
189
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Tekirdağ koşullarında sorgum-sudan otu (Sorghum bicolor-Sorghum sudanense) su–verim ilişkileri
Sorgum-Sudan otu (Sorghum bicolor-Sorghum sudanence)'nun su-verim ilişkilerinin belirlenmesi amacıyla yapılan bu araştırma 2018-2019 yıllarında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi deneme alanında (40°59' K - 27°34' D; 20 m) yürütülmüştür. Sorgum Sudan otu melezi tohumu kullanılarak tesadüf parselleri deneme desenine göre üç tekerrürlü planlanan araştırmada, bitki boyları ortalama 95-105 cm'ye ulaştığında biçimi takiben sekiz farklı sulama konusu yer almıştır. Bunlar kimi biçimleri takiben sulanan ve sulanmayan ile tüm biçimleri takiben sulanan ve susuz konular olmuştur. Araştırma sonuçlarına göre en fazla yaş ot verimi, tüm biçimleri takiben sulanan (III) ve ilk iki biçimi takiben sulanan (II0) konulardan sırasıyla 5,03 ve 5,02 t da-1 elde edilmiştir. İlk biçimi takiben sulamanın verim artışında önemli etkisi olmakla birlikte, en yüksek verimi alabilmek için ilk iki biçimi takiben sulamanın yeterli olacağı, tek başına ikinci veya üçüncü biçimi takiben sulamaların verim artışında etkili olmadığı, üçüncü biçimi takiben sulamaya ise gerek olmadığı görülmüştür. Bir tek sulama yapılması gerekiyorsa bunun ilk biçimi takiben yapılması önerilmektedir. Konulardan elde edilen mevsimlik su tüketimi ile yeşil ot verimi arasında 0,01 düzeyinde önemli Y = 5,06 ET + 2043,3 eşitliği ile tanımlanan ilişki bulunmuştur. Yine toplam büyüme mevsimi için, bitki su tüketimi ile yaş ot verimi arasında su-verim ilişkisi faktörü (ky) 0,66 olarak hesaplanmıştır. Anahtar kelimeler: Sorgum-Sudan otu, bitki su tüketimi, sulama, su kullanım fonksiyonu, su-verim ilişkisi faktörü, Trakya Bölgesi
Deneysel amaçlı prototip bir biyogaz reaktörünün imalatı ve farklı biyokütle karışımları ve ortamlarda performansının değerlendirilmesi
Bu çalışmada, biyogaz üretiminin kontrollü koşullarda yapılması amacıyla deneysel amaçlı laboratuvar tipi bir biyogaz reaktörü tasarlanmış ve imal edilmiştir. Bu reaktörde sindirim işlemi sırasında ortam sıcaklığı ve pH kontrol edilmektedir. Ayrıca, mikroorganizmaların homojen dağılımını sağlamak amacıyla kontrollü karıştırma işlemi de yapılmaktadır. Hazırlanan farklı biyokütle karışımları (sığır gübresi, yosun, peynir altı suyu), farklı sindirici sıcaklıklarında (30o, 35o, 40o ve 45o) farklı katı madde oranları ve farklı karışım oranlarında aneorobik sindirime tabi tutulmuş ve elde edilen biyogazın bileşimi saptanmıştır. Sindirim süresince tüm veriler bilgisayar ortamında kayıt altına alınmıştır. Gaz bileşiminin saptanmasında Biyosistem Mühendisliği Laboratuvarında bulunan Gaz Kromotografi cihazından yararlanılmıştır. Denemeler sonucunda en yüksek biyogaz üretimi 276,04 mL/gKM ile kuru madde oranı %12, karışım oranı 30:20:50 ve sindirim sıcaklığı 45 0C olan 23 numaralı örnekte elde edilmiştir. Yapılan denemeler sonucu elde edilen biyogazın biyometan (CH4) içeriği %51,0 ile %59,7 arasında değişmektedir. Düşük biyogaz üretimine karşın en yüksek biyometan (CH4) verimi, %59,7 ile kuru madde oranı %10, 50:30:20 karışım oranı ve sindirim sıcaklığı 30 0C olan 1 numaralı örnekte bulunmuştur.
Spor tesislerindeki çim alanlarında kullanılan tarım alet ve makinelerinin işletme parametrelerinin saptanması
Bu çalışmada, spor alanlarındaki özellikle futbol sahalarındaki, çim alanların bakımında kullanılan elet ve makineler ile uygulanan yöntemlerin saptanması amaçlanmıştır. Bu alanlar, üzerinde sürekli hareket edilen alanlardır. Bu nedenle futbol sahalarındaki çimlerde daha fazla yıpranma meydana gelmektedir. Sürekli bakım gerektiren bu alanlarda uygun alet ve ekipmanların kullanılması ancak tecrübeli ve bilgili personellerle sağlanabilmektedir. Araştırmada, belirlenen standartlara sahip 13 spor tesisinde kullanılan alet ve makinelerin performansları belirlenmiştir. Bu tesislerin 3 tanesi İstanbul, diğerleri Trabzon, Antalya, Alanya, Gaziantep, Malatya, Rize, Ankara, Konya ve Kayseri illerinde bulunmaktadır. Kullanılan makinelerin büyük çoğunluğunun ithal edildiği ve birkaç firmanın tekelinde olduğu görülmüştür. Ayrıca, bu tesislerin çoğunda yeterli bilgi ve birikime sahip elemanların çalışmadığı da tespit edilmiştir. Yüz yüze yapılan görüşmelerde yetkililere spor tesislerindeki çim alanların bakımı ve yönetimi için uzman personellerin istihdam edilmesi önerilmiştir. Tesislerin hemen hepsinde çim biçme makinesi, kök havalandırma makinesi, kumlama makinesi ve çim tırmığı bulunmaktadır. Alet ekipman parkı en fazla olan tesisler Sivas, Trabzon, Rize ve Kayseri'de bulunan tesislerdir. En az alet ve ekipman ise Alanya spor tesisindedir. Kullanılan makineler içinde en yüksek iş kapasitesi 120 da/h ile gübre serpme makinesinde, en düşük iş kapasitesi 4,3 da/h ile kendi yürür çim biçme makinesinde ölçülmüştür. Yakıt tüketimi en fazla kök havalandırma ve çekilir tip çim biçme (3,25 l/da) makinelerinde bulunmuştur.
Yağmurlama sulama yöntemiyle sulanan serin ve sıcak iklim çimlerinde su kısıtı
Bu çalışma, yağmurlama sulama yöntemi ile sulanan serin ve sıcak iklim çim türlerinin kısıtlı sulama koşullarında bitkinin gelişim ve kalitesi üzerine olan etkilerini belirlenmek amacıyla, Tekirdağ-İstanbul il sınırında Gümüşyaka Mahallesi'nde yer alan Silivri Belediyesi'ne ait Tarımsal Üretim ve Araştırma Merkezi (TÜRAM) deneme alanında, 2019 yılı yaz döneminde yürütülmüştür. Araştırmada, iki ayrı çim tipi için (K: Serin iklim çim türleri karışımı ve B: Sıcak iklim çimi) üç farklı sulama düzeyi, tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme deseninde, üç tekrarlı olarak denenmiştir. Deneme sonuçlarına göre, kurak geçen yaz sezonu nedeniyle Temmuz sonu itibariyle kurumaya başlayan serin iklim çimlerinde farklı sulama konularına uygulanan sulama suyu miktarları 101,4 mm - 303,9 mm; toplam bitki su tüketimi değerleri 217,7 mm ile 391,5 mm; günlük bitki su tüketimleri ise 2,4 mm/gün ile 4,3 mm/gün arasında değişmiştir. Anılan değerler, deneme süresi boyunca yeşil kalmayı başaran sıcak iklim çiminde (Bermudagrass) sırasıyla 203,6 mm - 591,6 mm; 328,4 mm - 593,9 mm; 2,1 mm/gün ile 3,9 mm/gün arasında değişmiştir. Her iki çim tipinin de yeşil kalabildiği 3 aylık (Mayıs-Haziran-Temmuz) dönemde toplam bitki su tüketimi serin iklim çim karışımında, sıcak iklim çimine göre %11 oranında daha fazla olmuştur. Benzer değerlendirme günlük bitki su tüketimleri açısından yapıldığında, serin iklim çimlerinde, sıcak iklim çimine göre %10-14 oranında daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Deneme konularına göre hesaplanan bitki su stres indeksi (CWSI) değerlerinin ortalaması, serin iklim çimlerinde 0,57-0,66 sıcak iklim çiminde ise 0,52-0,66 arasında değişmiş, sulama öncesindeki ortalama CWSI değerleri ise serin iklim çimlerinde 0,68-0,79, sıcak iklim çiminde ise 0,69-0,79 olarak bulunmuştur. Çim türlerinde sulama düzeylerine bağlı olarak vejetasyon yüksekliği, yeşil ot verimi, kuru ot verimi, yoğunluk, renk ve kalite özelliklerinde meydana gelen değişimler yaz sezonu boyunca izlenmiştir. Yöre koşullarında sulama suyu miktarı, kalite unsurları, sulama suyu kullanım randımanı ve sulama randımanı birlikte değerlendirildiğinde, denenen sulama programlarının hiçbirinin serin iklim çim karışımı için yeterli olmadığı belirlenmiştir. Sıcak iklim çim çeşidinde ise sulama konularının tamamı bitki gelişimi ve kalitesi için asgari koşulları sağlamasına karşın yukarıda belirtilen parametreler dikkate alınarak 1/3 oranında su tasarrufu yapılan S2 konusu önerilmiştir. Her iki çim türü için su tüketimi tahmininde referens bitki su tüketimi eşitliklerinin kullanılması durumunda en iyi tahmin eşitliğinin Jensen Haise yöntemi (J-H) olduğu saptanmış ve bu yönteme ilişkin bitki katsayısı eğrileri oluşturulmuştur.
Porsuk çayı havzasında iklim değişikliğinin kuraklığa ve buğday verimine etkisinin belirlenmesi
Tarımı etkileyen başlıca iklim olayı kuraklıktır. Bu çalışmada da; iklim ve kuraklığın tarıma etkisi, havza içerisinde detaylı analiz edilmesi açısından önemlidir. Çalışmanın amacı; Porsuk Çayı Havzası'nda iklim değişikliğinin tarımsal, meteorolojik ve hidrolojik kuraklık ile buğday verimine etkisinin belirlenmesidir. Bu tezde Porsuk Çayı Havzasında; geçmişteki (1970-2018) ve HadGEM2-ES küresel iklim modelinin iyimser (RCP4.5) ve kötümser (RCP8.5) senaryolara göre üretilmiş gelecekteki (2018-2100) iklim verileri kullanılarak; Standart Yağış İndisi (SYİ), Standart Akış İndisi (SAİ), Palmer Kuraklık Şiddeti İndisi (PKŞİ) ve WOFOST modeli yardımıyla kuraklık analizleri ve buğday verim analizleri yapılmıştır. Havzanın kurak bir bölgede yer aldığı anlaşılmışken; geçmişte özellikle hidrolojik ve tarımsal kuraklıkların hakim olduğu, meteorolojik açıdan normal bir iklimin hüküm sürdüğü tespit edilmiştir. Tarımsal açıdan kuraklığın şiddetli yaşandığı bölgeler sırasıyla; Odunpazarı, Alpu ve Tepebaşı şeklindedir. Geçmişte; 1981, 1986, 1989, 2008, 2013, 2015, 2018 yıllarının kurak geçtiği belirlenmiştir. Gelecekte; en kurak yılların 2056, 2058, 2069, 2070, 2089, 2096 yılları olması beklenirken; en sulak yılın 2021 olması beklenmektedir. Porsuk Çayı havzası gelecekte; meteorolojik açıdan kuraklaşma, hidrolojik açıdan ise sulaklaşma eğilimindedir. Tarımsal açıdan ise; zaman geçtikçe kuraklaşma potansiyeli mevcut olsa da, normal bir iklimin hakim olacağı tespit edilmiştir. Gelecekte hidrolojik açıdan en kurak yer Odunpazarı'dır. Porsuk Çayı havzasında, gözlenen ve WOFOST modeliyle tahminlenen buğday biyokütlesi değerleri arasında; 2016 yılı için + %23,8'lik fark ve 2017 yılı için + %1,2'lik bir fark tespit edilmiştir (2017 değerleri>2016 değerleri ve tahminlenen>gözlenen). Havzadaki iyimser senaryo sonuçlarına göre, yakın gelecekte (2020-2045) %0,73'lük buğday verim artışı beklenmektedir. Bunun dışındaki tüm dönemlerde, buğday verimlerinde (%0.43-1.5 arasında) azalma gerçekleşeceği tahminlenmektedir. Havzadaki iklim değişikliği; referans (1970-2000) dönemle kıyaslandığında, gelecekte sıcaklık ve yağış artışları şeklinde olacaktır. Sonuç olarak; WOFOST, gözlenen değerlerden daha büyük buğday verimleri tahminlemeye eğilimli olsa da, modelin gelecekteki buğday verimini tahminlemede güvenle kullanılabileceği düşünülmektedir. Bu çalışma sonucunda; karar vericilerin kullanması için, kuraklık periyotları ve bitki verim tahminleme ile ilgili önemli veriler üretilmiştir. Bu sayede; bölgede, kuraklık riski altındaki alan ve zamanlarda buğday tarımının planlanması, verim kayıplarının azaltılmasına yardımcı olacaktır.
Fındık kabuğu külünün puzolan malzeme olarak kullanılması ile üretilen betonun tarımsal yapılarda kullanılabilirliğinin araştırılması
Dünyanın fındık üretiminin yaklaşık %70'ine sahip olan ülkemizde fındık üretimi sonrasında atık olarak büyük miktarda kabuk ortaya çıkmaktadır. Bu kabuklar ısı enerjisi üretmek amacıyla direk yakılarak değerlendirilmekte olup, daha yüksek ısı eldesi için briketlenerek de yakılabilmektedir. Her iki kullanım sonucunda tarımsal kaynaklı bir atık değerlendirilse de yanma sonucunda ortaya çıkan kül yeni bir atığı oluşturmaktadır. Uçucu küller gibi fındık kabuğu külleri de içerdikleri yüksek miktardaki silis nedeniyle puzolanik özellik göstermekte ve bu nedenle inşaat sektöründe özellikle beton üretiminde bağlayıcı ile yer değiştirmeli olarak kullanılabilecektir. Bu çalışmada tarımsal bir atık olan fındık kabuğu ve fındık kabuğu briketinin yakılması ile oluşan külün puzolan malzeme olarak beton üretiminde kullanılabilirliğinin araştırılması ve bu betonların tarımsal yapılar açısından yeterliliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, beton üretiminde çimento ile %5, 10, 15 ve 20 oranlarında yer değiştirmeli olarak fındık kabuğu külü ve fındık kabuğu briket külü kullanılmıştır. Farklı oranlarda kül kullanılarak üretilen beton örneklerinin taze beton ve sertleşmiş beton özellikleri farklı kür süreleri için birim ağırlık ve hava içeriği; sertleşmiş beton özellikleri olarak farklı kür süreleri için birim ağırlık, basınç dayanımı, yarmada çekme dayanımı, su emme oranı, dinamik elastisite modülü, donma-çözülme deneyi, permeabilite, ses geçiş hızı ve ısı iletkenlik deneyleri yapılmıştır. Ayrıca her katkı oranı için SEM görüntüleri çekilmiş ve mikro yapıları incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre karışıma giren kül miktarına bağlı olarak beton örneklerinin birim ağırlıkları her iki kül için de azalmıştır. Fındık kabuğu külü için birim ağırlıklardaki bu azalma karışımdaki kül oranına bağlı olarak %4 ile %13,67 arasında, fındık kabuğu briket külü için ise %5,30 ile %14,93 arasında değişmiştir. Çimento ile yer değiştirmeli olarak kullanılan her iki fındık kabuğu külü kullanımı için de basınç dayanımları kür süresi ile doğru orantılı olarak artmıştır. Ancak karışıma giren kül miktarlarına bağlı olarak basınç dayanımları azalmış ve bu azalma fındık kabuğu külü için 33,20 MPa'dan 27,47 MPa'ya, fındık kabuğu briket külü için ise 33,20 MPa'dan 26,10 MPa'ya düşmüştür. Üretilen beton örneklerinin ısı yalıtım özelliklerinin kül oranıyla arttığı ve %20 fındık kabuğu külü katkılı örneklerde %33, briket külünde ise %39 oranında iyileşme sağlandığı belirlenmiştir. Sonuç olarak %10' kadar fındık kabuğu külü ve %5'e kadar fındık kabuğu briket külünün puzolan malzeme olarak kullanılması ile üretilen betonlar C25 beton sınıfındadır. Bu betonların tarımsal yapılarda yalıtımı arttırmak, yapı elemanlarının ağırlığını azaltmak ve yapı maliyetini düşürmek amacı ile taşıyıcı, bölme elemanlarında ve döşemelerde kullanılabileceği söylenebilir.
Hava debisi ayarlanabilen alttan akışlı bir gazlaştırıcının gazlaştırma performansının saptanması üzerine bir araştırma
Bu tez çalışmasında, gürgen ve çam ağaçlarının budama atıklarından imal edilmiş olan peletlerin gazlaştırılması ile ilgili deneysel bir araştırma, pilot ölçekli aşağı çekişli sabit yataklı gazlaştırıcı sistemde hava besleme oranına bağlı olarak 3 farklı hava eşdeğerlik oranı (ER=0,25, ER=0,30 ve Er=0,35) değerinde gerçekleştirilmiştir. Gazlaştırma performansını etkileyen parametreler ile ER değerlerinin ilişkisi araştırılmıştır. Her iki biyokütlenin gazlaştırılması esnasında kor bölgesi sıcaklıkları 650 ºC ile 800 ºC arasında değişmiştir. Gürgen ve çam peletlerinin biyokütle tüketim oranları sırasıyla 8,05-9,75 kg/h ve 8,00-9,66 kg/h aralığında değişmiştir. ER değeri gaz üretim ve biyokütle tüketim oranlarını önemli ölçüde etkilemiştir. Gürgen peletlerinin ortalama kütlesel gaz üretim oranı 22,82 kg/h, çam peletlerinin 22,64 kg/h olmuştur. Gürgen ve çam peletlerinin ortalama özgül gaz üretimleri sırasıyla 2,33 Nm3/kg ve 2,30 Nm3/kg olmuştur. Gürgen peletlerinden elde edilen sentez gazın ortalama alt ısıl değeri (LHV) 5,02 MJ/Nm3, üst ısıl değeri (HHV) 5,45 MJ/Nm3olarak hesaplanmıştır. Çam peletlerinden elde edilen sentez gazın alt ısıl değeri 4,95 MJ/Nm3, üst ısıl değeri 5,38 MJ/Nm3 olmuştur. Her iki pelet örneğinde de ortalama karbon dönüşüm oranları birbirine çok yakın bulunmuştur (%86,58). Ortalama soğuk gaz verimleri gürgen peletlerinde %60,97, çam peletlerinde %58,96 olmuştur. Gürgen ve çam peletlerinin gazlaştırılmasında sistemin ortalama enerji verimlilikleri sırasıyla %86,2 ve %83,6 olmuştur. Sistemin ortalama ekserji verimliliği gürgen peletlerinde %75,2, çam peletlerinde %73,0 olarak hesaplanmıştır. Her iki pelet örneğinde de ekserji verimliliklerinin enerji verimliliklerinden daha düşük olduğu görülmüştür.
Toprak tekstürünün infiltrasyon parametreleri üzerine etkilerinin araştırılması
Toprak tekstürünün infiltrasyon parametreleri üzerine etkilerinin araştırıldığı bu çalışma, 2020-2021 yılları arasında Tekirdağ ili Saray ilçesi sınırlarında farklı tekstür sınıfına ait on dört farklı toprakta yürütülmüştür. Araştırmada farklı tekstür sınıfına ait topraklarda değişken seviyeli çift silindirli infiltrometre ile toprakların su alma hızı ve toprakların su alma derinliği hesaplanmıştır. Araştırmada yer alan on dört farklı toprak verileri tablolara işlenmiştir. Tablolara işlenen hesaplamalardan Excel üs regrasyon türü seçilerek Z = k.ta eşitliğine uygun grafik eğrileri oluşturulmuş ve oluşturulan eğrilerden toplam infiltrasyon ve infiltrasyon hızı denklemleri bulunmuştur. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre toprağın tekstür sınıfına bağlı olarak başlangıçta infiltrasyon hızı ve infiltre olan su derinliğinin fazla olduğu, zaman geçtikçe infiltrasyon hızının ve infiltre olan su derinliğinin düştüğü, buna bağlı olarak da toprakta tutulan su miktarının başlangıçtan sona doğru arttığı gözlemlenmiştir. Toprak tekstüründen, kum ve kil oranı ile infiltrasyon eşitliğindeki parametreler arasında yüksek bir korelasyon tespit edilmiştir. Silt oranı ile infiltrasyon parametreleri arasında istatistiksel olarak önemli bir ilişki bulunamamıştır.
Tarla pülverizatörü için teleskopik kanat tasarımı
Tarımda pestisit kullanımının artışıyla beraber, pestisit uygulamalarının verimliliği önemli hale gelmiştir. Pestisit uygulamalarında en önemli bileşenlerin başında ilaçlama makineleri gelmektedir. Pülverizatörler, pestisitlerin bitki üzerine homojen bir şekilde püskürtülmesi amacıyla kullanılmaktadır. Tarla tipi ilaçlama makinelerinde, ilaçlama bumu, pestisitlerin hedef yüzey üzerine homojen dağılması açısından önemli yere sahiptir. İlaçlama düzgünlüğünü bozacak ilaçlama kanatları üzerine etkiyen momentlerin sönümlenmesi için bum tasarımı kritik öneme sahiptir. Bu sebeple, yapılan çalışmada 12 metre iş genişliğine sahip 24 adet püskürtme memesini taşıyabilecek, teleskopik olarak katlanabilir 5 adet parçadan oluşan bir ilaçlama makinesi bumu tasarlanmıştır. Tasarımda malzeme olarak St-37 kare profil ve St-52 çelik bükme saçlar, özel şekillendirilerek kullanılmıştır. Bum parçalarının birbiri üzerinde izafi hareketi radyal bilyalı rulmanlarla yataklanan hareket tekerlekleri ile sağlanmıştır. Hareket, bir elektrik motorunun çıkış miline bağlanan düz dişlinin, bir kremayer üzerinde bağlı olduğu kanat parçasını ilerletmesiyle sağlanmıştır. Tasarımın dayanımını test etmek için, Sonlu Elemanlar Yöntemi kullanılarak Solidworks programında simülasyon modülünde yapısal statik analizler yapılmıştır. Bu analizlerde, her kanat parçası, hareket tekerlekleri ve kanatların pülverizatöre bağlantı lamaları ayrı ayrı incelenmiştir. Serbest cisim diyagramları yardımıyla X-Y ve Y-Z düzleminde kanatlar üzerine etkiyen kuvvetler hesaplanmıştır. Analizlerde, öncelikle mesnet noktaları belirlenmiş, daha sonra ağırlık ve dış kuvvetler tanımlanmıştır. Mesh oluşturma işleminden sonra analizler yürütüldüğünde Von-Mises gerilmeleri ve yer değiştirme grafikleri oluşturulmuştur. Analiz sonuçlarına göre kritik gerilmelerin olduğu bölgeler belirlenmiş, gerekli yerlerde tasarım iyileştirmesi yapılmıştır. Son olarak cıvata kesme hesapları ve rulman ömür hesapları yapılarak tasarımın mukavemeti kontrol edilmiştir. Tasarım ve yapısal analizlerden sonra pülverizatör kanatlarının üretim aşamasına geçilmiştir.
Fotovoltaik güneş paneli ile çalıştırılacak bir sulama sisteminin projelendirilmesi, kurulması ve performansının saptanması
Bu çalışmada, sulama sisteminde kullanılmak üzere bir PV sistemi tasarlanmış, kurulmuş ve performans testleri yapılmıştır. Sistemin kurulduğu işletmenin günlük su gereksinimi 35 m3 ve manometrik yükseklik 40 mSS olarak belirlenmiştir. İşletme 41 ºC kuzey enleminde Tekirdğ ili sınırları içerisinde bulunmaktadır. Sulama işlemlerinin gerçekleştirileceği Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında PV panel yüzeyine gelen ortalama ışınım miktarı 4,98 kWh/m2.gün olarak hesaplanmıştır. Sulama yapılan işletmenin bulunduğu bölgenin güneşlenme verilerinden yararlanılarak tasarlanan PV sisteminde 10 adet 280 W nominal güce sahip PV panel kullanılmıştır. PV paneller birbirlerine seri olarak bağlanmışlardır. PV panel sistemi kurulduktan sonra yapılan ölçümlerde; Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında çıkartılan ortalama su miktarları sırasıyla 35,99 m3/gün, 32,13 m3/gün ve 27,11 m3/gün olmuştur. Sistem kapasitesini kullanım oranları ise aynı aylar için sırasıyla \%102,8, \%91,8 ve \%77,5 olmuştur. Araştırma sonucunda kurulan PV panel sisteminin performansının yeterli düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Sulama sistemlerinde güneş enerjisinden yararlanmanın sağlayacağı ekonomik ve çevresel katkılar nedeniyle yaygınlaştırılması önerilmiştir.
Küçük kapasiteli yatay ve dikey helezonlu yem karma makinelerinde karıştırma süresi ve etkinliğinin incelenmesi
Hayvancılık işletmelerinde maliyetin önemli bir kısmını oluşturan yem maddelerinin temini, işletme gelirlerini önemli ölçüde etkilemektedir. İşletmelerin maliyelerini azaltmak ve üretim devamlılığını sürdürebilmek için kaliteli yem kullanımı ve hazırlığı önemli bir etkendir. Hayvancılık işletmelerinde iyi bir rasyonun oluşturulabilmesi için yem hammaddelerinin etkin bir karışıma sahip olması istenmektedir. Yem karma makineleri TMR oluşturma, kısa sürede etkin parça boyu sağlama ve karışımda homojenliğin sağlanmasında oldukça önemlidir. Bu çalışmada küçük hacimli 3 yem karma makinesinde (YKM1, YKM2, YKM3) çalışmalar yürütülmüştür. Saman ve silaj materyaller 5, 10, 15 ve 20 dakikalık karışım sürelerinde karıştırılarak, yem vagonlarından numuneler alınmış ve tüm örneklerde yem materyallerinin parça boyutları ölçülmüştür. Örneklerde parça boyu dağılım oranları ve frekans dağılımları belirlenmiştir. Karışım sonrası TMR yemlerde (saman+silaj+karma yem) homojenlik oranı incelenmiştir. Denemelerde ele alınan yem karma makinelerinin çeşitlerinin ve uygulanan karıştırma sürelerinin elde edilen parça boyu üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu (P<0.05) belirlenmiştir. İncelenen karıştırma süreleri de istatistiki açıdan önemli bulunmuş (P<0.05) ve her biri ayrı gruplarda yer almıştır. En yüksek homojenlik oranı sırasıyla YKM1' de %95,08, YKM2' de %82,88, YKM3' de %63,42 olmuştur.
Tekirdağ ili tarım parsellerinin coğrafi bilgi sistemleri destekli şekil analizi yöntemi ile değerlendirilmesi
Tarım sektörünün en önemli problemlerinden bir tanesi bölünerek küçülen, şekli bozulan ve dağınıklığı artan tarım parsellerinin hem fiziksel hem de ekonomik işlevinin azalmasıdır. Bu durum, tarım arazilerinin sürdürülebilir şekilde kullanılabilmesi açısından arazi toplulaştırmayı zorunlu hale getirmektedir. Arazi toplulaştırma projeleri yüksek maliyetli projelerdir. Toplulaştırma öncesi mekânsal önceliklerin köy, mahalle veya havza ölçeğinde belirlenmesi bu maliyetleri azaltarak ülke kaynaklarının daha verimli kullanılmasına olanak sağlamaktadır. Mekansal önceliklerin belirlenmesinde tarım parsellerinin işletme temelinde; dağınıklığı, şekil bozukluğu, miraslık durumu, yollara olan konumu, boyutu gibi faktörlerin bir arada ele alındığı analizlere ihtiyaç vardır. Özellikle şekil bozukluğu arazinin işlenmesini zorlaştıran ve ekonomik kayıplara neden olan önemli bir faktördür. Bu çalışmanın amacı, tarımsal üretimde verimliliği artırmaya yönelik planlanan arazi toplulaştırma projelerinden önce yer seçiminde kullanılacak parsellerin şekli ve potansiyel bölgelerin önceliklendirilmesi açısından tarıma uygunluk derecesini belirlemek ve karşılaştırmaktır. Bu amaca ulaşmak için parsel geometrilerinden elde edilen altı farklı parametreden (kenar uzunluğu, dar açı sayısı, geniş açı sayısı, köşe sayısı, kompaklık ve düzenlilik) oluşan Parsel Şekil İndisi (PŞİ) yöntemiyle Tekirdağ iline ait tarım parsellerinin şekil uygunluk derecesi açık kaynak kodlu bir veri tabanı (PostgreSQL) kullanılarak coğrafi bilgi sistemleri yardımıyla analiz edilmiştir. Öncelikle, il geneline ait bütün parsellerin uygunluk derecesi 4 farklı kategoride (çok bozuk şekilli parseller, bozuk şekilli parseller, uygun şekilli parseller, ideal şekilli parseller) ele alınmış, daha sonra her bir mahalleye ait ortalama PŞİ değeri belirlenmiştir. Çalışma sonucunda, il genelinde arazilerin %17,27'sinin çok bozuk şekilli parseller, %35,21'inin bozuk şekilli parseller, %35,54'ünün uygun şekilli parseller, %11,98'inin ideal şekilli parseller olduğunu ve genellikle parsel alanı büyüdükçe PŞİ değerinin azaldığını gözlemlenmektedir. Sonuç olarak çalışmada kullanılan şekil analiz yöntemi sayesinde arazi toplulaştırma öncesi havza veya köy ölçeğinde mekânsal önceliklerin belirlenmesinde planlayıcılara ve politikacılara bir karar destek sistemi oluşturacağı öngörülmektedir
Sıvı gübre tertibatlı anıza tahıl ekimi yapan doğrudan ekim makinesi için otomasyon sisteminin tasarımı
Bu çalışmada, Trakya Bölgesinde ayçiçeği hasadından sonra tahıl ekiminde doğrudan ekim makinesinde granül gübre yerine sıvı gübre uygulayabilme özelliği bir doğrudan ekim makinesinde atılan sıvı gübre miktarının ölçülmesini ve izlenmesini sağlayacak bir otomasyon sistemi tasarlanmıştır. Çalışma sırasında çalışmayı durdurup tıkanan memeyi tespit etmek mümkün olamayacağından dolayı otomasyon sistemine ihtiyaç olduğu tespit edilmiştir. Tasarlanan bu otomasyon sistemi ile sıvı gübre atımı sırasında tıkanmış püskürtme memelerinin tespitini yapmak ve traktör sürücüsünün ilaçlama yaparken atılan sıvı gübre miktarını izlemesini sağlamak amaçlanmıştır. Tasarlanan sistemin akış sensörleri sıvı gübre atma makinasının püskürtme memelerine monte edilmiştir. Her bir akış sensöründen toplam 3 tekerrürlü olarak 30 ölçüm alınmıştır. Atılan gerçek sıvı miktarını ölçmek için her bir püskürtme memesinin altına ölçekli kaplar yerleştirilmiştir. Gerçek hacim ölçekli kaplarda toplanan sıvı miktarından, ölçülen hacim ise akış sensörleri üzerinden elde edilen değerlerle bulunmuştur. Sensörlerden ve ölçekli kaplardan alınan ölçümlerle regresyon analizi yapılarak sıvı gübre kullanımı durumunda sistemin kalibrasyon eğrisi oluşturulmuştur. Aynı zamanda gerçek hacim ve sensör tarafından ölçülen hacim t-testi ile karşılaştırılarak ölçümler arasında istatiksel olarak P<0,05 düzeyinde bir fark olup olmadığı analiz edilmiştir. Otomasyon sistemi sıvı gübre atımı sırasında tıkanmış gübreleme memelerinin tespitini yapmaktadır. Püskürtme memesinde akış sıfır olduğunda görsel olarak sürücüye uyarı vermektedir. Bu sistemle gübreleme uygulaması sırasında traktör sürücüsünün atılan gübre miktarını izlemesini sağlamaktadır. Ölçümler sonucunda sensör tarafından ölçülen hacim gerçek hacimden bir miktar yüksek çıkmıştır. Gerçek hacim ile ölçülen hacim arasında minimum 0,0 litre, maksimum 0,31 litre fark elde edilmiştir. Ortalama fark 0,17 litre, standart sapma ise 0,08 litre olarak hesaplanmıştır. Gerçek hacim ve ölçülen hacim arasındaki regresyon eğrisi incelendiğinde yüksek bir doğrusal ilişki olduğu belirlenmiş ve regresyon katsayısı R2= 0,947 olarak hesaplanmıştır. Aynı zamanda yapılan bağımsız çift yönlü t-testi sonucunda P=0,012 (P<0.05) bulunduğu için iki ölçüm arasında istatistiki açıdan bir fark olmadığı saptanmıştır.
Hayvancılık işletmelerinde kullanılacak ozonlu su ile dezenfeksiyon sisteminin tasarım parametrelerinin belirlenmesi
Süt hayvancılığı işletmelerinde biyogüvenlik amacıyla yapılan dezenfeksiyon işlemlerinde kimyasallar yerine ozon kullanmak bu tez çalışmasının asıl konusunu oluşturmaktadır. Tezde bir ozonlu su uygulama sistemi oluşturulmuş ve dezenfeksiyon uygulamaları yapılmıştır. Oluşturulan sistem, temelde bir ozon üreteci (jeneratörü), su deposu, ozonlu su pompası ve bir kontrol panosundan meydana getirilmiştir. Denemeler, TNKU Ziraat Fakültesi Uygulama Çiftliğinde yürütülmüştür. Uygulama sisteminin su deposunda yapılan ozonlama işleminin 11. dakikasında maksimum konsantrasyon olan 3 ppm'e ulaşılmıştır. Ardından yıkama işlemine başlanmıştır. Yıkama işlemi aşağıdaki yüzeylerde yapılmıştır; beton zeminli (altlık kullanılmamış halde) doğum bölmesi (BZ), seramik malzeme ile kaplı sağımhane duvarı (SY), PVC plastikten üretilen buzağı kulübesinin iç yüzeyi (PY) ve kauçuk malzemeden olan inek yatağının üst yüzeyi (KY). Ozonlu su ile dezenfeksiyonun etkinliği için yüzeylerden yıkama öncesi (YÖ) ve yıkama sonrası (YS) alınan örnekler laboratuvarda analize alınmıştır. Analizlerde örneklerde Toplam Mezofilik Aerobik Bakteri (TMAB) ve Toplam Küf-Maya (TKM) sayıları tespit edilmiştir. Bulgulara göre; YÖ'de en yüksek TMAB ve en yüksek TKM, PY yüzeyinde tespit edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre bu değerler sırasıyla, 7,31 log kob/cm2 ve 5,15 log kob/cm2 olarak belirlenmiştir. Bu yüzeylerde YS'de 3,63 ve 2,46 gibi oldukça anlamlı bir düşüş sağlanmıştır. Diğer yıkama yüzeylerinin YÖ değerleri daha düşük olduğu için YS değerleri de arzulan değerde düşük bulunmuştur. Tezde belirlenen tasarım parametreleri: İçine ozon uygulanan suyun deposu ve ozonlu suyun iletimini sağlayan pompa mutlaka paslanmaz çelik olmalıdır. PVC, alüminyum, sac malzeme, polyester ve dökümden imal edilecek depolar ve pompalar kısa sürede ozon tarafından korozyona tabii olacaktır. Yıkama suyunda çözünen ozon miktarı (ozon konsantrasyonu) minimum 3 ppm olmalıdır. Yıkama sırasında yüzey, ozonlu suya en az 10 s maruz kalacak şekilde uygulama yapılmalıdır.
Toprak altı damla sulama yöntemi ile sulanan serin ve sıcak iklim çimlerinde su kısıtı
Bu çalışma, toprak altı damla sulama yöntemi ile sulanan serin ve sıcak iklim çim türlerinin kısıtlı sulama koşullarında bitkinin gelişim ve kalitesi üzerine olan etkilerini belirlenmek amacıyla, Tekirdağ-İstanbul il sınırında Gümüşyaka Mahallesi'nde yer alan Silivri Belediyesi'ne ait Tarımsal Üretim ve Araştırma Merkezi (TÜRAM) deneme alanında, 2020 yılı yaz döneminde yürütülmüştür. Araştırmada, iki ayrı çim türü için (K: Serin iklim çim türleri karışımı ve B: Sıcak iklim çimi) üç farklı sulama düzeyi (S1:Tam sulama, S2:1/3 kısıt, S3:2/3 kısıt) tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme deseninde, üç tekrarlı olarak denenmiştir. Deneme süresince serin iklim çimlerine 28 sulama yapılmış ve bu süre içerisinde S1 konusuna toplam 559,9 mm, S2 konusuna 377,9 mm, S3 konusuna 196,5 mm sulama suyu uygulanmıştır. Sıcak iklim çimine (Bermudagrass) ise sezon boyunca 23 sulama yapılmış ve deneme süresince S1 konusuna 464,8 mm, S2 konusuna 316,0 mm, S3 konusuna 167,7 mm sulama suyu uygulanmıştır. Uygulanan sulama sayıları ve toplam sulama suyu miktarları açısından karşılaştırıldığında, sıcak iklim çimine daha az sayıda sulama ile ortalama %16 daha az sulama suyu uygulandığı belirlenmiştir. Toplam bitki su tüketimleri serin iklim çim karışımında,771,2 mm ile 413,9 mm, günlük bitki su tüketimleri 5,8 mm/gün ile 3,1 mm/gün, sıcak iklim çiminde ise aynı değerler 575,4 mm ile 451,0 mm, ve 4,3 mm/gün ile 3,4 mm/gün arasında değişmiştir. Deneme süresince su kısıtının yapılmadığı S1 konularında elde edilen bitki su tüketimi değerleri serin iklim çim karışımında, sıcak iklim çimine göre %34 daha fazla olduğu gözlenmiştir. Deneme konularına göre hesaplanan bitki su stres indeksi (CWSI) değerlerinin ortalaması, serin iklim çimlerinde 0,10-0,35, sıcak iklim çiminde ise 0,10-0,26 arasında değişmiş, sulama öncesindeki ortalama CWSI değerleri ise serin iklim çimlerinde 0,12-0,49, sıcak iklim çiminde ise 0,13-0,38 olarak bulunmuştur. Çim türlerinde farklı kısıt düzeylerinin yoğunluk, renk, kalite vb. özelliklerinde yarattığı etkiler dikkate alındığında en yüksek değerlerin S1 konularında elde edildiği ancak 1/3 su kısıtı uygulanan S2 konularınında tatmin edici sonuçlar yarattığı belirlenmiş bu nedenle %33'lük bir su tasarrufu sağlayan S2 konusu önerilmiştir. Serin iklim çim karışımı için su tüketimi tahmininde referens bitki su tüketimi eşitliklerinin kullanılması durumunda en iyi tahmin eşitliğinin Blaney Criddle yöntemi (B-C), sıcak iklim çim türü için Penman Monteith yöntemi (P-M) olduğu saptanmış ve bu yöntemlere ilişkin bitki katsayısı eğrileri oluşturulmuştur.
Ayçiçeği küspesinin katalizörlü ve katalizörsüz koşullarda hızlı pirolizinin ürün verimleri ve özelliklerine etkisi
Bu tez kapsamında ayçiçeği küspesinin hızlı pirolizinin katalizörsüz koşulda ve klinoptilolit katalizörü kullanılarak yapılmasının elde edilen ürün verimleri ve ürün özellikleri üzerine etkileri araştırılmıştır. İlk olarak, ısıtma hızı (100, 200, 300 ℃/dk), piroliz sıcaklığı (400, 500, 600 ℃) ve katalizör yüzdelerinin (%5, %10, %15) ürün verimleri üzerine etkileri incelenmiştir. Ayçiçeği küspesinin hızlı piroliz işleminde klinoptilolit katalizörü eklenmesiyle yapılan denemelerde, katalizörün katı ürün verimini fazla değiştirmediği, sıvı ürün verimini oldukça düşürdüğü ve gaz ürün verimini artırdığı belirlenmiştir. Biyokömür örneklerinde en yüksek üst ısıl değer, katalizörsüz koşulda 500℃ sıcaklık ve 300 ℃/dk ısınma hızında 22,95 MJ/kg olarak elde edilmiştir. Biyokömür örneklerinin mikroskobik yapısı incelendiğinde hammaddeye göre gözenekliliğin arttığı anlaşılmıştır. Katalizörsüz koşulda elde edilmiş olan gaz örneklerinin alt ısıl değerlerinin katalizörlü koşulda elde edilen örneklerinkine göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. En yüksek alt ısıl değer 400 ℃ sıcaklıkta, 100 ℃/dk ısınma hızında 29,05 MJ/Nm³ olarak elde edilmiştir. Ayçiçeği küspesinin farklı sıcaklıklarda katalizörlü ve katalizörsüz koşulda pirolizi ile elde edilmiş olan biyoyağ örnekleri GC-MS yöntemiyle incelenmiş, özellikle fenol bileşiklerinin (Phenol, Phenol, 2-methoxy-) hemen her numunede olduğu saptanmıştır. Ayrıca Pyrazine-methyl, Pyrazine 2,6-dimethyl- (CAS) 2,6-Dimethylpyrazine gibi aromatik bileşiklerde tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Biyokütle, Piroliz, Hızlı piroliz, Katalizör, Katalizörlü piroliz
Karataş Sulama Birliği performansının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Burdur ilinde yer alan, Karataş ve Karaçal Sulama Birliklerinin sistem performanslarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Karataş Sulama birliği 1982 yılında, Karaçal sulama birliği ise 2015 yılında işletmeye açılmış ve sırasıyla sulama hizmet alanları 5476 ve 4975 ha'dır. Her iki sulama birliğine 2018 yılında aynı kamu personeli birlik başkanı olarak atanmış ve 2019 yılı itibariyle de her iki sulama Karataş sulama birliği çatısı altında toplanmışlardır. Bu çalışma ile eski ve ağırlıklı olarak açık kanal sisteme sahip Karataş sulaması ile nispeten yeni ve kapalı sisteme sahip Karaçal sulama sistemlerinin karşılaştırmalı olarak 2015-2019 yılları arası performansları değerlendirilmeye çalışılmıştır. Performans değerlendirmesinde Sulama ve Drenajda Uluslararası Teknoloji ve Araştırma Programı (IPTRID) tarafından tavsiye edilen su kullanım etkinliği, finansal etkinliği ve tarımsal üretim etkinlik olmak üzere üç ana başlık halinde bir gösterge seti kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre su kullanım etkinliği incelendiğinde özellikle sulama suyu temin oranı (Karataş için 0,53-0,73; Karaçal için 0,47-0,96) ve sulama oranı (Karataş için %20-72; Karaçal için %36-55) değerleri istenen seviyelerde olmadığı görülmüştür. Finansal Etkinlik açısından, masrafların karşılanma oranı (Karataş için %119-401; Karaçal için %144-311) ve tahsilat oranları (Karataş için %78-442; Karaçal için 10-130), nispeten düşük bakım masrafların gelire oranı (Karataş için %7-43; Karaçal için %17-48) ve birim alana düşen toplam işletme bakım yönetim masrafı (Karataş için 9,60-14,98 US$/ha; Karaçal için 1,32-22,92 US$/ha) sulamaların finansal açısından yeterli güce sahip olduklarını göstermektedir. Tarımsal üretim etkinliği incelendiğinde, ekonomik değeri yüksek şeker pancarı, mısır ve yem bitkisinin ve sulanan alanın tarımsal üretim miktar ve gelirini olumlu yönde etkilediği görülmektedir. Özellikle birim sulama alanına karşılık tarımsal üretim miktarında mısır ve şekerpancarı ekim alanlarındaki azalma nedeniyle, Karataş sulama sahasında yıllara göre bir düşme gözlemlenmiştir. Standartlaştırılmış yıllık toplam üretim değeri 2015-2018 yıllar arasında Karataş sulamasında $1.969.630-$4.501.782,2 Karaçal sulamasında ise 1.819.691-4.490.747 US$ olarak gerçekleşmiştir.
Damla sulama uygulamalarının ceviz bahçelerinde toprak tuzluluğuna olan etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmada, damla sulama yöntemi altında farklı sulama suyu uygulamalarının ceviz bahçelerindeki toprak tuzluluğuna olan değişimleri incelenmiştir. Araştırma, Tekirdağ koşullarında 2019 yılında yürütülmüştür. Araştırmada ceviz ağaçlarına, 5 gün sulama aralığında A sınıfı buharlaşma kabından ölçülen buharlaşma değerlerinin %75, 100 ve 125'inin uygulandığı üç farklı sulama suyu uygulaması gerçekleştirilmiştir. Deneme konularına 18 kez sulama uygulaması ile birlikte 361,48 ile 602,44 mm arasında sulama suyu uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, deneme konularında bitki büyüme mevsimi boyunca ölçülen bitki su tüketimi değerleri uygulanan sulama suyu miktarlarına bağlı olarak 575,98 ile 809,94 mm arasında değişmiştir. Günlük bitki su tüketimi değerleri ise 1,44 ile 8,67 mm/gün arasında değişmiştir. Çalışmada sulama uygulamaları ile birlikte toprak tuzluluğunun değişimine yönelik ölçümler sulama sezonu öncesinde, sulama sezonu ortasında ve sulama sezonu sonunda olmak üzere toplam 3 farklı zamanda ve 7 farklı örnekleme noktasından gerçekleştirilmiştir. A sınıfı buharlaşma kabından ölçülen açık su yüzeyi buharlaşma değerlerinin %75'inin uygulandığı deneme konusunda sulama sezonu sonunda tüm profillerde toprak tuzluluğunun arttığı saptanmıştır. Ayrıca, sulama uygulamaları ile birlikte tüm deneme konularında genel olarak tuzluluk miktarının iki damlatıcı arasındaki profilde (3) ve iki lateralin tam ortasında bulunan profilde (2) arttığı görülmüştür. Araştırmada farklı sulama suyu uygulamalarının toprağın pH değerlerine olan etkisi de incelenmiştir. Elde edilen pH değerleri ölçüm yapılan tüm noktalarda sulama sezonu ortasında ve sonunda azalmıştır. Sonuçta, Trakya Bölgesinde toprak ve su kaynaklarının korunumu açısından özellikle sulama uygulamaları ile birlikte tuzluluk kontrolü için izleme ve kontrol aşamalarının önemli olduğu ortaya konulmuştur.
Beton üretiminde puzolan olarak çeltik kavuzu külünün kullanılabilirliğinin araştırılması
İnşaat sektöründe kullanılan malzemelerin başında beton gelmektedir. Beton özelliklerini geliştirmek, dayanıklılığını artırmak ve daha ekonomik bir beton üretebilmek adına puzolanik malzemeler kullanılmaktadır. Betonda puzolan olarak birçok malzeme kullanılabilmekte ve bunlar arasında birçok tarımsal atık malzemelerden üretilen biyoyakıtların yakılması ile elde edilen küller de kullanılmaktadır. Biyoyakıt olarak kullanılan tarımsal ürünlerden bir tanesi de çeltik kavuzlarıdır. Bu çalışmada çeltik kavuzlarının yanması sonucu oluşan küllerin beton üretiminde puzolan olarak kullanılmasının betonun fiziksel, mekanik ve termal özellikleri üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, 200, 250, 300 ve 400 olmak üzere dört farklı dozajda ve ağırlık yüzdesi olarak %0, %5, %10 ve %20 oranlarında çeltik kavuzu külü ile çimento yer değiştirilerek beton örnekleri dökülmüştür. Üretilen örnekler üzerinde birim ağırlık (BA), su emme (SE), basınç dayanımı (BD), yarmada çekme dayanımı (YD), donma çözünmeye dayanım (DÇD), ısı iletkenlik deneyleri yapılmıştır. Ayrıca her katkı oranı ve her dozaj miktarı için örneklerin mikro yapıları SEM görüntüleri yardımıyla incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, sertleşmiş haldeki birim ağırlıklarda en yüksek BA değerleri 400 dozajda üretilen çeltik kavuzu külü katkılı betonlarda, en düşük BA değerleri de %20 çeltik kavuzu külü ikamesi için elde edilmiştir. 400 dozajda çeltik kavuzu %20 oranındaki kül ikamesi hiç kül katılmayan örneğe kıyasla BA değerinde %4,96 oranında azalma oluşturmuş ve yüksek dozajlı ve yüksek mukavemetli betonların kullanıldığı tarımsal yapılarda ölü yükün azaltılması açısından önemli bir etki sağladığı belirlenmiştir. 250 dozajda çeltik kavuzu külü kullanılarak üretilen örneklerde; şahit numuneye kıyasla tüm kür süreleri için %5 çeltik kavuzu katkılı örneklerde basınç dayanımında artışlar görülmüştür. Bu durum, 250 dozaj betonda kullanılabilir en ideal kül yüzdesi hakkında önemli fikir vermekle birlikte bu oranın %5 olduğu değerlendirilmiştir. Sıcaklık farkının fazla olduğu bölgelerde, çimento miktarı bakımından en ideal dozaj için şahit örneğe kıyasla donma çözünme çevrimi sonrasında basınç dayanım kaybının %20'den az olduğu dozaj sadece 200 dozajlı çeltik kavuzu kül ikameli beton grubunda görülmüş ve diğer gruplarda bu dayanım kaybının %20'den fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çeltik kavuzu külü ağırlık yüzdesi olarak %5 ile %10 arasında kullanıldığında; daha dayanıklı, daha çevreci ve daha ekonomik betonlar üretmek mümkün olabilir.
Somali'de tarımsal su verimliliğinin incelenmesi
Bu çalışma, Somali'de tarımsal su verimliliğini değerlendirmek için yürütülmüştür. Çalışmada, sulama uygulamalarının yaygın olarak yapıldığı 2°8'17.16'' Kuzey enlemi ile 45°7'16.32'' Doğu boylamı arasında kalan Lowershabelle bölgesinin Afgoi ilçesinde yer alan sulama sahası dikkate alınmıştır. Bu amaçla, tesadüfen seçilen 47 adet tarla parselinden Ağustos – Aralık 2021 tarihleri arasında gerekli bilgiler toplanmıştır. İşletme sahipleri ile yapılan görüşmelerde yetiştirdikleri ürünlerin verim (kg/ha) değerleri ile uyguladıkları sulama suyu miktarları (mm) saptanmıştır. Alanda yaygın olarak yetiştirilen mısır, sorgum, susam, domates ve muz bitkilerinin ortalama verim değerleri sırasıyla 823.00, 663.00, 471.30, 1500.28, 17573.00 kg/ha olarak belirlenmiştir. Cropwat paket programı ile mısır, sorgum, susam, domates ve muzun ortalama mevsimlik bitki su tüketimi değerleri sırasıyla 329.80, 466.11, 330.48, 433.25 ve 893.47 mm olarak hesaplanmıştır. İhtiyaç duyulan net sulama suyu miktarları ise mısır için 180.48 mm, sorgum için 270.80 mm, susam için 225.38 mm, domates için 381.972 mm ve muz için 624.50 mm olarak hesaplanırken, çiftçilerin uyguladıkları sulama suyu miktarları mısır için 408.89 mm, sorgum için 187.08 mm, susam için 415.05 mm, domates için 616.82 mm ve muz için 1314.00 mm olmuştur. Bu verilere göre, hesaplanan su kullanım randımanı değerleri mısır, sorgum, susam, domates ve muz için sırasıyla 0.25, 0.21, 0.14, 0.31, 1.91, sulama suyu kullanım randımanı değerleri 0.23, 0.90, 0.12, 0.25 ve 1.45 kg/m3 olmuştur. Verim değerlerinin düşük olması bunun yanında, üreticilerin gereğinden çok fazla sulama suyu uygulamaları, su kullanım ve sulama suyu kullanım randımanlarının çok düşük düzeyde kalmasına neden olmuştur.
Tamburlu tip otomatik sulama makinelerinde değişken düzeyli uygulama sistemi geliştirilmesi
Tarımsal üretimde en önemli girdilerden birisi sulamadır. Ülkemizin yıllık tüketilebilir su potansiyeli toplamı 112 milyar m3 'tür. Teknik ve ekonomik olarak ortalama bitki deseni için sulanabilen alanda kullanılan su 96 km3/yıl iken toplam sulanabilir alan için ihtiyaç ise 296,5 km3/yıl olarak belirlenmiştir Bu farktan anlaşılacağı üzere tatlı su kaynakları yetersiz gelmektedir. Mevcut suyun ekonomik olarak kullanılması hassas tarım teknolojilerinden faydalanmayı gerektirmektedir. Çalışmamızda tarımsal sulamanın uygulama tekniklerinden birisi olan Tamburlu tip yağmurlama sulama sistemi incelenerek hassas tarım uygulamaları kapsamında toprak tipine göre bilgisayarla sulama miktarını ayarlandığı bir sistem tasarlanmıştır. Sistemimiz, arazinin önceden hazırlanmış veri tabanlarında belirtilen toprak tipi ve sulama ihtiyacına göre, makineden elde edilen konum, hız ve debi değerlerini kullanarak sulamanın değişken düzeyli olmasını sağlamaktadır. Yapılan yazılım ve donanım eklemeleriyle tekdüze sulama yapan bir Tamburlu tip sulama makinesi, bilgisayar sistemi ile kumanda edilerek makinenin konumu ve sulama hızının tespiti ve kontrolü ile istenilen değişken düzeyli sulama etkinliğini sağlamıştır. Sulamanın yapıldığı noktada bulunan debi ölçme sistemi, konum, hız değerlerinin alındığı ölçme sistemleri ve bu verilerin iletilmesini sağlayan kablosuz iletim sistemi birinci kısmı, bu verilerin işlenerek sulama makinesinin çalışma hızının ayarlandığı sulama makinesinde bulunan kontrol sistemi ikinci kısmı oluşturmaktadır. Çalışmada makine, bilgisayar ve kontrol sistemlerinin birbiri ile uyumlu çalışması sağlanmış ve sulama etkinliğinin sağlanması, su kaybının önlenmesinin yanında etkin sulama ile verim artışı ön görülmektedir.
Rekreasyon alanlarında kullanılan farklı sulama yöntemlerinin topraktaki tuz dağılımına etkisi
Bu çalışmada rekreasyon alanlarında yaygın olarak kullanılan çim bitkisinin yağmurlama ve toprak altı damla sulama yöntemleri ile sulanması durumunda topraktaki tuz dağılımının belirlenmesi amaçlanmıştır. Denemeler, İstanbul-Silivri Belediyesi Tarımsal Üretim ve Araştırma Merkezi (TÜRAM) arazisinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, yağmurlama ve toprak altı damla sulama yöntemi ile sulanan iki ayrı çim çeşidinde (K: Serin iklim çim çeşitleri karışımı; %30 Lolium perenne, %25 Festuca rubra rubra, %35 Festuca arundinacea, %10 Poa pratensis ve B: Sıcak iklim; Bermudagrass (Cynodon spp.)), yeterli ve kısıtlı sulama konularını içeren 3 farklı sulama düzeyi (S,S2, S3) tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme deseninde 3 tekrarlı olarak denenmiştir. Dört yıllık bir araştırma projesinin son yılında, farklı deneme konularında toprak profilinde oluşan tuz birikimini belirlemek amacıyla, sadece su kısıtı uygulanmayan S1 konularından iki tekerrürlü olarak farklı lokasyon ve derinliklerden (0-5 cm, 5-20 cm, 20-40 cm, 40-60 cm), 31 Ağustos 2020 ve 18 Eylül 2020 tarihlerinde iki kez bozulmuş toprak örnekleri alınmıştır. Ayrıca, şahit olarak hiç sulanmayan iki noktadan, dört derinlikten de toprak örnekleri alınmıştır. Her bir örneğin tuz içeriği, laboratuvarda hazırlanan saturasyon çamurunda EC metre ile ölçülmüş, bulgular rakamsal ve grafiksel olarak verilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, yağmurlama yöntemi ile sulanan parsellerde toprak profilindeki tuz birikiminin şahit noktalardaki tuz değerlerine oranını ifade eden EC2/EC1 değerleri, toprak altı damla sulama yöntemine göre daha yüksek olmuş ve Bermudagrass parsellerinde 1,25-2,10 arasında, serin iklim çim karışımından oluşan parsellerde ise 1,02-3,00 arasında değişmiştir. Anılan değerlerin sıcak iklim çiminde daha düşük olması, yoğun ve odunsu bir yapıya sahip Bermuda çiminin daha düşük su ihtiyacına ve daha düşük evaporasyon kayıplarına bağlanabilir. Toprak altı damla sulama yöntemiyle sulanan Bermuda çimi için EC2/EC1 değerleri (0,95-1,20), serin iklim çim karışımında ise EC3/EC1 değerleri (1,36-2,09) arasında belirlenmiştir. Benzer biçimde, uygulanan düşük miktardaki sulama suyu Bermuda çimindeki tuz birikiminin serin iklim çimine göre daha düşük olmasına neden olmuştur. Damlatıcının tam altındaki tuz birikimi ise minimum düzeyde (0,43-0,63 dS/m) gerçekleşmiştir. Damlatıcı ve lateral aralarında çok yoğun düzeyde tuz birikiminin olmaması alanın tamamının ıslatılmasına bağlanabilir. Yine klasik damla sulama yönteminde görüldüğü biçimde yüzeyde tuzun birikmemesi de toprak yüzeyinin ıslanmamasına ve evaporasyon, dolayısıyla kapilaritenin düşük olmasına bağlanabilir.
Uzaktan algılama teknolojisi ile buğday ekim başarısının tespiti ve başarısız alanların yeniden ekim karar destek sisteminin geliştirilmesi
Bu tez çalışmasında, buğday ekili alanların ekim başarısının tespiti ve ekimi başarısız olan alanların yeniden ekimi amaçlanmıştır. Buğday ekimi yapılmış deneme alanları Landsat 5 TM ve Sentinel-2 uydu görüntüleri ile takip edilmiştir. Ekimi yapılmamış, filiz çıkışı hiç olmamış veya çok az çıkış olmuş bölgeler yeniden ekilmesi gereken alanlar olarak tespit edilmiştir. Yeniden ekilecek alanların tespiti için karar destek sistemi geliştirilmiştir. Yeniden ekim karar destek sistemi için uzaktan algılama tekniği kullanılmıştır. Yeniden ekilecek alt referans alanlarının tespit edildikten sonra bu alanlardaki iklim verileri ve toprak koşulları takip edilerek yeniden ekim işlemi gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ayrıca, ilk ekilen alanlar ve sonradan ekilen alanlarda verim parametreleri; verim (kg/da), başaktaki tane sayısı (adet) ve bin tane ağırlığı (g) olarak tespit edilmiştir. Araştırma, Denemeler Tekirdağ ili Süleymanpaşa ilçesine bağlı Yağcı mahallesinde yürütülmüştür. Araştırma sonucuna göre ekonomik olarak yeniden ekim yapılabilecek minimum alan büyüklüğü 200 m2 olarak belirlenmiştir. Deneme alanlarına ait uydu görüntüleri işlenerek NDVI değerleri saptanmıştır. Yeşil bitki örtüsünün ölçülebilir düzeyde olduğu Ekim, Kasım, Aralık, Ocak ve Şubat NDVI değerleri değerlendirilmiştir. Ekim işlemi 15 Ekim 2021 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Ekimi başarısız alanlar ise 30 Kasım 2021 tarihinde yeniden ekim işlemi gerçekleştirilmiştir. Sonradan ekilen alanlarda ana parsellere kıyasla %14 oranın daha az verim elde edilmiştir. Her iki alanda da tarla filiz çıkış derecelerinin eşit olmasından dolayı başak sayılarında bir değişiklik oluşmamıştır. Başak sayısında bir değişim izlenmemesine rağmen başaktaki tane sayısı sonradan ekilen alanlarda %6 daha az tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda ekimi başarısız alanların yeniden ekim işlemi ile önemli kazanımlar elde edilebildiği tespit edilmiştir.
Tekirdağ koşullarındaki iklim değişikliğinin referans bitki su tüketimi değerlerine etkisinin araştırılması
Küresel iklim değişikliğinin su kaynakları üzerine olan etkisinin belirlenmesi önemlidir. Su kaynaklarının etkin kullanımında tarımsal sulama için gerekli su miktarlarının bu koşullar altında planlaması gerekmektedir. Bu çalışmada Tekirdağ ili-Süleymanpaşa ilçesi meteoroloji istasyonundan 2011-2020 yılları arası referans bitki su tüketimi (ET0) hesaplaması için gerekli iklim verileri elde edilmiş ve değişim analizi gerçekleştirilmiştir. Araştırmada değişim analizleri Lineer Regresyon Testi, Mann-Kendall Testi ve Sen T Testi metotlarına göre gerçekleştirilmiştir. Değişim analizleri sonucunda referans bitki su tüketimi değerlerinin Haziran ve Temmuz aylarında azalan bir eğilimde olduğu ve bu azalmanın istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlenmiştir. Referans bitki su tüketiminin hesaplanmasında kullanılan iklim parametrelerine yapılan değişim analizleri sonucunda, maksimum sıcaklık, ortalama bağıl nem ve ortalama güneşlenme süresi değerlerinin azalan bir eğilimde olduğu, minimum sıcaklık ve rüzgar hızı değerlerinin ise artan bir eğilimde olduğu saptanmıştır. Araştırmada ölçüm periyotlarındaki aylık yağış miktarlarının değişimi de incelenmiştir. Yapılan değişim analizleri sonucunda, aylık yağış miktarlarının azalan bir eğilimde olduğu ve özellikle Nisan, Eylül, Ekim ve Aralık aylarındaki değişimlerin istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuçların bölge koşullarında gelecekteki tarımsal üretim planlamalarına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Tekirdağ-Süleymanpaşa Kayı Deresi havza morfolojisi ve akış debisi
Tekirdağ ili Süleymanpaşa ilçesinde yer alan Kayı Deresi, 49,53 km2 alanı ile ilçe merkezinde önemli bir akarsu havzasıdır. Kayı Deresi, ilçe merkezinde yoğun bir yerleşim yeri olan Değirmenaltı Mahallesinin içinden geçerek denize ulaşmaktadır. Yaz aylarında debisi çok fazla azalan dere, önemli bir taşkın potansiyeline sahip bulunmaktadır. Bu nedenle derenin morfolojik karakteristikleri ile havza su verimi ve muhtelif tekerrürlü sağanak yağışların dere yatağında oluşturacağı taşkın debilerinin bilinmesi; yaşanacak mal ve can kayıplarının önlenmesi bakımından büyük önem arz etmektedir. Yağış-akış ilişkilerinin belirlenmesinde önemli unsurlardan olan havza morfolojik karakteristikleri, Coğrafi Bilgi Sistemleri dâhilinde QGIS bilgisayar yazılım programı kullanılarak hesaplanmıştır. Buradan, havza ortalama eğimi % 10,2 ve yüksekliği 45,4 m, ana akarsu kolu uzunluğu 15,1 km ve eğimi % 1,0 bulunmuştur. Yöneyi kuzeydoğu-güneybatı olan havzada özgül debi 0,000003 m3/s (0,26 m3/gün) ve uzun yıllar ortalama yağış miktarı için yüzey akış katsayısı % 17,4 olmuştur. Havza yıllık su verimi 101,1 mm yüzey akış miktarı için 5.007.483 m3/yıl hesaplanmıştır. Yüzey akış eğri numarası 82 olarak belirlenen havzada muhtelif tekerrürlü sağanak yağışların dare yatağında oluşturduğu maksimum taşkın debileri, 100 yıl tekerrürlü 6 saatlik yağış fazlası için 80,23 m3/s, yine 500 yıl tekerrürlü 6 saatlik yağış fazlası için 112,48 m3/s olmuştur.
Trakya Bölgesi'nde iklim değişikliğinin buğday verimine etkisinin tahmin edilmesi
İklim değişikliğinin etkileri günümüzde yoğun bir şekilde yaşanmaya başlamıştır. İklim değişikliğiyle birlikte bitkisel üretimin ve/veya verimin nasıl etkileneceğinin hassas bir şekilde tahmini gıda güvencesi açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Trakya Bölgesi'nde iklim değişikliğinin buğday bitkisinin verimine etkisini modellemektir. Bu amaçla, çiftçi tarlasından alınan 2020-2021 dönemi buğday verim değeri, aynı yıla ait iklim verileri kullanılarak LINTUL model ile hesaplanan verim değeri ile karşılaştırılarak kalibre edilmiş ve daha sonra HadGEM2-ES ve MPI-ESM-MR küresel iklim modellerinin RCP4.5 ve RCP8.5 senaryolarından elde edilen iklim verileri ile 2031-2040, 2041-2050, 2051-2060, 2061-2070 ve 2071-2080 dönemleri için verim değerleri tahmin edilmiştir. Ekim ve hasat tarihleri değiştirilmeden iki şekilde verim tahmini yapılmıştır: Birincisinde, ortalama en düşük ve en yüksek sıcaklık, solar radyasyon ve yağış değişimi dikkate alınarak verim hesaplaması yapılmıştır. İkincisinde ise solar radyasyon değerleri 2004-2021 dönemi için sabit tutulurken, ortalama en düşük ve en yüksek sıcaklık ve yağış değişimleri hesaba katılmıştır. Birinci yaklaşımda, HadGEM2-ES modelinin RCP4.5 ve RCP8.5 senaryoları için tahmin edilen verim değişimleri sırasıyla %1,5-%7,5 ve -%7,5-%7,5 arasında hesaplanırken, MPI-ESM-MR modeli için yine aynı sırayla %9,0-%13,4 ve %3,0-%16,4 arasında simüle edilmiştir. İkinci yaklaşımda, HadGEM2-ES modelinin RCP4.5 ve RCP8.5 senaryoları için tahmin edilen verim değişimleri sırasıyla %4,5-%9,0 ve -%7,5-%7,5 arasında hesaplanırken, MPI-ESM-MR modeli için yine aynı sırayla %10,4-%13,4 ve %4,5-%19,5 arasında tahmin edilmiştir. Verim tahminlerinde sıcaklık ve yağışla birlikte solar radyasyonun etkisinin de mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiği; iklim değişimi ile verimin genelde artış yönünde olacağı tahmin edildiğinden gıda güvencesi için Trakya Bölgesi tarım arazilerinin değişimine izin verilmemesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Kanola sapından yavaş piroliz yöntemiyle odun sirkesi elde edilmesi ve bazı fungusların gelişimini önlemek amacıyla kullanımı
Bu tezde; biyokömür ve piroliz sıvısı elde etmek için, laboratuvar tipi sabit yataklı bir piroliz sistemi tasarlanmış ve imal edilmiştir. Hammadde olarak kanola sapı seçilmiştir. Yapılan ön denemeler dikkate alınarak sistemde iyileştirmeler gerçekleştirilmiştir. Ortalama 2,5 cm uzunluğunda hazırlanmış kanola sapları 6 farklı sıcaklıkta (280, 300, 350, 400, 450, 500, 550 ve 600 °C) pirolize edilmiştir. Biyokömürlerin; nem ve kül içerikleri, elementel içerikleri, üst ısıl değerleri belirlenerek FT-IR, SEM ve renk analizleri gerçekleştirilmiştir. Piroliz sıvısından ayrıştırılan odun sirkesi örneklerinin bileşenleri GC-MS ve FT-IR analizleri ile belirlenerek renk analizleri de yapılmıştır. Sirke örnekleri 3 farklı seyreltme oranında (1/100, 1/300 ve 1/500) Alternaria alternata fungusuna uygulanmış ve in vitro şartlarda antifungal aktiviteleri saptanmıştır. Biyokömür için maksimum ve minimum verimler sırasıyla 280 ve 600 °C'de %45,38 ve %30,11; piroliz sıvısı için sırasıyla 300 ve 600 °C'de %31,51 ve %22,97 ve piroliz gazı için sırasıyla 300 ve 600 °C'de %30,13 ve %46,91 olarak belirlenmiştir. Sıcaklık artışı; biyokömür verimini azaltırken, gaz verimini artırmıştır. Biyokömür nem içerikleri sıcaklık artışı ile genel olarak azalırken kül içerikleri ise artmıştır. Elementel analiz sonuçları; sıcaklığın yükselmesinin biyokömürlerin karbon içeriğini arttırdığını öte yandan oksijen, hidrojen içerikleri ile H/C ve O/C mol oranlarını azalttığını göstermiştir. Biyokömür üst ısıl değerleri sıcaklık artışı ile artarak 22,97-23,61 MJ/kg arasında değişmiştir. FT-IR sonuçları biyokömürlerin ağırlıklı olarak aromatik ve alifatik fonksiyonel grupları içerdiğini göstermiştir. 400°C'den yüksek sıcaklıkta elde edilen örneklerin SEM mikrograflarında gözenekli oluşum daha belirgin olmuştur. Sıcaklık artışı ile kroma değeri artarken (a*) ve (b*) değerleri azalmıştır. Odun sirkesi örneklerinin FT-IR spektrumları bunların yapılarının çok benzer olduğunu GC/MC sonuçları ise özellikle fenol bileşik yüzdelerinin diğer bileşenlere göre daha yüksek olduğunu göstermiştir. Sıcaklık artışı sirke örneklerin (a*) ve (b*) değerlerini düşürmüştür. Antifungal aktivite analizleri; en yüksek etki ortalamasının ve en düşük hastalık şiddetinin tüm sıcaklıklarda elde edilmiş olan odun sirke örnekleri için 1/100 seyreltme oranlarında elde edildiğini göstermiştir.
Multi-sensör tabanlı laboratuvar tipi silolama sisteminde iki farklı teknik (vakum-sıkıştırma) ile silolanan mısır silajlarında ortam sıcaklıklarının O2, CO2, sıcaklık, basınç ve pH üzerine etkisi
Çalışma laboratuvar koşulları için geliştirilen multi-sensörlü silaj yapım ve veri toplama sistemi kullanılarak yürütülmüştür. Sistemde iki farklı silolama tekniği (Vakumlama-Sıkıştırma) kullanılarak sıkıştırma yapılmıştır. Çalışmalar II. ürün mısır materyali ile yapılmıştır. Çalışmanın temel amacı her iki teknik ile yapılan silaj örneklerinde ortam sıcaklıklarının etkisini incelemek ve silolama amaçlı kullanılan yöntemlerin silaj örnekleri üzerinde etkilerini incelemektir. Bu amaçla iki farklı yöntem ile yapılan silajlar farklı ortam sıcaklığında (Sıcak iklim koşulu-Normal koşullar) depolanmıştır. Silaj örneklerinde sistem üzerinde mevcut oksijen, karbondioksit, sıcaklık, basınç ve pH sensörleri ile veri kaydı yapılarak ortalama veriler değerlendirilmiştir. Çalışma sonuçlarında ortam sıcaklıklarının hem vakumlama (Y1) hem de sıkıştırma (Y2) yöntemi ile elde edilen silajlar üzerinde etkisi olduğu belirlenmiştir. Ayrıca ortam sıcaklığının silaj kalitesini belirleyen parametreler (sıcaklık, pH, basınç, oksijen ve karbondioksit) üzerinde de etkisi olduğu belirlenmiştir. Y1 yöntemi ile elde edilen silajların sıcaklıklarının Y2 yönteminde silolanan örneklere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Y2 yöntemi ile elde edilen silajların basınç değerlerinin Y1 yöntemi ile elde edilen silaj örneklerinden daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Yöntemler arası karbondioksit değerleri karşılaştırıldığında en yüksek değerler Y2 yönteminde elde edilmiştir. Oksijen değerleri ise Y1 yönteminde elde edilen silaj örneklerinde daha yüksek bulunmuştur. En yüksek pH değerleri ise Y1 yönteminde elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Silaj, Ortam Sıcaklığı, Vakum Tekniği, Sıkıştırma Tekniği, Sensör
Tekirdağ-Türkmenli sulama projesinin toprak ve su bileşenleri üzerindeki etkilerinin dalgacık yöntemi ile değerlendirilmesi
İklim değişikliğinin paralelinde, tüm sektörlerde su ve toprak kaynaklarının kantite ve kalite olarak hızlı tüketimi, ekosistemin ve tarımın sürdürülebilirliğini, güvenli gıdaya erişimi zorlaştırmaktadır. Tarımsal sulamaya olan ihtiyacın artmasıyla, suyun istenilen yer ve zamanda, istenilen miktar ve nitelikte bulundurulmasına yönelik sulama projeleri gerçekleştirilmektedir. Tez çalışması ile sulama projelerinin toprak ve su kaynaklarında yaratacağı çevresel etkilerin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu hedefe yönelik olarak, Tekirdağ ili Türkmenli Sulama Gölet'i Sahası'nda toprak ve su kaynaklarında oluşan olumlu/olumsuz değişiklikler ortaya konmaya çalışılmıştır. Elde edilen bulgular, toprak ve su parametreleri, çevreye ve tarıma olan etkileri bakımından karar-destek sistemlerinden biri olan Wavelet (dalgacık) modeli ile değerlendirilmiş ve gelecekte yapılması planlanan sulama projeleri için ortaya çıkabilecek riskler belirlenmiştir. Çalışma alanında; 5 adet sağ sahil sulama kanalı ve 5 adet sol sahil sulama kanalı güzergâhında iki sulama sezonu boyunca toprak örnekleri, gölet ile sulama kanalının çıkış noktaları ve 5 adet taban suyu gözlem kuyusundan su örnekleri alınarak fiziko-kimyasal ve biyolojik analizleri gerçekleştirilmiştir. Parametre konsantrasyonları, Wavelet modelinde zaman ve mekân boyutunda analiz edilmiştir. Tuzluluk parametreleri, sulama uygulamaları, yağış ve kuraklık ile büyük ölçekte değişiklik gösterirken, nitrat (NO3), nitrit (NO2), fosfat (PO4), sülfat (SO4), klor (Cl) gibi kirleticilerin, sulama projesi sahasının yerleşim yerlerine yakınlığı, gübreleme ve endüstriyel atık suların yüzey suları ile aküfere karışması nedeniyle tehlikeli eğilimler gösterdiği tespit edilmiştir. Sulama sahasında toprakta ve suda ağır metal değişimlerinde, sanayi tesislerinden çıkan kirleticilerin etkisiyle, su ve hava taşınımı ile rüzgârın yönüne de bağlı olarak makro ve mikro ölçeklerde etkiler izlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Su ve toprak kalitesi, Wavelet, Trend analizi, Organik kirleticiler
Farklı saklama koşullarında saklanan zeytinyağının bazı fizikokimyasal özelliklerinin saptanması
Zeytinyağı, içerdiği yüksek besin değerleri ve antioksidan özelliği ile doğrudan tüketime uygun bir yağdır. Fakat bu özelliklilerini koruyabilmesi için uygun şartlarda ve ambalajlarda depolanması gerekmektedir. Günümüzde zeytinyağının depolama koşullarının az bilinirliği nedeniyle sağlığımıza faydadan çok zarar verebilecek bir ürün sofralarımıza girmektedir. Araştırmamızda piyasa raflarında çeşitli ambalajlarda ve yol kenarlarında ticareti yapılan zeytinyağlarındaki bazı kalite analizlerinin yanında bazı fizikokimyasal özelliklerin kaliteye etkileri araştırılmıştır. Çalışma oda sıcaklığında direk güneş ışığına maruz kalacak şekilde aydınlık ortamda beş farklı ve karanlık ortamda da beş farklı kapta olmak üzere 10 ay boyunca bekletilmiştir. Muhafaza kapları, şeffaf pet şişe, amber renkli şeffaf pet şişe, cam şişe, koyu renkli cam şişe ve teneke şişedir. Periyodik olarak on ay boyunca her ay (1ay) serbest yağ asitliği, peroksit analizi, Ph ve termal iletkenlik değerleri ölçülmüş ve sonuçlar incelenmiştir. Sonuç olarak karanlık ortamda koyu renkli cam şişe ve teneke şişede bekletilen zeytinyağlarının asitlik ve peroksit değerlerini diğerlerine oranla daha iyi koruduğu belirlenmiştir. Aydınlık ortamda bekletilen zeytinyağlarının sıcaklık ve ışığın etkisiyle Ph değerinin azaldığı, termal iletkenliğin sıcaklığa bağlı olarak artıp azaldığı ve bu nedenle depolanan materyalin özelliğine göre yağın içerisine sağlığa zararlı toksik maddelerin geçebileceği öngörülmüştür.
Fıstık hasat ve hasat sonrasında karşılaşılan sorunların belirlenmesi ve çözüm önerileri
Hasat sonrası işlemlerde uygulanan yeni yöntemler; ürünün minimum oranda bozulmasını, kayıpların azalmasının yanı sıra tüketiciye kaliteli ürün sunulmasını, besin değeri daha yüksek ve daha ucuz olan ürün miktarının artmasını sağlamaktadır. Hasat sonrası işlemlerin hasat sonrası ürün kayıplarına, ürün kalitesine ve bahçe ürünlerinin pazar değeri üzerine etkisi oldukça fazladır. Fıstık yetiştiriciliğinde yaşanılan sorunlardan birisi de hasat ve hasat sonu işlemleridir. Hasat zamanında meyve kalite kaybına neden olan önemli gecikmeler yaşanmaktadır. Yetiştiricilikteki başarı ürünün kalitesiyle birlikte, gösterişli olarak tüketiciye sunulmasıyla değer bulmaktadır. Uygun dönemde hasat yapılması ve hasat sonrası uygulamalar ile tüketici beğenileri önem arz etmektedir. Bu nedenle hasat ve hasat sonrası sorunlara ilişkin çiftçilerin görüşleri son derece önemlidir. Yapılan bu çalışmada oransal örnekleme yöntemiyle seçilen 206 üretici ile yüz yüze görüşme sağlanmış ve üreticilerin antepfıstığı üretiminde hasat ve hasat sonrası karşılaştıkları sorunlar belirlenmiş ve bu sorunları azaltmaya yönelik öneriler geliştirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre üreticilerin %93.69'u hasadı elle gerçekleştirmektedir ve %97.09'u hasat işlemleri için dışarıdan işçi çağırmaktadır. Ancak %47.09'unun hasat için işçi bulmakta zorluk yaşadıkları belirlenmiştir. Hasat ile ilgili olarak üreticileri en çok kaygılandıran konular ise, satış fiyatlarının düşmesi, zamanında satış yapamama, ihracat sıkıntısı nedeniyle iç pazarda satış sorunu yaşanması ve mevsimlik işçi bulamakta zorlanmadır.
Aydın ilinde meydana gelen tarım römorku ve su tankeri kazalarının değerlendirilmesi
Bu araştırmada tarım arabaları ve tarım tankeri bağlı traktörlerin aydın ilinde geçirdikleri kazaların değerlendirmesi yapılmıştır. Yaşanan kazalarda römorkların ikaz etiketlerinin yetersizliği ve karayolları kanunları içerisinde römork ikaz etiklerinin yeterliliği araştırılmıştır. Araştırmada 3 farklı römorkun sırayla sürücüler üzerindeki etkileri ve koşullar ortalamalar alınarak kıyaslanmıştır. Römork farkındalık deneyi sonuçları ile yaşanan kazalar arasında karşılaştırma yapılmıştır. Deney römorklarında ikaz ve aydınlatmaların arttırması sürücülerin daha uzak ve alaca karanlık anlarında daha görünür hale getirdiği saptanmıştır. Aydın ilinde yaşanan kazalarında ikaz etiketlerinin yetersiz olan römorkların aşırı yüklenmesi sonucu ortaya çıktığı tespit edilmiştir. 2019-2021 yılları arasında polis sorumluluk bölgesinde yaşanan römork takılı traktör kazalarında ortalama 62 kişi yaralanmış. Buna karşın kaza ortalaması yıllık 40 adettir. 2019-2022 yıllarında jandarma sorumluluk bölgesinde yaşanan kazalarda ise ortalama 56 kişi yaralanmış, ortalama 4kişi öldü ve ortalama 35,5 kaza yaşanmıştır. Her sene yaşanan kazalarda ağır yaralanmalar ve telafi olmayan sakatlıklar yaşanmasının önüne geçmek için gerekli tedbirler başında eğitim ve denetimin sıkılaştırılması gelmektedir
Kısıntılı sulama uygulamalarının ikinci ürün mısırın su-verim ilişkileri üzerine etkisi
Mardin ili merkez Küçük köyünde çiftçi koşullarında 2022 yılı ikinci ürün mısır bitkisinin yetişme sezonu boyunca yürütülen bu çalışmada, damla sulama yöntemi ile uygulanan farklı sulama düzeylerinin ikinci ürün mısırın su-verim ilişkileri üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme deseninde üç yinelemeli olarak yürütülmüştür. Denemede üç adet mısır çeşidi (Fito portbou, Dekalp 6664 ve Agromar1506) bitki materyalini oluşturmuştur. Araştırmada farklı sulama sevileri, sekiz gün aralıklara 90 cm'lik toprak katmanında tüketilen suyun %100'ünün (I100) uygulandığı tam sulama, tüketilen suyun %25'inin (I75) eksik uygulandığı kısıntılı sulama ve tam sulamaya göre %25 oranında (I125) daha fazla suyun uygulandığı sulama konularından oluşturulmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgulara yapılan varyans analizi sonuçlarına göre verim değerleri sulama konularına göre;1104,00-1479,44 kg/da, genotibe göre;1143,22-1417,22 kg/da, genotipxsulama konusu interaksiyonuna göre ise 982,00-1670,33 kg/da arasında değişiklik göstermiştir. Bitki boyu sulama konularına göre 223,78-252,00 cm; genotibe göre 227,77-250,55 cm; genotipxsulama konusu interaksiyonuna göre ise 210,66-257,33 cm arasında değişiklik göstermiştir. CWSI (Bitki su stres indeksi) sulama konularına göre 0,243-0349; genotibe göre 0,277-0,293; genotipxsulama konusu interaksiyonuna göre ise 0,230-0,360 arasında değişiklik gösterdiği belirlenmiştir. İlk koçan yüksekliği, sap kalınlığı, bitki boyu ve klorofil değerleri yapılan varyans analizi sonuçlarına göre istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır. En düşük tane verimi olarak Fito portbou genotipinden elde edilirken, en yüksek tane verimi Dekalp 6664 genotipinden elde edilmiştir. En yüksek tane verimi I100 sulama konusundan elde edilirken, en düşük tane verimi I75 sulama konusundan belirlenmiştir. Yapılan bu çalışmanın sonuçlarına göre Mardin ilinde ikinci ürün mısır bitkisinde tam sulama (I100) uygulamasının yapılması, gereksinim duyduğu sudan daha az veya daha fazla sulama uygulamasının yapılması ise verimde bir artışa sebep olmadığından dolayı önerilmemektedir. Sonuç olarak Mardin ili koşullarında ikinci ürün mısır bitkisine tam sulama uygulamasının yapılması önerilmektedir.
Hakkari-merkez sulama havuzlarındaki su kalitesinin sulama açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Hakkari ilinin merkez köylerinde sulama amaçlı kullanılan suların kalite parametrelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda sulama amaçlı kullanılan havuz sularının kalitesi belirlenmiş ve sulama suyu açısından sınıflandırılmıştır. Çalışmada ürün yetiştiriciliğinin yapıldığı (Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül) 2018 tarihlerinde 10 adet sulama havuzundan su örnekleri alınmış ve alınan sulama suyu örneklerinde pH, EC, Ca+2, Mg+2, K+, Na+, SO4-2, NO3-2, CO3-2, HCO3- ve CI- analizleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlardan yararlanılarak Sodyum Adsorbsiyon Oranı (SAR), Kalıcı Sodyum Karbonat (RSC) ve Sodyum Yüzdesi (% Na) değerleri saptanmıştır. Çalışma sonucunda sulama suyu örneklerinin % 90'ı C1S1 ve % 10'u C2S1 sulama suyu sınıfında yer almıştır. Sulama sularının büyük çoğunluğu belirlenen sınır değerler arasında yani birinci kalite ve sulamaya uygun çıktığı saptanmıştır. Ancak Akçalı Köyü Kanatlı (1. örnekleme noktası) mevkisindeki havuzun nitrat (NO3-2) ile magnezyum (Mg+2) değerleri ve Kırıkdağ Köyü Şişer (3. örnekleme noktası) mevkisindeki havuzun ise potasyum (K+) değeri sınır değeri aşmıştır. Bu duruma kar sularının azotlu bileşikleri su kaynaklarına taşıması, hayvan artıklarının su kaynaklarına karışması ve aşırı derecede gübre ile tarım ilaçlarının kullanılmasının sebep olduğu düşünülmektedir. Suların aylık pH ortalamaları 7.06 - 8.43 arasında değişmektedir. Sulama havuzları genel olarak kirlenmemiş ve sulama açısından uygun kaliteye sahiptir.
Biber yetiştiriciliğinde farklı su kısıtlarının ve tuzluluğun bitki verim ve bazı kalite özelliklerine etkisi
Bu çalışmada farklı tuz ve tuzluluk düzeylerindeki sulama suyu kısıtlarının Van bölgesi koşullarında Jalapeno biber (Capsicum annuum L.) bitkisinin verim ve kalite parametreleri üzerine etkilerinin araştırılması yapılmıştır. Çalışmada kullanılan toprak örnekleri Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi deneme alanından temin edilmiştir. Sulama suyu olarak Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi şebeke suyu kullanılmıştır. Deneme sera koşullarında 5 kg'lık saksılarda 3 tekerrürlü yapılmıştır. Her tekerrürde 3 sulama suyu düzeyi (W1: % 100, W2: % 75, W3: % 50) ve NaCl – CaCl2 olmak üzere 2 farklı tuz çeşidi kullanılmıştır. Kullanılan bu tuzlar 4 farklı düzeyde ( S1:0 dSm-1, S2: 3 dSm-1, S3: 6 dSm-1, S4:9 dSm-1 ) uygulanmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen verilere göre, artan tuzluluk ve su kısıtı koşullarında gövde çapı, meyve çapı, sürgün uzunluğu, sürgün yaş ağırlığı, sürgün kuru ağırlığı, meyve boyu, meyve ağırlığı, yaprak sayısı, yaprak kalınlığı ve meyve sayısı azalırken kök uzunluğu, kök yaş ağırlığı, kök kuru ağırlığı, suda çözünür kuru madde miktarı artış göstermiştir.
Bitkisel ilaçlamada optimize edilmiş geometride sprey karakteristiklerinin belirlenmesi
Tarım küresel bazda gelişmekte olan büyük ve ciddi bir sektördür. Tarımda önemli bir diğer başlık ise ilaçlamadır. Sprey uygulama teknolojilerinin amaçlarından biri, bitkisel üretimi iyileştirmede zararlı seviyesini azaltmak için doğru zamanda doğru uygulama ile doğru miktarda pestisit kullanılmasıdır. Bunun için kullanılan nozulun atomizasyon karakteristiklerini ve bu karakteristiklere etki eden faktörlerin iyi bir şekilde saptanması gereklidir. Bu çalışmada, klasik ilaçlama ünitelerinde bulunan ve tekli olarak karşıdan atomizasyon sağlayan konik atomizerin akış parametrelerinin damlacık çapı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bu amaca yönelik, sistemde sabit ilaçlama hızı ve spreyleme açısı için; üç farklı nozul-yüzey mesafesi (70cm,85cm,100cm), üç farklı çalışma basıncı (6bar, 8bar, 10 bar) ve üç farklı nozul çapı (0,85mm, 1,10mm, 1,50mm) akış parametreleri olarak belirlenmiştir. Deneyler herhangi bir hata olasılığı dikkate alınarak farklı zamanlarda çift tekrarlı olarak yapılmış ve deneyler sonucu suya duyarlı kağıt üzerinde elde edilen görüntüler işlenerek hacimsel çap ve homojenlik değerleri elde edilmiştir. Elde edilen değerlere parametrelerin etkisini inceleyebilmek için grafikler çizilerek yorumlanmıştır. Genel olarak, aynı nozul çapı ve spreyleme mesafesinde; atomizasyon basıncı artarken karakteristik damla çapları küçülmüş ve homojenite katsayısı iyileşmiştir. Aynı spreyleme basıncı ve spreyleme mesafesi için nozul çapları karşılaştırıldığında; nozul çapı arttıkça damlacık çapının arttığı ve homojenite değerinin kötüleştiği gözlemlenmiştir.
Gübre yatağında katı-sıvı ayrımı uygulanmış idrarın biyogaz potansiyelinin belirlenmesi
Bu çalışmada; Van ili iklim koşullarında süt sığırı ahırının gübre yatağında dışkı ve idrarı birbirinden ayıran alternatif bir gübre toplama yöntemi uygulanmıştır. Bu yöntemle elde edilen azot içeriği yüksek idrar, karbon kaynağı olarak Van ve çevresinde bol miktarda bulunan ve kolayca elde edilen selüloz içeriği yüksek atık kâğıtların katılması ile oluşturulan karışımların anaerobik sindirim ile biyogaz potansiyelleri araştırılmıştır. Her biri iki tekerrürlü olacak şekilde beş farklı karışım hazırlanmıştır. İnokulüm olarak her bir reaktöre eşit miktarda (inokulüm-substrat oranı 1:1) geleneksel yöntemle gübre deposuna taşınan gübrelerden alınan gübre eklenmiştir. Biyogaz üretimi için 1000 ml hacimli 10 adet biyoreaktör kullanılmıştır. Biyogaz üretmek amacıyla biyoreaktörlere eklenen karışımlar toplam 66 gün işletilmiştir. Sİ10, Sİ20 ve Sİ30 biyoreaktörlerinin gaz üretimi 38. günde, Sİ0 biyoreaktörünün gaz üretimi ise 40. günde son bulmuştur. Sİ50 biyoreaktöründeki gaz üretimi işletim süresi boyunca devam etmiş ve 66. günde gaz üretimi ekonomik olarak yeterli olmadığından durdurulmuştur. Araştırma sonucunda; spesifik günlük biyogaz verimlerinde 203.38 ml/gr UKM ile Sİ50 en yüksek, 68.58 ml/gr UKM ile Sİ30 biyogaz en düşük verimli biyoreaktörler olmuştur. Kümülatif spesifik metan verimi açısından en yüksek metan verimi 135.85 ml/gr UKM değeri ile Sİ50 biyoreaktöründen elde edilmiştir. En düşük metan verimi ise 33.55 ml/gr UKM değeri ile Sİ30 biyoreaktöründe görülmüştür. Toplam katı madde giderimleri verimleri; Sİ50, Sİ30, Sİ20, Sİ10 ve Sİ0 biyoreaktörleri için sırasıyla %86, %85, %83, %82 ve %81 olarak tespit edilmiştir. Uçucu katı madde giderim verimleri ise Sİ50, Sİ30, Sİ20, Sİ10 ve Sİ0 biyoreaktörleri için sırasıyla %87, %85, %85, %84 ve %84 olarak belirlenmiştir. En yüksek toplam katı madde ve uçucu katı madde giderimi Sİ50 biyoreaktöründe gerçekleşmiştir. Biyolojik olarak hızlı ayrışabilir yüksek çKOİ içeriği nedeniyle Sİ50 biyoreaktöründe diğer karışımlara göre yüksek biyogaz verim artışı görülmüştür. Bu durum, diğer dört karışımda hız sınırlayıcı basamağın hidroliz olduğu ancak Sİ50 karışımında metanojen aktivitesinin çürütme hızını belirlediği şeklinde açıklanabilir.
Sulu ve kuru tarımda yetiştirilen zeytine (Olea europaea l.) biyogaz atığı uygulamasının meyve ve yağ verimine etkilerinin belirlenmesi
Araştırmanın amacı, Gemlik Zeytin Çeşidinin sulama yapılan ve yapılmayan ağaçlarına, farklı dönemlerde 2 farklı doz fermantasyon sonucu elde edilen biyogaz atığı gübre uygulanmasının ağaç başına verim ve meyve kalite parametreleri ile yağ kalitesine etkilerini incelemektir. Yapılan çalışmada gübreleme ve sulama uygulamalarının ağaç başına verim ve 100 tane ağırlığı, meyve et ve ağırlığı, meyve et/çekirdek oranı, kuru madde analizi, yağ verimi ve yağ asidi kompozisyonları araştırılmıştır. Söz konusu deneme 2024 yılı vejetasyon döneminde Akdeniz İkliminin görüldüğü, Adana ilinde bir çiftçinin Gemlik çeşidi zeytin bahçesinde (36'80' K, 35'61'D, 516 m) yürütülmüştür. Araştırmanın sonunda tarımsal girdi olan biyogaz atığının katı formunda Adana Yüreğir bölgesinde ekolojik koşullarında sulu ve kuru tarım şartları altında zeytin tarımında diğer organik gübre materyallerinin yanında alternatif bir organik gübre olarak kullanılabileceğinin araştırılması yapılmış ve sonuçta tüm incelenen parametreler açısından sulu tarım koşullarında 14 kg biyogaz atığı gübre uygulanmasının önemli olduğu ve bu kapsamda önerilebilir olarak bulunduğu belirlenmiştir.
Samandağ biberinin sera şartlarında sulama programının oluşturulması
Hatay ili sera sebze yetiştiriciliği ülkemiz örtüaltı sebze yetiştiriciliğinde önemli bir yere sahiptir. Ancak, örtü altı yetiştiricilikte özellikle sulama konusunda oldukça fazla bilgi eksikliği bulunmaktadır. Bu nedenle, bölgede varolan bitki üretim sistemleri için sulama programlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada, ısıtılmayan plastik örtülü serada yetiştirilen biber (Capsicum annuum) bitkisine A sınıfı buharlaşma kabı buharlaşma düzeyine bağlı düzeltme katsayıları (S60=0.60, S80=0.80, S100=1.00 ve S120=1.20) ile oluşturulmuş, dört sulama suyu düzeyi ve yine birikimli buharlaşmaya bağlı (SA20=20±2, SA35=35±2 ve SA50=50±2 mm) sulama aralıklarının bitki gelişimi, verim ve meyve kalitesine olan etkileri araştırılarak, en uygun sulama programının belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, üreticilerin kolaylıkla kullanacakları mini buharlaşma kapları ile standart Class A Pan kapları arasındaki ilişki belirlenerek, basit ve ucuz bir buharlaşma kabının sulama programlamasında kullanımı amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında bitki su tüketimi (ET), su kullanım randımanları (WUE) ve sulama suyu kullanım randımanları (IWUE) da hesaplanarak, bölgede sera biber yetiştiriciliğinde kullanılabilecek en uygun sulama suyu miktarı ve sulama zamanı belirlenmiştir. Deneme koşullarında uygulanan sulama suyu miktarları S60 konusunda 368 mm ile S120 konusunda 736 mm arasında değişmiştir. Bitki su tüketimleri ise S60 konusunda 470±2 mm ile S120 konusunda 819±7 mm arasında değişmiştir. Pazarlanabilir verim değerleri SA20S60 konusunda 5.48 kg m-2 ile SA20S120 konusunda 8.28 kg m-2 arasında değişmiştir. Deneme kapsamında uygulanan sulama aralıkları ve sulama suyu miktarı arttıkça WUE ve IWUE değerlerinin düştüğü belirlenmiştir.
Kurak koşullarda optimum ürün deseni modelinin geliştirilmesi ve Kırıkhan sulama sahasında uygulanması
Kısıtlı sulama, kurak koşulların oluşması durumunda bitkiye ihtiyacından daha az sulama suyu uygulanması olarak açıklanabilir. Bu tür çalışmalarda, çok sayıda bitki için, su üretim fonksiyonları, bitki verim tepki etmeni (ky) değerleri gibi sulama verim ilişkisini veren sonuçlar ortaya konmuştur. Bu çalışmaların verileri, Doğrusal Programlama modelinde (DP) kullanılarak, farklı su kısıtı koşulları için optimum ürün desenleri belirlenebilmektedir. Model sonuçları, işletme sahiplerinin gelirlerini maksimum yapmaları yönünde önemli bilgileri sağlamaktadır. Bu çalışmada, yeterli ve kurak koşullarda, optimum bitki desenini belirlemeye yönelik bir DP modeli geliştirilmiş ve geliştirilen model Kırıkhan sulama sahasında fiilen sulama yapılan alanlar için uygulanmıştır. DP modelinin amaç fonksiyonu %100 %80 %60 ve %40 sulama uygulamalarında elde edilen ürün gelirlerinden, kısıtları ise bitki ekim alanlarına yönelik kısıtlar, ikinci ürün ekim alanı kısıtı ve sulama suyu miktarlarına ait kısıtlar olmuştur. Amaç fonksiyonu ve kısıtlar Lindo yazılımına aktarılarak, optimum ürün desenleri farklı su miktarları için belirlenmiş ve model sonuçları yorumlanmıştır. Çalışma sonucunda, su miktarının 70 hm3 olduğu yeterli sulama koşullarında gelir 147.09 milyon TL, 60 hm3 olduğunda gelir 133.49 milyon TL, 50 hm3 olduğu koşullarda gelir 119.12 milyon TL, 40 hm3 olduğu koşullarda gelir 104.76 milyon TL, 30 hm3 olduğunda gelir 84.39 milyon TL, 20 hm3 olduğunda ise 60.71 milyon TL, 10 hm3 olduğunda ise 35.17 milyon TL hesaplanmıştır. Bu çalışma ile modelin duyarlılık analizleri yapılmış, analizlerin sonucundan, işletme sahiplerinin gelirlerini maksimum yapmaları yönünde önemli sonuçlar elde edilmiştir.
Hatay iklim koşullarında fotovoltaik modül yüzey sıcaklığının modül verimine etkisinin belirlenmesi
Doğal kaynakların tükenmesi, çevre kirliliği nedeniyle ekolojik dengenin bozulmaya başlaması, enerji üretiminin yüksek maliyeti, bizi farklı ve temiz kaynaklardan enerji üretilmesi konusunda duyarlı olmaya zorlamaktadır. Fotovoltaik (PV) hücreler güneş enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren sistemlerdir. PV hücrenin elektriksel verimliliği, hücrenin sıcaklık artışından olumsuz etkilenir. PV modüllerde sıcaklık artışı nedeniyle en fazla etkilenen parametre açık devre voltajıdır. Sıcaklığın artması PV hücrelerin kısa devre akımını arttırırken açık devre gerilimini azaltır. Sıcaklığın yükseltilmesi, devredeki elektronların hızını düşürerek direnci arttırır. Ayrıca sıcaklık PV hücre malzemesinin termal bozunumunu artırıcı bir etki ile hücrelerin etkin verim ömürlerini de azaltmaktadır. Bu nedenle güneş ışınımı emilimi sırasında çalışma sıcaklığını düşürmek sistemin verimliliğini, güç kapasitesini ve ömrünü arttırmaktadır. PV modül yüzey sıcaklıklarını azaltmanın çeşitli yöntemleri vardır. Bu yöntemlerden bir tanesi su ile modül yüzeyinin soğutmasıdır. Bu çalışmada Hatay iklim koşullarında PV/T (Fotovoltaik/Termal) modülde (hibrit modül) soğutcu akışkan olarak su kullanılarak modül yüzey sıcaklığının azaltılmasının modül veriminde meydana getirdiği değişimler belirlenmiştir. Modül yüzeyi soğutularak elektrik üretim veriminde % 52,6 oranına varan artış sağlanmıştır. Hatay iklim koşullarında PV modüllerin yüksek verimde çalışabilmesi için yüzey sıcaklığının 55 oC' ün üzerine çıkmaması önerilebilir.
Su stresinin azaltılmasında yapraktan bor uygulamalarının kayısı ağaçlarında verim ve meyve kalitesi üzerine etkilerinin belirlenmesi
Araştırma, su stresine maruz bırakılmış bitkilerde yapraktan bor uygulamalarının etkilerini belirlemek amacıyla 2019 yılında Amik Ovasında (Hatay) yürütülmüştür. Araştırma Mogador çeşidi kayısı ağaçlarında, yapraktan uygulanacak tanık konusu (B0) dışında 3 farklı dozda yapraktan bor B150 (150ppm), B225 (225ppm) B300 (300ppm), elverişli kapasitenin 4 farklı sulama düzeyinde S100, S75, S50 ve S25 (susuz konu), 4 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Her tekerrür 6 sıradan oluşturulmuştur. Denemede ana konuları; sulama düzeyleri, alt konuları ise, bor dozları oluşturmuştur. Sulamada damla sulama yöntemi kullanılmıştır. Deneme süresince verim, kalite parametreleri ve yaprak bor konsantrasyonu ölçülmüş, bitki su tüketimi, sulama suyu (WUE) ve su kullanma etkinliği (IWUE) hesaplanmıştır. Denemede uygulanan sulama suyu miktarı 179 mm ile 742 mm, bitki su tüketimleri sulama mevsiminde en düşük ve en yüksek 295 mm ve 832 mm arasında gerçekleşmiştir. Sulama ve su kullanma randımanları 3.51-5.18 kg m-3 ile 2.89-4.17 kg m-3 arasında değişmiştir. Bor dozları WUE ve IWUE değerlerinde anlamlı farklara neden olmamıştır. Bitki su tüketimindeki her birim artış verimde ağaç başına ortalama 1.68 kg da-1'lık artışa neden olmuştur. Tam sulama konusu S100 esas alındığında meyve ağırlığı S25 ve S50 konularında sırasıyla %13 ve %3 azalırken, S75 konusunda %2 artmıştır. B0 konusu esas alındığında ise meyve ağırlığı B150, B225, B300 konularında %2, %4 ve %2 oranında arttığı gözlenmiştir. Sulama düzeylerinde ortalama meyve boyu değeri 47.40 mm (S75) ve 42.99 mm (S25); meyve çekirdek ağırlığı değeri 2.41 g (S25) ve 3.04 g adet (S100 ); suda çözünebilir kuru madde miktarı (SÇKM) değerleri 16.13 (S100) ve 12.65 (S25) ile; pH değerleri ise 3.16 (S100) ve 3.30 (S50) arasında gerçekleşmiştir. Bor dozlarındaki artış meyve boyunda ve meyve eninde anlamlı bir farklılığa neden olmamıştır. Ortalama en yüksek çekirdek ağırlığı 2.69 g ile B225 konusunda, en düşük 2.57 g ile B300 konusunda ölçülmüştür. Çiçeklenme dönemindeki bor uygulaması yapraktaki bor konsantrasyonun (ortalama değerlerde) sulama düzeylerine bağlı olarak değişmesine ve sulama düzeyi arttıkça artmasına neden olmuştur. Bor uygulamaları yaprak bor içeriklerinde doz artışına bağlı olarak B225 dozuna kadar artmış B300 dozunda ise azalma eğilimi göstermiştir.
Hatay ilindeki göletlerin hazne hacimlerinin coğrafi bilgi sistemleri ile belirlenmesi
Baraj ve göletler gibi su depolama yapılarının doğru ve hızlı bir şekilde planlanarak projelendirilmesi yoğun işgücü, bilgi ve tecrübe gerektirmektedir. Bu yapıların, depolayabilecekleri su miktarları, planlama ve fizibilite çalışmaları için önceden bilinmesi gereken bir parametredir. Projelenecek bir su depolama yapısının hazne hacminin, coğrafi bilgi sistemlerini kullanarak hali hazırda bulunan bir sayısal yükseklik modeli ile önceden tahmin edilmesi, fizibilite çalışmalarının hızlanmasına, dolayısıyla zaman kaybı ve işgücünü azaltacaktır. Bu çalışmada, sayısal yükseklik haritaları ile yapılması planlanan bir gölet için hazne hacminin ne kadar doğrulukta tahmin edilebileceği araştırılmıştır. Bu amaçla, Hatay ilinde faaliyette bulunan 10 göletin depolama hacimleri ILWIS Coğrafi Bilgi Sistemleri yazılımı ile sanal göletler oluşturularak tahmin edilmiş ve arazide ölçümler sonucu hesaplanan hacim değerleri ile kıyaslanmıştır. Kıyaslama sonucunda tüm göletler için ölçülen ve tahmin edilen değerler için R2=0.84 olarak bulunmuştur. Sadece Karamanlı Göleti için tahmin edilen ve ölçülen hacim değeri önemli derecede farklı çıkmıştır. Karamanlı Göleti dışındaki 9 gölet için yapılan tahminler çok iyi sonuçlar vermiştir (R2=0.99, NSE >0.75 ve Pbias <0.25). Bu sonuçlara göre, sayısal yükseklik haritası kullanılarak, yapılması planlanan göletlerin fizibilite çalışmaları için gerekli hazne hacimleri, çok kısa süre içinde 10 göletten dokuzunda çok iyi bir şekilde doğru tahmin edilebilmiştir. Karamanlı Göletinde hacim değerlerinde ortaya çıkan farklılığın neden kaynaklandığı ayrıca araştırılmalıdır.
Kurutulup toz haline getirilmiş organik siyah havuçta tağşişin belirlenmesinde renk ve yakın kızılötesi yansıma verilerinin kullanılabilirliği
Tağşiş özellikle toz gıda ürünlerinde önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Toz hale getirilmeden önceki aşamalardan olan kurutma yöntemi, ürün üzerinde farklı kalite değişimlerine neden olabilmektedir dolayısıyla kurutma yöntemi tağşişin belirlenme başarısını etkileyebilir. Bu çalışmada, sıcak hava (Hot Air: HA) ve kesikli mikrodalga (Intermittent Microwave: IMW) ile kurutulan organik ve aynı çeşit konvansiyonel siyah havucun renk (L*, a*, b*) ve FT-NIRS (1000-2500 nm) sistemleri ile ayırt edilebilirliği, buna ek olarak konvansiyonel toz örnekler ile tağşiş uygulanan organik toz örneklerin bu sistemler ile tağşiş düzeyi tahmini ve ayırt edilebilirliği PCA (Principal Component Analysis), SIMCA (Soft Independent Modelling Class Analogy) ve PLSR (Partial Least Square Regression) yöntemleri ile incelenmiştir. Ayrıca örneklerin IMW ve HA kuruma kinetikleri irdelenmiş ve deneysel kuruma kinetiği verileri matematiksel olarak modellenmiştir. Buna ek olarak taze ve kuru örnekler toplam fenol ve toplam antioksidan açısından karşılaştırılmıştır. Taze organik ve konvansiyonel örneklerinin ortalama L* ve b* değeri farklılıklarının önemli olduğu saptanmıştır (p<0.001). Kurutulan saf örneklerin renk ve FT-NIRS verilerinin PCA sonucunda ilk iki temel bileşen ile toplam değişkenlik %90'ın üzerinde açıklanmıştır. SIMCA sonucu renk verilerine göre HA ile kurutulan saf organik örneklerin %100'ü (6/6*100) IMW ile kurutulan örneklerin ise %50'si (3/6*100) doğru sınıflandırılabilmiştir. FT-NIRS verileri kullanılarak SIMCA yöntemi ile örneklerin, organik ve konvansiyonel olarak doğru bir şekilde sınıflandırılamadığı belirlenmiştir. PLSR sonucunda tağşiş düzeyinin (%) tahmininde en iyi modeller FT-NIRS verileri ile elde edilmiştir (HA ve IMW için sırasıyla R2val=0.98, RMSEP=%4.9; R2val=0.89, RMSEP=%10.1). Renk verileri ile PLSR sonucunda HA ve IMW için sırasıyla R2val=0.82, RMSEP=%13.2 ve R2val=0.53, RMSEP=%21.2 olan modeller elde edilmiştir. HA ile kurutulan örneklerin nispeten daha iyi ayırt edilebildiği ve tağşiş düzeyinin (%) saptanmasında FT-NIRS verilerinin renk verilerine kıyasla daha güvenilir bir araç olduğu söylenebilir. Bunun nedeninin FT-NIRS'ın daha geniş bir bant aralığında çalışması ile ilgili olduğu söylenebilir. Kuruma kinetiği analizi sonucu HA için en uygun modelin Verma, IMW için ise Logistic model olduğu belirlenmiştir. Toplam fenol ve toplam antioksidan kapasite değerlerinin taze organik örneklerde daha yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. IMW ile 300 ve 450 W güç seviyesinde kurutulan örneklerin toplam fenol ve toplam antioksidan değerlerinin HA ile kurutulan örneklere kıyasla daha yüksek düzeylere ulaştığı, toplam fenol ve antioksidan kapasite seviyesinin korunması ve arttırılması açısından 450 W güç seviyesinin en iyi ürün sağlayan uygulama olduğu belirlenmiştir.
Defne atıklarından biyopelet yakıtı üretimi ve özelliklerinin belirlenmesi
Hatay ilinde yaygın bir üretim alanı bulunun defne yaprağı işleme tesislerinde meydana gelen defne yaprağı ve dal atıklarından biyoyakıt üretimi amacıyla farklı karışım oranlarında hazırlanan dal ve yapraklardan pelet üretilmiştir. Pelet yapılacak karışımlar yaprak oranını (%25, %50, %75, %100) ifade edecek şekilde Y25, Y50, Y75 ve Y100 şeklinde isimlendirilmiştir. Çalışmada kullanılan defne yaprağı ve dallarından oluşan karışımların peletleme öncesi nem ve yığın yoğunlukları ile peletleme sonrasında elde edilen peletlerin nem içeriği, kül içeriği, ısıl değer, yığın yoğunluğu, karakteristik boyutları, mekanik dayanıklılık, elementel analiz ve baca gazı analizleri gibi özellikleri ilgili standartlar kullanılarak belirlenmiştir. Hazırlanan bu karışımların ve bunlardan üretilen peletlerin bazı fiziksel, kimyasal ve ısıl özelliklerinin belirlenmesi için yapılan analizler ve ölçümlerin sonuçları verilerek değerlendirilmiştir. Peletlerin belirlenen bu özellikleri Avrupa Birliği Pelet Konseyi tarafından oluşturulan ve EN 14961-2 standardına göre hazırlanan pelet kalite sınıflarının ilgili özellik sınır değerleri ile kıyaslaması yapılmıştır. Bu kıyaslamalar sonucunda defne karışım peletlerin nem içeriği, karakteristik boyutlar, ve ısıl değerler bakımından bu standartlara uygun olduğu görülmüştür. Fakat yığın yoğunluğu, mekanik dayanıklılık ve kül içeriği özelliklerinin ilgili standartta belirtilen sınır değerlerin dışında olduğu belirlenmiştir. Üretilen defne karışım peletlerinin baca gazı emisyon değerlerine göre ısıl gücü 150 kW'a kadar olan tesislerde yakıt olarak kullanılabileceği çevresel açıdan uygun olduğu görülmüştür. Defne karışım peletlerindeki çalışmada belirlenen özelliklerinde ilgili ulusal ve uluslararası standartlarda belirtilen sınır değerlere göre gerekli düzeltmeler yapılarak biyoyakıt olarak kullanılabileceği görülmüştür.
Arazi için yüzey enerji dengesi algoritması (SEBAL) ile gerçek evapotranspirasyonun belirlenmesi
Tarımda su kullanımı bitkisel üretim için bir gereklilik olup, bitki su ihtiyacının yeterince ve verimli bir şekilde karşılanması için bitki su tüketiminin belirlenmesi gerekmektedir. Bitki su tüketimi sadece meteorolojik koşullara değil, aynı zamanda bitki çeşidine bağlı olarak değişmektedir. Havza düzeyinde sulama sistemlerinin planlanmasında uygun bitki su tüketimi hesaplama yöntemleri kullanılması işlemleri kolaylaştırmaktadır. Günümüzde nüfus artışı, sanayileşme ve en önemlisi iklim değişikliği beraberinde küresel ısınma sonucu suyun önemi daha da artmış, kullanım verimliliği ve performans ölçütleri önem kazanmıştır. Bu çalışma ile geniş alanlarda bitki su tüketimi ve biyokütle gibi önemli parametrelerin uydu teknolojisi ile belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla, Arazi İçin Yüzey Enerji Dengesi Algoritması olan PySEBAL modeli kullanılmıştır. Modelin çalıştırılması ile referans evapotranspirasyon, bitki katsayısı, gerçek evapotranspirasyon, bitki vejetasyon indeksleri ve biyokütle üretimi verileri elde edilmiştir. Bu değerler iklim verileri ve tarla düzeyinde elde edilen sonuçlarla karşılaştırılmıştır. PySEBAL modeli gerçek evapotranspirasyonu %15-20 gibi hata ile hesaplayabilmiştir. İklim verileri ile hesaplama yöntemlerine göre çok daha hızlı ve az maliyetle sonuç veren uzaktan algılama tekniklerinin yakın gelecekte daha çok kullanılacağı düşünülmektedir.
Tarım traktörlerinde biyodizel (B20) ve dizel yakıtı kullanımının motorun aşınmaya maruz kalan parçaları üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada, %20 biyodizel + %80 dizel yakıt karışımının (B20), dizel yakıt ile karşılaştırmalı olarak motor performansı, motor ana parçaları ve enjektörler üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla aynı marka ve modelde 55 kW gücündeki iki farklı tarım traktörü benzer tarımsal işlerde hem dizel yakıtı hem de B20 yakıt karışımı kullanılarak 1000 saat çalıştırılmıştır. Yapılan performans testlerinde B20 yakıt kullanımında dizel yakıta göre %3 güç, %2 tork düşüşü ve özgül yakıt tüketiminde %5 artış olduğu tespit edilmiştir. Emisyonlarda karbonmonoksit (CO) %40, hidrokarbon (HC) %19, partikül madde (PM) değerlerinde %46 düşme ve azotoksit (NOx) değerinde %7 artış olduğu görülmüştür. Traktörlerin tarlada çalışma esnasında 200 saat bakım aralıklarında alınan yağların numune analizlerinde yağın içerisinde kayda değer aşınma metallerine ve kimyasal analiz sonuçlarında olumsuzluğa rastlanmamıştır. 1000 saat sonrasında demonte edilen her iki motorun ana parçalarının görsel incelemesi de motor yağı analiz sonuçlarını desteklemektedir. 1000 saatlik çalışmadan sonra, her bir enjektör iğnesi ve meme ucu, görsel inceleme, taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve enerji dağılımlı X-ışını (EDX) yoluyla enjektör memesinin işlevsel değerlendirmesi açısından incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre B20 yakıtı için, C oranının %73,47, O oranının ise %23,34 olarak elde edildiği diğer elementlerin ise oransal olarak %1'in altında değerlerde oldukları görülmektedir. Aynı şekilde dizel yakıt için C %50,49, O'nin ise %19,95 olarak tespit edildiği diğer elementlerin değerlerinin yüzdesel olarak düşük kaldığı tespit edilmiştir. Ayrıca, enjektör meme uçları ve iğneleri üzerindeki tortuları incelemek için Fourier dönüşümü kızılötesi spektroskopisi (FTIR) spektral analizi de kullanıldı. Enjektör iğnelerinde poliizobütilen süksinimit (PIBSI) ve inorganik bileşenler, enjektör meme uçlarında ise yaşlandırma ürünleri ve inorganik bileşenler gözlendi. Enjektör meme fonksiyonu açısından B20 ve dizel yakıt sonuçları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır.
Entomopatojen nematod ürünlerinin uygulanması için bir robotik sistem tasarımı ve optimizasyonu
Dünya nüfusunun artışına bağlı olarak gıda ihtiyacını karşılamak ve sürdürülebilir tarımın gereği, en iyi kalitede ürünü en uygun maliyetle üretmek için hassas tarım uygulamaları günden güne artmaktadır. Hassas tarımın gereği, doğru girdiyi, doğru miktarda, doğru yere, doğru zamanda ve doğru şekilde uygulamak için robotik sistemler tarımsal faaliyetlerin her aşamasında kullanılmaktadır. Robotik sistemler ile birim alandan maksimum ürün elde edilirken, çevreye zarar en aza indirilmek istenmektedir. İhtiyaca göre pestisit uygulamaları ön plandadır, böylelikle arazinin her yeri değil gerekli yerler ilaçlanmaktadır. Bu çalışmada, kimyasal mücadeleye alternatif olan biyolojik mücadele ajanı olan entomopatojen nematodların hassas uygulanmasına yönelik bir robotik sistem tasarlanmıştır. Robotik sistemin tüm sac kısımları 2 mm alüminyum, plastik kısımları 20 mm delrin malzemeden imaldir. Tüm bağlantı elemanları sökülebilirdir bu sayede kolaylıkla taşınabilir. CNC kontrol kartına yüklenen G-kodlar sayesinde step motorlara hareket verilmektedir. Mekanik, hidrolik ve pnömatik gibi geleneksel karıştırma sistemlerine karşın yeni bir çalkalama metodu olan salıncak yöntemi kullanılmıştır. Peristaltik pompa ile dozajlama sağlanmıştır. Step motorların peristaltik pompa ile uyumu, Arduino kullanılarak her noktaya aynı ya da her noktaya farklı dozajlama imkânı sağlayan yazılım sayesinde optimize edilmiştir. Robotik sistem ile iki farklı entomopatojen nematod türünün (Steinernema feltiae ve Heterorhabditis bacteriophora), farklı dozlar (0.1, 0.2, 0.4, 0.8 g ve 60 000, 120 000, 240 000 adet) ve hacimler (25, 50, 100 ve 5, 15, 45 ml) ile denemeleri gerçekleştirilmiştir. Denemeler sonucu bazı kombinasyonların arasında istatistiksel olarak farklılık olmasına rağmen ticari doz değeri olan cm2'ye 50 adet nematod uygulamasından dolayı robotik sistemin hassas uygulama yaptığını söylemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Hassas tarım, robot, biyolojik kontrol, entomopatojen nematod
Sera koşullarında yetiştirilen ve damla sulamayla sulanan domates bitkisinde sürdürülebilir sulama suyu yönetimi: Mogadişu/Somali örneği
Bu çalışmanın amacı, Somali-Mogadişu ekolojik koşullarında sera ortamında yetiştirilen ve damla sulamayla sulanan domates bitkisinde sürdürülebilir sulama suyu yönetimini değerlendirmektir. Çalışmanın amacına uygun olarak, 50 katılımcı ile anket yapılarak uygun sorular yöneltilmiştir. Araştırma sonuçları, Mogadişu'da toprakların genellikle kumlu ve kumlu-tın bünyeli olduğunu, bu nedenle su tutma kapasitesi yüksek killi toprak getirilerek seralarda üretim yapıldığını göstermiştir. Su kaynağı olarak genellikle kuyu suyu kullanılmaktabu yüzden suya erişim maliyetli ve zor olmaktadır. Mogadişu'nun denize kıyı bir il olması nedeniyle sulama suyu tuzludur. Ülke genelinde damla sulama sistemi unsurları ithal olduğu için ilk kurulum maliyetleride yüksektir. Özel firmalardan temin edilen sulama suyu bir su deposuna aktarıldığından ve aynı zamanda gübreleme amaçlı kullanıldığından yosunlaşmaya neden olmaktadır. Yapılan anketler doğru filtre seçiminin yapılmadığı ve sıklıkla damlatıcıların tıkanma ve laterallerin yırtılma sorunlarıyla karşılaşıldığı belirlenmiştir. Sistem tertipleri genelde uygun bulunmuştur. Katılımcıların büyük bir bölümü damla sulama yöntemini benimsemiştir. Sulama zamanının planlanması konusunda bilgi düzeyleri yeterli olmasa da toprak nemi, iklim özellikleri gibi konularda bilinç düzeyi yüksek olarak değerlendirilmiştir. Domates verimleri sera ortamında yetiştiricilik için düşük bulunmuştur. Sonuç olarak, Mogadişu'da sera ortamında damla sulama yöntemiyle domates tarımı bölge insanları için yeni bir konudur. Mogadişu'nun başkent olmasından dolayı genellikle eğitimli kişilerin olması, sera ortamında yetiştiricilik tecrübelerinin artmasıyla daha iyi sonuçlar alınacağını göstermektedir. Bu çalışmanın sonuçları, Mogadişu'da zor iklim, toprak ve su koşulları altında, sera ortamında damla sulama koşulları altında domates yetiştiriciliğinin mümkün olduğunu ve ilerleyen zamanlarda daha iyi sonuçlar alınabileceğini göstermektedir.
Boyalıca pompaj sulamasında sulama performansının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Bursa İznik ilinde yer alan, Boyalıca Pompaj Sulamasının 2016-2020 yılları arasındaki performansını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma alanı 4035 ha tarım arazisine sahiptir. İznik Ova Köyleri Sulama Birliği, Devlet Su İşleri I. Bölge Müdürlüğü'nce işletmeye açılan Boyalıca Pompaj Sulaması tesislerini işletmek üzere 2004 tarihinde yönetimi devralmıştır. Performans değerlendirmesinde Sulama ve Drenajda Uluslararası Teknoloji ve Araştırma Programı (IPTRID) tarafından tavsiye edilen su kullanım etkinliği, finansal etkinlik ve tarımsal üretim etkinliği olmak üzere üç ana başlık halinde bir gösterge seti kullanılmıştır. Su kullanım etkinliği göstergeleri ortalama sonuçlarına göre, sulama oranı %63,2, yıllık su sağlama oranı 0,71, sulanan birim alana iletilen yıllık sulama suyu miktarı 7317 m3 ha-1, sulama birim alanına iletilen yıllık sulama suyu miktarı 4644 m3 ha-1 olarak belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar su kullanım etkinliği açısından sulama şebekesinin yetersiz olduğunu göstermektedir. Finansal etkinlik açısından ortalama sonuçlar incelediğinde, bakım masrafının gelire oranı %47, tahsilat oranı %95,5, birim alana düşen toplam işletme–bakım–yönetim masrafı 752 TL ha-1, kullanıcılara iletilen toplam sulama suyuna karşılık elde edilen ortalama gelir 0,22 TL m-3 olarak bulunmuştur. Çalışma sahasında masrafların karşılanma oranı %46,7 olup mevzuatta belirtilen limitlere yakın (en az %30) bir harcama yapıldığı görülmektedir. Bu sonuçlar, Boyalıca pompaj sulamasında gelirin giderden fazla olduğunu ve tahsilatın işletme ve bakım masraflarını karşılamaya yeterli olduğunu göstermektedir. Tarımsal üretim etkinliği ortalama sonuçlarına göre, sulama alanı eşdeğer brüt üretim değeri 3859,24$ ha-1, fiilen sulanan alan eşdeğer brüt üretim değeri 6088,1 $ ha-1ve saptırılan birim sulama suyuna karşılık eşdeğer brüt üretim değeri ise 0,86$ m-3 olarak saptanmıştır.