütücü işlevleri, yorgunluk düzeyleri ve depresyon düzeyleri sırasıyla MS için Uluslararası Bilişsel Değerlendirme Bataryası (BICAMS)'na ait testlerden Sembol Sayı Modaliteleri Testi Test (SDMT), Kaliforniya Sözel Öğrenme Testi İkinci Sürümü (CVLT-II) ve Kısa Viziospasyal Bellek Testi-Güncel (BMVT-R) testleri, Yorgunluk Etki Ölçeği (FIS) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDI) kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Tedavi öncesi gruplar arası EDSS, SDMT, CVLT-II, BMVT-R, FIS ve BDI puanları arasında fark yoktu (p>0,05). Tedavi sonrası gruplar arasında CVLT-II, BMVT-R, FIS ve BDI puanlarında TCG lehine anlamlı fark bulundu (p<0,05). Egzersiz uygulamaları sonrasında TCG'de, SDMT testinde artış gözlenmesine rağmen istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05) ancak CVLT-II ve BVMT-R test puanlarında artış gözlendi (p<0,05). KG'de ise sadece CVLT-II testinde artış gözlenmekle birlikte TCG'nin etki büyüklüğü daha yüksekti (TCG EB=0,86; KG EB=0,59) (p<0,05). Ayrıca KG'de FIS ve BDI puanlarında iyileşme gözlenmezken (p>0,05), TCG'de anlamlı gelişmeler saptandı (p<0,05). Sonuç: Tai Chi, MS'li bireylerde yürütücü işlevler, yorgunluk ve depresyon üzerinde Frenkel Koordinasyon Egzersizlerini içeren ev programından daha etkilidir. Bu bulgular, MS'de tamamlayıcı egzersiz yaklaşımlarının bilişsel ve mental sağlık üzerindeki potansiyel katkılarını desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: Multipl Skleroz; Tai Chi; Frenkel Koordinasyon Egzersizleri; Yürütücü İşlevler; Bilişsel Rehabilitasyon
MCL-1 inhibitörü AZD5991 ile genisteinin kombinasyon terapisinin MCF-7 meme kanseri hücrelerinde sinerjik etkisinin araştırılması
Meme kanseri, dünyada oldukça yaygın görülen ve kadınlarda en yüksek mortaliteye sahip kanserdir. Erken teşhis sayesinde ölüm oranları azalırken, çoğu hasta için hayatta kalma oranları artmaktadır. Ancak tedavi maliyetleri, yan etkiler ve direnç gibi sorunlar nedeniyle alternatif tedavilere ihtiyaç duyulmaktadır. AZD5991, hücrelerin yaşam döngüsü ve apoptozis gibi biyolojik süreçlerinde rol oynayan önemli bir gen olan Mcl-1 proteinini inhibe ederek apoptozu tetikler Bazı kurubaklagillerde bulunan ve bir izoflavon olan genistein de kanser hücrelerinde benzer süreçleri kontrol edebilen potansiyel kemoterapötik bir ajandır. Literatürde bu iki ajanın birlikte kullanımıyla ilgili bir çalışma bulunmamaktadır. Bu doğrultuda çalışmamızda, Mcl-1 inhibitörü AZD5991 ile genistein izoflavonunun kombinasyon terapisinin insan meme kanseri MCF-7 hücre hattında sitotoksik, antiproliferatif ve apoptotik etkileri ile protein düzeyleri üzerine olan etkileri kontrol gruplarıyla karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Elde edilen veriler, Graphpad prism ve İmageJ programlarında analiz edilmiştir. Hücre canlılığı, SRB testiyle belirlenmiş; optimum etkinlik 48 saatlik inkübasyon sonrasında sırasıyla 100 µM Genistein, 30 µM AZD5991 ve 73 µM Genistein + 10 µM AZD5991 kombinasyon dozlarında elde edilmiştir. Genistein ve AZD5991'in tekli uygulamalarında hücre canlılığı sırasıyla %63 ve %61 olarak belirlenirken, kombinasyon uygulamasında bu oran %43'e düşmüştür. Hücre göçü, yara iyileşme testi ile analiz edilmiş; Genistein ve AZD5991'in migrasyonu anlamlı derecede inhibe ettiği gözlemlenmiştir (p<0.0001). Apoptoz, JC-1 boyası ile mitokondriyal membran potansiyeli üzerinden değerlendirilmiştir. Genistein, AZD5991 ve Kombine tedavilerinin MCF-7 hücrelerinde hedeflenen genlerin ekspresyon düzeyleri üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Bax, Bcl-2, Caspase-9, P21 ve Caspase-8 genlerine ait ΔΔCt ve kat değişimi (fold change) analizleri, Genistein tedavisinin Bax, Bcl-2, Caspase-9, P21 ve Caspase-8 genlerinin ekspresyonunda anlamlı farklılıklara yol açtığını göstermiştir. Apoptotik hücre ölümü ile ilişkili Mcl-1, Bax, P21, P53 ve Parp-1 proteinlerinin ifadeleri western blot yöntemiyle incelenmiştir. MCF-7 hücrelerinde tek başına AZD5991 ve Genistein uygulamaları ile kombinasyon tedavisinde Mcl-1protein ifadesinin azaldığı, Bax ifadesinin ise arttığı gözlemlenmiştir. Çalışmamızdan elde ettiğimiz veriler, meme kanseri tedavisinde, Genistein ve AZD5991'in kullanımı üzerine yapılacak ileri çalışmalar için ön veri oluşturması açısından değerlidir. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri; MCF-7; Apoptoz; AZD5991; Genistein; Mcl-1
Hemiparetik serebral palsili çocuklarda video tabanlı oyunların üst ekstremite fonksiyonu ve aktivite katılıma etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, hemiparetik serebral palsili (SP) çocuklarda video tabanlı oyunların üst ekstremite motor fonksiyonu ile aktivite katılımı üzerindeki etkilerini sistematik olarak değerlendirmekti. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya, 7–13 yaş aralığında, hemiparetik SP tanısı almış, Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (KMFSS) düzey I–III ve El Becerileri Sınıflandırma Sistemi (EBSS) düzey 1–3'te olan 24 çocuk dâhil edildi. Basit rastgele atama yöntemiyle çalışma (n = 12) ve kontrol (n = 12) gruplarına ayrıldılar. Kontrol grubuna 12 hafta boyunca haftada dört kez, 45'er dakikalık Nörogelişimsel Tedavi (NGT) seansları uygulandı. Çalışma grubuna ise aynı süre içinde haftada iki NGT seansı ile birlikte haftada iki 45'er dakikalık Kinect oyunu oynatıldı. Başlangıçta ve 12. haftanın sonunda tüm katılımcılar; zamanlı performans bazlı el fonksiyonu için 9 Delikli Peg Testi (9PEG), beceri temelli el fonksiyonu için Duruöz El İndeksi (DEİ) ve aktivite katılımı için Katılım İçin Yardım Ölçeği (KİYÖ) ile değerlendirildi. Değerlendirmeleri, alanında uzman bir fizyoterapist gerçekleştirdi. Bulgular: Grupların yaş, cinsiyet, KMFSS ve EBSS dağılımları arasında başlangıçta anlamlı fark bulunmadı (p>0,05); bu da grupların homojen olduğunu gösterdi. Her iki grupta da DEİ ve KİYÖ puanlarında 12 hafta sonunda istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler elde edildi (p<0,05). Buna karşın, 9PEG testinde gruplar arası anlamlı bir değişim gözlenmedi (p>0,05). Karşılaştırmalı analizde, çalışma grubunun DEİ ve KİYÖ skorlarındaki artış, kontrol grubuna göre daha belirgindi (p<0,05). Sonuç: Microsoft Xbox Kinect tabanlı oyunların geleneksel NGT'ye eklenmesi hem motor fonksiyon hem de günlük yaşam aktivitelerine katılım üzerinde ek fayda sağlamış; interaktif, gerçek zamanlı geri bildirim mekanizması motivasyon ve tedaviye bağlılığı artırmıştır.
65 yaş üzeri bireylerde yaşlanma tutumu ile başarılı yaşlanma arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, 65 yaş ve üzeri bireylerde yaşlanma tutumu ile başarılı yaşlanma arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve yöntem: Bu çalışma, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Çalışma, 5.08.2024-10.01.2025 tarihleri arasında Denizli Merkezefendi İlçe Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Karaman Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran 65 yaş üzeri bireylerle gerçekleştirilmiştir. Araştırma, gelişigüzel örnekleme yöntemi kullanılarak 300 yaşlı birey ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri, Sosyo-Demografik Soru Formu, Başarılı Yaşlanma Ölçeği ve Avrupa Yaşlanma Tutum Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin analizinde ortalama, standart sapma, medyan, bağımsız örneklem t testi, Mann Whitney U, ANOVA testi, Kruskal Wallis testi, Korelasyon testi, basit doğrusal regresyon ve çoklu lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Yaşlı bireylerin Başarılı Yaşlanma Ölçeği puan ortalaması 45,29±10,05 (Min:20, Max:64), sağlıklı yaşam alt boyut puan ortalaması 14,81±3,26 (Min:6, Max:21), sorunlarla mücadele etme alt boyut puanı ise 30,48±7,88 (Min:13, Max:46) bulunmuştur. Erkeklerin, 65-74 yaş grubundaki bireylerin, eğitim düzeyi yüksek, çalışan, kronik hastalığı olmayan, evli, kendi sağlık durumunu iyi olarak algılayan, geliri düzeyi daha yüksek, kendi evinde ve eşiyle birlikte yaşayan bireylerin başarılı yaşlanma düzeyleri anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Çalışmamızda yaşlanma tutumu ile başarılı yaşlanma arasında pozitif yönde yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r=0,706; p<0,001). Yaşlanma tutumunun başarılı yaşlanmayı pozitif yönde ve anlamlı düzeyde, %50 (R2=0,498) oranında yordadığı belirlenmiştir. Sonuç: Yaşlı bireylerin başarılı yaşlanma düzeyleri ortalamanın biraz üzerinde bulunmuştur. Yaşlanma tutumu ile başarılı yaşlanma arasında da yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu bulgular doğrultusunda hemşirelere, yaşlanma tutumunu da göz önünde bulundurarak başarılı yaşlanmayı teşvik etmek için girişimler planlamaları önerilebilir.
Farklı yaş gruplarındaki sağlıklı bireylerde üst ekstremite çift görev performansının değerlendirilmesi ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Amaç: Farklı yaş gruplarındaki sağlıklı bireylerin ince ve kaba kavrama kuvveti, motor koordinasyon, kognitif fonksiyonlar ve üst ekstremite çift görev performansındaki değişkenlikleri karşılaştırmalı olarak analiz etmek; ayrıca yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, ince-kaba kavrama kuvveti, motor koordinasyon ve kognitif durumun üst ekstremite çift görev performansı üzerindeki yordayıcı etkilerini istatistiksel olarak incelemektir. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya Pamukkale Üniversitesi Hastanesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Bölümü'ne rutin kontrole gelen hastalar ve hasta yakınlarından dahil edilme kriterlerine uygun olan 120 sağlıklı yetişkin birey katıldı. Katılımcıların kognitif durumu Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MBDÖ) ve Stroop Testi, hafif dokunma duyusu Semmes Weinstein Monofilament Testi, ince kavrama kuvveti Jamar Hidrolik Pinçmetre, kaba kavrama kuvveti Modifiye Tansiyon Aleti (MTA), koordinasyon Purdue Pegboard Testi ile değerlendirildi. Üst ekstremite tek görev performansını değerlendirmek için Dokuz Delikli Çivi Testi (DDÇT) kullanıldı, kognitif ek görev olarak üçer geri sayma ve haftanın günlerini geri sayma, motor ek görev olarak ayak bileği hareketi verildi. Bulgular: İlerleyen yaş ile kognitif fonksiyonlar, koordinasyon ve kaba kavrama kuvvetinin azaldığı (p<0,05) ancak ince kavrama kuvvetinin tutuş şekline göre değişkenlik gösterdiği bulundu (p>0,05). Yaş, koordinasyon ve kognitif düzey hem tek hem de çift görev performansı üzerinde belirgin bir etkiye sahipken (p<0,05), cinsiyetin sadece tek görev performansı üzerinde etkisinin olduğu (p<0,05) ve eğitim düzeyinin sadece kognitif- motor çift görev performansı üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu tespit edildi (p<0,05). Ancak ince ve kaba kavrama kuvvet ölçümlerinin bazıları üst ekstremitenin tek ve çift görev performansı ile zayıf ilişkili iken (p<0,05) bazılarının ilişkisiz (p>0,05) olduğu tespit edildi. Sonuç: İlerleyen yaşla birlikte vücutta meydana gelen değişiklikler üst ekstremitenin tek ve çift görev performansının kötüleşmesine sebep olur. Ayrıca yaş, kognitif durum, koordinasyon, cinsiyet, eğitim düzeyinin üst ekstremite çift görev performansı üzerinde etkisi vardır. Rehabilitasyon planlaması yaparken bu faktörler göz önünde bulundurulmalıdır.