Sakarya University
Anabilim Dalı

Kültürel Çalışmalar Anabilim Dalı

Sakarya University

35

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

35 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kişilerarası iletişim açısından retorik unsurlarının akademisyenlerin kişisel imajının oluşumundaki rolü (Sakarya Üniversitesi örneği)

İletişim, bireyin toplum içerisinde varlığını sürdürebilmesi için sahip olması gereken temel bir unsurdur. Retorik, etkili ve ikna edici konuşabilme becerisidir. Bu beceriye sahip olan birey, toplum içerisinde kendisini rahatlıkla ifade edebilir, mesajını hedefe ulaştırabilir ve aynı zamanda toplum içerisinde güçlü bir yer ve intiba kazanabilir. Kişisel imaj, bireyin iletişime geçtiği andan itibaren bıraktığı izlenimdir. İletişimin, kişisel imaj oluşumdaki rolü tartışılmazdır. Kişisel imajın güçlendirilmesi, iletişim bağlamında bireyin retorik unsurlarını etkin bir şekilde kullanmasına bağlıdır. Araştırma kapsamında, kişiler arası iletişim bağlamında akademisyenlerin kullandıkları retorik unsurlarının, akademisyenlerin kişisel imajının oluşumundaki rolü üzerine bir çalışma yürütülmüştür. Bu kapsamda retorik ve kişisel imaj konularında yapılan literatür çalışmaları araştırmanın teorik kısmını oluşturmuştur. Araştırmanın sahadaki uygulama kısmını ise Sakarya Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerine uygulanan olan anket çalışması oluşturmuş olup, çalışma sonunda elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 25 paket programı ile değerlendirilmiştir. Araştırma evrenini Sakarya Üniversitesi'nin 52.914 öğrencisi oluştururken, araştırma örneklemini ise 323 kişiden oluşan Sakarya Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmada nicel analiz yöntemi kullanılmış olup, veriler anket yoluyla toplanmıştır. Araştırmanın sonuçları değerlendirildiğinde, Sakarya Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri, kişilerarası iletişimde retorik unsurlarının kullanılmasını akademisyenlerin kişisel imajının oluşumunda etkin bir araç olarak gördüğü ortaya konulmuştur.

AkademisyenlerKişiler arası iletişimKişisel imaj+5
Semih Özdemir
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İngiliz manda Dönemi Kudüs tanıklıkları

I.Dünya Savaşı'nı kaybeden Osmanlı devletinin Ortadoğu toprakları, bölgede uzun süredir emperyal emelleri bulunan İngiltere ve Fransa arasında Sykes-Picot anlaşması ile paylaştırılmıştır. İngiltere bu anlaşma kapsamında Irak, Ürdün ve Filistin üzerinde manda yönetimi kurmuştur. Ortadoğuda Osmanlı karşıtı Arap Ayaklanmalarının başlatılmasında büyük rol oynayan İngiltere, Hindistan ve Mısır sömürgelerini korumak adına Filistin'de bir Yahudi vatanı vaat eden Balfour Deklerasyonu'nu imzalamıştır. 1800'lerin sonu itibariyle Siyonizm tehlikesinin farkında olan Filistinli Araplar, İngiltere'nin manda dönemini genel anlamda ılımlı bir şekilde karşılamış ancak Balfour Deklarasyonu'nu, Yahudi göçü ve vatan inşası fikrini şiddetle reddetmiştir. Bu çalışma kapsamında İngiltere'nin yaklaşık otuz yıllık Filistin manda yönetimi süresince nasıl bir rol oynadığı Kudüslü Hristiyan müzisyen Vasıf Cevheriyye'nin anıları başta olmak üzere dönemin Müslüman, Hristiyan ve Yahudi isimleri üzerinden incelenmiştir. Araplara bağımsız bir vatan, Yahudilere ise bir Yahudi yurdu vaat eden İngiltere, otuz yıllık idaresi boyunca çalkantılı bir siyaset sürdürmüş, en nihayetinde bugün modern Filistin ve İsrail meselesinin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Vasıf Cevheriyye gibi dönemin pek çok Arap entelektüeli ve siyasetçisi milliyetçilik duygusuyla İngiltere manda dönemini umutla ve büyük bir coşku ile karşılamıştır. Ancak Cevheriyye dahil pek çok isimden anlaşıldığı üzere oluşan umut hissi zamanla ihanet ve öfke hissiyle yer değiştirmiştir. Öyle ki bu hisler yalnız Filistinli Araplarda değil; her yıl daha da belirsizliğe doğru ilerleyen İngiliz asker ve idarecilerde, vaat edilen Yahudi yurdunu kaybetme korkusuna giren Siyonist Yahudilerde de görülmüştür. Bu tez, bu duygular ekseninde İngiliz manda dönemini incelemekte ve anılardan, biyografilerden ve dönem yazışmalarından faydalanarak farklı bir dönem tarihi okuması sunmaktadır.

AnılarDünya Savaşı IFilistin-Kudüs+4
Elif Dığıroğlu
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The influence of a Turkish local cosmetic storytelling brand on consumer brand experience

In the realm of memory retention, narratives tend to hold greater appeal and are perceived as more captivating and memorable compared to straightforward facts. However, there is a lack of substantial empirical evidence concerning the impact of company-developed stories on customers' brand experiences. This research paper aims to fill that gap by examining how a story crafted by a company influences consumers' perception of a brand. The study involves two distinct groups: one exposed to storytelling and another not exposed to storytelling. Using qualitative method, ın-depth interviews were conducted with participants from each group, focusing on a local Turkish cosmetic brand that was established in 2019, with the product under investigation launched in 2020. The comparison between these two groups revealed significant differences. Customers who heard the brand's story expressed considerably more favorable opinions and displayed a greater willingness to pay a premium for the product. This study contributes to the field of brand management by showcasing the impact of storytelling on consumer experiences. The findings hold crucial managerial implications, illustrating how brand narratives can be effectively utilized to create and reinforce positive brand associations. However, further research is necessary to fully comprehend the mechanisms through which stories influence consumer responses to brands, as indicated by a review of previous research and the study's results. Keywords: Storytelling, Brand Experience, Brand Associations, Brand Value, Qualitative Method

Story tellingCosmeticsBrand+5
Maysa Bakeer
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı görme biçimleri olarak merkezi perspektif ve önem perspektifi

Bu çalışma farklı kültürlerden doğan farklı bakış açılarının oluşturduğu görme biçimlerinin karşılaştırılması amacıyla yapılmaktadır. Bu amaç doğrultusunda başlangıçta araştırmanın kuramsal bağlamı, sorunu, amacı, önemi, sayıltıları, sınırlılıklarına yer verilmiştir. Daha sonra Rönesans Dönemi kültür ve sanat ortamı, bir görme rejimi olarak merkezi perspektif rejimi ve sanatçıların insana eğilimi üzerinden portre açıklanmış olup bundan sonra Minyatürün tanımı ve tarihsel süreci, önem perspektifi, Nakkaşhane geleneği ve padişah portreciliği tartışılmakta ve sonunda analiz yapılmaktadır. Gentile Bellini'nin resmettiği Fatih portresi ile Nakkaş Sinan'ın nakşettiği Fatih portreleri göstergebilim yöntemi ile mukayese edilmektedir. Bu çalışmanın amacı farklı kültürlerde ve farklı tekniklerle yapılmış Fatih'in portreleri üzerinden farklı görme biçimlerine ve bakışın tek tipleşmesine doğru bir okuma yapabilmektir. Merkezi perspektifin bozularak Maniyerizm'i oluşturması gibi Batı'da kültürün dönüşerek süreklilik kazanmasına karşın Doğu'da Minyatür, kültürel işlevini yitirmiş ve bugün minyatür yapılamaz olmuştur. Tarihsel süreç içerisinde Minyatür geleneği içerisinde görme biçimleri ve kültürün dönüşemeyerek, tekrara düşmesine bakışın tek tipleşmesi izleği üzerinden bu çalışma bünyesinde cevap aranacaktır.

Bakış açısıBakış açısı alma becerisiGörme biçimleri+7
Aslıhan Tonguç
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The concept of being a regular in the context of space-identity interaction

The relationship between individuals and the spaces they inhabit is complex and multifaceted, shaped by a range of factors including personal history, social norms, and cultural context. One aspect of this relationship is the concept of "being a regular" in a particular space. This notion encompasses a sense of familiarity, ownership, and belonging, as well as an understanding of the social norms and practices that govern the space. The idea of being a regular has important implications for individuals' sense of identity, as well as for the ways in which they interact with others in the space. This paper explores the concept of being a regular in the context of space-identity interaction, drawing on a range of theoretical frameworks and empirical studies to shed light on this complex and nuanced phenomenon. Through the examination of various factors contributing to individuals' sense of becoming regulars, this study provides an understanding of identity, belonging, and the nature of social interaction within the context of everyday spaces. To construct this understanding, the study initially conducted a literature review on the concepts of space, identity, and the regular. This literature review explored the reciprocal effects of space and identity, as well as the interaction between these two concepts. Ultimately, it was concluded from the literature review that the concept of regular is directly related to the interaction between space and identity. Furthermore, it was deduced that being a regular not only nourishes space and identity separately but also transforms the space-identity interaction on a social dimension. In the second section of the study, three key concepts directly benefiting from the state of being a regular were discussed. In this section, it was revealed that being a regular, emerging within the context of space-identity interaction, forms the basis of three fundamental pillars. As a result of the conducted literature review and analyses, these three pillars of being a regular were identified as belonging, appropriation of space, and social satisfaction. For these foundational concepts of being a regular, a preliminary literature review was conducted, followed by an exploration of how belonging, appropriation of space, and social satisfaction concepts contribute to the notion of being a regular facilitated by observations and analyses. The conclusion section interprets the concept of being a regular in the context of space-identity interaction, along with analyses of its three pillars, and provides an overall interpretation of the study.

BelongingIdentitySpace+5
Hatice İlay Karaoğlu
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İngiliz edebiyatında ırkçı söylem: Shakespeare'in Othello'su üzerine bir inceleme

Bu tez, William Shakespeare'in "Othello" oyunundaki ırkçı söylemleri metin analizi ve söylem analizi yöntemleriyle incelemeyi, oyunun ırkçı stereotipleri desteklediği iddiasını sorgulamayı ve teatral performansların ırkçılığı nasıl ele alabileceğini tartışmayı amaçlamaktadır. Giriş bölümünde, ırkçılığın tanımı ve farklı türleri sunulmakta ve Othello'nun ırkçılık temasını hangi bağlamda ele aldığı açıklanmaktadır. Dönemin İngiliz edebiyatında ırkçılığın genel algısı ve örnekler verilerek ırkçılığın tarihsel ve kültürel köklerinin anlaşılması sağlanmıştır. Aynı zamanda dönemin siyasi ve toplumsal gelişmeleri, sömürgecilik ve ulusal kimlik yaratma çabaları gibi etkenler de oyunun anlaşılması için önemli bir arka plan sağlamaktadır. Tez, temel olarak üç soruya yanıt aramaya odaklanmaktadır. Bunlar 1- Othello ırk ve etnik kökenle ilgili klişeleri sürdüren ırkçı bir dil ve imgeler kullanıyor mu? 2- Othello'daki karakterler ırksal önyargının tasvirine nasıl katkıda bulunur? 3- Othello'daki ırkçı söylemin oyunun yorumlanması ve alımlanması üzerindeki etkisi nedir? Metin analizi ve yakın okuma bölümünde, Othello'nun karakterleri arasındaki diyaloglar ve monologlar ayrıntılı olarak analiz edilmektedir. İlk soru kapsamında, Othello'da ırk ve etnik kökenle ilgili stereotiplerin kullanılıp kullanılmadığına odaklanılmaktadır. Oyun karakterlerinin "Moor" olarak tanımlanan Othello'yu ötekileştirici dil ve imgelerle nasıl tanımladıkları ve bu karakterlerin söylemlerinin ırksal önyargıların nasıl aktarıldığını nasıl gösterdiği incelenmektedir. Söylem analizi bölümünde ikinci soruya yanıt aranmaktadır. Karakterlerin eylemleri ve kullandıkları dil, ırkçı önyargıların algılarını ve etkileşimlerini nasıl şekillendirdiğini ve trajik sonuçlara yol açtığını göstermektedir. Sonuç bölümünde, Othello'daki ırkçı söylemin oyunun yorumlanması ve alımlanması üzerindeki etkisi tartışılmaktadır. Üçüncü soru bağlamında, oyunun ırkçılık temalarının yorumlanması ve alımlanmasının seyirci tarafından nasıl şekillendirildiği incelenmektedir. Aynı zamanda, tiyatro eserinin hem ırkçılığı nasıl destekleyebileceği hem de ırkçılıkla mücadele için nasıl bir araç olarak kullanılabileceği fikri tartışılmaktadır.

Zülküf Filiz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Peyami Safa romanları örneğinde Türk edebiyatında oryantalist zihniyetin eleştirisi

Modernleşme pratiği yaşayan toplumlarda Batı gibi olma, Batı gibi düşünme ve kendini Batı'nın gözüyle yeniden inşa etme eğilimi mevcuttur. Osmanlı Devleti'nin son zamanları ile başlayan modernleşme süreci ve peşi sıra gelen Batılılaşma hareketi, Batı gözüyle yenilenme eğilimi, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'yle bir devlet ideolojisi hâline dönüşmüştür. Devletin içindeki seçkin, yönetici elit ve aydın kesimin bir kısmı bu ideolojiyi benimsemiş ve kendi toplumuna, geleneksel ve kültürel birikimine Batılı bir bakış açısı, oryantalist bir zihniyetle yaklaşmıştır. Bu durum sonucunda Cumhuriyet ideolojisi modern olmaya çalışırken kendi geleneğinden kopuk bir modernleşme toplumu olmanın önüne geçememiştir. Bu çalışma çerçevesinde öncelikle oryantalist zihniyet, Batı perspektifi ile kurgulandığı düşünülen Türk modernleşme serüveni tarihsel olarak incelenmiş olup, sonrasında da zihniyet kavramı ve Türk modernleşme zihniyeti özellikle gelenek ve modern kavramları ışığında incelenmiştir. Zihniyet kavramının akabinde oryantalizm kavramsallaştırması, kavramın geçirdiği tarihsel süreç ve bu süreç içerisindeki değişim ve dönüşüme yer verilmiş olup son olarak Türk modernleşme serüveninde önemli bir konumda olduğu düşünülen "aydın" figürünün oryantalist çalışmalara ve oryantalist zihniyete karşı olan tutumu irdelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise zihniyetlerin, ideolojilerin, kültürlerin genel anlamıyla sanat, bu çalışma özelinde ise edebiyat, kurgu aracılığı ile topluma aktarılması sorunsalı incelendikten sonra, Türk edebiyatında oryantalist zihniyet etkisinden söz edilmiştir. Peyami Safa'nın hayat hikâyesi, fikrî serencamı ve eserlerine yer verildikten sonra Türk edebiyatındaki yeri incelenmiştir. Son bölümde ise çalışmanın iddia ettiği üzere Türk edebiyatında Peyami Safa'nın romanları üzerinden topluma sunmaya çalıştığı yanlış modernleşme, Batı'yı yanlış anlama, oryantalist zihniyet eleştirisi söylemi incelenmiştir.

Hanife Ayaz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Feminist kuramın Türkiye'deki yükseköğrenim öğrencileri tarafından alımlama sürecinin kalitatif ve kantitatif yöntemlerle analiz edilmesi

Feminist kuramın kapsamına uygun olarak, henüz kavramsallaşmadığı dönemlerde tarihi kaynaklarda kadın hakları olarak yer edindiğini söylemek mümkündür. Sistemli bir harekete dönüşmesi ise 19. yüzyılda Avrupalı devletlerin öncülük etmesi ile gerçekleşmiştir. Batı Avrupa'da meydana gelen değişiklikler Osmanlı devletinde de kısmi hareketlenmeleri başlattı ve 19. yüzyılın ilk çeyreğinde Türk toplumunda kadın hakları yeniden şekil almaya başlamıştır. Batı Avrupa'ya kıyasla örtük bir gelişim gösteren Türk toplumunda kadın hakları kavramının şekillenmesi ve kavramsallaşması sancılı bir sürecin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Osmanlıda başlayan temkinli ilerleme Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması ile hız kazanmış olsa da batılı devletler ile arasında halen daha mesafe vardı. Her kavramın her toplumda benzer şekilde vukuu bulması beklenen bir durum olmadığı gibi nedenlerinin de saptanması elzem bir husustur. Kaleme alınan çalışmada batı menşeili feminist kuramın Türkiye'deki alımlama süreci karma araştırma yöntemleri ile analiz edilirken Yükseköğrenim öğrencilerine tesirinin tespiti adına katılımcı görüşlerine başvurulmuştur. Yükseköğrenim öğrencileri ile yapılan anketler neticesinde elde edilen bulgular literatür taraması bulguları ile mukayese edilip tesirinin mahiyetinin hangi yönde olduğuna dair görüş bildirilmiştir. Yüksek lisans çalışmasında aktarılmak istenen; tarih boyunca talep edilen kadın haklarının, modern dönem ve feminist kuram ile beraber ne şekilde gelişim gösterdiği ve söz konusu gelişimlerin Türkiye'deki üniversite öğrencilerinin alımlama sürecine tesirinin kalitatif ve kantitatif araştırma yöntemleri ile saptanmasıdır. Modern dönemin yeniden şekillendirdiği kadın olgusu tenkit edilirken söz konusu sorunlar adına da çözüm önerileri sunulmuştur.

Hazal Yürüklü
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The role of social media on political participation and voting tendency

An important element of democracy is political participation, which gives citizens a voice in decisions that affect both their personal lives and social progress. By participating in politics, individuals and organizations can shape public policy and hold elected officials accountable for their actions. Political participation can take many different forms and can be influenced by a variety of factors such as level of education, socio-economic status, and availability of resources and information. In order to maintain a fair and representative democracy, it is essential that everyone has the opportunity to participate in politics and make their views heard. Voting patterns and political participation have been strongly influenced by social media in recent years. Social media sites such as Facebook, Twitter and Instagram have become effective political campaign tools, allowing candidates to interact with voters in real time and reach a wider audience. When completed, the study will show how the use of social media improves political participation and voting propensity. It will also provide insight into the impact of social media use on voting tendencies before and after elections. The study examines the link between political views and political participation as well as the impact of social media use on voting behavior. The survey will include 367 participants from Sakarya via Google Forms. The survey results will show that voters are the primary users of political information on social media and that having civil and productive conversations about politics is important to them. Participants in the study will complete a questionnaire that provides information about their frequency of social media use and how this affects their voting habits, political attitudes and levels of political participation. The aim of the survey questions is to collect information on the pre-election decision-making process. After the elections, some results based on the responses will be discussed to determine whether social media has a significant impact on voting preferences. Using the same survey of people around the world, these results will be compared in different cultural contexts. We hope to find evidence when the results are released. The same survey will be distributed to people around the world and the results will be compared in different cultural contexts. When the results are in, we hope to see evidence on whether social media influences people's political views and how they vote.

Veli Esen
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gündelik hayat sosyolojisi bağlamında aile apartmanında yaşayan evli kadınların sosyal kimliği

Bu araştırma, Türkiye'nin toplumsal yapısında önemli bir yere sahip olan aile apartmanlarında süregelen dinamik üzerine odaklanmanın toplumsal çalışmalarda önemli bir yeri olduğundan hareketle yapılmıştır. Bu bağlamda toplumsal yaşamda çeşitli rolleriyle varlığını sürdüren kadınlar için aile apartmanında yaşama deneyimleri önemli bir yer tutmaktadır. Evli kadınların aile apartmanında yaşamanın kendilerini nasıl algıladıklarını, gündelik hayatta gerçekleştirdikleri eylemlerin onların eş, anne, gelin olma rollerini nasıl şekillendirdiği üzerinde durulmuştur. Yapılan araştırmada, evli ve çocuklu kadınların aile apartmanlarında geçirdikleri gündelik hayat deneyimlerinin sosyal kimlik algıları üzerinde nasıl şekillendiği incelenmiştir. Araştırmaya katılan kadınların aile apartmanında üstlendikleri roller ve bu rollerin sosyal kimliklerine etkisi gündelik hayattan örnekler ile incelenmiştir. Yapılan bu araştırmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiştir. Fenomonolojik desenle yürütülen bu çalışmada katılımcılardan sosyo-demografik bilgi formu ile yarı-yapılandırılmış görüşme formu ile veri toplanmıştır. Araştırmada yaş aralıkları 28-55 yaş arasında değişen ve İstanbul, Bursa, Ankara illerinde aile apartmanlarında ikamet eden kadınlarla görüşmeler yapılmıştır. Toplanan veriler not dökümü ile yazılı hale getirildikten sonra içerik analizi ile analiz edilmiştir. Analiz aşamasında aile apartmanı deneyimi, aile apartmanında sosyal ilişkilerin gündelik etkileri, sosyal kimlikte öne çıkan rol olmak üzere üç tema belirlenmiştir. Temalarla ilişkili olarak oluşturulan kategori ve kodların ardından bulgular paylaşılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular kapsamında kadınların aile apartmanında yaşadıkları deneyimlerin aile apartmanı algısını etkilediği anlaşılmıştır. Bununla birlikte çocuklu kadınların aile apartmanında gündelik eylemlerinin çoğunun annelik rolü üzerinde şekillendiği elde edilmiştir. Bununla birlikte anne olmasına rağmen çeşitli hizmet beklentisi nedenlerinden dolayı sosyal kimliğinde gelin olma rolünün baskın olduğu sonucu da elde edilmiştir. Katılımcıların aile apartmanı yaşamlarında sosyal destek ve dayanışmadan faydalanırken aynı zamanda bireysel özgürlük ve özerklik konusunda sorunlar yaşadıkları anlaşılmıştır. Aile içi ilişkiler, geleneksel cinsiyet rolleri, kadınların gündelik yaşamlarını ve ilişkilerini derinden etkilemektedir. Kadınlar, bu değişkenler çerçevesinde denge kurarak hem ailelerinin beklentilerini karşılamaya çalışmakta hem de kendi bireysel ihtiyaçlarını ve kimliklerini koruma çabasını yürütmektedirler. Bu durum, aile apartmanlarında yaşamın karmaşıklığını ve dinamik yapısını ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Gündelik Hayat, Sosyal Kimlik, Aile Apartmanı, Fenomenoloji

Şeydanur Şimşek
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

21. yüzyıl ana akım sinemasında yetenek olgusu

Deha, dâhi, yetenek ve yetenekli olma haline sahip kimselerin geçmişteki anlamlandırılmaları ve tanımlarıyla günümüz arasındaki fark dikkat çekicidir. Tez kapsamı içerisinde bu tanımların gelişimi, günümüz dünyası karşılığı ve bunların ana akım sinemayla olan ilişkisi incelenmiştir. Kavramın yansımaları, dönüşümü, izleyiciye sunumları, örnek filmler üzerinden tahlil edilmiştir. Birinci bölümde bu kavramın tanımı, kullanım alışkanlıkları, kimlere atfedildikleri ve neden yetenekli olduklarına dair yaklaşımlar literatür taramalarıyla aktarılmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde sinemanın toplumsal bilinç ve algı üzerindeki etkileri göz önüne alınarak düşünürlerin sinemaya yaklaşımları taranmıştır. Sinemanın yeni medya platformları vesilesiyle edindiği dağıtım ve erişim hızları, etkileşim rakamları üzerinden bağlama uygun biçimde aktarılmaya çalışılmışıtr. Üçüncü bölümde ise hedef kitle, izleyici ve tekrar izlenme sayıları sebepleriyle seçilen sekiz film, sinematografik anlatılar, sahne çözümlemeleri, alt metin okumaları ve anlayışın tanım dönüşümü, görsel imgelerin okunması ile çözümlemeye gidilmiştir. Okumalarda biçimsel analiz yöntemi ağırlıklı olmak üzere tematik analiz ve sosyolojik analiz yöntemlerinden de faydalanılmış, bu sayede çözümlemenin daha derinlikli yapılmasına özen gösterilmiştir. Sahne kurgusu, kadraj planlaması ışık tercihleri, karakter kurulumları incelenmiştir. Yapılan analizler sonunda, ana akım sinemada yetenek algısının belli oranlarda dönüşüme uğradığı görülmüş, yeteneğin rasyonelize edilerek ölçülebilir ve edinilebilir olduğu imajını yansıttığı sonucuna ulaşılmıştır.

Popüler sinemaÖğrenme yetisiÜstün yetenek
Ömer Faruk Aydın
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin modernleşme sürecinde Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanlarında ironi

Ahmet Hamdi Tanpınar, yaşadığı toplumun sorunlarını iyi gözlemlemiş ve bu sorunları çeşitli bakış açıları üzerinden değerlendirebilmiş çok yönlü bir yazardır. Tanpınar, hem Türk insanının hem de dâhil olduğu Türk toplumunun problemleriyle kendisini meşgul eder. Bu problemlerin başında "modernleşme" gelir. 15. yüzyıldan itibaren Batı'da yaşanan gelişmelerle Batı kendi modernliğini oluşturur. Bu durum ise Osmanlı Devleti'nin Batı'daki gelişmelere adapte olmaya çalışmasını zorunlu kılar. Osmanlı Devri'nden Cumhuriyet Devri'ne geçiş sürecinde ikilikler arasında bocalayan bireyler, modernleşme toplumunu oluşturur. "Eski" ile "yeni" arasında sıkışıp kalan Türk toplumu, modernleşmenin beraberinde getirdiği "yenilik" probleminin sonucunda çeşitli arayışların peşine düşer. Türkiye'nin modernleşme sürecinde yaşadığı bunalımlar, yozluklar ve ikilikler Tanpınar'ın bilhassa üzerinde durduğu konulardır. Bu açıdan Tanpınar yalnızca toplumunun değil, kendisinin de arada kalmışlığını eserlerine yansıtır. Yanlış anlaşılan modernleşme, Doğu ve Batı arasında kalmış olan bireyler üzerinden Türkiye'de trajik bir durumu ortaya çıkarır. Tanpınar, eserlerinde bu trajediyi ironik bir yöntem kullanarak kurgular. Tanpınar romanlarında modernleşme sorunu, olay ve kişiler üzerinden okuyucuya "ironi" ile aktarılır. İroni, bir eleştiri yolu veya Tanpınar'ın kendini ifade etme biçimi olarak okunabilir. Öte yandan Tanpınar'ın hayatında da ironinin izleri bulunur. Mektuplarında ve eserlerinde karşılan ironik mizacının Tanpınar'ın karakteriyle bütünleştiği söylenebilir. Bu tezin kapsamını Türkiye'nin modernleşme sürecinde Tanpınar'ın romanlarında kendini gösteren ironi oluşturur. Bu çalışma, Türkiye'nin modernleşme sürecine genel bir bakış sunarak Ahmet Hamdi Tanpınar'ın bu süreçteki konumunu tayin etmeyi ve modernleşme ironisinin Tanpınar romanlarındaki yansımalarını incelemeyi amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Tanpınar, Modernleşme, İroni.

ModernleşmeRomanSosyal sorunlar+4
Selin Zeyrek
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Maduniyet çalışmaları ve Sait Faik Abasıyanık öykülerinde madunluk üzerine bir inceleme

Bu çalışmanın amacı Sait Faik Abasıyanık'ın hikayelerini, mâdunluk çerçevesinde incelemek ve hikâyelerinin konusu, karakterleri, dönemin sosyo-ekonomik durumu, Sait Faik'in genel karakter seçimindeki yönelimini incelemektir. Madun terimi, ırk, sınıf, kast, cinsiyet, cinsel yönelim, etnisite veya dini açıdan toplumun aşağılanan ve hor görülen herhangi bir kişisini veya zümresini ifade eder. Bunun yanında, okuma yazması olmayan, alt kültüre mensup olup toplumda temsil edilmeyen, eğitim seviyesi düşük, bağımlı olan grupları niteler. Bu gruplar, egemen sınıfın baskılarından, doğrudan veya dolaylı yollardan etkilenmiş ve etkilenmekte olan gruplardır. Bu açıdan bakıldığında, Sait Faik'in bu hikâyelerindeki karakterlerin toplumdan dışlanmış, ezilmiş, alt sınıftan, sesini duyuramamış karakterlerden oluştuğu görülmektedir. Döneminin en önemli hikayecilerinden olan Sait Faik'in, ötekileştirilmiş, yoksul, mağdur, mazlum altsınıftan insanlara hikayelerinde yer vermesi onu diğer yazarlardan ayırır. İnsan sevgisi ile, gözlemci-gerçekçi bir şekilde yazdığı hikayeler yazıldığı dönemin şartlarını, sosyo-ekonomik durumunu, toplumun sosyolojisinin bir resmini çizmesi yönüyle önem arz eder. Sonuç olarak Zengin-fakir, köylü-şehirli arasındaki çatışma eksenlerinde var olan ve baskı altına alınan, sesi kısılan, topluma yabancılaşan mâdunlar, Sait Faik'in hikayelerinde karşımıza çıkmaktadır.

Abasıyanık, Sait FaikEdebiyatMadun+5
Emrah Doğan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

SSCB sonrası dönemde Tuva halk müziğinin modernleşmesi

Türk soyunun bir kolu olan Tuva halkının yüzyıllardır süregelen halk müzikleri, modernleşen geleneksel müziğinin de bir örneği olarak kabul edilir. Tuva halk müziği, makamsal yapılardan ziyade, şarkıcının özellikle hiçbir müzik aleti çalmadan ağız, gırtlak, dudak, dil ve diğer organlarını kullanarak müzik icra etmesidir. Bu söyleme biçimi "Höömei", "Tuva Gırtlak Şarkıları" ya da "Hörekter" olarak da ifade edilir. Tuva Gırtlak Şarkılarının bir başka özelliği, şarkıcının aynı anda ikiden beşe kadar farklı müzik sesi çıkartabilmesidir. Dünyada "gırtlak müziği" olarak da bilinen "Tuva Höömei", 1980'li yılların ortalarından itibaren, rock müziği ile artan etkileşimi ile birlikte modernleşme yolunda adımlar atmaya başlamıştır. Dönemin SSCB rejimi, bu müzik türüne karşı özel bir politika gütmeden onu halk kültürü olarak tanımlamış ve bir tür popüler müzik olarak da kabul etmiştir. Şarkılar, hem Tuvaca hem de İngilizce söylenmeye başlanmıştır. Daha sonra, söz konusu müziğin uluslararası dinleyicileri çoğalmış, bu müzikle ilgilenen dünya araştırmacılarının ve müzisyenlerin sayısında artış görülmüştür. Başarılı örneklere rağmen, bu geleneksel halk şarkılarının modernleşme sürecinde yaklaşık yarım yüzyıl kadar sorunlar yaşanmıştır. Bu tezde, Tuva halk müziğinin modernleşme sürecine odaklanılmıştır. SSCB sonrası dönemde, Tuva halk müziğinin modern müzik olarak gelişimi incelenmiş ve antropolojik, kültürel ve tarihsel çalışmalarda sözü edilen "modernleşme" kavramı analize eklenmiştir.

DemodernleşmeHalk bilimiHalk müziği+7
Aidana Kulmanova
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal dışlanma bağlamında evsizlik:İstanbul örneği

Bugün geçerliliğini yitirmiş bir kavram olarak yoksulluk, neoliberal küresel süreçler ve 1980'lerle beraber değişen ve dönüşen dünyada, yaşanan toplumsal sorunları anlatmak adına yetersiz kalmıştır. Bu noktadan itibaren sosyal dışlanma yaklaşımı kullanılmaya başlanmış ve dışlanma, yoksulluk kavramının değinmediği boyutlarla ele aldığı için kabul görmüştür. Hayata aktif bir özne olarak katılamamayı konu edinen sosyal dışlanma Fransa kökenli bir kavram olsa da artık evrensel bir öneme sahiptir. Evsizlik ise dışlanmanın en yoğun şekilde yaşadığı bir konudur ve dışlanma yaklaşımı altında ele alınan bir konudur. Evsizlik, bireyin barınma hakkından mahrumiyetini, başını sokacak fiziki bir yapıdan yoksunluğunu ifade ediyor gibi gözükse de daha derin ve önemli sorunlara yol açan çok önemli bir konudur. Evsizlik, bir evin bireye sağladığı sosyal, psikolojik ve dahi kültürel faydalardan yoksunluk, sosyal tecrit, özgüven sorunu gibi ciddi sonuçlara yol açan bir sorundur. Dışlanmanın en şiddetli halinin görüldüğü evsizliği ve İstanbul'da yaşayan evsiz insanları konu edinen bu çalışmada, 1980 sonrası gündeme gelen neo-liberal uygulamalar ve küreselleşme süreçleriyle farklı bir boyut kazanan yoksulluk ve evsizlik olgusu sosyal dışlanma yaklaşımı ekseninde ele alınmaktadır.Sözü edilen yoksulluk, sosyal dışlanma ve evsizlik olgularına dair yapılan literatür taramasının ardından evsizlere nicel araştırma tekniklerinden olan anket tekniği uygulanmıştır. Evsizlerin sosyal dışlanma boyutlarını analiz etmeyi amaçlayan bu çalışmada İstanbul sokaklarında evsizlerin yoğun olarak bulunduğu bölgelerde 270 evsiz insanla görüşülmüş ve farklı başlıklar altında sorular sorulmuş ve cevaplar tablolar halinde yorumlanmıştır. İstanbul evsizleriyle yapılan araştırma sonuçları göstermiştir ki evsizlik ilk olarak toplumsal ilişkilerden dışlanma, ikinci olarak ekonomik alandan dışlanma ile ilgili bir mesele olarak önümüzde durmaktadır. Meselenin çözümü ekonomik politikalarla ilgili yapısal çözümlerle olduğu kadar toplumsal ilişkilerle alakalı insani bir mesele olarak da karşımızda durmaktadır.

DışlanmışlıkEvsizlikSosyal dışlanma+2
Mustafa Fazıl Karaman
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Turkish cultural diplomacy in sub Saharan Africa: The case of Benin Republic

The world has witnessed a significant shift in the international relations after the Cold war. The soft power has risen along with the hard power in diplomacy and international relations fields. Globalisation and the spreading of the technologies of information and communication have also facilitated and accentuated the phenomenon. Cultural Diplomacy is the fact that countries use their soft power potential (education, culture, science, art, sport etc.) instead of army forces, weapons and others to impress, and get closed to each other (Snow, 2009, 3). Besides, Africa has always been for several reasons of great interest for developed countries including Turkey. Falling into Cultural Studies main field, this study aims to look for the cultural elements used to influence people's mind, perception and actions in the framework of cultural diplomacy by bringing light on education and scholarship programs, intercultural communication, humanitarian aids, their actors and their purposes. As a result, a closer look at Turkish cultural diplomacy in Benin Republic, compared to pioneer countries like France and the USA is based on a liberal model by delegation approach. The study reveals that Turkish cultural diplomacy's main purposes are political and economic. And the mechanism used is composed of: the Turkish embassy, the Turkish Cooperation and Coordination Agency (TIKA), YTB scholarships and Non-profit organisations. In this study, documentary analysis and semi structured interviews with 25 participants with relevant profiles were used to collect data. Content analysis technics and NVivo qualitative analysis software were used to process collected data.

BeninDiplomacyCultural diplomacy+7
Mouhamed Awali Akıntola
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Intercultural impacts of social media usage for international students in their educational situations: The case study on African students in Sakarya University

In this contemporary world, technology in general and social media in particular play a significant role in adaptation process of international students in their educational situations. This thesis examines intercultural impacts of social media usage on African students in Sakarya University. Analyzing intercultural impacts of social media usage, empirical data have been collected from African students of Sakarya University during the 2019-2021 semester through different methods of qualitative research. Primary sources were notably collected from interviews and secondary information sources to work on this study. With the analysis based on cross-cultural adaptation theories, three key findings have emerged in this research. In academic adaptation, the cultural capital theory which promotes cultural mobility was utilized to analyze learning environment. It has been discussed that language barriers lead African students to the stress and frustration in their education. Thus, social media usage determines pedagogic and communication means to learn Turkish language. In psychological adaptation, the AUM theory which illustrates uncertainty and anxiety in the host culture was also used to improve cross-cultural interaction skills. As a result, social media usage alleviates the feelings of homesickness in educational milieus. In socio-cultural adaptation, the acculturation model theory was utilized to portray the conditions of cultural changes in host environment. It has been confirmed that social media usage is a positive strategy in cross-cultural contacts to provide effective communication among students. Finally, it has been concluded that social media usage plays a considerable role in the educational adaptation process of African Students in Sakarya University.

AfricansCultural effectCultural interaction+6
Mateso Bashıngwa
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The effect of Turkish tv series on Kosovar audience: A case study on the reception of Albanian women

Popular culture studies are crucial for understanding everyday meaning-making processes of people. It has a central place in Cultural and Feminist Studies as this area considers every ordinary thing as part of the culture. The influence of Turkish Soap Operas over the Albanian female audience is an unexamined area in academic literature. This study aims to contribute to popular culture studies in this line. This thesis is grounded in ethnography, focusing on the Albanian female audience in Kosova, following a qualitative methodology. Semi-structured interviews are conducted to see the diversity of the responses in relation with their socio-economic backgrounds with one-to-one interviews and focus groups. It has been found that Albanian women of Prishtina have watched Turkish Soap Operas for years now. Soaps are the escapism from their everyday struggles. It is found that soaps serve as a learning hub, and a way of adding more to the table when discussing with other women. Data shows that women's appeal to Turkish Soap Operas, despite their patriarchal aspects, it helps them understand the role of women in society. Among critical reflections, this study found that women emphasise femicide and the rights of women today by comparing Turkish and Albanian cultures. Mostly, they have been loyal to these soap operas because they have been loyal to them inasmuch as its cultural proximity between the two cultures. The findings contribute to understanding the production of culture in industrial societies beyond what the system imposes on people for consumerist reasons only.

AlbaniansSequencesWomen+5
Shaha Hysenı
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğu Batı tartışmaları ekseninde Türkiye'de modernlik ve muhafazakarlığın dönüşümü

Osmanlı İmparatorluğu'nda askeri modernleşme hareketlerinin başladığı dönem itibariyle yenilikçilik, tanzimat ve meşrutiyet hareketleri cumhuriyet öncesi geçiş dönemi ve erken cumhuriyet dönemi, bugünün Türkiye'sini anlamayı kolaylaştırabilir. 1940'lı yıllardan 1960'lı yıllara kadar yaşanan süreç günümüz moderleşme tartışmalarının da temeli olmuştur. Bu dönem Türkiyenin düşünce dünyasında önemli bir aşamayı ifade etmektedir. Bu dönemde gerçekleştirilen düşünsel tartışmalar uzun yıllar sosyal bilimler alanının temel tartışma odağını oluşturmuş ve gerek tarih, edebiyat, sosyoloji gibi temel sosyal bilimler alanlarını, gerekse de kültürel çalışmalar ve doğu-batı çalışmaları gibi disiplinler arası alanı doğrudan etkilemiştir. 60'lı yıllarda tartışılan en önemli meselelerden biri de Türkiye'nin doğulu bir toplum mu, yoksa batılı bir toplum mu olduğu üzerinedir. Bu tartışmaların merkezi siyaset, akademi ve edebiyat alanlarına genişlemiştir. Türkiye'nin doğulu mu, batılı mı, feodal mi, kapitalist mi olduğu tartışmaları beraberinde modernlik muhafazakarlık tartışmalarını da barındırmıştır. Tez boyunca bu iki düşünce ortamına dair Türkiye'nin fikir insanlarının tezleri ele alınmış ve tartışılmıştır. Gerek sanat alanında, gerekse felsefe alanındaki çalışmalarda her daim göz önünde bulundurduğu bir gerçeklik, Osmanlı ve Türkiye'nin toplumsal yapısı gerçekliği öne çıkmaktadır. Bu çalışmanın temel amaçlarından biri Türkiye'nin düşünce dünyasında Osmanlı İmparatorluğundan Türkiye Cumhuriyetine dönüşen doğu-batı ve modernlik-muhafazakarlık tartışmalarını anlamak ve edebiyat, felsefe, siyaset odağında hangi öznelliklerin öne çıktığını anlamak, sorgulamak ve yorumlamaktır.

BatıBatı medeniyetiBatı toplumu+7
Halil İbrahim Gürel
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kültürel çalışmalar perspektifiyle Yedi Numara televizyon dizisinin alımlanması

Kültürel Çalışmalar Ekolü teorik öncüllerine dayandırılan bu araştırma, kodlama ve kod açımı merkezli alımlama araştırmasıdır. Algılama ve anlamlandırma sürecinin dizi metni ile etkileşimde olması sebebiyle, metne yönelik bilgilerin yanı sıra izleyici alımlamasını ortaya koyan veriler analize dâhil edilmiştir. Türkiye Radyo Televizyon (TRT) Kurumu'nun 2020 yılı Nostalji Kuşağı'nda tekrar gösterime giren "Yedi Numara" dizisi, içerik ve izleyici kapasitesi ile araştırma konusu olarak tercih edilmiştir. 2000-2003 yılları arasında yayınlanan durum komedisi türündeki bu Televizyon dizisi, üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala ilgi çeken bir konumdadır. İzleyiciler tarafından beğeni ve ilginin devam etmesi, anlatımda yer alan ütopik sosyal ilişkilerin geçmişe duyulan özlemi açığa çıkarmasıyla bağlantılı görülmektedir. Bu araştırma, Yedi Numara dizi anlatısı ve izleyici görüşlerini inceleyerek, insani ilişkilerde geçmişe özlem uyandıran unsurları ortaya çıkarmayı, hedeflemiştir. Değişim ve dönüşümün insani ilişkileri de etkilediği modern yaşam biçiminde "Yedi Numara" izleyicilerinin; geçmişi sığınılacak bir liman olarak gördüğü düşünülmektedir. Gündelik yaşamdaki ilişkilerin değişmesiyle kendi ve çevresine yabancılaşan insan, değerleri nostaljik bir forma sokarak; günümüz ve gelecek tasavvurunda oluşan boşluğu doldurma eğilimindedir. Bu yönüyle dizinin, geleceğin tasarımında da arzulanan sosyal ilişki ve değerleri örneklediği ortaya çıkmıştır.

DizilerKültürKültürel çalışmalar+3
Beyza Şahin Kün
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Endüstri kent ve kamusal alan bağlamında Richard Sennett üzerine bir inceleme

Bu çalışmada Richard Sennett'in çalışmaları temel alınarak endüstri, kent, kamusal alan gibi hayatımızın şekillenmesinde temel rol oynayan olguların tarihsel dönüşümleri ve bu dönüşümlerin toplumsal yansımaları incelenmiştir. Richard Sennett günümüz toplumunda ortaya çıkan birçok sosyal sorunun kökeninin tarihsel bakış açısıyla bulunulabileceğini ve tarihsel kırılma noktaları iyi anlaşılabilirse toplumsal sorunların ortadan kaldırılabileceğini savunmaktadır. Bu bağlamda çalışma gerçekleştirilirken günümüz toplumunda var olan toplumsal problemlerin sorunsallaştırılması ve sorunların tarihsel köklerini açığa çıkarılması adına tarihsel bir perspektifte incelemelerde bulunulmuştur. Çalışma boyunca literatür taraması yöntemi kullanılmış, sunulan iddiaları temellendirebilmek adına Richard Sennett'in katkıda bulunduğu bir çok eser ve Richard Sennett üzerine kaleme alınmış metinler çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın modern kentli bireyin toplumsal problemlerini tarihsel kökenlerine ve günümüz yansımalarına ışık tutması amaçlanmıştır.

Endüstri kentleriKamusal alanSennett, Richard+2
Umut Osmanlı
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tüketim pratikleri bağlamında moda-mekân ilişkisi

Bu çalışmada günümüzün en çok tartışılan kavramlarından biri olan tüketim kavramı mekân ve moda unsurları açısından incelenmiştir. Toplumun her alanında etkili olan tüketim olgusu, bireylerin statüsünü belirlemekte ve sahte ihtiyaçlar üreterek bireyleri daha fazla tüketmeye yönlendirmektedir. Tüketim olgusu bu bağlamda yeni mekân kavramlarını ortaya çıkarmıştır. Bireyler iş dışında kalan boş zamanlarını geçirmeleri için tüketim mekânlarına yönlendirilmişlerdir. Bireylerin bu mekânlarda boş zamanlarını tüketme faaliyetleri yaparak geçirmektedirler. Tüketim mekânlarının gelişimi modanın sergilenmesi açısından oldukça önemlidir. Tüketim mekânlarında nesneler modanın büyüsü ile kaplanmıştır. İlk zamanlarda moda üst sınıfların tüketim faaliyetlerini oluştururken; endüstri devrimiyle birlikte moda kitleselleşmiştir. Kitlesel üretim ile birlikte moda alt sınıflara doğru yayılmıştır. Kitlesel üretim modayı demokratikleştirerek alt sınıfların da tüketime katılmasını sağlamıştır. Moda nesneleri tüketim mekânlarında sergilenmektedir ve bireylerdeki tüketme arzusunu arttırıcı bir etkiye sahiptir. Mağaza vitrinleri modaya uygun olarak düzenlenerek bireylerdeki tüketme arzusunu arttırmıştır. Sonuç olarak mekân tasarımı ve moda nesneleri tüketimi arttıran iki unsurdur. Mekân ve moda unsurları tüketimin yaygınlaşması ile tarihsel süreçte dönüşümler geçirmişlerdir. Bu çalışmada moda ve mekânın geçirdiği dönüşümler tüketim bağlamında incelenmiştir.

Mağaza içi düzeniMağazalarMekan+7
Sevde Kaya
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Öğrencilerin online alışveriş hakkındaki görüşleri: Sakarya Üniversitesi İletişim Fakültesi örneği

Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler pek çok alanda olduğu gibi satın alma alışkanlıklarımızı da değiştirmektedir. Bu çalışmada Sakarya Üniversitesi İletişim Fakültesi lisans öğrencilerinin online alışverişe ilişkin görüşleri incelenmiştir. Öğrencilerin online alışveriş deneyimleriyle demografik değişkinler arasında anlamlı bir ilişkinin var olup olmadığı araştırılmıştır. Bu amaç doğrultusunda, 2017-2018 güz döneminde Sakarya Üniversitesi'nde öğrenim görmekte olan lisans öğrencileri arasından oranlı tabakalama yöntemiyle örneklem belirlenmiştir. Ana kütleden alınacak örneklem sayısının belirlenmesi doğrultusunda 300 öğrenci üzerinde anket uygulanmış ve değerlendirilmeye alınmıştır. Analizlerde Bağımsız Örneklem T testi (Independent Sample T Test) ve Tek Yönlü Varyans Analizi (One Way Anova) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda online alışverişe ilişkin görüşlerin, cinsiyet, eğitim durumu, hane halkı gelir durumu, nüfusa kayıtlı olunan il, internete bağlanılan yer, internet kullanım süresi, tercih edilen ürün ve ödeme şekli gibi etkenlere göre anlamlı düzeyde değiştiği ortaya çıkmıştır. Bulgulara göre, erkek, ikinci ve üçüncü sınıfta öğrenim görmekte olan, 2700-4049, 4050 ve üstü hane halkı gelirine sahip, büyükşehirden gelen, ev ortamından İnternet'e bağlanan, İnterneti 5 yıl ve fazla süre boyunca kullanan, Giyim- Ayakkabı ve Kişisel Bakım, Elektronik Eşya ürünleri ve Bankacılık Hizmeti tercih eden, ürün tesliminde nakit ve havale ödeme araçlarını kullanan öğrencilerin, online alışverişe diğer gruplara oranla olumlu yaklaştığı ve İnternet üzerinden gerçekleşen satın alma davranışını avantajlı bulduğu ortaya konmuştur.

Alışveriş davranışlarıElektronik ticaretSakarya Üniversitesi+6
Kübra Sultan Yüzüncüyıl
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Failed metamorphosis, self-starvation and the innocence of anorexia: An analysis of the vegetarian

This thesis analyzes Han Kang's short novel The Vegetarian with a feminist, literary and medical discourse. As I discuss the element of corporeality of metamorphosis in the novel I determine that not only are almost-transformations in the novel are "failed metamorphosis" but also they are thematic charges of Ovidian executions. By doing a comparative reading of Herman Melville's "Bartleby: the Scrivener" I establish similar narrators and narrations to expand my observation of what makes Yeong-hye, the main character, extremely unique among narratives of anorexia. Discussing various feminist and medical approaches to anorexia, specifically to anorexia nervosa, I conclude that these do not completely fit Yeong-hye. I employ Rudolph Bell's Holy Anorexia to read Yeong-hye as a saint figure as I compare her to one of the saints Bell introduces, Catherine of Siena. In this thesis I suggest that Yeong-hye's unique anorexia makes her a saint figure because of her obsession with innocence and the post-human way of achieving it by admiring Kang's way of story-making.

AnorexiaHungerSouth Korea+4
Cansu Kutlualp
Sabanci University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

(ilk) aşk: Genç yetişkinlik sürecindeki ergen'in eşcinsellik deneyiminin karşılaştırmalı analizi

This thesis comparatively analyzes two authors who produce in English and Turkish, who are Andre Aciman and Yalçın Tosun, through a queer lens. The aim of the thesis is to "queer" homonormativity by focusing representations of the male same-sex desire existing in Call Me by Your Name by Aciman and selected short stories by Tosun, which is referred as "gay experience" as characters don't necessarily identify as gay despite having same-sex encounters with other men. Thus, their sexualities are left blurred, meaning there is no clear self-expression of "gay identity". Specifically, the thesis explores gay experiences of young men during coming-of-age periods, used to refer to the period of pre- or early period of young adulthood, adolescence, puberty or teenage periods. Drawing on theories on gender, sexuality and the Queer, the thesis compares the similarities and differences of gay experience presented by these two authors in relation to issues like class and ethnicity. By doing so, it aims to queer homonormativity, which idealizes a singular and conformist gay identity. Having the queer approach, the thesis brings together different particularities of gay experiences or expressions to challenge homonormativity as the production of normative codes. Underlying these particularities, the thesis tries to pose alternatives to the homonormativity and to contribute to a global identity, consisting of different expressions. Since both Aciman and Tosun narrate non-Western particularities, their works are functional to deconstruct the ideal White homonormativity. For, these non-Western experiences add up to the gay experience that is limited by this homonormativity.

Comparative literatureQueer Theory
Süleyman Bölükbaş
Sabanci University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Dışarıdan sanatın içeriden sanata dönüşmesi: Henry Darger örneği

This thesis focuses on the outsider art also known as mad art. The question of how a mad becomes an artist by the art world is examined through the example of Henry Darger, one of the most famous outsider artists. Different biographies of Darger show us the process of construction of outsider artist image. The main aim of this thesis is to question the dynamics of the art world and to discuss how it creates its own limits while creating a new identity. It is discussed how the mad, the subject of psychiatry, is reconstructed in the art world and how this construction affects the art world. In this process, biography is treated as a commodity and considered as the most important element in the establishment of the outsider art.

Darger, HenryMadMadness+3
Bade Nur Çayır
Sabanci University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Suda ki tuz: Irksallaştırma, hiyerarşi, ve İsrail'de karma evlilik hayaleti

This paper examines the specter of romantic relationships between Arabs and Jews in Israel. Given the statistical rarity of such relationships, the extensive public, media, and governmental attention paid to preventing 'miscegenation' seems paradoxical. I begin with an exploration of these attempts, which range from highly successful advertising campaigns and televised interventions to citizen patrol groups, physical assault, and, in the case of underage women, incarceration in reform schools. By turning to work on racializing processes within contested colonial space, this research traces the specter of 'mixed' relationships back to fears of internal contamination and the unstable nature of racial membership within racialized hierarchies of power. I conclude with a close analysis of three works – two novels and one film – that revolve around relationships between Arab and Jewish characters. By examining the way these texts both reify and challenge assemblages of race and belonging in Israel, I argue that these works should be viewed as theoretical texts that strive to present possibilities for a different future.

ArabsRomantic relationshipMarriage+6
Janıne Andrea Curotto Rıch
Sabanci University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Sınırların yeniden çizilmesi: Üniversite öğrencilerinin sözlü tarihi

This thesis investigates the encounter between university students and police officers during arrest, in the police car, in custody, and in prison. By focusing on the spatial encounters between the police and the university students this thesis aims to understand the interrelation between political violence, and student subjectivities. The study concentrates on the narratives of the students not only regarding spatial and performative encounters with the police, but also regarding students' own social and moral worlds. In addition to analyzing these encounters in relation to students' class, ethnic and gender positions, it also focuses on the aftermath of these encounters by looking at family relations and the emotional effects of the aftermath of the violence.

PrisonsYoungsYouth+6
Selin Sayın
Sabanci University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
10
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Anadolu manzaralarının tahayyülleri: Sabahattin Eyüboğlu filmleri

My thesis examines short documentary films produced by the literary and cultural critic, translator, and scholar Sabahattin Eyuboğlu within the rubric of the Istanbul University Film Center. Composed of travels into Anatolia's cultural geography with an eye scrutinizing the archeological and ethnographic heritage, I argue that his filmography gives a reading of Anatolia as a trope of the motherland as part of Turkey's construction of its national culture, which translates into a journey representing Asia Minor's ancient history, folklore, and picturesque landscape in the films. Seeking the imprints of this ideologically-determined approach in the form and content of Eyuboğlu's films, I also account for the workings of this trope through a survey of the intellectual history of Turkey. I analyze these imprints in the film's "cinematographic re-animation" of the past and their representation of the space of Anatolia as a mythical and trans historical entity.

AnatoliaEyüboğlu, SabahattinFilm+4
Muhammet Oytun Elaçmaz
Sabanci University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Hayaletle yazmak: Saidiya Hartman ve Susan Howe metinlerinde potansiyel tarihçeler

This thesis discusses and compares two different but resonant works of creative scholarship: Saidiya Hartman's Wayward Lives, Beautiful Experiments: Intimate Histories of Social Upheaval (2019) and Susan Howe's My Emily Dickinson (1985). Counter to a history conscribed by captivity and criminality, Saidiya Hartman "exceeds the archive" in order to speculatively narrate the "intimate histories" of African American women at the turn of the twentieth century. Susan Howe writes through a counter-historical poetics against mis-readings of Dickinson's literary experimentation while situating the poet in a feminine nonconformist tradition. Approaching the archive as a departure point rather than a site for answers, Hartman writes a "serial biography" of the "wayward" women who fashioned forms of freedom within constraint while Howe investigates patriarchal authority over literary history. After addressing the differences between these scholars' archives and the terms through which their subjects "enter history," I illustrate moments in both texts where specific resonances may be located, focusing on each writer's close readings of history, modes of listening for affect in the archive, and methods of counter-historical fabulation. I argue that Hartman and Howe engage adjacent aesthetic modes as they read their subjects otherwise, refusing normative terms by which resistance, representation, and intelligibility have been defined. They articulate openings for "potential history" through a shared recognition of the limits of genre and language while demonstrating a commitment to "unsettling what's settled."

Dickinson, EmilyHartman, SaidiyaFabulation+4
Kathryn Ann Bradshaw
Sabanci University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Erkekliği cilalamak: Otomobil modifiyesiyle erkeklik kimliğinin yeniden inşası

The study focuses on the male-dominated context of car modification in Turkey, a popular leisure activity for car enthusiasts. The act of transforming standarddesigned automobiles to improve driving performance or to personalize their appearance is called 'automobile modification', the re-designed and customized automobiles are called 'modified cars', and the owners, who modify their automobiles call themselves 'modifiers' ('modifiyeci' in Turkish). This group of car enthusiasts modify their cars, organize races or fairs,and arrange gatherings on local or national scales. Car modification provides a space for self-representation and identity reclamation. The act of modifying an automobile, whose technical knowledge, and skills are attributed to men, is a subject-making tool for men. Through the engagement of modifier groups, men reclaim their masculine selves. This thesis is based on semi-directed, in-depth interviews conducted in Istanbul and Konya, aimed at understanding processes of subject-making and reclaiming the masculine identity.

CarsLeisure activitiesMen+7
Şeyma Özkan
Sabanci University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Kim Var Orada? çağdaş Türkiye tiyatrosu'nda sessizleştirilmiş geçmişleri sahnelemek: Kim Var Orada? Muhsin Bey'in Son Hamleti

This thesis study aims to investigate the re-enactment of difficult pasts in theatrical performances while questioning the representation of the silenced events and subjects of Turkey's recent history in the given political and aesthetic limits of present-day Turkey. To this end, this study investigates the representations of silenced accounts in the histories of Turkey's theater by concentrating on a biographical play called Kim Var Orada? Muhsin Bey'in Son Hamleti [Who's There? The Last Hamlet of Muhsin Bey] by Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST) premiered in 2016, İstanbul. The play portrays the life story of one of the most influential figures of Turkey's theater history, Muhsin Ertuğrul, and problematizes his mythic image within the ethnocentric history writing of Turkey's theater by depicting the events taking place in the transition period from Ottoman Empire to the Republic of Turkey. I will investigate Kim Var Orada's strategies of performing history by looking at the critical and playful relationship that it builds with historical documents and discuss the performers' potential to bear witness to the historical event that they re-enact. Since Kim Var Orada firmly ties its texture to Shakespeare's Hamlet, I will analyze the possible reasons and outcomes of Hamlet's haunting of the Kim Var Orada's structure as an attempt to communicate with the traumatic pasts of Turkey's recent history.

Biographical theaterErtuğrul, MuhsinModern theatre+5
İlker Ergün
Sabanci University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
21
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Afrika kültürü içerisinde kanga kumaşlarının tarihsel, kültürel ve siyasal önemi üzerine: Zanzibar örneği

Bu çalışma, Swahili kültüründe Kanga kumaşlarının sosyal, kültürel ve tarihsel bir iletişim aracı olarak nasıl işlev gördüğünü incelemektedir. Araştırmanın amacı; Kanga kumaşlarının, özellikle Zanzibar örneğinde, toplumsal normların, kimliklerin ve mesajların aktarılmasındaki rolünü anlamaktır. Bu doğrultuda, Swahili kültürüne mensup 15 kadınla yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler betimsel analiz yöntemiyle MAXQDA yazılımı kullanılarak incelenmiştir. Elde edilen bulgular, Kanga'nın yalnızca bir giyim eşyası olarak görülmediğini, aynı zamanda kadınlar arasında sosyal statüyü, dini ve siyasal mesajları, ahlaki değerleri ve toplumsal cinsiyet rollerini ileten çok yönlü bir kültürel sembol olduğunu göstermektedir. Katılımcıların açıklamaları; Kanga'nın düğün, doğum, cenaze gibi ritüellerde ve günlük yaşamdaki önemini, renk ve desenler yoluyla aktarılan mesajların çeşitliliğini ortaya koymaktadır. Özellikle hediyeleşme ve miras bağlamında Kanga'nın, aile hikâyeleri ile değerlerin nesilden nesile aktarılmasını sağlayan manevi bir değer taşıdığı vurgulanmıştır. Ayrıca Kanga kumaşları, doğaya saygı, çevre bilinci ve toplumsal dayanışma gibi mesajları sembolize ederek, bireylerin kimliklerini ve duygularını ifade etmelerine aracılık etmektedir. Bu yönüyle Kanga, Zanzibar'da yaşayan kadınların sosyal ilişkilerini, kültürel kimliklerini ve gündelik hayat pratiklerini biçimlendiren önemli bir iletişim aracıdır.

KültürZanzibarİletişim
Nazan Yalçınkaya
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The impact of modernization on the representation of Indian traditional culture: The golden age of Indian cinema

The Golden Age of popular Indian cinema 1945-1965 produced a great number of films. These films had a great impact not only in India but globally too. These films, rich in melodramatic elements, were intricately linked to colonial discourse at various levels. The qualities of melodrama, a modern form, have contributed to the construction of a Western discourse in films. The aim of this study is to examine how modernization shaped the representations of traditional culture during the golden age. For this purpose, the study, which was based on a qualitative research perspective, utilized thematic approach and critical discourse analysis method. Four films Awara (Kapoor, 1951), Shree 420 (Kapoor, 1955), Mother India (Khan, 1957) and Mughal-e-Azam (Asif, 1960) were selected through purposive sampling method were descriptively analyzed in terms of narrative and cinematographic elements. The findings were interpreted under two main themes: Elimination of religious elements and representation of cultural change. The analysis revealed a decline in religious references within these films, with religious representations lacking an organic connection to the overall narrative. Besides religious values were conveyed through more secular themes' characteristic of the melodramatic framework. The cultural shifts brought about by modernization were depicted through surface-level interpretations, reinforcing traditional values within the moral universe shaped by melodramatic elements. Ultimately, the study suggests that representations of traditional culture in Golden Age films were influenced by a Western perspective aligned with a modernist vision.

Sisa Sısa
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alfa kuşağının yeni medya kullanımında yeni nesil babaların etkisi

Teknolojinin hızla gelişmesi ve yeni medya araçlarının günlük yaşama entegrasyonu, Alfa kuşağının medya kullanımı üzerinde önemli etkiler yaratmaktadır. Alfa kuşağı, doğduklarından itibaren dijital dünyayla iç içe büyümekte ve medya kullanım alışkanlıkları, aile içi etkileşimlerle şekillenmektedir. Özellikle babaların, çocuklarının medya ile olan ilişkilerini yönlendirme ve denetleme süreçleri, kültürel çalışmalar açısından incelenmeye değer bir konu olarak öne çıkmaktadır. Çalışmada, amaçlı örneklem tekniğiyle seçilen on yeni nesil baba (Alfa kuşağı bireylerin babası) ile yapılan yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmelerle elde edilen veriler analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları, yeni nesil babaların çocuklarının medya kullanım alışkanlıkları üzerinde önemli bir rolü olduğunu göstermektedir. Babaların teknolojiyle olan etkileşimleri, çocukların medya içeriklerini nasıl tükettiği ve nasıl değerlendirdiğinde belirleyici rol oynamaktadır. Bunun yanı sıra, babaların medya okuryazarlığı konusundaki tutumları, Alfa kuşağının dijital ortamlara yönelik eleştirel bakış açısını şekillendirmektedir. Sonuç olarak, yeni nesil babalar, çocuklarının medya ile ilişkilerinde yalnızca yönlendirici değil, aynı zamanda aktif bir katılımcı olarak yer almaktadır. Bu durum, kültürel aktarım süreçlerinde babaların rolünün önemini vurgulamakta ve Alfa kuşağının medya kullanımı üzerindeki etkisini anlamlandırmada yeni bir perspektif sunmaktadır.

Feyza Yontar
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00