
599
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Genç erişkin kadınlarda eklem hipermobilitesinin belirlenmesinde shear wave elastografinin etkisi
Eklem hipermobilitesi; yaş, cinsiyet, ırk gibi faktörler dikkate alınarak yapılan ölçümde, normal sınırları aşan eklem hareket açıklığıdır. Bağ doku elemanlarının yapısal özellikleri tarafından belirlenir. Hipermobilite, bağ doku ilişkili hastalıkların habercisi veya göze çarpan bulgusu olabilir. Klinisyen tarafından doğrulukla saptanabilmelidir. Tanımlamada fizik muayene temelli ölçekler, anketler kullanılır. Shear wave elastografi, doku sertliğini ölçen yeni bir yöntemdir. Bu araştırmada, asemptomatik yaygın eklem hipermobiliteli ve sağlıklı genç erişkin kadınların shear wave elastografi ölçümü yapılarak hamstring kas sertliği karşılaştırılması amaçlandı. Kesitsel olarak planlanan bu araştırmada 667 kadın öğrenci tarandı. Yaş, boy, ağırlık ve vücut kitle indeksi kriterlerini sağlayanlar çalışmaya dahil edildi. Beighton Skoru ölçeği ve 5 Soruluk Hipermobilite Anketi sonucuyla gruplandı. 30 araştırma ve 30 kontrol grubu gönüllüsüne, düz bacak kaldırma testi, otur eriş testi ve shear wave elastografi ölçümü yapıldı. Düz bacak kaldırma testi, otur eriş testi, shear wave elastografi sonucu araştırma grubunda yüksek olacak şekilde; istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Shear wave elastografi sonucu ile 5 Soruluk Hipermobilite Anketi, Beighton Skoru, düz bacak kaldırma testi arasında orta düzeyde pozitif korelasyon saptanırken, otur eriş testi ile korelasyon saptanmadı. Hamstring kasları shear wave elastografi ölçüm ortalaması; 11.08 kPa kestirim değerinde (değerin üstü yaygın eklem hipermobiliteli, altı sağlıklı gönüllüler olacak şekilde), ayırt etme gücü açısından duyarlılık %83,33, özgüllük %66,67 saptandı. Araştırmamız, eklem hipermobiliteli bireylerde shear wave elastografi tekniği ile kas sertliği ölçümü yapılan ilk araştırmadır. Shear wave elastografi, doku sertliğini düşük maliyetle, gerçek zamanlı, hassasiyetle, kantitatif olarak ölçmektedir. Eklem hipermobilitesi olan bireyleri ayırt edebilmek için shear wave elastografi alanında yapılacak daha fazla araştırma ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Hipermobilite, shear wave elastografi, ultrasonografi, tanı, kas.
65 yaş üstü ayak ağrısı olan bireylerde ağrının algılanması ve yaşam kalitesine etkisi
ÖZET "65 Yaş Üstü Ayak Ağrısı Olan Bireylerde Ağrının Algılanması ve Yaşam Kalitesine Etkisi", Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Sağlık Bilimleri Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Edirne, 2025. Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, 65 yaş üstü bireylerde ayak ağrısının yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini incelemektir. Yaşlı popülasyonda ayak ağrısının yaygınlığı ve bu ağrının günlük yaşam aktiviteleri, duygusal durum ve genel sağlık algısı üzerindeki etkileri belirlenerek, klinik uygulamalara yönelik öneriler sunulması hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntemler: Bu kesitsel çalışmada, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fizik Tedavi Kliniği'nde yatmakta olan 65 yaş üstü ayak ağrısı olan 120 hasta bireyden oluşan bir örneklem grubu kullanılmıştır. Katılımcılar, belirlenen kriterlere göre gönüllü olarak seçilmiş ve çalışmaya dahil edilmiştir. Hastanın demografik verileri kayıt altına alınmış; ağrı ve yaşam kalitesi değerlendirmesi için SF-36, SRS-22 anketi, yaşlılar için Fiziksel Aktivite Ölçeği ve Yaşlılığı Algılama Anketi Kısa Formu kullanılmıştır. Anketler, katılımcılara yüz yüze uygulanmış ve veriler analiz edilmiştir. İstatistiksel analizlerde, Student t testi, Mann Whitney U testi, Pearson ve Spearman korelasyon analizleri ve ki-kare testleri kullanılmıştır. P<0.05 değeri istatistiksel anlamlılık sınırı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmada elde edilen bulgular, ayak ağrısının yaşlı bireylerin yaşam kalitesi üzerinde negatif bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir (p<0.05). Yüksek ağrı skoruna sahip olan bireylerde, yaşam kalitesi ve yaşlılık algısının daha olumsuz olduğu belirlenmiştir. SF-36, SRS-22 ve Yaşlılığı Algılama Anketi sonuçlarına göre, ağrı düzeyi ile yaşam kalitesi arasında anlamlı ve negatif bir ilişki saptanmıştır. Fiziksel aktivite düzeyi ise ağrı düzeyinden bağımsız olarak düşük bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmanın bulguları, 65 yaş üstü bireylerde ayak ağrısının yaşam kalitesi ve yaşlılık algısı üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Ayak ağrısının yönetimi, yaşlı bireylerin yaşam kalitesini artırmak için kritik bir öneme sahiptir. Bu nedenle, klinik uygulamalarda ağrı yönetimi programlarının geliştirilmesi ve uygulanması önerilmektedir.
Travmatik el ve ön kol yaralanmalı hastaların rehabilitasyon sürecinde takip randevularına uyumunu etkileyen faktörler
El ve ön kol yaralanması sonrası rehabilitasyonun, komplikasyonları önlemede ve maksimum uzun vadeli işlevselliğe ulaşmada yeri çok önemlidir. El ve ön kol yaralanması sonrası takip randevuları ve rehabilitasyona düşük uyum gösteren popülasyonların daha iyi tanımlanabilmesi ve uygun kaynakların sağlanabilmesi için uyum ve devamlılığa katkıda bulunan faktörlerin belirlenmesi önem arz etmektedir. Bu araştırmada el ve ön kol yaralanması sonrası rehabilitasyon polikliniği takip randevularına uyumu etkileyen faktörlerin gözden geçirilmesi amaçlanmıştır. Prospektif olarak planlanan bu çalışmaya 81 el ve ön kol yaralanmalı hasta dahil edilmiştir. Hastalara akut travmatik el ve ön kol yaralanması sonrasında sosyodemografik ve klinik özellikler, egzersiz şekilleri ve egzersiz bakış açıları, yaralanma tipleri ve şiddetleri, hastalık algıları ve psikiyatrik durumları açısından çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır. Hastalara iki hafta aralıklarla 12 hafta boyunca fizik tedavi ve rehabilitasyon polikliniğine randevu oluşturulmuştur. Hastalar takip randevularına uyumlu ve takip randevularına uyumsuz olmak üzere iki gruba ayrılmıştır ve özellikleri kaydedilmiştir. Daha önce herhangi bir sebeple fizik tedavi ve rehabilitasyon programına dahil olmuş olanlar, yaralı elini kullanmadan işini sürdürebilmesinin çok güç olacağını ya da mümkün olmayacağını belirtenler ve hastane temelli ayaktan tedavi programına dahil edilmiş olan hastaların takip randevularına daha uyumlu olduğu gözlenirken daha önce fizik tedavi ve rehabilitasyon programına dahil olmamış, el yaralanmasının işini sürdürmesine engel olmayacağı ya da kısmen etkileyeceğini düşünenler ile hastane temelli ayaktan tedavi programı yerine ev programı ile tedavisi yürütülenler takip randevularına daha az uyum göstermiştir. Diğer sosyodemografik ve klinik özellikler, egzersiz şekilleri ve egzersiz bakış açıları, 46 yaralanma tipleri ve şiddetleri, hastalık algıları ve psikiyatrik durumları açısından istatiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Bilindiği kadarıyla el ve ön kol yaralanmalarında hastaların takip randevularına uyumunu prospektif olarak inceleyen ilk çalışma niteliğindeki bu çalışmanın sonuçlarının uzun vadede daha iyi hasta katılımı ve dolayısıyla iyileşmeye katkı sağlamak üzere daha kişiselleştirilmiş ve etkili rehabilitasyon programlarının önünü açacağı düşünülmektedir.
Pes planuslu hastalarda eforla ortaya çıkan ağrı, fonksiyon ve dengenin değerlendirilmesi
Düztabanlık, ayağın medial longitudinal arkının düzleşmesidir. Anormal ayak kemeri işlevsel verimliliği ve dengeyi olumsuz etkiler. Fiziksel yorgunluk sonrası yürüyüşteki değişiklikler düşme için risk faktörü olabilir. Bu çalışmada düztabanlık deformitesine sahip kişilerde eforla ortaya çıkan ağrı, fonksiyon ve dengede farklılığı araştırmayı amaçladık. Çalışmaya 18- 50 yaş arası ve vücut kitle indeksi 18,5-25 arası kişiler alındı ve ayak izi metoduyla Clarke açısına göre düztaban ya da kontrol grubu belirlendi. Vücut kitle indeksi, cinsiyet ve yaş ortalamaları kaydedildi. Ayak duruşu ayak postür indeksi ile; ayak patolojilerinin ağrı, sakatlık ve aktivite kısıtlaması açısından ayak fonksiyon indeksi ile; yürüyüş müdahalesi öncesi ve sonrası denge dinamik yürüme indeksi ile değerlendirildi. Katılımcılar yürüyüş müdahalesi için 30 dk boyunca 4 kilometre/ saat hızında Voit Medical 340 treadmill cihazında yürütüldü, sonrası 5 dk dinlendirildi ve kişiler için denge yeniden değerlendirildi, müdahaleden 3 saat sonra da ayak ağrısı ve fonksiyonel kısıtlık vizüel analog skala ile ölçüldü. Clarke açıları iki grup arası anlamlı farklılık gösterdi (p<0.05). Cinsiyet, vücut kitle indeksi ve yaş dağılımı gruplar arası benzerdi. Ayak fonksiyon indeksinin parametrelerinden sadece sağ ayak ağrısı pes grubunda 20,2 ± 14,6; kontrol grubunda 12,9 ± 14,6 bulundu ve anlamlı farklılık gösterdi (p < 0.05). Ayak postür indeksi, dinamik yürüme indeksi, ağrı ve ayak fonksiyonu vizüel analog skalada sonuçlarda anlamlı farklılık göstermedi (p>0.05). Çalışmamızda düztaban hastalarda fonksiyonel değerlendirmede tespit edilen ağrı dışında bir farklılık saptanmadı. Bu çalışmanın sonucunda düztaban kişilerde yürüyüş müdahalesi sonrası ağrı, fonksiyon ve denge parametrelerini değerlendiren daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğu görülmektedir. Anahtar kelimeler: Düztaban, Denge, Ağrı, Mobilite Kısıtlılığı
Miyofasiyal ağrı sendromu ile vitamin D ilişkisi, D vitamini eksikliğinin yaşamsal parametreler üzerindeki etkisi
Amaç: D vitamini eksikliğinde yaygın kas iskelet ağrısı olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada D vitamini eksikliği ile myofasiyal ağrı sendromu (MAS) arasındaki ilişki ve D vitamininin ağrı, özürlülük, yaşam kalitesi, uyku ve psikolojik durum üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Yöntemler: Çalışmada 120'si hasta ve 60'ı kontrol olmak üzere 180 olgu değerlendirildi. Olgular 25(OH)D düzeyi ve yaşam kalitesi yönünden karşılaştırıldı. Aynı zamanda hastalar 25(OH)D düzeyine göre iki alt gruba ayrılarak, vizuel ağrı skalası (VAS), Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları yapılmış boyun ağrısı ve özür göstergesi (BAÖG), SF-36 yaşam kalitesi kısa formu, Pittsburgh uyku kalitesi indeksi (PUKİ), Beck anksiyete ölçeği (BAÖ) ve Beck depresyon ölçeği (BDÖ) skorları kaydedildi. Bulgular: Hasta grubun 25(OH)D düzeyi 12.8±7.3 ng/ml iken kontrol grubunun 22.8±14.3 ng/ml olup anlamlı farklılık vardı. Kontrollerde SF-36 kısa form yaşam kalitesi indeksinin fiziksel parametreleri hasta grubuna göre yüksek düzeyde idi. Hastaların 25(OH)D düzeyine göre eksikliği olan grupta depresyon ve anksiyete düzeyleri anlamlı daha yüksek ve SF 36 yaşam kalitesi indeksinin mental parametreleri anlamlı düşük idi. Sonuç: Çalışmamızda MAS tanılı hastalarda sağlıklı kontrollere göre 2(OH)D düzeyi anlamlı düşük saptanmıştır ve D vitamini eksikliğinin mental fonksiyonlar ve duygu durumu üzerinde olumsuz etki oluşturduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Miyofasiyal ağrı sendromu, 25-OH D, duygu durumu, uyku kalitesi, yaşam kalitesi
Kız voleybol oyuncularında miyofasyal gevşeme egzersizlerinin alt ekstremite performansına etkisi
Bu çalışmanın amacı, genç kız voleybolcularda miyofasyal gevşeme egzersizlerinin alt ekstremite performansı üzerindeki etkilerini incelemektir. Araştırmaya, Burdur Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'ne bağlı spor kulüplerinde aktif olarak yer alan, 12-14 yaş aralığında toplam 56 kız voleybol oyuncusu katıldı. Katılımcılar, rastgele atama yöntemiyle deney (n = 28) ve kontrol (n = 28) grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Sekiz hafta süren uygulama süresince, deney grubuna haftada üç gün foam roller ile quadriceps, kalça adduktör kasları, pektoral kaslar, latissimus dorsi, iliotibial bant, gastroknemius, hamstringler ve gluteal kaslara,miyofasyal gevşeme egzersizleri uygulandı. Kontrol grubu ise aynı süreçte yalnızca rutin voleybol antrenmanlarına devam etti. Veri toplama sürecinde katılımcılara müdahale öncesinde ve sonrasında olmak üzere iki ölçüm uygulandı. Değerlendirmelerde esneklik otur-uzan testiyle, kassal endurans 1 dakika otur-kalk testiyle, patlayıcı kuvvet dikey ve öne sıçrama testleriyle, denge Y denge testiyle, çeviklik illinois çeviklik testiyle ve sürat 30 metre sprint testiyle değerlendirildi. Grup içi ve gruplar arası tekrarlı ölçümlerde ANOVA ve Mann Whitney U testi kullanıldı. Bulgular kapsamında, yaş ortalaması 13,21±0,77 olan lisanslı voleybol oyuncuları dahil edildi. Müdahale grubunda uygulama sonrası 1 dakika otur-kalk testi, dikey sıçrama testi, öne sıçrama testi, illinois çeviklik testi, 30 metre sprint ve Y denge testinde deney grubu lehine anlamlı farklar (p> 0,05) gözlendi. Otur-uzan testinde müdahale grubun da istatiksel olarak anlamlı bir artış oldu ancak gruplar arası fark anlamlı bulunmadı. Bu sonuçlar, miyofasyal gevşeme egzersizlerinin genç kız sporcularda özellikle patlayıcı kuvvet, denge, çeviklik ve kassal dayanıklılık üzerinde olmak üzere alt ekstremite performansında olumlu etkiler yarattığını gösterdi.
Opere olmuş meme kanserli kadınlarda evrelere göre alt ekstremite fiziksel uygunluk düzeylerinin incelenmesi
OPERE OLMUŞ MEME KANSERLİ KADINLARDA EVRELERE GÖRE ALT EKSTREMİTE FİZİKSEL UYGUNLUK DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ Bu araştırmanın amacı, opere olmuş meme kanserli kadınlarda evrelere göre alt ekstremite fiziksel uygunluk düzeylerinin incelenmesidir. Çalışmada 18-65 yaş arasında 72 opere olmuş meme kanserli kadınların fonksiyonel kapasiteleri, 6 dakika yürüme testi (6DYT) ile; quadriceps kas kuvveti, dijital dinamometre ile; esneklik, otur uzan testi ile; denge, flamingo denge testi ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda opere olmuş meme kanserli kadınlarda 6DYT toplam yürüme mesafesi yönünden dört evre arasında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Meme kanserli kadın olgularımızın 6DYT sonuçlarını genel olarak yorumladığımızda literatürden daha düşük 6DYT yürüme mesafesi dikkate alındığında hastaların kardiorespuratuar uygunluk düzeylerinin çok iyi olmadığı fikrine varılmıştır. 6DYT'ni tamamlama yüzdeleri açısından karşılaştırma yapıldığında evre 4'te testi tamamlayamama yüzdesi fazla görülmüştür (p=0,001). Kas kuvveti, esneklik ve denge yönünden evreler arası karşılaştırma yapıldığında ise evreler kendi aralarında benzer sonuç göstermiştir (p<0.05). Araştırmamızın sonucunda opere olmuş meme kanserli kadınların alt ekstremite fiziksel uygunluk düzeylerinin etkilendiği görülmüştür. Meme kanserli kadınların, bu etkilenim doğrultusunda tanı ve tedavinin erken dönemlerinden itibaren rehabilitasyon programlarına alınmalarının önemli olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri; alt ekstremite; kas kuvveti; fonksiyonel kapasite; denge; esneklik.
Kronik non-spesifik bel ağrılı hastalarda tele-rehabilitasyonun ağrı, kinezyofobi ve dizabilite üzerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı kronik non-spesifik bel ağrılı hastalarda telerehabilitasyonun ağrı, dizabilite, kinezyofobi ve normal eklem hareket açıklığının üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmaya 18-64 yaş arası kronik non-spesifik bel ağrılı 100 hasta dahil edilmiştir. Çalışmamızda 50 hastaya zoom platformu üzerinden online olarak, 50 hastaya ise klinik ortamda yüzyüze sorumlu fizyoterapist süpervüzörlüğünde McKenzie ekstansiyon egzersizleri uygulanmıştır. Her iki grupta egzersiz seansı yaklaşık 25-30 dakikada tamamlanmıştır. Çalışmamızda ağrı değerlendirmesi Görsel Analog Skalası (GAS) ile; dizabilite değerlendirmesi Oswestry Dizabilite İndeksi (ODİ) ile; kinezyofobi değerlendirmesi Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ile; Normal Eklem Hareket (NEH) değerlenlendirmesi gonyometre ile değerlendirilmiştir. İstatistik analizler SPSS 22.0 programı yardımıyla gerçekleştirilmiştir. p<0,05 anlamlılık seviyesi seçilmiştir. Çalışmamızın sonucunda GAS değerlerinde her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05), her iki grupta ölçüm zamanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmüş ve ağrı seviyesi her iki gruptada azalmıştır (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda ODİ değerlerinde her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05), her iki grupta ölçüm zamanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmüş ve dizabilite düzeyi azalmıştır (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda TKÖ değerlerinde her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05) ve her iki grupta ölçüm zamanlarına göre farklılık göstermediği görülmüştür (p>0,05). Çalışmamızın sonucunda (NEH) değerlerinde her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05), her iki grupta ölçüm zamanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmüş ve NEH değerleri artmıştır (p<0,05). Sonuç olarak kronik non-spesifik bel ağrılı hastalarda telerehabilitasyonun, ağrı, dizabilite ve normal eklem hareketini arttırmada yüzyüze uygulanan egzersiz eğitimi kadar etkinliği vardır ancak kinezyofobiyi iyileştirmede telerehabilitasyonun etkisi gözlenememiştir. Sonuç olarak kronik non-spesifik bel ağrılı hastalarda fizyoterapist gözetiminde telerehabilitasyonla uygulanan McKenzie egzersizleri, alternatif bir egzersiz yaklaşımı olabilir. Anahtar Kelimeler: Kronik non-spesifik bel ağrısı; Telerehabilitasyon; McKenzie; Dizabilite; Kinezyofobi; Ağrı; Normal eklem hareket açıklığı.
Genç erişkinlerde alt ekstremite fiziksel parametrelerinin denge ile ilişkisinin incelenmesi ve cinsiyete göre karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı genç erişkinlerde statik ve dinamik denge, izokinetik kas kuvveti, eklem pozisyon hissi, Q açısı, düşük ayak derecesi, taban basıncı değişimleri ve fiziksel aktivite düzeylerinin incelenerek bu faktörlerin birbirleriyle ilişkisinin ortaya konulması ve değerlendirme sonuçlarının cinsiyete göre karşılaştırılmasıydı. Çalışmamıza 21-32 yaş aralığında sağlıklı genç 15 kadın 15 erkek gönüllü dahil edildi. Katılımcıların demografik verileri (yaş, boy, kilo, vücut kütle indeksi) ve dominant alt ekstremite bilgileri kaydedildi. Diz ve ayak fiziksel parametrelerinden Q açısı ve Feiss çizgisi değerlendirildi. Fiziksel aktivite seviyelerinin belirlenmesi için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA) kısa formu kullanıldı. Denge değerlendirmesi Biodex Denge Sistemi ile çift ayak ve tek ayak üzerinde hem statik hem de dinamik koşullarda değerlendirildi. Kas kuvveti ve eklem pozisyon hissi değerlendirmesi Biodex İzokinetik Sistem 4 cihazı ile yapıldı. Taban basıncı değerlendirmesi MatScan Pressure Mat Sistemi kullanılarak alındı. Statik taban basıncı değerlendirmeleri iki ayak mat üzerindeyken ve tek ayak mat üzerindeyken alındı, dinamik taban basıncı değerlendirmesi için iki adım protokolü kullanıldı. Değerlendirmeler her iki alt ekstremite için ayakkabısız koşullarda gerçekleştirildi. Tanımlayıcı verilerin belirlenmesi için cinsiyetler arasındaki farklar Mann-Whitney U testi ve Ki-kare testleri ile, parametreler arasındaki ilişki ise Spearman Korelasyon Analizi ile incelendi. Bireylerin cinsiyete göre Q açıları, dinamik denge skorları, kas kuvveti ve taban basıncı değerleri arasında anlamlı fark bulundu (p<0,05). Denge skorları bütün alt ekstremite değerlendirme parametreleri ile düşük ve orta derecede ilişki gösterdi (p<0,05; r:0,258-0,720). Dinamik denge Q açısı ile (p<0,05; r:0,267-0,345), statik denge düşük ayak derecesi ile ilişkiliydi (p<0,05; r:0,258). Q açısı azaldıkça ve naviküler tüberkül aşağıya düştükçe postüral salınım artmaktaydı. Dinamik denge skorları özellikle kas kuvveti, taban basıncı ve temas alanı verileriyle ilişkili bulundu (p<0,05; r:0,259-0,720). Statik denge skorları alt ekstremiteyle ilişkili parametrelerle anlamlı ilişki göstermedi (p>0,05). Sonuç olarak genç erişkinlerde Q açısı, düşük ayak derecesi, fiziksel aktivite seviyesi, kas kuvveti, eklem pozisyon hissi ve taban basıncı parametrelerinin denge ile ilişkili olduğu bulundu ve değerlendirme sonuçlarında cinsiyete göre farklılıklar vardı. Bu çalışmanın bulgularına göre, genç erişkinlerde denge ile ilişkili fiziksel parametrelerin eş zamanlı olarak değerlendirileceği çalışmalara ihtiyaç olduğu görüldü. Cinsiyete göre farklılıklar dengeye yönelik rehabilitasyon programlarında cinsiyete göre düzenlemeler yapılması gerekebileceğini gösterdi. Özellikle kas kuvveti ve taban basıncındaki değişikliklerin takibinin yapılması ve koruyucu yaklaşımlar için gerekli egzersiz veya ayakkabı-ortez düzenlemelerinin yapılmasının önemi görülmektedir.
Kronik bel ağrılı bireylerde, farklı egzersiz yaklaşımlarının fiziksel ve kognitif değişkenler üzerine etkisi
Bu çalışmada kronik bel ağrılı bireylerde yoga, aerobik ve spinal stabilizasyon egzersizlerinin fiziksel ve kognitif değişkenler üzerine etkisi araştırıldı. Çalışmaya ağrısı 3 ay ve daha uzun süre devam eden 74 bel ağrılı birey dahil edildi. Bireyler rastgele 3 gruba ayrıldı. Birinci grup 25 kişiden oluştu ve bu bireylere spinal stabilizasyon egzersiz eğitimi verildi. İkinci grup 24 kişiden oluştu ve bu bireylere aerobik egzersiz eğitimi verildi. Üçüncü grup 25 kişiden oluştu ve bu bireylere nefes, asana (postür) ve gevşeme egzersizlerinin kombinasyonundan oluşan yoga programı uygulandı. Tüm bireylere egzersizler, 8 hafta, haftada 2 gün fizyoterapist eşliğinde yaptırıldı. Bireylerin sosyodemografik verileri kaydedildi. Başlangıçta ve 8 haftalık tedavi sonrasında ağrı şiddeti Görsel Analog Skalası (GAS) ile, fonksiyonel durum Oswestry Disabilite İndeksi (ODİ) ile, metabolik kapasite 6 dakika Yürüme Testi ile, kinezyofobi düzeyi Korku Kaçınma İnanışları Anketi (KKIA) ile, ağrı felaketleştirme düzeyi Ağrıyı Felaketleştirme Ölçeği (AFÖ) ile, kognitif fonksiyonlar Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MoCA) ile, aleksitimi düzeyi Toronto Alekstimi Ölçeği (TAÖ) ile bel farkındalığı Fremantle Bel Farkındalık Ölçeği (FreBFÖ) ile, yaşam kalitesi ise Nottingham Sağlık Profili (NSP) ile değerlendirildi. Çalışmada, kronik bel ağrısı olan bireylerde uygulanan tüm yaklaşımların ağrıyı azalttığı, fonksiyonu, Transversus Abdominis (TrA) kas aktivasyonunu ve yaşam kalitesini geliştirdiği, kognitif parametreleri iyileştirdiği gösterilmiştir. Spinal stabilizasyon, yoga ve aerobik egzersizin ağrı, fonksiyon, yaşam kalitesi, kognitif düzey, korku kaçınma, ağrı katastrofizasyonu, bel farkındalığı ve aleksitimi açısından herhangi bir üstünlüğü ortaya çıkmazken (p>0,05); metabolik kapasitede yoga ve aerobik egzersiz grubunda gelişme gözlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, nörolojik defisiti olmayan, kronik bel ağrılı bireyler için eğitimli fizyoterapistler eşliğinde bu egzersiz programlarının bireylerin ihtiyaçlarına, beklenti ve ilgilerine göre düzenlenerek uygulanabileceğini söylemek mümkündür. Anahtar kelimeler: bel ağrısı, yoga, egzersiz, kinezyofobi, kognitif fonksiyon, bel farkındalığı
Kronik bel ve boyun ağrılı bireylerde pandemi sürecinin kognitif düzey, ağrı katastrofizasyonu, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı pandemi sürecinin kronik bel ve boyun ağrılı bireylerde kognitif düzey, ağrı katastrofizasyonu, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesiydi. Çalışmaya 62 kadın, 22 erkek olmak üzere toplamda 84 kronik bel ve boyun ağrılı birey dahil edildi. Katılımcıların ağrı şiddetleri Görsel Analog Skalası (GAS) ile, kognitif seviyeleri Montreal Kognitif Değerlendirme Testi (MoCA) ile, ağrı katastrofizasyon durumları Ağrı Katastrofizasyon Skalası ile, fiziksel aktivite seviyeleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form (UFAA) ile ve yaşam kaliteleri SF-36 ile değerlendirildi. Ayrıca tüm katılımcılar için Covid-19 öykü varlığı, hastalık süresi ve hastaneye yatış durumu sorgulandı. Katılımcıların %50'si kronik bel ağrılı, diğer %50'si ise kronik boyun ağrılıydı. Bel ağrılı bireylerin %35,7'si, boyun ağrılı bireylerin %57,1'inin Covid-19 öyküsü bulunmaktaydı ve Covid-19 öyküsü görülme oranı anlamlı derecede farklıydı (p>0.05). Covid-19 öyküsü olan bireylerin vücut kütle indeksleri olmayanlara göre daha düşük, aktivite ağrı şiddeti daha yüksekti (p<0,05). Ayrıca Covid-19 öyküsü olan bireylerde ağrı katastrofizasyon düzeyi daha yüksek iken SF-36 Anketi'nin Emosyonel Durum ve Genel Sağlık Algısı alt parametrelerinin daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak Covid-19 öyküsü bulunan bireylerde aktivite sırasında oluşan ağrı şiddeti, ağrı katastrofizasyon düzeyi Covid öyküsü olmayan bireylere göre daha yüksek, yaşam kalitesi anketi olan SF-36 parametrelerinden emosyonel durum ve genel sağlık skorları ise daha düşük bulundu. Kronik bel ve boyun ağrısı gibi toplum sağlığını tehdit eden bu problemlerde Covid-19'un etkisinin inceleyen bu araştırmaya dair sonuçlar ile, ağrı katastrofizasyonun, yaşam kalitesinin olumsuz etkileneceği, değerlendirme ve tedavi programlarında ele alınması gerektiği vurgulanmaktadır.
Stres üriner inkontinansı olan kadınlarda iki farklı egzersiz eğitiminin etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; stres üriner inkontinans (SÜİ) tanısı olan kadınlarda klasik pelvik taban kas eğitimi (K-PTKE) ile fonksiyonel pelvik taban kas eğitimi (F-PTKE)'nin etkilerini ortaya koymak ve karşılaştırmaktı. Çalışmaya SÜİ tanısı olan ve yaş ortalaması 53,80±11,74 yıl olan 41 birey dahil edildi. Bireyler randomize olarak Grup 1 (K-PTKE, n=21) veya Grup 2 (F-PTKE, n=20)'ye atandı. Bireyler 8 haftalık müdahale sürecinin öncesinde, 4. müdahale haftasının sonunda ve 8. müdahale haftasının sonunda olmak üzere toplam 3 kez değerlendirildi. Primer sonuç ölçümü olarak subjektif inkontinans şiddeti ve inkontinansın günlük yaşam üzerine genel etkisi Uluslararası İnkontinans Konsultasyon Anketi-Kısa Form ile değerlendirildi. Sekonder sonuç ölçümleri olarak, pelvik taban kas kuvveti Modifiye Oxford Skalası ile, objektif inkontinans şiddeti 1 saatlik ped testi ile, inkontinansın yaşam kalitesinin alt boyutları üzerine etkisi King Sağlık Anketi ile ve bireylerin semptom şiddeti ve iyileşme algıları Hasta Global Şiddet ve İyileşme Algısı Skalaları ile değerlendirildi. Çalışma sonucunda, her iki müdahale grubunda da genel sağlık algısı dışında tüm sonuç ölçümlerinde başlangıç değerlendirmelerine kıyasla istatistiksel (p<0,05) veya klinik anlamlı (p<0,10) değişimler tespit edildi. Gruplar arası karşılaştırmalarda, F-PTKE'nin K-PTKE'ye kıyasla pelvik taban kas kuvvetinin artmasında ve objektif inkontinans şiddetinin azalmasında daha etkili olduğu bulundu (p<0,05). Bunun yanısıra, F-PTKE ve K-PTKE'nin subjektif Üİ şiddeti, inkontinansın günlük yaşam üzerine etkisi ve inkontinansa spesifik yaşam kalitesini benzer düzeyde iyileştirdiği ve her iki müdahale ile algılanan iyileşme düzeylerinin benzer olduğu tespit edildi. Sonuç olarak, kadınlarda SÜİ yönetiminde, birey özellikleri ve tercihleri de dikkate alınarak F-PTKE, K-PTKE'ye alternatif ve etkili bir yöntem olarak düşünülmelidir. Pelvik taban kaslarının klasik ve fonksiyonel eğitiminin uzun dönemde karşılaştırmalı sonuçlarını ortaya koyan ileri çalışmalar planlanmalıdır.
Diyabetik ve travmatik transtibial amputelerde eklem pozisyon hissinin karşılaştırılması ve proteze uyum, denge ve fonksiyonel performans ile eklem pozisyon hissi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma diz eklem pozisyon hissini diyabetik ve travmatik unilateral transtibial amputelerde karşılaştırmak, amputelerde diyabetik polinöropati (DPN)'nin diz eklemi proprioseptif duyusunu nasıl etkilediğini ortaya koymak ve diz eklem proprioseptif duyusunun proteze uyum, denge ve fonksiyonel performans ile ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Kontrol grubuna 14 travmatik transtibial ampute birey, çalışma grubuna ise 14 diyabetik transtibial ampute dahil edildi. Çalışmaya katılan tüm bireylerin demografik bilgileri, amputasyon ve proteze ait bilgileri, özgeçmiş ve soygeçmiş bilgileri kaydedildi. Diyabetik grupta bu bilgilere ek olarak, diyabet ve DPN öyküsü kaydedildi. Bireylere sağlam ayak değerlendirilmesi, alt ekstremite eklem hareket açıklığı ve kas kuvveti değerlendirmeleri yapıldı. Katılımcıların fantom ve güdük ağrısı Görsel Analog Skalası, nöropatik ağrı Self- Leeds Nöropatik Semptom ve Bulgu Değerlendirme Skalası, duyu kaybı Semmes-Weinstein Monoflamentleri kullanılarak değerlendirildi. Diz eklem propriosepsiyonu 30° ve 60° olmak üzere 2 hedef açı değerinde ampute (protezli/protezsiz) ve sağlam tarafta atalet ölçü birimi sensörleriyle, statik ve dinamik denge kuvvet platformu ile, fonksiyonel performans 2 Dakika Yürüme Testi ile, yapay uzuvlarını unutabilme becerileri Unutulan Eklem Skoru ile, protez kullanımı ve uyumun belirlenmesi Trinity Amputasyon ve Protez Deneyim Ölçeği ile kullanılarak değerlendirildi. Diyabetik amputelerin günlük protez kullanım süresi, kullanılan protez sayısı ve ampute tarafa ağırlık aktarma yüzdesi parametrelerinin travmatik amputelere kıyasla anlamlı derecede az olduğu tespit edildi (p<0,05). Diyabetik amputelerin sağlam ayaklarının sıcaklık, renk, ödem, nasır, topukta çatlak ve deformite oluşumu açısından travmatik amputelerden farklılık gösterdiği belirlendi (p<0,05). Diyabetik amputelerin ayak bileğine ait tüm eklem hareket açıklıkları ve her iki diz eklemi fleksiyon hareket açıklığı ile sağlam taraf ayak-ayak bileği, her iki diz ve kalça eklem çevresi kas kuvvetinin travmatik amputelere kıyasla azaldığı belirlendi (p<0,05). Diyabetik amputelerin 30° ve 60° olmak üzere farklı 2 hedef açı değerinde ampute (protezli/protezsiz) ve sağlam taraf alt ekstremitelerinde değerlendirilen diz eklem propriyoseptif duyusunun kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede azaldığı gösterildi (p<0,05). Diyabetik amputelerin statik ve dinamik denge parametrelerinin travmatik amputelere kıyasla anlamlı derecede olumsuz etkilendiği ve son 1 yıl içerisinde daha fazla oranda düştükleri belirlendi (p<0,05). Diyabetik amputeler, travmatik amputelere kıyasla daha düşük fonksiyonel performans seviyesine sahip olup, travmatik amputelerde proteze uyum sağlama becerileri ile protez memnuniyetlerinin anlamlı derecede yüksek olduğu gösterildi (p<0,05). Diz eklem pozisyon hissinin proteze uyum, fonksiyonel performans ve denge parametreleri ile ilişkili olduğu saptandı (r>0,70) (p<0,05). Bu çalışma ile diyabetik transtibial amputelerde nöropatinin yayılım alanı ve şiddetinin diz ekleminde proprioseptif duyu kaybı açısından risk oluşturabileceği sonucuna ulaşıldı. Diyabetik transtibial amputelerde eklem pozisyon hissindeki bu kaybın statik ve dinamik denge parametrelerini olumsuz etkilediği ve dolayısıyla diyabetik amputelerde düşme açısından risk oluşturabileceği gösterildi. Diyabetik amputelerde, diz eklem pozisyon hissinin amputenin protez uyumu ve protezi kullanma becerilerine olan olumsuz etkisi ve günlük yaşam aktivitelerinde yetersizliğe neden olması sebebiyle bu hasta grubu ile çalışan sağlık profesyonellerinin rehabilitasyon programını şekillendirirken DPN'nin yarattığı bu olumsuz etkileri göz önünde bulundurmaları önem taşımaktadır.
Serebral Palsili çocuklarda spastisiteyi azaltmaya yönelik uygulanmış nörotoksin müdahalelerinin çocuk ve aile üzerine etkilerinin aile görüşleriyle incelenmesi
Kaya, G, Serebral Palsili Çocuklarda Spastisiteyi Azaltmaya Yönelik Uygulanmış Nörotoksin Müdahalelerinin Çocuk ve Aile Üzerine Etkilerinin Aile Görüşleriyle İncelenmesi. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Programı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2024. Bu çalışmanın amacı spastisitenin azaltılması için nörotoksin müdahalesi yapılmış spastik Serebral Palsi (SP)'li çocukların ailelerinin gözüyle müdahale sonrası çocuklarının aktivite, katılım ve yaşam kalitesi açısından incelemekti. Ayrıca ebeveynlerin kendilerinin yaşam kalitesi ve bakım yükü açısından nasıl etkilendikleri bu çalışma kapsamında araştırıldı. Çalışmaya nörotoksin uygulanmış yaş ortalaması 5,4±2,0 yıl olan 60 spastik SP'li çocuk dahil edildi. Çocukların aktivite seviyesini değerlendirmek amacıyla Kaba Motor Sınıflandırma Sistemi Aile Raporu (KMFSS A&R), Pediatrik Veri Toplama Aracı (PVTA), katılımını değerlendirmek amacıyla Çocuk ve Adölesan Katılım Anketi (CASP), yaşam kalitesini değerlendirmek amacıyla Pediatrik Yaşam Kalitesi Ölçeği (PedsQL), bakım veren yükünü değerlendirmek amacıyla ise Zarit Bakım Yükü Ölçeği, kişisel ve çevresel faktörleri değerlendirmek için bu çalışma kapsamında tasarlanan "Aile Görüşü Değerlendirme Soruları" kullanıldı. Çalışmamızda aktivite seviyelerinin nörotoksin uygulama öncesi ve sonrası kıyaslamada PVTA skorlarında üst ekstremite, transfer, rahatlık, mutluluk ve global skorlarında anlamlı değişiklik bulundu (p<0,05). Çocukların yaşam kalitesi açısından PedsQL sonuçlarına göre konuşma hariç tüm alt bölümlerde anlamlı ve olumlu değişiklik saptandı (p<0,05). Ailelerin bakım yükü açısından değerlendirildiğinde ise aileler çocuklarının bakım yüklerinin azaldığını ifade edildi ve bakım yükündeki değişiklik istatisiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Çocukların ve ailelerinin yaşam kalitesinde anlamlı artışların olduğu bulundu (p<0,05). Çocukların katılım seviyeleri ve zorluklarındaki değişim sorgulamasında anlamlı değişiklik saptanmadı (p>0,05). Çalışmanın sonucunda aktivite düzeyinde anlamlı değişiklik saptanmışken bu katılıma yansımadı. Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon, Spastisite, Aktivite, Katılım, Yaşam Kalitesi, Aile, Bakım Yükü
Gelişimsel koordinasyon bozukluğu olan çocukların ICF kapsamında fizyoterapist bakış açısıyla değerlendirilmesi
Bu çalışma Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu (GKB)' na sahip çocukların tipik gelişim gösteren akranlarına kıyasla İşlevselik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması (ICF) kapsamında değerlendirip aradaki farkı ortaya koyarak literatüre katkı sağlaması amaçlandı. 5-8 yaş arasında çalışmaya katılmaya gönüllü 15 GKB li çocuk (Çalışma grubu) ile aynı yaş aralığında çalışmaya katılmaya gönüllü tipik gelişim gösteren 15 çocuk (Kontrol Grubu) dahil edilmiştir. Çalışmamız Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Fakültesi Gelişimsel ve Erken Rehabilitasyon ile Serebral Palsi ve Pediatrik Rehabilitasyon Ünitelerinde yürütülmüştür. Vücut yapı ve fonksiyonları; Duyusal İşlemleme Ölçeği ve Beighton Skoru ile, Aktivite seviyeleri Büyük Kas Motor Gelişim Testi ve Pediatirik Engellilik Envanteri Bilgisayar Uyarlamalı Testi ile, katılım seviyeleri; Pediatrik Veri Toplama Aracı ve Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu Anketi ile; çevresel faktörlerin etkisini değerlendirmek için Avrupa Çevre Çocuk Anketi, kişisel faktörlerin etkisini değerlendirmek için Güçler ve Güçlükler Anketi kullanılmıştır. Tüm testler testin uygulama şekline göre çalışma ve kontrol grubundaki tüm çocuklara ve ebeveynlerine uygulandıktan sonra çalışmamızda elde edilen bulgulara göre GKB'ye sahip çocukların ICF parametrelerinin tümünde tipik gelişim gösteren akranlarına göre anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Çalışmamızın sonucuna göre GKB tanısına sahip çocukların vücut yapı ve fonksiyonlarının, aktivite düzeylerinin ve katılım düzeylerinin, tipik gelişim gösteren akranlarına kıyasla daha zayıf olduğu çevresel ve kişisel faktörlerden akranlarına kıyasla daha çok etkilendiği istatistiksel olarak tespit edildi. Bu sonuca göre GKB'li çocukların ICF kapsamında bütüncül olarak yapı fonksiyon, aktivite ve katılım açısından desteklenmesi, çevresel faktörlerin düzenlenmesi ve kişisel faktörlerin ele alınması önemlidir. Erken ve doğru müdahale ile uygun fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımlarıyla desteklenmesi ile hayata katılımlarının artırılarak hastalığın olumsuz etkisinin azaltılabileceğini düşünmekteyiz.
Pelvik taban ve temporomandibular eklem fonksiyonelliğini etkileyen parametreler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, primer olarak pelvik taban ve temporomandibular eklem (TME) arasındaki ilişkinin fonksiyon bozukluğu, kas aktivasyonu, hareketlilik ve ağrı açısından incelenmesi; sekonder olarak ise olası ilişkiye neden olan aracı faktörlerin belirlenmesidir. Bu amaçlarla, dahil edilme kriterlerine uyan 60 gönüllü kadın pelvik taban, TME ve aracı faktörler açısından incelendi. Pelvik tabana özgü değerlendirmeler pelvik taban fonksiyon bozukluğu, pelvik taban kas aktivasyonu, sakroiliak eklem hareketliliği ve pelvik ağrı değerlendirmelerini; TME'ye özgü değerlendirmeler ise TME fonksiyon bozukluğu, masseter kas aktivasyonu, TME hareket açıklığı, klik varlığı ve TME ağrısı değerlendirmelerini içerdi. Aracı faktörler için ise, derin ön fasyal zincir üzerinde bulunan ve ilişkili olduğu düşünülen kasların kuvveti, esneklik, hassas nokta varlığı ve depresif belirti düzeyi değerlendirmeleri gerçekleştirildi. Çalışmanın sonucunda; "Pelvik Organ Prolaps Distres Envanteri-6" ile "Çene Fonksiyon Kısıtlanma Skalası20" arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki olduğu (p=0,024; r=0,291) ve bu ilişkinin %46'sının depresif belirti düzeyinin aracılık etkisi ile gerçekleştiği bulundu. Ayrıca, pelvik tabanın dinlenme esnasındaki ortalama kas aktivasyonu değeri (MRC) ile sol masseter kasının MRC değeri arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki bulunurken (p=0,004; r=0,364), bu ilişkide herhangi bir aracı faktörün etkisi olmadığı bulundu. Çalışmamızın sonuçları, TME fonksiyon bozukluğunun, depresif belirti düzeyinin aracılık etkisi ile POP ile ilişkili rahatsızlık düzeyini arttırdığını ve masseter kasının dinlenme esnasındaki aktivasyonunun artmasının aracı faktörlerin etkisi olmaksızın pelvik tabanın da dinlenme esnasındaki aktivasyonunu arttığını göstermektedir. Sonuçlarımız, pelvik taban fonksiyon bozukluğu olan hastalarda TME fonksiyonelliğini etkileyen parametrelerin de tamamlayıcı olarak incelenmesinin yararlı olabileceğini göstererek, bu bilgiyle gelecekteki çalışmalara ışık tutacaktır. Anahtar kelimeler: kadın, pelvik taban, temporomandibular eklem, fonksiyonellik
Kronik bel ağrılı hastalarda, gövde stabilizasyonu egzersizleri için geliştirilen multimedya yönergeleri ile yüz yüze yönergelerin ağrı şiddeti, disabilite ve yürüyüş üzerine etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışmada kronik bel ağrılı hastalarda gövde stabilizasyonu egzersizlerinin yüz yüze ve multimedya yönergeleri ile öğretiminin tedavi sonuçları üzerine etkisinin karşılaştırılması amaçlandı. Bu kapsamda ilk olarak güncel motor kontrol ilkelerine dayanan bir egzersiz eğitimi ve multimedya yönergeleri hazırlandı. Oluşturulan multimedya yönergeleri, kliniklerde standart olarak kullanılan yüz yüze yönergeler ile randomize kontrollü bir çalışma ile karşılaştırıldı. Çalışmada her iki grup aynı tedavilere, aynı süre ve sıklıkta alındı. Sadece egzersiz öğretim yönergeleri farklılaştırıldı. 8 hafta tedavi uygulandı. Tedavinin ilk seansında; ağrı fizyolojisi eğitimi ve ergonomi eğitimi verildi. Her tedavi seansında hastalara, miyofasyal gevşetme teknikleri ve eklem mobilizasyonları uygulandı. Egzersizler objektif ilerleme ölçütlerine göre zorlaştırıldı. Ölçümler tedavi öncesinde, tedavi sonrasında ve tedavi bitiminden 1 ay sonra takip ölçümü olmak üzere 3 kez yapıldı. Ağrı şiddeti Görsel Analog Ölçeği, disabilite düzeyi Oswestry Disabilite Ölçeği, egzersiz uyumu Egzersiz Uyumu Derecelendirme Ölçeği ve spatiotemporal yürüyüş parametreleri ise Optogait Cihazı ile ölçüldü. Her iki grupta da ağrı şiddeti, disabilite değerlerinde zamana bağlı benzer gelişmeler görüldü (p>0.05). Her iki grubun egzersize uyumları zamana bağlı değişimlerde benzer bulundu (p>0.05). Tedavi sonrasında her iki grubun adım uzunluklarında iyileşme gözlendi (p>0.05). Çalışma sonucunda, multimedya yönergeleri, kronik bel ağrılı hastalarda ağrı şiddetini azaltmada, disabilite düzeyini iyileştirmede ve yürüşün spatiotemporal parametrelerinde yüz yüze yönergeler kadar etkili bulundu. Egzersiz uyumu her iki grupta da düşüktü. Egzersiz uyumunun geliştirilmesi için yeni yaklaşımlara gereksinim olduğu düşünülmektedir.
Total diz artroplastili hastalarda kinezyofobiyi tetikleyen faktörlerin incelenmesi
Total diz artroplastili (TDA) bireylerde kinezyofobiyi tetikleyen faktörleri preoperatif ve postoperatif 3. ayda incelemeyi amaçlayan bu çalışmaya, unilateral TDA cerrahisi geçirmek üzere hastaneye yatışı sağlanmış yaş ortalaması 64,16±7,50 yıl olan 45 gönüllü birey (33 kadın, 12 erkek) dahil edildi. Kinezyofobiyi değerlendirmek için Tampa Kinezyofobi Ölçeği'nin (TKÖ) diz OA'li bireylerde geçerli olan (1,2,9,10,14 ve 15 nolu soruları) kullanıldı. Bireylerin diz ağrısı ve fonksiyonelliği Oxford Diz Skoru ile, psikolojik durumu Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ) ile, fiziksel performansı 2- Dakika Yürüme Testi (2-DYT) ve Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT) ile diz eklem hareket açıklığı gonyometrik ölçüm ile yapıldı. Cerrahi sonrası kinezyofobi ile cerrahi sonrası düşme korkusu, cerrahi sonrası ekstansiyon limitasyonu, cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası ODS skorları arasında pozitif yönlü orta düzey (rs=0,336, p=0,024; rs=0,418, p=0,004; rs=0,300, p=0,045; rs=0,529, p= 0,000), boy ve cerrahi sonrası aktif fleksiyon EHA'sı arasında negatif yönlü orta düzey (rs= -0,409 , p= 0,005; rs=-0,384 , p=0,009) ilişki bulundu. TKÖ ile yaş, kilo, VKİ, ZKYT, cerrahi sonrası pasif diz fleksiyonu derecesi, cerrahi sonrası aktif ve pasif diz ekstansiyon derecesi, HAD – Anksiyete ve HAD–Depresyon ile 2–DYT arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Çalışmamızın sonuçlarına göre, kinezyofobinin erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu, cerrahi öncesi diz eklemi ekstansiyon limitasyonu varlığının, cerrahi sonrası 2-DYT ile yürünen mesafenin az olmasının ve aktif diz fleksiyonu derecelerinin az olmasının, cerrahi sonrası kinezyofobi oluşmasında %70 oranında açıklayan en etkili faktörler olarak bulundu (R2=0,70; p<0,001). Sonuç olarak, kinezyofobiyi tetikleyecek faktörlerin perioperatif dönemde fizyoterapistler tarafından dikkate alınması ve risk faktörlerine uygun bireysel fizyoterapi programları oluşturulması, TDA hastalarında postoperatif dönemde kinezyofobi gelişimini azaltıp fonksiyonelliğine katkı sağlayabilir.
İnme sonrası mobiliteyi değerlendiren ABILOCO anketinin türkçe versiyonu, geçerlik ve güvenilirliğinin araştırılması
İnme Sonrası Mobiliteyi Değerlendiren ABILOCO Anketinin Türkçe Versiyonu, Geçerlik Ve Güvenilirliğinin Araştırılması, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Programı Doktora Tezi, Ankara 2023. Bu çalışmanın amacı, ülkemizde yaşayan bireyler için inmeli hastalarda mobiliteyi değerlendirmek amacıyla kullanılan ABILOCO anketinin Türkçe diline çevrilmesi, geçerliği ve güvenirliğinin araştırılmasıdır. Çalışmaya en az 10 metre yürüyebilen ve bilişsel bozukluğu olmayan 18 yaş üzeri 140 birey dahil edildi. ABILOCO anketi literatürde tavsiye edilen basamaklar izlenerek Türkçe diline çevrildi. Anketin dil uyumu (1,00) ve kapsam geçerliği (0,97) Polit ve Beck Geçerlik İndeksi hesaplanarak incelendi mükemmel uyum sağladığı gösterildi. 30 kişi ile gerçekleştirilen pilot çalışma sonucunda ABILOCO anketinin Türkçe versiyonunda anlaşılabilirliğini artırmak için 4. maddeye "2 ayağı yanyana getirmeden" ifadesi, 7. maddeye de "kısmi felç" ifadesi ek bilgi olarak eklendi. Anket maddelerinin dikotom yanıtlandığı formu 100 katılımcının cevapları ile değerlendirilirken, maddelerin 3'lü likert skala ile yanıtlanan formu bu 100 kişinin de içinde bulunduğu toplam 140 katılımcının cevapları ile değerlendirildi. Anketin psikometrik özelliklerinin incelenmesi amacıyla dikotom yanıtlanan veriler için Rasch analizi, 3'lü likert skala ile yanıtlanan veriler için ise faktör analizi yöntemi kullanıldı. Rasch analizi yönteminde 3 madde analize dahil edilmedi, 10 maddenin dahil edildiği analiz sonuçları anketin değişmez, tek boyutlu, doğrusal ve yerel bağımsızlık özelliklerine sahip olduğunu gösterdi. Faktör analizi yöntemi ile anketin tek faktör çözümlemesi yapıldı ve tek faktör toplam varyansın % 66,567'sini açıkladı. ABILOCO-Türkçe'nin güvenirliğini test etmek için dikotom verilerde Kuder-Richardson-20 (KR-20) değeri 0.86, likert verilerde ise Cronbach α değeri 0,96 olarak hesaplandı. 3'lü likert yanıtlardan elde edilen veriler incelendiğinde madde-toplam puan korelasyonları 0,464 ile 0,899 arasında bulundu. Dikotom ve likert verilerde sırasıyla test-tekrar test güvenilirliği için sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC) 0,977 ve 0,989 olarak hesaplandı. ABILOCO-Türkçe sonuçları Süreli Kalk ve Yürü Testi (dikotom veriler (r:-0,880, p<0,001); likert veriler (r:-0,830, p<0,001)) ve Berg Denge Ölçeği (dikotom veriler (r:-0,879, p<0,001); likert veriler (r: 0,919, p<0,001)) ile yüksek korelasyon gösterdi. Sonuçlar ABILOCO anketinin her iki formunun da Türk toplumunda, inme geçirmiş bireylerin mobilite düzeylerini sorgulamak amacıyla kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu desteklemektedir.
Kombine egzersiz eğitiminin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda motor yeterlik, fiziksel uygunluk ve ilişkili bilişsel beceriler üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu araştırma Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda kombine egzersiz eğitiminin motor yeterlik, fiziksel uygunluk ve ilişkili bilişsel beceriler üzerine etkisini inceleme amacıyla yapıldı. Çocuklar kapalı zarf yöntemi ile randomize olarak fizyoterapist gözetimindeki egzersiz grubu (n=10), ebeveyn gözetimindeki egzersiz grubu (n=10) ve kontrol grubu (n=10) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Katılımcıların davranışları Yenilenmiş Conners Anababa Derecelendirme Ölçeği Kısa Formu ve Güçler ve Güçlükler Anketi, yürüme hızları on metre yürüme testi, yürüme enduransları iki dakika yürüme testi, motor yeterlikleri Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlik Testi – 2, kas kuvvetleri dinamometre, fiziksel uygunlukları Münih Fiziksel Uygunluk Testi, bilişsel durumları Dinamik İş-Meşguliyet Terapisi Bilişsel Değerlendirmesi, akademik başarı ile sosyal ilişkileri açık uçlu sorularla değerlendirildi. Egzersiz eğitimi sonrası normal hızda yapılan 10 metre yürüme testi dışında kalan sonuç ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde iyileşme olduğu bulundu (p<0,05). Araştırma sonucunda kombine egzersiz programının motor yeterlik, fiziksel uygunluk ve ilişkili bilişsel beceriler üzerinde hem fizyoterapist hem de ebeveyn gözetiminde yapıldığında olumlu etkilerinin olduğu gösterildi.
Okul öncesi dönem serebral palsili çocuklarda motor fonksiyonun geliştirilmesine yönelik "telerehabilitasyon temelli yapılandırılmış ev programı uygulamalarının" fonksiyonel durum, aktivite ve katılıma olan etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma rutin fizyoterapi ve rehabilitasyon hizmeti alan, okul öncesi dönem Serebral Palsi (SP)'li çocuklarda rutin fizyoterapi ve rehabilitasyon hizmetine ek olarak telerehabilitasyon temelli yapılandırılmış ev programı (TT-YEP) uygulamalarına dahil edilen çocuklar üzerinde gerçekleştirildi. Her iki grupta fonksiyonel durum, aktivite ve katılım oranlarının İşlevsellik, Yeti yitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması (ICF-CY) kapsamında karşılaştırması yapıldı. Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemine (KMFSS) göre fonksiyonel seviyeleri I-V arasında değişen okul öncesi yaş grubunda, ortalama yaş 4,66 yıl [SD 1,08 yıl] olan 43 SP'li çalışma ve kontrol gruplarından birine rasgele dağıtıldı. Aktivite seviyeleri (Kaba Motor Fonksiyon Ölçütü, Üst Ekstremite Kalitesi Becerileri Testi, Segmental Assessment of Trunk Control Test, Üst Ekstremite Becerileri Değerlendirme Ölçeği [ABILHAND-KIDS], Yürüme Becerileri Değerlendirme Ölçeği [ABILOCO KIDS], Goal Attainment Scale (GAS]) kullanılarak, katılım durumları ise (Yaşam Alışkanlıklar Anketi [LIFE-H], Kanada Aktivite Performans Ölçümü [KAPÖ], Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Envanteri-PEDI) ile ölçüldü. Çevresel ve kişisel faktörler (Avrupa Çocuk Çevre Anketi [AÇCA], Serebral Palsili Çocukların Ebeveynlerinin Ev Programına Uyumlarını Değerlendirme Ölçeği [EPUDO], Depresyon Anksiyete Stres Skalası [DASS-21]) kullanılarak tespit edildi. Değerlendirmeler çalışmadan önce, 12 hafta sonra ve 12 haftalık takip döneminin sonunda yapıldı. Rutin fizyoterapi ve rehabilitasyona ek olarak uygulanan TTYEP hem terapiden hemen sonraki dönemde hem de takip döneminden sonra rutin fizyoterapi ve rehabilitasyona göre, aktivite, katılım, çevresel faktörler bakımından daha etkin bulundu. Sonuç olarak fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarına ek olarak uygulanan TT-YEP'in okul öncesi dönem SPli çocuklarda aktivite, katılım, çevresel ve kişisel faktörleri iyileştirmek amacıyla kullanılabileceği düşünülmüştür.
Farklı yutma eğitimlerinin suprahyoid kas aktivasyonu ve orofasiyal kas kalınlığına etkisinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, sağlıklı bireylerde eforlu yutma (EY) ve masako manevrasının (MM) suprahyoid kas aktivasyonu ve kuvveti, dil basıncı ve orofasiyal kas kalınlığı üzerindeki etkilerini araştırmak ve bu egzersiz eğitimlerini karşılaştırmaktı. Dahil edilme kriterlerini (18-30 yaş aralığında olmak, Türkçe Yeme Değerlendirme Anketinden 3 puandan az puan almış olmak) karşılayan otuz yedi gönüllü EY (n=12), MM (n=13) ve kontrol grubu (n=12) olmak üzere basit randomizasyon yöntemi ile 3 gruba ayrıldı. Deneysel tipte planlanan bu çalışmada EY ve MM eğitim grubundaki katılımcılar 6 haftalık yutma eğitimini tamamladı. Her iki eğitim grubundaki katılımcılar her bir seansta toplam 120 yutma egzersizi gerçekleştirirken, kontrol grubundaki katılımcılar herhangi bir yutma eğitimine katılmadı. Katılımcılar çalışmanın başında ve 6 haftalık çalışma protokolünün tamamlanmasından sonra olmak üzere iki kere değerlendirildi. Suprahyoid kas aktivasyonu yüzeyel elektromiyografi ile, suprahyoid kas kuvveti dijital dinamometre ile, dil basıncı IOPI (Iowa Oral pressure Instrument) cihazı ile, orofasiyal kas kalınlığı ultrasonografi ile değerlendirildi. Her iki yutma eğitiminin de suprahyoid kas aktivasyonunu değiştirmediği (p>0,05), suprahyoid kas kuvvetini artırdığı (p1=0,0001, p2=0,014), dil basıncını artırdığı (p1=0,0001, p2=0,0001), MM eğitiminin değerlendirilen tüm orofasiyal kasların kalınlığını (p<0,05) EY eğitiminin ise dil, mhylohyoid (sağ ve sol) ve digastrik kas (sağ) kalınlığını artırdığı (p<0,05), kontrol grubunda ise tüm değerlendirme parametrelerinde değişim olmadığı (p>0,05) bulundu. Ayrıca EY ve MM eğitimlerinin değerlendirilen parametreleri geliştirmek açısından birbirleri ile benzer olduğu (p>0,05) saptandı. Bu çalışmanın sonuçları EY ve MM eğitimlerinin suprahyoid ve dil kas kuvvet ve kalınlığını geliştirmek açısından etkili olduğunu göstermiştir. Suprahyoid kasların ve dilin yutma güvenliği ve etkinliği açısından önemli olduğu düşünüldüğünde her iki eğitimin de özellikle kas kuvvet ve kütle kaybıyla başvuran yutma bozukluğuna sahip bireylerde, umut vaad edebileceğini düşündürmektedir.
Polikistik over sendromu olan adölesanlarla sağlıklı adölesanların aerobik kapasite ve fiziksel uygunluk seviyesinin karşılaştırılması
Polikistik over sendromu (PKOS), üreme çağındaki kadınların yaklaşık % 7'sinde bulunan, genellikle ergenlik döneminde ortaya çıkan hirsutizm, akne, alopesi ile birlikte amenore, oligomenore, düzensiz adet döngüleri ile karakterize heterojen bir sendromdur. PKOS klinik olarak, infertilite, disfonksiyonel kanama, endometriyal karsinom, obezite, tip 2 diyabet, dislipidemi, hipertansiyon ve kardiovasküler hastalık için risk artışına yol açmaktadır. Bu çalışmanın amacı; adölesan çağdaki PKOS tanılı hastaların aerobik kapasitesi, fiziksel uygunluk seviyesi ve yaşam kalitesi düzeyinin sağlıklı yaşıtlarına göre etkilenimi belirlemek amacıyla bu parametreleri sağlıklı adölesanlarla karşılaştırmaktı. Çalışmaya 22 PKOS tanılı adölesan, 21 yaş ve cinsiyet açısından uyumlu sağlıklı adölesan dahil edildi. Bireylerin fiziksel ve demografik özellikleri kaydedildi. Vücut kompozisyonları ise vücut kütle indeksi (VKİ), bel/kalça oranı, bel/boy oranı değerleri ve biyoelektriksel impedans analizi ile yağsız kitle ve yağ kitlesi yüzdeleri ile değerlendirildi. Her iki gruptaki adölesanların aerobik kapasitesi PACER testi, fiziksel uygunluk komponentleri Fitnessgram test protokolü ile değerlendirildi. Jamar el dinamometresi ile el kavrama kuvveti, el dinamometresi ile quadriceps kas kuvveti kaydedildi. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri Adölesanlarda Fiziksel Aktivite Anketi (PAQ-A), PKOS tanılı grubun yaşam kalitesi Polikistik Over Sendromu Yaşam Kalitesi-50 Ölçeği (PCOSQ-50) ile değerlendirildi. PKOS tanılı ve sağlıklı adölesanların yaş, boy, vücut ağırlığı, VKİ, bel/kalça oranı, bel/boy oranı, yağsız vücut yüzdesi ve yağ yüzdesi ortalama değerleri benzerdi (p>0,05). Çalışma sonucunda; PKOS tanılı grubun şınav tekrar sayısı, otur-uzan testi mesafesi ve PACER tur sayısı ve oksijen tüketimi değerleri sağlıklı gruba göre anlamlı bir şekilde daha düşük bulundu (p<0,05). Her iki grubun diz ekstansörleri kuvveti, el kavrama kuvveti ve el kavrama kuvveti (%), fiziksel uygunluk testlerinden mekik tekrar sayısı, gövde kaldırma testi mesafe değerleri ve PAQ-A puanları benzer bulundu (p>0,05). Her iki grubun fiziksel aktivite düzeyleri benzerdi (p>0,05). PKOS tanılı grubunun yaşam kalitesi puanları ise beklenen en iyi değerlerin altındaydı. Sonuç olarak; PKOS tanısı almış adölesanların alt ekstremite kas kuvveti ve enduransı, alt gövde ve hamstring esnekliği ve maksimal oksijen tüketimi ile gösterilen aerobik egzersiz kapasitesi sağlıklı yaşıtlarına göre olumsuz etkilenmektedir. PKOS tanılı ve sağlıklı adölesanların fiziksel aktivite düzeyleri benzer şekilde azalmaktadır. PKOS tanılı adölesanların egzersiz programları planlanırken; profesyonellerin etkilenen bu parametreleri göz önünde bulundurularak aerobik kapasite, kassal kuvvet ve endurans, esneklik ve fiziksel aktivite düzeyini geliştirmeye yönelik uygulamaların etkinliğini gözlemleyip, elde edilen sonuçlara göre klinik uygulamalarına yön verebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Polikistik over sendromu, egzersiz toleransı, dinamometre, kas kuvveti, fiziksel uygunluk, sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi.
Gebelerde üçüncü trimester ile puerperal dönem arasında duygu-durum, fiziksel aktivite düzeyi, ağrı ve biyopsikososyal özelliklerin karşılaştırılması
Bu çalışma üçüncü trimester döneminde ve puerperal dönemde bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri, kas iskelet sistemi ağrıları, duygudurum ve biyopsikososyal durumlarının karşılaştırılması amacıyla 18-45 yaş arası 100 kadın katılımcıyla yapıldı. Üçüncü trimester döneminde ve doğum sonrası 45.günde, bireylere Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa (IPAQ-S), Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri (STAI), Genişletilmiş Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi (NMQ-E) ve Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı-Biopychosocial Questionnaire (BETY-BQ) ölçekleri uygulandı. Doğum sonrasında ayrıca Doğum Sonrası Depresyon Tarama Ölçeği (DSDTÖ) de uygulandı. Gebelerin üçüncü trimester ve puerperal dönemdeki durumluk ve sürekli kaygı seviyeleri (p=0,002), fiziksel aktivite seviyeleri (p<0,001), kas iskelet ağrı şiddeti (p<0,001) ve kas iskelet sisteminin bazı bölgelerinin ağrı durumları (p<0,001) ve bazı biyopsikososyal alt boyutlar (p<0,001) arasında anlamlı farklılık olduğu belirlendi. Gebeler üçüncü trimester döneminde orta seviyede durumluk ve sürekli kaygı yaşarken puerperal dönemde kaygıları anlamlı şekilde düştü. Fiziksel aktivite olarak inaktif gebelerin düzeyinde önemli bir artış vardı. Gebelerin üçüncü trimester döneminde yaşadıkları sırt, el/el bileği, bel, kalça/uyluk, diz, ayak/bilek ağrıları puerperal dönemde azaldı. Ayrıca puerperal dönemde yaşadıkları ağrı şiddeti de azaldı. Gebeler biyopsikososyal olarak puerperal dönemde emosyonel durum ve uyku açısından üçüncü trimester dönemine göre daha olumlu durumdayken, cinsellik açısından daha olumsuz bir duruma sahipti. Gebeler doğum sonrasında depresyon konusunda profesyonel yardım alma seviyesine çok yakınlardı. Anahtar Kelimeler: Ağrı, puerperal dönem, 3.trimester, biyopsikososyal, fiziksel aktivite
Ön diz ağrısı olan ve olmayan amatör bisikletçilerin bisiklet postürü, alt ekstremite kas kuvveti ve esnekliğinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, ön diz ağrısı olan ve olmayan amatör yol bisikletçilerin alt ekstremite esnekliği, kas kuvveti ve bisiklet postürünü karşılaştırmaktı. Çalışmaya ön diz ağrısı olan (n=17) ve olmayan (n=17) toplam 34 bisikletçi dahil edildi. Gruplardaki bisikletçilerin yaş, vücut kütle indeksi, sürüş yılları, haftalık sürüş mesafesi ve ortalama kadansları benzerdi. Bireylerin alt ekstremite kas esneklikleri Diz Ekstansiyon, Ely's, ve Ağırlık Aktarmalı Öne Hamle Testi; kuadriseps, hamstring ve kalça eksternal rotator kaslarının izometrik kas kuvvetleri el dinamometresi ile; alt ekstremite dizilimi Tek Bacak Çömelme Testi ile; bisiklet postürü, lateralden ve anteriordan çekilen fotoğraflardaki eklem açılarının belirlenmesi ile değerlendirildi. Dominant olmayan ekstremitelerinde ön diz ağrısı olan bisikletçilerin, kuadriseps kas kuvveti kontrol grubuna göre daha az bulundu (p=0,025). Ön diz ağrısı olan bisikletçilerin ağrısız ekstremiteleri ile sağlıklı grubun ekstremiteleri karşılaştırmalı analizinde ağrılı grubun kuadriseps kas kuvveti kontrol grubuna göre daha az bulundu (p=0,034). Tek bacak çömelme testinde de sonuçlar ekstremite karşılaştırmalı olarak analiz edildiğinde diz ağrılı grubun valgus açısı değerleri daha fazla bulundu (p=0.018). Bisiklet postürleri ile ilgili testlerin sonuçlarının kıyaslanmasında gruplar arası değerler benzerdi. Ön diz ağrısı olan bisikletçilerin kuadriseps kas kuvvetini arttırıcı egzersizlerin tedavi programına eklenmesi ağrı yönetiminde olumlu sonuçlar ortaya çıkarabilir. Bisikletçilerde alt ekstremite dizilimi değerlendirmek ve dinamik diz valgusu varlığında bu durumu düzeltmeye yönelik egzersizler vermek ön diz ağrısını önleme stratejilerine katkı sağlayabilir.
Hemiplejik serebral palsili çocuklarda ICF kapsamında kullanılan gövde ve üst ekstremitelere yönelik değerlendirmelerin tele-değerlendirmeye uygunluğunun araştırılması
Bu çalışma hemiplejik serebral palsili (SP) çocuklarda ICF kapsamında kullanılan gövde ve üst ekstremitelere yönelik değerlendirmelerin tele-değerlendirmeye uygunluğunu araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaşları 4-18 yıl olan hemiplejik SP'li 36 çocuk ve ebeveynleri dahil edildi. Çocuklar klinik ortamda yüz yüze ve klinik dışından video konferans yoluyla tele-değerlendirildi. Bu video konferans görüşmesi daha sonra iki ayrı değerlendirici tarafından izlenip skorlanmak için kayıt altına alındı. Değerlendirme kapsamında gövde kontrolü için Gövde Kontrol Ölçüm Skalası (TCMS); üst ekstremite eklem hareketi için Üst Ekstremite Hekim Derecelendirme Skalası (ULPRS), selektif becerisi için Üst Ekstremite Selektif Kontrol Skalası (SCUES) ve beceri kalitesi için Üst Ekstremite Becerilerinin Kalitesi Testi (QUEST) kullanıldı. Çocukların bilateral el kullanımı için Abilhand-Kids, hemiplejik el kullanımı için Pediatrik Motor Aktivite Günlüğü (PMAL), katılım seviyesi için Yaşam Alışkanlıkları Değerlendirmesi (Life-H) ve çevresel faktörleri değerlendirmek için Avrupa Çocuk Çevre Anketi (ECEQ) hem yüz yüze hem de ailelere gönderilen çevrimiçi anketlerle değerlendirildi. Yüz yüze ve tele-değerlendirme arasında ve tele-değerlendirmede değerlendirici içi değerlendiriciler arası güvenirliği belirlemek için Intraclass Correlation Coefficient (ICC) katsayısı ve iç tutarlılığını belirlemek için cronbach alpha (a) katsayısı kullanıldı. Geçerliği belirlemek için çocukların fonksiyonel seviyeleri referans alınarak bilinen grup geçerliği ve yüz yüze değerlendirme sonuçları referans alınarak eş zaman geçerliği incelendi. Yüz yüze ve tele-değerlendirmesi fizyoterapist tarafından veya fizyoterapist eşliğinde yapılan TCMS (ICC:0,82-0,91, p<0,05; a:0,88-0,91), SCUES (ICC:0,93-0,97, p<0,05; a:0,93-0,94), ULPRS (ICC:0,90-0,96, p<0,05; a:0,94-0,95) ve QUEST'in (ICC:0,86-0,93, p<0,05; a:0,93-0,94) değerlendirici içi ve değerlendiriciler arası güvenirliğinin yüksek veya mükemmel düzeyde olduğu ve iç tutarlılığın mükemmel düzeyde olduğu bulundu. Tele-değerlendirmesi çevrim içi anketler yoluyla tamamlanan Abilhand-Kids (ICC:0,707, p<0,05) ve PMAL'in (ICC:0,60-0,70, p<0,05) tele-değerlendirme güvenirliğinin orta; Life-H (ICC:0,24) ve ECEQ'nun (ICC:0,311) ise zayıf olduğu bulundu. Sonuç olarak TCMS, SCUES, ULPRS, QUEST, Abilhand-Kids ve PMAL'in tele-değerlendirmeye uygun, geçerli ve güvenilir birer yöntem olduğu; ECEQ ve Life-H'nin ise tele-değerlendirmeye uygun olmadığı bulundu. Bu sonuçlara göre SP'li çocukların değerlendirilmesinin klinik ortamda yapılması zorunluluğunu belli oranda ve uygun değerlendirme yöntemleri için ortadan kaldırılmasının önü açılacaktır. Ayrıca SP'li çocuklara değişik nedenlerle yüz yüze ulaşamama durumunda fırsat eşitliği yaratarak çocukların kliniğe gelmeden güvenilir bir şekilde değerlendirilip çocuğa özel tele-rehabilitasyon programlarının oluşturulmasına katkı sağlayacaktır. İleride daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olmakla birlikte ulaşım masraflarının azalacağını öngörmekteyiz.
Birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran bireylerde kronik ağrı varlığının ve kronik ağrının bireylerin biyopsikososyal özellikleri, duygu durum ve fiziksel aktivite düzeyleriyle ilişkisinin incelemesi: Tek merkezli çalışma
Bu çalışmada, birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran bireylerde kronik ağrının varlığı ve kronik ağrının bireylerin biyopsikososyal özellikleri, duygu durum ve fiziksel aktivite düzeyleriyle ilişkisinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmaya birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran, üç aydan uzun süredir devam eden veya tekrarlayan ağrısı olan 61 birey (yaş:46,95±10,15 yıl) dahil edildi. Katılımcıların kronik ağrı durumu Santral Sensitizasyon Ölçeği (SSÖ) ile, biyopsikososyal durumu Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşım-Biyopsikososyal Ölçeği (BETY-BQ) ile, duygu durumu Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (HADS) ile, fiziksel aktivite düzeyi ise Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (IPAQ-SF) ile değerlendirildi. Kronik ağrı durumunun, biyopsikososyal özellikler ve duygu durum ile kuvvetli ilişkisinin olduğu görüldü (SSÖ/BETY-BQ r:0,82, SSÖ/HADS-Anksiyete r:0,71 SSÖ/HADS-Depresyon r:0,65, BETY-BQ/HAD-Anksiyete r:0,66 BETY-BQ/HADS-Depresyon r:0,70 HADS-Anksiyete/HADS-Depresyon r:0,71 p<0,01). Kronik ağrı durumu ile bireylerin fiziksel aktivite düzeyi arasında doğrudan ilişki saptanmadı (SSÖ/IPAQ-SF p:0,30). Katılımcıların fiziksel aktivite özellikleri incelendiğinde %45,9'inin inaktif, %49,2'sinin minimal aktif ve %4,9'unun çok aktif olduğu görüldü. Bulgular ile kronik ağrının çok yönlülüğü desteklendi. Çalışmanın sonucunda birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran kronik ağrılı bireylerin tedavi planının oluşturulmasında kronik ağrının ilişkili olduğu faktörler göz önünde bulundurularak bireylerin tedavi planında kronik ağrı yönetimine yer verilmesi gerekliliğini düşünmekteyiz.
Serebral palsili çocuklarda üst ekstremitelerin günlük aktivitelere ve sosyal rollere katılımını etkileyen faktörlerin çok yönlü araştırılması
Serebral Palsili (SP) çocuklarda güncel fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımlarında temel hedeflerden en önemlisi aktivite ve katılım seviyesinin arttırılması olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmanın amacı, SP'li çocuklarda üst ekstremitedeki vücut yapı ve fonksiyon problemlerini belirleyerek, bu problemlerden aktivite ve katılım düzeyini en çok etkileyen problemleri ICF perspektifinden kişisel ve çevresel faktörleri de göz önünde bulundurarak çok yönlü araştırmaktı. Çalışmaya yaşları 6-18 yıl arasında değişen 67 spastik SP'li çocuk ve ebeveynleri dahil edildi. Üst ekstremitenin aktivite seviyesi ve katılımı üzerinde etkili olabileceğini düşündüğümüz vücut yapı ve fonksiyon özelliklerinden selektif motor kontrol Üst Ekstremite Selektif Kontrol Skalası ile, gövde kontrolü Gövde Kontrol Ölçüm Skalası ile, spastisite Modifiye Ashworth Skalası ile, kavrama kuvveti el dinamometresi ile, stereognozis duyusu farklı nesnelerin dokunsal tanınması ile, propriosepsiyon duyusu hareket ve pozisyon hissi ile değerlendirildi. Aktivite seviyesi ABILHAND-Kids ile, katılım düzeyi ise Yaşam Alışkanlıkları Değerlendirmesi anketi ile değerlendirildi. Çevresel faktörlerin değerlendirilmesi için ise Avrupa Çocuk Çevre Anketi ve kişisel faktörlerin değerlendirilmesi için SPARCLE-bilişsel değerlendirme formu kullanıldı. Aktivite ve katılımı en çok etkileyen vücut yapı ve fonksiyon özelliklerinin, çevresel faktörlerin ve çocuğa ait bilişsel problemlerin etki büyüklüklerinin belirlenebilmesi için üç farklı istatistiksel model oluşturuldu. Oluşturulan modellerin sonuçlarına göre aktivite seviyesi üzerine etki eden en önemli parametreler sırasıyla; selektif motor kontrol, kavrama kuvveti ve çevresel faktörlerdi (p<0,001, R2= %60,4). Katılım düzeyi üzerine etki eden en önemli parametreler ise gövde kontrolü, selektif motor kontrol, çevresel faktörler ve bilişsel düzeydi (p<0,001, R2= %76,7, R2= %60,6). Çalışmamızın sonucuna göre SP'li çocuklarda aktivite ve katılım düzeylerinin arttırılması ve böylece çocukların günlük yaşam içerisinde bağımsızlıklarının sağlanabilmesi amacıyla üst ekstremitelerine yönelik uygulanacak fizyoterapi ve rehabilitasyon müdahalelerinde selektif motor kontrolü, gövde kontrolünü ve kavrama kuvvetini geliştirmeye yönelik fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarına yer verilmesi büyük önem taşımaktadır. Elde edilen sonuçlara göre aktivite ve katılım düzeyinin arttırılmasında çevresel faktörlerin ve çocuğun bilişsel durumunun da çok önemli olduğu görüldü. SP'li çocuklarda fizyoterapi ve rehabilitasyon stratejileri planlanırken çevresel faktörlerin ve çocuğun bilişsel durumunun da göz önünde bulundurulmasının ve rehberlik edilmesinin yararlı olacağı görüşündeyiz. Gelecek çalışmalarda SP'li çocuklarda aktivite ve katılım üzerinde etkisi olan üst ekstremitenin çok boyutlu problemlerini dikkate alarak tasarlanacak fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarına ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.
Kolda lenfödem semptom şiddeti ve distres ölçeği'nin kültürel adaptasyonu, güvenirlik geçerliği, lenfödem semptomları ve ödem değerlendirmeleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, meme kanseri cerrahisi geçiren kadınlarda, Kolda Lenfödem Semptom Şiddeti ve Distres Ölçeği'nin (Lymphedema Symptom Intensity and Distress Survey- Arm, LSIDS-A) Türkçeye adapte edilmesi, güvenirliğinin ve geçerliğinin araştırılması ve hastaların bildirdiği semptomların varlığı ve şiddeti ile ödem değerlendirmeleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya, meme kanseri tedavilerini tamamlayan 120 kadın (yaş ortalaması= 52.610.7 yıl) dahil edildi. LSIDS-A'nın Türkçe versiyonunun güvenirliği, iç tutarlılık ve test-tekrar test analizleri ile incelendi. Yapı geçerliğinin belirlenmesi için doğrulayıcı faktör analizi yapıldı. Ölçeğin kriter geçerliği, Lenfödem Fonksiyon, Özürlülük ve Sağlık Ölçeği–Üst Ekstremite (Lymph–ICF–UL), Üst Ekstremite Lenfödemi Yaşam Kalitesi Ölçeği (ULL–27) ve Kol, Omuz ve El Sorunları Hızlı Anketi (Quick–DASH) ile değerlendirildi. Eş zamanlı geçerlik, Türkçe LSIDS-A'nın toplam/alt boyut puanları ve biyoempedans spektroskopi puanı (L-Dex) arasındaki korelasyonlar ile belirlendi. LSIDS-A-Tr'nin iç tutarlılığının güçlü/çok güçlü düzeyde olduğu (Cronbach alfa= 0.87 – 0.91) bulundu. Ölçeğin toplam puan ve alt boyut puanlarının test-tekrar test güvenirliği çok güçlü (Sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC)=0.91–0.95; p=0.001) düzeydeydi. Türkçe LSIDS-A'nın verilerinden elde edilen faktör yapısının orijinal ölçeğin faktör yapısı ile uyumlu olduğu bulundu. LSIDS-A-Tr'nin toplam puanı ile Lymph-ICF-UL (r=0.84), ULL-27 (r=0.83) ve quick-DASH (r=0.74) ölçeklerinin toplam puanları arasında orta veya güçlü düzeyde ilişki olduğu bulundu (p=0.001). Sadece LSIDS-A-Tr yumuşak doku alt boyut puanı ile L-Dex puanı arasında anlamlı bir ilişki vardı (r=0.46; p<0.01). Şişlik, ağırlık, gerginlik ve ağrı semptomları ile objektif ödem değerlendirmeleri arasında pozitif yönde anlamlı korelasyonlar olduğu tespit edildi (r= 0.24–0.52, p<0.05). Evre 0 ve Evre 1 olan hastalar ile karşılaştırıldığında, subjektif lenfödem semptomların varlığının ve/veya şiddetinin Evre 2 olan hastalarda daha yüksek olduğu bulundu. Sonuç olarak, LSIDS-A-Tr, lenfödem semptomlarının değerlendirilmesinde geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Bu ölçek, klinikte ve araştırmalarda meme kanseri ile ilişkili lenfödem semptomlarının kapsamlı olarak değerlendirilmesinde kullanılabilir. Subjektif lenfödem semptomları ile objektif ödem değerlendirmeleri arasında anlamlı ilişkinin bulunması, klinikte bu hastalarda subjektif semptomların da kapsamlı olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Az gören çocuklarda el yazısı kinematiğine ve kalem tutma pozisyonuna etki eden faktörlerin incelenerek tipik gelişim gösteren yaşıtları ile karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, az gören çocuklarda el yazısıyla ilişkili ince motor beceri, somatoduyusal algı, görsel motor organizasyon, el yazısı kinematiği ve kalem tutma pozisyonlarını inceleyerek tipik gelişim gösteren yaşıtları ile karşılaştırmaktır. Çalışmaya 7-12 yaş aralığında 18 az gören ve 18 tipik gelişim gösteren çocuk alınmıştır. Kognitif faktörlerin değerlendirilmesinde Dinamik Ergoterapi Kognitif Değerlendirmesi-Çocuk test bataryasının "Görsel Motor Yapılandırma" testi, duyusal faktör için Ayres Güney Kaliforniya Duyu Bütünlüğü Testleri'nin "Somatoduyusal Algı" testi, motor yeterliliğin değerlendirilmesi için Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlilik Testi 2. Versiyonu Kısa Formu'nun "İnce Motor Keskinlik" ve "İnce Motor İntegrasyon" testleri, 9 Delikli Peg Testi ve Jamar Hidrolik El Dinamometresi ve Pinchmetre kullanıldı. El yazısı kinematik analizi grafik tablet ile kaydedilerek MovAlyzeR yazılımıyla analiz edildi. Kalem tutma pozisyonunun değerlendirilmesinde Schneck tarafından geliştirilen kavrama pozisyonları kullanıldı. Çalışmanın sonucunda kognitif, duyusal faktörler ve motor yeterliliğin belirli parametreleri için tipik gelişim gösteren çocukların lehine anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Yazının kinematik analizi sonuçları için; yazı yazmaya başlangıç zamanları, her bir segmenti tamamlama süreleri, harflerin horizontal ve segment boyutları, normalize edilmiş ivmesel değişim ortalamalarının tipik gelişim gösteren çocukların lehine anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Kalem tutma pozisyonları için iki grup arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (x²=0,725, p>0,05). Çalışma sonucunda elde ettiğimiz bilgiler, yetersiz görsel uyaran nedeniyle az gören çocukların kognitif, duyu ve motor becerileri ve el yazısı kinematiklerinin tipik gelişim gösteren yaşıtlarından farklı olduğunu göstermektedir. Çalışmamızda elde ettiğimiz bulguların, az gören çocuklar ile çalışacak fizyoterapistlere yol gösterici olacağını düşünüyoruz.
Myastenia gravis hastalarında spinal stabilizasyon egzersizlerinin yorgunluk, kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Myastenia Gravis (MG) hastalarında spinal stabilizasyon egzersizlerinin yorgunluk, kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine olan etkilerini araştırmaktı. Çapraz geçişli, randomize, tek kör olarak planlanan bu çalışmaya MG Fonksiyonel Değerlendirmesine göre evre II ve III'te olan MG hastaları dahil edilmiştir. Çalışma 4'ü kadın, 6'sı erkek olmak üzere 10 hasta ile tamamlanmıştır. Grup-1'deki hastalara, önce haftada 3 gün, 6 hafta spinal stabilizasyon egzersizleri uygulanmış, ardından 4 hafta dinlendirilmiş, sonrasında solunum egzersizleri, kalistenik egzersizler ve mat aktivitelerinden oluşan 6 haftalık ev programı verilmiştir. Grup-2'deki hastalara, önce içeriği aynı olan 6 haftalık ev programı verilmiş, ardından 4 hafta dinlendirilmiş, sonrasında haftada 3 gün olmak üzere 6 hafta spinal stabilizasyon egzersizleri uygulanmıştır. Her iki egzersiz programının başında ve sonunda değerlendirmeler yapılmıştır. Değerlendirmelerde; Yorgunluk Şiddet Ölçeği ve Görsel Analog Ölçeği, dinamometrik ölçümler, solunum fonksiyon testleri ve 6 dakika yürüme testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonunda, spinal stabilizasyon egzersizlerinin ve ev programının yorgunluğu azalttığı, kas kuvvetini ve fonksiyonel kapasiteyi geliştirdiği görülmüştür (p<0,05). Solunum fonksiyon testlerinden FVC, FEV1 ve SVC parametrelerinde sadece spinal stabilizasyon egzersizleri sonrasında gelişme olmuştur (p<0,05). Her iki egzersiz yaklaşımı karşılaştırıldığında tüm parametrelerde spinal stabilizasyon egzersizlerinin, ev programına göre daha etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p<0,05). Bu bulgular doğrultusunda, spinal stabilizasyon egzersizlerinin uygun evre ve remisyondaki MG hastalarında yorgunluk, kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine olumlu etkiler oluşturacağı görüşüne varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Myastenia Gravis, spinal stabilizasyon egzersizleri, ev programı, yorgunluk, kas kuvveti
Yaylı çalgı icracılarında çalma postürüne etki eden parametrelerin video analiz yöntemi ile incelenmesi
Bu çalışmada, erişkin yaylı çalgı icra eden müzisyenlerin performans boyunca icra postürleri değerlendirilerek ergonomik risk düzeyine etki etmesi beklenen parametreler ile arasındaki ilişki incelendi. Dahil edilme kriterlerini sağlayan 18-53 yaş aralığındaki keman veya viyola icra eden 15 müzisyen çalışma grubuna alındı. Katılımcıların; performans boyunca video analizle ölçülen müzik icra postürü ergonomik risk düzeyleri ile kas-iskelet sistemi şikayetleri, müzik performans anksiyetesi seviyesi, fiziksel aktivite düzeyi, eklem hipermobilitesi ve dominant el tercihi değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda, sağ üst ekstremite müzik icra postürü performans sonu ergonomik risk düzeyine sırt bölgesinde görülen kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının (KİSR) (p=0,029), sol üst ekstremite müzik icra postürü ergonomik risk düzeyi zamana bağlı değişimine el/el bileğinde görülen KİSR'in (p=0,04), sol üst ekstremite icra postürü performans sonu ergonomik risk düzeyine gövde fleksiyonu hipermobilite düzeyinin (p=0,026) pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı etkisi olduğu sonucuna ulaşıldı. Müzik icrası performans başlangıcı (p=0,04) ve performans sonu (p=0.01) ergonomik risk düzeyleri, lisans ve doktora sonrası eğitim seviyesine sahip müzisyenlerde yüksekti, ancak risk seviyesi lisans üstü seviyedeki müzisyenlerde düşüktü. Çalışmada icra postürü ergonomik risk düzeyi ve zamana bağlı değişimine; fiziksel aktivite düzeyi, müzik performans anksiyetesi ve el tercihinin anlamlı düzeyde etkisi bulunmadı (p>0,05). Bu çalışma sonucunda keman ve viyola icra eden müzisyenlerde icra postürünün ergonomik olarak oldukça riskli olduğu ve icra postürlerine etki eden pek çok parametre bulunduğu görüldü. Çalışmamızda elde edilen verilerin, müzisyenlerin bütüncül bir şekilde ve ilgili semptomları referans alarak hedef bölgelerin daha sağlıklı değerlendirilmesinde multidisipliner bir bakış açısıyla koruyucu yaklaşımların oluşturulması için yol gösterici olacağını düşünmekteyiz.
Serebral palsili çocuklarda botulinum toksin enjeksiyonu sonrası fizyoterapi ve rehabilitasyon programının vücut fonksiyonları, aktivite ve katılım üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; Serebral Palsi'li (SP) çocuklarda Botulinum Toksin-A (BoNT-A) enjeksiyonu sonrası çocuğa ve aileye özel hedefe yönelik aktivite tabanlı fizyoterapi ve rehabilitasyon programının, vücut fonksiyonları, aktivite ve katılım üzerine etkilerini araştırmaktı. Bu çalışmaya yaşları 3-10 yıl arasında değişen, kaba motor fonksiyon seviyesine göre seviye II ve III olan, haftada iki kez özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde "Geleneksel Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Programı" (G-FTR) alan 24 spastik diplejik SP'li çocuk dahil edildi. Çocuklar çalışma (n=12) ve kontrol grubu (n=12) olarak iki gruba ayrıldı. Çalışma grubuna, sekiz hafta, haftada iki gün, günde bir saat aile ve çocuğa özel, hedefe yönelik, aktivite tabanlı; "Yapılandırılmış Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Programı" (Y-FTR) uygulandı. Kontrol grubu G-FTR'na devam etti. Çalışma grubunda her çocuk için aktivite ve katılım ile ilgili hedefler aile, çocuk ve fizyoterapist tarafından oluşturularak Hedefe Ulaşma Ölçeği'ne (GAS) göre değerlendirildi. Program öncesi ve sonrası çocukların aktivite ve katılım durumları (Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Envanteri-PEDI), motor fonksiyonları (Kaba Motor Fonksiyon Ölçütünün ayakta durma ile yürüme, koşma ve zıplama alt bölümleri - GMFM D ve E), yürüyüş performansları (Gilette Fonksiyonel Yürüyüş Değerlendirme Anketi), denge (Pediatrik Denge Ölçeği), kas tonusları (Modifiye Ashworth Skalası ve Modifiye Tardieu Skalası), kas kuvvetleri (el dinamometresi), selektif motor kontrol becerileri (Alt Ekstremite Selektif Motor Kontrol Değerlendirmesi-SCALE), yürüyüş sırasında ekstremite pozisyonları (Gözlemsel Yürüyüş Skalası), yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri (GaitTrainer Biodex II) değerlendirildi. Ailelerin endişe ve memnuniyet durumları ve çocuklarının programa uyumları sorgulandı. Sonuç olarak; program sonrası çalışma grubunda, aktiviteyi ve hayata katılımı geliştirmeyi hedefleyen GAS puanlarında istatistiksel olarak anlamlı gelişmeler elde edildi (p<0,05). Çalışma grubunun yürüyüş performansında, GMFM'nin ayakta durma bölümünde ve PEDI'nin mobilite bölümünde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı artış oldu (p<0,05). Program sonrası çalışma grubunun ayak bileği ve parmakların selektivite puanı ve yürüme hızındaki artış kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı oranda fazlaydı (p<0,05). Her iki grupta da alt ekstremite kaslarının tonusu azalmakla birlikte çalışma grubunda kontrol grubuna göre adduktor, hamstring ve gastroknemius kaslarının tonusundaki azalma istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Çalışma grubunun gövde ve alt ekstremite kas kuvveti arttı ve kontrol grubuna göre kalça ekstansor ve fleksor kas kuvvetindeki artış istatistiksel olarak anlamlı oranda fazlaydı (p<0,05). Çalışma grubunda ailelerin programdan memnuniyetleri ve programa uyumları daha fazlaydı (p<0,05). Sonuç olarak; çok seviyeli BoNT-A enjeksiyonu sonrası Y-FTR programı G-FTR programına göre kas tonusu, kas kuvveti ve alt ekstremite selektivitesini daha çok etkileyerek çocukların motor fonksiyonlarına, yürüyüş kalitelerine, günlük yaşam aktivitelerine ve hayata katılımlarına olumlu katkılar sağladı.
Menopozal semptom şiddeti ve menopoza özgü yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin incelenmesi
Bu çalışma menopozal semptom şiddetine göre bireylerin fiziksel aktivite, psikolojik durum ve yaşam kalitelerini karşılaştırmak ve menopozal semptom şiddetini etkileyen faktörleri incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 56.64 ± 6.59 yıl olan, perimenopozal ve postmenopozal dönemdeki 245 birey dahil edildi. Bireylerin menopozal semptom şiddetleri "Blatt-Kupperman Menopozal İndeks (BKMİ)" ve "Menopoz Semptomlarını Değerlendirme Ölçeği" ile, menopoza özgü yaşam kaliteleri "Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği" ile değerlendirildi. Bireyler daha sonra BKMİ skoruna göre "hafif(n=112), orta(n=107), ve şiddetli(n=26) semptomatik" olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Çalışmaya dahil edilen tüm bireylerde ayrıca demografik (yaş, medeni durum, eğitim ve çalışma durumu) ve fiziksel özellikler (vücut kitle indeksi), medikal özgeçmiş (kronik hastalık durumu, obstetrik ve menopozal özellikler), fiziksel aktivite düzeyi, anksiyete ve depresyon düzeyi ve genel yaşam kalitesi değerlendirildi ve tüm bu parametrelerin menopozal semptom şiddeti ve menopoza özgü yaşam kalitesi üzerine etkisi araştırıldı. Çalışma sonuçlarına göre menopozal semptom şiddeti ve menopoza özgü yaşam kalitesi açısından medeni durum, vücut kitle indeksi, kronik hastalık varlığı, gebelik sayısı, menopozu algılama şekli, anksiyete düzeyi, psikolojik durum ve genel yaşam kalitesi istatistiksel açıdan anlamlı faktörler olarak tespit edildi (p<0.05). Diğer yandan bireylerin yaşı, eğitim durumu, çalışma durumu, vajinal doğum sayısı, menopoz tipi, menopozal evre ve fiziksel aktivite düzeyi faktörleri açısından istatistiksel açıdan anlamlı etki görülmedi (p>0.05). Çalışma sonuçlarımıza göre, menopozal semptom şiddeti ve menopoza özgü yaşam kalitesi üzerine etkisi olduğu belirlenen tüm faktörler göz önüne alınarak, bireye özgü değerlendirme ve tedavi programları oluşturulmalıdır. Türkiye'nin kırsal, kentsel ve farklı coğrafi bölgelerinde yaşayan kadınlarda, menopozal semptomları ve menopoza özgü yaşam kalitesini etkileyen faktörleri inceleyen geniş örneklemli ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Menopoz, Menopozal Semptom, Yaşam kalitesi, Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi, Risk Faktörü
SUBAKROMİAL SIKIŞMA SENDROMUNDA MANUELTERAPİ VE EV EGZERSİZLERİN KARŞILAŞTIRILMASI
Bu çalışma, manuel terapinin subakromiyal sıkışma sendromlu bireylerin ağrı, omuz kas gücü, omuz disabilite, omuz hareket açıklığı ve kol, omuz ve el sorunları üzerindeki etkisinin incelenmesi için gerçekleştirilmiştir. Araştırma 18-65 yaş aralığında 40 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Ev egzersizi grubu ve manuel terapi grubu olarak hastalar randomize (ılk gelen 20. kişiye kadar ki hastalar ev egzersizi grubuna , 20. kişiden sonraki hastalar manuel terapi grubuna alındı.) şekilde 20 şer kişilik iki gruba ayrıldı. Her iki gruba 4 hafta, haftanın 6 günü toplamda 24 seans uygulama yapıldı. Ev egzersizi grubuna ; TENS, hot pack, ultrason ve ev egzersizleri verildi. Manuel terapi grubuna ; TENS, hot pack, ultrason, ev egzersizi ve manuel terapi (scapular mobilizasyon, omuz gliding, myofasial release, glenohumeral mobilizasyonu, akromioklavikular mobilizasyonu) yapıldı. Hastalardan hikaye ve sosyo-demografik öykü alındıktan sonra tedavi öncesi ve sonrası olacak şekilde ; Universal gonyometre ile eklem hareket açıklığı ölçüldü, Vizüel Analog Skalası (VAS) ağrı değerlendirilmesi yapıldı, omuz kuşağı Kas Gücü Değerlendirmesi yapıldı, Kol, Omuz El Sorunları Anketi (DASH) uygulandı. Verilerin analizinde Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi, Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis H Testi kullanıldı. Araştırma sonucunda her ne kadar manuel terapi grubu uygulama öncesi ev egzersizleri grubuna kıyasla daha dezavantajlı durumda olsa da uygulama sonrası daha yüksek düzeyde gelişim gösterdiği için, manuel terapinin ile beraber uygulanan ev egzersizlerin subakromiyal sıkışma sendromlu bireylerin ağrı, omuz disabilite ile kol, omuz ve el sorunlarının azaltılmasında ve omuz kas gücü ile omuz hareket açıklığının arttırılmasında ev egzersizleri grubuna göre daha yüksek derecede etkili olduğu sonucuna varılmıştır.
Sağlıklı yetişkinlerde klinik pilates temelli egzersizlerin esneklik, yaşam kalitesi ve uyku kalitesi üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, sağlıklı erişkinlerde Klinik Pilates temelli egzersizlerin esneklik, yaşam kalitesi ve uyku kalitesi üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmamıza İstanbul Bia Life Studio'ya gelen 18-45 yaş arasındaki 30 sağlıklı birey katılmıştır. Katılımcılara 12 hafta süreyle haftada 1 gün, 60 dakika fizyoterapist eşliğinde Klinik Pilates temelli egzersizler yaptırılmıştır. Kişilerin esnekliğini, yaşam kalitesini ve uyku kalitesini değerlendirmek için yapılan ölçümler egzersiz öncesi ve egzersiz sonrası 12 hafta sonunda tekrarlanmıştır. Kişilerin Klinik Pilates egzersizleri sonrası 12. Haftada ölçülen tüm esneklik parametlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış bulunmuştur (p<0,05). Egzersizler sonunda SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği puanlarında fiziksel rol alt parametre ve sosyal işlevsellik alt parametre haricinde anlamlı iyileşme görülmüştür (p<0,05). Egzersizler sonunda ölçülen Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçek puanlarında istatistiksel olarak anlamlı iyileşme olmuştur (p<0,05). Bu araştırmanın sonucuna göre Klinik Pilates egzersizleri sağlıklı erişkinlerde esnekliği, yaşam kalitesini ve uyku kalitesini arttırmada etkili bir yöntem olarak kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Klinik Pilates, Esneklik, Yaşam Kalitesi, Uyku Kalitesi
Genç erişkinlerde üst trapez kasındaki latent miyofasyal tetik noktaya kinezyobant ve sham kinezyobant uygulamasının akut dönem etkilerinin karşılaştırılması
Günümüz fizik tedavi yöntemlerinden olan kinezyobant; ağrı ve kas spazmını azaltır, dolaşımı destekler ve ödemi azaltır. Ağrıyı azalttığı için ilaç kullanımını da azaltır. Vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizmasının çalışmasına yardımcı olur. Bu tez çalışmasının amacı herhangi bir kas- iskelet rahatsızlığı tanımlamayan sağlıklı genç erişkinlerde üst trapez kasındaki latent miyofasyal tetik noktaya kinezyobant ve sham kinezyobant uygulamasının akut dönem etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Gönüllü 30 katılımcı (15 kız, 15 erkek) belirlendi. Sosyodemografik veri formu, Beck depresyon ölçeği uygulandı. MAS (miyofasial ağrı sendromu) ölçüm kriterlerine göre 1 nokta belirlenip (vücuda uygun kalemle işaretlendi) dijital algometre ile ağrı eşiği ölçüldü (3 kere ölçüldü ve ortalaması alındı). Blok astgeleleştirme yöntemi ile 15 kişiye kinezyobant uygulaması 15 kişiye sham kinezyobant uygulaması yapıldı. Aktif kinezyobant uygulaması fasilitasyon yöntemiyle üst trapez üzerine kas hattı boyunca I şeklinde yapıldı. Sham kineziyobant uygulaması sadece kas üzerine herhangi bir yöntem uygulanmadan sadece kineziyobandın yapıştırılması olarak yapıldı. Gönülllülerden kinezyobantı 24 saat çıkarmaması istendi. 24 saat sonra kinezyobantlar uygun şekilde çıkartıldı. Aynı şartlar sağlanarak, İşaretlenen noktada tekrar ölçüm yapıldı ve sonuçlar not alındı. Aktif kinezyobant ve sham kinezyobant uygulamaları arasında anlamlı farklılıklar kaydedilmedi. Aktif ve sham uygulamaların ağrı eşiklerinde anlamlı düşüş görüldü. Ağrı eşiği ve Beck depresyon ilişkisine bakıldığında anlamlı farklılıklar kaydedilmedi. Anahtar Kelime: Kinesyobant, tetik nokta
Kronik boyun ağrısı olan bireylerde egzersiz programına ek olarak uygulanan konnektif doku masajının ağrı, eklem hareket açıklığı ve yaşam doyumu üzerine etkisi
Kronik boyun ağrısı olan bireylerde egzersiz programına ek olarak uygulanan konnektif doku masajının ağrı, eklem hareket açıklığı ve yaşam doyumu üzerine etkisi araştırmak amacıyla, yaş ortalaması 39,6 olan gönüllü 56 kronik boyun ağrılı kadın ve erkek bireyler çalışmaya dâhil edildi. Çalışmada, ağrı şiddetini değerlendirmek için Visüel Analog Skalası, eklem hareket açıklığını tespit etmek için Gonyometre, boyundaki özürlülüğü sorgulamak için Boyun Özürlülük sorgulama Anketi ve yaşam ile ilgili beklentilerini ölçmek için Yaşam Doyumu Anketi gibi geçerliliği ve güvenirliliği kanıtlanmış olan ölçekler kullanıldı. Bireyler deney grubu ve kontrol grubu olarak iki gruba ayrıldı ve deney grubuna haftada 2 gün fizyoterapist tarafından konnektif doku masajıuygulandı ve izometrik boyun egzersizleri verildi. Konnektif doku masajı toplam 8 seans uygulandı. Kontrol grubuna ise haftada 2 gün fizyoterapist tarafından sadece izometrik boyun egzersizleri verildi. Egzersizler her iki grup içinde 4 hafta boyunca 8 seansı fizyoterapist eşliğinde, kalan 22 gün yapılacak egzersizler ise ev programı olarak verildi. Günde 3 defa 10 tekrarlı yapmaları söylendi. Çalışma aşamasında elde edilen veriler SPSS 24 programı ile analiz edildi. Bulgulara göre tedavi sonrası VAS ölçüm düzeylerinin deney ile kontrol grupları arasındaki farkın %95 güven düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı bir olduğu görülmüştür (p<0,05). Deney grubunda egzersiz grubuna kıyasla ağrıda azalma daha fazlaydı. Tedavi sonrası servikal eklem hareket açıklığı ekstansiyon ölçüm düzeylerinin deney ile kontrol grupları arasındaki farkın %95 güven düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı bir olduğu bulunmuştur (p<0,05). Kontrol grubundaki katılımcıların tedavi sonrası servikal eklem hareket açıklığı ekstansiyon ölçüm düzeylerinin deney grubundaki katılımcılara göre daha yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Diğer ölçüm parametrelerin tedavi sonrasındaki ölçü düzeylerinin gruplar arasındaki farkların anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0.05).
Miyofasyal ağrı sendromu olan bireylerde miyofasyal gevşetme teknikleriyle birlikte sanal gerçeklik temelli denge eğitiminin postüral kontrol ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Miyofasyal ağrı sendromu yaygın olarak görülen kas iskelet sistemi rahatsızlığıdır. Kas üzerindeki gergin bant ve üzerindeki hassas noktalar ile karakterize bir rahatsızlıktır. Ağrı, psikolojik bozukluklar, uyku bozuklukları, eklem hareket açıklığında azalma, kuvvet kayıpları ve denge bozukları görülmekte. Miyofasyal gevşetme tekniği sıklıkla kullanılan, sanal gerçeklik temelli denge eğitimi son zamanlarda yayın olarak kullanılan tedavi yöntemleridir. Bu çalışmada miyofasyal ağrı sendromu olan bireylerde sanal gerçeklik temelli denge eğitiminin postüral kontrol ve yaşam kalitesi üzerine etkinliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza Kilis ilinde yaşayan miyofasyal ağrı sendromu olan bireyler çalışmaya gönüllük esasına göre davet edilmiştir. Miyofasyal ağrı sendromu olan (n=29) kişi çalışmaya katıldı. 1. Gruba 20 dakika miyofasyal gevşetme tekniği ile birlikte, 20 dakika sanal gerçeklik temelli denge rehabilitasyonu uygulandı. 2. Gruba sadece 20 dakika miyofasyal gevşetme tekniği uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise yürüyüş önerildi. 4 hafta boyunca 12 kere eğitim verildi. Toplam 3 kere değerlendirmeye alındı. Ağrı düzeyi Mc Gill Ağrı Anketi ile, yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili ile, uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi ile, psikolojik durum SCL-90 ile değerlendirdi, postüral durumu New york Postür Analizi ile, denge durumu ise Romberg duruş, Tandem duruş, tek ayak üzerinde yumuşak ve sert zeminde göz açık ve kapalı olacak şekilde değerlendirme yapılmıştır. Yaşam kalitesi, ağrı düzeyi, uyku kalitesi ve düzeyleri açısından her iki grupta anlamlı değişikler meydana gelmiştir (p<0,05). Psikolojik durumda grup 1, grup 2 ye göre daha anlamlı değişikler meydana gelmiştir (p<0,05). Postür analizinde grup 1 de omuzun yere paralelliğinde, kalçanın yere paralelliğinde, omuzun protraksiyonunda anlamlı değişikler görülürken, grup 2 de ise sadece omuzun yere paralelliğinde anlamlı değişikler meydana gelmiştir (p<0,05). Denge parametrelerinde grup 1 de Romberg Denge Testi hariç tüm göz kapalı parametrelerde anlamlı değişikler meydana gelmiştir (p<0,05), Romberg skorunda iyileşme görülmüştür. Grup 2 de ise sadece sert zemim sağ ayak üzerindeki değerlendirmelerinde anlamlı değişiklik meydana gelmiştir. Sonuç olarak miyofasyal ağrı sendromu olan bireylerde miyofasyal gevşetme teknikleri birlikte sanal gerçeklik temelli denge eğitiminin postüral kontrol ve yaşam kalitesi üzerinde anlamlı etkileri mevcuttur.
Dinamik nöromüsküler stabilizasyon egzersizlerinin ve pilatesin dinamik denge, fonksiyonel performans ve kor kas dayanıklılığı üzerine etkilerinin karşılaştırılması
DNS egzersizleri ve pilates kor stabilizasyon, denge ve duruş üzerinde etkili olduğu bilinen iki farklı egzersiz yaklaşımı olarak belirtilmiştir. Dns ve pilates egzersizileri hareket verimliliğini optimize etmek, koordinasyon, denge, kas simetrisi üzerine kanıtlanmış etkisi olan yöntemlerdendir. Bu sebeple çalışmamızda dns ve pilates egzersizlerinin dinamik denge, fonksiyonel performans ve kor kas dayanıklılığı üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 20-60 yaş arası çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 30 sağlıklı kadın birey katılmıştır. Pilates grubuna haftada 2 defa 40 dakika 6 hafta süreyle stabilizasyon egzersizleri uygulanmıştır. Dns grubuna ise haftada 2 defa 40 dakika 6 hafta süreyle stabilizasyon egzersizleri uygulanmıştır. Her iki grup için de 1. seanstan önce ve 12. seans sonrası değerlendirmeler yüz yüze yapılmıştır. Bireylerin fonksiyonel performans parametresinin değerlendirilmesinde 6 dakika yürüme testi kullanılmıştır. Dinamik denge değerlendirmesi için Star Excursion Balance (Yıldız Denge Testi) kullanılmıştır. Kor kas dayanıklılığını değerlendirmek için gövde fleksiyon, gövde ekstansiyon ve yan köprü testleri kullanılmıştır. Fonksiyonel performans değerleri açısından dns ve pilates yapan gruplar arasında ilişki olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Dinamik denge ve kor kas dayanıklılığı değerlerine bakıldığında sağ anteriomedial ve gövde fleksiyon sonuçlarında pilates yapan grup dns yapan gruba göre daha yüksek ve anlamlı bir sonuç bulunmuştur (p=0.03). Sonuç olarak dns ve pilates yöntemleri fonksiyonel performans üzerine benzer etkiye sahip iken, pilates yöntemi dinamik denge ve kor kas dayanıklılığını dns yöntemine göre bazı değerlerde daha fazla geliştirmiş. İstatiksel olarak anlamlı sonuçların çıkabilmesi için bu alanda eş zamanlı, daha büyük örneklem ve aynı zaman da daha uzun soluklu çalışmaların ihtiyaç vardır.
Kronik bel ağrılı olgularda miyofasyal gevşetme uygulamasının ağrı, esneklik ve gövde mobilitesi üzerine anlık etkisinin değerlendirilmesi
Çalışmamızda, kronik bel ağrısında miyofasyal gevşetme uygulamasının ağrı, esneklik ve gövde mobilitesi üzerine anlık etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu deneysel çalışmaya, kronik bel ağrısı bulunan 40 hasta katıldı. Katılımcılar randomize kontrollü olarak gruplandırıldı. Ağrı değerlendirmesi için Görsel Analog Skalası uygulandı. Esneklik değerlendirmesi için Otur-Uzan Testi ve Hamstring esnekliği için gonyometrik ölçüm eşliğinde düz bacak kaldırma testi uygulandı. Gövde mobilitesini değerlendirmek için Modifiye Schober Testi uygulandı. Tüm değerlendirmeler deney ve kontrol gruplarına uygulanan uygulamaların anlık etkisini ölçmek için uygulamadan hemen önce ve hemen sonra yapıldı. Aynı gruptaki bireylerin tedavi öncesi ve sonrası değerlendirme verilerinin karşılaştırılması non-parametrik testlerden "Wilcoxen Sum Rank Testi" kullanılarak yapıldı. Her iki grubun tedavi öncesi ve sonrası değerlendirme verilerinin karşılaştırılması non parametrik değerlendirme "Mann-Whitney U Testi" kullanılarak yapıldı. Grup içi karşılaştırmalarda hem deney hem de kontrol grubunda tüm sonuç ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir (p˂0,05). Sonuç ölçümlerinde uygulamalardan sonra uygulama öncesine göre oluşan fark değeri (delta fark) gruplar arası karşılaştırıldığında Otur-Uzan Testi ve Sol düz bacak kaldırma testi anlamlı fark gösterirken (p˂0,05); VAS, Modifiye Schober Testi ve sağ düz bacak kaldırma testi gruplar arası benzerdi (p˃0.05) Kronik bel ağrılı olgularda miyofasyal gevşetme yönteminin ağrı, esneklik ve fonksiyonel mobilite üzerine anlık etkisini incelediğimiz çalışmamızda, tüm sonuç ölçümlerinde olumlu kazanımlar sağladığı belirlenmişti. Ayrıca, myofasial gevşetme uygulamasının klasik masaj uygulamasına göre Otur-Uzan testi ve Sağ Düz Bacak Kaldırma testi değerinde daha fazla iyileşme sağladığı belirlenmiştir.
Kronik inmede etkilenen tarafın yaşam kalitesi ve memnuniyet düzeyine etkisi
Bu çalışmanın amacı inme sonrası hemipleji gelişen hastalarda etkilenen tarafın yaşam kalitesi ve memnuniyet düzeyine etkisini incelemektir.Çalışmayainme sonrası hemipleji gelişmiş30 erkek, 30 kadın alındı. Yaş ortalamaları62,7±14.0yılolan hastaların 29'unda sağ hemipleji, 31'inde ise sol hemipleji mevcuttu. Sosyodemografik ve hastalık özellikleri kayıt edilen hastaların motor iyileşme düzeyleri Brunnstrom Hemipleji İyileşme Evrelemesi ile, fonksiyonel düzeyleri Barthel İndeksi (BI) ile, kognitif düzeyleri Mini Mental Durum Testi (MMSE) ile, yaşam kaliteleri SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ile, memnuniyet düzeyleri SATİS İnme Memnuniyet Anketi ile değerlendirildi. Sağ ve sol hemiplejik hastalar yaş, cins, medeni durum, çalışma durumu, inme sonrası geçen süre, dominant taraf açısından karşılaştırıldıklarında gruplar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Buna karşın sağ hemiplejiklerde eğitim düzeyi daha yüksek (p=0,009), dominant tarafı plejik olan kişi sayısı (p=0,004) ve MMSE puanı 24kesimpuanı altında olan birey sayısı (p=0,001) sol hemiplejiklerden daha fazlaydı. Sağ hemiplejiklerin alt ekstremite Brunnstrom Motor Evreleme düzeyi (p=0,049); MMSE (p=0,001), BI (p=0,005), SF-36 Genel Sağlık Algısı alt kategorisi (p=0,009), SATIS-İnme (p=0,032), puan ortalaması sol hemiplejiklerden daha düşük bulunmuştur. Sonuç olarak bu çalışmada inme sonrası geçen süre uzadıkça memnuniyet düzeyinin düştüğü, ileri yaşta olup motor ve kognitif fonksiyonları kısıtlı kişilerde yaşam kalitesi ve memnuniyetin özellikle azaldığı gözlenmiştir. Sağ hemiplejiklerin genel sağlık algısı ve inme sonrası memnuniyet düzeylerinin daha düşük olduğu ve yine sağ hemiplejiklerde kognitif fonksiyonlar ve günlük yaşam aktivitelerinde kısıtlılığın daha fazla olduğu gözlenmiştir. Anahtar kelime:İnme, hemipleji, yaşam kalitesi, memnuniyet
Adölesan idiyopatik skolyozda schroth egzersizlerinin solunum fonksiyonları üzerine etkisi
Bu araştırma, adölesan idiyopatik skolyoz tanısı ile korse kullanan bireylerde, korse kullanımı ve Schroth egzersizlerinin bireylerin solunum fonksiyonları üzerindeki etkisini ortaya koymak amacıyla Formed Healthcare Skolyoz Korse ve Tedavi Merkezinde takipli 24 olgu ile gerçekleştirildi. Örneklem; Korse grubu ve Korse&Egzersiz grubu olmak üzere ikiye ayrıldı. Olgulara ait demografik ve klinik veriler araştırmacı fizyoterapist tarafından hazırlanan form ile, solunum parametrelerine ilişkin veriler ise spirometre ile literatürde tanımlanan protokoller dikkate alınarak tedavi öncesi ve Korse&Egzersiz tedavisinin 8. haftasında olmak üzere iki aşamada kaydedildi. Verilerin analizinde Statistical Package for Social Science (SPSS) Windows Version 22.0 kullanıldı. Elden edilen verilerin analizinde; Korse&Egzersiz grubunda tedavi sonrası FEV1 parametresinde, tüm olguların analizinde ise FVC parametresinde artış saptandı. Olguların analizinde Lomber Cobb açısı ve VKİ arasında pozitif korelasyon, tedavi sonrası korse giyme süresi ve FVC arasında negatif korelasyon; korse giyme süresi ve FEV1 parametresi arasında negatif korelasyon olduğu tespit edildi (p < 0,05). Elde edilen veriler sonucu; kısa dönemde Schroth egzersizlerinin FEV1 üzerine olumlu katkısnın olduğu ve kısa dönemde asimetrik korse kullanımının AİS'li olgularda solunum parametrelerini olumsuz etkilemediği saptandı.
Unilateral transtibial amputasyonu olan bireylerde farklı aktivitelerde alt ekstremite kinematiklerinin incelenmesi
Çalışmanın amacı unilateral transtibial amputasyonu olan bireylerde alt ekstremite yürüyüş kinematiklerini günlük hayattaki çevresel koşullara benzer ortamlarda incelemekti. Çalışmaya 10 transtibial ampute ve kontrol grubu olarak 10 sağlıklı birey dahil edildi. Bireylerden düz zeminde ve hareketli zeminde rahat oldukları hızlarda yürümeleri, hareketli zeminde hızlı ve yavaş yürümeleri, rampa çıkmaları ve rampa inmeleri, stabil olmayan bir zemin üzerinde yürümeleri ve merdiven inip çıkmaları istendi. Tüm yürüyüşlerde ve merdiven inme çıkma esnasında alt ekstremite kinematik verileri üç boyutlu hareket analiz sistemi ile değerlendirildi. Bireyler demografik ve antropometrik özellikler bakımından benzerdi. Toplanan veriler farklı zeminlerde (sabit, hareketli ve stabil olmayan) yürüyüş, farklı hızlarda yürüyüş, farklı eğimlerde yürüyüş ve merdiven inme-çıkma aktivitesi olarak dört başlıkta incelendi. Bu dört başlıkta koşullar arası ve ekstremiteler arası karşılaştırmalar analiz edildi. Çalışmanın sonucunda tüm koşullarda alt ekstremite açısal kinematiklerinde ve yürüyüşün zaman-mesafe parametrelerinde farklar bulundu (p<0,05). Elde edilen veriler ve literatürdeki geçmiş çalışmalarda elde edilen sonuçlar ışığında ampute rehabilitasyon programına alınması planlanan bireylerde yürüyüş analizlerinin bireylerin yaşadıkları ortamdaki koşullara benzer ortamlarda yapılması, simetrik yürüyüş eğitiminin bu koşullar altında da verilmesi, eğitim programı planlanırken, modifiye edilirken ve sonlandırılırken yürüyüş analizi yapılması gerektiği düşünülmektedir.
Adölesan idiyopatik skolyozda gövde duyusu, kas enduransı, kas kuvveti ve dengenin incelenmesi
Bu çalışma, Adölesan İdiyopatik Skolyozu (AİS) olan bireylerin gövde duyusu (hafif dokunma, vibrasyon ve iki nokta ayrımı), kas enduransı, kas kuvveti ve dengesini; benzer yaş ve cinsiyete sahip sağlıklı bireylerle karşılaştırmak amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya yaş ortalaması 14,52 ± 2,53 yıl olan 35 AİS'li birey ile yaş ortalaması 14,13 ± 2,65 olan 35 sağlıklı birey alınmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik ve fiziksel özellikleri kaydedilmiştir. Kontrol grubundaki bireylerin gövde duyu değerlendirmeleri yapılırken, T12 ve L5 vertebraları; AİS grubundaki bireylerin, tek ana eğrisi varsa apeksin olduğu vertebra, iki ana eğrisi varsa iki apeksin de olduğu vertebralar referans noktaları olarak belirlenmiştir. Hafif dokunma, vibrasyon ve iki nokta diskriminasyonu duyuları sırasıyla Semmes-Weinstein Monofilamet Kiti, 128 Hertz frekanslı diyapazon ve esteziyometre ile değerlendirilmiştir. Gövde kas enduransını incelemek için Biering-Sorenson ve Kraus-Weber testleri kullanılmıştır. Gövde kas kuvveti manuel kas testi ile ölçülmüştür. Fullerton Gelişmiş Denge Ölçeği ile denge değerlendirilmiştir. AİS'li bireylerin ortoröntgenogram sonuçlarına göre ortalama Cobb açısı ortalama 35,12° ± 8,93° olarak bulunmuştur. AİS grubu ile sağlıklı bireyler karşılaştırıldığında iki grup arasında gövde duyusunda (hafif dokunma, vibrasyon ile iki nokta ayırımı) istatistiksel olarak fark bulunmuştur (sırasıyla p1<0,001, p2=0,015 ve p3=0,001; p<0,05). Gövde kas enduransı kontrol grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,001). Gövde kas kuvveti sırt ekstansörleri dışında (p=0,538; p>0,05), anterior, lateral ve oblik gövde fleksör kas grubunda sağlıklı bireyler lehine istatistiksel anlamda farklılık göstermiştir (sırasıyla p1<0,001, p2=0,003 ve p3=0,028; p<0,05). Denge, kontrol grubu lehine anlamlı bir fark göstermiştir (p<0,001). Bu bulgular sonucunda AİS'li bireylerin somatosensoriyel eksikliği olduğu, gövde kas enduransının ve kuvvetinin azaldığı ve denge kaybı yaşadığı sonucuna varılmıştır.
ICF temelli ampute mobilite ölçeği geliştirilmesi, geçerlilik ve güvenilirliği
Çalışmanın amacı ICF Temelli Ampute Mobilite Ölçeği (ITAMÖ) geliştirilmesi ve geçerlilik ve güvenilirliğinin araştırılmasıydı. Ölçek 2 turlu Delfi yöntemiyle geliştirildi. Ölçeğin soruları İşlevsellik Yeti Yitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması göz önünde bulundurularak hazırlandı. Taslak soruların ölçekte yer almasına protez alanında çalışan farklı profesyonellerin görüşleri doğrultusunda karar verildi. ITAMÖ 0.94 Kapsam Geçerlilik İndeksi ile istatistiksel olarak anlamlıydı. ITAMÖ'nün test-tekrar test güvenirliği ve uyum geçerliliği 70 hasta üzerinde (47 transtibial, 18 transfemoral, 5 Syme) belirlendi. Katılımcılara uygulanan ölçeğin sonuçları analiz edildiğinde ölçeğin farklı fonksiyonel seviyeleri değerlendiren 16 sorunun yapı geçerliliği sağlandı. ITAMÖ'nün maddelerinin iç tutarlığı 0,93 Cronbach's Alpha katsayısı ile yüksek değerdeydi. Ölçek 0,99 Sınıf İçi Korelasyon Katsayısı ile mükemmel test-tekrar test güvenilirliğe sahipti. ITAMÖ'nün uyum geçerliliğinin belirlenmesinde, ITAMÖ puanı ile ampute mobilite değerlendirmesinde geçerli güvenilir olan Lokomotor Kapasite İndeksi (LKİ), Ampute Mobilite Göstergesi (AMG), Rivermead Mobilite İndeksi (RMİ), 2 Dakika Yürüme Testi (2DYT) ve Zamanlı Kalk Yürü Testi(ZKYT) verileri ile ilişkileri analiz edildi. ITAMÖ ile sırasıyla LKİ (r=-0,75) negatif yönlü mükemmel, 2DYT (r=-0,60), RMİ (r=-0,64), AMG (r=-54) negatif yönlü iyi ve ZKYT (r=0,51) pozitif yönlü iyi derecede korelasyon olduğu belirlendi. Bu sonuçlar ile çalışmamız kapsamında geliştirilen ITAMÖ'nin, alt ekstremite amputelerinin mobilitelerini değerlendirebilecek ve tekrarlı ölçümler için uygun ölçek olduğu belirlendi. ITAMÖ hastanın mobilite düzeyindeki gelişimi göstermesinin yanı sıra rehabilitasyon ve protez uygulamalarına karar verme noktasında alanda çalışanlara yol gösterici olacağı görülmektedir. Ayrıca bu ölçeğin uygulaması kolay ve düşük maliyetli olduğu ve fonksiyonel seviyesi düşük düzeyde olan amputelerle birlikte fonksiyonel seviyesi yüksek olan amputeleri de değerlendirmek için uygun bir ölçek olduğu düşünülmektedir.
Halluks valgusu olan bireylerde plantar duyu eğitiminin ağrı, ayak postürü, fonksiyonel aktiviteler, yürüme ve denge parametreleri üzerine etkisinin incelenmesi
Çalışmanın amacı, halluks valguslu (HV) hastalarda plantar duyu eğitiminin halluks valgus açısı, ağrı, ayak postürü, fonksiyonel aktiviteler, yürüme ve denge parametreleri üzerine etkisinin incelenmesi olarak belirlendi. Dahil edilme kriterlerini karşılayan toplam 30 hafif ve orta şiddette HV'lu kadın çalışmaya dahil edildi. Katılımcılar, tabakalı randomizasyon kullanılarak çalışma ve kontrol grubu olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların demografik bilgileri kaydedildikten sonra halluks valgus açısı, universal gonyometre ile; ağrı şiddeti, Vizüel Analog Skalası (VAS) ile; ayak postürü, ayak postür indeksi ile; ayak fonksiyonu, Amerikan Ortopedik Cerrahları Ayak ve Ayak Bileği Derneği (AOFAS)-ön ayak skalası ve Nil Çok Boyutlu Halluks Valgus Derecelendirme Ölçeği ile; hafif dokunma duyuları, Semmes-Weinstein Monofilament Testi (SWMT) ile; alt ekstremite fonksiyonelliği, alt ekstremite fonksiyonellik skalası ile; yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri GAITRite® bilgisayarlı yürüme yolu (CIR System INC. Clifton, NJ 07012) ile ve postüral salınım ve stabilite sınırı, Bertec Balance Check Screener (Force plate AM, Bertec, Columbus, OH) ile değerlendirildi. Kontrol grubu standart tedavi programına alınırken çalışma grubuna ek olarak plantar duyu eğitimi uygulandı. Altı haftalık rehabilitasyon programı sonucunda her iki grupta halluks valgus açısı, ağrı şiddeti, ayak postürü, ayak fonksiyonu, alt ekstremite fonksiyonelliğinde iyileşme olduğu görüldü (p<0,05). Çalışma grubunda ek olarak arkaya salınım sınırı, adım uzunluğu ve sallanma fazı yüzdesinin arttığı, duruş fazı yüzdesinin azaldığı, lateral orta ayak ve beşinci parmak duyusunun geliştiği belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak, hafif ve orta şiddette HV'lu hastalarda 6 haftalık konservatif tedavinin semptomları azalttığı, ek olarak uygulanan plantar duyu eğitiminin plantar hafif dokunma duyusunu geliştirdiği görüldü. HV'lu hastaların rehabilitasyon programına plantar duyu eğitiminin eklenmesi önerildi.
Okul çağındaki duchenne musküler distrofi'li çocukların fiziksel aktivite düzeyi ve katılımı üzerindeki aile etkisinin incelenmesi
Bu çalışma yürüyebilen okul çağındaki Duchenne Musküler Distrofi (DMD)'li çocukların fiziksel aktivite (FA) düzeyi ve katılımı üzerindeki aile etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Bu amaçla Brooke Alt Ekstremite Fonksiyonel Sınıflandırması (BAEFS)'na göre Seviye 1-4 arasında olan 8-18 yaş aralığındaki 30 DMD'li çocuk çalışmaya dahil edildi. Katılımcıların demografik bilgileri ve hastalığa ait ayrıntılı bilgileri kaydedildi. Ailelerin FA düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (IPAQ-SF); çocukların FA düzeyi Çocuklar İçin Fiziksel Aktivite Anketi (PAQ-C) ve pedometre, katılımı Pediatrik Veri Toplama Aracı (PVTA) ve aile etkisi Çocukların Fiziksel Aktivite İlişkileri (CPAC) Anketi ile değerlendirildi. Ek olarak çocukların FA ilgisi Çocuğun Fiziksel Aktiviteye İlgisi (CAPA) Anketi ile değerlendirildi. Değerlendirme sonuçlarının istatistiksel analizinde SPSS 25 programı kullanıldı. Katılımcı çocukların yaş ortalamaları 8,70±0,84 olarak bulundu. CPAC Anketi "Aile Etkisi" alt boyutu ile PAQ-C (r=0,582), CAPA (r=0,432) ve PVTA (r=0,372) arasında pozitif yönde, düşük orta-orta kuvvette, istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,05). Annelerin IPAQ-SF ile elde edilen FA düzeyleri ile PAQ-C (r=0,526) arasında pozitif yönde, orta kuvvette istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0,01). Çalışma sonuçları DMD'li çocukların FA düzeylerini geliştirmede, fiziksel aktiviteye olan ilgilerini ve katılımlarını arttırmada ailenin özellikle de birincil bakım veren olan annenin fiziksel olarak aktif bir rol model olmasının, fiziksel aktiviteye yönelik destek ve teşvikte bulunmasının önemli bir etken olabildiğini göstermektedir.
Multiple sklerozlu hastalarda teknoloji destekli görev odaklı eğitim ve telerehabilitasyonun etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma, Multiple Skleroz hastalarında teknoloji destekli görev odaklı eğitim ve mobil uygulama kullanılarak uygulanan telerehabilitasyonun; gövde, denge, ataksi semptomları, yorgunluk, fonksiyonel mobilite, yürüme, üst ekstremite fonksiyonları, yaşam kalitesi, katılım ve fonksiyonel aktivite kinematikleri üzerine olan etkilerini karşılaştırmalı olarak araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya dâhil edilen 34 hasta randomize olarak iki gruba ayrıldı. Her iki gruptaki hastalar 8 hafta, haftada 3 gün, günde 60 dakika tedaviye alındı. Birinci gruba görev odaklı eğitim istasyonlar halinde uygulandı. Hastalar her istasyonda, 5 dakika egzersiz ve 1 dakikalık dinlenme periyotları halinde aktivite eğitimi aldı. Eğitim kapsamında 10 farklı aktivite kullanıldı. Aktivite istasyonlarının son üçü sanal gerçeklik oyunları ile uygulandı. İkinci gruba araştırmaya özgü geliştirilen mobil uygulama aracılığıyla videolar gönderilerek egzersiz yaptırıldı. Her iki grup için egzersizlerin zorluk seviyesi modifiye borg ölçeğine göre 3-5 olacak şekilde ayarlandı. Gövde, Gövde Bozukluk Ölçeği; denge, Berg Denge Ölçeği; ataksi semptomları, Uluslararası Kooperatif Ataksi Oranlama Ölçeği; yorgunluk, Yorgunluk Şiddet Ölçeği; fonksiyonel mobilite, Zamanlı Kalk Yürü Testi; yürüme, 12 Maddeli Multiple Skleroz Yürüme Ölçeği, üst ekstremite becerileri, Abilhand ve Minnesota testleri; yaşam kalitesi ve katılım, Multiple Skleroz Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Amaca Ulaşma Ölçeği; fonksiyonel aktivite kinematikleri ise 10 günlük yaşam aktivitesinde XSens MVN Awinda sensörler kullanılarak kör bir değerlendirici tarafından değerlendirildi. Çalışmayı 32 hasta tamamladı. Grupların yaş ortalamaları görev odaklı eğitim (T-GOE) grubunda 38,7+5,5 olarak, telerehabilitasyon (TR) grubunda 36±8,19 olarak bulundu. Grupların bütün klinik değerlendirmelerinde başlangıç değerleri benzerdi (p>0,05). T-GOE grubunda tedavi öncesi ve sonrası karşılaştırmalarda hastaların gövde, denge, ataksi semptomları, fonksiyonel mobilite, yürüme, üst ekstremite fonksiyonları, yaşam kalitesi ve katılım parametrelerinde gelişme görüldü (p<0,05). TR grubunda ise; gövde, denge, ataksi semptomları, fonksiyonel mobilite, üst ekstremite fonksiyonları, yaşam kalitesi ve katılım parametrelerinde gelişme görüldü (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmalarda T-GOE'nin kinetik fonksiyonlar, gövdenin dinamik dengesi, mental ve bilişsel sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi ve tedavi sonrası amaca ulaşma düzeyini geliştirmede TR'ye kıyasla daha etkili olduğu görüldü (p<0,05). Alt ekstremiteye ve gövdeye yönelik kinematik değişkenler de T-GOE grubu lehine görülen klinik değerlendirmelerle benzer sonuçlara sahipti (p<0,05). Çalışmamızın sonuçları fizyoterapi yaklaşımlarına teknoloji entegrasyonunun Multiple Skleroz hastalarının yürüyüş, denge, üst ekstremite becerileri, fonksiyonel mobilite, yaşam kalitesi, katılım ve fonksiyonel aktivite kinematikleri bakımından olumlu etkilere sebep olduğunu gösterdi.
Prostatektomi sonrası üriner inkontinans semptomu olan bireylerde farklı konservatif tedavi protokollerinin etkinliğinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, radikal prostatektomi sonrası üriner inkontinans (Üİ) şikâyeti olan bireylerde Knack manevrası ve yaşam tarzı önerileri (YTÖ) eğitimlerinin pelvik taban kas eğitimi (PTKE)'ne ilave etkilerini randomize kontollü dizaynda ortaya koymaktı. Çalışmaya prostatektomi sonrası Üİ şikâyeti olan 66 birey dahil edildi. Bireyler randomize olarak Grup 1 (Knack manevrası ve YTÖ ile birlikte PTKE), Grup 2 (Knack manevrası ile birlikte PTKE) veya Grup 3 (tek başına PTKE)'e atandı. 8 haftalık çalışma sürecinde bireyler başlangıçta, 4. hafta sonunda ve 8. hafta sonunda değerlendirildi. Primer sonuç ölçümü olan subjektif inkontinans ciddiyeti ve inkontinansın genel yaşam kalitesi üzerine etkisi Uluslararası İnkontinans Konsültasyon Anketi-Kısa Form ile değerlendirildi. Sekonder sonuç ölçümleri olarak objektif inkontinans şiddeti 1 saatlik ped testi ile, inkontinansın yaşam kalitesinin alt boyutları üzerine etkisi King Sağlık Anketi ile, bireylerin semptom ciddiyeti algısı "Hasta Global Ciddiyet Algısı Skalası" ile ve iyileşme algısı "Hasta Global İyileşme Algısı Skalası" ile değerlendirildi. Çalışma sonunda, yaşam kalitesinin "genel sağlık algısı", "kişisel ilişkiler" ve "ciddiyet ölçümleri" alt boyutları dışındaki tüm sonuç ölçümlerinin tüm gruplarda zaman içerisinde istatistiksel açıdan anlamlı değişim gösterdiği tespit edildi (p0,001). Grup içi değişimler gruplar arası karşılaştırıldığında, PTKE'ye Knack manevrası ve yaşam tarzı önerileri eklenmesi tüm sonuç ölçümleri açısından daha yüksek iyileşmeler açığa çıkardı (p0,001). Bunun yanı sıra YTÖ olmaksızın PTKE'ye sadece Knack manevrası eğitiminin eklenmesi de tek başına PTKE'ye kıyasla çeşitli sonuç ölçümü parametreleri (subjektif inkontinans şiddeti ve genel yaşam kalitesi düzeyi, inkontinans etkisi, Üİ ciddiyet algısı) açısından üstünlük gösterdi. Bu çalışmanın sonucunda, prostatektomi sonrası Üİ tedavisinde PTKE'ye Knack manevrası ve YTÖ eklenmesi ile kısa dönemde daha iyi sonuçlar elde edildiği tespit edildi. Prostatektomi sonrası Üİ yönetiminde konservatif yaklaşımlara uyumu uzun dönemde devam ettirerek etkileri ortaya koyan takipli ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.