
37
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Çağdaş sanat üretiminde yapay ışık kullanımının mekân algısına etkisi
Estetiğin, post modern dönem sonrasında bağlamı değişmiştir. Böylece çağdaş sanatla birlikte, sanat üretiminde bu yeni bağlama uygun işler üretilmiş ve malzeme özgürlüğünün ortaya koyduğu geniş bir seçim yelpazesi oluşmuştur. Bu özgürlük sanatçıların, çalışmalarını oluştururken hazır nesneden, yazıdan, endüstriyel malzemelerden ve günümüz teknolojisinin sunduğu makinelerden faydalanmasını sağlamıştır. Böylece sanatçı yapıtını gerçekleştirirken üslubuna uygun olan materyali seçme imkânı elde etmiştir. 19. yüzyıl sonrası hazır nesne kullanımı ile birlikte, bir durumu, fikri ya da meseleyi, yapıtları ile ifade eden sanatçının, kullandığı malzemeler arasına, modern sanat sonrasında devreye giren kavramsal bakış açıları ve bu doğrultuda sanata dâhil olduğunu söyleyebileceğimiz yapay ışık, sanat nesnesi olarak kullanılmaya başlamıştır. Endüstriyel malzemeler içerisinde popülerliğini devam ettiren yapay ışığın sanat işi olarak kullanılması ve çağdaş sanatta endüstri ve teknolojinin etkileriyle yaygınlaşması üzerine, ışığın kullanım biçim ve amaçları değişim göstermiştir. Sanat materyali olarak kullanılan yapay ışık, günümüzde de pek çok sanatçının yapıt haline getirdiği bir nesne olmuştur. Sanatçıların ışığa biçimsel yaklaşımları ışığın kullanım biçimlerini değiştirirken mekân ile ilişkisi de üzerinde durulması gereken bir durumdur. Mekân olgusu, endüstriyel malzemelerin sanat medyumu olarak kullanılması noktasında yeniden yorumlanmıştır. Salt bir biçimde kullanılan yapay ışığın mekânda ve izleyici üzerinde nasıl algılandığı ve ışık enstalâsyonları, yapay ışığın form edinmesinde, sadece görsel değil dokunsal anlamda da üretilebilmesinin mekânda oluşan algının dönüşümleri araştırılması gereken bir konu olmuştur. Bu tez kapsamında sanat medyumu olarak yapay ışık kullanımının mekân algısında farklı etkilere neden olması ve mekân algısını değiştirip dönüştürme durumu irdelenerek, literatüre katkı sağlaması amaçlanmıştır.
Çağdaş sanatta doğa ve çevre sorunlarına eleştirel yaklaşımlar
İnsanın doğa ile ilişkisi, tarihin başlangıcından itibaren hep var olmuştur. İnsan ve doğa arasında gerçekleşen bu ilişki insanlığın kültürel, ekonomik ve teknolojik gelişimleriyle paralel olarak evrilmiş ve değişim göstermiştir. Sanat alanında, ilk olarak manzara resimlerinde kendini gösteren doğa, keşfedilmeye açık bir dünya olarak ele alınmıştır. İnsanı merkeze koyan bakış açısı ile ortaya çıkan doğa-insan ilişkisi, gelecek sanat akımlarını da etkilemiştir. Sanatçılar için bir ifade aracı olmuş olan doğa, zaman içinde insan aklının hâkimiyeti altına girmiştir. Sanayi Devrimi ile birlikte endüstrileşmenin artışı, üretim ve tüketim alışkanlıklarında köklü değişimlere yol açmıştır. Bu dönemde doğa, insanın teknolojik ve endüstriyel ilerlemeleri karşısında giderek arka planda kalmaya başlamıştır. Bu değişim, doğanın insan karşısındaki üstünlüğünü yitirmesine ve insanın doğa üzerindeki hakimiyetinin artmasına neden olmuştur. İnsan ve doğa arasındaki ilişkide dengelerin tersine dönmesine tepki olarak birçok sanatçı da doğanın sömürülmesine yönelik tutumlarını ortaya koyan çalışmalara yönelim göstermişlerdir. Bu çalışmada, öncelikle 1960 yılından günümüze kadar süregelen doğa-insan ilişkisinin aşamaları incelenecek, daha sonra bu aşamalardaki değişimlerin nedenleri, sanatsal üretimler bağlamında çözümlemeler yapılarak ortaya koyulacaktır ve buna bağlı olarak insanın doğa üzerinde yarattığı tahribatın sonuçlarının görünür kılınması amaçlanmıştır. Araştırma, 1960 sonrası sanat hareketlerini ve çağdaş sanat arasında geçen süreçlerin doğa-insan ilişkileri etrafında ele alınmasıyla sınırlandırılmıştır. Araştırmanın temel kaynaklarını ise yazılı ve görsel materyaller oluşturacaktır.
20. yüzyıldan günümüze cehalet mühendisliğinin sanatsal eleştirisi
Bu çalışma ile, "kâr ya da fayda elde etmek ve bunların devamlılığını sağlamak amacıyla farklı iktidar biçimleri tarafından, toplumların çoğunluğundan bilgi, olay ya da olguların gizlenişi" olarak nitelendirebilen "cehalet mühendisliği" kavramı ortaya atılmıştır. Bu kavram, sanatsal bir eleştiri niteliğinde gerçekleştirilen işlerin çıkış noktası olarak incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde cehalet kavramının net bir şekilde anlaşılabilmesi amacıyla bilgi bilimsel açıdan incelenen tarihi ele alınmış, farklı araştırmacılar tarafından ortaya atılan araştırmalar irdelenmiş, taksonomi ve sınıflandırmaları üzerinde durulmuş, sebep, etki ve sonuçları örneklerle pekiştirilmiştir. İkinci bölümde, algı ve toplumsal algı konuları üzerinde durulmuştur. Toplumsal algı kavramının nasıl çalıştığı üzerine yapılan deneyler ve araştırmalar incelenmiş, ve bu süreçte kitlelerin algılarının neden ve nasıl manipüle edildiği tartışılmıştır. Üçüncü bölümde propaganda kavramı, alt başlıklarıyla birlikte ele alınmıştır. 20. Yüzyıldan günümüze propaganda örneklerine yer verilmiş, örnekler üzerinden kavramın sebep sonuç ve etkileri tartışılmıştır. Devamında proparagandanın sanat dünyası içerisindeki yerine değinilmiş, farklı sanatçılar ve sanat oluşumlarının propaganda eleştirileri, propagandaya maruz kalışları ve propaganda aracı olarak kullanılmaları irdelenmiştir. Dördüncü bölümde, tüketim toplumu ve kültür endüstrisi kavramları üzerinde durularak, planlı eskitme örneklerine yer verilmiştir. Bu bağlamda tüketim kültüründeki yanılsamaya dikkat çekilmek istenmiştir. Beşinci bölümde iktidar kavramı, biçimleri üzerinden incelenmiş ve kitlelerin farklı iktidar mekanizmalarınca gösteri, para, ayrıcalık ve özgürlük yanılsaması gibi olgularla ne şekilde yönetildikleri tartışılmıştır. Altıncı bölümde medya ve karşı medya üzerinde durulmuş, edebiyat, sinema vb. karşı medya örnekleri ele alınmıştır. İktidar mekanizmalarının sırlarını ifşa eden örneklere ve sanat dünyasının kitlesel gözetim kavramını deşifre eden çalışmalarına yer verilmiş ve bu işler üzerine tartışılmıştır. Son olarak yedinci bölümde ise, araştırma süresince ele alınan konular üzerine yazar tarafından gerçekleştirilen kişisel çalışmalara yer verilmiş ve konularla ilişkileri açıklanmıştır.
Çağdaş sanatta ölüm temasının etik ve estetik açıdan incelenmesi
Reformasyon paralelinde Memento Mori kültünün resim sanatına yansıması ve savaşların sanatçılar üzerindeki etkisi, ölüm temalı Vanitas resimlerine yansımıştır. Bu dönem resimlerindeki ölüm temsilleri fotoğraf sanatını da etkilemiş; ölüm imgeleri fotoğraf sanatına da yansımıştır. Sanatçıların savaşa karşı eleştirel bakışları, ölümü hatırlatıcı imgelerin resimlerde kullanılması, modern estetik bağlamında görülmek istenmeyenin temsil edilmesi ve dışavurumcu anti-estetikle birlikte sanatta yeni tartışmalar ortaya atarken, izleyicide beğeninin aksine şok etkisi yaratmıştır. Sanatçı tarafından sanatsal imge aracılığıyla varoluşa yöneltilen eleştirel bakış, izleyici ve eleştirmenlerce estetik ve etik ifadenin yönü açısından değerlendirilmiştir. Ölüm imgesinin vurgulanması ve görselleşen anlama dikkat çekmek amacıyla şiddetli görüntülerin sanatsal ifadesine dahil edilmesine; izleyiciler ve eleştirmenler tarafından muhalefet edilmiştir. Bunun gerekçesini anlamak için sanatın kat ettiği estetik ve etik süreçlere tarihsel gelişimine baktığımızda, klasik dönemde idealize edilen güzellik; reform hareketleri sonrasında yaşamsal etiği amaç edinen gerçekliğin görünüşleri ve 19. yüzyıl itibariyle klasik sanatın sorgulanması paralelinde karşılaştığımız modern estetik süreçlerinde, çoğu zaman çirkinliğin görüntüsünden kaçınıldığı görülmektedir. Yani modern estetiğin alışkanlıkları ile bakan izleyici açısından göze hoş gelen, estetize edilmiş görüntü dışında kalan şiddet içerikli imgeler gayri meşrudur; dolayısıyla izleyiciyi şok eder. Bu durum modernizmin estetik de dahil olmak üzere temel kavramlarını eleştiren postmodern kuramın ve sanatsal eğilimlerin cıkış noktasını oluşturur. İşte bu ortamda çağdaş sanat işi politik ve provakatif bir tavrı benimseyerek modern estetiği alt üst eder yeni bir etik ve estetik, düzen/düzensizlik önerir. 1960 sonrası sanat hareketleri içerisinde bedeni malzeme ederek çalışan pek çok sanatçı, ölüm temasını ölüme yakın performanslarla veya bedeni malzeme eden dijital medyumlarla sergiler. Böylelikle bu temayı bir imge olmaktan çıkartarak, teatral bir deneyim alanı gibi sunarlar. Yaşamın sanata dönüştüğü bu süreçte, ölüm teması da hayatın içinde bir performans biçimine dönüşürken, bu performanslar izleyici açısında bireysel etik sorunsalları gündeme getirmiştir. Modern sanat içinde temsil bağlamında yine estetiğin bir kanalı olan anti estetik çerçevesinde biçimlenen ölüm teması, 1960 sonrası sanat formlarında etik bir mesele olarak sunulmuştur.
Sanat yapıtında gündelik nesnenin kullanımı ve değer sorunu
Sanat yapıtının, sanatın kurumlaşmış değerleri içerisindeki kapsamı, açıklanışı Dada ve Duchamp sonrası gündelik nesnenin kullanımı ile yapıtın sınırlarını öylesine genişletir ki pratik hayat ve sanat üretimi iç içedir. Ve kurumsallıklar içinde sanat yapıtının kullanımı, tanımı ve değerlendirilişi yeni açılımlar alır. Bu tezde Duchamp ve Dada ile başlayan, Pop Sanat ve günümüze kadar örnekleri ile tüm çağdaş sanatı etkileyecek olan ''hazır nesne'' kullanımının getirdiği etkiler incelenecektir. Gündelik nesnenin sanat yapıtı olarak kullanılışı sanat üretiminin güzellik ve zanaata dayalı klasik estetik ölçütlerinin ve geleneksel malzemenin kullanımının değişmesine yol açtığı gibi topyekun üretim süreçlerini ve algılamayı da belirlemiştir. Fikre dayalı sanat üretimi sanatçı öznenin bir düşünür sanatçı olarak yaratım süreçlerini ve yapıtın sunumu, sergilenme mekanı ile ilişkisi ve algılanması süreçlerini de değiştirmiştir. Sanat yapıtının müzelerde ve galeri mekanlarında sergilenmesi bilinen anlamda yüksek ve değerli, biricik sanat eserlerinin saklanması, korunması belgelenmesi veya satışa sunulması işlevini görürken, hazır nesne ile bu yaklaşım bertaraf edilmekte ve tüm tanımlarda tamamen düşünsel ilişkilere dayalı bir plastik anlatım dilinin oluşturulduğu yeni bir dizin kullanılması gerekmektedir. Bu durum yapıtın klasik anlamdaki değer algısını ve bağlamını değiştirmektedir. Bu tezde bu problemlere dayalı bir araştırma çalışması yaparak, sanat tarihinde nesnenin farklı kullanım biçimleri incelenmiştir. İlk yerleşik toplumlardaki el yapımı nesnelerden, klasik dönem zanaat sanat ürünü nesnelere gündelik kullanım nesneleri incelenerek modern dönemle birlikte sanat tarihine sanat eseri olarak endüstriyel nesnenin-hazır nesne başlığıyla girişi ve sanat eserinin değer konusunu hangi bağlamda değiştirdiği sorgulanmıştır. Tezimin araştırma konusu paralelinde sonuç olarak ürettiğim çalışmalar ve proje konum ile gündelik nesnenin kullanımı ve değer sorunu ilişkilendirilmiş ve değer konusunun sanat üretimindeki asıl problemin düşünce ve bağlam konusu olduğuna vurgu yapılmıştır.
S. Freud'un tekinsizlik kavramı bağlamında sanatta mekan-nesne-korku ilişkisi
Bu çalışma, psikanalizin temel dinamiklerinden olan Freudyen 'tekinsizlik kavramı' (uncanny) ile bağlantı kurarak, sanatta mekân – nesne – korku ilişkisinin sorgulanması üzerinde odaklanacaktır. Psikanalitik bir kavram olan tekinsizlik; "görünmeyenin görünür kılınması", bastırılan 'şey' lerin başkalaştığı ancak öteden beri tanıdık olan, beklenmeyen, öngörülemeyen, muğlak, "rahatsız eden" in gün yüzüne çıkma durumunun bireyin kontrolü olmaksızın biçim değiştirerek temsil edilebilir hale gelmesi durumudur. Bu bağlamda bireyin, nesnenin ve mekânın karanlık ve rahatsız edici tarafına işaret eden; mekân, nesne ve korku ilişkisini tartışmasız muhtemel kılan tekinsizlik kavramı tez boyunca Sigmund Freud'dan ödünç alınacak, sınırları genişletilerek sanatsal estetiğin üretim sürecinde nasıl yer aldığı, sanat disiplinleri arasında bir ifade biçimi olarak nasıl temsil edildiği sorguya açılacaktır. Çalışmada bu alanda etkinlik gösteren sanat temsilleri ve medyumları konu bağlamında incelenecek ve bu medyumlarla üretilen eserler incelenecektir. Sanat Tarihinin farklı zamanlarında üretilmiş tekinsizlik kavramı ile ilişkilendirilebilir sanat üretimlerinin mekân nesne ve korku ilişkisi araştırılarak; 'tekinsizlik kavramı' bağlamında üretilen kişisel çalışmalar eklenerek; tez çalışması ile kişisel sanat üretimim arasındaki düşünsel bağlantılara ve kurgulamalara yer verilecektir.
Soyut dışavurumcu sanatta ruhsal arayışlar ve uzak doğu öğretilerinin etkileri
1940 sonrası Amerika ve Avrupa'da ortaya çıkan soyut dışavurumcu sanat anlayışı kısa bir süre içinde modern Batı sanatında güçlü bir etki yaratır. Günümüze kadar devam eden ve tüm dünyaya yayılan bu sanatsal etkinin en önemli özelliği, soyut dışavurumcu sanat anlayışının sahip olduğu ruhsal içeriklerdir. Soyut dışavurumcu sanatçılar salt, renk, leke, çizgi, yüzey, boşluk gibi biçim değerlerine indirdikleri sanat anlayışlarına, içgüdüsel eylemlerini, anlık duygu birimlerini, dinamik fırça vuruşlarını, rastlantı ve doğaçlamaları da katarak yeni bir ifade dilini ortaya koyarlar. Soyut dışavurumcu sanatla birlikte yapıtın inşası sanatçının resim yapma eylemine dönüşür. Böylece yapıt sanatçının bir deneyim meselesi haline gelir. Soyut dışavurumcu yapıtta açığa çıkan soyut ifade biçimi, sanatçının derin düşünme sonucu içgüdüsel etkinliğe dönüşen eylemlerinin en dolaysız aktarımını yansıtır. Soyut dışavurumcu sanatçı için sezgilere dayalı iç gözlem önemlidir. Dolayısıyla soyut dışavurumcu sanatın odak noktasında sanatçının kendi varoluşu ve benlik gerçekliği bulunur. 20. yüzyılın ilk yarısı Batı dünyasında yaşanan trajik olaylar ve sosyolojik olumsuzluklara karşı "Benlik" gerçekliğinin yeniden inşası ve içsel dünyanın keşfi soyut sanatçıların gündemindedir. Dönemin şartları bağlamında sanatçılar arasında huzursuzluk yaratan karamsar duygular ön plandadır ve manevi dünyaya ilişkin ruhsal bir arayış söz konusudur. Soyut dışavurumcu sanatçıların Sigmund Freud ve Gustave Jung'un Psikanaliz çalışmalarını takip etmesi, Batı sanatının ruhsal (psikoloik) bir çözümleme aşamasına geçtiğini göstermiştir. Gustave Jung'u izleyen sanatçılar, bilincin mitler ve primitif sanatlarla olan ilişkisinden çıkış yaparak yapıtlarında ruhsal ifadenin saf (arı) deneyimlerini yakalamaya çalışırlar. Bu aşamada saf duygu deneyimlerine odaklanan sanatçılar için Zen Budizmi ve sanat anlayışı alternatif bir düşünme biçimi sunar. 1950'den sonra Soyut dışavurumcu sanatçılar ve Japon sanatçılar arasında yakın ilişkiler kurulur. Batı sanatında Uzak Doğu kültürüne yönelik ilgi hızla artar. Zen öğretilerinin ve kaligrafi sanatının etkileri Soyut dışavurumcu yapıtlarda açıkça hissedilmeye başlanır.
Çağdaş sanatta kültürel bir olgu olarak medyanın kadın imgesine etkisi
Bu çalışma, medya tüketim toplumunda yer alan değerlerin yaygınlaştırılmasında önemli bir işlevi olan, gösterge ve sembollerin içinde olduğu sosyo-kültürel bir metin olarak kurgulanması amaçlanmıştır. Sanatsal bağlamda kadın imgesi çalışma kapsamında sergilenecek olan uygulamanın çıkış noktası olarak ele alınmıştır. Medya üzerinde kadının temsil edilişi, kadına yüklenen toplumsal cinsiyet rolleri, feminist kuramlar çerçevesinde incelenmiştir. Bu kavramlardan kadının medya üzerindeki imgesi, tez çalışmasının temel referans noktasını oluşturmaktadır. Tez çalışmasında, medyanın toplumsal ve kültürel ilişkiler içinde üretilen ve bu ilişkileri yeniden üreten bir yapı olarak ele alınmaktadır. Çalışmanın birinci ve ikinci bölümünde kültür kavramı detaylı bir şekilde incelemek amacıyla kültürün tanımı yapılıp, yaklaşımlar ve geçirdiği değişimler kronolojik olarak incelenmiştir. İkinci bölümde kültür endüstrisi kavramını literatüre kazandıran Frankfurt Okulu düşünürleri ekseninde; Adorno, Max Horkheimer , Walter Benjamin, Guy Debord ve Jean Baudrillad'ın ''kitle kültürü'' kavramı üzerine yapmış oldukları incelemeler kapsamlı olarak ele alınmıştır. Üçüncü bölümde feminizmin tarihçesi ve feminist kuramlar bağlamında kadın imgesi üzerine yaklaşımlar incelenmiştir. Kadına yönelik cinsiyetçi bakış açılarının ortak noktasına ilişkin kültürel tanımlamaların aile ve toplum tarafından şekillendirildiğine vurgu yapılmaktadır. Geleneksel eğilim kadını toplumsal yaşamdan dışlarken, yaşam alanlarının da sınırlandırdığı gerçeğini beraberinde getirmiştir. 1960 sonrası feminist sanat hareketlerinin tarihsel süreçleri incelenmiş ve dönemin sanatçıları ele alınmıştır. Medya üzerinde üretilen kadın imajının etkileri analiz edilmiştir. Reklamlarda yer alan kadın imgeleri ve kadının sunulduğu toplumsal cinsiyet rolleri aracılığıyla nasıl bir anlam üretildiğini açıklamak amaçlanmaktadır. Bu anlamı ortaya koymak için reklamlarda kullanılan göstergelerin birbirleriyle ilişkisi çözümlenmiştir. Bu bağlamda medyanın değer yargıları açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. Dördüncü ve son bölümde ise konu bağlamında üretilen uygulamalar kavramsal ve plastik olarak incelenmiştir. Eril iktidarın toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden medyada oluşturulan kadın imgelerinin feminist kuramlar bağlamında, uygulamaları gösterge olarak sanat pratiğine taşıyıp yeni bir ifade biçimiyle ele alınmıştır.
Rengin politikası
İnsanlığın ortaya çıkışından beri rengin bir politikası olagelmiştir. Rengin farklı kültür ve ortamlarda mutlak politik bir belirlenimi vardır. Rengin politikası, politik bir ideolojiyi, hareketi veya partiyi temsil etmek amacıyla kurulmaktadır. Renklerin doğasında olmayan bir anlamın yüklenmesi çoğunlukla sembol olarak kullanılmasına bağlıdır. Rengin politikleştirilmesi, renk sembolizmi ile politik sembolizmin bir araya gelmesidir. Bu bağlamda tez çalışmasında rengin politik belirlenimi üzerinde durulmaktadır. Sadece rengin siyahi beden üzerinde politikleştirilmesi değil; yaşanılan dünya ve coğrafyanın öteki yerlerinde de farklı renk sembolizması nedeniyle politik durumlar ve statüler de mevcuttur. Politik renk durumuyla ilgili bir çalışmanın yapılmamış oluşu bizi bu konu üzerinde durmaya ve rengin politikası üzerinde çalışmaya yöneltmiştir.
Moda, sanat/sanatçı ilişkisinde sanatın nesnesi olarak kullanılan giysi tasarımında deneysel yüzey uygulamaları
İnsanlar yaşamları boyunca çevresel koşullardan korunmak için örtünme ihtiyacı duymuştur. Koşulların ve iklimlerin değişmesi giysiyi çeşitlendirmiştir. Örtünme ihtiyacı giyinme kavramına dönüşmüştür. Koşullar ve sınıfsal statüler giysilerin de farklılaşmasına neden olmuştur. Giysi insan için bir ifade aracına, kimliğe dönüşmüştür. Tasarlanan ve bireyin benliğine hitap eden giysiler kişiye özel olmuştur. Sanayi devrimi sonrasında hızla artan hazır giyim ihtiyacı tasarımcıların yol ayrımına olanak sağlamıştı. Bu istekler beraberinde haute couture ve giyilebilir sanata zemin hazırladı. Tasarımcıların ekol ve akımlardan etkilenmesi, tasarımlarına yansımaktaydı. Tasarımcıların sanatçılarla ortak paydalarda buluşması, tasarlanan kostümlerden de gözlemlenebiliyordu. Araştırılan bu tez kapsamında hemen hemen her dönemin sanat akımda, giysi de çeşitli rollerde karşımıza çıkmaktadır. Dada akımı ve kavramsal sanat akımından çıkan kıvılcımlar giysiye sıçramış ve onu bir performans sanatçısının kostümü haline dönüştürmüştür. Bu dönüşüm öylesine güçlüydü ki giysi kimi zaman sanatçıya sanatçı ise giysiye dönüşmekteydi. Önceleri hazır bir nesneden ibaret olan bu nesne (giysi) artık sanatın nesnesi olmuştur. Akımların çizgi, renk ve formları üretilen kostümlerde yer almış adeta giyilebilir birer sanat eserine dönüşmüştür. Bu tez çalışmasında moda tasarımcılarının ilham kaynağı olan sanat eserleri ve başta kübizm olmak üzere akımlar incelenmektedir. Literatür taramasıyla moda tasarımcılarının etkilendikleri sanat akımları irdelenerek, bulgularla bu etkilerin tasarımlarına nasıl yansıdığının saptanması amaçlanmıştır. Bu bağlamda tezin kavramsal çerçevesinde sanat akımlarından bahsedilerek moda tarihinden örnekler verilmiştir. Sonuç olarak bu tez çalışmasının sanat ve modanın birlikteliği ve ilişkisi açısından literatüre eklenmesi ve bu konu bağlamındaki birçok araştırmaya ışık tutacak bir kaynak olması amaçlanmaktadır.
Natürmort resimlerinde sembolik anlayış
Bu çalışma Batman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim Anasanat Dalı'nda Yüksek Lisans tezi olarak hazırlanmıştır. Bu tezin konusu natürmort resimlerinde kullanılan nesnelerin sembolik anlayışını çalışmaktır. Natürmortta kullanılan nesnelerin ya da objelerin neler olduğunu araştırmak ve özellikle sanatçıların neden bu nesneleri çalışmalarında kullandığı, bunlara neden yer verdikleri ve bu nesnelerin ne anlam ifade ettiği, neyi çağrıştırdığı; özellikle natürmort konularında yiyeceklerin kullanılması ve bu yiyeceklerin içerdiği anlamlar üzerinde durarak, bu nesnelerin sembol ya da simge açısından analiz etmek amacıyla bu çalışma gerçekleştirilecektir. Çalışmada natürmortun gelişimini resmedilmesinin sebepleri, bu resim dalında bilinen sanatçıların eserleri, konuları, kullandıkları boya ve nesneler üzerinde odaklanılacak; ayrıca, bu nesnelerin sembolik açıdan taşıdığı anlamlar incelenecektir. Bu çalışmanın amacı, toplumsal iletişim ihtiyacından ortaya çıkan sembollerin kullanımının resimlerde nasıl bir etkiye sahip olduğunu incelemek ve aynı zamanda bu tür etkilerin natürmort resimlerdeki kullanımını araştırmaktır. Natürmorttun ve natürmortta kullanılan nesnelerin güzel sanatlar içindeki yerini ve önemini ortaya koymak. Natürmortta kullanılan nesnelerin neler olduğunu araştırmak bir ifade biçimi olarak kendini gösteren semboller açısından ele almak ve analiz etmek, natürmortta sanatçıları ve eserlerini inceleyerek bu sanatçıların kullandıkları nesneleri anlamlandıran sembolik anlamların ne olduğunu ve neyi amaçladığını ele alarak incelenmesi, irdelenmesi ve bunların neler oldukları literatür taramasıyla verilmiştir. Resim sanatında simgelerin kullanılması, ilk çağlardan bu yana, farklı dönemlerde içinde yaşadığı çağı ve dönemini yansıtan önemli sanatsal öğelerden birisi olarak sanatçıların eserlerine yansımaktadır. Bu doğrultuda, natürmort resmi yapan sanatçıların teknik açıdan hangi temaları seçtiklerini konu açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Daha sonra, yapılan çalışmalara yer verilmiştir. Son bölümde ise çalışmanın yöntemine, bulgularına ve sonuçlarına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Günlük nesne, Natürmort, Obje, Sembol
Göstergebilimsel açıdan Cihat Burak eserlerinin incelenmesi
Gösterge, bir şeyi çağrıştırarak ya da o şeyin yerini tutarak iletişim sağlayan bir araçtır. Günlük hayatın her alanında yer alan sosyal, doğal, yapay ve sanatsal göstergeler, göstergebilimin inceleme alanıdır. Çalışma genel olarak gösterge kavramını, göstergebilimi, göstergelerden yola çıkarak yapılan sanat eseri incelemelerinin bir derlemesini ve özelde de Cihat Burak'ın sanatsal kişiliği ışığında onun eserlerinin incelenmesini kapsar.Sanatçı Cihat Burak, yenilikler anlamında, Türk Resim Sanatı Tarihi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Gerek geçmişini, yaşadığı dönemi ve imgelerini kendine has fırçasıyla harmanlayarak işlemesi, gerekse toplumun farklı kesimlerini sanat aracılığı ile genele aktarması açısından, resim, seramik ve öyküleri ile öncelikle tanık, ardından düşündürücü, açıklayıcı ve eleştirici/eleştirel olmuştur. Çalışma, kısaca kültür-sanat alanındaki değişikliklere değinmekte, Cihat Burak hakkında bilgi vermekte ve göstergebilim yardımıyla sanatçının eserlerini inceleme olanağı sunmaktadır.
Sanatta bir araç olarak NFT
Bu çalışma, Non-Fungible Tokens (NFT) teknolojisinin sanat dünyasındaki teknolojik, ekonomik ve kültürel etkilerini incelemektedir. NFT'lerin blok zincir teknolojisiyle nasıl entegre olduğu ve dijital sanat eserlerinin sahipliğini nasıl garantilediği ele alınırken, aynı zamanda bu yenilikçi kavramın kripto sanat pazarlarına girişi ve genişlemesi incelenir. NFT'lerin sanatçılar üzerindeki etkilerine, gelir elde etme ve eserlerini sunma yöntemlerindeki dönüşüme odaklanır. Ayrıca, geleneksel sanat piyasaları ile kripto sanat pazarları arasındaki karşılaştırmalı analiz yapılır, her iki alandaki dinamikler ve bu dinamiklerin sanat eserlerinin değerlendirilmesindeki rolü tartışılır. NFT'lerin sanat dünyasında yarattığı değişiklikleri ve bu değişikliklerin sanatçılar, koleksiyonerler ve sanat kurumları üzerindeki haklar açıklanmaya çalışılır.
Tarihöncesi dönemden ortaçağa farklılaşan ölüm imgesi
Tarihöncesi Dönemden Ortaçağa Farklılaşan Ölüm imgesiİlkel toplumlarda kolektif bilince göre düzenlenen yapının bir parçası olan insanlar, bugün modern insanın zihnindekine benzer bir ölüm fikrine sahip değildir. Bunun nedeni benlik, kimlik ve mülkiyet duygusunun, evrenin bütünlüğünün söz konusu olduğu bir yaşantı içerisinde mümkün olmayışıdır. Bir son olarak ölüm fikrinin insanın zihnine yerleşmesi, temelde ekonomik bir problemdir. Benlik ve benlik fikriyle bağlantılı olarak mülkiyet temelli bir yaşantı içerisinde, ölüm korkutucu bir gerçeklik olarak ortaya çıkmıştır.İnsanın öncelikli kaygısı ise en temel mülkiyeti olan varlığını korumak olmuştur. Ölüm karşısında duyulan korku, insanları varlıklarını anlamlandırmaya dolayısıyla kendisiyle özdeş olanın inşasına itmiştir. Bilinmeyeni tanımlama ve anlamlandırma ihtiyacı sonucunda öncelikle göstergelere, sembollere dayalı bir dil olan mitler ortaya çıkmıştır.İlkel toplumlardan modern toplumlara uzanan süreç içerisinde ölüm imgesi, ilk örneklerde gölge'yle temsil edilmiştir. Yunan mitolojisiyle birlikte ise ölüm imgesi modern insanın zihnindeki biçimine ulaşmış, insan biçimli kişileştirmelerle ötekileştirilmiştir. Ölümün ötekileştirilmesi ve ötekinin zarar verici bir yabancı olarak gösterilmesi, 16.yy'da ekonomik faktörlerle bağlantılı olarak belirginleşmiş ve ölüm olgusu modern insanın zihninde bugünkü yerini almıştır. Modern dönemde ölüm, diğer ötekiler gibi yabancı muamelesi görerek göz önünden uzaklaştırılmıştır. Modern dönemde kimliği ve varlığı yadsınan öteki ve ölüm, benlik sınırlarını tehdit eden, öfke ve korku uyandıran bir hale dönüşmüştür. Modern insan suretini, yansımasını ve ötekini bir düşman olarak algılamıştır. Modern dönemde göz ardı edilen ölüm, insanı tek güvenli yer olarak gördüğü kendi içine döndürmüş, kapatmıştır.Modern dönemde, ilkçağdakine benzer yoğun anlam arayışları söz konusudur. Bu arayışlar doğrultusunda, ortaya çıkan farklı varlık tanımları, düşünce hareketlerine paralel olarak sanat hareketlerinde izlenmektedir. İnsanların öz, yapı, form arama kaygıları, ilk modern sanat akımı olan empresyonizmden, modern özneyi ortadan kaldırmayı hedefleyen ve merkeze anlamı değiş[tiril]ebilen nesneyi yerleştiren Dada hareketine kadar geniş bir yelpazede izlenmektedir.Tez kapsamında birbiriyle ilişkilendirilmiş olan ölüm ve öteki, yaşam içerisinde ben'in referans noktası olarak saptanmıştır. Modern dönemde benliğin kendisi dışında kalan her şey, tekinsiz öteki olarak ifade edilmiştir. Anlamı kendi içinde arayan ben, ötekini yok saymıştır. Günümüzde ise benlik bir anlamda kendisini yok etmeye, parçalamaya yönelmiştir.Tez kapsamında oluşturulan, ?Objects In The Mirror Are Closer Than They Appear?, ?Aynadaki Nesneler Göründüklerinden Daha Yakındır? temalı proje içerisinde kullanılan aynalar ve gösterdikleri portreler, parçalanan bütünlükle birlikte, birbirinden ayrılan ben ve ötekini simgesel olarak bir araya getirme amacını taşımaktadır. Ayna imgeleri, ben'i biçimlendiren ötekilerdir.
Modern resim sanatında fotoğrafın rolü
İnsanoğlu, tarih sahnesine çıktığı günden itibaren, günlük hayatını devam ettirebilmek için bir takım gereksinimlere ihtiyaç duymuştur. Temel olarak beslenme, barınma ve korunma gibi ihtiyaçlarını giderme amacıyla, çeşitli faaliyetlerde bulunan insanoğlu, böylece teknolojik gelişmelerin de yolunu açmıştır. İlk zamanlarda teknoloji, bilimden bağımsız, günlük ihtiyaçları giderecek yöntemler çerçevesinde gelişmiştir. Zamanla değişen toplumsal şartlar, insanoğlunun ihtiyaçlarını ve beklentilerini de çeşitlendirmiştir.Sanat ve teknoloji birbirleriyle sürekli etkileşim halinde olan ayrılmaz iki parça olmuştur. Bu etki, özellikle Endüstri Devrimi sonrasında, sanat, makine ve bilimin birbirleriyle daha da fazla kaynaşmaya başladığı dönemlerde belirgin hale gelmiştir. Görüntü kimyasal olarak kaydedilmeye başladıktan sonra resim farklı bir kimlik kazanmaya başlamıştır. Fotoğrafın özelliklerinden etkilenen resim sanatı,1900'lü yılların başında modernizmle birlikte birçok akım ile kendini göstermiştir.Fotoğraf teknolojisi, sanat ve toplum arasındaki etkileşimi gözler önüne sermektedir. Buna bağlı olarak, sanat akımları insanlığın kronolojikleşme sürecinde, teknolojik kültürün aşılanmasında ve yayılmasında kayda değer bir rol üstlenmiştir.Bu tezde, tarihsel süreç içinde teknoloji ve sanatın birbirleri üzerindeki etkileri irdelendi. Günümüzde gelinen noktayı en iyi şekilde anlayabilmek için tarihsel süreçte yaşanan gelişmelerin ortaya konması gerektiği düşüncesinden yola çıkılarak, gelişme evreleri kronolojik bir sırayla aktarıldı. Dönemsel ayrımlar yapılırken, dünya tarihinde önemli dönüşümlerin yaşandığı dönemler baz alındı. Fotoğraf teknolojilerinin sanat üretimi üzerine etkisi, bunların yarattığı olanaklar ele alındı.
The concept of individual in the artof contex of problematiqua of madernism
Modernism is a term that people often use and the meaning of it can change depending on the person. Altough it emphasises formation, newness and development, it is important to analyse the term of modernism in every stage of life.As a word modernism means newness and the person who support modern times. Modernism and being modern can be described by the term of midernity which means character of a modern person, newness, change, renovation, keeping up with the era.Modern times is a era in which every individual constitute a world. This case does not enforce people?s power of patience, increase the dabate of notion and life style. Relationships among people have got revised. People have got estranged while differently questioning their existence, have become feeling alone in crowd. The system which machine age industrial revolution and events relating these events caused and transition and mechanization have brought, has differently been interpreted by every individual, has been brought the case of being slave for the object which has been created?Individual fert and individuals? problem of getting estranged in the process of modernism, its place in the art of painting and its reflection to the art of painting? was examined.The definitons of the term of modern and the phenomenon of modernity, the term of modernism were examined according to their development in time. The role of individual fert who witnesses transition in every stage of life, in this important alternation and stages that they go through were examined. How understanding of modern art is formed with the term of individual fert and how the term of individual fert firstly affected social life and later art were constituted the aims of this research.
Resim sanatında bir metafor olarak kent imgesi
Kentler ortaya çıktığı ilk dönemlerden bugüne, pozitif bilimlerden sanata birçok alanda araştırma konusu olmuştur. 19. yy. ve sonrasında, kapitalist sistemin egemen olması ve sanayileşme, hızlı değişimlerin ve dönüşümlerin yaşandığı dönemlerde, özgürlük ve refaha kavuşma arzusuyla yapılan değişimler kentlerin bugünkü şeklini almasına zemin hazırlamıştır. Kentlerde yaratılan yapay mekanlar ve tarihsel süreç içerisindeki oluşumlar, üretim imkanlarının artmasıyla hayal gücünü de arttırmıştır. Yaratılan bu çevrede alımlayıcılara sunulan birçok kentsel imge oluşmuştur. Kentler, sunulan bu imgelerle, mekanların modernleşme sürecinden bugüne kadar geçirdiği süreçlerle, sanatçının üzerinde olumlu veya olumsuz duygusal uyarıcıların vasıtasıyla resim sanatına yansımıştır. Modernleşmenin esas mekanı olarak düşünebileceğimiz kentleri, içinde barındırdığı dinamizmi ve hayal gücünü tetikleyen estetik değerleriyle ele alan sanatçıların, kentleri seyirlik bir nesne olarak gördüğünü söylemek mümkündür. Modernleşme döneminin yarattığı; sosyal, siyasal, ekonomik, psikolojik sorunlar ve aydınlanma sürecinde yaşanan teknolojik gelişmelerin yarattığı kaos ortamına ayak uydurmaya çalışan bireyin yani kentin öznesinin geri planda kalışı, dönemin üzerinde durulması gereken en önemli olgularındandır. Bireyin kent mekanlarındaki mevcudiyeti ve kent tarafından şekillendirilmesi bununla birlikte geçmiş ile bugün arasındaki bağı kurmamızı sağlayan kent mekanlarındaki mevcut sistemin resim sanatını etkilemesi bugün olduğu gibi gelecekte de devam edecektir.Anahtar kelimeler: Kent, Kentsel İmge, Mekan, Modernleşme
Çağdaş sanatta öteki kavramının cinsiyet bağlamında incelenmesi
Cinsiyet bağlamında ötekilik kavramı, sanatın bir konusu olarak 1960'lı yıllarda sıklıkla ele alınsa da, bu kavram 1960 sonrasından günümüze kadar bir çok sanatçının problematiği olmaya devam etmiştir. Bu çalışma; sanatın cinsiyet bağlamında ötekilik kavramıyla ilişkisi ve ötekilik kavramının oluşturduğu sorunsalların özellikle 1960 sonrasında plastik sanatlara nasıl konu olduğuna ilişkin bir araştırma olarak nitelendirilebilir. Bu çalışma, cinsiyet bağlamında ötekilik kavramıyla hem sosyolojik hem de sanatsal üretimler açısından ilgili olmamdan dolayı, kuramsal bir alt yapı oluşturma ihtiyacından doğmuştur.Araştırmanın daha anlaşılabilir olması için, öncelikle ötekilik kavramı teorik olarak sosyoloji, felsefe ve psikoloji gibi sosyal bilim alanlarında incelemeye alınmıştır. Buradan hareketle, Bu disiplinlerin birbirleriyle etkileşimi ile şekillenen cinsiyet bağlamında ötekilik kavramının sanatla etkileşimi araştırılmıştır.Konunun merkezi olan 1960 sonrası süreci daha iyi açıklayabilmek adına, öncelikli olarak sanat tarihinin belli dönemlerindeki yapıtlar, cinsiyet bağlamında ötekilik kavramı kapsamında okumalarla açıklanmıştır. Bu çalışmada örnek gösterilen yapıtlar 1960 sonrası süreçteki; feminist kuram ve toplumsal cinsiyet teorisi gibi bağlamlardan referans alınarak seçilmiş ve bu yapıtlar, sanatçıların cinsiyet bağlamında ötekilik kavramını nasıl ele aldığı, kavramın yapıtlara nasıl yansıdığı, hem kuramsal hem de plastik sorunsallar üzerinden incelenmiştir. Edinilen bilgiler ve kaynaklar ışığında, kişisel yapıtlara ait okumalar yapılmıştır.Bu çalışma süresince görülen; cinsiyet bağlamında ötekileştirme sorununun toplumsal ve kültürel olarak hala varlığını sürdürdüğüdür. Dolayısıyla bu kavram günümüzde de sanatın problematiği olmaya devam etmektedir. Sanatın yeni bir düşünme alanı yaratma gücüne sahip olduğu düşüncesinden hareketle; Dünyada ve Türkiye'de bir çok sanatçı cinsiyet bağlamında ötekilik kavramı üzerinden çalışmalarını sürdürdüğü gibi bu sorunun kişisel çalışmalarımın sorunsalı olduğu açıktır. Bu anlamda sanatın politik bir yapılanma üzerinden geliştirebileceği söylem, çözüme dair bir noktayı işaretlemektedir. Böylece, toplumsal ve kültürel kodlamalarla oluşan kavram, sanat kapsamında incelenmeye açılmıştır.
Antropomorfizm kavramı ve sanatta hayvan imgesi
İnsanlık tarihi boyunca, insan ve hayvan varlıkları sürekli etkileşim halinde olmuştur. Bu etkileşimleri temsil etme açısından hayvan imgesi, ilk çağlardan günümüze kadar sanatın çeşitli disiplinlerinde yer edinmiştir. Hayvanlar, uygarlık tarihe çıkan ilk medeniyetlerin inanç, kültür, gelenek, folklor, mit ve dini betimlemelerinin aktarımında önemli bir rol oynamıştır. Hayvan temsilleri, kültürler arası etkileşimlerin oluşmasıyla beraber kendinden sonra gelen bir sonraki medeniyetlerin sanat betimlemelerine yansımaları görülmüştür. Sanat eserlerinde temsil edilen hayvanlar, zaman zaman sembolik anlamlara dönüşürken bazen de ahlaki yol gösteren bir unsur haline dönüşmüştür. Temsil üzerinden anlam inşa eden hayvan imgesi, insani değerler ve duyguları yansıtmada önemli rol oynamıştır. Bu anlamda antropomorfizm kavramı, hayvanlara insani nitelikler yükleyerek, onları temsil anlamda faklı bir şekilde konumlandırmıştır. Antropomorfizm kavramının biçimsel ve fiziksel soyutlamaları, melezlik, ironi ve hiciv gibi kavramların oluşumuna olanak sağlamıştır. Tarihsel süreçte değişen sosyo-politik, coğrafi, gelenek veya dini unsurlarının dönemin sanat pratiklerine yansıyan çeşitli antropomorfik hayvan temsillerini beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada sanat ve hayvan imgesi ilişkisi ve bu ilişkiler anropomorfik eğilimler üzerinden araştırılarak sanat eserlerinde yer alan hayvan imgelerinin temsilleri analiz edilmeye çalışılmıştır.
1980 sonrası çağdaş resim sanatında çirkinin estetiğin bağlamında ölü beden ve kadavra imgesi
Bu tez çalışmasında sanat tarihsel süreçle birlikte, 1980 sonrası çağdaş resim sanatında çirkinin estetiği bağlamında ölü beden ve kadavra imgesi ele alınmıştır. Eş zamanlı olarak çirkinin estetiği olarak ölü beden ve kadavra imgesinin dünyadaki gelişmeleri ve bu gelişmelerin 1980 sonrası çağdaş resim sanatına yansımaları incelenmiştir. Tez çalışması, dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde ölü beden ve kadavra imgelerinin sanat tarihindeki yeri, önemi ve tez konusunun amacı ele alınmıştır. İkinci bölümde çirkin ve güzel olgularını düşünsel ve kavramsal olarak ele alan felsefi düşünürlerin tanımlarına yer verilmiştir. Aynı başlık altında ayrıca, eserlerinde ölü beden ve kadavra imgesini ele alan çağdaş sanatçıların eserleri incelenmiştir. Bunun devamında 1980 öncesi sanat hareketleri ve bu dönemdeki sanatçıların eserleri ile 1980 sonrası çağdaş resim sanatından, günümüze kadar insan ve hayvanların ölü beden ve kadavra imgeleri çirkinin estetiği bağlamında incelenmiştir. Sanatçıların tanık oldukları, siyasi, sosyal ekonomik ve kültürel değişimlerle beraber sanatçıların resimlerinde konu aldıkları ölü beden ve kadavra imgelerini içselleştirerek betimlediklerini söyleyebiliriz. Tarihsel süreç içerisinde başlangıçta yüceleşen ölüm teması olarak ölü beden ve kadavra imgelerinin çağdaş sanatta yer alan sanatçıların eserlerinde giderek, çirkinin estetiğine dönüştüğü söylenebilir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise; çirkinin estetiği bağlamında "1980 Sonrası Çağdaş Resim Sanatında Ölü Beden ve Kadavra İmgesi" başlığı adı altında araştırmalar yapılmış, daha sonra ölü beden ve kadavra imgesini çirkinlik olgusu olarak ele alan örnek sanatçıların eserleri incelenmiştir. Örnek olarak ele alınan sanatçılarda görüldüğü gibi ölü beden ve kadavra imgesinin çirkin olanın güzel veya farklı estetik anlayışıyla ortaya konulduğu görülmektedir. Bu tez çalışmasının dördüncü bölümünde ise çirkinin estetiği bağlamında ölü beden ve kadavra imgesinin uygulama çalışmalarında renk, biçim, konu ve kompozisyon açısından yorumlama ve analizleri yer almaktadır. Ölü beden ve kadavra imgeleri yeni yaratım sürecinin bir parçası haline gelmiştir.
Resim sanatında fütürizm ve sonrası başkalaşım eğilimi olarak yapı bozma
Günlük yaşam içerisindeki zihinsel parçalanmalar, yanılsamalar ve çelişkiler sanatçının seçtiği imge ile kalıplaşmış imgelerin arasındaki geçişlerde oluşan dengesizliğe meydan vermiştir. Bu dengesizlik yaratan durum çeşitli deformasyon ve başkalaşım ögelerinin içerisinde farklı bir sunuşla izleyiciye bıraktığı izlenimlerdir. Bazen izleyici öğelere bir anlam yükleyemez ve bir anlam yükleme çabasına girer. Bazen de izleyicinin kendi yorumundan ziyade sanatçının anlatmak istediğinden farklı bir düşüncede olması izleyiciyi şaşırtmaktadır. Bu durum zaman içerisinde nesnenin işçiliğe dayanan düşüncesinin görüngüye dönüşme sürecidir. Fütürizm sanatta sürekliliği, değişkenliği, hareketliliği savunan bir akım olarak da bilinir. Ayrıca fütürizmin ilkesi, büyük bilimsel keşiflerin yarattığı etki altındaki insan duyarlılığını tepeden tırnağa yenileştirmektir. Bu sürecin imge seçiminin oluşumundaki etkilerini yansıtan form bakımından içbükey, dışbükey, üçgenler, elipsler, sarmallar. Renk olarak ise sarı, kırmızı, yeşil çivit rengi, maviler morlar hakim'dir. Nesnenin kendi yapısı ve konusu içerisinde biçim bozmalara ulaşılmaktadır. Bu biçim bozmalardan yola çıkılarak biçim parçalara ayrılır. Bu ayrım içerisinde paradoksallık ve hareket içerisinde kendi üslubunu oluşturma çabası başlamaktadır. Kendi üslubunu oluştururken; bu süreçte fütürizm ve yapı bozum düşüncesinin, fütürizm sonrasında nasıl bir etkileşim oluşturduğunu araştırmaktır. Düzensizliğin içerinde düzen olgusunun yeniden ve yenileyen bir üretimle nasıl başkalaştığı ele alınabilir. Parça parça olan yanılsanmış görüntüler zihinde bir bütün oluşturmaya çalışırken oluşturduğu dengesizlik ve şaşkınlık aslında günümüz yaşamında da var olan gerçekliktir. Bu durumun dışında teknolojik gelişmelerin hayata girmesi özellikle fotoğraf makinesinin anı yakalamadaki başarısı sanat açısından başka bir yönden yaratma ve farklılıklara odaklanmayı ve bireyselliği ön plana çıkarmıştır. Bireysellik beraberinde düşünce ve kavram temelli bir sanat yapısı oluşturmuştur. Sanatın nesnesi, yapısı ve işlenişi ile ilgili olarak değişikliler gözlenmiştir. Sanat'ın nesnesi başkalaşarak hazır nesnenin de sanat olabileceği fikri üzerine yoğunlaşarak bu doğrultuda ürünler ortaya çıkarmıştır. Asıl olan sanatçının o nesneyi seçmesi ve işlemesidir. Yapı bozum açısından bakıldığında ise M. Duchamp değersiz olanı değerli kılmıştır. M. Cattelan ise değerli bir maden olan altından yapılmış olan klozeti, kanalizasyona bağlayarak değersizleştirmiştir. Buradaki değersizlik durumu insanların günlü hayatta maddesel olarak yüklemiş oldukları anlamın dışında bir sanat düşüncesi ile ilgilidir. J.Derrida temeline dayanan yapı bozum kavramı plastik sanatlarda ele alındığında ise biçimsel değişikliklerle başlayıp düşünsel temele ulaşmıştır. Cezanne ile başlayan biçimsel farklılaşma, resim kompozisyonlarında karşıtlıkları kullanarak başkalaşarak, fikirsel ve teknolojik bir sürece yönelmiştir. Yapı bozum farklılıklar ve yeniden üretim üzerine kuruludur. Yeniden üretim ne bir tekrardır ne de yok ediştir. Yapı bozum, karşıtlık ve farklılıklar üzerine bir düşünme şekli iken bunun resim sanatında da var olduğu düşüncesi gerçeği göz ardı edilemez. Biçimsel karşıtlıklar ve farklar büyük-küçük, eğri-dikey, hareketli-durağan, sıcak-soğuk renk, vb. birçok resimsel eleman bu konuda yapı bozumu destekler niteliktedir. İnsan ve düşünce var olduğu sürece başkalaşıp değişen, dönüşen, sanat yapıtı var olmaya devam edecektir. Anahtar Kelimeler: Fütürizm, Fütürizm sonrası, Başkalaşım, Yapı bozma, Üslup
Postmodern sanatta öz-biçim ilişkisi
Sanatç?, görünen ya da görünmeyen dünyay?, alg?lad?klar?n? ya da alg?layamad?klar?n? kendi iç evreninden geçirip somut ya da soyut estetik bir ürüne dönüştürebilme yetisine sahip bir varlıktır. Tarihsel süreç içerisinde toplumsal yaşamda var olan olaylar, durumlar, sanata ve sanatçıya malzeme olmuştur. Özellikle Modernizim ve sonrasında yaşanan büyük değişim ve gelişmeler, sanata ve sanatçıya yeni özgürlük alanları oluşturmuştur. Postmodernizm içinde bu özgürleşme, sanata yeni bir boyut kazandırmıştır. Sanat; Modernist estetiğin kriterlerini reddederken, geleceğe dair söylemler içermeyen, sadece bu ana, bu güne ait sanatsal etkinlik olarak ifade bulmuştur. İşte bu gelişmeler ışığında Postmodern sanat irdelendi ve aşağıdaki sorulara cevap arandı. a. Postmodern sanatta öz ve biçim ilişkisini oluşturan etkenler nelerdir ? b. Postmodern süreç neden ?belirsizlik? olarak tanımlanmıştır ? c. Postmodernizm'in sanata getirdikleri ve yads?d?klar? nelerdir ? Bu araştırmada, konu ile ilgili literatür tarandı ve halen yaşanmakta olan sürecin izlenimleri sentezlendi, sanatsal etkinliklere, panellere kat?l?nd?. Anahtar Kelimeler : Öz-Biçim, Belirsizlik, Kaos
21. yy' da hız kavramı
Hız kavramı, güçlü bir ilişkilendirmeye açık, anlam bakımından çok yönlü bir ifadedir. Oluşumları, sahip olunanın yeniliğini, gelişmişliğini vurgular. Bu bütünlük içinde hız, insanın bir sonrasını çabuklaştıran ve geride kalanlarıyla öncelik veren güçtür. Hız kavramının yer aldığı tüm açıklamalar hep bir sonrayı, dönüşümü ve gücü dile getirir. Peşi sıra giden oluşumlar hızla olduğunda gelecek görünür hale gelmeye başlamıştır artık. Hıza sahip olunması demek zamana sahip olmayı getirir beraberinde. Zamanı durma noktasına getirmek, hız kavramıyla olasıdır. Hız ne kadar yüksekse zamanda o kadar dondurulmuştur. İnsan zamanın içinde yoğun olarak ilerlerken birbiriyle etkileşimi devamı etkin kılar. Bu etkileşim ve ortaya konan yenilikler bütünlük içinde değerlendirilir, kullanılır. Bireysel buluşlar, icatlar kitlelere ulaşır tüm dünyayı saran çoklu bir boyut getirir. Dünyanın bütününü etkileyen hız gerçeği gücü anlatmaktadır. Yüzyıllardan bu yana süren insanın doğa karşısındaki duruşu bilinmeyeni arama çabası hızla birlikte sürmektedir. Ortaya konan tüm gerçekler bir sonraki arayışa ışık tutar. İnsanlığı bir sonraya taşıyan hem kendi içinde hem de doğa karşısında baskın bir güç oluşturan hız sürecidir. İnsanın tarihi kadar eski olan hız tutkusu sonsuz gibi görünen hayatı nasıl değiştireceği bilinmez ancak ?hız çağı? olarak adlandırılan bu yüzyılda zamanı yakalamak gittikçe güçleşmektedir. Bu çalışmanın problemi, 21.yy' da etkin olan hızın geçmişten bugüne tarihsel süreç içerisinde hayatı ve sanatı nasıl etkilediğinin araştırılmasıyla ortaya konmuştur. Araştırma da, ilk insandan günümüze gelene kadar hız kavramının insanı nasıl etkilediği ve etkilenmenin hayattaki karşılığı olan gelişmelere nasıl yansıdığı irdelenmiştir.Tekerleğin bulunuşu, Endüstri Devrimi, Bilgi-İletişim Süreci ve günümüz Dijital Çağ olarak adlandırılan sürece kadar insanın hız tutkusunun sanata etkisi ele alınmıştır. Bu bağlamda bu çalışmanın amaçlarını şu şekilde ifade etmek mümkündür: a) Hız kavramının tanımlarıyla birlikte, bu kavramın insan hayatında neden olduğu değişimler ve getirdiği etkiler neler olmuştur? b) Hız ve zaman kavramının hayatımıza etkisi ve bu kavramların arasındaki ilişkiler nelerdir? c) Hız kavramının sanat sürecinde, sanat ve sanatçı ile nasıl ilişkilendirilmesi gerekmektedir? Hızın yaşamda artmasıyla değişen dünya düzeni nasıl değişmiştir ? d) Hız kavramı ve sanatın birlikte yorumlanmasına hangi nedenlerden dolayı ihtiyaç duyulmuştur? e) Hız kavramının özellikle 21. yy'da sanata etkisi nasıl olmuştur? Bu sorulara cevap ararken kaynak taramasıyla birlikte konu ile ilgili olan araştırmalar özellikle incelenmiştir.Bu bağlamda yapılan çalışma sonucunda, hız kavramının insanlık tarihini nasıl etkilediği ve etkilemekte olduğu sanat süreci içinde değerlendirilmiştir. Sanatın sürekliliği ve akışı, zaman içerisinde yaşamın kendisiyle paralel bir gelişim sergiler. Bu paralellik hızla değişen dünya düzeninin dönüm noktalarından biri olan Endüstri Devrimi'nin etkileriyle ele alınmış 21.yy' da ki örneklerle tamamlanmıştır.
Çağdaş sanatta bir anlatım dili olarak video ve enstalasyon
Çağdas sanatın anlatım dillerinden olan video sanatı ve enstalasyon, ortaya çıktıkları ilk zamanlardan bu yana; sanatsal mecranın sınırlarını kesfetmek, hatta sınırları olabildiğince ortadan kaldırarak soyut bağlamda düsüncenin önünü açmak için oldukça etkili bir yol olmustur. ?zleyicinin ya da alımlayıcının bugüne dek alısılageldik diğer sanatsal anlatım dillerinin, onlarda olusturduğu beklentilere saldırıda bulunarak, izleyiciyi sanatsal etkinliğin bir parçası kılarak düsündüren bu iki sanat kolu, yer yer birlesmis, ortaya video enstalasyonlar çıkmıstır. Bireyin, sanat eyleminin bir parçası haline dönüstürülmesi, sanat eserinin nihai bir anlamı olmamasını da beraberinde getirir. Bu devingen anlamlar, içine dahil olan her seyi belirlemeye devam etmektedir. Algı, her an, her ısıkta, her yeni izleyici ile birlikte değismekte, sanat eylemi asla bir son bulmamaktadır. Diğer bir deyisle, sanat eylemi; anın içerisinde baska anlar yaratır. Video ve enstalasyonun sanatsal anlatım yolu olarak düsündürdüklerinin, sanatın gelisimine katkılarının ve sanat dünyasında açtığı çığırın incelendiği bu çalısma, temellerini bireyin var olusu ve bu var olus serüveninde sorguladığı kavramlar bütününden almaktadır. Tez çalısmasının uygulama kısmında ise video enstalasyon türünde bir proje hazırlanmıstır. Projenin ismi ?KÜNYE? olarak belirlenmistir. Bu projenin sorguladığı ve tartısmaya açtığı kavramlar; birey olus, `ben' kavramı, benlik sorunsalı, belirlenmislikler, kendilik, özgünlük gibi kavramlardır. Bu kavramların sorgulanması neticesinde ortaya çıkan yeni soru ?Sanat eseri özgün olabilir mi? sorusudur. Bu soruya ve diğer sorulara yanıtlar aranmaya gayret edilmistir. Anahtar kelimeler: Video Sanatı, Enstalasyon Sanatı, Çağdas Sanat, Bireycilik, Varolusçuluk
Çağdan çağa değişen sanatın tanımları ve Selçuklu çehresindeki anlamı
Sanatın ne olduğu sorunu üzerine süre giden bir tartışma hep var olmuştur. İnsanoğlunun tarih sahnesine çıktığı andan itibaren bugün adını koyduğumuz disiplinler zaten vardı. İnsan aklı ve sezgileriyle doğayı yorumlamış, evrenin içinde kendini var edebilmek (ya da doğada ki varlıklarını anlamlandırabilmek) adına bir takım yasalar oluşturmaya başlamıştır. Bugün yine insanın bu serüveni devam etmektedir. Bu çalışmanın araştırma problemi, çağdan çağa değişen sanat tanımlarını incelemek ve Selçuklu çehresindeki anlamını ortaya koymak ve bu bağlamda sanatın ne olduğu tartışmalarına yeni bir boyut kazandırmak olarak ifade edilebilir. Bu durumda araştırmanın amaçlarını şu şekilde açıklamak mümkündür: a) Sanat tanımının değişkenliği ve sürekli tartışıla gelen konumunun altında yatan sebeplerin incelenmesi. b) Sanat üzerine yapılan tanımlar, devam eden tartışmalar silsilesinde Anadolu toprakları üzerinde Türk kimliğinin Selçuklu sanat eserlerinde incelenmesi. c) Sanatın bugünkü tanımından yola çıkarak Selçuklu çağının sanatının tanımının yapılmaya çalışılması. Bu çalışmanın amaçları araştırılırken literatür taramasına ek olarak insan tarihinin kronolojik olarak incelenmesini ve Anadolu toprakları üzerindeki sanatsal gelişimini gösteren bir çizelge oluşturulmuştur. Ayrıca sanatın Anadolu üzerinde ki Türk kimliğini ifade etmede Selçuklu çağı ?örnek devir? olarak incelenmiştir. Selçuklu çağı eserlerinin tercih edilmesinde iki önemli gerekçe söz konusudur. Birincisi, Selçuklular sınırları içine aldıkları Anadolu topraklarında yaşayan ulusların estetik verilerini, geçmişlerini ve sevilerini tümüyle yorumlamışlardır. Doğu ülkelerinden gelme bir yaratma gücü ile de, yeni bir sanat türü ortaya çıkarmışlardır. İkincisi, Asya, Anadolu ve İslam kültürlerini içinde barındırmaktadır. Bu kültürler arası geçiş sıralarında anlamlı eserler ortaya koymuşlardır. Bu eserler arasından Divriği Ulu Cami ve Kudab Abad Sarayı çinileri; Selçuklu taş bezemeleri, Selçuklu çini ve resim çalışmaları açısından özellikle ele alınarak Selçuklu çağındaki sanatın anlamı ifade edilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede yapılan çalışma sonucunda sanat, değişken tanımlarının sebeplerini kendi içinden çıkan verilerle ifade etme gücünü ortaya koymaktadır. Ayrıca çalışma içerisinde sanatın ne olduğu tartışmalarına ve sonuçlarına yönelik kısa bir derleme de yer almaktadır. Toplumların kimlik mücadelelerinde sanatın baskın gücünü göz önüne alacak olursak Anadolu topraklarında ki Türk kimliği daha da önem kazanmaktadır. Bu yönüyle bakıldığında çalışmanın bulgularının oldukça önemli bir anlamı olduğu söylenebilir. Anahtar kelimeler: Sanat tanımları, Selçuklu Sanatı, Sanatın Anadolu da ki Türk kimliği, Selçuklu motifleri ve felsefesi
Değişkenlik bağlamında resim düzleminde transparanlık ve espas çözümlemeler
?Değişkenlik Bağlamında Resim Düzleminde Transparanlık Ve Espas Çözümlemeler? olan tez eser metninde soyut resim sanatının gelişim evresi içinde yer alan ressamlar üzerinde durularak soyutlama ve salt soyut kavramları ele alınmıştır. Bu noktada; çalışmaların hangi boyutlarda geliştiği belirtilmek istenmiştir.Araştırmalara kaynak teşkil eden referans sanatçıların resim sanatına katkıları, sanat tarihindeki yerleri ve eserlerinin çıkış noktaları üzerinde durulmuştur.Cézanne doğayı geometrik bir şema üzerine oturtmuş, soyut resmin başlangıcına zemin hazırlamıştır. O'nun çalışmaları üzerinde durulmuş, sanatı algılama biçimi ve sanat tarihine olan katkıları irdelenmiştir. Picasso da kendi düşünce sistemiyle bunu birleştirip temelde tüm boyutların küçültülmesine dayanan üçgen ve dikdörtgen gibi belli başlı projektif biçimlere ve çembere varmıştır. Yani nesnenin etrafından dolaşarak her yönünü görmeye çalışmıştır. Böylece Kübizm'in doğmuştur. Kübizm'le beraber gelişen kolaj ve asamblaj tekniği resme farklı bir eleman olarak dahil olmuştur.Mondrian'ın ilk dönem çalışmaları soyutlama olarak başlamış, daha sonra tinsel bir boyut alarak salt soyut olarak devam etmiştir. Ayrıca tez çalışmaları, Mondrian'ın ? Ağaçlar Dizisi?yle konu olarak ortaklık göstermesi nedeniyle incelenmiştir. Daha sonra Kandinsky, Malevich, Rothko ve Richter ile devam edilmiştir.Tezin adının belirlenmesi doğrultusunda önemi olan transparanlık kavramı doğada değişkenlik gösteren atmosferik olayların fizik gerçekliklerinin çalışmalarda hangi bağlamda ele alındığı üzerinde durulmuştur. Bunun yanı sıra transparanlığın yaşamdaki bazı açılımları ele alınmıştır. Espasla olan ilişkisi üzerine de resim düzlemindeki yeri ve amacı belirlenmiştir.Resimsel espası, tez çalışmaları çerçevesinde araştırarak genel bir bilgi sunmayı hedeflemiştir.Son bölümde ise tez çalışmaları üzerinde durulmuştur.
Resim sanatında bir imge olarak kent
Kent, insanlık tarihi boyunca temelde barınak olarak işlev görmüştür fakat zaman içerisinde bu işlevi çeşitlenmiştir. Önceleri sadece barınak olarak kullanılan kentin, bireylerin estetik algılarını da şekillendirdiği görülmüştür. Çeşitli disiplinlere de araştırma konusu olan kent, sadece içinde yaşayan bireyi değil sanatçıları ve sanat eserlerini de etkilemiştir. Bu nedenle sanat tarihinde bir imge olarak kentin akımlar içerisinde sanatçılar tarafından ele alınış biçimleri ve bu biçimlerin dönüşümleri bu çalışmanın konusu olmuştur. Kent organik bir oluşumun üzerine inşa edilen inorganik bir yapıdır. Araştırmacının özellikle üretim sürecinde üzerinde durduğu konu da organik olanla yani doğa ile inorganik olanın yaşadığı bu çatışmadır. Bu çatışmanın zaman içerisinde kentin değişen formuna göre etkisi artmıştır. Dolayısıyla hem kent, hem de kent imgesinin resme yansıma biçimi akımlar içerisinde sürekli değişmiştir. Her akımın sanatçısı kenti farklı yorumlamıştır. Bazen bir kompozisyonun arka planı olarak kullanılan kent imgesi, bazen bir yardımcı öğe, bazen de resmin ana öğesi olarak ele alınmıştır. Bir akımda süreç içerisinde sanatçının iç dünyasını yansıtma aracı olabilirken; diğer bir akımda geometrik formlara bölünmüş ve parçalı bir imge olarak resmin konusu haline gelmiştir. Bu kentin kendisinin de dönüşmesine neden olan mimarinin, kültürün, teknolojinin ve hatta yeryüzü koşullarının değişmesi ile ilgilidir. Tüm bu dönüşüm ve değişime rağmen sanat tarihi boyunca kentin hemen her akımda sanat eserlerine imge olarak hizmet ettiği görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Kent, Kent İmgesi, Sanat Tarihinde Kent, Kent ve Kolaj
Günlük kullanım nesnesi olan kasanın resimsel yorumlanması
Sanatçı, sanatsal düşünceyi ifade etmek için nesneye ihtiyaç duymuştur; geçmişten bu yana günlük kulanım nesnesi, birçok sanatçı tarafından gereksinimlerin ötesine ve atıl durumun dışına çıkarılarak sanatsal bir ifade biçimine dönüştürülmüştür. Sanatçı; kullanım nesnesi dışına çıkarak ve atıl duruma gelen nesneleri kendine özgün ifade biçimiyle sanatsal bir kimliğe büründürerek tekrar farklı bir yolla nesneyi dönüştürmeyi kendine görev hâline getirmiştir. Bu araştırmanın amacı, günlük kullanım nesnesi olan kasanının plastik bir ifadeye dönüştürmek için anlamlandırmaktır. Araştırma "nitel araştırma yöntemi" ile yapılmış olup verilere ulaşmak amacıyla sanat kitapları, makaleler, tezler ve internet kaynakları taranarak literatür taramasına gidilmiştir. Ayrıca araştırmacı tarafından yapılan resim çalışmaları, betimsel resim analizi metoduyla irdelenmiştir. Tez çalışmasında sanat eserlerinde nesne imgesini kullanan Batı sanat akımları ve sanatçıları ele alınmış ve Batı resim sanatındaki eserlerinde nesne kullanımın günümüze kadar değişimi, gelişimi ve kullanımı nesnesinin sanatçının bulunduğu kültürel yaşantılarının etkisiyle nasıl bir biçimde temaya dönüştüğü irdelenmiştir. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde problem durumu, alt problemler, araştırmanın önemi, sayıltılar, araştırmanın amacı, araştırmanın yöntemi ve sınırlılıklardan bahsedilmiş; ikinci bölümde nesne ve sanat ilişkisine değinilmiş, örnekler üzerinde nesne ve sanat ilişkisine ayrıca resim sanatında ilgili dönemlere değinilerek irdelenmiştir; üçüncü bölümde ise araştırmacı tarafından yapılan resim çalışmalarının resim analizleri yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda toplum tarafından ilgi çekmeyen, atıl gibi görülen ve estetik olarak haz uyandırmadığı düşünülen kasanın sanatsal bir ele alışla yeniden yorumlandığında tekrar değer ve estetik ilgi kazanabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Hazır Nesne,Nesne, Kasa, Sayı İmgesi, Soyutlama, Yazı İmgesi
Mimari yapılar üzerinde plastik açıdan kompozisyon ve renk unsurlarına yönelik arayışlar
Resim sanatı ilkel toplumlardan bu yana mimari yapı ve barınaklarda (mağara) kullanılarak mimarinin bir parçası haline gelmiş, böylece mimariye hareket, zenginlik ve estetik katmıştır. Bunun yanı sıra resim sanatının en güçlü anlatım ve ifade araçlarından biri olması ve mimarinin insan yaşamının her alanında var olması dolayısıyla geçmişten günümüze resimsel imge olarak mimari unsurlar ve mimarinin oluşum aşaması olan inşaat görünümleri, sanatçıların gözde konularından biri olmuştur. Buradan yola çıkarak mimari yapı ve unsurların resim sanatının bünyesindeki yeri araştırılmış ve resmi oluşturan kompozisyon ve renk elemanlarının konu üzerindeki önemini ve anlatımdaki yerini vurgulamak amaçlanmıştır. Bu bağlamda araştırma dört bölümden oluşturulmuş; birinci bölümde problem durumundan, problem cümlesinden, araştırmanın amacından ve öneminden, sayıltılardan, araştırmanın temel kavramlarından ve tanımlardan, sınırlılıklardan, araştırma yönteminden, evren ve örneklemden bahsedilmiştir. İkinci bölümde kent imgesini ve mimariyi konu edinen Batılı ve Türk sanatçılara yer verilmiş ve çalışmalarından örnekler verilerek çözümlemeler yapılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise edinilen bilgilerin rehberliğinde renk ve kompozisyon unsurları göz önünde bulundurularak uygulama çalışmaları yapılmıştır. Bu aşamada kitap, dergi, makale, akademik tez ve internet kaynaklarından yararlanılmış, geniş kapsamlı bir literatür araştırması yapılmıştır. Ayrıca doğadan incelemeler yapılmış, mimari unsurları konu edinen fotoğraflar çekilmiş ve zihinsel bir süzgeçten geçirilerek farklı kompozisyonlar üretilmiştir. Dördüncü bölümde araştırma genelinden elde edilen sonuçlardan bahsedilmiştir. Sanatçıların geçmişten günümüze mimari unsurları kendilerine konu edindikleri ve farklı kompozisyon teknikleri kullandıkları fark edilmiştir. Değişen dünyayla birlikte kendini sürekli güncelleyen resim sanatının da sanatçılarda farklı etkiler doğurduğu gözlemlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Mimari, Kent, İnşaat, Renk, Kompozisyon
Tek mimari yapı görünümlerinin resimsel yüzeylerde imge olarak kullanımı
Bireyler geçmişten günümüze kadar barınmaya ihtiyaç duymuş, toplum ve çevrenin gereksinimleri doğrultusunda çeşitli kültürel evler inşa etmişlerdir. Yapılan bu kültürel evler, malzeme ve biçim bakımından zenginlik göstermektedir. Farklı malzemelerden yapılan yüzey ve görünüm açısından zenginlik gösteren kerpiç yapılar, farklı alanlara mal olup birçok sanatçıyı etkilemiştir. Bu çalışmanın amacı tek mimari yapıları resimsel açıdan irdeleyip, imgeleştirme yolu ile resimsel ifadeye dönüştürmektir. Araştırma sürecinde; dergi, makale, tez, kitap ve koleksiyon eser dergilerinden veriler elde edilip literatür taraması yapılmıştır. Tez kapsamında, tek mimari yapıları resimlerinde kullanan Batılı ve Türk sanatçılar incelenmiştir. Sanatçıların tek mimari yapıları resimlerinde peyzaj içinde bir öğe olarak veya çalışmanın merkezinde kompoze ettikleri görülmüştür. Resim sanatında geçmişten bu yana sanatçılara konu olan tek mimari yapılar, sanatçıların yaşantıları, görüşleri, düşünceleri süzgecinden çıkarak resimsel yüzeylerde kendini imge olarak bulmuştur. Bu tez çalışması beş bölümden oluşup, birinci bölümde tezin amaç, önem, problem durumu gibi konulara değinilmiş, ikinci bölümünde kavramsal çerçeve ile ilgili araştırmalar yapılmış, üçüncü bölümde araştırmanın yöntemi açıklanmış ve dördüncü bölümde ise tez kapsamında yapılan uygulamaların gelişim süreci, uygulamalar ve çözümlemelerine yer verilmiştir. Araştırmanın son başlığı olan beşinci bölümde ise literatür araştırması ve uygulamalar hakkındaki sonuçlara değinilmiştir. Taramalarla birlikte Malatya Kadı İbrahim Köyü ve çevresindeki eski ve terk edilmiş yapıların önce eskizleri yapılmış sonra çalışma tuval üzerinde çalışmaların asılları yapılmıştır. Yapılan ev eskizleri ilk aşamada belirli bir düşünce süzgecinden geçmiş sonra asıl çalışmalara dönüştürülmüştür. Uygulama çalışmaları eskizlerden ve on tuval resminden oluşmaktadır. Uygulamaların genelinde gökyüzünde kullanılan hareketli fırça vuruşları ile izleyicinin gerçekçi düşüncelerini sorgulamasına sebep olmuştur. Araştırmacının uygulamaları üzerinde kullandığı konunun temeli kerpiç yapıların terkedilmesi, geleneksel yapıların yok olması ve bu durumun araştırmacı tarafından yaşanmasıdır. Uygulamaları üslup açısından düşünecek olursak yaşanmış olan bu durumu araştırmacı plastik ve duygusal yönden izleyiciye tuval yüzeyinde güçlü bir imge ile aktarmaktadır.
Dağ imgesinin plastik dilde yorumu
"Dağ İmgesinin Plastik Dilde Yorumu" başlıklı bu tezin konusu, sanat-doğal çevre ilişkisi bağlamında, dağın doğal yapısı incelenerek oluşturulan resim çalışmalarının temel alındığı; çoğunluğu yaşanılan yöreye ait olmak üzere, geometrik yapıdaki çeşitli doğal şekillerden yola çıkılarak, resimsel bir dil oluşturmak adına düşünülebilir. Tez kapsamında konunun temelindeki sanat-doğal çevre ilişkisinin resim sanatı açısından önemi literatür taraması yapılarak tarihsel süreç içerisinde doğal çevrenin eserlerde ne şekilde yer bulduğu araştırılmıştır. Doğal çevrenin, özellikle de konu olarak belirlenen dağ imgesinin resim sanatına etkisinin nasıl başladığı ve resme konu oluş şekli, yapılan araştırmalarla incelenmiştir. Ayrıca doğanın, özellikle de dağın insan üzerindeki etkisi hakkında yapılan incelemelerle insan, sanat, doğa kavramları arasındaki etkileşime vurgu yapılmaya çalışılmıştır. Bazı sanatçıların bu üç kavramın etkileşiminin sonucunda özgün kompozisyonlar elde ederken geçirdikleri sanatsal süreç incelenmiştir. Tüm bu araştırmalarla, yaşanılan yörenin öne çıkan doğal şekillerinin etkisiyle oluşturulan çalışmaların, insan-doğal çevre ilişkisinin bir neticesi olan sanat-doğal çevre etkileşiminin izlerini taşıdığı anlaşılmıştır. Tez kapsamında, literatür taraması yöntemiyle elde edilen derlemeler ve yaşanılan yörenin etkisiyle bir dizi resim uygulamaları, sentez yoluyla ele alınmıştır. Yaşamsal süreçte gözlemlenen dağ imgesi ve doğal çevrede karşılaşılan geometrik yapıdaki yeryüzü şekilleri, üzerinde çalışılan resimlerin çıkış noktası olmuştur. Yapılan resimsel çalışmalar, bir kısmı teknik araştırmalar olmak üzere 25 resim ile sınırlandırılmıştır. Hazırlanan bu çalışma "Sanat Ve Çevre İlişkisi", "Dağ İmgesinin Resim Sanatındaki Yeri" ve "Çalışmalar Ve Çözümlemeleri" olmak üzere 3 ana başlık altında incelenmiştir. Araştırmalar neticesinde hazırlanan bu çalışma; en başta yaşanılan çevrenin etkisi olmak üzere, araştırmalarla üzerinde durulan insan, sanat, doğal çevre unsurları arasındaki etkileşim sonucunda oluşturulan uygulamaların geçirdiği estetik süreci ispat niteliğindedir denebilir. Üzerinde çalışılan resimlerle özgün bir plastik dil kazanılmaya çalışılmıştır.
Çamaşır mandalı üzerine görsel çözümlemeler
Nesne, geçmişten günümüze kadar birçok toplum ve birey tarafından günlük ihtiyaçlarını kolaylaştırma ve özel mekânlar yaratma içgüdüsü ile yapılmış ve tasarlanmıştır. Nesnelerin bireyler üzerinde çeşitli izlenim ve etkileri olduğu bilinmektedir. Bu nesneler, sanatçılar üzerinde de duyusal izlenimler bırakmış ve onlara, eser üretiminde ana unsur olmuştur. Bu araştırmanın amacı, günlük kullanım nesnesi olan çamaşır mandalını imge yolu ile resimsel bir değere dönüştürmektir. Burada nesnenin önemini izleyiciye aktarmak hedeflemiş ve araştırma sürecinde çeşitli kitap, dergi, makale ve internet kaynağından yararlanılmıştır. Tez kapsamında nesne kullanan Batılı sanatçılar incelenmiş ve bu bağlamda, nesnelerin sanatçıların bulunduğu toplum ve çevresel etkiler ile birlikte geliştiğini ve sanatçının duyuları ile ifade bulduğu gözlemlenmiştir. Bu tez çalışması dört bölümden oluşmuş olup, birinci bölümde problem durumu, amaç, önem, yöntem, sayıltılar ve sınırlılıklara değinilmiş, ikinci bölümde nesnenin tanımları üzerinde durulmuş, üçüncü bölümde batı resim sanatında sanatçıların nesne kullanımları incelenmiş ve son bölüm olan dördüncü bölümde ise araştırmacı tarafından yapılan on üç uygulama üzerinde çözümlemeler yapılmıştır. Bu bağlamda ulaşılan sonuçlar ise sonuç bölümünde verilmiştir. Yapılan taramalar ile birlikte çamaşır mandalı nesnesi ana unsur olarak seçilmiş ve çeşitli uygulamalar yapılmıştır. Bu uygulamalarda soyut bir yüzey kullanılmış ve mandallar yüzeyde sayılı bir şekilde yerleştirilmiştir. Uygulamaların genelinde var olan mandal imgesi üzerinde soyutlamalar yapılmıştır. Tuval yüzeyi kullanılırken çeşitli bölmelere ayrılmış bu tip örneklerle çeşitlilik arttırılmıştır. Nesne kavramının yaşamımızdaki yeri ve bireyde oluşturduğu derin ve yüzeysel duyguları soyut bir anlatım biçimi ile buluşturarak eserler üretilmiştir. Uygulamalar plastik ve üslup açısından düşünüldüğünde mandal nesnesi ile araştırmacı tarafından bir imge oluşturulmak istenmiştir.
Göç hikayeleri
Göç, tüm medeniyetlerin gelişmesine yol açan, insana bir ihtiyaç meselesi olarak devam etmektedir. Göçmenlik, nostaljik bir duygu ve başka bir yerde, ütopik bir kimliğe bakmaktır. Romantik bir mekan ve zamanın içinde yaşamaya devam etme gibi, göçmen ışık ve karanlık sınırlar içerisinde kalan bir insandır. Göçü daha net anlamak için, onu yakından görmeniz gerekiyor. "Sanat ve Göç, İnsan varlığını, yaşam süreci içerisinde sürekli yenileşmektedir. Göç olgusu kültüre, sanat ve yaşamın her yönünü etkileyen, temel değişim aracıdır. Yalnızca renk, çizgi, doku, Işık, gölge ifadesiyle resimde göç yolunu yansıtmaktayız. Göçler farklı kaynak ve nedenlerden oluşan, çeşitli kavramsal boyutlara sahiptir. Göç teması, üç büyük devrimden dolayı, tarım, endüstri ve dijital gibi modern zamana kadar devam etmektedir. Modern dönemin görsel sanat alanlarımda göç, savaş ve arayış çabalarının yanı sıra kentleşme, sanayileşme tecrübesiyle farklı bir boyut kazanmıştır. Göçmenlik olayı, zaman ve mekan değişmesinin bir sonucudur ancak, 'göç' olgusu bireysel ve toplumsal ifadeler içinde, kendini göstermektedir. Bu konu geçmiş şimdi ve gelecek zaman anlayışı bakımından, sürekli tekrar içindedir. Göç kavramının içinde göçmen, sığınmacı, muhacir, mülteci, mağdur, gecekondulaşma vb. kavram ve tanımlamalar biçimde göç olgusuna bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Görsel sanatlar özellikle de resim sanatı, göç kavramını ortaya koymak için pek çok pencere açar. Göç olgusu üzerine düşünüp, Sanatta Yeterlik çalışmaları sürecinde, çeşitli tekniklerden, malzemelerden yararlanarak göç anlamı farklı ve kişisel yeni bir sanatsal dille ifade etmeye çalışılmıştır. Modernizm, küreselleşme, üretim, doğa kullanımı, ticaret ve hizmetlerin süratle sanayileşmesiyle başlamıştır. Çağdaş çeşitli göçler ortamında yaşarken, medya, iletişim araçlarından etkilenerek sanatçı kişisel imgelerini de resimlerinde kullanmıştır. Ayrıca, geçmişte yaşadığı göç tecrübelerini ve coğrafik olayları da bir araya getirerek tuvale yansıtmıştır. Modern dönemde, açılan fabrikalar, şehirdeki yapılanma ve doğa kaynaklarını fazlasıyla kullanmanın etkileri altında, yeni göçler hareketi başlanmıştır. Sanatta Yeterlik, resim çalışmalarının sürecinde, tüm sanat dallarında, sinema, heykel, fotoğraf, yeni sanatlar özelikle de, resim tarihi boyunca yaratılmış olan göç eserlerindeki semboller ve metaforlar araştırılmıştır. Biçimsel açıdan ortak noktalar estetik ve görsel olarak resimlerde ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, konunun temel noktalarına ulaşarak, soyutlama tarzında resimlerdeki plastik ögeler ve göç atmosferi, farklı kompozisyonlar içinde bir araya getirilmektedir. Ben de sıkça yer değiştiren bir toplumun göçmen sanatçısı olarak, göç etkisindeki sembolik göstergeleri eserlerde yansıtmaktayım. Göç temasının çağrıştırdığı umut, hüzün, direnç, arayış, adalet, adaletsizlik gibi bütün temalar da kompozisyonlarımda görsel ögeler şeklinde yerleştirilmiştir. Resimdeki figürler, atlar, balıklar ve çeşitli ögeler, bütün renkler, taşıdıkları eşyalar dahil her ayrıntıyı göç olgusunun önce bireysel sonra da toplumsal etkilerini ve bu etkinin çağrıştırdığı estetik izleri, resimlerde yansıtma çabasındayım. Benim Sanatta Yeterlik çalışmalarımın göç kavramı ve olgusunda yarattığı toplumsal etkiyi içsel ve bazen de kişiselleştirerek ortaya koydum. Bu anlayışlar arasında kentleşme, sanayileşme resimlere ve bu olaylara bağlı olan gecekondu, yoksulluk, kent halleri, kölelik, insan ticareti, terörizm gibi temalar resimlerimde ön plana çıkartılmıştır. Soyutlama bir yaklaşımla resim sınırları içerisinde kişisel bir sanatsal dil yaratmaya özen gösterilmiştir. Farklı teknikler ve malzemelerden yararlanarak, göç kavramını odak noktası haline getirip görsel bir dille bu olguyu ifade edilmeye çalışılmıştır.
Orta sınıf hakkında imgeler
İnsan hayatı belirli toplumsal kurallara göre devam etti, ediyor. Bu kuralların nasıl oluştuğunu merak edenler için belki de bakılacak ilk yer toplumsal sınıfların oluşumu olacaktır. Sınıfların oluşumuna dair ilk sinyalleri ilkel komünal toplumlardan sonra gelişen üretim koşulları sonucunda ortaya çıkan, malların edinimi üzerinde sömürüye dayalı üretime geçişte görebiliriz. Bundan sonraki bin yıllar boyunca sınıflar gelişti ve birbirleriyle olan mücadeleleri de giderek keskinleşti. Bu süre içinde toplumsal sınıflar insan hayatının her noktasında belirleyici oldu. Yaşadığımız evden, yediğimiz yemeğe, giydiğimiz giysiden, okuduğumuz okula kadar her şey bizim hangi sınıftan olabileceğimizi kolayca ele verecek biçimde şekillenmiştir. Toplumsal sınıflar insan hayatında bu kadar belirleyiciyken bu sınıfların sanatla ilişkisi de giderek şekillendi. Bu tarihsel süreçte bahsi geçen sınıflardan biri olan orta sınıfın sanata olan etkisi ise dikkat çekmektedir. Yaşanan toplumsal, siyasal ve ekonomik gelişmeler bu sınıfı hem sanatın konusu olması bakımından farklı bir noktaya taşıdı hem de sanatın alımlayıcısı olarak yeni bir pratiğe çekti. Böylelikle orta sınıf, sahip olduğu tüketim alışkanlıklarının ve yaşam tarzının sonucu olarak kendi temsil imgelerini oluşturdu. Anahtar Sözcükler Orta Sınıf, Sanat, İmge, Nesne, Temsil
Hazır nesnenin tarihsel süreci ve plastik sanatlarda bir hazır nesne: Bavul
Bu çalışma, Dadaizm akımı ile başlayan günlük yaşam nesnesinin sanat nesnesine dönüşme sürecini ele almıştır. Çalışmanın ilk bölümü, nesnenin ne olduğu, hazır nesne düşüncesinin nasıl ortaya çıktığı ve sanatta kullanılmaya başlanması ile ilgili bilgileri sunarken aynı zamanda Marcel Duchamp'ın nesnenin bir sanat nesnesine dönüşmesini desteklediği süreci ele almıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Marcel Duchamp sonrası hazır nesneyi kullanmaya devam eden sanatçıların günlük yaşam nesnelerini birer sanat yapıtına dönüştürdükleri çalışmaları kavramsal açıdan incelenmiştir. Sanat tarihsel süreçte hazır nesne kullanımı bugünkü sanat anlayışının kavramsal çerçevesinin oluşmasına katkıda bulunmuştur. Çalışmanın son bölümünde ise seçilen bir hazır nesnenin (Bavul) farklı sanatçılar tarafından nasıl sanat nesnesine dönüştürüldüğü üzerinden bir çalışma yapılmıştır. Bu çalışmada yaratma sürecinin ve nesneye kavramsal açıdan ayrıntılı ve bilimsel bir perspektiften bakılması gerektiği düşüncesinden hareketle elden geldiğince kaynak ve arşiv taraması yapılarak konu ile ilgili makaleler, yüksek lisans tezleri ve kaynak kitaplar incelenerek çalışmanın kuramsal boyutları oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sanat Nesnesi, Hazır Nesne, Bavul, Kavramsal Sanat
Çağdaş sanatta ifadeci anlatım dili ile portre olgusu
Portrenin tarihi çok eskilere dayanır. Tarihi süreçte gelişen portre resmi, malzeme, teknik, ifade ve biçim yönünden devamlı değişim yaşamıştır. Bu süreçte portre, resim, fotoğraf, seramik, edebiyat ve heykel gibi sanat dallarının içerisinde bir ifade biçimi olarak şekillenmiştir. Plastik sanatlarda, portrenin gelişim serüveninin aynı düzlemde olduğunu söylemek zordur. Portre, edebiyat ve resim kadar hiçbir sanat dalı ile özdeşleşmemiştir. Bilindiği üzere resmin teması; figür, doğa ve natürmort ve bunların alt türevleri şeklinde sınıflandırılmaktadır. Fügür içerisinde gelişen portre resmi, zaman içerisinde büyük gelişim göstermiştir. Birçok ressam ifade aracı olarak portre resmi yapmıştır. Bu sanatçılar, eserlerini yaparken içinde bulundukları ülkenin ve o dönemin siyasi, politik, ekonomik, sosyal, dini ve felsefi anlayışlarından etkilenmişlerdir. Bilindiği üzere, resim sanatında portreye ilk çağlardan itibaren rastlanmak mümkündür. Portre resminde asıl gelişme, Avrupa'da görülmüştür. Bu çalışmada, Çağdaş Resim Sanatı içerisinde önemli bir ifade türü ve tema konusu olan, portre incelendi. Porte ressamlığında dönemlerine göre öncüsü sayılabilecek sanatçıların eserlerinden örnekler verilerek değerlendirmeler yapıldı. Bu sanatçılar, portrenin oluşum sürecinde, model olarak seçtiği bireyin fiziksel kimliğiyle karşı karşıya kalırken, edindikleri izlenimlerini, modelin kendilerinde uyandırdığı duyguları, eserlerinde kullanma ve yansıtma yollarını aramışlardır. Sanatçı portresini yaptığı modelin, o esnadaki duygusal halini ve iç dünyasını tuvale yansıtmayı hedeflemektedir. Belki de resim sanatında portre yapmanın zor bir tercih olmasının en bariz tarafı bu olsa gerekir. Bu eserin giriş kısmında, çalışmanın amacı ve hipotezi, portre kavramı, portrenin türleri ve portrenin gelişim evresi üzerinde duruldu. Birinci bölümde, portrenin tarihsel gelişiminden bahsedildi. İkinci bölümde Çağdaş Sanatta portre olgusu, bu dönemin önemli temsilcilerine göre ele alındı. Seçilen bu porteler birçok yönden irdelendi. Üçüncü bölümde ise portre üzerine kişisel uygulamalar ve bunların plastik değerler ve psikolojik arka planı ele alınarak değerlendirildi. Sonuç kısmında ise elde edilen bulgular ortaya konuldu.
Müziğin duyumsanması üzerine bir dizi resim uygulaması
"Müziğin Duyumsanması Üzerine Bir Dizi Resim Uygulaması" başlıklı bu tez, resim ve müzik gibi ayrı iki disiplinin ortak problem alanları ve gelişim süreçlerinde birbiriyle kesiştikleri noktaları kuramsal bir çerçeve içerisinde incelemek adına hazırlanmıştır. Hazırlanan çalışmada kuramsal çerçevenin doğrultusunda ve müziğin tınılarından yola çıkılarak bir dizi resim uygulaması yapılmıştır. Tez kapsamında konu olarak belirlenen müzik ve resim alanlarının tarihsel süreçleri literatür taraması yöntemiyle geçmişten günümüze kadar araştırılmıştır. Yapılan araştırmalarda özellikle müzik ve resim sanatlarının birbirilerini etkileme biçimleri ve bu etkileşimin nasıl başladığı önem arz etmiştir. Araştırmalar neticesinde müzik ve resim disiplinlerinin kullandıkları ifade araçlarının farklı olduğu görülmüşse de aslında ortak problemlerle uğraştıkları anlaşılmıştır. Bu problemlerle başa çıkmak için her iki disiplinin süreç içerisinde birbirilerinden etkilendikleri ve gelişim aşamalarında bu etkileşimin izlerinin olduğu anlaşılmıştır. Çalışma kapsamında, literatür taraması yoluyla resim ve müziğin tarihsel süreçleri araştırılmış, bu alanlardaki bazı sanatçılar ve bu sanatçıların çalışmaları hakkında incelemelerde bulunulmuştur. Elde edilen bilgilerin ışığında bir dizi resim uygulaması yapılmıştır. Müziğin duyumsanması ve tınıların renklerle biçimlere dönüştürülmesi, yapılan resimlerin uygulamalarında çıkış noktası olmuştur. Yine bu doğrultuda yapılan resim uygulamaları 10 çalışma ile sınırlandırılmıştır. Hazırlanan bu araştırma sırasında edinilen bilgilerin ışığında ve üzerinde durulan müziğin duyumsanması yolu ile uygulamalar oluşturma kısmında plastik bir dil oluşturma kaygısı önemsenmiştir. Yapılan çalışmanın hem kuramsal çerçevesinde hem de uygulama kısmında özgün bir çalışma oluşturma kaygısı önem teşkil etmiştir. Anahtar Kelimeler: Resim, Müzik, Duyumsama.