
17
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Ergenlerde problemli internet kullanımına özgü hemşirelik uygulama modelinin geliştirilmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, ergenlerde problemli internet kullanımına (PİK) özgü bir hemşirelik uygulama modelinin geliştirilmesi ve teknik eylem araştırması yöntemiyle test edilmesidir. Yöntem: Bu araştırma iki aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşamada, bütünleştirici yaklaşım doğrultusunda ergenlerde PİK'e özgü bir hemşirelik uygulama modeli geliştirilmiştir. Model, bütünleştici yaklaşımın basamakları olan, (i) varsayımları kontrol etme, (ii) ilgilenilen olguyu birden fazla kaynak ile keşfetme, (iii) modelleştirme ve (iv) doğrulama, raporlama ve paylaşma adımları izlenerek oluşturulmuştur. İkinci aşamada, geliştirilen taslak modele dayalı hemşirelik bakım programı tasarlanmış ve teknik eylem araştırması yöntemiyle test edilmiştir. Bu aşama, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Polikliniğinde Temmuz 2024-Aralık 2024 tarihleri arasında 10 ergen ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Bu araştırmada, Ergenlerde Sağlıklı İnternet Kullanımı için Bakım Çantası Modeli geliştirilmiştir. Modelin ana kavramları, değiştirilebilir faktörler, internet kullanım örüntüleri, bakım uygulamaları ve temel bakım bileşenleri şeklindedir. Ergenlerde Sağlıklı İnternet Kullanımı için Bakım Çantası Modeli'ne dayalı Hemşirelik Bakım Programı'nın, ergenlerin PİK düzeyini azaltmada etkili olduğu ve öz-denetim, destekleyici aile ilişkileri ve aktif başa çıkma yaklaşımları düzeyini artırdığı bulunmuştur. Ergenler, hemşirelik bakım programı konusunda görüş ve deneyimlerini paylaşmış ve veri analizi sonucunda beş ana tema elde edilmiştir. Bu temalar, değiştirilebilir faktörler, internet kullanım örüntüleri, temel bakım bileşenleri ve hemşirelik bakım programı şeklindedir. Sonuç: Ergenlerde Sağlıklı İnternet Kullanımı için Bakım Çantası Modeli'nin, riskli ya da problemli internet kullanımı olan ergenlere bakım verirken hemşirelere rehberlik edebileceği düşünülmektedir. Gelecek araştırmalarda, modelin okullarda ya da birinci basamak sağlık kuruluşlarında koruyucu ruh sağlığı uygulamaları kapsamında test edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: ergenler, hemşirelik, model, sağlıklı internet kullanımı
Psikiyatri kliniğinde çalışan hemşirelerin saldırgan hastanın yatıştırılmasında sakinleştirme yöntemlerini kullanma deneyimleri
Amaç: Çalışmanın amacı; psikiyatri kliniklerinde çalışan hemşirelerin saldırgan hastayı yatıştırma amaçlı sakinleştirme yöntemlerini kullanma deneyimlerini açıklamaktır. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı kalitatif desende yapılmıştır. Çalışma Türkiye'nin İzmir ilinde iki üniversite hastanesinin Yetişkin Psikiyatri Kliniğinde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini amaçlı örnekleme ile seçilen psikiyatri kliniğinde çalışan 12 hemşire oluşturmuştur. Veriler hemşirelerle bireysel görüşmelerle toplanmış, verilerin toplanmasında yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde ise içerik analizi yönteminden yararlanılmıştır. Bulgular: Araştırmanın sonucunda 3 tema ortaya çıkmıştır. Sakinleştirme süreci temasının altında gereklilikler ve müdahaleler olmak üzere iki alt tema yer almaktadır. Gereklilikler alt teması içerisinde kişisel iletişim farkındalığı ve tepki düzenleme, sıcak ve samimi bir iletişim, değerli ve önemli olduğunu yansıtma yer almaktadır. Müdahaleler alt teması içerisinde risk değerlendirme ve önlemler, fark ettirme ve eyleme yöneltme, zaman kazanmaya çalışma, ilaca yönelik müdahaleler, tehdit etmek yer almaktadır. Sakinleştirmeyi kolaylaştırıcılar temasının altında hemşireler kendi deneyim ve sezgilerinin olduğu saptanmıştır. Sakinleştirmeyi zorlaştırıcılar teması altında ise servisten köken alan faktörler, hasta ile ilgili faktörler ve kısıtlayıcı yöntemlere yönelik inançların yer aldığı belirlenmiştir. Sonuç: Saldırgan hastanın sakinleştirilmesi birçok faktörden etkilenen, dinamik ve zorlu bir süreçtir. Hemşirelerin bu yöntemleri kullanma deneyimlerine bakıldığında zorlaştırıcılar ve kolaylaştırıcılar göz önünde bulundurularak saldırgan bireyin yönetimine ilişkin eğitimlerin düzenlenmesi ve bu konuda farkındalık kazandırılması, saldırganlığın yönetilmesi uygulamalarının da bu doğrultuda yapılandırılması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Sakinleştirme, Psikiyatri Kliniği, Hemşirelik, Saldırganlık, Kalitatif
Jinekolojik kanser tanılı hastaların kullandıkları savunma düzenekleri ve psikolojik sağlamlıklarının ruhsal iyileşme üzerine etkisi
Daha sonra doldurulacaktır.
İlk atak ve kronik psikoz hastalarının bakım verenlerinin duygu ifadelerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu araştırma, ilk atak ve kronik psikoz hastasına bakım verenlerin duygu ifadesi düzeylerini karşılaştırmak amacıyla tanımlayıcı kesitsel olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırma, Kasım 2017-Kasım 2018 tarihleri arasında iki üniversite hastanesi ve bir eğitim araştırma hastanesi ile bir ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesinin psikiyatri polikliniklerinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini ilk atak psikoz hastasına bakım veren 68, kronik psikoz hastasına bakım veren 70 kişi oluşturmuştur. Veri toplamada Tanımlayıcı Özelliklere İlişkin Veri Formu ve Duygu İfadesi Ölçeği (DİÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, sayı ve yüzde dağılımı, ki kare, fisher exact test ve bağımsız gruplarda t testi analizi kullanılmıştır. Bulgular: İlk atak psikoz hastasına bakım verenlerin duygu ifadesi puanlarının ortalaması (17.22+̅4.92) ile kronik psikoz hastasına bakım verenlerin duygu ifadesi puanlarının ortalaması (18.96+̅5.71) arasında anlamlı fark bulunmamıştır (t=1.913, p=.058). Bakım verenlerin duygu ifadesi alt boyutlardan eleştirel yorumlar ve düşmanlık (p=.104), duygusal aşırı meşguliyet (p=.240) boyutlarında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmada, ilk atak ile kronik psikoz hastasına bakım verenlerin duygu ifadesi puanları, eleştirel yorumlar/düşmanlık alt boyutları ile duygusal aşırı meşguliyet alt boyutları benzerdir. İlk atak psikoz hastalarının bakım verenlerine erken psikoz programları gibi müdahale programlarının uygulanması ile bakım verenlerin etkili baş etme becerilerinin gelişmesini etkileyebileceğinden kronikleşen süreçte yüksek duygu ifadesinin azalmasını sağlayabilir. Ayrıca ilk atak ve kronik psikoz hastalarının bakım verenlerin ruhsal hastalığı olan aile bireylerine tutum ve yaklaşımlarının derinlemesine inceleneceği kalitatif çalışmalar önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Psikoz, ilk atak psikoz, kronik psikoz, bakım veren, duygu ifadesi
Psikiyatrik tanı almış bireylerin birincil bakım verenlerinin kullandıkları savunma mekanizmaları, psikolojik sağlamlık, tükenmişlik düzeylerinin birbirine etkisi
Çalışmamızın amacı psikiyatri tanısı almış bireylerin birincil bakım verenlerinin kullandıkları savunma mekanizmaları, psikolojik sağlamlık, tükenmişlik düzeylerinin birbirine etkisini belirlemektir. Araştırmamız nicel, tanımlayıcı ve kesitsel özelliktedir. Araştırma 15.05.2023/31.12.2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Tokat Gaziosmanpaşa Üniversite Hastanesi'nde psikiyatri servisine yatan ve psikiyatri polikliniğine başvuran hastaların birincil bakım verenlerin gönüllü katılımcıları oluşturmaktadır. G*Power evreni bilinen örneklem yöntemi kullanılarak %95 güven (1- α), %95 test gücü (1- β) ve d=0.5 etki büyüklüğü büyüklüğüne göre 370 hastanın birincil bakım verenleri araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Çalışma, yüz yüze görüşülerek anket doldurma yoluyla yapılmıştır. Araştırmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Maslach Tükenmişlik Ölçeği, Savunma Biçimleri Testi, Yetişkin Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ile elde edilmiştir. Araştırma SPSS 22.0 istatistik programı ile değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan bakım verenlerin tanımlayıcı özelliklerinin belirlenmesinde frekans ve yüzde analizlerinden, ölçeğin incelenmesinde ortalama ve standart sapma istatistiklerinden faydalanılmıştır. Araştırma değişkenlerinin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek üzere Kurtosis (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelenmiştir. Bakım verenlerin ölçek düzeylerini belirleyen boyutlar arasındaki ilişkiler pearson korelasyon ve lineer regresyon analizleri aracılığıyla incelenmiştir. Bakım verenlerin tanımlayıcı özelliklerine göre ölçek düzeylerindeki farklılaşmaların incelenmesinde bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (Anova) ve post hoc (Tukey, LSD) analizlerinden faydalanılmıştır. Çalışma bulguları göre, bakım verenlerin tükenmişlik düzeyi düşük psikolojik sağlamlıkları yüksektir. Psikolojik sağlalıkları yüksek bireyler matür ve nevrotik savunmaları kullanmaktadır. Savunma mekanizmalarını üç alt boyutunuda orta düzeyde kulanmaktadırlar. Yüksek tükenmişlik düzeyi matür savunmaları azaltmakta immatür savunmaları artırmaktadır. Sonuç olarak çalışmamızda psikolojik sağlamlık bakım verende tükenmişlik düzeyini azaltmaktadır. Tükenmişlik düzeyi düşük, psikolojik sağlamlığı yüksek olan bakım verenler daha çok matür savunmaları kullanmaktadır. Ruh sağlığı çalışanlarının psikiyatri hastasına birincil bakım verenlerde psikolojik sağlamlığı artırıcı, tükenmişliği azaltıcı ve olgun savunmaların kullanımını artırmaya yönelik müdehaleleri faydalı olabilir. Literatürde bu konuya yönelik yapılacak olan yeni çalışmaların bakım verene ve litaratüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bakım Yükü, Psikiyatri, Psikolojik Sağlamlık, Savunma Mekanizmaları, Tükenmişlik Sendromu
Psikiyatri kliniklerine özgü çevrimiçi sanal aile ziyareti uygulamasının anksiyete stres depresyon sosyal destek algısı ve ilişkili faktörlere etkisi
Bu araştırmada çevrimiçi görüşme programı ile sanal aile ziyareti uygulamasının depresif bozukluk ve anksiyete bozukluğuna sahip bireylerin depresyon, anksiyete, stres, algılanan sosyal destek, tedavi motivasyonu, hastalık şiddeti ve klinik işlevsellik düzeylerine etkisi amaçlanmıştır. Çevrimiçi görüşme programı ile sanal aile ziyaretlerinin etkinliğini incelemek amacıyla kontrol gruplu ve sıralı ölçümlü yarı deneysel çalışma deseni yöntemi kullanılmıştır. Araştırma ön test, ara ölçüm ve son test ölçümlerinden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemini Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Psikiyatri Yataklı Servisinde 15.08.2023 – 15.02.2024 tarihleri arası yatarak tedavi gören tüm Depresif Bozukluk ve Anksiyete Bozukluğu tanılı 104 birey (Deney depresif bozukluk grubu:26, Deney anksiyete bozukluğu grubu:26, Kontrol depresif bozukluk grubu:26, Kontrol anksiyete bozukluğu grubu:26) oluşturmaktadır. Araştırmanın veri toplama süreci 15.08.2023 – 15.02.2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Psikiyatrik tanısı olan bireylere özgü çevrimiçi görüşme programı ile tanı almış bireyler ve yakınlarına sanal aile ziyareti yapılmıştır. Bu süreçte veri toplama aracı olarak ön test, ara ölçüm ve son test yapılmak üzere Tanıtıcı Bilgi Formu (TBF), Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASS-21), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS), Tedavi Motivasyon Anketi (TMA), Global Değerlendirme Ölçeği, Klinik Genel İzlenim Ölçeği olarak uygulanmıştır. En az 4 kez planlanan sanal ziyaretlerin sonucunda bireylere, "Hasta İçin Görüşme Değerlendirme Formu"; birey yakınlarına "Hasta Yakını İçin Görüşme Değerlendirme Formu" uygulanmıştır. Her birey için ortalama 9 sanal aile ziyareti yapılmıştır. Araştırma süreci 104 katılımcı ile sona ermiştir. Araştırmanın bulgularına göre DASS-21 (p<0.05) %44 düzeyinde, MSPSS (p<0.001) %41.5 düzeyinde, TMA İçsel Motivasyon alt boyutunda %43.2 düzeyinde, Dışsal Motivasyon alt boyutunda %9,1 düzeyinde, Yardım Arayışı alt boyutu %24,2 düzeyinde, Klinik Global İzlenim Ölçeği (p<0.05) %14.2 düzeyinde ve Global Değerlendirme Ölçeği (p<0.05) %9.3 düzeyinde etki etmiş ve tüm ölçeklerin toplam puanları üzerinde anlamlı fark oluşturmuştur. Çalışma sonucunda Sanal Aile Ziyaretinin depresif bozukluk ve anksiyete bozukluğuna sahip bireylerin depresyon, anksiyete, stres ve hastalık yükü düzeylerini düşürürken; algılanan sosyal destek, tedavi motivasyonu ve işlevsellik düzeylerini arttırdığı saptanmıştır. Bireylerin ve yakınlarının görüşleri sonucunda sanal ziyaret uygulamasından memnun olduklarını ve uygulamanın işlevsel ve etkili olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlara dayanarak psikiyatri yataklı servislerinde ruhsal bozukluğa sahip bireylerin aile ziyaretlerini kolaylaştırmak ve teknoloji destekli müdahalelerin geliştirilmesi amacıyla ruh sağlığı hizmeti veren kurumlarda uygulamanın entegre edilmesi ve yaygınlaştırılması önerilmektedir.
Psikiyatri kliniğinde çalışan hemşirelerin hasta düşmeleri ve önlenmesine ilişkin bilgi ve görüşleri
Amaç: Bu çalışma psikiyatri kliniklerinde çalışan hemşirelerin hasta düşmeleri ve önleme ile ilgili bilgi ve görüşlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırma Haziran-Eylül 2017 tarihleri arasında İzmir'de Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi, Ege Üniversitesi Hastanesi, Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Buca Seyfi Demirsoy Devlet Hastanesi ve Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi'nde psikiyatri kliniklerinde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini bu hastanelerdeki psikiyatri kliniklerinde çalışan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 80 hemşire oluşturmuştur. Veri toplamada literatür doğrultusunda oluşturulan hemşirelerin hasta düşmeleri ve önlenmesine ilişkin bilgi ve görüşlerini değerlendirme formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzdelik dağılım ki-kare analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 39.69±6.16, %85'i kadın, %43.8' i lisans mezunu, %55.1' i devlet hastanesinde çalışmakta, %81.3' ü hasta düşmeleriyle ilgili eğitim almıştır. Psikiyatri kliniğinde çalışan hemşirelerin %97.5' i serviste hasta düşmeleriyle karşılaşmıştır. Hemşirelerin %85' i görülmeyen ve bildirilmeyen düşmelerin olabileceğini belirtmiştir. Hemşirelerin %88. 8' i hasta düşmelerini önemli bir sorun olarak görmekte ve %87. 5' i düşmelerin önlenmesinde rolü olduğunu düşünmektedir. Hemşirelerin %57. 5' i hasta düşmeleri ve düşmeleri önleme ile ilgili eğitim almaya ihtiyaç duyduklarını belirtmişlerdir. Sonuç: Psikiyatri kliniklerinde hemşirelerin deneyimlerine göre hasta düşmeleri oldukça fazla olmaktadır. Karşılaşılmayan ve görülmeyen hasta düşmelerinin hemşireler tarafından oldukça fazla olduğunun belirtilmesi bu birimlerde düşme riskinin değerlendirilmesi ve risk düzeyine göre koruyucu önlemlerin alınması gerektiğini göstermektedir. Psikiyatri kliniğinde çalışan hemşireler hasta düşmelerini önemli bir sorun olarak görmekte ve hasta düşmelerini yönetme ve önleme konusunda güncel bilgi ve eğitime ihtiyaç duymaktadırlar. Psikiyatri kliniklerinde çalışan hemşirelere yönelik düşme riski değerlendirme, terapotik ortamda düşmeleri önlemeye yönelik önlemler alma gibi içeriği olan önleyici programların oluşturulması ve uygulanması önerilir. Anahtar kelimeler: Hemşire, Psikiyatri Kliniği, Hasta Düşmesi, Bilgi
Depresyon riski taşıyan ergenlere uygulanan "stres ile baş etme programı"nın depresyon ve anksiyete semptomları ve beyin işlevleri üzerine etkisi
Amaç: Araştırmanın birinci amacı, depresyon riski yüksek olan ergenlere uygulanan Stres ile Başetme Programının ergenlerin depresif semptomlarına ve anksiyete düzeylerine etkisinin belirlenmesidir. İkinci amacı, stres ile başetme programına katılan ergenlerin beyin işlevlerindeki değişikliklerin incelenmesidir. Yöntem: Bu araştırmada randomize kontrollü deneysel araştırma deseni kullanılmıştır. Lise birinci sınıf öğrencileri depresif semptomlar açısından taranmış ve depresif semptom düzeyi düzeyi yüksek olan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan ergenler randomize olarak deney (n=28) ve kontrol (n=29) grubuna atanmıştır. Çocuk Depresyon Ölçeği, Epidemiyolojik Araştırmalar Merkezi Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme ile veriler toplanmıştır. Veriler Stres ile Başetme Programı öncesi, sonrası, 3. ay ve 6.ayda toplanmıştır. Verilerin analizinde ki-kare ve MANCOVA kullanılmıştır. fMRG çekimlerinden elde edilen veriler Statistical Parametric Mapping (SPM) ile genel lineer model kullanılarak incelenmiştir. Bulgular: Bu araştırmanın sonucunda deney grubunun çocuk depresyon ölçeği son test, üçüncü ay ve altıncı ay toplam puanlarında kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş olduğu belirlenmiştir. Epidemiyolojik araştırmalar merkezi depresyon ölçeği toplam puanlarında ise gruplar arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Deney grubu ile kontrol grubunun beck anksiyete ölçeği son test toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yokken, üçüncü ve altıncı aydaki toplam puanların deney grubunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Bu araştırmanın sonucunda Stresle Başetme Programının depresif semptom düzeyi yüksek olan ergenlerin depresif semptom ve anksiyete düzeylerini düşürdüğü söylenebilir. Programın okullarda düzenli olarak uygulanması önerilir.
Sağlık çalışanlarının yaşlı ayrımcılığı düzeyi ve sağlık çalışanlarının tutumlarının yaşlı bireyler tarafından algılanması
Yaşlılara yönelik ayrımcılığın görüldüğü alanlardan biri de sağlık alanıdır. Sağlık çalışanlarının yaşlı bireylere yönelik ayrımcı tutumları ve bu tutumların yaşlı bireyde oluşturduğu algılar, onlarda çeşitli sağlık problemlerine yol açmaktadır. Bu çalışma sağlık çalışanlarının ayrımcılık düzeyini ve sağlık çalışanlarının tutumlarının yaşlılar tarafından nasıl algılandığını belirlemek amacıyla yapıldı. Sağlık çalışanlarının ayrımcılık düzeyi Fraboni (1990) tarafından geliştirilen "Fraboni Yaşlı Ayrımcılığı" ölçeği ile, sağlık çalışanlarının tutumlarının yaşlılar tarafından algılanış biçimi araştırmacı tarafından geliştirilen "Yaşlı Bireylerin Sağlık Çalışanlarının Tutumlarını Algılama Ölçeği" ile belirlendi. Katılımcıların yaş ortalaması; sağlık çalışanlarında 37,96±9,12, yaşlılarda 71,96±6,54 bulundu. Fraboni Yaşlı Ayrımcılığı ölçeği toplam puanına göre; kadınların, çekirdek aileye sahip olanların, hemşirelerin, devlet hastanesinde çalışanların, işlerinden memnun olmayanların ayrımcılık düzeylerinin daha yüksek olduğu bulundu. Yaşlı Bireylerin Sağlık Çalışanlarının Tutumlarını Algılama ölçeği toplam puanına göre, tüm yaşlı bireylerin hemşirelerin tutumlarından ayrımcılık algıladığı; Yaşlı Bireylerin Sağlık Çalışanlarının Tutumlarını Algılama ölçeği toplam puanına göre; gelir durumu açlık sınırının üzerinde olan, herhangi bir hastalığı olmayan, sağlık hizmetlerine kolayca ulaşamayan yaşlı bireylerin hekimlerin tutumlarından ayrımcılık algıladığı bulundu.
Bir devlet üniversitesinde sağlık bilimleri alanında eğitim gören öğrencilerin hayatı anlamlandırmaya yönelik algıları ve baş etme biçimleri
Araştırma sağlık bilimleri alanında öğrenim gören üniversite öğrencilerinin kişisel anlam algılarının ve baş etme biçimlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Hacettepe Üniversitesi sağlık bilimleri alanında 2017-2018 öğretim yılında eğitim gören 1160 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, alanyazın incelenerek geliştirilen Tanıtıcı Özellikler Formu, Kişisel Anlam Profili Ölçeği (KAP) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistikler, ANOVA testi, Mann-Whitney U Testi ve Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, öğrencilerin eğitim aldıkları fakülte, sınıf, cinsiyet, yaş, ebeveyn durumları, staj uygulamaları, ekonomik düzeyleri, aktivite, aile ilişkileri, bölüm istek, sigara-alkol kullanma durumlarına göre KAP alt ölçek puanları açısından anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır (p<0,05). KAP ölçeği alt boyutlarından alınan en yüksek ortalama puanının "ilişkiler ve yakınlık" alt boyutlarından olduğu belirlenmiştir. SBÇT ölçeğinden alınan en yüksek ortalama puanın "kendine güvenli yaklaşım" alt boyutundan, en düşük ortalama puanın "boyun eğici yaklaşım" alt boyutundan alındığı saptanmıştır. Sağlık bilimleri öğrencilerinin hayatı anlamlandırırken kaynak olarak daha çok ilişkiler ve yakınlık alt boyutlarını kullandıkları; baş etme yöntemi olarak ise en çok kendine güvenli yaklaşımı ve en az da boyun eğici yaklaşımı kullandıkları belirlenmiştir. KAP başarı, din, kendini kabul, yakınlık, kendini aşma, adil muamele ve ilişkiler alt boyutlarının SBÇTÖ çaresiz ve boyun eğici yaklaşım alt boyutları ile negatif yönde zayıf bir ilişki vardır (p<0,05). Öğrencilerin hayatı anlamlandırma kaynaklarını kullandıkları durumlarda çaresiz ve boyun eğici baş etme davranışlarını seçmedikleri görülmüştür. Bu bağlamda sağlık bilimleri öğrencilerine sunulacak rehberlik, eğitim ve danışmanlık hizmetlerinde; öğrencilerde hayatı anlamlandırma ve baş etme açısından farkındalık yaratılması ve bu doğrultuda danışmanlık faaliyetlerinin yapılandırılması önerilmektedir
Hemşirelerde öğrenilmiş güçlülük, iş doyumu ve stresle başetme tarzları ilişkisi
Bu araştırma, hemşirelerin öğrenilmiş güçlülük düzeyleri, iş doyumu ve stresle baş etme tarzları arasındaki ilişkileri incelemek amacı ile planlanmış, tanımlayıcı ve ilişkisel tipte bir araştırmadır. Araştırma, Ankara İli Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan hemşirelerden (N:500), araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden hemşireler(n:302) ile yüz yüze görüşülerek yapılmıştır. Veriler, "Hemşireleri Tanıtıcı Bilgi Formu", "Rosenbaum Öğrenilmiş Güçlülük Ölçeği", "Minnesota İş Doyum Ölçeği" ve "Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, sayı ve yüzde dağılımlar, aritmetik ortalama, "t" testi, varyans analizi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Hemşirelerin Öğrenilmiş Güçlülük Ölçeği (ÖGÖ) puan ortalaması 94.16 ± 19.73, Minnesota İş Doyum Ölçeği (MİDÖ)'puan ortalamaları sırasıyla Genel Doyum Puanı 2.74 ± 0.72, İçsel Doyum Alt Ölçek Puanı 2.77 ± 0.75, Dışsal Doyum Alt Ölçek Puanı 2.69 ± 0.77 ve Stresle Başetme Tarzları Ölçeği (SBTÖ) puan ortalaması ise 50.05 ± 9.15 olarak bulunmuştur. Hemşirelerin baş etme yöntemi olarak en fazla "kendine güvenli yaklaşımı", en az ise "sosyal desteğe başvurma"yı kullandıkları saptanmıştır. ÖGÖ puan ortalaması ile MİDÖ'nin Genel Doyum, İçsel Doyum ve Dışsal Doyum puan ortalaması arasında zayıf, ancak pozitif yönde bir ilişki olduğu, benzer şekilde ÖGÖ puan ortalaması ile yalnızca SDB ve KGY alt ölçek puan ortalamaları arasında çok zayıf,pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Hemşire; öğrenilmiş güçlülük; iş doyumu; stresle baş etme tarzı.
Etkisiz bireysel baş etme ve benlik kavramında bozulma hemşirelik tanısı alan alkol bağımlılarında tidal (gel-git) model'e dayalı psikiyatri hemşireliği yaklaşımının etkisi
Amaç: Araştırma, Tidal Model'e dayalı psikiyatri hemşireliği yaklaşımının, etkisiz bireysel baş etme ve benlik kavramında bozulma tanısı alan alkol bağımlılarında etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Ön test-son test değerlendirmeli, kontrol gruplu ve yarı deneysel nitelikte düzenlenen bu araştırma, Ekim 2013 ve Aralık 2014 tarihleri arasında, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi AMATEM Kliniği'nde yürütülmüştür. AMATEM kliniğinde yatarak tedavi gören alkol bağımlıları araştırmanın evrenini, belirlenen kriterleri karşılayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden alkol bağımlıları araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü power analiz yapılarak bulunmuş, deney ve kontrol grubuna 18'er bireyin alınmasına karar verilmiştir. Araştırmada veriler, Birey Tanıtım Formu, Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ), Tedavi Motivasyonu Anketi (TMA), Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE), Coopersmith Benlik Saygısı Envanteri (BSÖ), Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Beck Anksiyete Envanteri (BAE) kullanılarak toplanmıştır. Deney grubundaki bireylere bireyselleştirilmiş bakım sağlamak için, bireysel görüşmeler yapılmış ve bireylerin hedefleri ve araştırmanın hedefleri doğrultusunda girişimler uygulanmıştır. Bulgular: Deney grubundaki bireylerin yaş ortalaması 43.33±6.55, kontrol grubundaki bireylerin yaş ortalaması 42.44±7.03'tür. Her iki gruptaki bireylerin %11.1'i kadın, %88.9'u erkek'tir. Her iki gruptaki bireylerin çoğunluğunun evli yada boşanmış, ilkokul mezunu olduğu, bir işte çalıştığı saptanmıştır. Görüşmeler öncesi, deney ve kontrol grubu bireylerin COPE alt ölçek puanları ve BSÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Görüşmeler sonrası, deney ve kontrol grubu bireylerin COPE alt ölçekleri olan "Pozitif yeniden yorumlama ve gelişme", "Yararlı sosyal destek kullanımı", "Aktif başa çıkma", "Geri durma", "Duygusal sosyal destek kullanımı" ve "Madde kullanımı" puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Görüşmeler sonrası, deney grubu bireylerin BSÖ puanının, kontrol grubuna göre yüksek olduğu; fakat, aradaki farkın anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Görüşmeler sonrasında, deney grubu bireylerin Pozitif Yeniden Yorumlama ve Gelişme, Yararlı Sosyal Destek Kullanımı, Aktif Başa Çıkma, Geri Durma, Plan Yapma, Davranışsal Olarak Boş Verme ve Madde Kullanımı alt ölçek puanlarında ve BSÖ puanında, ön test puanlarına göre, olumlu yönde değişiklik oluştuğu bulunmuştur. Sonuç: Sonuç olarak, Tidal Model'e dayalı psikiyatri hemşireliği yaklaşımının, alkol bağımlılarının Pozitif Yeniden Yorumlama ve Gelişme, Aktif Başa Çıkma, Geri Durma, Duygusal Sosyal Destek Kullanımı ve Plan Yapma puanlarını artırmak, Davranışsal Olarak Boş Verme puanını ise düşürmek için etkin bir yaklaşım olduğu ortaya konmuş; benlik saygısını arttırmada ise anlamlı bir etkiye sahip olmadığı belirlenmiştir.
Watson insan bakım modeline temellendirilmiş hemşirelik bakımının gebelik kaybı yaşayan gebelerin ruh sağlığına etkisi
Amaç: Watson İnsan Bakım Modeli'ne temellendirilmiş hemşirelik bakımının gebelik kaybı yaşayan gebelerin anksiyete, depresyon, umutsuzluk ve prenatal bağlanmalarına etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Deneysel, öntest-son test düzeni kullanılarak yapılan randomize kontrollü bir çalışmadır. İki üniversite hastanesinde yürütülmüştür. Girişim grubuna Watson İnsan Bakım Modeli'ne temellendirilmiş hemşirelik bakımı uygulanmıştır. Girişim grubunda 68, kontrol grubunda 60 olmak üzere toplam 128 gebe araştırmaya alınmıştır. Veriler tanıtıcı bilgi formu, Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Umutsuzluk Ölçeği ve Prenatal Bağlanma Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veriler, Ki-Kare testi, t testi, Mann-Whitney-U testi, Kruskal Wallis testi ve Intention to Treat analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Girişim ve kontrol grubunun girişim sonrası Beck Anksiyete, Beck Depresyon, Beck Umutsuzluk ve Prenatal Bağlanma puan ortalamaları arasında ileri düzeyde anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p=0.000). Sonuç: Watson İnsan Bakım Modeli'ne temellendirilmiş hemşirelik bakımının gebelik kaybı öyküsü olan gebelerin anksiyete, depresyon ve umutsuzluk düzeylerinde azalma, prenatal bağlanma düzeylerinde ise artış olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Gebelik Kaybı, Depresyon, Anksiyete, Prenatal Bağlanma, Watson İnsan Bakım Modeli
Şizofreni hastalarının umut düzeyi ile işlevsel iyileşme arasındaki ilişki
Amaç: Araştırma, şizofreni hastalarının umut düzeyi ile işlevsel iyileşme arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: Bu araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı niteliktedir. Araştırma verileri, kamu hastaneler birliğine bağlı Bitlis Devlet Hastanesi psikiyatri polikliniğinde Aralık 2014 – Haziran 2015 tarihleri arasında toplandı. Araştırmanın evrenini, belirtilen tarihler arasında ilgili hastanenin polikliniğine başvuran, DSM-V tanı ölçütlerine göre şizofreni tanısı konulmuş ve araştırmaya alınma kriterlerine uyan tüm hastalar oluşturdu. Evrenden örneklem seçimine gidilmeyerek, araştırma 103 hastayla tamamlandı. Verilerin toplanmasında '' Kişisel Bilgi Formu'', '' Herth Umut Ölçeği '' ve ''ŞİLÖ'' kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde; ortalama, yüzdelik dağılımlar, Cronbach alpha katsayısı ve Pearson Korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Araştırma bulgularına göre hastaların Herth Umut Ölçeği toplam puan ortalaması 58.33±14.98 olarak belirlendi. Herth Umut Ölçeği'nin en fazla etkilenen alt boyutu kendisi ve çevresindekilerle arasındaki ilişkiler (21.84±5.02), en az etkilenen alt boyutu ise olumlu hazır oluşluk ve beklenti (17.23±5.89) olarak bulundu. Şizofrenilerde İşlevsel İyileşme Ölçeği toplam puan ortalaması ise 42.33±13.14 olarak belirlendi. ŞİLÖ'nin en fazla etkilenen alt boyutunun sosyal işlevsellik (15.05±4.65) olduğu, en az etkilenen alt boyutunun ise mesleki işlevsellik (3.79±1.75) olduğu saptandı. Herth Umut Ölçeği ve ŞİLÖ arasındaki ilişki incelendiğinde; toplam ölçek puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç: Hastaların umutlarının orta düzeyde, işlevsel iyileşmelerinin ise düşük düzeyde olduğu saptandı. Şizofreni hastalarının umut düzeyi ile işlevsel iyileşme arasında anlamlı ilişki olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, işlevsel iyileşme, şizofreni, umut.
Yapılandırılmış egzersiz programının şizofreni hastalarında yaşam ve uyku kalitesine etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, Toplum Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM) tarafından tedavisi ve takibi yapılan şizofreni hastalarında yapılandırılmış egzersiz programının yaşam ve uyku kalitelerine etkisini incelemektir. Materyal ve Metot: Deney ve kontrol gruplu, öntest – sontest uygulamalı yarı deneysel olan araştırmanın evrenini bir TRSM'deki şizofreni hastaları, örneklemini ise randomize örnekleme yöntemiyle seçilen 30 deney, 31 kontrol grubunda olmak üzere toplam 61 hasta oluşturmuştur. Veriler Mayıs 2015 ile Eylül 2016 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasında 'Kişisel Bilgi Formu', 'Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu' ve 'Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi' kullanılmıştır. Deney grubundaki hastalara yapılandırılmış egzersiz programı uygulanmış, kontrol grubundakilere herhangi bir deneyde bulunulmamıştır. Egzersiz öncesi, 45 gün sonra ve üçüncü ayda ölçümler yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; grup özelliklerinin homojenliği için Ki-kare analizi, ölçek puanlarının ölçüm zamanına göre karşılaştırılmasında tekrarlı ölçümlerde varyans analizi ve Friedman analizi, gruplar arası karşılaştırmada bağımsız gruplarda t testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Kontrol grubu hastaların çevresel alan dışında üç ölçümdeki yaşam kalitesi puan ortalamaları arasında anlamlı fark olmadığı, deney grubu hastaların egzersiz sonrası yaşam kalitesi puan ortalamalarının anlamlı düzeyde arttığı, üçüncü ayda deney grubundaki hastaların puanlarının kontrole göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur. Kontrol grubu hastaların üç ölçümdeki uyku kalitesi toplam puan ve bileşen ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olmadığı, deney grubu hastaların egzersiz sonrası uyku kalitesi toplam puan ve bileşen ortalamalarının anlamlı düzeyde düştüğü bulunmuştur. Sonuç: Şizofreni hastalarına uygulanan yapılandırılmış egzersizin yaşam ve uyku kalitesini artırdığı belirlenmiştir. Egzersizin psikiyatri hemşireliğinde tedavinin etkinliğini arttırmak amacıyla tamamlayıcı yöntem olarak kullanılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, egzersiz, şizofreni, uyku kalitesi, yaşam kalitesi
Çocuk onkoloji/hematoloji alanında çalışan hemşirelerde öz-şefkat ve ikincil travmatik stresin incelenmesi
Bu araştırmanın birinci amacı, çocuk onkoloji/hematoloji alanında çalışan hemşirelerin öz-şefkat ve ikincil travmatik stres düzeylerini ve bazı sosyo-demografik ve mesleki özellikleri ile öz-şefkat ve ikincil travmatik stres puan ortalamaları arasında fark olup olmadığını belirlemektir. Araştırmanın ikinci amacı ise, öz- şefkat ile ikincil travmatik stres düzeyi arasında ilişki olup-olmadığını ortaya koymaktır. Tanımlayıcı ve ilişkisel olarak yapılan çalışma, üç kamu üniversite, iki vakıf üniversite ve bir devlet hastanesi olmak üzere altı hastanede çalışan 115 hemşire ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak ''Kişisel Bilgi Formu'', ''Öz Duyarlılık Ölçeği'' ve ''İkincil Travmatik Stres Ölçeği'' kullanılmıştır. Verilerin analizinde, tanımayıcı analizler, Kruskal Wallis testi, Mann Whitney U testi, Bağımsız gruplarda t testi, Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney u testi, Bonferroni testi ve Spearman korelasyon ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Tüm testler için p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Hemşirelerin İkincil Travmatik Stres Ölçeği (İTSÖ) toplam puan ortalamasının 39.41±14.33 olduğu, İTSÖ kaçınma alt ölçek puan ortalamasının en yüksek (15.29±6.59), uyarılma alt ölçek puan ortalamasının (10.71±5.49) ise en düşük olduğu saptanmıştır. Hemşirelerin Öz-Duyarlılık (Öz- Şefkat) Ölçeği (ÖDÖ) toplam puan ortalamasının 2.71±0.35 olduğu ÖDÖ Aşırı özdeşleşme alt ölçek puan ortalamasının en yüksek olduğu ( 3.59±0.92), Bilinçlilik alt ölçek puan ortalamasının ise en düşük (1.95±0.79) olduğu belirlenmiştir. Evli olan, çocuk sahibi olan, ailede ya da yakın çevresinde kanser öyküsü olan, onkoloji/hematoloji alanında çalışmayı kendisi seçmeyen, onkoloji/hematoloji alanında çalışmaktan memnun değilim diyen hemşirelerin İTSÖ toplam puan ortalamalarının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). 19- 24 yaş grubunda olan; bekar olan, lisans/yüksek lisans mezunu olan, çocuk sahibi olmayan, hemşire olarak çalışma yılı 1-3 olan, çocuk onkoloji/hematoloji alanında bir yıldan az çalışan, onkoloji/hematoloji alanında çalışmaktan çok memnun olan hemşirelerin ÖDÖ toplam puan ortalamalarının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hemşire olarak çalışma süresi, ÖDÖ 'genel', öz sevecenlik ve ' bilinçlilik' alt ölçeklerinin negatif; çocuk onkoloji/hematoloji alanında çalışma süresi 'paylaşımların bilincinde olma' alt ölçeğinin negative yordayıcıları olduğu saptanmıştır. İTSÖ ile ÖDÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı ve orta düzeyde negatif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır.Yapılan regresyon analizinde, öz sevecenlik, bilinçlilik ve aşırı özdeşleşme alt boyutlarının ikincil travmatik stres üzerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir etkisinin olduğu (p<0.05) ve öz sevecenlik alt boyutunun diğer alt boyutlara göre ikincil travmatik stres üzerinde etkisinin daha fazla olduğu saptanmıştır (Beta: -0.903). Bu çalışmadan elde edilen verilerle, hemşirelerin öz-şefkat düzeyleri arttıkça, ikincil travmatik stres düzeylerinin azaldığı görülmüştür. Bu bağlamda, özellikle hemşirelerin öz şefkat düzeylerini arttıran girişimlerin uygulanması ile ikincil travmatik stres düzeylerinin azaltılabileceği söylenebilir.
Kansere yönelik toplumsal tutumun incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, kansere yönelik toplumsal tutumun ve toplumsal tutumun yordayıcılarının belirlenmesidir. Tanımlayıcı olarak yapılan çalışma, 1022 kişi ile Google Survey programı kullanılarak online olarak yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu" ve "Kansere İlişkin Tutumları (Kanser Etiketi) Ölçme Anketi- Toplum Versiyonu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde, tanımlayıcı analizler, t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Kruskal Wallis Testi, Tukey HSD testi, Games-Howell ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Katılımcıların iyileşmenin imkansız olması/damgalama, ayrımcılık, ortaya çıkarma/yayma alt ölçeklerine ilişkin olumsuz tutum saptanma oranı sırasıyla %9.10, %3.03, 17.32 olarak belirlenmiştir. 18-28 yaş grubunda olan bireylerin diğer yaş gruplarına göre, evli olan bireylerin bekar olanlara göre, ortaokul ve altı eğitim düzeyine sahip olan bireylerin diğer eğitim düzeylerine göre, köy/kasabada yaşayan bireylerin büyükşehirde yaşayan bireylere göre, ailede kanser nedeniyle ölen bireyin var olduğu ailelerin, olmayan ailelere göre ve kronik hastalığı olan bireylerin olmayanlara göre, iyileşmenin imkansız olması/damgalama alt ölçeğine yönelik olumsuz tutumlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır ( p<0.05). Yaş, eğitim, kronik hastalık durumu ve yaşanılan yer değişkenlerinin iyileşmenin imkansız olması/damgalama alt ölçeğinin yordayıcıları oldukları saptanmıştır( p<0.05). Erkek olan bireylerin kadın olan bireylere göre, 51 yaş ve üzerinde olan bireylerin 18-28 yaş grubunda olan bireylere göre,, ortaokul ve altı eğitim düzeyine sahip olan bireylerin diğer eğitim düzeyine sahip bireylere göre ayrımcılık alt ölçeğine yönelik olumsuz tutumlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır(p<0.05). Erkek olan bireylerin kadın olan bireylere göre, 51 yaş ve üzerinde olan bireylerin 40-50 yaş grubunda olan bireylere göre, bekar olan bireylerin evli olan bireylere göre ve kronik hastalığa sahip olan bireylerin olmayanlara göre ortaya çıkarma/yayma alt ölçeğine yönelik olumsuz tutumlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sadece cinsiyet değişkeninin ortaya çıkarma/yayma alt ölçeğinin yordayıcısı olduğu saptanmıştır( p<0.05). Erkek olmanın, ortaokul ve altı eğitim düzeyine sahip olmanın, daha ileri yaşta olmanın, kronik hastalığa sahip olmanın ve köy/kasabada yaşamanın kansere yönelik olumsuz tutumu artırdığı söylenebilir.