32
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Çalışan erkek çocukların büyümelerinde gözlenen seküler eğilimler
Çocukların çalıştırılması, dünyada ve ülkemizde ekonomik nedenlerin yanı sıra nüfus, kentleşme, eğitim, gelenek vb. etkenlerin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ne yazık ki zorla çalıştırılan veya çalışmak zorunda bırakılan çocuklar, büyüme süreçlerinin en kritik dönemlerinde fiziksel, ruhsal, psikolojik ve sosyal gelişimlerini etkileyen çalışma hayatında yer almaktadırlar. Bu çalışmanın amacı, farklı iş kollarında çalışan çırakların fiziksel gelişimlerinin seküler olarak nasıl değiştiğini ortaya koymaktır. Çalışma Ankara'da yer alan üç Mesleki Eğitim Merkezi ve beş lisede yürütülmüştür. 14-18 yaş aralığındaki 562 çalışan ve 506 çalışmayan olmak üzere toplamda 1068 erkek çocuk araştırmaya dâhil edilmiştir. Büyümenin değerlendirilmesi için boy uzunluğu ve ağırlık ölçüleri alınmış ve bireylerin beden kitle indeksleri hesaplanmıştır. Çocukların çalışma koşulları ve sosyoekonomik özelliklerine ilişkin bilgiler anket yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Seküler eğilimleri ortaya koymak için, Barış Özener tarafından 1999 yılında alan çalışması tamamlanmış olan "Ankara'da Çeşitli İş Kollarında Çalışan Erkek Çocukların Somatotip Özellikleri" isimli yüksek lisans tezindeki veriler kullanılmış ve yirmi yıllık bir zaman diliminde (1999-2019) çalışan çocukların büyümelerinde gözlenen seküler eğilimler belirlenmeye çalışılmıştır. Elde edilen bulgulara göre; çalışmayan çocukların, çalışan yaşıtlarına göre görece "daha iyi" yaşam koşullarına sahip oldukları gözlenmiştir. Çalışan çocuklar, çalışmayan akranlarından daha kısa ve daha düşük ağırlıktadır. Öte yandan 1999 yılından bu yana çalışan çocuklar hem vücut ağırlığı hem de boy uzunluğu yönünden olumlu eğilim sergilemektedir. Güncel büyüme referansları ile karşılaştırıldığında ise gerek çalışan, gerekse çalışmayan çocukların ortalama değerlerin gerisinde kaldıkları görülmektedir. Sonuç olarak, yirmi yıllık süreçte erkek çırakların büyüme düzeylerinde pozitif yönde seküler eğilimin gözlendiği, bu eğilimin ise araştırmanın yürütüldüğü bölgelerdeki çalışma ve yaşam koşullarında gözlenen iyileşmelerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Seküler eğilim, çalışan çocuk, çıraklık, büyüme ve gelişme, büyüme referansları
Yaşlı bireylerde boy uzunluğunun kısalmasına bağlı olarak beden kitle indeksinin hesaplanmasında ortaya çıkan sapmaların giderilmesine yönelik antropometrik bir araştırma
Boy uzunluğunun ileri yaş evrelerinde kısalması, sağlık ve beslenme durumu hakkında önemli bir gösterge olan Beden Kitle İndeksi'nin (BKİ) de güvenilir biçimde hesaplanma sorununu beraberinde getirmektedir. Hatalı hesaplanan BKİ değerleri, yaşlılarda önemli bir sorun olan obezite ve yetersiz beslenmenin tespitini ve takibini güçleştirmektedir. Bu tez çalışması yaşlı insanlarda meydana gelen boy kısalmasının BKİ üzerindeki olumsuz etkilerini giderecek çözümleri konu almaktadır. Bu anlamda en az değişim gösteren değişkenleri kullanarak boy uzunluğunu hesaplamak en makul çözüm yollarından biridir. Elinizdeki çalışma, çeşitli ekstremite uzunluk ölçülerini kullanarak alternatif boy hesaplama eşitliklerini geliştirmeye çalışmaktadır. Araştırma tasarlanırken biri "Genç Grup" (20-35 yaş) diğeri "Yaşlı Grup" (65+ yaş) olarak tanımlanan iki kümede ölçüm alınması kararlaştırılmıştır. Çalışma, yaşlı gruptan 325 katılımcının, genç gruptan ise 95 katılımcının (toplam 420) antropometrik ölçüleri alınmak suretiyle gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubu, regresyon analizleri sonucunda oluşturulan formülleri oluşturmak için, test grubu ise elde edilen eşitliklerin güvenilirliğini sınamak için oluşturulmuştur. Örnekleme ilişkin sosyodemografik veriler, incelenen grubun ağırlıklı olarak alt sosyoekonomik düzeye mensup katılımcılardan oluştuğunu ortaya koymaktadır. Yapılan analizler ilerleyen yaşla birlikte gerek boy uzunluğunda gerekse vücut ağırlığında önemli değişimlerin meydana geldiğini ortaya koymaktadır. Pearson korelasyon ve regresyon analizi sonuçları, yaşın ilerlemesiyle uzunluğu en az değişim gösteren değişkenlerin üst taraf uzunluğu, diz yüksekliği ve tibia uzunluğu olduğunu göstermiştir. Bu değişkenler kullanılarak oluşturulan regresyon eşitlikleri yardımıyla yeni boy değerlerine ulaşılmış ve ardından yeni boy değerleri BKİ değerleri tekrardan hesaplanmıştır. Ölçülen boydan hesaplanan BKİ değerleri ile yeni hesaplananlar karşılaştırıldığında, yeni BKİ değerlerinin eskiye oranla ortalama olarak daha küçük değerler verdiği görülmüştür. Sonuç olarak, ileri yaş gruplarında, boy uzunluğuna alternatif olabilecek ekstremite uzunlukları ölçülerek bu değişkenlerden boy uzunluğunun tahmin edilmesi makul bir yaklaşım olarak görünmektedir. Araştırmamızın bulguları, bu anlamda sırasıyla üst taraf uzunluğu, tibia uzunluğu ve diz yüksekliğinin en uygun antropometrik ölçüler olduğunu ortaya koymuştur.
Küreselleşme döneminde Afrikalı göçmenlerin farklılaşma ve uyum süreci: İstanbul örneği
Küreselleşmeyle birlikte uluslararası göçün çeşitliliği, hacmi ve coğrafi kapsamı şekil değişmiştir. Bu durum hiç şüphesiz Türkiye'yi de etkisi altına almıştır. Özellikle 2000'li yıllarda Türkiye'nin göç grafiği şekil değiştirmeye başlamış ve göç veren pozisyondan göç alan hedef ülke pozisyonuna geçmiştir. Bu süreçte kozmopolitliği daha da artan İstanbul, Sahra-altı Afrika ülkelerinden gelen göçmenlere de ev sahipliği yapmaya başlamıştır. Özellikle ten renklerinden dolayı yabancı olduğunu gizleyemeyen Afrikalı göçmenler, sosyal hayatta bu kimliklerinin beraberinde getirdiği olumlu ve/veya olumsuz tepkileri hızlıca üzerlerine çekmektedirler. İnsanların "farklı" ve/veya "öteki" olarak nitelendirilmesi beraberinde ırkçı, ötekileştirici ve dışlayıcı pratiklere sebebiyet vermektedir. Bu farklılaşmanın doğurduğu hiyerarşi, ırkçı, ötekileştirici ve dışlayıcı pratiklerde kendini göstermektedir. Tüm bu pratikler, göçmenlerin yerel halk ile birarada uyum içerisinde yaşamasının önünde engel teşkil etmektedir. Bu çalışmanın amacı, İstanbul'da yaşayan Afrikalı göçmenlerin karşılaştıkları dışlayıcı pratikleri tespit edip yaşadıkları farklılaşma ve uyum süreçlerini araştırmaktır. Göç, göçmeni ve yerel halkı etkileyen çift yönlü bir olgu olduğu için hem Sahra-altı Afrika ülkelerinden gelen göçmenler hem de yerel halkı temsil edebilecek Türkiyeliler üzerinden etnografik alan araştırması yapılmıştır. Kartopu yöntemi kullanılarak seçilen 22 Afrikalı göçmen ve 23 Türkiyeli ile derinlemesine görüşmeler yapılmış ve elde edilen nitel veriler analiz edilmiştir. İstanbul'un izbe köşelerinde yaşayan düzensiz göçmenler, iş ve gelecek güvencesinden yoksun bir şekilde yaşam mücadelesi vermektedir. Türkiye'ye okumak için gelen düzenli göçmenler ise yurt ve burs imkanlarından yararlandıkları için görece daha iyi yaşam koşullarına sahiptir. Bu çalışmada göçmenlerin düzenli ve düzensiz ayrımı olmaksızın yerel halkın dışlayıcı pratiklerine maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Dışlayıcı pratikler, bakış ve söylemler bazen şiddet içeren ırkçı eylemlere de dönüşmektedir. Ayrıca cinsiyet farkı gözetmeksizin göçmenlerin hiperseksüealit olarak algılanan bedenleri, Afrikalıların cinsel arzu nesnesi olarak görülmesine neden olmakta ve bu da beraberinde ırkçı davranışları doğurmaktadır. Afrikalıların "fakir ve pis" olduklarına dair stereotip düşüncüler, farklılaştırmayı besleyen diğer bir nedendir. Sonuç olarak bu çalışmada Afrikalı göçmenlerin karşılaştıkları tüm farklılaştırıcı davranışların onların toplumla sağlıklı iletişim kurmasına engel olduğu ve uyum sürecini zorlaştırdığı tespit edilmiştir.
Çin Halk Cumhuriyeti Qinghai eyaletinde yaşayan salırların günümüzdeki kültürü
Dünya Türkmenleri içinde belki de en bilinmeyen Türkmen grubu Çin Türkmenleri yani "Salır" Türkmenleridir, Türkiye'de Çin'deki Salır Türklerin etnik Grubu alanını sınırlı sayıda araştırma ve dokümantasyon bulunmaktadır.14. Yüzyılda Orta Asya'dan Çin'e Göç eden Salırların atalarının taşınmasından sonraki 700 yıl hakkında çok az bilgi vardır. Bu nedenle, bu çalışma, Çin Halk cumhuriyeti Qınghai eylatinde yaşayan Salır grubunu, mümkün olduğu kadar etnik kimliğinin bir vaka incelemesi olarak çalışmak ve analiz etmek için araştırma konusu olarak ele almaktadır. Bu tez çalışması alan araştırmasına dayanmaktadır ve alanda toplanan verilerinden yola çıkarak tez konusu açıklanmaya çalışılacaktır. Makalenin içeriği, yerel Salar etnik grubunun, günümüz yayıncı kültürünün değişimlerini ve gelişimini anlamak için din, dil ve gündem yaşamının özelliklerinden açıklamalarının yapılmasına dayanmaktadır,Çin halk Cumhuriyeti 'nin Qinghai eyaletine bağlı Xunhua Salır Otonom İlçesi'nde yaşayan Salır Türklerinin etnik kimliklerini ve kültürel bağlamda meydana gelen değişimlerini araştırmaktır. Bu çalışmada salır Türklerin kültürel kimlik bilincinin şekillenmesi küreselleşme sürecinde kendilerin kimlik krizi, Kültür krizi ve geleneksellik be modernlik arasında tutumu icelendi.
Yoncatepe iskelet topluluğunda osteoartritin (Dejeneratif eklem hastalığı) incelenmesi
Paleopatolojik çalışmalar eskiden yaşamış insan topluluklarının yaşam biçimleri, biyolojik özellikleri, sağlık durumları ve sosyo-kültürel yapılarına dair önemli veriler sunmaktadır. Arkeolojik iskelet materyalinde en sık gözlenen postkranial patoloji olan osteoartrit, sinovial eklemlerin dejenerasyonu sebebiyle artiküler kıkırdakta gerçekleşen fokal kayıp ve bunun sonucu olarak kemiklerin eklem yüzeylerinde oluşan birtakım reaksiyonlarla karakterizedir. Osteoartrit pek çok nedene bağlı oluşabilmekle birlikte, hastalığa etki eden en temel iki faktör yaş ve fiziksel aktivitedir. Yoğun ve tekrarlayan yapıdaki fiziksel aktivite örüntüleri, eklemler üzerinde mekanik strese sebep olarak, zaman içerisinde eklem dejenerasyonuna yol açıp osteoartrit oluşumunu tetiklemektedir. Osteoartrit çalışmaları, hastalığın etiyolojik karakterinden hareketle toplulukların fiziksel aktivite örüntüleri ve yaşam biçimlerine dair önemli çıkarımlar sunmaktadır. Bu çalışmada Urartu dönemine tarihlendirilen Yoncatepe Kalesi ve Nekropolü (Van) kazılarından 1998-2003 yılları arasında çıkarılmış iskelet materyalini oluşturan 119 yetişkin bireye ait 13 farklı sinovial eklem grubunun osteoartrit prevalansları incelenmiştir. İncelemelerimiz sırasında nekropoldeki iki adet mezarda gerçekleşen çökmeler sonucu Urartu dönemi gömüleriyle karışık halde ele geçmiş ve daha yakın bir tarihte gömüldüğü tespit edilen (G.Ö. ~100 yıl) aktüel bireylerin de yer aldığı anlaşılmıştır. Bölgede zaman içerisinde bireylerin eklem sağlığında bir değişim olup olmadığını araştırmak amacıyla aktüel bireyler de çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre kranial eklemlerde en yüksek osteoartrit prevalansı Urartu dönemi bireylerinde atlanto-oksipital eklemde (%30,76), aktüel bireylerde ise temporomandibular eklemde (%22,22) tespit edilmiştir. Postkranial eklemlerde osteoartritin en fazla görüldüğü eklem bölgeleri Urartu dönemi bireyleri için sırasıyla vertebralar (%13,05), diz (%8,38) ve dirsek (%7,10) olarak belirlenmiştir. Aktüel bireylerde ise en yüksek prevalans oranı dirsek (%9,09), diz (%6,00) ve vertebral eklemlerde (%5,26) tespit edilmiştir. Buna göre Yoncatepe iskelet topluluğunda osteoartrit örüntülerinin ve dolayısıyla yaşam biçimlerinin her iki dönemde da benzer olduğu anlaşılmıştır. Bunun yanında ekstremite eklemlerinin bilateral asimetri göstermemesi ve ileri derece oteoartritin düşük oranda görülmesi, toplulukta primer osteoartrit tipinin daha ağır bastığına ve yaşın etiyolojik açıdan fiziksel aktiviteden daha önemli bir faktör olduğuna işaret etmektedir. Topluluk genelinde osteoartrit prevalansı Urartu dönemi iskeletlerinde %6,21, aktüel iskeletlerde %3,44 oranlarında tespit edilmiş olup aktüel dönemde osteoartrit prevalansında yaşanan düşüşün istatistiksel açıdan anlamlı olduğu belirlenmiştir. Bunun yanında Yoncatepe insanlarının her iki dönemde de osteoartrit açısından çağdaşları olan diğer Eski Anadolu topluluklarından daha sağlıklı oldukları anlaşılmıştır. Bu durum Yoncatepe iskelet topluluğunun her iki dönemde de oldukça genç nüfuslu olması dolayısıyla eklem tahribatına yol açan fiziksel aktivitelerin doğurduğu mekanik stresten çağdaşları kadar etkilenmediğini akla getirmektedir.
İnsanın biyomekanik adaptasyonu: Resuloğlu yerleşimine ait uzun kemiklerin kesitsel geometrik analizi
Bin dokuz yüz seksenlerden bu yana arkeolojik alanlardan elde edilen insan kalıntılarının davranış ve yaşam örüntülerini ortaya çıkarmak antropolojinin başlıca çalışma konularından biri olmuştur. Bu alanda çalışan araştırmacılar özellikle iskeletlerde biyomekanik analizler yaparak, osteoartrit ve travma belirtilerine bakarak, kas-kemik bağlantılarında stres izleri arayarak ya da entesopati ve osteofit gibi vücut kemiklerinde birtakım patoloji etkenini hesaplayarak insanın yaşam şekli ve davranış örüntüleriyle ilgili bilgilere ulaşmaya çalışmaktadır. Dünyada eski insan topluluklarının yaşam biçimi tespitinde kemik kesitlerinin geometrik analiz yöntemi kullanılarak incelenmesi yaygın iken, Eski Anadolu topluluklarında bu tür çalışmaların eksik olduğu görülmektedir. Bu çalışma, Resuloğlu Erken Tunç topluluğuna ait uzun kemikleri kesitsel geometrik analiz yöntemiyle incelemektedir. Bu dönemde yaşayan insanların maruz kaldığı yükün bedenin hangi bölgesinde yoğunluk gösterdiği, cinsiyetler arası iş yükünün farklılık gösterip göstermediği, çoğunlukla hangi fiziksel aktivitelere daha fazla yoğunlaşıldığı konularında bilgiye ulaşılması amaçlanmıştır. Bunun yanında elde edilen bilgiler farklı topluluklarla karşılaştırılarak Resuloğlu Erken Tunç dönemi insanlarının detaylı hareket örüntü bilgisi ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Resuloğlu arkeolojik yerleşimine ait seçilen 13 femur, 19 humerus ve 4 tibia olmak üzere toplamda 36 uzun kemik kesitsel geometrik analiz yöntemiyle incelenmiştir. Uzun kemik diafizlerinin bilgisayarlı tomografi yardımıyla kesit görüntüleri İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi (BAP) desteğiyle alınmıştır. Kesitlerin çekme-basma ve eğilme-burulmaya karşı gösterdikleri dayanıklılıkları hesaplanmıştır. Kemiklere ait elde edilen matematiksel veriler cinsiyet dağılımına göre ayrılmış, cinsiyetler arası maruz kalınan kuvvet farkının olup olmadığı, dolayısıyla cinsiyetler arası iş dağılımının farklı olup olmadığı sorgulanmıştır. Ayrıca elde edilen verilere dayanarak Resuloğlu insanlarının çoğunlukla hangi fiziksel aktiviteleri yaptığı ve sağ/sol- kol/bacak (bilateral asimetri) kullanımına dair bilgiler elde edilmiştir. Çalışma sonunda, Resuloğlu Erken Tunç dönemine ait insanların kemiklerine binen yükün alt ekstremitede yoğunlaştığı tespit edilmiştir. Bu durum Resuloğlu insanlarının yaşadıkları bölgenin arazi özellikleri, uzun mesafe yolculuklarını içeren bir yaşam şekli ve geçim ekonomisine sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca Resuloğlu bireylerinin sahip oldukları yaşam şeklinin CA verisi haricinde incelenen parametrelerde genel olarak cinsiyetler arası iş bölümü dağılımı ve sağ-sol kol/bacak kullanımında belirgin farklılık göstermediği anlaşılmaktadır. Resuloğlu bireylerine ait bulgular diğer çalışmaların sonuçlarıyla karşılaştırıldığında üst ekstremite irilik ve dayanıklılığının dünyada görülen temporal değişimle orantılı olarak azaldığı tespit edilmiştir. Alt ekstremitelerde ise irilik ve dayanıklılığın karşılaştırılan gruplara göre daha yüksek olması, bu topluluğun yükün alt ekstremitelere daha fazla uygulayan hareketleri yaptığını ortaya koymuştur.
Özel sektörde hizmet alanında çalışan beyaz yakalıların kurumsal kimlik ve çeşitli öznellik biçimleri
İlk insanın yeryüzünde ortaya çıkmasından bu yana üretim biçimlerinde yaşanan büyük çaptaki değişimlerin (neolitik devrim, sanayi devrimi ile elektronik ve enformasyon devrimleri) başta ekonomik yaşam olmak üzere ekonomik, toplumsal ve kültürel alanda büyük etkileri olmuştur. Küreselleşmenin yanı sıra başka da pek çok olguya dayanan ve günümüz dünyasında ana ekonomik akım hâline gelen neoliberalizm ise, doğrudan ekonomik alanı ve kurumları olduğu kadar toplumsal ve kültürel yaşamın pek çok veçhesini de çeşitli şekillerde dönüştürmektedir veya belirleyebilmektedir. Pek çok çalışmada ifade edildiği gibi bu süreçte en fazla öne çıkan tartışmalardan birini, hizmet sektörü alanında çalışan beyaz yakaların giderek prekaryalaştıkları (güvencesizleştikleri) yönündeki savlar oluşturmaktadır. Hizmet alanında çalışan beyaz yakalıların kurumsal kimlik ve öznellik biçimleri ise bu süreçten doğrudan etkilenmektedir. Dolayısıyla bu grubun çalışma yaşamı günümüzde tüm bu tartışmaları en fazla görebileceğimiz yerdir. Bu çalışma, günümüzde etkisi ve ekonomik ağırlığı giderek artan hizmet sektörüne ve bu alanın en ayrıksı örneği olan bankacılık/finans sektöründe çalışan kişilerin deneyimlerine odaklanmaktadır. Çalışma, makroekonomik politikaların değişmesi sonucunda yeniden biçimlenen hizmet sektörünün bankacılık/finans alanında çalışan beyaz yakalıların kurumsal kimlik ve çeşitli öznellik biçimlerini ele almaktadır. Çalışma kişilerin kendi deneyimlerini ve çalıştıkları kuruma bağlarını nasıl gördüklerini ve aktardıklarını incelemektedir. Çalışmada öncelikle literatürden hareketle bir değerlendirme yapılacak olup; ardından, bankacılık alanında çalışan kişilerin iş yerinde yaşadıkları üzerinden anlattıkları bütünlüklü iş öykülerine yer verilecektir. Çalışmanın dayandığı araştırmada derinlemesine görüşme ve son zamanlarda antropolojide giderek daha fazla rağbet bulan oto-etnografinin olanaklarından faydalanılmıştır. Çalışma Türkiye'de 1980'li yıllardan başlayarak günümüze doğru gelindiğinde genel olarak hizmet sektörü ve bankacılık/finans alanında çalışan beyaz yakalıların emek süreçlerindeki dönüşümleri yansıtmaktadır.
Kadınların aylık periyotlarının üç kuşakta sosyo-kültürel açıdan incelenmesi
Bu araştırmada kadınların aylık periyotlar hakkındaki bilgileri, bakış açıları ve deneyimleri ele alınmıştır. Konunun nasıl algılandığı, bu konudaki kültürel bilgi ve kodların kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığı ve kuşaklar arasındaki benzerlikler ve farklılıklar incelenmiştir. Araştırmaya İstanbul'un Üsküdar ilçesine bağlı üç sağlık meslek lisesinde öğrenim gören 25 kız öğrenci ve bu kız öğrencilerin anneleri ve anneanneleri olmak üzere toplam 75 kişi katılmıştır. Araştırma mülakat tekniğiyle gerçekleştirilmiş ve her grup için ayrı bir yapılandırılmış mülakat formu kullanılmıştır. Görüşmeler yüz yüze ve görüşmecilerin talep ettiği yerlerde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada konunun algılanma, deneyimlenme ve ifade edilme biçimlerinin aylık periyotlara yönelik şikayetler, aylık periyotlarla ilgili dikkat edilen konular ve aylık periyotlarla ilgili inanışlar bakımından üç kuşakta benzerlik taşıdığı bulunmuştur. Menarş öncesi bilgi sahibi olma ve bilgi kaynakları, ilk adeti paylaşma, ilk adetin kiminle paylaşıldığı, aylık periyotları adlandırma gibi noktalarda ise kızlar, anneleri ve anneanneleri arasında belirgin farklar olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: aylık periyot, adet, menstruasyon, menarş, adetle ilgili inanışlar, menopoz, üç kuşak
Türkiye'de tecrit altındaki şempanzelerde sosyal ve biyolojik kökenli davranışlar
İnsanın, kuyruksuz büyük maymunlar arasında yaşayan en yakın akrabası olan şempanzeler hem morfolojik hem davranışsal benzerlikleri bakımından primatoloji çalışmalarında öne çıkmaktadır. Şempanzelerle ilgili uzun süreli gözlemler ilk olarak doğada başlamış olmasına karşın günümüzde modern hayvanat bahçeleri ve araştırma merkezlerinde yapılan çalışmalar primatlarla ilgili bilgi dağarcığının gelişmesine olanak sağlamıştır. Ne var ki Türkiye'de tecrit altında barınan primat türlerinin davranışlarını anlamayı hedefleyen çalışmalar mevcut değildir. Bu bağlamda çalışmanın birincil hedefi Türkiye'deki hayvanat bahçelerinde barınan şempanzelerin davranış örüntülerinin gözlemleyerek biyolojik ve sosyal temellerini incelemeyi amaçlamaktadır. Darıca Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi'nde (FYZoo) barınan altı şempanze (Pan troglodytes), sosyal ve biyolojik kökenli davranışlarının tespit edilmesi amacıyla ad libitum ve odaksal örnekleme teknikleri kullanılarak gözlemlenmiştir. Bu amaçla hazırlanan etogram 21 farklı davranışla oluşturulmuştur. Toplanan veriler hem doğal yaşam alanlarındaki şempanzelerin davranış örüntüleriyle hem de tecrit altındaki primatlarla yapılmış çalışmalarla karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. FYZoo'da bulunan şempanzelerin üçü rehabilitasyon süreçleri sebebiyle tek başlarına ayrı ayrı kafeslerde bulundurulduğu için Kafes grubu olarak adlandırılmış, ziyaretçilere açık alanlarda birlikte barınan diğer üç birey ise Aile grubu olarak kategorize edilmiştir. Tecrit edilmiş bir şempanze topluluğundan tek başlarına bırakılmaları suretiyle bir kez daha tecrit edilmiş bir grubun oluşması, çalışmanın ikinci temel çıktısını meydana getirmiştir. Bu sayede tek başına bir kafeste barınan üç farklı şempanzenin davranışları ile bir arada yaşayan üç şempanzenin davranışsal farklılıkları karşılaştırılmıştır. Gözlemlenen davranışlar; oyun davranışı (%7,9), insan etkileşimi (%8,4), aktif (%11,7), inaktif (%14), agonistik davranış (%1,7), beslenme (%31,9), anormal davranış (%5,9), alturistik davranış (%11,5) ve diğer davranışlar (%7,2) olarak kategorize edilmiştir. Veriler literatürdeki diğer hayvanat bahçelerinde yapılan gözlemlerin sonuçlarıyla paralellik göstermektedir. Aile ve kafes grupları arasındaki en önemli farklılık anormal davranışlarda gözlemlenmiştir. Buna göre Kafes grubu bireylerinde gözlemlenen anormal davranışların aile grubunun anormal davranışlarından 3 kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Doğada ya da tecrit altında topluluk halinde yaşayan şempanzelerin sosyal ilişkilerinin varlığını gösteren alturistik davranışlar ise kafes grubunda hiç gözlemlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: primatoloji, etoloji, şempanze, Pan troglodytes, hayvanat bahçesi
Ulusları markalaştırmak: Geç kapitalizm çağında Güney Kore örneği
Bu araştırma, 1990'lardan bu yana birçok ulus devletin, sivil toplumla, özellikle de ulusal ve ulus-ötesi sermaye gruplarıyla, iş birliği içinde yürüttüğü ulusal markalaşma faaliyetlerinin sosyo-politik boyutlarını Güney Kore örneği üzerinden anlamayı amaçlamaktadır. Ulusal marka, ulusal kimliğin ticarileştirilmiş, tüketime hazır hale getirilmiş, bir başka deyişle, metalaşmış halidir. Ulusal kimlik, bu süreç içinde, söz konusu toplumun kolektif aidiyet unsuru olmasının ötesinde, başkalarının beğenisine sunulacak ve küresel ölçekte pazarlanacak bir temsil etme biçimine dönüşür. Bu çalışma, Güney Kore'nin, ulusal markalaşma süreçlerini, günümüz Türkiye'sinde yürütülen faaliyetler üzerinden, analiz etmektedir. Güney Kore'nin, özellikle son yıllarda gerçekleştirdiği etkinlikler ve iletişim kampanyalarında, küresel sermayeye ve tüketici kitlelere kendisini nasıl sunduğuna bakılmıştır. Ulusal markalaşma sürecinin tarihsel dinamikleri, Güney Kore'nin kalkınmacı politikaları, bölgesel güç dağılımı ve rekabet koşulları ve Türkiye ile ilişkileri bağlamında araştırılmaktadır. Türkiye'de yönetilen ulusal markalaşma süreci, ilgili etkinlikleri düzenleyenler, destekleyenler ve ziyaretçilerin bakış açılarından değerlendirilmektedir. Bu çalışma, saha araştırması (katılımcı gözlem ve etnografik görüşmeler) ve medya söylem analizi metotlarına dayanmaktadır. Saha araştırması aşamasında, Güney Kore'nin Türkiye'de (İstanbul ve Ankara'da) düzenlediği ulusal markalaşma faaliyetlerinde ve ilgili Kore kurumlarında katılımcı gözlem gerçekleştirilmiş, bu faaliyetleri düzenleyen kurum görevlileri (Koreli ve Türk görevliler) ve faaliyetlere katılan şahıslar (Koreli ve Türk ziyaretçiler) ile etnografik görüşmeler yapılmıştır. Medya söylem analizi aşamasında ise, Güney Kore'nin ulusal markalaşma faaliyetlerinden biri olan 2013 İstanbul-Gyeongju Dünya Kültür Fuarı'na odaklanarak, Güney Kore medyasına yansıyan resmi söylem ve kamusal tartışmalar incelenmiştir. Araştırma analizinin ilk aşamasında, Güney Kore'nin ulusal markalaşma faaliyetlerini belirleyen politik ve iktisadi söylemler açıklanmıştır. Bu analiz, sürecin hükümet ve sermaye çevrelerince tespit edilen (ve görünür kılınan) temel motivasyonlarını anlamaya yöneliktir. İkinci şamada ise, sürdürülen faaliyetlerin Güney Kore ve Türk kamuoylarında ne şekilde alımlandığına bakılmıştır. Güney Kore'nin Türkiye'de yürüttüğü ulusal markalaşma faaliyetlerine yön veren temel faktörler şu şekilde sıralanabilir: Güney Koreli şirketlerin Türkiye pazarına girmelerini sağlamak, Türkiye'de gittikçe popülerleşen Kore Dalgası (Hallyu) gibi Kore kültür olguları aracılığıyla tanınırlık sağlamak ve, genel olarak, Güney Kore'nin özellikle iktisadi kazanım elde edebileceği koşulların oluşmasını sağlamak. Güney Kore, Türkler tarafından, Kuzey Kore, Japonya ve Çin'den farklı bir imaja sahip ama en başta "gelişmiş" bir ülke olarak algılanmak istemektedir. Hükümetin bakış açısından, bu imaj gelişimi sadece ekonomik değil, politik ve kültürel kazanımlar da sağlayabilir. Çalışmanın ortaya koyduğu bir başka sonuç, ulusal markalaşma etkinliklerinin, birincil olarak ulusal imaj yenileme/iyileştirme faaliyetleri olmanın yanı sıra, ev sahibi ülkeyle olan politik, ekonomik ve kültürel ilişkilerin yeniden tanımlandığı ve güçlendirilmeye çalışıldığı etkinlikler olduğudur. Bu ilişki tazeleme süreci, her iki ülkenin (Güney Kore ve Türkiye) ulusal imajlarının yeniden kurgulanması ve yenilenmiş imajların uluslararası bağlamlarda etkili biçimde temsil etmeyi de içerir.
Kayıt dışı statüde olanların deneyimleri: Türkiye'deki Kırgızistanlı kadın işçi göçmenler
Kırgızistan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin çöküşü ve Demir Perdelerin kaldırılmasının sonrası ekonomik ve siyasi sorunlar yüz binlerce vatandaşın yurt dışına göç etmesine neden oldu. Bu tez çalışması Kırgızistan'dan Türkiye'ye göç eden "kayıt dışı" statüsünde olan (50) kadınların göç öykülerine dayanarak yazıldı. Nitel yöntemleri ve inşacı temellendirilmiş kuramı kullanarak, kadın göçmen işçilerle derinlemesine görüşmeler 2014-2016 yılları arasında yapılan araştırma sırasında Kırgızistanlı kadın göçmen işçilerin Türkiye'deki göç deneyimleri, göç öncesi ve göç sürecinde kullandıkları stratejileri, hayalleri, mücadeleleri, sorunları, başarılı hikayeleri ve bu süreçlerde sosyal ağların kadınların hayatlarında nasıl bir rol oynadığına bakıldı. Kadınların paylaştığı bilgi ve öyküleri hem kişisel hem de dünya çapında yer alan sosyal ve ekonomik eğilimleri ve bu eğilimler Kırgızistanlı göçmen kadınların hayatlarını nasıl şekillendirdiğini gösterdi. Katılımcılar, her iki ülkede göç ile ilgili yasal düzenlemelerin yetersizliğinden ¨kayıt dışı¨ konumunda kalmaktadırlar.
Antropolojik bakış açısından: Kurgusal görsel medya karakterlerinin çocukların sosyal bilişsel öğrenimine etkileri
This research focuses on the effects of the fictional characters that are presented in the visual media, mainly television, on the social cognitive learning of children between the ages 6-9 from an anthropological perspective. First part of the research was conducted in Mehmet Akif Ersoy Primary School in Ataşehir, İstanbul, and second part was conducted in an English course in Ataşehir for children between the ages 6 – 14 during 2019 Fall Semester. For the theoretical background, the literature on globalization, media anthropology, media studies and sociology; and for the Analysis of the effects of fictional characters on children and their behavior Social Learning and Social Cognitive Theories were utilized. Presenting the methodology, and field experience in a self-reflexive manner, the findings are presented and analyzed through the given theoretical perspectives. In conclusion, this research, by presenting the examples and analysis, claims that the fictional characters in visual media are quite effective on the social cognitive learning of children, and calls attention to the importance of present and future researches of the media and children relationship.
Türkiye'de çevirimiçi annelik temsilleri
Throughout history, perceptions and roles of motherhood have changed according to culture, geography, social and economic circumstances. These changes had always been introduced through socialization on the physical ground. Nowadays, social media has started to replace this and becomes the social space where each one can have a word no matter her geographical location, socio-economic and intellectual level. Some even acquire a leading role, followed by thousands and they influence other mothers in a certain way. Instagram is the most favored social media platform by young people who are the subjects of changing motherhood. As a result of Covid-19 lockdowns social media behaviors have been altered and enhanced its place in daily lives both commercially and socially. The focal point of this dissertation is to understand how motherhood is represented in Turkey, in social media and what are the common characteristics promoting their success. Clashing representations of ideal and actual mother are discussed in the light of the qualitative data gathered through Instagram by netnography, as well as the data coming from the semi-structured interviews made with popular Instagram mothers, "Instamoms" in Turkey. Followers and haters are discussed whose feedbacks are constantly shaping social attitudes and perceptions. In social media, living 7/24, they can reach somebody awake and experienced to help them, in return they would help others. This dissertation revealed significantly the differences between the discourses of academic feminists and online mothers. Keywords: Motherhood, Mothering, Mother, Instagram, Social Media, Internet, Representation, Performance, Feminism, Netnography, Covid-19, Pandemic.
Çocuk işçiler: Çalışan kız çocuklarının bedensel gelişimi
Bu çalışma, çocuklar üzerinde yapıldığından dolayı Etik Kurul Onayı alınmıştır (EK 1). Çocuklar başta az gelişmiş ekonomiler olmak üzere tüm toplumlarda yaygın biçimde çalıştırılmaktadırlar. Çalışan çocukların bedensel gelişimlerini konu alan çalışmalar büyük ölçüde erkek çocuklar üzerinde yapılmış olup ağırlık ve boy değerleri üzerine yoğunlaşan çalışmalardır. Kız çocuklarının bedensel gelişimlerini konu alan kapsamlı çalışmalar bulunmamaktadır. Bu eksiklikten yola çıkılarak bu çalışmada, çalışan kız çocuklarının bedensel gelişimlerinin çalışma koşullarından nasıl etkilendiğinin ortaya konulması hedeflenmiştir. Yaşları 14-20 arasında değişen 231 çalışan kız çocuğu araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Aynı yaş grubu ve cinsiyetten 196 birey de kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. Bu bireyler çalışmayan ancak aynı sosyoekonomik koşullara mensup bireylerden seçilmiştir. Çalışan kızlar MEB'e bağlı 6 mesleki eğitim merkezinden seçilmiştir. Kontrol grubuna ait bireyler de mesleki eğitim merkezlerinin belirlendiği ilçelerdeki okullardan seçilmiştir. Çalışan ve okuyan çocukların sosyoekonomik ve demografik özelliklerini, çalışma yaşamına ilişkin bilgileri ve çocuklardan alınan 7 antropometrik ölçüyü içeren veriler anket formuna kaydedilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, araştırmanın örneklemini oluşturan çocuklar sosyoekonomik seviyesi ve eğitim düzeyi düşük ailelere mensuptur. Büyük çoğunluğu kuaför olarak çalışan kız çocuklarının çalışmaya başlama yaşının ağırlıklı olarak 14 olduğu, çoğunlukla 4-5 yıllık çalışma geçmişleri olduğu, yarısından fazlasının haftada 7 gün ve yaklaşık %94'ünün günde 10-14 saat arasında çalıştırıldıkları saptanmıştır. Genel olarak çalışan çocukların ağırlık değerlerinin okuyan yaşıtlarından daha düşük olduğu ve daha kısa boylu oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Çalışan çocukların hem kol uzunluğu hem de bacak uzunluğu değerleri açısından çalışmayan çocukların gerisinde kaldıkları tespit edilmiştir. El bilek genişliği değerlerinin çalışmayan yaşıtlarından daha geniş olma eğiliminde olduğu, ayak bilek genişliğinde ise genel olarak, okuyan çocukların daha büyük değerlere sahip olduğu belirlenmiştir. Çalışmada başvurulan ölçülerden biri de gevşek halde ölçülen üst kol çevresidir. Çocukların çalışma yaşamı ve çalışma koşullarına ilişkin elde edilen sonuçlar, kız çocuklarının ağır çalışma koşulları altında ve uzun saatler boyunca çalıştırıldıklarını ortaya koymaktadır. Çalışmadan elde edilen bütün bulguları birlikte değerlendirdiğimizde, çalışan kız çocuklarının aynı sosyoekonomik düzeye sahip olan ancak çalışmayan yaşıtlarından bedensel gelişim açısından geri kaldığı ve çalışma koşullarının vücudun değişik bölümlerinde farklı düzeylerde etki bıraktığı sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla tüm bulgular, çocuk emeğinin ortadan kaldırılması gereken bir olgu olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Antropoloji, antropometri, büyüme gelişme, çocukluk, çocuk emeği, çalışan çocuklar, çocuk işçiliği, çalışan kız çocukları
Türkiye'de 0-18 yaş grubu çocuklara yönelik büyüme referans değerlerinin oluşturulması
Popülasyon bazında yürütülen büyüme çalışmaları toplumların gelişmişlik ve refah seviyelerini ortaya koyarken, birey bazında büyümenin takibi akut veya kronik malnütrisyon, hastalıklar, genetik bozuklukların ve büyüme duraklaması ile büyüme atılımı gibi süreçlerin izlenebilmesi için önemlidir. Öte yandan büyümede gözlenen seküler eğilimlerin rutin aralıklarla ortaya konulması, toplumların refah düzeylerinde gözlenen değişimlerin en sağlıklı takibini sağlamaktadır. Bu durum, doğumdan itibaren düzenli olarak her çocuğun büyümesinin izlenmesini zorunlu kılmakta ve bu da popülasyonlara özgü büyüme referans eğrilerinin oluşturulmasını da kaçınılmaz hale getirmektedir. Türkiye'de 0-18 yaş aralığındaki çocuklara ait, ülkemizin genelinden elde edilmiş güncel büyüme referanslarının olmaması önemli bir eksikliktir. Bu çalışmada Türkiye'de iyi koşullarda yaşayan 0-18 yaş grubu sağlıklı çocukların büyüme durumlarını ortaya koyarak, büyümeye ilişkin başvuru değerlerinin oluşturulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Samsun, Diyarbakır ve Erzurum illerinde 3295 erkek ve 3261 kız olmak üzere toplam 6556 bebek ve çocuk incelenerek Türkiye'de 0-18 yaş dilimlerini kapsayacak şekilde ilk çok merkezli büyüme referans değerleri oluşturulmuştur. Örnekleme ait 0-1 yaş grubundaki çocuklar 3'er aylık, 1-2 yaş grubundaki çocuklar ise 6'şar aylık, 3-18 yaş aralığındaki çocuklar ise yıllık periyotlar halinde incelenmiştir Örneklemi oluşturan bireylerin yaşları buçuklu yaş sistemine göre hesaplanmıştır. Büyümenin takibinde kullanılan en önemli antropometrik değişkenler olan ağırlık, boy uzunluğu ve kafa çevresi ölçüleri Inernational Biological Programme (IBP)'nin önerdiği tekniklere göre alınmıştır. Sıfır - üç yaş aralığındaki çocukların şişmanlık düzeylerinin tespiti için rölatif tartı, 3-18 yaş grubundaki çocuklar için ise beden kitle indeksi (BKİ) değerleri hesaplanmıştır. Sıfır – üç yaş aralığındaki bireylerin ölçüleri ilgili illerin üniversite hastanelerinin Sağlam Çocuk Polikliniklerine kontrole gelen bebek ve çocuklardan, 3-18 yaş grubundaki bireylerin ölçüleri ise anaokul, ilkokul, ortaokul ve liselerinde eğitim gören çocuklardan alınmıştır. Değişkenlerin ortalama ve standart sapma gibi temel istatistik bulgularının yanı sıra, dağılım istatistikleri (basıklık ve çarpıklık) SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) programı ile hesaplanmıştır. Yüzdelik eğrilerinin oluşturulması ve eğrilerin düzeltilmesi (smooth) için LMS metodu kullanılmıştır. Ayrıca 0-3 yaş aralığı için 3 aylık, 3-18 yaş aralığı işin ise yıllık hız grafikleri oluşturulmuştur. Türkiye genelini kapsaması ve çok merkezli olarak yürütülmesi nedeniyle Türkiye'de ilk olma özelliğine sahip bu referans çalışmasına ait bulgulara göre; ilk aylardan itibaren 3 yaşına kadar bu çalışmada yer alan bebek ve çocuklar WHO 2006 ve Neyzi 2008 referanslarında yer alan yaşıtlarından bir miktar uzun ve ağırdır. Kızlarda 3-5 yaşları arasında boy uzunluğu ortalaması WHO 2007 ve Neyzi 2008 eğrilerine çok yakın seyretmekte, ilgili yaştan itibaren ise bu çalışmada yer alan kızlar diğer yaşıtlarından daha hızlı uzamaktadır. Erkekler ise 4-16 yaşları arasında hem ağırlık, hem de boy uzunluğu açısından ABD'li ve İstanbullu yaşıtlarının üzerindedir. BKİ eğrileri, örneklemimizde yer alan bireylerin 17-18 yaşlarına kadar ABD'li ve İstanbullu yaşıtlarından daha şişman olduklarını ortaya koymaktadır. Kafa çevresi referans eğrilerine bakıldığında ise, ülkemiz çocuklarının ABD'li yaşıtlarından bir miktar daha büyük kafa çevresine sahip oldukları görülür. Öte yandan, önceki referans çalışmaları dikkate alındığında, boy açısından belirgin bir pozitif seküler değişimin ortaya çıktığı söylenebilir. Sonuç olarak, yedi farklı bölgede yürütülen bu çalışmaya göre ülkemizde görece iyi koşullarda yaşayan bebek ve çocukların büyüme düzeylerinin uluslararası standartları yakaladığı, kimi zaman bu standartların bile üzerinde bir büyüme potansiyeline sahip olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Büyüme ve gelişme, büyüme referansları, antropometri, LMS metodu, seküler değişim
1989 yılında Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç eden bir grubun kültürünün gıda hafızası ve gıda kimliği üzerinden incelenmesi
Food is a cultural phenomenon as well as a biological need. Questions such as what we eat, when we eat, and how we eat form part of our cultural identity. The sense of belonging of individuals who experience identity confusion as a result of migration may weaken. Immigrants, who feel rootless after migration, begin to seek a sense of belonging to a place and a life where they can feel safe. Food is one of the biggest phenomenons at this point. The purpose of this study is to determine the effect of the changing/unchanging food cultures in the memory and on the identity of the 1989 Bulgarian immigrants who settled in the Gebze region. Thus, it was aimed to reveal the food phenomenon, which is an important part of cultural identity, and the relations of life and belonging.
Bir kurumda yapılan kültür projesi ve algılanış biçimi, antropolojik açıdan gözlemleme çalışması
This thesis covers the examination of the "Values Transformation Project", which is being carried out in a technology company operating in the IT sector, from an anthropological point of view. Another important part of this work is that it shows the "Action Research" feature partially, if not completely. According to Panneeret al. (2016) Business Anthropology is divided into three parts: organizational anthropology, anthropology of marketing and consumer behavior, and design anthropology. This study is a study in the first part. At the beginning of my work, the subject I wanted to investigate was how "values", which is the subject of all social sciences, are perceived on the basis of individuals after the conflict of habitus of all areas they belong to, and whether the power relationship, that is, hierarchy and strategy, changes this perception. However, as the work progressed, what started to emerge more clearly: the reaction of the management, who held the power, or rather the capital, and the employees who were given the task of transformation and who only held the "intangible capital" but no other capital, and whether this task has been accepted or not. Basically, qualitative methods were used in the field. These are participant observation and in-depth interview methods. However, since this study covers a project and both qualitative and quantitative methods are used in organizations, the results of the quantitative and qualitative researches carried out by the project team were also used to make the study more inclusive and to strengthen it in terms of triangulation. When the fieldwork is finished, two results emerge. The first of these is the establishment of a relationship of trust that employees understand and expect from value work. Almost all of the employees stated that values should create a relationship of trust and that what is really needed is trust, either openly or implicitly. Another result is that, this transformation is mostly seen as a cultural transformation within the this transformation was again the subject of Bourdieu's "area", "habitus" and "capital" in terms of which agent(s) is considered responsible in the field. In the interviews, both managers as agents holding economic capital and employees as owners of human capital said that this task should be embraced more by managers and their guidance and actions are important in the whole process. During the study, the pandemic process came into effect as of March 2020. In the interviews held during the post-pandemic period, I asked questions in this direction to understand whether this process has an impact on values and perceptions. In this context, they talked about evaluation (Kuçuradi, 2018) rather than value. Therefore, a meaningful change in values could not be obtained from the eyes of the employees.
Enerjiyi silahlandırmak: Savaşın geleceğine antropolojik bir bakış
This thesis intends to offer an explanation to the evolution of war along technological developments mainly focusing in laser systems. The anthropological discussion of the study is based on Actor-Network Theory revealing the interaction among human and non-human participants of war network. Laser weapon systems are explained supported by the literature search, fieldwork, and interviews. The study seeks to demonstrate an alternative future perception of war with the integration of laser systems. The redefined character of war can be described as laser-integrated flexible network with human actors and non-human actants on a whole engagement spectrum, across all domains, and all phases of conflicts with tactical and strategic implications on battlespace. While human actors are still the main decision-makers in war network, human wisdom is critically important more than ever.
Sovyet sonrası dönemde Batı Ukrayna'nın milliyetçiliği ve ulusal kimliği
The research is designed to examine the essence and roots of Ukrainian nationalism of the Western Ukraine, categories of identity regarding Ukrainians and to present how modern Ukrainian national identity is constructed. The aim of the study is to understand within the broad context of nationalism the complexity of Ukrainian nationalism that does not fit the commonly used definition of a nation; common language, common religion and common historical memory. The anthropological fieldwork is based on participant observation and in total 35 in-depth interviews which were conducted mainly in Lviv between 2014-2019. Moreover, in order to fully explore the notion of Ukrainian nationalism an analysis of national symbols, myths, traditions, and historical memory through its history is evaluated. Furthermore, the study analyzes the role of religion and OUN-UPA activities in shaping Ukrainian nationalism placing it also in the context of current political circumstances. The results of the research indicate that Ukrainian nationalism has its origins in Western Ukraine and then it spread from the West of Ukraine to the eastern parts of the country. As a consequence of the latest events; the Euromaidan Revolution, and the ongoing war with Russia, Ukrainian nationalism is being re-shaped and re-constructed. Those events caused also the resurrection of Stepan Bandera's myth that is associated with Western Ukraine. Keywords: anthropology, Bandera, OUN-UPA, nationalism, national identity, Ukrainian nationalism, Ukraine
Koşu yarışının ötesinde: Bir liminoid performans olarak ultramaraton
This study aims to explore the experience of becoming an ultramarathoner and the codes of ultramarathon culture in Turkey through the lenses of symbolic and interpretive anthropology and performance studies. It identifies the meaning, value, and significance of ultramarathons for runners, and presents an ethnographic description of ultramarathon racing. The anthropological fieldwork was conducted from April 2018 to March 2022, employing in-person and online interviews, and participant observations at İznik Ultra Marathon, Salomon Cappadocia Ultra-Trail and Uludağ Premium Ultra Trail organisations. In total 28 in-depth interviews were conducted with 22 ultramarathoners (13 men and 9 women), ranging in age from 34 to 60 years old, from İstanbul, Ankara, İzmir, Adana and Eskişehir. The results have shown that running ultramarathons is far beyond a pass time activity for recreational runners. It is an integral element of their identity and a lifestyle choice for them. Ultrarunning is an additional social space in their lives outside of the home and work environments. It gives ultrarunners a breathing space away from crowded city life, providing them with uninterrupted space for thinking and contemplation in nature. It turns into a vehicle for pushing their limits and seeing what they are truly capable of. It allows them to thrive physically, mentally, and spiritually, ultimately reinforcing their adherence to the neoliberal structure. The present study also revealed insights into the dynamics of ultramarathon races and the cultural norms, values and characteristics of the ultramarathon community.
Kaşkay Eli'nin sosyo-politik örgütlenmesinde İlhan'ın statüsü
This anthropological research is related to the Qashqai tribe, which lives in southwestern Iran, and apart from the urban and rural population, it has nearly 96,500 nomadic people. This research answers the question, could the Qashqais have the same solidarity, authority, and integrity without an Ilkhan from the Shahilu family? My claim is based on the fact that the main factor of Qashqai solidarity and empowerment in southern Iran, where the majority of the population is Tajik and non-Turkish, was the Ilkhans from the Shahilu family. And with the leadership of the Shahilu family, the Qashqais could achieve such solidarity and power. The method used in this research is the literature review. The sources used in this research are mostly books, articles, and theses written in Turkish, Persian, and English in the 20th century. To answer the question, I examined the socio-political organization of the tribe. I focused on the role of the Ilkhan and sub-tribal units. My main aim was to show the status and function of Ilkhans, who belonged to the Shahilu family, in forging and keeping tribal unity. And finally, according to the result of this research, such as; The role of the Shahilu family in the formation and gaining the power of the tribe, the vital status of the Shahilu family and the Ilkhans from this family among the Qashqais, the importance of the cultural system of the tribe for the Ilkhan and the efforts to preserve and strengthen it, and the role of the Ilkhan in confirmation the Kelanters of clans, settlement of clans disputes and planning for pastoral migration, etc. There is a positive answer to my question in the literature about the Qashqai tribe. Keywords: Iran, Qashqai Tribe, Ilkhan, Shahilu, Socio-political Organization, Legitimacy, Family.
Kendini evde hissetmek: Atina'daki taşeron şirkette çalışan kalifiye Türk göçmenler
The migration of young and qualified individuals abroad is a subject being discussed in the literature. Migration in Türkiye has also increased significantly due to social, economic, and political factors. For this reason, individuals have started to migrate to Europe, the USA, and Canada through student, work, and refugee ways. Since the target of most individuals regarding external migration is developed countries, migration to developed countries has also been focused on in the literature. However, the migration of skilled individuals is a topic that has received little focus within the framework of work anthropology. Also, there are not enough studies in the literature on the migration of individuals to developing countries such as Greece. This study discusses the reasons for the migration of qualified Turks who migrated from Türkiye to Greece. In addition, the participants' sense of belonging, their understanding of home, the similarities, and differences in working life between Türkiye and Greece, their social structures, and cultural and geographical proximity factors between the two countries were discussed in the light of in-depth interviews. As a result of this study, it was concluded that the participants left Türkiye due to social, economic, and political reasons and considered Greece as a step to Europe. The residence card they will obtain after five years also symbolizes capital power. The relevant data revealed that the participants felt at home in Greece due to the cultural similarity between Greece and Türkiye, working life, and alienation from their homeland. Another result of the study is the uncertainty arising from the short contracts of the said subcontractor company to its employees. In this research, the phenomenon of globalization is discussed based on Appadurai's (Appadurai, 1996) culture flow model. Key words: Capital, cultural flows, globalization, Greece, migration, subcontractor company
Çerkes kültüründe kadının statüsüne antropolojik bir yaklaşım: Soğucak köyü örneği
This qualitative study aims to explore the status of women in Circassian Culture through the lens of Feminist Anthropology. Soğucak village, one of the Circassian villages in Yalova, was chosen as a sample in the research. The research is prepared using qualitative research techniques, participant observation, and in-depth interviews. The field interview was conducted between 17 December 2022 and 16 July 2023 with 25 female and 9 male participants. Participants are determined by the snowball sampling method. As a result of the study, it is revealed that housework, especially cooking, and taking care of children is the responsibility of women in the village of Soğucak, which is also described as traditional gender roles of women in the literature. Additionally, when evaluating the position of Circassian women in Soğucak village, their roles in the family, their roles in transition rituals such as weddings and funerals, and especially their role in transferring culinary culture to future generations are also considered. All these results reveal that the secondary status of the woman in Circassian culture, which is the assertion of this study and is perceived by the literature research, is not found in the village of Soğucak. In addition, it is revealed that women's roles in Soğucak village have changed from past to present. Consequently, cultural change has emerged in Soğucak village, including the status of women.
Akademisyenler örneği üzerinden evlilik uyumu ve iş tükenmişliği bağlantısının incelenmesi
Türkiye'de özellikle 1950'li yıllarla birlikte hızlanan sanayileşme ve kentleşme sürecinde ekonomik ve toplumsal yapıda köklü değişimler ortaya çıkmıştır. Toplumun en küçük ve en temel birimi olan aile bu değişimden belki de en fazla ve en derinden etkilenen kurumlardan biri olmuştur. Sanayileşme olgusu ekonomiyi, üretim biçimini ve üretim ilişkilerini kökten değiştirirken kentleşme süreci ile birlikte kırsal kesime özgü geleneksel-geniş aileden modern-çekirdek aileye geçiş, güç, sancılı ve sarsıcı şekilde gerçekleşmektedir. Ailenin hem yapısında hem de işlevlerindeki kaçınılmaz değişmeler bireyleri derinden etkilemekte; bu durum toplumsal ilişkilere, iş ve aile yaşamına, evlilik kurumuna yansımaktadır. Akademisyenlerin iş yaşamındaki tükenmişlikleri ile evlilik yaşamındaki uyumları arasındaki ilişkileri belirlemeye yönelik bu doktora çalışmasında; konunun, ekonomik ve toplumsal-kültürel bağlantılarıyla ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırma konusunun iki değişkeni olan akademik çalışma ile evlilikteki uyum arasındaki bağlantılar, bu iki değişkenin birbirini olumlu ya da olumsuz ne ölçüde etkilediği, tamamladığı ya da yıprattığı; örneklem grubu üzerinde uygulanan anket çalışmasıyla ve yapılan görüşmeler sırasında elde edilen alan verisiyle ortaya konulmaya çalışılacaktır. Türkiye'de 4 üniversitede Maslach Tükenmişlik Envanteri (MTE), Evlilik Uyum Ölçeği (EUÖ) ve bu çalışma için hazırlanan açık uçlu soruların da bulunduğu anket soruları toplam 325 akademisyene yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Bu çalışma Hacettepe ve Başkent Üniversiteleri (Ankara), Adıyaman Üniversitesi (Adıyaman) ve Ahi Evran Üniversitesi (Kırşehir)'da Kasım 2014 de başlanarak yaklaşık 7 aylık bir zamanda uygulanmıştır. Türkiye'de bugüne dek tükenmişlik, eğitim düzeyi ve evlilik ilişkisi, cinsellik, çocuk sahibi olma üzerine sosyolojik ve antropolojik çalışmalar yapılmış ise de bunlar, toplumun anlaşılması ve çözümlenmesi için yeterli düzeyde değildir. Kamusal alandaki diğer çalışma alanlarına ve mesleklere göre daha özgür ve bağımsız ama biraz da kendi içine kapalı ve toplumdan bağımsız bir konumda olan akademisyenlerin evliliklerinin ve evlilik-iş yaşantısı ilişkisi yönünden betimlendiği ve değerlendirildiği bu tez çalışması; bu alanda çalışacak olanlara, akademisyenlere ve tüm topluma bir perspektif ve katkı sağlayacaktır.
Türkiye'de popüler kültür ve İslamın birleşmesi olgusu: İlahi sanatçıları örneği
Since Western societies have been regularly viewing Islam through an orientalist perspective pertaining to the Middle East and that due to the over-emphasis upon the existence of radical Islamist groups following the events of September the 11th, the dynamics displayed in the daily lives of Muslims worldwide have been silenced. Actually, Muslims all around the world, individually shape the way of practices their beliefs in existed religious structure and by doing so they do not only accepting but also actively reforming the official symbols and dogmas of the religion in their everyday lives. Since the 1980s, the supply and development of media and internet, accelerated globalization, and the formation of the Muslim market have drawn a new cultural map on the Islamic World. Taking a view on Turkey, since the 1980s, the emergence of pro-Islamic political forces and liberal economic policies triggered the revival of Islamism in Turkey. As a sign of this, the new emerging Islamist elite class and Anatolian capitalists contributed greatly to the forming of an active Muslim identity in Turkey. This environmental change has provided Muslims with the atmosphere to be a producer of culture themselves. The phenomenon of İlahi artists is one of the results. This study has been undertaken with a focus on İlahi artists (İlahi sanatçıları) in Ankara as a case of the combination of popular culture and Islam in Turkey. The debut of them date much farther than the early 2000s but soon they achieved their large popularity. As of January 2018, almost 380 solo and group İlahi artists are performing. İlahi artists strongly emphasize faith and religious intentions, while popular elements are actively used for İlahi music and performances in order to attract attention from the audience. İlahi artists enable us to read Turkey's religious landscape. In the Turkey of today, the boundaries between political and religious are quite blurred since the state and Islam are intertwined and sharing their fates. On the other hand, with the increase in technology and the proliferation of capitalism in recent years, economic activities and the accumulation of wealth are coming to be viewed more positively in Turkish Muslims' Islamic lives. Furthermore, İlahi artists' music activities and their attitudes dealing with their profession showed local diversity within Islam and the variability of 'Islamic', and Muslims' agency in trying to maintain a balance between their daily lives and their faith by forming appropriate religious lives through socio-cultural changes.
Zonguldak ili huzurevinde ve aile ortamında yaşayan yaşlıların vücut kompozisyonlarının tespiti ve değerlendirilmesi
Vücut bileşimi çalışmaları toplumların yaşam biçimleri ve toplumsal özellikleri konusunda önemli bilgiler edinmemizi sağlamaktadır. Bu araştırma, Zonguldak ili ve ilçelerinde bulunan huzurevlerinde ve aile ortamında yaşayan 65 yaş ve üzeri yaşlıların antropometrik ölçümleri yardımıyla vücut bileşimi değerleri, cinsiyet ve yaşadığı çevre gözönünde bulundurularak değerlendirmek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda 200 yaşlı birey (100 kadın ve 100 erkek) üzerinden boy, ağırlık, triceps deri kıvrımı kalınlığı, biceps deri kıvrımı kalınlığı, supscapular deri kıvrımı kalınlığı, suprailiac deri kıvrımı kalınlığı, supraspinale deri kıvrımı kalınlığı, baldır deri kıvrımı kalınlığı, dirsek genişliği, diz genişliği, üstkol çevresi, ayakta baldır çevresi, bel çevresi ve kalça çevresi antropometrik ölçümleri alınmıştır. Bu antropometrik ölçümler International Biological Program'ın öngördüğü teknikler doğrultusunda alınmıştır. Bu ölçümler yardımıyla yaşlıların boy uzunluğu, vücut ağırlığı, yağ yüzdesi, BKİ ve bel/kalça oranı değerleri hesaplanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS 17.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırma bulgularımıza göre cinsiyetler arasında; kadınların yağ yüzdeleri ve BKİ değerlerinin erkeklerden daha yüksek olduğu saptanmıştır. Boy uzunluğu değerleri erkeklerde daha yüksektir. Bel/Kalça oranları ve vücut ağırlığında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Vücut bileşimi değerlerinin yaşa bağlı olarak değişimi incelendiğinde ise, boy uzunluğu, ağırlık, BKİ, Bel/Kalça oranı ve yağ yüzdesi değerlerinde yaşın ilerlemesiyle birlikte azalma olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, BKİ değerlerine göre örneklem grubumuzdaki erkek ve kadın yaşlıların hafif şişman ve şişman olma özelliği taşıdıkları, Bel/Kalça oranlarının ve yağ yüzdesi değerlerinin kadınlarda ve erkeklerde yüksek olduğu görülmüştür. Bu durum yaşlıların sağlık durumu açısından risk taşıdığını göstermektedir. Ayrıca elde edilen anket verilerine göre beslenme alışkanlıklarının yaşadığı yere göre farklılık gösterdiği, fiziksel aktivite alışkanlıklarının ise çok fazla olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Huzurevi, Vücut kompozisyonu, Antropometri.
Antropolojide 3D uygulamaları
Bu çalışmanın amacı biyolojik antropolojide 3D baskı rolünü araştırmaktır. 3D baskı bilgisayar tarafından üretilen programları kullanarak fiziksel modeller üreten bir yöntemdir. Bu çalışma, literatür araştırması sonucu elde edilen verilerin yayın tarihleri göz önünde bulundurularak değerlendirilmeleri temeline dayalıdır. Kaynakların büyük bir kısmı, üniversite kütüphaneleri ve internette yapılan araştırmalar sonucu elde edilen süreli yayınlar, makaleler ve kitaplardan oluşmaktadır. İngilizce olan bütün yayınların hepsi dilimize çevrilmiştir. Her zaman somut verilerle açıklanamayan bu tür konularda araştırmacıların kişisel görüşlerine ait bulgular olabilmektedir. Böyle durumlarda birkaç araştırmacının aynı konu hakkındaki görüşleri birlikte değerlendirilip, sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. Antropolojide kullanılan 3D yöntemleri teker teker incelenerek araştırmacıların antropoloji için uygun olan programlar ve yöntemler açıklanmaya çalışılmıştır. İnternet ortamında 3D sanal müzeler incelenerek örnekleme için çalışmada kullanılmıştır. Çalışmalarda kullanılan modelleme teknikleri diğer bilim dallarının teknikleri kullanılarak ayrı ayrı incelenmiştir. Teknoloji kullanımının artmasıyla antropolojide kullanılan eski yöntemlerin yerine bilgisayar tabanlı teknolojileri kullanarak antropolojik araştırmalara farklı bir boyut kazandırmak, antropoloji biliminin de gelişmesi yönünde faydalı olacaktır. Araştırmacıların elinde görsel bir öğe olmadan materyal üzerinde çalışmaları zordur; bu yüzden 3D gibi gelişmiş teknolojilerden yararlanılır. Bu teknolojinin kullanımını gerçekleştirmeden önce, araştırmacılar bu 3D baskı teknolojisinin tam olarak ne olduğunu ve nasıl kullanabileceğini anlaması gerekir ki bu da bu çalışmanın temel amacıdır. Anahtar kelimeler: 3D, biyolojik antropoloji, CT, RP, müze, adlî antropoloji
Eski Anadolu toplumlarında dişlerde görülen patolojik rahatsızlıklar
Bu çalışmada hem dişlerde meydana gelen patolojik olaylar hakkında bilgi verilmiş hem de Anadolu toplumlarında tarımla beraber artış gösteren diş çürüğünün gelişimi anlatılmıştır. Bunun yanında diş çürüğü ve apsenin Anadolu toplumlarında görülme oranlarıyla ilgili yapılan çalışmalar tablolarla gösterilmiştir. Dişlerde meydana gelen rahatsızlıklar yaşa, cinsiyete, sosyal statüye, beslenmeye, genetik yapıya göre toplumlar arası farklılık gösterir ve dişler insan vücudunun en sağlam organı olup bize geçmiş hakkında detaylı bilgiler verir. Anahtar Kelimeler: Dişin yapısı, Evrimi, Diş patolojileri
Van Kalesi Höyüğü, Çiledir Höyük ve Tokul köyü Şapel kazılarından ele geçirilen bireylerin travma analizleri
Bir kemiğin bütünlüğünü kısmi ya da tamamen bozan bütün yaralanmalar, travma kavramı altında ele alınmaktadır (Lovell, 1997; Ortner, 2003). Bir populasyondaki travma izleri, o populasyondaki bireylerin yaşam biçimleri, maddi kültürleri, ekonomileri (avcı-toplayıcı vs.), yaşadıkları çevreleri, meslekleri, grup içi şiddet ve sağlık durumları, yaraları ve bu yaraların tedavi süreçlerini yansıtabilecek türden ipuçları olabilmektedir. Paleopatolojik kayıtlarda görülen travma türlerini ise genellikle kırıklar, çıkıklar, delici ve kesici aletlerle oluşan travmalar, ateşli silahlarla oluşan travmalar, kafa derisi yüzme, ampütasyon, strangulasyon, dekaputasyon ve trepanasyon seklinde sıralanabilir (Ortner ve Putschar,1985). Travma olgusundan yola çıkarak, Van Kalesi Höyüğü, Tokul Köyü Şapel ve Çiledir Höyük bireyleri incelenerek travmanın varlığı tespit edilmiştir. Van Kalesi Höyüğü toplumunun %10'unda travma olgusuna gözlenmiştir. Tokul Köyü Şapel ve Çiledir Höyük bireylerinin az olması sebebiyle sağlam veriler elde edilememektedir. Elde edilen verilerden yola çıkarak travma olgusu ve doğurduğu sonuçlar, insanlar üzerinde sağlık açısından olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Kırılan kemiğin iyileşme döneminde yanlış kaynaşması ile birlikte gelen aksaklık, kol kemiklerinde kısalmalar, kafatasındaki şekil bozuklukları ya da kafatası operasyonları, insanların günlük yaşamlarındaki hareket kabiliyetini kısıtlamıştır. Bu nedenle travma olgusu, travmanın varlığı ve sonrasında oluşan durumlar, o toplumun sosyo-ekonomik durumunu, yaşam tarzını, beslenme şekillerini ve kültürel özelliklerini bize anlatan önemli bir unsurdur. Anahtar kelimeler: Travma, Travmanın tarihçesi, Kırık, Van Kalesi Höyüğü, Çiledir Höyük-Tokul Köyü Şapel.
Eski Anadolu toplumlarında görülen enfeksiyonel hastalıklar üzerine değerlendirme
Enfeksiyonel hastalıklar, hastalık yapıcı canlıların vücuda girmesinden ileri gelen ve aynı enfeksiyon zinciriyle hasta bireylerden sağlıklı bireylere geçebilen hastalık grubudur. Enfeksiyonel hastalıklar, bakteri, virüs, mantar ve parazit etkenlidir. Kazı çalışmaları sonrası yapılan paleopatolojik incelemeler, eski Anadolu toplumlarında tüberküloz, osteomiyelit, frengi, cüzzam, sıtma, ve iltihaplı enfeksiyon hastalıklarının görüldüğünü ortaya koymuştur. Anadolu'da bulunan ve kemiğe yansıyan enfeksiyon lezyonlarına, neolitik dönemden itibaren rastlamak mümkündür.Anahtar Kelimeler: Anadolu- Enfeksiyon-Enfeksiyonel hastalıklar- İskelet.
7-12 yaş grubu ilköğretim öğrencilerinde fiziksel büyüme ve gelişmenin antropometrik yöntem ile incelenmesi: Kırşehir ili örneği
Bu araştırma Kırşehir ili merkezindeki iki farklı sosyoekonomik sınıfa ait 7-12 yaş grubu çocukların büyüme ve gelişme durumlarının antropometrik veriler ışığında incelenmesi amacıyla yapılmıştır.Bu amaç ile Kırşehir ili merkez ilçesinde bulunan Hürriyet İlköğretim Okulu ve yine Kırşehir ili merkezinde bulunan Kırşehir Koleji'nde okuyan, toplam 161 birey rastgele örnekleme yöntemiyle seçilmiş ve her bir öğrenciden 14 farklı antropometrik ölçüm alınmıştır. Antropometrik ölçümler için International Biological Programme (IBP)' nın önermiş olduğu teknikler kullanılmıştır.Elde edilen verilerin istatistiksel analizi "SPSS 20" programı ile yapılmış, her yaş grubu ve her iki sosyoekonomik düzey için ortalama değerler, standart sapma değerleri hesaplanmıştır. Ayrıca iki okul arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olup olmadığını tespit etmek amacıyla okullara "SPSS 20" programı yardımı ile bağımsız t-testi uygulanmıştır.Elde edilen verilere göre, antropometrik olarak büyüme ve gelişmenin, iki sosyoekonomik sınıf arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya konmuştur.Bu araştırma ülkemizde, başka bölgelerde daha önce yapılmış olan diğer araştırmalarla karşılaştırılmış ve ortalama değerlere sahip olduğu gözlenmiştir. Kırşehir İli' ne ait daha önce yapılmış bir çalışma bulunmadığından seküler gelişim hakkında yorum yapılamamıştır.Anahtar Sözcükler: Büyüme, Gelişme, Antropometri, Çocuk, Kırşehir, Sosyoekonomik Düzey, Antropoloji.
Moleküler antropolojide antik DNA (aDNA) çalışmaları ve kontaminasyon problemi
Moleküler biyoloji ile korelasyon içerisinde gelişen moleküler antropoloji alt disiplini, modern insanın tarih öncesi yolculuğuna ışık tutmaktadır. 1900'lü yıllarda başlayan moleküler antropoloji çalışmaları 2003 yılında insan genom projesinin tamamlanmasıyla birlikte oldukça yaygın ve önemli bir çalışma alanı haline gelmiştir. Moleküler antropolojinin çalışma materyalini özellikle 1985'den itibaren (Polymerase Chain Reaction) PCR'ın keşfiyle birlikte DNA, mitokondriyal DNA (mtDNA) ve Y kromozomu molekülleri oluşturmaktadır. Bu alanda yapılan çalışmalar, genel olarak antik DNA (aDNA) çalışmaları olarak adlandırılmaktadır. Çalışmalarda kullanılan moleküllerin elde edilmesinde de yine moleküler biyolojik yöntem ve metotlar kullanılmaktadır. Ancak eski materyallerden DNA elde etmenin birçok zorluğu bulunmakla birlikte bu zorluklardan en önemlisini `'kontaminasyon'' problemi oluşturmaktadır. 1980'lerin ortalarından itibaren bu alanda karşılaşılan problemlerin giderilmesi için birçok çalışma yayınlanmıştır. Bu tez çalışmasında da moleküler antropolojinin kronolojik gelişimi ile birlikte bu alanda kullanılan DNA moleküllerini elde etmek için geliştirilen yöntem ve teknikler ile başta kontaminasyon olmak üzere, bu çalışmalarda karşılaşılan problemler incelenmektedir.Anahtar kelimeler: Moleküler Antropoloji, aDNA, Kontaminasyon