Sinop University
Discipline

Nükleer Enerji ve Enerji Sistemleri Anabilim Dalı

Sinop University

40

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

40 Theses
Master'sOpen AccessTR

GSM baz istasyonlarının enerji ihtiyacının fotovoltaik sistemlerle karşılanması

Enerji, yaşadığımız toplumun yani dünyanın temellerinden biridir. Ülkemiz açısından ekonomik ve toplumsal yönden gelişmek, gelişmiş ülkeler düzeyine ulaşmak için bir gösterge durumuna sahiptir. Bugünlerde son dönem enerji üretim ve tüketim yöntemleri ile yenilenemeyen enerji kaynaklarımız tüketilmekle birlikte geri dönüşümü olmayan bir hasara sebep olmakta ve çevresel kirlilik meydana getirilmektedir. Yenilenebilir enerji birçok açıdan öneme sahiptir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının içinde tüm yenilenebilir enerjilerin temelini oluşturan güneş enerjisi de bulunmaktadır. Bu kaynaklar geliştirilmeyi beklemektedirler. Güneş enerjisi, potansiyeli açısından farklı yenilenebilir enerji kaynaklarına kıyasla birçok açıdan daha avantajlı konumdadır. Bu çalışmada, Çorum ilinde kırsal bölgelerde ve şehir merkezinde bulunan GSM baz istasyonlarının ayrı ayrı elektrik ihtiyacının tespit edilmesi ve bu gereksinimin fotovoltaik sistemlerden karşılanmasının amaçlanması durumunda sistemin üretebileceği elektrik enerjisi miktarının tespiti ve sistem gereksinimlerinin analizinin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Kırsal bölgelerde kurulacak olan baz istasyonlarının özellikle elektrik şebekelerinden uzak bölgelerde olmasından dolayı hat çekme maliyetleri artış göstermektedir. Bu durum da mobil operatörlerinin istemediği bir durumdur. Dolayısıyla kırsal bölgelerde şebekeden bağımsız FV sistemlerin tercih edilmesi cazip gözükmektedir. Çalışma kapsamında, simülasyonu yapılacak olan yapıya ilişkin sistem, temelde şebekeden bağımsız bir sistem olarak ve aynı zamanda karşılaştırabilmek amacıyla aynı yapının şebekeye bağlı olduğu durum da göz önünde bulundurularak, sistemin kurulumu için gerekli olan hesaplamalar ve tasarımlar yapıldı, ayrıca ekonomik olarak uygulanabilirliği belirlendi.

Baz istasyonlarıGSMGüneş enerjisi+2
Eyyup Can Koçoğlu
Sinop University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sinop ili koşullarında güneş enerjisiyle tarımsal sulama ve aydınlatma sisteminin tasarımı ve deneysel analizi

Günümüzde nüfus artışı, teknolojik gelişmelerden ve ekonomik büyümeden kaynaklı enerji ihtiyacı özellikle elektrik enerjisi hızla artmaktadır. Bu artan enerji ihtiyacını yenilenebilir enerji kaynakları rahatlıkla karşılayabilir. Alternatif enerji kaynaklarından en önemlilerden birisi olan güneş enerjisi temiz enerji kaynaklarından birisi olması, sürekli rejimde bulunması ve dış ülkelere olan bağımlılığının olmaması nedeniyle dikkat çekmektedir. Son yıllarda, güneş enerjisini kullanım çeşitliliğini arttırabilmek için küçük ve büyük çaplı birçok çalışma gerçekleştirilmektedir. Türkiye bir tarım ülkesidir. Bununla birlikte uygun arazilerini sulayabilecek kadar yeterli suyu yoktur. Yağmur düşüşünün çok daha az olduğu yerlerde, şebekeye bağlı elektrik tedariki yetersizdir ve mahsul için sulama gereklidir. Bu amaç için fotovoltaikler özellikle kırsal alanlarda başarılı bir şekilde kullanılabilirler. Uygulamacılar pek çok denemeden sonra kırsal alanlarda, fotovoltaiklerin bitkiler ve çiftlik hayvanları için su pompalama gibi tarımsal uygulamalar için en iyi çözüm olduğunu görmüşlerdir. Bu nedenle tarımsal sulama ve tarımsal arazinin aydınlatmasında ihtiyaç duyulan elektrik ihtiyacı için fotovoltaik sistem kullanılmıştır. Sulama sisteminde kullanılacak olan pompanın çalışması için gerekli elektrik ihtiyacını fotovoltaik paneller sağlayarak pompanın gerekli olan elektriğini üretir ve sulama için suyu pompalar. Bu sisteme ek olarak yine aynı şekilde fotovoltaik paneller güneşten aldığı ışınlar sayesinde ürettiği elektriği aydınlatma sistemi için de kullanabilmektedir. Güneş enerjisi ile çalışmasından dolayı elektrik harcamasını ortadan kaldırarak son derece verimli bir sistem kullanma avantajı sağlamaktadır. Yapılan çalışma sonucunda çalışmanın yapıldığı gün boyunca üretilen toplam güçler karşılaştırıldığın monokristal güneş modülü %15,9 daha fazla güç ürettiği bulunmuştur. Polikristal FV modül ortalama ve en yüksek verimi sırasıyla %4,77 ve %10,71 olarak hesaplanırken, monokristal FV modülün ortalama ve en yüksek verimi sırasıyla %5,63 ve %11,97 olarak hesaplanmıştır. Monokristal modül verimi polikristale oranla yüksek olduğu sonuçlanmıştır.Sulamada kullanılan Sintine Pompa anlık olarak 9 W güç tüketimi yapıldığı düşünülürse tam bir dolu akü ile 9 saat çalışabileceği bulunmuştur. Bu da gece yapılabilecek sulama işlemini mümkün kılmaktadır. FV modüllerden üretilen elektrik gücünün ise güneş ışınımın yeterli olduğu saatlerde pompayı kesintisiz çalıştırabilecek kapasitede olduğu belirlenmiştir. Sistem hem birden fazla noktada aynı sulama döneminde hizmet verebilir hem de sulama sezonunun olmadığı dönemlerde kişisel enerji ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kullanılabilir. Bu sayede bu sistem ile sürdürülebilir çevre açısından büyük önem taşımaktadır.

Fotovoltaik enerjiGüneş enerjisi
Ebru Doğan
Sinop University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Muş Devlet Hastanesi hasta radyolojik görüntü sayılarının, bir zaman serisi olarak derin öğrenme yöntemleri kullanılarak gelecek tahminlerinin yapılması

Zaman serileri tahmin işlemleri başta bilim, sağlık ve mühendislik olmak üzere ticaretin birçok alanında kullanılmakta ve hayati derece öneme sahip bulunmaktadır. Zaman serileri tahmin sürecinde iki farklı yaklaşım kullanılmaktadır. Bunlardan birisi istatistik tabanlı yaklaşım, ikincisi ise makine öğrenmesi modelleri kullanılarak yapılan yaklaşımdır. Tahmin işleminde makine öğrenmesinin bir alt dalı olan derin öğrenme tabanlı yaklaşım oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır. Her iki yaklaşımın da kendine has güçlü yanları olduğu gibi zayıf yanları da bulunmaktadır. Özellikle ARIMA ve Holt-Winters gibi istatistiksel tabanlı yaklaşımlar sağlamlık ve esnekliklerinden dolayı uzun yıllardan beri kullanılmaktadır. İstatistiksel tabanlı yaklaşım için R ortamında kullanılan ARIMA, ETS, TBATS, THETAF ve SES metotları ile eldeki verinin kısıtlı olması durumunda bile vasat neticeler elde edilebilmektedir. Oysa derin öğrenme yaklaşımları için verinin yetersiz olması ya algoritmanın hiç çalışmamasına yâda oldukça zayıf tahmin sonuçlarına neden olmaktadır. Ancak literatürde derin öğrenme ve istatistiksel tabanlı yaklaşımların birlikte hibrid olarak kullanılması daha iyi sonuçların elde edilmesine neden olduğu ifade edilmektedir. Bu çalışmada Muş Devlet Hastanesi Radyoloji biriminden alınan 2010-2020 yılları arasındaki 11 yıllık, diğer bir ifadeyle 132 aylık radyolojik görüntü sayıları kullanılarak farklı gelecek tahminleri yapılmıştır. Tahminler için MLP, NNTAR, ELM gibi derin öğrenme algoritmaları yanında ARIMA, TBATS, HOLT-WINTERS, ETS, STL, THETAF ve SES gibi istatistiksel tabanlı algoritmalar da kullanılmıştır. Modellerin performanslarını değerlendirmek için de RMSE, MAE, MAPE ve MASE metrikleri kullanılmıştır. Bu çalışmada kullanılan veriler bir zaman serisi olarak açıklama, modelleme ve tahmin sürecine uygun olarak ele alınmıştır. Bunun için verilerin tedarik edildiği hastanenin farklı birimlerindeki radyolojik görüntü sayıları dikkate alınarak aylık hasta akışını tahmin etmek için çok modelli bir yaklaşım kullanılarak literatüre katkı sağlama amaçlanmıştır. Tahmin işlemlerinde zaman serisi çapraz doğrulama ve ileriye dönük tahmin olmak üzere iki farklı genel yaklaşım kullanılmış ve elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir. Daha açık bir ifadeyle bu tezde araştırılan araştırma sorusu, radyoloji biriminin aylık geçmiş verilerine bağlı olarak gelecekteki hasta potansiyeli için hem istatistiksel hem de derin öğrenme tahmin modelleri yardımıyla planlamanın hangi oranda başarılı olacağını açığa çıkararak ilgili birimi geleceğe hazırlıklı hale getirmektir. Elde edilen bulguların, hastaneye gelen ve radyoloji birimine sevk edilen hasta akışını daha verimli yönetmede hastane yöneticilerine kolaylık sağlayarak hem hizmet kalitesini hem de hasta memnuniyetini artırarak hastanenin gelecek planlamasında önemli katkılar sunacağına inanılmaktadır.

Çok değişkenli zaman serileri
Erkan Yaldız
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Nükleer güç santrallerinin ulusal güvenlik unsurları yönünden incelenmesi ve nükleer güç santrallerinde kolluk uygulamaları

Enerji, farklı formlarıyla birlikte canlı varlıkların temel varoluş ve hareket kaynağı, yapay cansız varlıkların ise üretim ve geliştirme ile bunların kullanımı ve birbirine dönüşümünde hem bir çıktı olabilmektedir. Enerji türlerinden olan elektrik enerjisi, bir ülkede sanayinin ve hayatın devamı için önemli bir gereçtir. Enerji arz güvenliği ise bu ihtiyaç ve bağlılıklar döngüsü içinde ihtiyaç duyulan enerjinin her daim kullanıma hazır halde bulundurulmasını hedeflemektedir. Enerjinin yerli ve milli kaynaklarla elde edilmesi ve devamlılığının sağlanması çok daha önemlidir. Her ne kadar enerji arz güvenliği açısından nükleer enerji vazgeçilmez bir kaynak ise de bazı hususların dikkatle incelenmesi gerekmektedir. Çünkü nükleer enerji kaynağı olan radyoaktif maddeler her türlü canlı varlığına yönelik doğal bir tehdit oluşturmaktadır. Bu husus aynı zamanda ülke güvenliği açısından da risk oluşturmaktadır. Türkiye, enerji arz güvenliğinin sağlanması amacıyla nükleer santrallerden elektrik üretilmesi ile ilgili adımlarını atmaya başlamıştır. Bu amaçla da Akkuyu ve Sinop Nükleer Güç Santralleri yapımı başlanmıştır. Bu çalışma da Türkiye'de kurulmaya başlanan nükleer güç santrallerinin oluşturduğu risk ve tehditlere yönelik asayiş ve kamu düzeni ile genel güvenliği sağlamaya yönelik görev alan kurumların bu konudaki alınması gereken tedbirlere yönelik önerileri sıralamaktadır.

Nükleer enerjiNükleer güçNükleer santraller+1
Özgür Güngör
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Direkt enjeksiyonlu benzinli (GDI) bir motora sahip taşıtta sıvı faz LPG kullanımının emisyon ve motor performansına etkileri

LPG'nin ucuz, yanma veriminin yüksek ve çevreci bir yakıt olması günümüzde kullanım miktarını artırmıştır. Hatta LPG sistemlerini birçok araç üreticisi fabrika çıkışlı şekilde sunmaya başlamıştır. Gaz yakıtlara olan bu ilgi ile birlikte LNG, LPG, CNG, hidrojen, asetilen gibi gaz yakıtların kullanımı da giderek artmaktadır. Fakat bu yakıtlar arasında en çok kullanılanı ve ticareti yapılanı LPG'dir. LPG'nin bu kadar çok tercih edilmesi LPG kiti üreten firmaların dikkatini çekmektedir. Her geçen gün sistemlerini geliştirmektedirler. İlk çıkan klasik LPG'li araçlarda LPG, karbüratör önüne konulan bazı aparatlar ile silindir içerisine gönderilmekteydi. Sonrasında sistemler geliştirilerek emme manifolduna gazın verilmesi şekline dönüşmüştür. Günümüzde ise artık LPG'nin sıvı fazda motorun enjektörlerinden püskürtülerek verilmesini sağlayan sistemler kullanılmaya başlanmıştır. Bu sistemler sayesinde turbolu ve enjektörden benzinin püskürtülerek kullanıldığı motor teknolojisine sahip araçlarda da LPG kullanılmaya başlanmıştır. Genel itibariyle direkt benzin enjeksiyonlu (GDI) motor teknolojisi ismi verilen bu araçlarda motorun enjektör sistemi kullanılarak sıvı fazda LPG silindir içerisine gönderilmektedir. Bu yüksek lisans tez çalışması sıvı LPG sistemine sahip turbo direkt benzin enjektörlü (TGDI) motorda sıvı LPG kullanımının etkilerini incelemektedir. Bu amaçla turbo GDI motor teknolojisine sahip bir taşıta Prins marka sıvı LPG sistemi ile entegre edilmiştir. Taşıt bir anahtar ile benzin ve sıvı LPG ile ayrı ayrı çalıştırılabilmektedir. Motor ya da egzoz sistemi üzerinde bir değişiklik yapılmamıştır. Bu taşıt kullanılarak yapılan deneylerin tümü şasi dinamometresinde gerçekleştirilmiştir. Tüm motor deneyleri boyunca motor torku, motor gücü ve egzoz gaz emisyonları (CO, CO2, HC ve O2) ölçülerek kayıt altına alınmıştır. Taşıt deneyleri için dört zamanlı, dört silindirli, direkt enjeksiyon sistemli, turbo benzinli bir motora sahip olan 2017 model 1.6 TGDI marka taşıt, dinamometre üzerinde kullanılarak, 2000 d/dak, 2500 d/dak, 3000 d/dak, 3500 d/dak, 4000 d/dak, 4500 d/dak motor hızlarında 5. vites kolu konumunda çalıştırılmıştır. Çalışma esnasında egzoz gaz emisyon değerleri cihaz ile ölçülerek kayıt altına alınmıştır. Elde edilen sonuçlar sıvı LPG ile birlikte her motor hızında motor gücünde artışın olduğunu göstermiştir. En yüksek artış oranı ise 4500 d/dak motor hızında elde edilmiştir. LPG kullanımı ile maksimum motor gücü 169 BG ölçülürken bu rakam benzin ile 166 BG düşmektedir. Bu durumu LPG'nin kütlesel ısıl değeri ve oktan sayısı ile açıklamak mümkündür. Ayrıca silindir içerisine doğrudan püskürtülen LPG'nin tamamının yanmaya etkin katılabildiği de düşünülmektedir. Sıvı LPG kullanımı ile birlikte motor tork değeri 2000 d/dak, 2500 d/dak, 3000 d/dak ve 3500 d/dak motor hızlarında artış gösterirken 4000 d/dak ve 4500 d/dak motor hızlarında düşüş eğilimi göstermiştir. En yüksek artış oranı 2000 d/dak motor hızında tespit edilmiş en yüksek azalma ise 4500 d/dak motor hızında ölçülmüştür. Tüm motor hızlarında CO emisyonlarında azalma görülmüştür. En yüksek azalma oranının 2000 d/dak motor hızında %66 oranı ile elde edildiği görülmüştür. CO2 emisyonları açısından sıvı LPG kullanımı ile birlikte 2000 d/dak, 2500 d/dak, 3000 d/dak ve 3500 d/dak motor hızlarında artış 4000 d/dak ve 4500 d/dak motor hızlarında ise azalma eğilimi görülmektedir. Tüm motor hızlarında sıvı LPG kullanımı ile birlikte HC emisyonlarında azalma eğilimi görülmektedir. En yüksek azalma miktarı %26 ile 3500 d/dak motor hızında elde edilmiştir. Sıvı LPG kullanımı ile birlikte 2000 d/dak, 2500 d/dak, 3000 d/dak ve 3500 d/dak motor hızlarında oksijen (O2) miktarı azalırken 4000 d/dak ve 4500 d/dak motor hızlarında artış eğilimi göstermiştir.

Yenilenebilir enerji kaynakları
Bahtiyar Bağatur
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Nükleer yakıt atıklarının Debye-Einstein modeli kullanılarak ısı kapasitesinin hesaplanması

Günümüzde, insanlığın artan enerji ihtiyacı, enerji alanındaki çalışmaları çeşitlendirmiş, en az maliyetli, yüksek enerji elde edilecek çalışmalar ve uygulamaları öne çıkmıştır. Nükleer enerjide verimliliği ve maliyet oranı bakımından, enerji kaynakları arasında, öne çıkan kaynaklardandır. Ne var ki nükleer atıkların saklanması ve bertaraf edilmesi, çevresel sorunlar bakımından, günümüzde hala tam bir mutabakat sağlanamamış konular arasında durmaktadır. Çalışmamız, nükleer güç reaktörlerinde fisil reaksiyon sonrası ortaya çıkan ve ömürleri milyon yılları bulan uranyum ötesi (transuranyum) yakıt atıklarının (Am241, Np237, Cm247) ve yine nükleer reaksiyon sonucu oluşan ürünlerden olan sezyum, stronsiyum, teknetyum gibi radyoaktif ürünleri barındıran, sarı faz bileşiklerinin (BaMoO4, MgMoO4, SrMoO_4) ısı kapasitesini, Debye-Einstein modeli kullanarak hesaplanmasını sağlama üzerinedir. Yüksek oranda radyoaktif olan fisyon ürünlerini barındıran katı bileşiklerin ısı kapasitesi hakkında bilgi sahibi olmamız ileri dönemlerde hem saklanması konusunda hem de yeniden işlenip enerji elde edilmesi bakımından yapılacak çalışmalarda katkı sunacaktır.

Okan Köse
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Nükleer reaktör çeşitlerinin araştırılması ve VVER-1200 reaktör tipinin çalışma prensibinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, nükleer santrallerde enerji üretim mekanizması olan nükleer reaktör çeşitlerinin araştırılması ve bir güç reaktörü olan VVER-1200 reaktör tipinin ülkemizde tercih edilmesinin gerekçeleri açısından genel çalışma prensibinin incelenmesidir. Aynı zamanda çalışma prensibini, VVER-1200'in yeni nesil reaktör çeşitlerinden biri olmasından dolayı ve birçok gelişmiş teknik donanımı ve ülkemizde tercih edilme sebepleri bakımından ele almaktır. Dünya'daki artan enerji ihtiyacından dolayı, endüstrisi ve teknolojisi gelişmiş olan birçok Avrupa ülkesi, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya gibi ülkeler nükleer enerji ile ilgili çalışmaları, birçok alanda geliştirmişlerdir. Dolayısıyla günümüzde farklı amaçlarda birçok reaktör tasarımından söz etmek mümkün hale gelmiştir. Çalışmada kısaca nükleer fiziğin tarihine ve nükleer reaktörlerin gelişim sürecine değinilerek, reaktörlerin kullanım amaçlarına göre ve kullanılan malzemelerine göre çeşitleri anlatıldı. Daha çok güç reaktörlerinin çeşitlerinin üzerinde duruldu. Türkiye'deki TRIGA-MARK II araştırma reaktörünün teknik bazı özelliklerine ve kısaca tarihine değinildi. VVER-1200 reaktörünün ekipmanları ile reaktörün çalışmaya başlaması, kritik olması, çalışır durumdayken reaktörün durdurulması ve acil durumda güvenlik sistemlerinin devreye girmesi gibi genel çalışma prensibi anlatıldı. VVER-1200 reaktör tipinin ülkemizde inşaat halinde olması ve 2023 yılında birinci reaktörünün işletmeye alınacağı için ülkemizdeki enerji ihtiyacını ne ölçüde karşılayacağı ve reaktörün şimdiye kadar dizayn edilen en son nesil reaktörlerden olması dolayısıyla tercih edilmesinin temel gerekçeleri değerlendirildi. Ülkemiz için yeni sayılan bu alanda daha fazlasını yapabilir miyiz veya nasıl yapabiliriz gibi sorular cevaplanmaya çalışıldı. 2021, 69 Sayfa Anahtar Kelimeler: Nükleer reaktör çeşitleri, Araştırma reaktörleri, TRIGA-MARK II Araştırma reaktörü, VVER-1200 reaktöründe kullanılan malzemeler, Kritik kütle, VVER-1200 reaktörünün güvenlik sistemleri.

Suna Yurt
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Rayleigh saçılmasından faydalanarak gazlı detektörlerde iyonik küme boyutunun tespit edilmesi

Gazlı detektörlerde iyonların, detektörün sağlıklı çalışmasına olumsuz etkileri vardır. Elektromanyetik indüksiyon yoluyla sinyale yaptıkları etkiler ve detektör hacminde kümelenerek ortamdaki elektrik alan konfigürasyonunu bozmaları başlıca problemler olarak sayılabilir. Özellikle TPC (Time Projection Chamber) gibi geniş hacimli gazlı detektörlerde bu problem günümüzde bilimsel çevrelerce sıklıkla tartışılmaktadır. Aslında bu problemin çözümü için bazı girişimlerde bulunulmuş olsa da henüz başarılı bir yaklaşıma rastlanmamıştır. Ancak kabul gören bir yaklaşım olarak öncelikle iyonların detektör içerisindeki davranışlarını belirlemek, sorunun çözümü için önemlidir. Literatürde iyonların sinyale etkilerinin olmadığı yönünde yoğun bir kanı mevcutken son zamanlarda bilimsel dergilerde yayınlanan makalelerde, bu iyonların sinyale önemli etkileri olduğu belirtilmiştir. Hatta detektör hacminde birincil elektronların oluşumu sırasında ortaya çıkan bu iyonlar, katoda ulaşıncaya kadar iyonik kümelere dönüşürler (Kalkan, 2015). İyonik kümelerin boyutunu belirlemek için alternatif bir araç olarak, ışık atomları veya fotonlarla saçılma deneyleri göze çarpmaktadır. Bu çalışmalar, detektör fiziği üzerine çalışmalar yapan bilim insanlarının dikkatlerini iyonlar üzerine çekmiştir ancak iyonların davranışlarını tam olarak açıklamakta yetersiz kalmıştır. Tamamen teorik hesaplamalara dayalı tahminlere dayandırılan iyonik kümelerin boyutları ile ilgili sonuçlar deneysel olarak kanıtlanmaya muhtaçtır. Yapılan bilimsel araştırmalar 1-3 atom veya molekülden oluşan iyonik kümelerin varlığını gösterse de bazı bilim otoriteleri ortamda yüzlerce atom veya molekülün iyonik küme oluşturabileceğini savunmaktadır. Sonuçta, iyonik kümelerin boyutlarının bilinmesiyle, detektör içerisinde oluşturdukları problem hakkında daha kapsamlı bilgi sahibi olunarak, ortaya konulacak çözümlere yön verilecektir. Bu tez çalışması kapsamında; detektör içerisinde iyonların oluştuğu ve elektrik alan ile sürüklendiği bölgeye lazer ışını gönderilmiştir. Saçılan ışının analiz edilmesi yoluyla (Rayleigh Saçılması) iyonik kümelerin varlığı ve boyutları hakkında deneysel kanıtlar ortaya konulmuştur. Rayleigh saçılması kullanılarak hacim tespiti yapılması uzun süredir kullanılmaktadır. Ancak, bu tezde kullanılacak yöntem ile literatür arasında belirgin farklar vardır. Mesela; oluşan iyonik kümeler vakum yoluyla değil, elektrik alan etkisiyle ilerlemektedir. Oluşan iyonik kümelerin ince bir memeye kanalize edilmesi de mümkün değildir. Problemin çözümü adına literatürde bulunan bu araştırmaların sadece yönteminden faydalanılacaktır. Elde edilmek istenen, gazlı detektörlerin çalışma parametrelerinde (Basınç, sıcaklık, nem oranı, kullanılan gaz karışımı vb.), oluşan iyonik kümelerin boyutları hakkındaki ilk deneysel sonuçları elde etmek ve literatürle paylaşmaktır.

Ayşe Nur Mutlu
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tarımsal sulamada güneş enerjisinin kullanımı: Muş ili örneği

Dünyada enerjiye talebin artması, fosil yakıtların çevreyi kirletmesi ve küresel ısınmaya sebep olmasından dolayı, temiz yenilenebilir enerji kaynakları büyük önem arz etmeye başlamıştır. Ayrıca Türkiye gibi fosil yakıt fakiri ülkelerin enerji arzında dışa bağımlılığını azaltmak ve cari açığı küçültmek için kendi öz kaynaklarından olan yenilenebilir enerji kaynaklarını değerlendirmesi öncelikli stratejik bir konu haline gelmiştir. Muş ili Türkiye'nin güneş enerjisi potansiyeli yüksek illerinden biridir. Bununla beraber ülkenin beşinci büyük iç ovası olan Muş ovası ile Bulanık, Malazgirt ve Liz ovalarına sahip olmasından dolayı güneş enerjisinden faydalanarak bu ovaların sulanması kent ekonomisinin gelişimi için öncelikli alanlardan biri olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmayla; kentin tarım yapılabilir alanlarının potansiyeli ortaya konulmuş ve planlanan sulama kanallarıyla suyun erişemeyeceği tarım alanlarının tarıma kazandırılmasına katkı sunulması amaçlanmıştır. Bunun için gerekli olan elektrik enerjisini güneş enerjisi panellerinden temin ederek dere ve yer altı suları kullanılarak tarıma uygun tüm arazilerin sulu tarıma kazandırılması için bu çalışma yapılmıştır. Gerekli pompa büyüklüğü hesaplandıktan sonra bu pompanın çalışması için gereken elektrik enerjisi miktarı için güneş enerjisi panel büyüklüğü hesaplanmış, gerekli maliyet hesapları ve amorti hesapları yapılmıştır. Bütün bu çalışmalarla Muş kentinin güneş enerjisi potansiyelinin kentin ekonomisinin gelişimi için değerlendirilebileceği en büyük potansiyeli olan tarım alanlarının sulu tarıma daha fazla açılmasına katkı sunmak amaçlanmıştır.

Ali Bingöl
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

R ortamı veri setlerini tahmin etmek için zaman serisi algoritmalarını hibrit modellerle birleştirme

R programlama dili ortamında zaman serisi formundaki veri kümelerinin farklı yaklaşımlarla gelecek tahminlerinin yapılması büyük önem taşımaktadır. Tahmin işleminde tek tek algoritma kullanmak gerine Hibrit bir yapının kullanılması literatüre olumlu bir katkı sağlayacaktır. Araştırılan konunun henüz çalışılmamış bir konu olması teze yenilik özelliği kazandırmaktadır.

Derin öğrenmeVeri setleriZaman serileri+1
İbrahim Halil Ünlük
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İyonize radyasyon ve elektrokemoterapinin kombine uygulanmasının insan meme kanseri hücrelerindeki antikanser etkisi

Karmaşık bir hastalık olan kanser, ölüm nedenleri arasında dünya genelinde ilk sıralarda yer almaktadır. Kemoterapi, kanser için sistemik tedavi yöntemi olup ilaçların plazma membranından kolayca geçip hücre içi hedeflerine ulaşmaları durumunda etkili olabilmektedir. Kemoterapi ilaçlarına karşı hücre zarının gösterdiği direnç kanser terapisinin başarısını engelleyen en önemli faktörlerden biridir. Son yıllarda kemoterapi ilaçların kullanılmasıyla birlikte elektrik alan darbeleri de uygulanmaktadır (elektrokemoterapi). Elektrokemoterapi (ECT) tedavisinde kısa süreli ve yüksek şiddete elektrik pulslarının hücre veya dokulara uygulanması, hücre zarında nanometre boyutunda geçici porlar oluşturarak hücre membranlarının DNA, RNA, ilaç, boya ve antikor gibi moleküllere geçirgen hale gelmesine neden olmaktadır. Böylece daha düşük dozda kemoterapötik ajanlarla etkin tedavi sağlanarak, ilaçların yan etkileri minimize edilir. Farklı kemoterapötik ilaçlarla ECT'nin etkinliği birçok in vivo ve in vitro çalışmada gösterilmiştir. Bununla birlikte, birçok çalışmada iyonize radyasyonun (IR) ECT'nin verimliliğini değiştirebileceği iddia edilmektedir. Yapılan literatür taramasında ECT ve ECT+IR'nin MCF-7 meme kanseri hücrelerinde metotreksatın antikanser aktivitesi üzerindeki etkisi ile ilgili yapılan herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmadaki amacımız, MCF-7 meme kanseri tedavisinde hem ECT'nin metotreksatın aktivitesi üzerindeki etkinliğini araştırmak hem de IR'nin ECT verimliliğine etkisini incelemektir. Çalışmada, MCF-7 (meme kanseri) hücre hattı kullanıldı. Kanser hücrelerine elektroporasyon (EP), Metotreksat (MTX), MTX+EP (ECT), sadece 140 kV X-ışını (IR_140kV), sadece 500 kV X-ışını (IR_500kV), ECT +IR_140kV (ECT'den 10 dk sonra 140 kV X-ışını) ve ECT+IR_500kV (ECT'den 10 dk sonra 500 kV X-ışını) gibi farklı tedaviler uygulandı. ECT'de ise 100 μs uzunluğunda, 800 V/cm şiddetinde 1 Hz tekrarlama frekansına sahip kare dalgalı 8 puls treni kullanıldı. Uygulanan tedavilerin etkinliğini belirlemek için MTT analiz yöntemi kullanıldı. Tedaviden 24 saat sonraki kanser hücre canlılığı bakımından MTX, EP, IR_140kV, IR_500kV ve ECT tedavi grupları kontrol grubu ile karşılaştırıldığında MCF-7 kanser hücre canlılığında (%) önemli bir azalma meydana gelmiştir (p<0.05). ECT kanser hücre canlılığını %58.78'e düşürerek bu tedaviler içerisinde en etkili tedavi olmuştur. Radyasyonun ECT tedavisi üzerindeki etkisini incelemek için ise ECT+IR_140kV ve ECT+IR_500kV grupları ECT grubu ile karşılaştırılmıştır. ECT grubuna kıyasla ECT'den sonra X-ışını uygulanan her iki gruptaki hücrelerin canlılığında önemli bir azalma gözlenmiştir (p<0.05). Ayrıca ECT'den sonra 140 kV X-ışını uygulanan grupta MCF-7 hücre canlılığı %46.38'e düşerken, 500 kV X-ışını uygulanan grupta hücre canlılığı % 35.89'a düşmüştür. Bu da ECT'den sonra uygulanan yüksek voltajdaki X-ışının daha fazla hücre inhibisyonuna neden olabileceğini göstermektedir. Sonuç olarak, verilerimiz MCF-7 meme kanseri hücrelerinde standart kemoterapiye göre ECT tedavisi çok daha etkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca ECT'den sonra uygulanan iyonize radyasyon, ECT tedavisinin etkinliğini önemli ölçüde artırmıştır.

AntikanserElektrokemoterapiMeme neoplazmları+3
Burcu Büte
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Atık kızartma yağı biyodizel – dizel yakıt karışımı ile çalışan bir dizel motoruna asetilen gazı ilavesinin motor performansı ve egzoz emisyonlarına etkisi

Günümüzde enerji ihtiyacının büyük bir bölümü fosil kaynaklı yakıtlardan karşılanmakta olup, fosil kökenli kaynakların gittikçe azalması ve çevre üzerindeki olumsuz etkilerinden dolayı alternatif enerji kaynakları gündeme gelmiştir. Alt ısıl değeri yüksek, maliyeti düşük ve kolay temin edilebilen asetilen gazı, dizel motorları için bir alternatif yakıt olarak görülmektedir. Bu çalışmada, dizel yakıt - atık kızartma yağı biyodizeli karışımı ile çalışan bir dizel motoruna asetilen gazı ilavesinin motor performansı ve egzoz emisyonlarına etkisi deneysel olarak incelenmiştir. Asetilen gazı, dakikada 10 L ve 15 L oranlarında dizel, B25 (%75 dizel+%25 biyodizel) ve B50 (%50 dizel+%50 biyodizel) yakıtları ile çalışan dizel motorunun emme havasına eklenerek motor testleri gerçekleştirilmiştir. Deney yakıtları dört zamanlı, 4 silindirli, su soğutmalı, turbo doldurmalı, Common Rail yakıt püskürtme sistemine sahip bir dizel motorunda 40 Nm, 60 Nm ve 80 Nm motor yüklerinde test edilerek performans ve emisyon değerleri belirlenmiştir. Çalışma sonucunda Dizel, B25 ve B50 test yakıtlarına asetilen gazı ilavesi ısıl verim ve volümetrik verim değerlerinde azalmaya neden olurken, özgül yakıt tüketimi, özgül enerji tüketimi ve egzoz gaz sıcaklığı değerlerinde artışa neden olmuştur. Asetilen gazı katkısı ile NOx, HC, CO ve is emisyonları artarken, CO2 emisyonlarında azalma meydana gelmiştir.

Alternatif enerjiAsetilenik alkolAtık yağlar+4
Kadir Tabakçı
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Atık ağartma toprağından geri kazanılan atık yağdan biyodizel üretimi ve dizel motor performans ve emisyonlarına etkisinin incelenmesi

Dünyada gün geçtikçe artan enerji ihtiyacı, fosil yakıtların sınırlı olmaları ve çevreye zarar vermeleri biyodizel gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının önemini arttırmaktadır. Biyodizel yakıtlar motorlarda herhangi bir değişiklik yapmadan kullanılabilen çevre dostu yakıtlardır. Biyodizel; bitkisel, hayvansal ve atık yağlar gibi çeşitli yenilenebilir kaynaklardan elde edilebilmektedir. Bu çalışmada, yemeklik yağ rafinasyon sürecinde bir atık olarak açığa çıkan ağartma toprağı tarafından absorbe edilmiş olan yağ, biyodizel yakıtı üretiminde hammadde kaynağı olarak kullanılmıştır. Mevcut çalışmada öncelikle ekstraksiyon işlemi ile atık ağartma toprağı (AAT) tarafından absorbe edilmiş olan atık yağ geri kazanılmıştır. Daha sonra geri kazanılan atık ağartma toprağı yağı ile biyodizel üretimi gerçekleştirilmiştir. Üretilen biyodizel hacimsel olarak % 10, % 20 ve % 30 oranında dizel yakıtı ile karıştırılmış ve B10, B20 ve B30 yakıtları elde edilmiştir. Yakıtlar, dört silindirli, dört zamanlı, su soğutmalı, 1,461- L, turbo şarjlı, common-rail yakıt enjeksiyon sistemine sahip bir dizel motorda sabit motor devri ( 1750 d/d) ve farklı motor yüklerinde (50 Nm, 75 Nm ve 100 Nm) test edilmiş, motor performans ve egzoz emisyon değerleri incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; atık ağartma toprağı yağından elde edilen biyodizel kullanımı ile özgül yakıt tüketimi artarken egzoz gazı sıcaklığının azaldığı gözlenmiştir. Hacimsel verimde belirgin bir farklılık gözlenmemiştir. Son olarak NOx ve O2 emisyonlarında artış gözlenirken is emisyonlarında azalma gözlemlenmiştir.

Atık yağlarAğartma toprağıBiyodizel+2
Tuğba Elarslan
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Muş ilinde güneş enerjisi potansiyelinin analitik hiyerarşi süreci yöntemi (AHP) ile belirlenmesi

Günümüzde fosil yakıtların neden olduğu çevre sorunlarına duyarlılık artmasına rağmen bu yakıtların yerine geçecek güvenilir ve temiz bir enerji kaynağı bulunamaması nedeniyle fosil yakıtlar kullanılmaya devam edilmektedir. Çevre dostu yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam enerji üretimindeki payı artmasına rağmen henüz arzu edilen seviyelere ulaşılamamıştır. Hızlı bir gelişme gösteren ülkemizin enerji ihtiyacının artması, cari açığı düşürme çabası ve enerjide dışa bağımlılığı azaltma gerekliliğinden dolayı enerji kaynakları arz çeşitliliğinin çoğaltılması ihtiyacından dolayı yenilenebilir enerji kaynaklarına olan talep artmaktadır. Bu kaynakların önde gelenlerinden biri düşük maliyetli ve çevre dostu olan güneş enerjisidir. Güneş enerjisi potansiyelini belirleyen iki önemli parametre vardır. Bu parametreler yıllık ortalama global radyasyon değeri ve yıllık ortalama güneşlenme süresidir. Türkiye'nin güneş enerjisi potansiyelinin oldukça yüksek olduğu ve buna bağlı olarak son yıllarda güneş enerjisinin toplam enerji üretimi içindeki payı artmaktadır. Ancak güneş enerjisi potansiyeli bölgelere göre farklılıklar göstermektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi güneş enerjisi potansiyeli en yüksek olan bölgedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ni Akdeniz Bölgesi izlemektedir. Doğu Anadolu Bölgesi ise 3'üncü sırada gelmektedir. Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki illerde kış aylarının genelde sert geçmesinden dolayı yıllık ortalama güneşlenme süresi düşüktür. Bu çalışmada Doğu Anadolu'nun Yukarı Murat-Van Bölümünde yer alan Muş ilinin güneş enerjisi potansiyelinin teorik potansiyeli belirlenmeye çalışılacaktır. Muş ili güneş radyasyonu değeri açısından Doğu Anadolu Bölgesi'nde 7'nci sırada ve güneşlenme süresi açısından ise 9'uncu sırada yer almaktadır. İlde artan sanayileşme ve kentleşme çabaları ilin enerjiye olan ihtiyacını daha da artırmaktadır. Güneş enerjisi potansiyelinin belirlenmesi ve sürdürülebilir bir gelişim sağlanması gelecek nesiller açısından önem arz etmektedir. İlin güneş enerjisi potansiyelini belirlemek için doğal faktörler kullanılarak sonuç haritası elde edilmiştir. Bu kapsamda Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) destekli Çok Kriterli Karar Verme (ÇKVV) Yöntemlerinden biri olan AHP yöntemi kullanılarak güneş enerjisi potansiyeli belirlenmiştir. Bu çalışmada ortalama sıcaklık, güneşlenme süresi, global radyasyon, eğim, bakı ve yükselti parametreleri kullanılarak Muş ilinin güneş enerjisi potansiyeli belirlenerek Coğrafi Bilgi Sistemleri ile (CBS) güneş enerjisi haritası oluşturulmuştur. Çalışmada Muş ilinin güneş enerjisi potansiyeli üzerinde eğim ve bakı unsurlarının daha belirleyici olduğu görülmüştür. Sonuç olarak İlin güney ve güneydoğusu güneş enerjisi potansiyelinin en yüksek olduğu yerlerdir. Benzer şekilde Korkut ve Varto ilçelerinin kuzeyi de güneş enerjisi potansiyeli bakımından yüksek kesimlere karşılık gelmektedir. Güneş enerjisi potansiyelinin düşük olduğu alanlar ise Bulanık ve Malazgirt ilçeleri arasında kalan kesimlerdir. Bu çalışmanın Muş'ta güneş enerjisi alanında yapılabilecek araştırmalar için önemli bir kaynak aynı zamanda güneş enerjisi yatırımcıları için de iyi bir rehber işlevi göreceği düşünülmektedir.

Analitik hiyerarşi süreciGüneş enerjisiMuş
Mahmut Özçelik
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Dizel yakıtına atık yağ/ diethylene glycol butyl ether ilavesinin etkilerinin incelenmesi

Sürekli artan enerji talebi, azalan fosil yakıt yatakları, ulusal güvenlik ve küresel ısınma ve daha yüksek hava kirliliği seviyeleri gibi çevresel konular yenilenebilir yakıtlara geçişi gerektirmektedir. Bu nedenle akademik çalışmalar son yıllarda fosil yakıtlar için daha temiz, daha güvenli, sürdürülebilir ve yenilenebilir yakıtların kullanılması üzerine odaklanmaktadır. Bu yakıtlar içerisinde atık olarak görülen kaynaklardan enerji üretilmesi ise önemli bir yer tutmaktadır. Bu sayede atıklar dolaylı yoldan da olsa ülke ekonomisine kazandırılmakta hem de enerji kaynaklarına alternatifler oluşturmaktadır. İkincil kaynak olarak atık bitkisel yağlar önemli bir enerji kaynağı olarak görülmektedir. Çünkü dizel motorun ilk patentinden bu yana bitkisel yada hayvansal yağlar dizel motorlarında enerji kaynağı olarak kullanılmaktadır. Hal böyle olunca atık yağlar önemli bir enerji kaynağı potansiyeline sahiptir. Dünya üzerinde son yıllarda yerli ve milli kaynaklarla üretilebilen biyodizel fosil kökenli yakıtların yerini alacak önemli bir yakıt kaynağı olarak görülmektedir. Hatta bir çok ülke dizel yakıtının içerisine belirli oranlarda karıştırdığı yakıt harmanlı karışımlarını ticari olarak satışa sunmaktadır. Bu şekilde fosil kökenli yakıtlara bağımlı olan ülkeler yurt dışına olan bağımlılıklarını azaltmayı hedeflemektedir. Biyodizel bitkisel, hayvansal yada ikincil yağların bir alkol ile termokimyasal olarak işleme tabi tutulması sonucunda içten yanmalı motorlarda kullanılabilecek bir yakıt türüne dönüştürülmesi sonucunda üretilen motorlu araçlar için üretilmiş yakıt türüdür. Bu işlem ham bitkisel yağlar ile uygulanabildiği gibi atık yağların kullanımı ile de üretilmektedir. Fakat son yıllarda artan gıda ihtiyaçları nedeniyle tarım arazilerinin enerji tarımı amaçlı kullanımı endişeleri artmaktadır. Bu nedenle ikincil ürünlerden enerji üretimi daha çok ön plana çıkmaya başlamıştır. Bu durumda atık yağlardan elde edilecek motorlu taşıt yakıtları daha çok ön plana çıkmaktadır. Biyodizel üretimi maliyetli ve teknik bilgi gerektirmektedir. Bu nedenle enerji üretim maliyetleri artış oluşmaktadır. Bunun için atık yağların biyodizel üretilmeden doğrudan kullanımı ile ilgili yeni yolların üretilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu yüksek lisans tezi de mikro emülsiyon yöntemi ile atık yağların kullanımı amaçlamaktadır. Bunun için elde edilen atık yağlar Muş Alparslan Üniversitesi yemekhanesinden elde edilmiştir. Elde edilen atık yağlar öncelikle kalın bir filtreden sonrasında ise yakıt filtresinden geçirilmiştir. Elde edilen atık yağlar 110 oC sıcaklıkta ısıtılarak içerisindeki suyun uzaklaştırılması sağlanmıştır. Sonrasında elde edilen atık yağlar dizel yakıtının içerisinde hacimce %10 oranında atık yağ ilave edilerek DAG yakıt karışımı oluşturulmuştur. Sonrasında bu yakıt karışımlarının içerisine hacimce %5 (DAGD5), %10 (DAGD10) ve %20 (DAGD20) oranında Dietilen glikol butil ether ilave edilerek yeni yakıt karışımları oluşturulmuştur. Elde edilen karışımların viskozite, yoğunluk ve ısıl değerleri Malatya İnönü üniversitesinde analiz ettirilmiştir. Elde edilen yakıt karışımları 24 saat boyunca bekletilmiş ve çökelme olmadığı görülmüştür. Sonrasında motor deneylerine geçilmiştir. Motor deneyleri Muş Alparslan Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümü motor test laboratuvarında gerçekleştirilmiştir. Motor deneyleri için motor 3000 d/dak sabit motor hızında ve %20, %40, %60 ve %80 motor yükünde her bir yakıt karışımı ile tekrarlanmıştır. Motor deneyleri sırasında motorun egzoz gaz sıcaklığı, egzoz gaz emisyon değerleri (CO, HC, CO2, is ) ile yakıt tüketim değerleri kayıt altına alınmıştır. Elde edilen veriler grafik haline getirilmiş ve tez içerisinde tartışılmıştır. Dizel yakıtına atık yağ ilavesi ile birlikte özgül yakıt tüketim (ÖYT), CO, HC ve is emisyonları değeri artış göstermiş, CO2 emisyonları azalma eğilimi göstermiştir. Bunun yanında dizel yakıtı/atık yağ ilavesine Dietilen butil ether ilavesi ile birlikte ise artış gösteren yakıt tüketim değeri, CO, CO2, is ve HC emisyonlarında ise düşmeler ve iyileşmeler göstermiştir.

Dietilen glikolDizel motorlarDizel yakıtlar+2
Cem Cenab Özen
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Güneş enerjili vakum tüplü kurutucunun kapasite değişiminin performansa etkisinin incelenmesi

Enerjinin ve gıdanın önemi son beş ayda yaşanan Rusya-Ukrayna savaşı ile bir kere daha gündeme gelmiştir. Rus doğalgazının ve tahıllarının Avrupa'ya gönderimi durunca adeta ekonomi devi ülkeler çaresiz kalmış ve bir arayış içerisine girmişlerdir. Bu da bize enerjide bağımsız olmanın önemini bir kere daha göstermiştir. Dünya devletleri çevreci enerji politikasına yönelmektedir. Ülkemizde de yenilenebilir enerji potansiyeli en büyük olan güneş enerjisidir. Son yıllarda güneş enerjisi üzerine birçok araştırma yapılmıştır. Enerji kadar gıda da ülke politikalarında önemli rol oynamaktadır. Kuru gıdalar raf ömürlerinin uzun olmasından, depolama kolaylığından ve her daim ulaşılabilir olmalarından dolayı tercih edilirler. Yapılan bu çalışmada enerjisini güneşten alan, birçok gıdanın kurutulabileceği bir vakum tüplü kurutma fırını tasarım imalatı yapılmıştır. Tasarımı ve imalatı yapılan fırında vakum tüpü sayısı değiştirilerek kuruma parametreleri deneysel olarak analiz edilmiştir. Etüvde kurutulan mantarın kül ağırlığı 3,7 su/ g kuru madde bulunmuştur. Kurutma fırınına 50 g alınarak kurutulan mantar ise sekiz saat sonunda tartıldığında 4,9 su/g kuru madde gelmiştir. Kurutma havası sıcaklığı 28,9-70,5 °C aralığında, gün içerisinde hava durumuna bağlı olarak değişkenlik göstermiştir. Sekiz vakum tüpü ile başlanan deneyin her gün bir tüp eksilterek verileri alınmıştır. Verilerin yarım saatlik ortalamaları alınarak grafiklendirilmiş ve yorumlanmıştır. Sekiz vakum tüpünden dört vakum tüpüne kadar kabin sıcaklığında değişiklik görülmemiştir. Dört kabin tüpünden sonra ise kabin sıcaklığı tüp sayısına bağlı olarak azalmıştır. Işınım ile kurutma havası sıcaklığı paralellik göstermiştir. Işınım arttıkça kurutma havası sıcaklığı artmış, ürün ağırlığı azalmıştır. Kurutma işlemleri sonucu mantar 4,9 su/g kuru maddeye kadar kurutulmuştur. Buda bize deneyimizin sonucu olarak tam kuru ağırlığa % 90,2 yaklaştığımızı göstermektedir. Ulaşılan veriler tasarlanan sistemin verimli olduğunu desteklemektedir. Sistemin verim hesabı yapıldığında dört vakum tüpü ile %66 verime ulaşılmıştır. Ulaşılan bu veriler tasarlanan sistemi desteklemektedir.

Enerji kaynaklarıGüneş enerjisiKurutma+1
Ümmügülsüm Sağlam
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Eklemeli imalat yöntemiyle üretilen esnek elektropnömatik tutucunun analizi ve kontrolü

Esnek elektropnömatik tutucular, yumuşak robotik cihazların geliştirilmesine ve yumuşak robotlar için farklı ve karmaşık donanım tasarımlarının etkinleştirilmesine önemli ölçüde katkıda bulunmaktadır. Birçok avantajın yanı sıra, esnek tutucuların konum geri bildiriminin olmaması, konum kontrolü için bir sorun teşkil etmektedir. Bu tez çalışması, eklemeli imalat teknolojisi kullanılarak üretilecek olan esnek elektropnömatik tutucuyla bu sorunu incelemeyi amaçlamaktadır. Esnek tutucu, 3D yazıcıda kalıplama tekniği kullanılarak iki parça halinde imal edilmiştir. Tutucunun yapısı, kalıplanmış silikon (RTV-3015) ve haznelerden oluşan polietilen tereftalat (PET) filmden oluşmaktadır. Bu bölmeler, basınçlı hava ile çalışabilen 10 adet hava geçirmez bölmeden oluşan aktif bir bölme ve PET film ile kaplanmış bir pasif bölmedir. Esnek tutucunun bükülmesi sırasında, pasif hazne içindeki PET film basınçlı hava tarafından sıkıştırılmaya başlar ve bu da tutucunun daha yüksek bir yük tutma kapasitesiyle sonuçlanır. Ayrıca esnek sensörden yapılan geri besleme modülü fabrikasyon sırasında entegre edilmiştir. Esnek tutucunun PID kontrolü için gerçek zamanlı bir kontrol deney düzeneği oluşturulmuştur. Kontrolcünün basamak ve yörünge takip performansları gözlemlenmiştir. Gerçek zamanlı deneylerin doğruluğunu karşılaştırmak için tutucunun sonlu eleman analizi COMSOL programıyla gerçekleştirildi. Deneysel çalışmaların sonuçları ile elektropnömatik tutucunun hareket özellikleri, eğilme açısı ile basınç arasındaki ilişki ve konum izleme performansı incelenmiştir. Tutucunun deneysel sonuçlarının simülasyon sonuçlarıyla iyi bir uyum içinde olduğu tespit edilmiştir. Deneysel sonuçlar, esnek tutucunun PID kontrol algoritması ile başarılı yörünge izleme performansı gösterdiğini belirlemiştir.

Eklemeli üretimElektropnömatikPID denetleme+1
Muhammet Uludağ
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bilgisayar ekranının neden olduğu elektromanyetik radyasyonun insan kanının bazı hematolojik ve biyokimyasal parametreleri üzerindeki etkisi

Günümüz modern dünyasında günlük hayatımızın her alanına giren elektrikli cihazlar insan yaşantısına birçok kolaylık sağlarken birtakım olumsuzlukları da beraberinde getirmiştir. Bu olumsuz etkilerin en önemlilerinden birisi etkisini uzun zaman sonunda gösterebilen elektromanyetik alan (EMA) kaynaklı radyasyondur. Radyasyon, en temel tanımı ile bir kaynaktan dalga ya da parçacık halinde yayılan enerjidir. Karşılaştığı atomun yapısında değişikliğe sebep olamayacak kadar düşük enerjiye sahip radyasyon çeşidine ise noniyonizan ya da iyonize olmayan radyasyon adı verilir ve bu tip radyasyon elektromanyetik dalga formundadır. Elektromanyetik radyasyon doğrudan ya da dolaylı olarak insan sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu etki moleküler, hücresel, doku veya sistem düzeyinde olabilmektedir. Son 30 yıldır yapılan çalışmaların çoğunda elektromanyetik radyasyonun insan sağlığını olumsuz etkilediği sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda çalışmamızda, günlük hayatta ve iş hayatında uzun saatler boyunca bilgisayar ekranı karşısında çalışan kişilerin bilgisayar ekranı kaynaklı elektromanyetik radyasyona maruz kalmalarının kan parametrelerine ve melatonin hormonuna olası etkilerini tespit etmek amaçlanmıştır. Çalışmamız gönüllü 45 sağlıklı birey (yaş aralığı: 18-50) üzerinde yapılmıştır. Birinci (kontrol) grup bilgisayar kullanmayan sağlıklı 15 kişiden oluşmuştur. İkinci grup yarım gün 0-4 saat bilgisayar başında çalışan 15 kişiden, üçüncü grup tam gün 8 saat veya daha fazla bilgisayar başında çalışan kişilerden oluşturulmuştur. Yapılan gruplandırmanın ardından deneklerden kan örnekleri alınarak tahlillerin hematolojik ve biyokimyasal parametrelerine bakılmıştır. Çalışmamızın ilk kısmında araştırma gruplarında incelenen 11 kan parametresinde de (WBC, LYMPH, MONO, EOS, RBC, HGB, HCT, MCV, MCH, MCHC, PLT) radyasyona maruz kalan ve kalmayan kişiler arasında istatiksel açıdan anlamlı bir fark bulunamamıştır. Çalışmamızın ikinci kısmında bilgisayar ekranı kaynaklı EMR'nin kandaki melatonin hormonu üzerindeki etkilerini inceledik. Kan parametrelerinin aksine araştırma gruplarının melatonin hormonu değerlerinin mukayesesinde istatiksel açıdan anlamlı fark elde edilmiştir. Kontrol grubu ile 0-4 saat bilgisayar başında çalışan grup arasında (p=0<0,05) ve kontrol grubu ile 8 saat ve daha fazla bilgisayar başında çalışan grup arasında (p=0<0,05) istatiksel açıdan anlamlı fark bulunmuştur. 0-4 saat çalışan ile 8 saat ve daha fazla çalışan grup arasında (p=0,295>0,05) istatiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. Çalışmada elde ettiğimiz bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde, EMR'nin kişilerde kan parametrelerini anlamlı düzeyde etkilemediği fakat melatonin hormonu sentezini önemli ölçüde düşürebileceği sonucuna varılmıştır.

Elektromanyetik alanlarElektromanyetik radyasyonKan parametreleri+2
Sefa Yeşilbaş
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Uçucu küllerin kumlu zeminlerin sıvılaşma davranışı üzerindeki etkileri

Sanayileşme ve kentleşme, enerji ve hammaddeler için artan tüketici talebini artırarak, dünya çapında her yıl büyük miktarda endüstriyel atığın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Uçucu kül, en yaygın endüstriyel atık türleri arasındadır. Termik santrallerde kömürün yakılması ile oluşan ve genellikle santral dışında depolanan uçucu kül atığı tüm dünyada ciddi çevresel sorunlara yol açmaktadır. Uçucu küllerin farklı inşaat mühendisliği uygulamalarında zemin güçlendirici malzeme olarak değerlendirilmesi, sürdürülebilir kalkınma için oldukça önemlidir ve büyüyen çevre sorunlarına uygulanabilir bir çözüm sağlayabilir. Uçucu küllerin kohezyonlu zeminlerin stabilizasyonu ve temel mühendislik özellikleri üzerindeki etkileri hakkında birçok çalışma yapılmış olmasına rağmen bu tür atık malzemelerin temiz kumların sıvılaşma davranışı üzerindeki etkilerini inceleyen çalışma sayısı oldukça az sayıdadır. Uçucu küllerin özellikle tektonik hareketlerin yoğun olduğu bölgelerde inşaat mühendisliği uygulamalarında daha etkin ve güvenilir biçimde kullanılabilmesi için bu alanda daha fazla araştırma-geliştirme çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışma kapsamında, Türkiye'de faaliyet gösteren Seyitömer termik santralinden F sınıfı uçucu kül temin edilmiştir. %0-40 oranında uçucu kül içeren kum-uçucu kül karışımları kullanılarak gevşek ve orta sıkılıkta üç eksenli numuneler hazırlanmıştır. Numunelerin sıvılaşma özellikleri, 30 adet gerilme kontrollü konsolidasyonlu drenajsız dinamik üç eksenli deneyler ile belirlenmiştir. Testler, iki farklı efektif çevre basıncında (50 ve 100 kPa) ve 1 Hz yükleme frekansına sahip tekrarlı yükler altında gerçekleştirilmiştir. Deney sonuçlarının ayrıntılı analizi, benzer relatif sıkılığa sahip kum-uçucu kül numunelerinin sıvılaşma direncinin, karışımdaki uçucu kül içeriğinin %20'ye kadar artması ile azaldığını, ardından %40'a ulaşana kadar hafifçe arttığını göstermiştir. Sadece kum içeren numuneler, uçucu küllü kum numunelerine göre daha yüksek sıvılaşma direncine sahip olduğu görülmüştür. Bu çalışma ile uçucu külün geoteknik deprem mühendisliği uygulamalarında kullanımının avantaj ve dezavantajlarının belirlenmesi ve ilgili konunun gelişimine katkıda bulunulması beklenmektedir.

DepremDinamik testlerKum+2
Murat Eyin
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Nükleer piller

Nükleer pillerin tasarımında kullanılan radyoizotop kaynaklarının özellikleri, dönüştürücü sistemleri ve sistem verimliliği incelenmiştir. Nükleer pil literatüründeki problemler ve meseleler araştırılmıştır. Nükleer pil uygulamalarında kullanılan radyoaktif kaynakların iyonlaştırıcı radyasyonu incelenmiştir.

Recep Çelik
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tarhananın farklı kurutma yöntemleri ile kurutulması ve optimum kurutma şartlarının belirlenmesi

Yaşanan iklim değişiklikleri, ülkeler arası gerilimler ve tarım alanlarının gittikçe azalması gıdaların daha uzun ömürlü olmasını zorunlu hale getirmektedir. Tarhana geçmişten günümüze kadar gelen önemli gıda ürünlerinden birisidir. Her bölgede farklı yapım ve kurutma şekilleri sahip olduğu gibi içeriklerde, bölgelere hatta yörelere göre bile değişmektedir. Bu çalışma da Boşnak Tarhanası kullanmaktadır. Boşnak tarhanası süzme yoğurt, un, Arnavut biber, sivri biber ve tuzdan oluşan ve fermente edilmeden kurutma yapılan bir tarhana çeşididir. Kurutma yöntemi olarak halojen lambalı ve termoelektrikli kurutma modülü ile 50˚- 60˚- 70˚ sıcaklıklarda 20 gr yaş ürün kurutma işlemlerine tabi tutulmuştur. Sistemde kurutma süresi 1 saat alınmıştır. Halojen lambalı kurutma sistemi de kurutma süresi maksimum kurutma süresine kadar devam etmiştir. Kurutma sonuçlarında enerji verimliliği, kurutma süresi ve ürün kalitesi gibi özellikleri değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre Verim olarak bakıldığında 50 ˚C 'de halojen lambalı sistem için verim yaklaşık %51,28 çıkarken TEM 'li sistem için verim yaklaşık %71,43 çıkarak daha verimli olduğu görülmektedir. 60 ˚C 'de halojen lambalı sistem için verim yaklaşık %36 çıkarken TEM 'li sistem için verim yaklaşık %40,91 çıkarak daha verimli olduğu görülmektedir. 70 ˚C 'de halojen lambalı sistem için verim yaklaşık %19,35 çıkarken TEM 'li sistem için verim yaklaşık %24 çıkarak daha verimli olduğu görülmektedir. Özgül nem çekme oranı olarak bakıldığında 50 ˚C 'de halojen lambalı sistem için verim yaklaşık 0,072 çıkarken TEM 'li sistem için verim yaklaşık 0,133 çıkmıştır. 60 ˚C 'de halojen lambalı sistem için verim yaklaşık 0,076 çıkarken TEM 'li sistem için verim yaklaşık 0,105 çıkmıştır. 70 ˚C 'de halojen lambalı sistem için verim yaklaşık 0,071 çıkarken TEM 'li sistem için verim yaklaşık 0,094 çıkmıştır.

Gavsa Avcı
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Havacılıkta kullanılan JP8 yakıtının içerisine nanopartikül olarak molibden ilavesinin yanma parametrelerine etkisi

Yapmış olduğumuz bu çalışmada hava araçlarında kullanılan JP8 yakıtı ile nanopartikül madde Molibden'in karıştırılarak enjektörlü dizel bir motorda kullanılması sağlamıştır. Referans yakıtımız olan Euro dizel yakıtına farklı oranlarda hacimsel olarak JP8 ve Molibden eklenerek yakıt karışımları hazırlanıştır. Bu yakıtları motorumuzda kullanıp motor performansına, silindir içi basınca, egzoz gazının çıkış sıcaklığına ve fren özgül yakıt tüketimine etkisi incelenmek isteniştir. Elde edilen test sonuçları referans yakıtımız olan Euro dizel yakıtı kullanarak bulunan veriler ile karşılaştırılmıştır. Motorumuzun güç değerlerinin JP8 ve molibden yakıt karışımı ile çalıştırıldığında daha büyük olduğu görülmüştür. Ayrıca JP8 yakıt karışımı ile çalışan motorlarda ortalama yakıt tüketimi daha düşük çıkmıştır.

Nurettin Atakaya
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Muş ilinin biyokütle potansiyeli

Günümüzde enerji tüketiminin büyük bir bölümü fosil kaynaklardan karşılanmaktadır. Fosil yakıt rezervlerinin giderek azalmasına karşın nüfus artışı ve hayatı kolaylaştıran teknolojik cihazların yaygınlaşmasıyla birlikte enerjiye olan talep gün geçtikçe artmaktadır. Bu durum ülkeleri mevcut enerji kaynaklarının dışında alternatif enerji kaynaklarına zorunlu olarak yönlendirmektedir. Bu alternatif ve yenilenebilir enerji kaynaklarından biri biyokütle olarak öne çıkmaktadır. Biyokütle insan, hayvan veya bitki yaşamının olduğu her yerde hammadde olarak bulunan, yenilenebilir, kolaylıkla temin edilebilir ve temiz bir enerji kaynağı özelliklerinden dolayı fosil yakıtlara alternatif olarak kullanabilecek bir enerji kaynağıdır. Ayrıca fosil yakıt zengini olmayan Türkiye'nin enerjide dışa bağımlılığını azalmasına ve ülkenin sürdürülebilir ekonomik gelişimi için enerji arz güvenliğine katkı sağlayacak bu önemli yerel alternatifin mümkün olduğunca değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu yüzden bu araştırmada ilk önce Muş iline ait biyokütle potansiyeli hesaplanmıştır. Ardından kentin toplam enerji tüketiminin biyokütle potansiyeli tarafından karşılanma yüzdesi belirlenmeye çalışılmıştır. Böylece kentin teorik biyokütle potansiyelinin değerlendirilmesinin önemi konusunda kamuda farkındalık oluşturmaya katkı sağlanmaya çalışılmıştır.

Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı
Okan Aktan
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dizel-biyodizel yakıt karışımına yüksek moleküler ağırlıklı alkol ilavesinin motor performans, yanma ve emisyon karakteristiklerine etkisi

İçten yanmalı motorlarda petrol türevi yakıtlar kullanılmaktadır. Her geçen gün artan motorlu taşıt sayısına karşı petrol rezervlerinin sınırlı ömrünün olması alternatif yakıt arayışlarını zorunlu kılmıştır. Dizel yakıtına alternatif olarak görülen ve yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen biyodizel, dizel yakıtına göre önemli avantajlarının yanında genel olarak daha düşük motor torku, gücü ve verime neden olurken, özgül yakıt tüketimini ise artırmaktadır. Yine dizel motorlarında biyodizel kullanımı ile NOx ve CO2 emisyonları artmaktadır. Dolayısıyla dizel-biyodizel yakıt karışımlarına alkol ilavesi ile bu değerlerin değişimleri araştırılmaya başlanmıştır. Burada kısa zincirli alkoller düşük setan sayılarına ve enerji içeriğine sahiptir, bu nedenle dizel motorlar için daha uzun karbon zincirlerine sahip ağır alkoller tercih edilmektedir. Yapılan literatür çalışması neticesinde, dizel yakıtına yüksek molekül ağırlığına ve yüksek karbon sayısına sahip alkollerden olan bütanol (4 karbonlu), pentanol (5 karbonlu), hexanol (6 karbonlu) ve octanol (8 karbonlu) ilave edilerek bir dizel motorunda motor performans, yanma ve emisyon karakteristiklerinin ayrıntılı olarak incelendiği bir çalışmaya az sayıda rastlanılmıştır. Yapılan bu çalışma ile literatüre katkı sağlanacaktır. Bu yüksek lisans tez çalışmasında, dizel yakıtına yüksek molekül ağırlıklı alkol ilavesinin motor performans, yanma ve emisyon karakteristiklerine olumlu katkıları olacağı hedeflenmektedir. Deneysel çalışmada biyodizel-dizel yakıta katkı olarak bütanol, propentanol, hexanol ve octanol ilave edilerek egzoz emisyonu değerleri (NOx, CO, CO2, HC ve is) incelenmiştir. Daha sonra biyodizel-dizel-yüksek molekül ağırlıklı alkol kullanılarak ikili ve üçlü yakıt karışımları oluşturulmuştur. Çalışma sonucunda dizel yakıtına ilave edilen B10, B20, B30, P10, P20, P30, H10, H20, H30, O10, O20 ve O30 test yakıtları ile biyodizel-dizel yakıt karışımlarının egzoz emisyon davranışları değerlendirildiğinde, biyodizel-dizel yakıtına göre alkol içeren yakıtların egzoz gaz sıcaklığı ve NOx emisyonlarının arttığı; CO, HC ve is emisyonlarının ise azaldığı belirlenmiştir.

Alternatif yakıtlarBiyodizelBiyoyakıtlar+4
Hakan Öztürk
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Nükleer enerji sanralleri atıklarının teröriz amaçlı kaçakçılık boyutu ile ele alınması

Nazi Almanya'sının düşmanlarını kısa zamanda yok etmek için daha önce hiç görülmemiş bir bomba yapma isteği, ilk nükleer silah yapma çalışmaların da başlangıcı oldu. Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD) nükleer silah üretme yönünde yaptığı denemeler 1949 yılında başarıya ulaştı. II. Dünya savaşının sonlarına doğru Japonların bir an önce teslim olmasını sağlamak maksadıyla kullanıldı. Hiçbir bombanın etkisine benzemeyen patlamalar büyük bir felakete sebep oldu. Savaşın sona ermesi ile birlikte bu silahlar bazı çevrelerce insanlık için büyük bir tehdit olarak görülmesine rağmen ABD ve Sovyetler Birliği başta olmak üzere birçok ülke tarafından elde etme ve geliştirme çabaları devam etti. 1991 yılında Sovyetler birliğini dağılması, bu silahların devlet dışı aktörlerin eline geçme tehlikesini doğurdu. İlk etapta bireysel kazanç sağlama çabası olarak görülen nükleer madde kaçakçılığı, zaman içerisinde organize suç örgütlerine daha sonra da sınır aşan terör örgütlerinin elde etme çabalarına dönüştü. 11 Eylül 2001 tarihinde ABD'ye yönelik yapılan terör saldırıları dünya güvenlik anlayışını topyekûn değişmesine sebep oldu. Geçtiğimiz 80 yıllık süreç içerisinde bu silahların yayılmasını önlemek ve geliştirilmesini kontrol altına almak maksadıyla bir dizi anlaşmalar ve uluslararası denetim mekanizmaları kuruldu. Devletlerarasında itibar göstergesi olan nükleer enerji; askeri amaçlarla kullanımı büyük bir felaket olarak nitelendirilirken, barışçıl amaçlarla kullanımı ise, dünyanın enerji ihtiyacını büyük oranda karşılayacak potansiyel birincil enerji kaynağı olarak görülmektedir. Günümüzde uluslararası güvenliğin en büyük tehdidi terör örgütleridir. Bu örgütlerin nükleer maddeleri üretme çabasından ziyade saldırı, sabotaj ya da kaçakçılık yöntemleri ile ele geçirme olasılığı çok daha fazladır.

Nükleer enerji
Kamil İncebacak
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gerinim sensörünün eklemeli imalat yöntemiyle üretimi ve karakterizasyonu

Sanal gerçeklik ve robotikle ilgili teknolojiler ilerledikçe, bu sistemleri güçlendirmek için daha iyi sensör teknolojilerine ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle, sistemlerin çoğu, yüksek miktarda hareketliliği ve esnekliği korurken insan vücudu veya çevreyle etkileşime girmelidir. Bu durum, esnek elektronik cihazlara, özellikle de esnek gerinim sensörlerine olan talebi ortaya çıkardı. Bu tez çalışması, esnek tek eksenli gerinim sensörü geliştirmek için basit ve uygun maliyetli bir yöntem olan eklemeli imalat (Eİ) teknolojisinin fizibilitesini araştırmaktadır. Eİ, tasarımların nispeten düşük maliyetle hızlı bir şekilde üretilmesini ve prototipleşmesini sağlar. Gerinim sensörün esnek olan alt katmanını üretmek için Eİ yöntemlerinden biri olan eriyik yığma modelleme (EYM) teknolojisi kullanılmıştır. Sensörün üst katmanına ise iletken gümüş malzeme enjekte edilmiştir. Gerinim sensörü, yaklaşık 20 mm x 60 mm ölçülerinde üretilmiştir. Sensörün kalınlığı ise 2 mm dir. Bu aşamadan sonra sensörün hassasiyeti deneysel verilerden gösterge faktörü hesaplanarak tespit edilmiştir. Sonuçlar, sensörün yüksek doğrusallık ve az histerezis performansı sergilediğini göstermiştir. Ayrıca, uygulanan kuvvete karşı gerinim sensörünün yer değiştirme miktarları gözlemlenmiştir. Son olarak, akma durumunda sensörün uzamasını incelemek için çekme testleri yapılmıştır. Gerçek zamanlı deneylerin doğruluğunu ispatlamak için gerinim sensörün sonlu elemanlar analizi COMSOL programıyla gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, COMSOL yazılımı, gerinim sensörün gerilme dağılımını ve uzama miktarını modellemek için kullanılmıştır. Sensörün deneysel sonuçlarının simülasyon sonuçlarıyla iyi bir uyum içinde olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar, stres birikiminin ve kalıcı deformasyonun EYM ile üretilen sensörlerin işlevselliğini belirlemede önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Bu tez çalışmasının sonuçları eklemeli üretimin çok çeşitli uygulamalar için karmaşık tasarımlar ve sensör platformları üretme potansiyelini göstermektedir.

Şeyhmus Güneş
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

HVAC sistemlerinin modellenmesi ve akıllı kontrol yaklaşımları kullanılarak kontrolü

Isıtma, havalandırma ve iklimlendirme (HVAC) sistemleri taze hava, ısıtma, soğutma ihtiyacı ve nem kontrolünün hepsini veya birini sağlamak için yapılarda kullanılan ekipmanları, dağıtım ağlarını ve terminalleri ifade eder. HVAC sistemleri iç ortamlarda sıcaklığın ve hava kalitesinin istenen şartlarda olmasını sağlayan kontrol sistemleridir. Ayrıca hassas ortam koşulları gerektiren uygulamalarda daha da önem kazanmaktadır. Bu tez çalışmasında değişken debili iki zonlu HVAC sisteminin modellenmesi ve kontrolü gerçekleştirilmiştir. HVAC sistemi PID, LQR ve Parçacık Sürü Optimizasyonu (PSO) tabanlı Lineer Kuadratik Regülatör (LQR) ve Akıllı kontrol yöntemlerinden PSO tabanlı Bulanık Lineer Kuadratik Regülatör (FLQR) yöntemleri kullanılarak kontrol edilmiştir. İki farklı bölgenin sıcaklıkları ortam sıcaklığından yaklaşık 7 oC 'ye kadar düşürülmüştür. Yapılan benzetimler sonucunda elde edilen grafiksel ve sayısal veriler doğrultusunda önerilen kontrol algoritmaların birbirleriyle performans kriterleri kullanılarak kıyaslanmış ve irdelenmiştir. İki zonlu HVAC sistemine uygulanan yöntemler incelendiğinde her iki zon için en düşük sıcaklık hata performansı PSO - FLQR yöntemi ve MAE kriteri kullanılarak elde edilmiş (Zon 1 ve Zon 2 için) ve bu değerler sırasıyla 0.052 oC ve 0.034 oC'dir.

Elif Çinar
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Muş ilinin zemin özelliklerinin deprem tehlikesi açısından değerlendirilmesi

Deprem sırasında oluşan enerji sert ve kompakt zeminler de yer hareketlerini (titreşim) azaltırken, porozitesi yüksek ve tabakalı zeminler de depremin etkisini artırabilir. Bu nedenle, zemin özellikleri, depremlerle oluşabilecek hasarın ölçümü ve azaltılmamasında önemli faktörlerden biridir. Muş il merkezi ve yakın çevresi hem tektonik hem de volkanik deprem üretebilecek önemli yapılara yakın bir konumdadır. Nüfus ve yapılaşmanın yoğunlaştığı il merkezi bir birikinti konisi üzerinde gelişmiş kum, kil gibi yağmur ve sel suları ile taşınan malzemeler üzerinde yer almaktadır. Orta sertliğe sahip zemin özellikleri üzerinde yer alan il merkezinde olası bir deprem tehlikesine karşılık mahalle bazlı zemin özellikleri dikkate alınarak yapılaşmanın kontrollü bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Furkan Batmaca
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Enerji ve kaynak verimliliği açısından elektrik iç tesisat proje tasarım kriterleri

Bu çalışma, bir kamu binasının elektrik iç tesisat projesi çizilirken genel olarak hangi planların hazırlanması gerektiği ve bu planlar oluşturulurken; yönetmelikler, standartlar ve genel kabuller göz önüne alarak dikkat edilmesi gereken hususlar hakkında proje müellifine yardımcı olacak kısa bilgilere yer verilmiştir. Enerjinin ve kamu kaynaklarının verimli kullanılması açısından elektrik iç tesisat projelerinde yapılması gereken iyileştirmeler hakkında Bulgular bölümünde ayrı başlıklar halinde bilgiler verilmiştir. Yapılan araştırmalar ve karşılaştırmalar neticesinde mevcut yönetmeliklere göre hazırlanan projelerin ihtiyacın çok üzerinde kapasitede tasarlanarak elektrik tesislerinin kurulmasına sebep olduğu ve bu nedenle kamu kaynaklarının gereksiz yere harcandığına dikkat çekilerek yönetmeliklerin günümüz ihtiyaçlarına ve enerji tüketim koşullarına uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerektiğine değinilmiştir. Ayrıca enerji tasarrufu açısından mekanik tesisat projelerinin önemine vurgu yaparak konu hakkında önerilerde bulunulmuştur.

Yunus Emre Subaşı
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Derin öğrenme yöntemleriyle karşılaştırmalı elektrik enerjisi üretim tahminleri

Bu çalışmada, altı farklı ülke için nükleer enerjiden elektrik üretimi analiz edilmiştir. Bu ülkeleri ABD, Fransa, Japonya, Güney Kore, Rusya ve Çin olarak sıralayabiliriz. Çalışmada kullanılan veri setleri, Our World in Data kaynağından elde edilmiş olup, her ülkenin nükleer enerji üretim süreçlerine ilişkin uzun vadeli verilere dayanmaktadır. Araştırmanın önemi, nükleer enerjinin elektrik üretimindeki rolünü ve ülkeler arasındaki üretim farklarını ortaya koyarak enerji politikaları ve stratejileri hakkında önemli bilgiler sunmasıdır. Bu tür kapsamlı bir analiz, enerji sektörü için kritik kararların alınmasına yardımcı olabilir ve gelecekteki enerji üretim trendlerinin öngörülmesine katkı sağlayabilir. Çalışmanın yeniliği, hem istatistiksel hem de derin öğrenme modellerini kullanarak nükleer enerji üretim tahminlerinin yapılmasında yatmaktadır. Kullanılan modeller arasında Naive, SES, Auto.Arima, Holt-Winters, ETS, Thetaf, NNETAR ve MLP gibi yöntemler bulunmaktadır. Bu modellerin performansı, RMSE, MAE ve MAPE gibi metriklerle değerlendirilmiştir. Analiz sonuçları, her ülke için en uygun modelin farklı olduğunu göstermiştir; örneğin, ABD için NNETAR modeli en başarılı sonuçları verirken, Fransa için Thetaf modeli öne çıkmıştır. Bu durum, her ülkenin enerji üretim dinamiklerinin farklı olduğunu ve bu nedenle model seçiminde dikkatli olunması gerektiğini göstermektedir. Çalışmanın literatüre katkısı, nükleer enerji üretiminin analizi ve tahmininde kullanılan model çeşitliliği ve bu modellerin farklı ülkeler üzerindeki performansının incelenmesiyle belirginleşmektedir. Enerji üretiminde kullanılan yöntemlerin karşılaştırılması, politika yapıcılar ve araştırmacılar için değerli bilgiler sunmaktadır. Ayrıca, bu çalışmada elde edilen bulgular, enerji güvenliği ve sürdürülebilirlik konularında önemli çıkarımlar yapılmasına imkân tanımaktadır. Genel olarak, bu araştırma, enerji sektöründeki modelleme çalışmalarına önemli bir katkı sağlayarak, gelecekteki enerji üretim trendlerini daha doğru bir şekilde tahmin etmeye yardımcı olabileceğine inanılmaktadır.

Biyokütle enerjisiElektrik enerji sistemleriGüneş enerjisi sistemleri+4
Mehmet Ali Arslan
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hastanelerdeki nükleer tıp merkezlerinde oluşan nükleer malzemelerin kullanımı ile atıklarının kontrolü ve bertarafı

Bu tez çalışması, hastanelerde oluşan nükleer atıkların kontrolü ve bertarafı konusunda ayrıntılı bir analiz sunmayı amaçlamaktadır. Hastaneler, tıbbi işlemler sırasında radyoaktif maddelerin kullanılması nedeniyle nükleer atıkların önemli kaynaklarıdır. Bu atıkların etkili bir şekilde kontrol edilmesi ve güvenli bir şekilde bertaraf edilmesi hem sağlık çalışanlarının hem de genel halkın sağlığını ve güvenliğini sağlamak için büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, nükleer atık yönetimi ve bertarafı, çevresel etkileri, toplum sağlığı üzerindeki etkileri ve uzun vadeli sonuçları nedeniyle de büyük bir öneme sahiptir. Bu tez çalışması, hastanelerde oluşan nükleer atıkların kontrolü ve bertarafı için stratejilerin belirlenmesine katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Bu amaçla, literatür taraması, saha çalışmaları, anketler, mülakatlar ve laboratuvar analizleri gibi çeşitli araştırma yöntemleri kullanılarak hastanelerdeki nükleer atıkların türleri, miktarları, kaynakları, etkileri, radyoaktif özellikleri ve mevcut yönetim süreçleri ayrıntılı bir şekilde incelenecektir. Ayrıca, ulusal ve uluslararası düzeydeki yasal düzenlemeler, politikalar, en iyi uygulamalar, standartlar ve uluslararası protokoller gözden geçirilecektir. Tezin sonuçları, hastanelerde oluşan nükleer atıkların kontrolü ve bertarafı için etkili stratejilerin belirlenmesine ve mevcut nükleer atık yönetimi pratiğinin iyileştirilmesine katkıda bulunacaktır. Bulgular, hastanelerdeki nükleer atık yönetimi süreçlerindeki eksiklikleri ortaya koyacak, riskleri ve zorlukları değerlendirecek ve geliştirilmesi gereken alanları vurgulayacaktır. Ayrıca, radyoaktif atık üretiminin azaltılması, doğru depolama yöntemlerinin benimsenmesi, güvenli taşıma prosedürlerinin uygulanması ve etkili bir bertaraf sürecinin oluşturulması için öneriler sunulacaktır. Bu öneriler, hastanelerin nükleer atık yönetimi süreçlerini geliştirmelerine yardımcı olacak ve güvenli, çevre dostu ve sürdürülebilir bir sağlık hizmeti ortamı sağlamalarını sağlayacaktır.

Nükleer kirlilikNükleer konusuNükleer tıp
Mehmet Mücahit Eken
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Muş ili güneş enerjisi potansiyelinin makine öğrenmesi ile tahmini

Enerji üretimi tahmini, karar verme süreçleri ve değişken enerji kaynaklarının şebekeye entegrasyonu için kritik öneme sahiptir, çünkü bu tahminler, enerji arzındaki dalgalanmaların farklı zaman ve mekansal ölçeklerde ele alınmasını sağlar. Özellikle güneş enerjisi sektörü, yenilenebilir enerji üretiminde yüksek üretim payına sahiptir. Güneş enerjisi insanlığın enerji ihtiyaçlarını temiz, yenilenebilir ve sürdürülebilir bir şekilde karşılayabilecek potansiyele sahiptir. Fosil yakıtların çevresel etkilerinden kaçınılması ve iklim değişikliği ile mücadelede güneş enerjisi önemlidir. Güneş enerjisi üretimiyle doğrudan ilişkili olan güneş radyasyonu tahmini bu üretim sürecine katkı sağlayacaktır. Türkiye'nin Doğu Anadolu bölgesindeki Muş İli için yapılan bu tez çalışması, İlin güneş enerjisi potansiyeline katkı sağlayacak güneş radyasyonu günlük tahmini için zaman serisi ve regresyon makine öğrenmesi yöntemleri kullanılarak gerçekleştirildi. 2018 ile 2023 yılları arasındaki meteorolojik veriler kullanılarak günlük güneş radyasyonu tahmini yapıldı. Kullanılan yöntemlerle başarılı tahminler yapıldı. Çalışmanın sonuçları Muş'un güneş enerjisi üretimi için önemli bir potansiyele sahip olduğunu göstermektedir.

İrem Fatma Şener
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Muş ilindeki jeotermal kaynakların termal turizm potansiyelinin belirlenmesi (örnek termal tesis tasarımı)

Muş ili doğal koşulların insan etkinlikleri üzerinde belirleyici olduğu, Sosyoekonomik anlamda ülkemizin en geri kalmış illerinden biridir. Ülkemizin en büyük ovalarından birine sahip olmasına rağmen; uzun kışlar tarımsal anlamda ovadan yararlanma olanaklarını sınırlandırmaktadır. Anadolu'nun bu kadim şehri önemli ticaret yolları üzerinde yer almadığı gibi göçlerle azalan nüfusu da ilin gelişimini olumsuz etkilemektedir. Doğal ve beşerî koşulların sınırlayıcı özelliği ilde yapılacak yatırımların ilin dinamiklerine dayalı olmasını zorunlu hale getirmektedir. Bu nedenle ilin doğal ve beşeri özelliklerinin doğru kullanılması ve bunların doğru kullanılarak gerçekleştirilecek projeler turizm, tarım, hayvancılık, madencilik gibi sektörlerin gelişmesine katkı sunabilir. Yeni iş olanakları sağlayarak il ya da bölgenin gelişmesine katkıda bulunabilir. Yerel ekonominin güçlenmesi ile il bölgenin gelişmesine destek sağlayabilir. Bu sayede Kültürel mirasın korunmasına yardımcı olabilir. Sosyal ve kültürel iyileşmeyi de beraberinde getirebilir. Muş ilinin yer aldığı bölge, Doğu Anadolu sıkışmalı tektonik bölgesi olarak da bilinen, Kuzey Anadolu Fayı (KAF) ve Doğu Anadolu Fayı'nın (DAF) birleştiği Karlıova havzasının doğusundan, Pontid'lerin kuzeyinden, Bitlis-Zagros Kenet Kuşağı sınırlarındaki kenar kıvrımlarınınım güneyinde kalan bölge içerisinde yer almaktadır. Bu durum il için önemli bir jeotermal kaynak zenginliğini de beraberinde getirmektedir. Muş ilinde son yıllarda bu enerji kaynağına yönelik birçok yatırım yapılmakta, araştırma faaliyetleri yürütülmektedir. Bu yatırımların çoğu da sıcak akışkanın termal turistik tesislerde banyo amaçlı kullanımına yöneliktir. Mevcut tesislerin çoğu mevcut yapıları ile sürdürülebilir olmadıkları gibi potansiyellerinin çok altında kullanımına sahiptirler. Bu nedene bu çalışmada bir termal tesisin sürdürülebilirlik açısından nasıl olması gerektiği, dünya ve ülkemizdeki doğru örneklerden hareket ederek belirlenmeye böylece; bölge ve il için genel bir termal tesis modeli önerilmeye çalışılmıştır. Bu sayede termal tesis yatırmalarına artan ilginin doğru bir şekilde yönlendirileceği düşünülmektedir. Kurulan termal tesislerin konaklama dışında insanların daha fazla zaman geçirebileceği bir yapıda planlanması, sitemden alınan akışkanın farklı kullanım alanlarında değerlendirildikten sonra sisteme geri döndürülmesi ildeki jeotermal kaynakların sürdürülebilirlikleri açısından oldukça önemli unsurlardır.

Onur Cem Algan
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Uçucu kül katkısının kohezyonlu zeminlerin mühendislik özelliklerine etkisi

Sanayileşme, kentleşme ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak enerjiye duyulan ihtiyaç sürekli artmakta ve artan enerji talebini karşılamada termik santraller önemli bir yer tutmaktadır. Termik santrallerde linyit ve taş kömürünün yakılması sonucu her yıl büyük miktarda uçucu kül atığı ortaya çıkmaktadır. Genellikle santral dışında depolanan ve ciddi çevresel ve ekonomik problemlere neden olan uçucu kül atığının değerlendirilmesi büyük önem arz etmektedir. Uçucu küllerin kohezyonlu zeminlerin stabilizasyonunda kullanılması artan çevresel problemlere karşı ekonomik ve sürdürülebilir çözümler sunmaktadır. Uçucu kül, kendi kendine sertleşme ve çimentolaşma özelliği olmayan, ancak sulu bir ortamda kalsiyum oksit gibi bileşiklerin ortamda bulunması ile puzolanik etkisi önemli ölçüde artan bir malzemedir. Literatürde, uçucu küllerin puzolanik reaksiyonunu hızlandırmak ve çimentolaşma özelliğini artırmak için sıklıkla sönmüş kalsiyum kireci kullanılmaktadır. Bu tez kapsamında, uçucu kül ile birlikte sönmüş kalsiyum kireci yerine mermer tozu atığı kullanılmıştır. Çalışmalarda kullanılan F sınıfı uçucu kül Seyitömer termik santralinden elde edilmiştir. Uçucu kül ve mermer tozu atığı %3, %6, %9 ve %12 oranlarında zemine (kaolin kili) katılarak yalnız zemin, zemin + uçucu kül ve zemin + uçucu kül + mermer tozu karışımları oluşturulmuştur. Uçucu kül ve mermer tozu atıklarının kohezyonlu zeminlerin fiziksel özellikleri ve mekanik davranışı üzerindeki etkilerini belirlemek için, hazırlanan karışımlar üzerinde kıvam limit, serbest şişme, lineer büzülme, kompaksiyon (proktor), serbest basınç, kesme kutusu, düşen koni ve Kaliforniya Taşıma Oranı (CBR) gibi kapsamlı laboratuvar testleri gerçekleştirilmiştir. Kür süresi etkisini incelemek için, belirli sayıdaki karışımlar 7 ve 28 gün boyunca kür edilmiş ve sonrasında serbest basınç deneyine tabi tutulmuştur. Deney sonuçlarının ayrıntılı değerlendirilmesi sonucu, uçucu kül içeriğinin artması ile kaolin kilinin likit limit, plastisite indeksi, şişme ve büzülme potansiyeli değerlerinin düştüğü görülmüştür. Uçucu kül ve atık mermer tozunun birlikte kullanılması sonucunda bu azalmanın çok daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Zemin-uçucu kül-mermer tozu atığı karışımının, zemin-uçucu kül karışımına kıyasla daha yüksek maksimum kuru birim hacim ağırlığı ve daha düşük optimum su muhtevası değerlerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında, kaolin kiline uçucu kül ile birlikte mermer tozu atığının katılması ve elde edilen karışımın belirli bir süre kür edilmesi sonucunda zeminin serbest basınç dayanımında önemli artışlar görülmüştür. Benzer şekilde, kaolin kilinin drenajsız kayma mukavemetinin uçucu kül ve uçucu kül-mermer tozu atığı içeriğinin artması ile önemli ölçüde arttığı gözlemlenmiştir. Direkt kesme kutusu deneyinden elde edilen sonuçlar, saf katkısız zeminle kıyaslandığında kohezyon ve içsel sürtünme açısı değerlerin uçucu kül ve uçucu kül-mermer tozu atığı içeriğiyle arttığını göstermiştir. Kaolin kilinin CBR değeri %6 uçucu kül içeriği ile %16,86'dan %24,46'ya, %6 uçucu kül ve uçucu kül-mermer tozu atığı karışımı ile bu değerin %31,20'ye yükseldiği tespit edilmiştir. Bu tez çalışması ile, uçucu kül atığının özellikle mermer tozu gibi farklı endüstriyel atıklar ile birlikte kullanılmasının problemli zeminlerin ıslahında oldukça iyi sonuçlar ortaya koyacağı vurgulanmıştır. Uçucu kül ve atık mermer tozunun ile birlikte kullanılması sonucunda kaolin kilinin fiziksel ve mekanik özelliklerinde görülen pozitif değişimlerin zemin ve uçucu kül karışımına göre çok daha fazla olacağı sonucuna varılmıştır.

İsmail Tosun
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Enerji problemlerinin sezgisel üstü algoritma temelli yapay sinir ağları aracılığı ile optimizasyonu

Enerji, üretilen bir model ya da sistemin iş yapma kapasitesidir. Günümüz dünyası enerji kaynaklarındaki tükenme olasılığını hesaba katarak teknolojik gelişmeleri enerji verimliliği noktasında kullanmak istemektedir. Tüketilen enerjinin büyük bir kısmı binalarda kullanılmaktadır. Enerji kaynaklarının sınırlı olması, binalarda enerji verimliliği ile ilgili yapılan çalışmaların ne denli önemli olduğunu açıklamaktadır. Bu çalışmanın amacı günümüz dünyasının enerji verimliliği gibi büyük problemlerini optimize edebilen sezgisel üstü algoritmalardan salp sürü algoritması (Salp Swarm Algorithm-SSA)'nın optimizasyoncu olarak değerlendirilmesi ve örnek bir enerji problemi ele alınarak sınıflandırıcı olarak tahmin gücünü gözlemlemektir. Enerjiyi etkili kullanma problemi bina tasarımı için seçilen ekipmanların seçiminde önemli bir yer tutan ısıtma yükü faktörü (Heat Load-HL) ve soğutma yükü faktörü (Cold Load-CL) faktörlerinin doğru tahminlemesi ile çözüme katkı sağlamaktadır. Bu problemin çözümünde makine öğrenme algoritmalarından, bir yapay sinir ağı mimarisi olan çok katmanlı algılayıcı (Multi Layer Percpetron-MLP) seçilerek sezgisel üstü algoritmalardan SSA danışman olarak ele alınmış ve alternatif algoritmalarla karşılaştırması yapılmıştır. Algoritmanın rekabet gücü ve kalitesi CEC 2019 fonksiyon seti vasıtasıyla gözlemlenmiştir. İstatistiki sonuçlar ve grafikler aracılığıyla elde edilen verilere bakıldığında SSA'nın rekabetçi yapıda, etkili ve güncel bir algoritma olduğu gözlemlenmiştir. Enerji verimliliği veri seti binalarda ısıtma, soğutma, havalandırma ve iklimlendirme (Heating, Ventilation, and Air Conditioning- HVAC) sistemlerinin optimal kullanımında değerlendirme kriteri olabilecek bir kaynak tezde kullanılarak SSA temelli MLP mimarisiyle eğitimi sağlanmıştır. Deneysel sonuçlar enerji probleminde de SSA'nın iyi bir sınıflandırma sağlayan danışman olduğu istatistiki deneyler aracılığıyla ispatlamıştır.

Şeyma Nur Atar
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Betavoltik nükleer pillerde radyoaktif kaynaklar

Betavoltaik teknolojisi, uzun süreler boyunca elektrik enerjisi üretmek için beta radyasyonu ihtiva eden radyoizotopların bozunma enerjisinden yararlanan doğrudan bir enerji dönüşümü yaklaşımını temsil eder. Bu tür nükleer piller, özellikle uzak veya erişilemeyen ortamlarda, minimum bakımla uzun çalışma ömrü gerektiren uygulamalar için avantajlar sunar. Bu tez, betavoltaik pillerin en önemli kısmı olan radyoaktif kaynaklara odaklanan bilimsel araştırmaların kapsamlı bir incelemesini ve analizini sunmaktadır. Trityum (3H), Nikel-63 (63Ni), Prometyum−147 (147Pm), Karbon−14 (14C) ve Stronsiyum−90/İtriyum−90 (90Sr/ 90Y) dahil olmak üzere önemli radyoizotoplar, yarı ömür, beta emisyon enerjisi, spesifik aktivite, güç yoğunluğu, bozunum özellikleri, kullanılabilirlik, maliyet ve güvenlik hususları gibi kritik seçim kriterlerine göre incelenir. İzotop üretimi, kaynak üretimi ve kaynak karakterizasyonu için yöntemler incelenmiştir.

Yekta Akar
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Muş ilinde elektrik tesislerindeki enerji kayıpları ve verimliliğini artırma yöntemleri

Elektrik enerjisinin üretimi yüksek maliyetler gerektirdiğinden, bu enerjinin etkin ve doğru kullanımı büyük önem arz etmektedir. Türkiye'de enerji sektörünün karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri, kaçak elektrik kullanımının yaygınlığıdır. Kaçak kullanımın önceden tahmin edilmesi, enerji yönetimi açısından çözülmesi gereken kritik bir meseledir. Elektrik sistemlerindeki kayıplar ve kaçak kullanımlar, birbirinden farklı kavramlar olup, ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu ayrımın net biçimde yapılması, elektrik şebekeleri üzerinde uygulanacak iyileştirme önlemlerinin ve yapılacak yatırımların daha doğru Şekilde planlanmasına katkı sağlayacaktır. Böylece, bölgesel düzeyde yapılacak yatırımların kaçak kullanımla mücadeleye mi yoksa teknik kayıpların azaltılmasına mı yönelmesi gerektiği hususunda daha isabetli kararlar alınabilecektir. Kaçak elektrik kullanımının tahmin edilmesi, yalnızca enerji verimliliği açısından değil, aynı zamanda sosyoekonomik gelişmeler açısından da önemli katkılar sağlayacak ve bu alandaki mücadeleye ivme kazandıracaktır. Bu tez çalışmasında, Muş ilindeki kayıp ve kaçak oranlarının azaltılmasına yönelik mevcut optimizasyon yöntemleri incelenmiş ve geliştirilebilecek yeni yaklaşımlar üzerinde durulmuştur. Bu doğrultuda, teknik kayıpların analizine yönelik olarak Comsol Multiphysics yazılımı kullanılarak trafo modellemesi gerçekleştirilmiş ve trafolarda oluşan teknik kayıplar değerlendirilmiştir. Teknik olmayan kayıplar kapsamında ise, LSTM (Long Short-Term Memory) zaman serisi analizi yöntemi uygulanarak Muş ili için 2030 yılına kadar kayıp-kaçak tahminleri yapılmıştır. Bu tahminler sayesinde elektrik enerjisinde kaçak kayıplar ile ilgili yapılacak çalışma planlamalarına öngörüsel bir katkı sağlanması amaçlanmıştır.

Mehmet Maşallah Toplu
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sezgisel üstü algoritma temelli yapay sinir ağları kullanılarak, binalarda optimal enerji kullanımını tahminleme

Bu tez, enerji ile ilgili sorunları ele almak için sezgisel üstü algoritmalarla desteklenen yapay sinir ağlarının (YSA) uygulanmasını araştırmaktadır. Enerji verimliliğinin önemini vurgulamakta ve akıllı binalarda ısıtma, havalandırma ve iklimlendirme (HVAC) sistemlerinin enerji kullanımı üzerindeki etkisini araştırmaktadır. Araştırma, yapılardaki ısı yükünü (HL) ve soğutma yükünü (CL) en aza indirmenin nasıl enerji tasarrufu sağlayabileceğini detaylandırmaktadır. Çalışmada, enerji verimliliğini artırmak için Karşıtlık Tabanlı Öğrenmeyi (OBL) Çok Katmanlı Algılayıcı (MLP) modeliyle bütünleştiren HGS algoritması (OBL-HGS) kullanılmıştır. OBL-HGS algoritmasının HGS algoritmasının sınırlamalarını aştığı ve karmaşık optimizasyon senaryolarında olağanüstü iyi performans gösterdiği bulunmuştur. Araştırma, UCI Enerji Verimliliği veri setini kullanarak binalardaki HL ve CL değerlerini tahmin ediyor ve OBL-HGS-MLP modelinin geleneksel HGS ve geleneksel yöntemlere kıyasla üstün doğruluk ve genelleme elde ettiğini gösteriyor. Sonuçlar, OBL-HGS algoritmasının MLP ile birleştirilmesinin enerji verimliliğini optimize etmek için yeni bir strateji sağladığını ve enerji yönetimi ve sürdürülebilirlik konusunda yeni perspektifler sunduğunu göstermektedir. Tez, enerji verimli akıllı binalar tasarlamayı ve HVAC sistemlerinde enerji yükü tahminini iyileştirmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, geliştirilen modelin HVAC sistemlerinde istenen verimliliğin elde edilmesinde bina tasarımcılarına yardımcı olabileceği iddia edilmekte ve küresel enerji krizinin ortasında iklim kontrol kalitesini artırmak için bina tasarımında uygun çevresel kontrol ekipmanlarının seçilmesinin önemi vurgulanmaktadır.

Fuat Çetin
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Radyoloji ünitelerinde çalışan sağlık personellerinde depresyon,anksiyete,stres ve yaşam doyumunu etkileyen faktörler

Amaç: Bu çalışmanın amacı, radyasyonla çalışan sağlık personelinin depresyon, anksiyete ve stres seviyelerini değerlendirmek ve bu psikolojik faktörlerin yaşam doyumlarıyla olan ilişkisini belirlemektir. Metod: Araştırma tanımlayıcı bir nitelikte gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Muş ilindeki kamu hastanelerinde yürütülmüştür. Veri toplama süreci 25 Mart 2024 ile 25 Nisan 2024 tarihleri arasında tamamlanmıştır. Katılımcılara veri toplamak amacıyla sırasıyla kişisel bilgi formu, Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği (DASÖ) ve Yaşam Doyumu Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Sağlık çalışanlarının depresyon, anksiyete ve stres seviyelerinin genel olarak orta düzeyin altında olduğu, yaşam doyumlarının ise sınırlı kaldığı tespit edilmiştir. Sonuç ve öneriler: Radyasyona maruz kalma süresi ile anksiyete ve depresyon seviyeleri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Çalışanların depresyon, anksiyete ve stres seviyelerinin düzenli olarak izlenmesi ve gerektiğinde uzmanlara yönlendirilmesi önemlidir.

Burcu Alanbay
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hidrojenin refrakter metallerin mekanik özellikleri üzerine etkileri

Günümüzde modern mühendislik uygulamaları, uzun hizmet ömrü boyunca üstün mekanik, termal ve elektriksel özelliklerini koruyabilen malzemelere olan ihtiyacı giderek artırmaktadır. Bu bağlamda, tantalyum (Ta), vanadyum (V) ve niobyum (Nb) gibi refrakter metaller; yüksek sıcaklık dayanımı, aşınma direnci ve üstün mekanik özellikleri sayesinde nükleer enerji sistemleri, havacılık, petrokimya ve diğer ileri mühendislik alanlarında kritik öneme sahiptir. Ancak bu metallerin hidrojenle etkileşime girmesi sonucunda ortaya çıkan hidrojen kırılganlığı (Hydrogen Embrittlement - HE) olgusu, uzun vadeli performanslarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu tez çalışmasında saf Ta, V ve Nb metallerinin hidrojenle etkileşimleri sonucu oluşan mekanik bozunmalar deneysel yöntemlerle sistematik olarak incelenmiştir. Numuneler hidrojen yüklenmiş ve yüklenmemiş durumda karşılaştırılmış, elde edilen gerilme-gerinim eğrileri ve mikroyapısal karakterizasyon sonuçları detaylı olarak değerlendirilmiştir. Bulgulara göre, Nb'de hidrojen yüklenmesi maksimum dayanımı yaklaşık 200 MPa'dan 230 MPa'a yükseltmiş, ancak süneklik %28'den %25'e düşmüştür. Ta'da hidrojen yüklenmemiş numuneler yaklaşık 470 MPa seviyesinde dayanım ve %7–8 uzama gösterirken, hidrojen yüklenmiş numunelerde dayanım 300 MPa'a gerilemiş, buna karşın uzama %15–16 seviyelerine yükselmiştir. V için ise hidrojen yüklenmesi dayanımı 210 MPa'dan 190 MPa'a düşürmüş, fakat sünekliği %15'ten %20 seviyelerine çıkarmıştır. Bu farklı davranışlar, hidrojenin söz konusu metallerle olan çözünürlük, difüzyon ve etkileşim mekanizmalarının değişkenliği ile açıklanabilir. Elde edilen tüm bu sonuçlar, hidrojenin refrakter metaller üzerindeki etkilerinin metal türüne ve kristal yapıya bağlı olarak değiştiğini açıkça göstermektedir. Sonuç olarak, bu çalışma hidrojenin Nb, Ta ve V metallerinin mekanik özellikleri üzerindeki etkilerini hem sayısal hem mikroyapısal olarak detaylı biçimde ortaya koyarak, hidrojen direncinin artırılmasına yönelik malzeme geliştirme çalışmalarına bilimsel veri sağlamaktadır. Ayrıca, gelecekte yapılacak araştırmalarda yüksek sıcaklık koşullarında hidrojen etkilerinin, farklı gerinim oranlarının ve alaşımlama stratejilerinin incelenmesi önerilmektedir. Bu bağlamda çalışma, hidrojen ekonomisi ve nükleer enerji gibi stratejik alanlarda kullanılabilecek daha güvenilir ve dayanıklı malzemelerin tasarımına katkı sunmaktadır.

Yahya Aytemiş
Muş Alparslan University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00