15.154
Arşivlenen Tez
35
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Borsa İstanbul'da 2013–2021 yılları arasında gerçekleştirilen ilk halka arzlar için düzenlenen fiyat tespit raporlarının içerik analizi
Türkiye'de ilk halka arzlar öncesinde aracı kurumlar tarafından fiyat tespit raporu düzenlenmektedir. Fiyat tespit raporlarında halka arz edilen şirket hakkında bilgiler, şirketin faaliyet gösterdiği sektör hakkında bilgiler, şirketin finansalları ve finansal analizi ile şirket değerlemesi yer almaktadır. Fiyat tespit raporları uluslararası değerleme standartlarına uygun şekilde düzenlenmektedir. Düzenlenen fiyat tespit raporları kamusal otorite olan SPK ve BIST tarafından denetlenmekte ve onaylanmaktadır. İlk halka arzlar öncesinde düzenlenen fiyat tespit raporlarının kapsamı ve içeriği sermaye piyasalarının gelişimi, etkinliği ve şeffaflığı bakımından son derece önemlidir. Fiyat tespit raporlarında yer alan bilgi düzeyi şirket ortakları ve aracı kurumlar ile halka arza katılan yatırımcılar arasındaki bilgi asimetrisinin azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Finans literatüründe aracı kurum analistlerinin hazırladığı raporların yatırımcılar tarafından dikkate alındığı ve raporların içeriği, yazım tonu, bilgilendiriciliği gibi özellikleri ile yatırımcı davranışı, ilk halka arz sonrası fiyat performansı ve halka arz sonrası pay fiyatı volatilitesi arasında ilişki olduğuna yönelik çalışmalar bulunmaktadır. Araştırma kapsamında 2013 – 2021 yılları arasında ilk kez halka arz edilen şirketler için düzenlenen fiyat tespit raporlarının kapsamı, fiyat tespit raporlarının kapsamı ile ilk halka arz sonrası fiyat performansı ve fiyat tespit raporlarının kapsamı ile halka arz sonrası pay fiyatı volatilitesi arsındaki ilişki regresyon modelleri ile ortaya konulmuştur. Çalışma sonuçları fiyat tespit raporlarında önemli kapsam eksiklikleri bulunduğunu, bu eksikliklerin şirket ortakları ve aracı kurumlar ile yatırımcılar arasında bilgi asimetrisine neden olduğunu göstermektedir. Ayrıca fiyat tespit raporlarında verilen bilgi düzeyi yükseldikçe ilk halka arz sonrasındaki anormal getiri düzeyi ve volatilite azalmaktadır. Elde edilen sonuçlar fiyat tespit raporlarının bilgi düzeyindeki artışın yatırımcıların doğru bilgilendirilmesine, bilgi asimetrisinin azalmasına ve etkin fiyatlamaya katkı sağladığını göstermektedir.
Tüketici yenilikçilik eğilimi ile satın alma niyeti ilişkisinde Instagram reklamlarının aracılık rolünün değerlendirilmesi
Sosyal medya, tüketicilerin alışkanlıklarını derinden etkileyen bir güç haline gelirken, Instagram ise bu alanda en popüler platformlardan biri olarak öne çıkmıştır. Bu araştırma, Instagram reklamlarının, özellikle yenilikçi ürünlerin pazarlanması sürecinde, tüketici davranışları üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Türkiye'de yaşayan 500 Instagram kullanıcısıyla gerçekleştirilen anket çalışması sonucunda elde edilen veriler, nicel araştırma yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, yenilikçi tüketicilerin sosyal, işlevsel, hedonik ve bilişsel yenilikçilik özelliklerine dayalı olarak yenilik odaklı ürünlere olan ilgisinin doğrudan satın alma niyetini etkilediğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, Instagram reklamlarının ilgi, içerik, motivasyon, güvenilirlik ve inanç boyutları, yenilikçi tüketicilerin satın alma niyetini güçlendirmektedir. Bu durum, Instagram'ın markalar için etkili bir pazarlama aracı olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, bu araştırma, Instagram reklamlarının tüketici davranışları üzerindeki önemli etkisini ortaya koymakta ve markaların bu bulguları dikkate alarak Instagram'ı pazarlama stratejilerinin merkezine yerleştirmeleri gerektiğini göstermektedir. Markalar, Instagram'da hedef kitlelerine ulaşmak için kişiselleştirilmiş reklamlar, etkileşimli içerikler ve influencer iş birlikleri gibi stratejileri kullanarak daha etkili sonuçlar elde edebilirler. Ayrıca, sürekli değişen sosyal medya trendlerini takip etmek ve reklam kampanyalarını bu trendlere göre güncellemek, markaların rekabet avantajı elde etmesini sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Instagram reklamları, tüketici davranışları, satın alma niyeti, yenilikçi ürünler, sosyal medya pazarlaması.
Avrupa Birliği ülkelerinin enerji verimliliğinin karayolu ulaştırması perspektifinden değerlendirilmesi
Dünyada yaşanan enerji krizleri ve ekonomik yansımaları, enerjinin toplumsal öneminin hatırlanması için her zaman kritik dönüm noktaları olmuştur. Bunlardan 1973 yılında yaşanan petrol krizi, mevcut enerji kaynaklarını çeşitlendirme ve alternatif enerji kaynaklarını araştırma noktasında tüm dünya ülkelerini arayışa yöneltmiştir. Özellikle fosil enerjiye bağımlılığı yüksek olan ülkeler, yeni sürdürülebilir enerji politikalarına odaklanmışlardır. Enerji tüketiminin ivmelenerek arttığı 21. yüzyılda temel enerji kaynaklarının büyük çoğunluğunu fosil enerji kaynakları oluşturmaktadır. Bu yüzyılda insan kaynaklı iklim değişikliğinin etkilerinin daha da hissedilir hale gelmesi, yenilenebilir olmayan bu enerji kaynaklarının sürdürülebilirliğinin yanı sıra iklim değişikliğine neden olan sera gazlarının atmosferde birikmesine yol açması konusundaki tartışmaları alevlendirmiştir. Enerji verimliliğinin benimsenmesi son yıllarda popüler ve uygun maliyetli bir yaklaşım haline gelmiş, enerji kaynaklarına olan talebi azaltarak ülkelerin ekonomik kalkınmasına yardımcı olmuştur. Ulaştırma sektörünün ve özellikle karayolu taşımacılığının enerji tüketimindeki önemi düşünüldüğünde, bu sektördeki enerji verimliliğinin önemi daha da artmaktadır. Bu tezin başlıca amacı AB ülkelerinde karayolu taşımacılık sektöründeki enerji kullanımı, sektördeki hareketliliğin ürettiği sera gazı emisyonlarının miktarı ve karayolu taşımacılığı yapan firmaların mali performansı ile hareketlilik değerleri incelenerek, sosyo-ekonomik ve çevresel açıdan verimli AB ülkelerinin tespit edilmesi ve bu ülkeler için sektördeki farklılıkları analiz etmek olarak belirlenmiştir.
Türkiye'de adil ticaret farkındalığı yaratma üzerine deneysel bir çalışma
Adil ticaret literatürüne yönelik genel bir değerlendirmede bulunulduğunda, çalışmaların çoğunluğunun adil ticaret kapsamındaki belli bir ürüne, fazladan ödeme istekliliğine, tüketicilerin satın alma niyet ve davranışlarına odaklandığı ve araştırmaların çoğunluğunun benzer bölgelerde yürütüldüğü görülmektedir. Ticaretin küresel olması ve adil ticarete ilişkin farkındalık ve bilgi eksikliğinin özellikle bazı ülkelerde/bölgelerde daha fazla mevcut olması sebebiyle bu konu önemli hale gelmektedir. Bu çalışma adil ticarete ilişkin farkındalık oluşturmak amacıyla, farkındalık oluşturmakta nispeten klasik sayılabilecek yöntemler (broşür, el ilanı, tv/radyo reklamları vb.) yerine oyunlaştırmayı kullanmak ve oyunların etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda kontrol gruplu ön test- son test tasarıma sahip 3 farklı deney uygulanmıştır. Üniversite öğrencilerinden elde edilen veriler yardımıyla gerçekleştirilen deney 1'in sonucunda bireysel ve işbirlikçi oyunlaştırmanın, adil ticaret farkındalığı üzerinde (kontrol grubuna göre) daha fazla etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Aynı deney içeriğinin uygulandığı deney 2'de ise, oyunlaştırmanın adil ticaret farkındalığı üzerindeki etkisine, temel psikolojik ihtiyaçların (öz belirleme teorisi) aracı rol oynadığı tespit edilmiştir. Deney 3'ün sonuçlarına göre ise, oyundan algılanan zevkin düzenleyici rol oynadığı bulunmuştur. Araştırma sonuçları teorik ve pratik açından tartışılmıştır.
Kripto para getirisi ile optimal portföy modellemesi
Spot piyasalarda işlemlerle başlayan kripto paralar günümüzde vadeli işlemlere konu olmakta borsalarda yatırım fonları (ETF) olarak alınıp satılmaktadır. Kripto paralardaki yüksek fiyat oynaklıkları yatırımcıların ilgisini çekmiş ve kripto para piyasası büyük yatırımlar almıştır. Bundan dolayı kripto paraların volatilitesini hesaplamak, fiyat tahminleri yapmak ve portföylerdeki yerini araştırmak önem kazanmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümünde stake getirileri (kripto para kilitli tutma ödülü) olan seçili kripto paralar analiz edilmiştir. Bu kripto paraların getiri ve volatilite yayılımları hesaplanmıştır. Her kripto para için riskten korunma oranları hesaplanmış ve ikili optimal portföyler oluşturulmuştur. İkinci bölümde Bitcoin, Ripple ve Litecoin kullanılarak getiri ve volatilite yayılımları hesaplanmıştır. Seçili üç kripto para için riskten korunma oranları ve ikili optimal portföyleri analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde ise Bitcoin ve Bitcoin madencilik şirketleri arasında volatilite ilişkisine bakılmıştır. Bitcoin, MARA ve RIOT arasında riskten korunma oranları hesaplanmış ve ikili portföylerin ağırlıkları hesaplanmıştır.
Tüketicilerin NFT'lere yönelik tutum ve niyetlerinin incelenmesi
Non-Fungible Token'lar (Nitelikli Firkî Tapu), günümüzde dünya genelinde her geçen gün artarak ilgi görmektedir. Tüm bu ilgiye rağmen NFT'lere yönelik gerçek kullanım kararları vermek ve NFT piyasasında yer almak kolay değildir. Diğer bir deyişle, pazarın oldukça teknoloji yoğun ve görece olarak yeni olması dikkate alındığında, alıcı ve satıcıların birçok faktörü eşzamanlı olarak dikkate almaları gerekmektedir. Örneğin NFT pazarında tüketicilerin ürünlerin nereden güvenilir bir şekilde satın alınabileceğinden, yatırım yapmaya değer olup olmadığını anlamaya kadar birçok unsuru değerlendirmesi gerekmektedir. NFTler hakkında özellikle farklı kaynaklardan ve perspektiflerden bakmaya çalışıldığında (mühendislik ve sosyal bilimler gibi), tüketicilerin NFT ürünlere yönelik tutum ve niyetlerinin anlaşılması bu pazarda var olmak isteyen üreticiler ve için de zorlaşmaktadır. NFT pazarında pazarlamacıların müşteri deneyimi, kullanılabilirlik ve güvenle ilgili sorunları çözmek adına özellikle NFT ürünlerinin hedef kitlesindeki tüketicilerin özelliklerini ve satın alma süreçlerinde onları etkileyebilecek faktörleri anlamaları önemlidir. Literatür incelendiğinde tüketicilerin NFT'lere yönelik tutum ve davranışlarını inceleyen sınırlı sayıda araştırma olduğu görülmektedir. Bu doğrultuda bu araştırmanın amacı tüketicilerin NFT ürünlerine yönelik tutum ve satın alma niyetlerinin incelenmesidir. Araştırma modeline ilgili ve benzer literatür incelenerek tüketici özelliklerinden eşsiz olma ihtiyacı, estetik ürün merkeziyetçiliği ve kaçırma korkusu değişkenleri dahil edilmiştir. Modelde NFT'lere yönelik tutum aracılığı ile NFT ürünleri satın alma niyetinin sosyal normdan da etkileneceği öngörülmektedir. Araştırmada ayrıca tutum ve niyet arasındaki ilişkide algılanan bilgi düzeyinin de düzenleyici bir role sahip olacağı düşünülmektedir. Nicel araştırma yöntemi kullanılarak yürütülen araştırmanın anakütlesini NFT ürünlerine ilgi duyan tüketiciler oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri ilgili sosyal medya ve NFT platformlarına üye olan kullanıcılardan elde edilmiştir. Araştırmada toplam 142 kişiden veri toplanmıştır. Araştırma verileri çevrimiçi anket yöntemi kullanılarak toplanmış ve veriler SPSS 23 ve PROCESS v.4.2. makro eklentisi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada literatürde yer alan geçerli ve güvenilir ölçeklerden faydalanılmıştır. Araştırmada, tüketicilerin eşsiz olma ihtiyacı, estetik ürün merkeziyetçiliği, kaçırma korkusu ve sosyal norm ile NFT ürünlerine yönelik tutum arasında doğrudan ve olumlu ilişkiler bulgulanmıştır. Tutumun aracılık rolüne ilişkin yürütülen analizlerde ise tutumun, estetik ürün merkeziyetçiliği ve kaçırma korkusu ile NFT ürünlerini satın alma niyeti arasındaki ilişkilere aracılık ettiği ortaya konulmuştur. Analiz sonuçları, algılanan bilginin tutum ve niyet arasındaki düzenleyicilik rolünü ise desteklememektedir. Bu araştırmanın sonuçlarının tüketicilerin NFT'lere yönelik tutum ve niyetlerinin altında yatan sebeplerin anlaşılmasında NFT üreticilerine, pazarlamacılarına ve yatırımcılarına yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
Blok zincir tabanlı ödeme sistemleri ile mobil ödeme altyapısı ve ürün yönetimi
Dijital dönüşüm sürecinin merkezinde yer alan blok zincir teknolojisi, son yıllarda geleneksel finansal ve ticari yapıları sorgulayan ve yeniden şekillendiren bir teknoloji haline gelmiştir. Bu çalışmada, blok zinciri teknolojisinin temelleri, çeşitli türleri ve özellikleri, ayrıca mimarisi ve işleyiş prensipleri kapsamlı bir şekilde incelenmiş, blok zincir teknolojisinin ödeme sistemlerine ve ürün yönetimine sağlayacağı avantaj ve dezavantajlar ele alınmıştır. İlk bölümde, blok zincir teknolojisinin, gayrimenkulden sağlığa, sigortacılıktan tedarik zinciri yönetimine, e-devlet ve gümrük uygulamalarından finans sektörüne kadar geniş bir yelpazede ne tür yenilikler getirdiği ve bu yeniliklerin avantajları ve dezavantajları incelenmiştir. İkinci ve üçüncü bölümde, ödeme sistemlerinin yapısı ve mobil ödeme altyapısı ele alınarak, blok zincir tabanlı sistemlerin bu yapıya nasıl yön verebileceği incelenmiş ve blok zinciri entegrasyonuyla ortaya çıkabilecek yeni avantajlar ve fırsatlar değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde ise ürün yönetimi alanında blok zinciri teknolojisinin getireceği yenilik ve kolaylıklar, bu teknolojinin iş süreçlerine olan etkileri ve mobil uygulamalar üzerinde yaratabileceği olası dönüşümler incelenmiştir. Böylece, blok zinciri teknolojisinin iş dünyası için sağlayacağı avantajlar ele alınmıştır. Bu tez, blok zincir teknolojisinin karmaşık yapısını anlamayı ve bu teknolojinin gelecekte nasıl daha geniş bir etki yaratabileceği üzerine yeni bakış açıları sunmayı amaçlamaktadır.
Hekimlerin yapay zeka teknolojilerini kabulünün Planlı Davranış Teorisi, Teknoloji Kabul Modeli ve güven çerçevesinden incelenmesi
Bu çalışmada sağlık sektöründe evrimsel bir dönüşüme yol açacak potansiyele sahip, son yılların önemli tartışma konularından olan sağlıkta yapay zeka kullanımına yönelik hekimlerin kabul düzeylerini, algılarını, anlayışlarını ve kullanıma ne derecede hazır olduklarını tespit etmek, sağlık hizmeti sunan kurum ve kuruluşlara strateji belirlemelerinde kaynak oluşturmak, teknoloji girişimcileri için farkındalık sağlamak, sonraki araştırmalara ve literatüre katkı sağlamak amaçlanmıştır. Bu çalışma, planlı davranış teorisi, teknoloji kabul modeli ve güven entegrasyonuna dayalı bir model geliştirmek ve test etmek için nicel yöntem yaklaşımını kullanmaktadır. Veriler, ülkemizde kamu ve özel hastanelerde hizmet veren hekimlerden çevrimiçi anket yoluyla toplanmıştır. Ankete toplam 414 hekim katılım sağlamıştır. Elde edilen verilerin analiz sürecinde Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) ve SmartPLS v.3.1.5 yazılım programından yararlanılmıştır. Çalışma sonucunda planlı davranış teorisi, teknoloji kabul modeli ve güvenin hekimlerin yapay zeka teknolojilerini kullanma niyetleri üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Yine çalışma sonucuna göre, tutumun, algılanan faydanın, algılanan kullanım kolaylığının ve güvenin kullanma niyeti üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu, algılanan davranışsal kontrol ve sübjektif normun ise anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Bununla birlikte güvenin, sübjektif norm, algılanan fayda ve algılanan kullanım kolaylığı ile davranışsal niyet arasındaki ilişkiye aracılık ettiği görülürken; algılanan davranışsal kontrol ve tutum ile davranışsal niyet arasındaki ilişkide aracı role sahip olmadığı görülmüştür. Sonuç olarak bu çalışma, hekimlerin yapay zeka destekli teknolojilerini kabulünü etkileyen değişkenleri vurgularken yapay zeka teknolojilerini sisteme entegre etmenin potansiyel faydaları konusunda da değerli bilgiler sağlamaktadır. Planlı davranış teorisi, teknoloji kabul modeli ve güvenin entegrasyonu ile oluşturulan model, bu alandaki gelecekte yürütülecek araştırmalar için bir çerçeve sunmakta ve daha kullanıcı dostu yapay zeka teknolojilerinin geliştirilmesine rehberlik etmektedir. Ayrıca sağlık sisteminde yapay zeka teknolojilerinin kabulünü ölçme ve iyileştirme olanağı tanıyan basit, uygulanabilir ve geçerli bir araç sunarak literatüre katkı sağlamaktadır.
Örgütsel dışlanma ve örgütsel yalnızlık ilişkisinde toksik liderin aracı rolü: Bir araştırma
Bu araştırmada örgütsel davranış konuları, pozitif yönlerinden ziyade yıkıcı yönleri ile incelenmiştir. Bu araştırmanın yapılmasındaki başlıca amaç, örgütsel dışlanma ve örgütsel yalnızlık arasındaki ilişkide toksik liderin aracı rolünün incelenmesidir. Nicel araştırma metoduyla yürütülen çalışmada veriler, Edirne ili merkez ilçesinde faaliyet gösteren devlet hastanesinde görev alan sağlık çalışanları ve Trakya Üniversitesi'nde görev yapan akademik personellerden anket tekniği ile toplanmıştır. Araştırmaya katılmaya gönüllü olanlara 408 adet anket formu dağıtılmıştır. Araştırma sonunda 406 adet kullanılabilir anket formu analiz edilerek yorumlanmıştır. Verilerin analizi sonucunda, araştırmaya katılan çalışanların toksik yönetici davranışları algılarının yüksek olmadığı, iş yaşamında yalnızlık algılarının yüksek olduğu ve işyerinde dışlanma algılarının düşük olduğu tespit edilmiştir. Örgütsel yalnızlığın alt boyutu olan duygusal yoksunlukta meydana gelen artış toksik liderlik üzerinde artırıcı bir etki yapmakta ancak sosyal arkadaşlık boyutu olan işyerinde yalnızlık algısındaki artış toksik liderlik üzerinde azaltıcı etki yapmaktadır. Buna karşın, örgütsel dışlanmanın toksik liderlik üzerinde istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunmamaktadır. Bu açıdan örgütsel dışlanma ve örgütsel yalnızlık arasındaki ilişkide toksik liderin kısmen aracı rolü olduğu söylenebilir.
Bankalarda iç kontrol ve iç denetim fonksiyonlarının karşılaştırılması
Bankacılık sektörü, modern ekonomilerin temel taşlarından biri olarak kabul edilmekte ve bu sektörün sağlıklı işleyişi, genel ekonomik istikrar için kritik öneme sahiptir. Bankalar, hem bireysel hem de kurumsal müşterilere finansal hizmetler sunarak ekonomik faaliyetlerin finansmanında merkezi bir role sahiptirler. Bu doğrultuda, bankacılık faaliyetlerinin etkin bir şekilde yönetilmesi ve denetlenmesi, finansal sistemlerin güvenilirliği ve sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır. İç kontrol ve iç denetim mekanizmaları, bankacılık faaliyetlerinin düzenli ve güvenli bir şekilde yürütülmesini sağlayan temel unsurlardır. Bu mekanizmalar, bankaların karşılaştığı riskleri azaltmak, operasyonel verimliliği artırmak ve yasal düzenlemelere uyumu sağlamak için tasarlanmıştır. Bu anlamda çalışma, bankacılık sektöründe hayati öneme sahip olan iç kontrol ve iç denetim fonksiyonlarını karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Bankacılık sisteminin sağlıklı işleyişi ve mali istikrar için bu iki fonksiyonun etkin uygulanması büyük önem taşımaktadır. Çalışma, öncelikle iç kontrol ve iç denetimin temel kavramlarını ve teorik çerçevesini ele almakta, ardından bu fonksiyonların bankacılık sektöründeki uygulamalarını detaylı bir şekilde incelemektedir. İç kontrolün, risk yönetimi, kontrol ve yönetişim süreçlerinin bütünleşik bir parçası olarak bankaların faaliyetlerini düzenleyici ve denetleyici bir rol oynadığı belirtilirken, iç denetimin ise bağımsız ve objektif bir değerlendirme yaparak bankanın risk yönetimi, kontrol ve yönetişim süreçlerinin etkinliğini arttırmaya yönelik olduğu vurgulanmaktadır. Araştırma, her iki fonksiyonun bankacılık sektöründeki uygulanış biçimlerini, karşılaştırmalı bir yaklaşımla ele almakta ve bu süreçlerin bankaların mali sağlamlığı üzerindeki etkilerini analiz etmektedir. Bunun yanı sıra, iç kontrol ve iç denetimin birbirleriyle olan ilişkileri ve bu iki fonksiyonun etkileşimi üzerine derinlemesine bir inceleme sunmaktadır. Sonuç olarak, çalışma, iç kontrol ve iç denetim fonksiyonlarının bankacılık sektöründe nasıl bir uyum içinde çalışması gerektiğine ve bu iki fonksiyonun etkin bir şekilde entegre edilmesinin bankaların risk yönetimi ve genel performansı üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çekmektedir.
Reel efektif döviz kurunun bist petrol, plastik, kimya endeksine etkisi
Bu çalışmanın amacı rekabetçi kur olarak tanımladığımız reel efektif döviz kurunun borsadaki kimya sektörü endeksinin getirisine etkisinin olup olmadığının test edilmesidir. Reel efektif döviz kurunun Bist Kimya Sektörü endeksine etkisinin incelendiği bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, döviz kuru ile ilgili tanımlamalar, döviz kuru çeşitleri, döviz kuruna etki eden faktörler ve tarihçesine yer verilmiştir. İkinci bölümde ise Borsa İstanbul'un tanımı, kimya endeksinde işlem gören şirketler ve şirketlerin ürün gruplarına göre dağılımı anlatılmaya çalışılmıştır. Bu bölümde ayrıca reel efektif döviz kurundan etkilenen değişkenler ve kimya endeksini etkileyen maliyet ve risk faktörleri anlatılmıştır. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise, 2013-2022 dönemlerinde kimya, petrol, plastik endeksine etki eden maliyet ve risk faktörleri analiz edilmiştir. Çalışmada log-log, yarı fark ve ilk fark modelleri kullanılarak tam elastikiyet modelleri oluşturulmuştur. Araştırmadaki değişkenler için Gauss-Markov varsayımlarına ek olarak değişen varyans problemleri de dikkate alınmıştır. Ayrıca ilk modelimiz olan log-log modelindeki değişen varyans, oto korelasyon ve zaman serisi problemlerinden arındırmak için log-log modelinin Cochrane-Orcutt'a göre yarı farkı alınmış ve daha sonra değişkenlerin katsayılarının standart hataları Newey- West tarafından geliştirilen Değişen Varyans Oto Korelasyon (HAC) kullanılmış ve ortaya çıkan bu model çalışmamızda nihai model olarak kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda reel efektif döviz kurundaki yüzdesel değişimin kimya sektörü endeksinin getirisine hiçbir etkisi olmadığı ve bu etkinin yönün de sıfıra yakın bir etki olduğu bu çalışmada oluşturulan iki hipotez ile test edilmiştir. Bu iki hipotezin test edilmesi ile rekabetçi kurdaki (reel efektif döviz kurundaki) yüzdesel değişimin kimya sektörünün getirisine hiçbir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir.
Kamu hastaneleri muhasebe bilgi sisteminde risk analizi ve riske cevap verme
Birçok ülkede yürürlüğe konulan mali yönetim reformlarının kamu kurumlarında meydana getirdiği değişim, değişimin sonuçları ve etkileri üzerine çok sayıda araştırma yapılmıştır. Tahakkuk esaslı muhasebe, iç kontrol ve risk yönetimi kavramları reformların kamu kurumlarına getirdiği yeniliklerdendir. Bu alanda yapılan araştırmaların çoğu nitel analizle yapılan, değişimin sonuç ve etkilerine odaklanmış araştırmalardır. Tez çalışmamızda kamu kurumunda değişimin sonuç ve etkilerinden daha ziyade mali olayların başlangıç noktasına odaklanılmıştır. Bir kamu hastanesinin bilgi yönetim sisteminde mali sonuç doğuran elektronik sağlık kayıtları ile muhasebe bilgi sistemi arasındaki ilişki nicel analiz yapılarak incelenmiştir. Elektronik sağlık kayıtlarının muhasebeleşme süreci incelenerek riskler tespit edilmiştir. Muhasebe veri analitiği kullanılarak risk analizi yapılmıştır. Öncelikle elde edilen elektronik sağlık kayıtlarına ait satış gelirleri Benford Yasası ile gerçeğe uygun olduğu tespit edilmiştir. Sonrasında elektronik sağlık kayıtlarına ait mali tablo değişkenleri ile tek düzen muhasebe sistemi mali tablo değişkenleri Beneish Modelinden faydalanılarak probit analizi yapılmıştır. Araştırmamızda elektronik sağlık kayıtlarının gerçeğe uygun olarak mali tablolara yansımadığı sonucu bulunmuştur. Kamu hastanesinin mali tablolarının gerçeğe uygun bilgiyi üretmesi için çözüm önerileri getirilerek araştırmamız tamamlanmıştır.
Fikri ve sınai mülkiyet ve teşvik mevzuatı çerçevesinde teknokentlerdeki Ar-Ge faaliyetleri
Yenilikçi fikirler, araştırma ve geliştirme yoluyla geliştirilerek ticari ürün veya hizmetlere dönüştürülür. Araştırma ve geliştirme faaliyetleri, şirketlere yeni ürünlerin tasarlanması, geliştirilmesi ve pazarlanması konusunda önemli bir avantaj sağlar. Şirketler sürdürülebilirlik ve rekabet avantajı sağlamak için araştırma ve geliştirmeyi çok önemli görmektedir. Ar-Ge artık şirketler için vazgeçilmez bir kavramdır. Böylece araştırma ve geliştirme stratejik planlamaya dahil edilmiştir. Şirketler araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile pazarda rekabet edebilirler. Araştırma ve geliştirme maliyetleri düşürür ve karı artırır, şirketlere rakiplerinden daha iyi ürün ve hizmetler geliştirme fırsatı verir ve geri dönüşün anlık değil uzun vadeli olmasından dolayı önemlidir. Sürekli iyileştirme ve yenilik, araştırma ve geliştirmenin temel bileşenleridir ve bu sayede başarıya ulaşılır. Teknokentlerde Ar-Ge faaliyetleri gösteren firmalar yer almaktadır. Burada bulunan firmaların temel amacı ürün geliştirme sonucunda üretim, satış ve teknolojik avantajlar, haklar yoluyla yazılım ve tasarım faaliyetleri, bölgenin vergi teşviklerini kullanarak iç ve dış pazarda rekabet avantajı sağlamaktır. Bu çalışma; Ar-Ge faaliyetlerinin anlaşılması, Ar-Ge faaliyetleri kapsamında şirketlere teşvik veren kurumların destek programları, devlet tarafından yürürlüğe konulan 5746/4691 sayılı kanunları, Gelir İdaresi Başkanlığı'nın Özelgeleri çerçevesinde Ar-Ge ve teknolojik faaliyet teşviklerinin sağlanmasının muhasebe ve vergi yönlerinin açıklanması, muhasebe işlemlerinin temel mantığının belirlenmesi ve diğer Ar-Ge teşviklerinin değerlendirilmesi konularında yol gösterici olacaktır.
Kamu örgütlerinde liyakat ve etik ilkelerin öneminin incelenmesi
Kamu hizmetlerinin etkinliği ve verimliliği açısından liyakat ve etik ilkeler, kamu örgütlerinde kritik bir öneme sahiptir. Bu ilkeler, kayırmacılığın önlenmesini ve kamu yönetiminde adaletin sağlanmasını sağlar. Liyakat kamu örgütlerinde yetkin kişilerin görevlendirilmesini sağlayarak, kamu hizmetlerinin kalitesini artırır iken etik ilkeler kamu personelinin profesyonel ve şeffaf bir şekilde çalışmasını teşvik eder. Bu çalışma nitel araştırma yöntemi çerçevesinde gerçekleştirilmiş olup bazı dokümanların içerik analizi tekniği ile değerlendirilmesini içermektedir. Tezin literatür kısmında, liyakat kavramının tanımı, kapsamı, temel ilkeleri ve belirleyici unsurları detaylı olarak ele alınmıştır. Liyakat ile adalet ilişkisi ve liyakat karşıtı kayırmacılık türleri incelenmiştir. Ayrıca, Türk kamu personel yönetimi tarihinin tarihsel süreçleri, liyakatin kamu hizmetindeki önemi ve rolü, kamu sektöründe liyakatsizliğin sonuçları ve memuriyete girişte ile görevde yükselmede liyakat ve adaletin sağlanması konuları ele alınmıştır. Tezde, kamu örgütlerinde liyakatin daha etkin kullanılması için öneriler sunulmuş ve Avrupa Komisyonu'nun Türkiye raporlarında liyakat ile ilgili değerlendirmelerine yer verilerek bazı ülkelerin liyakat sistemleri incelenmiştir. Etik kavramının anlamı, amacı ve ilgili diğer kavramlarla bağlantısı ele alınarak Kamu Görevlileri Etik Kurulu (KGEK) tarafından alınan etik ihlal kararları incelenmiştir. Nitel veri analizleri sonucunda elde edilen bulgular, liyakati bilgi, deneyim ve ehliyet temelinde adil bir istihdam modeli olarak tanımladığını göstermektedir. Ancak, uygulamada bu ilkenin siyasal, kurumsal ve sosyal faktörler nedeniyle sıklıkla ihlal edildiği belirlenmiştir. Benzer şekilde, etik ilkeler konusunda farkındalık düzeyinin yüksek olduğu tespit edilmesine rağmen, kurumsal yapılar içinde bu ilkelerin yeterli düzeyde uygulanamadığı görülmektedir. Etik komisyonlarının etkin işleyişinin sağlanamaması, yaptırım mekanizmalarının eksikliği ve üst kademe yöneticilerinin etik dışı davranışlarının tolere edilmesi, bu durumun daha da derinleşmesine neden olmaktadır. Bulgular, kamu yönetiminde adalet, hesap verebilirlik ve güven temelinde kapsamlı bir dönüşüm ihtiyacını açıkça ortaya koymaktadır. Bu çalışma, kamu örgütlerinde liyakat ve etik ilkelerin önemini vurgulamakta ve bu ilkelerin etkin bir şekilde uygulanmasının kamu hizmetlerinin kalitesini artıracağına dair bulgular sunmaktadır. İçerik analizi yöntemiyle yapılan bu araştırma, kamu yönetimi alanında önemli bir boşluğu doldurmayı hedeflemektedir.
Turizm sektörü çalışanlarının öz yeterlilik algısının işten ayrılma niyetine etkisinde aşırı nitelikliliğin rolü
Bu araştırma, öz-yeterlilik algısı ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkiye algılanan aşırı nitelikliliğin etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmada, turizm sektöründe çalışan 492 kişilik bir örneklem üzerinden öz-yeterlilik algısının işten ayrılma niyetiyle olan ilişkisi ele alınmış ve algılanan aşırı nitelikliliğin alt boyutları olan işini küçük görme ve kendini üstün görme değişkenlerinin aracı ya da düzenleyici bir etkisi olup olmadığı test edilmiştir. Turizm sektörünün yüksek iş gücü devir hızı ve çalışanların niteliklerinin altında işlerde istihdam edilmesi gibi sorunları nedeniyle bu bağlam incelenmiştir. Nicel araştırma yöntemine dayalı olarak anket tekniğiyle veriler, Google Forms aracılığıyla toplanmış, analizler SPSS ve Yapısal Eşitlik Modellemesi (SEM) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular, algılanan aşırı nitelikliliğin alt boyutlarının aracı bir rol oynadığını göstermiştir. Çalışma, turizm sektöründe insan kaynakları yönetimine yönelik yeni perspektifler geliştirilmesine katkı sağlamayı hedeflenmiştir.
Muhasebe hata ve hilelerinin adli muhasebe kapsamında incelenmesi: Yargıtay kararları (2010-2024)
Bu çalışma, muhasebe hataları ve hilelerinin Türkiye'deki yargı kararları üzerinden sistematik bir şekilde analiz edilmesini amaçlamaktadır. Literatür taraması kapsamında, adli muhasebe ve hile konulu yüksek lisans ve doktora tezleri incelenmiş; bu tezlerde kullanılan yöntemler, örneklem türleri ve veri toplama teknikleri analiz edilerek alandaki mevcut yönelimler tespit edilmiştir. Bu tez çalışmasında Türkiye genelinde farklı mahkeme türlerinden toplanan 870 yargı kararı içerik analizi yöntemiyle incelenmiş; MAXQDA programı kullanılarak veriler tematik kodlara ayrılmıştır. Analiz sonucunda, muhasebe kaynaklı uyuşmazlıkların yaklaşık %80'inin muhasebe hilesi, yalnızca %20'sinin muhasebe hatası niteliğinde olduğu tespit edilmiştir. Hile türleri arasında zimmet (%19,07), nitelikli dolandırıcılık (%18,99) ve belge sahteciliği (toplamda %25'in üzerinde) öne çıkmaktadır. Bu durum, muhasebe sistemlerinin yalnızca bilgi üretiminden sorumlu değil, aynı zamanda suiistimallere açık bir alan olduğunu göstermektedir. İnceleme bulguları muhasebe hilelerinin gerek teknik gerekse etik ihlallerle doğrudan ilişkili olduğunu, bu nedenle yalnızca bireysel değil, örgütsel sorumlulukların ve iç denetim zaaflarının da dikkate alınması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu kapsamda, yargı organlarının teknik uzmanlıkla desteklenmesi, adli muhasebe konusunda ihtisaslaşmanın sağlanması ve kurumlarda etik uyum sistemlerinin, şeffaflık ilkelerinin güçlendirilmesi önerilmektedir.
Türkiye'deki teknoparklarda ar-ge teşvikleri kapsamında uygulanan vergi muafiyetlerinin etki değerlendirmesinin ölçülmesi edirne örneği
Teknolojiyi üretebilme ve kullanabilme becerileri, ülkeleri uluslararası alanda ekonomik ve askerî açıdan avantajlı bir konuma getirebilmektedir. Kendi kendine yeten bir ülke olabilmenin temel adımlarından biri teknolojik gelişmeleri takip edebilmek, teknolojiyi sadece tüketen değil aynı zaman üreten bir ülke olabilmektir. Günümüzde teknolojik gelişmeleri takip etmeyen bir ülkenin uluslararası arenada başarılı bir ülke örneği olması mümkün değildir. Bu gibi sebeplerle ülkeler yüksek teknoloji ve katma değeri yüksek ürünler üretmeye önem vermektedir. Aksi durumda sadece teknoloji tüketen bir konumda yer alınabilmektedir. Ülkemizde teknolojik bilgi üretiminin sağlanmasıyla uluslararası rekabette etkin bir rol oynamak, üretim yöntemlerinde yenilikler sağlayabilmek, ürün kalite standartlarının artırılarak üretim maliyetlerini düşürmek, ticarileştirilebilir teknolojik ürünler ortaya çıkarmak, teknoloji transferine olanak hazırlamak ve bu alanlarda çalışabilecek vasıflı işgücü için istihdam sağlamak gibi amaçlarla Teknoloji Geliştirme Bölgeleri modeli uygulanmaktadır. Teknoloji geliştirme bölgelerinde teknoparklar kurulur, teknoparklardaki süreçler yönetici şirket tarafından yönetilir. Yönetici şirket bakanlıklar tarafından belirtilen amaçlara ulaşabilmek için girişimcilere sağlanan teşviklerin uygulanmasından sorumludur. Bu çalışmanın sonucunda sınırlılıklar da göz önünde bulundurularak bu teşvik sisteminin verimli bir uygulama olduğu görülmüştür.
Örgüt DNA'sının örgütsel çevikliğe etkisinde örgütsel zekanın aracılık rolü: Kurum yöneticileri üzerine bir araştırma
Bu araştırma, örgüt DNA'sının örgütsel çeviklik üzerindeki rolünü incelemekte ve bu etkide örgütsel zekanın aracılık etkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Günümüzün hızla değişen ve belirsizliklerle dolu iş dünyasında, örgütlerin çevik yapılar geliştirebilmesi, sürdürülebilir rekabet avantajı açısından kritik önem taşımaktadır. Bu bağlamda, örgütsel yapının temel kodlarını temsil eden örgüt DNA'sı ile stratejik karar alma, öğrenme ve bilgi yönetimi kapasitesini ifade eden örgütsel zeka kavramları arasındaki etkileşim, çevikliğin oluşum süreci açısından değerlendirilmiştir. Araştırmanın nicel verileri, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul, Çanakkale ve Balıkesir illerinde üretim ve hizmet sektörlerinde görev yapan 410 firma yöneticisinden anket yoluyla toplanmış ve SPSS ile AMOS programları aracılığıyla analiz edilmiştir. Faktör yapısının incelenmesi amacıyla hem açıklayıcı ve hem de doğrulayıcı faktör analizleri gerçekleştirilmiş, değişkenler arası ilişkiler yapısal eşitlik modellemesi ile test edilmiştir. Ayrıca, örneklem grupları arasında istatistiksel farkları değerlendirmek üzere Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis testlerinden faydalanılmıştır. Elde edilen bulgular örgüt DNA'sının örgütsel çeviklik üzerinde etkisi olmakla birlikte, örgütsel zekanın aracılık rolü ile doğrudan etkinin ortadan kalktığı ve tam aracılık etkisinin olduğunu göstermiştir. Yapısal eşitlik modellemesi aracılığıyla elde edilen analiz bulgularına göre, örgüt DNA'sının üçlü negatif örgüt modelinin örgütsel zeka üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Askeri örgüt modelinin örgütsel zeka üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Örgütsel zekanın tepkisel ve stratejik çeviklik üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu bulunmuştur. Örgütsel zekanın esneklik üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, örgüt DNA'sı, örgütsel çeviklik ve örgütsel zeka açısından katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre farklılıklar olduğu ortaya konmuştur.
Yeşil dönüştürücü liderlik ve yeşil insan kaynakları yönetimi uygulamalarının örgütsel çeviklik üzerindeki etkisi: Bir alan araştırması
Bu araştırmada, yeşil dönüştürücü liderlik ve yeşil insan kaynakları yönetimi uygulamalarının, örgütsel çeviklik üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bunun yanı sıra, katılımcıların demografik özelliklerine göre yeşil dönüştürücü liderlik, yeşil insan kaynakları yönetimi uygulamaları ve örgütsel çeviklik algılarında anlamlı farklılıklar olup olmadığını belirlemek de çalışmanın temel hedefleri arasındadır. Bu doğrultuda, Tekirdağ ili Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi'nde kimyasal ve kimyasal ürün sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin yönetici olan veya olmayan çalışanlarından anket tekniği ile araştırma verisi toplanmış, kullanılabilir 459 anket IBM SPSS 26.0 ve AMOS yazılımı aracılığıyla analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, katılımcıların yeşil dönüştürücü liderlik algılarının, örgütsel çeviklik algılarını istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Benzer şekilde, yeşil insan kaynakları yönetimi uygulamalarına ilişkin algılarının da, örgütsel çeviklik üzerinde anlamlı ve olumlu bir etkisi olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, yeşil dönüştürücü liderlik algısının, yeşil insan kaynakları yönetimi uygulamaları algısını pozitif yönde etkilediği ortaya konulmuştur. Analizler sonucunda, yeşil insan kaynakları yönetimi uygulamalarının bu ilişkide aracılık rolü üstlendiği anlaşılmıştır. Çalışmadan elde edilen diğer sonuçlar, yeşil dönüştürücü liderlik, yeşil insan kaynakları uygulamaları ve örgütsel çeviklik algılarının, bazı demografik değişkenler açısından farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. Özellikle, yeşil insan kaynakları yönetimi uygulamalarının, yeşil dönüştürücü liderlik ile örgütsel çeviklik arasındaki ilişkide aracılık rolü üstlenmesi, çalışmanın öne çıkan bulgularından biri olarak değerlendirilmektedir.
Kargo sektöründe tersine lojistik önündeki engellerin değerlendirilmesi
Sürdürülebilirlik konusu, dünya genelinde giderek daha fazla önem kazanmaktadır ve bu bağlamda, sürdürülebilirlik açısından etkili olan sektörler de dikkat çekmektedir. Bu sektörlerden biri olan lojistik sektörü, küresel ısınma üzerindeki büyük etkisi nedeniyle kritik bir konumda bulunmaktadır. Dünyadaki enerji tüketiminin yaklaşık dörtte biri ve petrol tüketiminin yarısından fazlası lojistik sektöründe, özellikle taşımacılık faaliyetlerinde kullanılmaktadır. Lojistik sektörünün taşımacılığın yoğun olarak gerçekleştiği kargo sektörü, bu bağlamda önemli bir rol oynamaktadır. Sürdürülebilir lojistik kapsamında dikkate alınması gereken önemli konulardan biri de tersine lojistiktir. Tersine lojistik, hammadde, yarı mamul, nihai ürün ve ilgili bilgilerin tüketim noktasından orijin noktasına doğru ters yönlü bir hareketini ifade eder ve geriye doğru lojistik olarak da adlandırılabilir. Ancak, literatür taramaları, kargo sektöründe tersine lojistik ile ilgili yapılan çalışmaların sınırlı olduğunu göstermektedir. Bu çalışmanın temel araştırma sorusu, "Kargo sektöründe tersine lojistik uygulamalarının önündeki engeller ve yaşanan problemler nelerdir?" şeklinde belirlenmiştir. Bu çalışmada, tersine lojistiğin önündeki engeller olarak adlandırılan kriterlerin önem derecelerini belirlemek amacıyla çok kriterli karar verme (ÇKKV) yöntemlerinden DEMATEL ve Analitik Network Prosesi (ANP) yöntemleri kullanılmıştır. DEMATEL yöntemi ile engeller arasındaki nedensel ilişkiler belirlenirken, ANP yöntemi ile kriterlerin ağırlıkları hesaplanmıştır. Araştırma, kargo sektöründe iade kargoları özelinde gerçekleştirilmiş bir anket çalışmasına dayanmaktadır. Bu yöntemlerle, tersine lojistik sürecinde karşılaşılan engellerin ilişkileri ve ağırlıkları belirlenerek, bu alanda çözüm önerileri geliştirilmiştir. Çalışmanın amacı, kargo sektöründe tersine lojistik uygulamaları önündeki engelleri incelemektir. Bu araştırmanın, ulusal literatürde bu alanda yapılan sınırlı sayıdaki çalışmaya katkı sağlayarak, kargo sektöründeki tersine lojistik faaliyetlerinin geliştirilmesi ve sürdürülebilirlik açısından önemli bir farkındalık yaratması beklenmektedir.
Yeşil pazarlama kapsamında çevresel kaygı, çevresel duyarlılık ve algılanan kalitenin yeşil ürün satın alma niyeti üzerine etkisi
Bu çalışma, yeşil pazarlama alanında çevresel kaygı, çevresel duyarlılık ve algılanan kalite faktörlerinin tüketicilerin yeşil ürün satın alma niyeti üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Günümüzde çevresel sorunların artmasıyla birlikte hem bireylerin çevreye karşı olan davranış biçimleri hem de işletmelerin çevre dostu yaklaşımları önem kazanmıştır. Bu bağlamda araştırmada, bireylerin çevreye olan kaygılarının, çevreye olan duyarlılıklarının ve algıladıkları ürün kalitesinin, yeşil ürün satın alma niyeti üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında istatistiksel bir yöntem benimsenmiş ve anket aracılığıyla toplanan veriler SPSS programında analiz edilmiştir. Yapılan veri analizleri sonucunda, çevresel kaygı, çevresel duyarlılık ve algılanan kalitenin yeşil ürün satın alma niyeti üzerinde pozitif bir etkisi olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, bireylerin sadece çevresel faktörler değil, aynı zamanda algılanan ürün kalitesiyle de yeşil ürünlere yöneldiğini ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçları, işletmelerin yeşil pazarlama stratejilerini oluştururken tüketici davranışlarını dikkate almalarının gerekliliğini vurgulamaktadır. Özellikle çevre dostu üretim süreçlerinin benimsenmesi, sürdürülebilirlik ilkelerine uygun hareket edilmesi ve bu değerlerin pazarlama iletişiminde açıkça ifade edilmesi, tüketici tercihlerinde etkili rol oynamaktadır. Ayrıca çalışmada, politika yapıcılara, işletmelere ve akademik çevrelere yönelik çeşitli öneriler sunulmuştur. Bu doğrultuda, çevreci pazarlama anlayışının hem çevresel sürdürülebilirlik hem de rekabet avantajı açısından önemli katkılar sunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yenilenebilir enerji kaynağı olarak güneş enerjisi sistemleri için kuruluş yeri seçimi
Sürdürülebilirlik ve yenilenebilir enerji kaynakları son yılların en önemli konularından birisidir. Güneş enerjisi santrali (GES) kurulumunda uygun yer seçimi, enerji üretim verimliliğini en üst düzeye çıkarmak için kritik bir rol oynamaktadır. Literatürde, genellikle açık arazilerde yapılan yer seçimleri üzerine yoğunlaşılırken, çatı alanlarına yönelik çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışma, özellikle çatı uygulamaları için güneş enerjisi santrali yer seçiminde etkili olan Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemlerini incelemektedir. Çalışmada, çatı alanları için önemli kriterler arasında yıllık güneş ışınım miktarı, güneş panelinin yönü (bakı), sıcaklık, güneşlenme süresi ve toplam enerji potansiyeli, rüzgar potansiyeli, solar panellerin ileriye dönük gölgelenme riski, depo içerisindeki tüketilen elektrik miktarı (öz tüketim), depo çatı alanı, statik yük durumu, çatı tipi ve eğimi ile trafo kapasitesi ve şebeke bağlantı durumu gibi teknik ve yapısal faktörler dikkate alınmıştır. Bu kapsamda, çatılarda güneş paneli kurulumunu etkileyen koşullar analiz edilmiş ve bu faktörlerin uygunluk değerlendirme süreçlerine entegre edilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, çatılarda güneş enerjisi santrali kurulumu için belirlenen kriterlerin, mevcut literatürdeki boşlukları dolduracak şekilde bir karar destek sistemi geliştirilmesine olanak tanıdığını ve bu alanda daha fazla araştırma yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Tekno stresin örgütsel bağlılık üzerine etkisi: Örgütsel güvenin aracı rolü
Bu araştırma, tekno stres ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkide örgütsel güvenin etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmada, bankacılık, finans ve mühendislik alanlarında çalışan 390 kişilik bir örneklem üzerinde tekno stresin örgütsel bağlılık üzerindeki etkisinde örgütsel güvenin aracı rolü olup olmadığı araştırılmıştır. Bankacılık, finans ve mühendislik alanları, yüksek zihinsel efor, yoğun zaman baskısı altında sürekli değişen dijital araçlar ve sistemleri kullanmaya dayalı olduğundan adı geçen sektörler incelenmiştir. Veriler nicel araştırma yöntemine dayalı olarak anket tekniğiyle, Google Forms aracılığıyla toplanmış, analizler SPSS ve SPSS Hayes PROCESS eklentisi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular tekno stresin ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkide örgütsel güvenin tam aracı rol oynadığını göstermiştir. Çalışma bankacılık, finans ve mühendislik alanlarının insan kaynakları yönetimine yönelik yeni perspektifler geliştirilmesine katkı sağlamayı hedeflenmiştir.
Demiryolu taşımacılığında yolcu talep tahmini
Tarih boyunca önemli bir faaliyet olan taşımacılık sosyal ve ticari açıdan çok önemlidir. Taşımacılık sadece ticari anlamda değil insanların bir yerden bir yere gitmesi için de önemlidir. Bu sebeple yolcu taşımacılığı toplumsal yaşamı kolaylaştıran bir faaliyettir. Türkiye'de demiryollarının hızla gelişmesi özellikle teknolojinin gelişmesi ile beraber yüksek hızlı tren taşımacılığı artmaktadır. Demiryolu taşımacılığının karayolu taşımacılığına göre daha ekonomik bir taşımacılık türü olması ve yüksek hızlı tren gelişimi nedeniyle yolcu talepleri değişmektedir. Bu konuda son yıllarda demiryolu yolcu taşımacılığı ile ilgili talep tahminleri önem kazanmıştır. Çalışmada temel lojistik faaliyetlerinden taşımacılık üzerinde durulup, demiryolunun önemi ve son yıllarda hızla gelişen yüksek hızlı tren üzerinde durulduktan sonra yolcu talep tahmini yapılmıştır. Yerli ve yabancı literatürde de yolcu talep tahmini çalışmalarına rastlansa da yüksek hızlı tren ile ilgili yolcu talep tahmini çalışmalarına yerli literatürde rastlanmamıştır. Çalışmanın uygulama bölümünde yüksek hızlı tren demiryolu taşımacılığında yolcu talep tahmini ile ilgili araştırma gerçekleştirilecektir. Bu çalışmada Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) dan 2021-2024 yıllarına ait iki şehir (Ankara-İstanbul) arasındaki hızlı tren verileri (fiyat,seyahat süresi, geçmiş yolcu sayısı, zaman, tatil, haftasonu) dikkate alınarak yolcu talep tahmini yapılmıştır. 2024 yılında TCDD'den talep edilen veriler zaman serileri Holt Modeli, Holt-Winter Çarpımsal Modeli, Holt-Winter Toplamsal Modeli, Basit Mevsimsellik Modeli, Çoklu Regresyon Analizi ve Box Jenkins Analizi (ARIMA) ile irdelenmiştir. Yapılan analizlerin sonucuna göre yolcu sayısı ile fiyat ve sefer sayısı arasında ilişki mevcuttur. Ayrıca haftasonu, tatil, sefer sayısı ii ve zamanın birlikte yolcu sayısını arttırdığı sonucuna varılmıştır. En iyi tahmin sonucunu MAPE'ye göre Holt-Winters Çarpımsal Modeli, RMSE'ye göre ise ARIMA Modeli olduğu sonucuna varılmıştır.
TOBB ETÜ İşletme Bölümü stratejik plan önerisi
Bu çalışmada, stratejik yönetimin önemine, başarılı bir stratejik yönetimin en önemli unsurlarından biri olan stratejik plana ilişkin bilgilere yer verildikten sonra, büyüklüğü, kâr amaçlı olup olmaması vb. bütün özelliklerden bağımsız olarak her işletmenin stratejik plana ihtiyacı olduğu gerçeğinden hareketle TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi İşletme Bölümü'ne Stratejik Plan Önerisi sunulmaktadır. Stratejik plan önerisi kapsamında; TOBB ETÜ İşletme Bölümü paydaşlarına beklenti ve önerilerine ilişkin soruların bulunduğu anketler uygulanarak, İşletme Bölümünün mevcut durum analizi yapılmakta; vizyon, misyon, stratejiler, hedef ve eylemler belirlenmekte; stratejik planın izlenmesi ve uygulanması süreçlerinde dikkat edilmesi gereken hususlara, karşılaşılabilecek sorunlara ve çözüm önerilerine yer verilmektedir.Anahtar Kelimeler: Stratejik yönetim, stratejik plan, TOBB ETÜ İşletme Bölümü
Sistematik stratejik planlama ve yönetimi
Stratejik yönetim, örgütün uzun-dönem hedeflerine ulaşması için verilecek kararların ve gerçekleştirilecek eylemlerin planlanması, uygulanması ve değerlendirilmesi sürecidir. Stratejik yönetim, örgütün geleceğini şekillendirmede reaktif değil proaktif olmasını, örgütün kendi kaderini kontrol edebilmesi için gerekli eylemleri başlatmasını veya etkilemesini sağlar. İşletmelere, becerilerini geliştirmek için bir çerçeve ve değişimle baş edebilmek için bir kabiliyet kazandıran stratejik yönetim, stratejik bakış açısı ve davranışı ile örgüt çevresini değerlendirme ve geleceği tahmin etme imkânı vermektedir. Stratejik planlama ile amaçlanan örgütün kurumsal etkenliği ve etkililiği sağlamaktır.Bu çalışmada, stratejik yönetim ve stratejik planlama süreci ile ilgili temel kavramlara ve uygulamalardaki sorunlara yer verilmiş ve stratejik planlamada belirlenen bazı sorunları çözmek için Sistematik Stratejik Planlama Modeli geliştirilmiştir. İlk olarak stratejik yönetim unsurları incelenmekte, kavramlar, modeller, teknikler ve uygulanmakta olan stratejik planlama süreci ve yaşanan sorunlar incelenmektedir. İkinci olarak Sistematik Stratejik Planlama Modeli geliştirilirken temel alınan, sistem/ürün tasarımında kullanılan Sistematik Sistem Tasarım Modeli incelenmiştir. Son olarak, Sistematik Stratejik Planlama Modeli açıklanmakta ve örnek bir uygulama ile stratejik planlamada yaşanan sorunların çözümleri ve sistematik bir yaklaşım ile sürecin uygulaması gösterilmektedir.Örnek uygulama sonucunda SSP modelinin stratejik planlamaya sistematik ve bilimsel bir yaklaşım getirerek, vizyon, amaç, hedef, strateji ve eylemler arasındaki ilişki ve etkileşimlerin detaylı bir şekilde incelenmesine fırsat verdiğini, stratejilerin ve eylemlerin uygulamaya sokulmadan önce bağımsızlık aksiyomu kullanılarak kabul edilir olup olmadığının görülebildiğini ve strateji tasarım matrisi aracılığı ile eylem planlarının kolaylıkla çıkartılabildiği gösterilmiştir. SSP modeli ile geliştirilen stratejik planların etkinlik, izlenilebilirlik ve yönetilebilirliğinin de arttığı değerlendirilmiştir.Sonuç bölümünde, SSP modelinin avantajları özetlenmiş ve bu çalışma ile ilgili yapılabilecek değişik araştırma ve iyileştirme çalışmaları tartışılmıştır.
Marka ve ambalaj ilişkisi: Türkiye çikolata sektöründe bir çalışma
Marka, oldukça farklı anlamları içeren, geniş bir terimdir. Pazarlama literatüründe marka ile ilgili çok sayıda tanımlama mevcuttur. Markalı bir ürünün, markasız bir ürüne göre üretici ve tüketici açısından avantajları bulunmakla birlikte, firma açısından markalama ve marka algısını koruyup geliştirebilme oldukça zorlu bir iştir. Markalı ürünün, tüketici bilinirliğinin ve etkin pazar payının daha fazla olduğu bilinmektedir. Bu sebepten dolayı, bir ürünü tanıtmada ve pazar payını arttırmada en bilinen yol ürünü markalamaktır. Başarılı bir marka ise, rekabet ortamında tüketici tarafından değer katılan bir ürün/hizmet olarak algılanmaktadır. Bu bağlamda, özellikle son zamanlarda başarılı bir marka bir bütün olarak düşünülmektedir. Günümüzde bir marka tasarlanırken, tasarımdaki en önemli boyutlardan bir tanesi de ambalajdır. Uzun zamandır göz ardı edilmiş olan ambalaj, günümüzde önem kazanmaya başlamıştır.Son zamanlarda firmalar ambalajı, tüketicinin satın alma kararını verdikleri son nokta olan market raflarında vazgeçilmez bir pazarlama aracı olarak görmektedir. Etkili ambalajlama, reklam ve promosyonlar kadar önemli bir pazarlama aracı olmuştur, aynı zamanda tüketici bağlılığını arttırarak, ekonomik değişkenlerin üstesinden gelebilen geçerli stratejilerin değişmeyen bir parçası haline gelmiştir. Bir ürünün başarılı olup olmamasındaki en belirleyici unsurlardan birisi haline gelmiştir.Bu çalışmada, markalama ve ambalajın markalamadaki önemi konularında daha önce yapılmış olan çalışmalar değerlendirilmiş; ikinci bölümde ise hızlı tüketim ve asıl tez konusunu oluşturan çikolata sektöründe ambalajlama ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmada kullanılan veri toplama yöntemi ankettir. Anket yoluyla toplanan veri, SPSS'te analiz edilerek önemli bulgular elde edilmiştir.Elde ettiğimiz bulgulara göre, iyi bir çikolata markasının ambalajı mutlaka fiziksel olarak ürünü iyi bir şekilde koruma özelliğine sahip olmalı, dışarıya sızdırma yapmamalıdır. İyi bir marka ambalajında olmazsa olmaz bilgiler ise SKT (son kullanma tarihi), içindekiler listesi, üretici firma adı, özellikle son yıllarda çok fazla önem kazanmaya başlayan diğer bir konu olan besin değerleri ve kalori bilgisidir. Artan çevre hassasiyetinden dolayı ambalajın çevreye duyarlı olduğunu belirten işaret ve yazılar ile kalite belgeleri işaret ve yazıları ambalajın üzerinde mutlaka yer alması gereken unsurlardır.Tüketici için de çikolata ambalajı yukarıda da bahsettiğimiz gibi, üzerinde her türlü ürün ve ambalaj özellikleri bilgisini içeren, bunun yanı sıra tüketicinin görsel dünyasına hitap edecek albenisi yüksek şekilde tasarlanmış olması gerekmektedir. Günümüzde firmalar, pazarda yaşanan yoğun rekabette ayakta kalabilmek için teknoloji, ürün çeşitliliği, fiyat gibi pazarlama unsurlarının yanında ambalaja çok daha fazla önem vermeleri gerekmektedir. Bu nedenle ambalaja gerekli önemi vermeyen firmalar rekabet avantajı elde etme konusunda bir adım geride kalabilir.Bu bağlamda ambalajın, ürünün diğer özellikleriyle birlikte markalamada en önemli unsurlardan birisi olduğu gerçeği, bu çalışma ile bir kez daha ortaya konmuştur.Anahtar Kelimeler: Ambalaj, Çikolata, Marka, Marka değeri, Marka kimliği.
Elektronik ticaretin yaygınlaşması, KOBİ`ler ve Türkiye ekonomisi'ne etkileri
Çeşitli elektronik araçların ticari ilişkilerde kullanımını ifade eden elektronik ticaret kavramı, bilgi ve iletişim teknolojilerinin hızlı gelişiminin etkisiyle günümüz ekonomisinde önemli bir yere sahip olmuştur. Elektronik ticaret araçlarının etkin ve yaygın kullanımı, ülke ekonomilerine çeşitli kazançlar getirmektedir. Bunun yanında, özellikle gelişmekte olan ülkelerde ekonominin lokomotifi konumunda olan Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ) için de birçok olanaklar sunmaktadır.Bu çalışmada öncelikle elektronik ticaret kavramı ve elektronik ticaretin temel araçları incelenmiş, elektronik ticaretin işletmelere sağladığı avantajlar tartışılmıştır. İkinci bölümde KOBİ'lerin Türkiye ekonomisi içinde yer aldığı rol incelenmiş, KOBİ'lerin ülke ekonomimizin gelişimi için önemi vurgulanmıştır. Buna ilave olarak, elektronik ticaretin KOBİ'lere sunduğu olanaklar incelenmiş, elektronik ticaretin KOBİ'lerin büyük ölçekli işletmelerle rekabet edebilmeleri açısından önemi vurgulanmıştır. Çalışmanın son bölümünde elektronik ticaretin Türkiye ekonomisine etkileri tartışılmış, ülke ekonomimizin geleceği için elektronik ticaretin önemli bir rol oynadığı gösterilmiştir.Anahtar Kelimeler: Elektronik ticaret, Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ), Türkiye ekonomisi.
Sağdan direksiyonlu araç projesi ve yalın felsefeye göre uyarlanmış ürün geliştirme süreçleri
Proje yönetimi, çağımızda, ölçekleri ne olursa olsun tüm işletmelerin kullandığı etkili bir yönetim şeklidir. Kullanım alanlarının çeşitliliğinin çokluğu, yönetim ana prensiplerinde değişikliğe sebep olmamaktadır. Bunun yanında, tecrübe ile doğru orantılı olarak artan uzmanlıklar, söz konusu projelerde çabukluk sağlanmasında, kalitenin artmasında, proje maliyetlerinin düşürülmesinde fayda sağlamaktadır.Otomotiv, savunma, uzay, bilişim, inşaat sektörlerinde kullanılan proje yönetimi, ürün geliştirme, araştırma-geliştirme, işletme kaynaklarının planlanması, yazılım geliştirme, satış stratejisi geliştirme konularında olabilir.Otomotiv sektörünün, sıklıkla araç olarak kullandığı, ürün geliştirme projelerinin uygulanması ve süreçlerin içeriklerinin, günümüz rekabet koşullarına uygun olarak, hızlı, net bilgilere ulaşılabilir sistemlerle, belirlenebilir ve takip edilebilir olmasını da sağlar.Örnek ürün geliştirme projesi olarak bu çalışmada seçilmiş ve irdelenmiş olan ?Sağdan Direksiyonlu Araç Projesi?'nin, seçilmesindeki en büyük sebeplerden birisi, temel model olarak belirlenmiş araç ile üretilmesi planlanan sağdan direksiyonlu araç arasında büyük teknik farklılıklar olmasıdır. Bu da, ar-ge, test, dokümantasyon, satın alma, kalite, lojistik, üretim, son kontrol çalışmalarının içeriklerinin geniş olmasını, projenin detaylı irdelenebilmesini ve araştırmacıların bu çalışmadan daha fazla faydalanabilmesini sağlayacaktır. Büyük oranda yalın üretim sistemine göre yapılandırılabilmiş olmasına rağmen, yalın felsefenin bu otomotiv sektörü işletmesin de, yerleştirilebilmesi için özelliklede ürün geliştirme safhalarında çabalar sürdürülmektedir.Bu çalışma yalın felsefenin, ürün geliştirme süreçlerinde, oluşturulabilmesi için gerekli olan safhaların yerine getirilmesiyle beraber, geliştirilmiş bu süreçlerin işletmeye rekabet gücü ve fırsatlar kazandıracak bir silah haline gelebileceğini gözler önüne sermektedir. Aynı zamanda da örnek projenin kapsamında olan, müşterilerin araç özelliği olarak seçtiği, bir satış grubunun alt parçalarını, ürün ağacı olarak göstermekte böylece yapılacak yeni araç projesinde, hangi iş paketlerinin oluşturulacağını işaret etmektedir. Son bölümünde, ürün geliştirme süreçlerinin ve örnek otomotiv işletmesinin ürün geliştirme süreçlerinin belirlenmiş safhaları, süreç olgunluk/fırsat analizi ve fonksiyon değerlendirmeyle detaylı incelenecektir.Anahtar Kelimeler: Ürün, Ürün Geliştirme, Ürün Ağacı, Proje Yönetimi, Ürün Geliştirme Projesi, Otomotiv, Otomotiv Sektörü, Yalın Üretim, Ürün Geliştirme Süreçlerinde Yalın Felsefe,
Yatırım projelerinin değerlendirilmesi: Türkiye elektrik enerjisi sektöründe bir çalışma
Bu çalışmada, sabit sermaye yatırımlarının gerek işletmeler gerekse ülke ekonomisi açısından öneminden hareketle, yatırım projelerine ilişkin yapılabilirlik çalışmalarının hazırlanmasında ve yatırım projelerinin değerlendirilmesinde kullanılan yöntemler literatür çerçevesinde açıklanarak, 76 MW kurulu gücündeki bir hidroelektrik santral projesine ait yapılabilirlik çalışması hazırlanmıştır. Hazırlanan yapılabilirlik çalışması kapsamında, Türkiye elektrik enerjisi sektörünün analizi yapılarak, projenin toplam yatırım tutarı, işletme dönemi gelir ve giderleri, amortisman giderleri, ağırlıklı ortalama sermaye maliyeti hesaplanmış, faaliyetlerden kaynaklanan nakit akımı ve bütünleşik mali analiz tabloları oluşturulmuştur. Elde edilen veriler, Net Bugünkü Değer, İç Verim Oranı, Kârlılık Endeksi, İskonto Edilmiş Geri Ödeme Süresi Yöntemleri çerçevesinde değerlendirilerek, Duyarlılık Analizi yapılmış ve projenin yapılabilir olup olmadığı ortaya konulmuştur.
Küçük ve orta ölçekli sanayi işletmelerinde verimlilik sorunlarının teşhisi: Kısmi bir uygulama
Bu çalışmada, küçük ölçekli bir imalat sanayi işletmesinde verimlilik yönetiminin birbirini tamamlayan adımları olan ölçme ve teşhis çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Verimlilik yönetimi, verimliliğin ölçülmesi, verimlilik sorunlarının teşhisi, sorunların çözümüne ilişkin planlama yapılması, planlar uyarınca çözümlerin hayata geçirilmesi ve gelişmenin izlenmesi amacıyla verimliliğin tekrar ölçülmesi şeklinde döngüsel bir eylemler bütünüdür. İşletmelerde rekabet gücünün uzun vadede korunması ve artırılması, verimlilik yönetiminin uygulanmasıyla olasıdır. Bununla birlikte, işletme performansının en temel boyutlarından birisi olan verimliliğin küçük ve orta ölçekli işletmelerde örneğin kârlılık kadar gündemde olduğunu ve verimlilik yönetiminin uygulandığını söylemek güçtür.Ele alınan işletmede verimlilik ölçümleri, küçük ölçekli işletmeler açısından mevcut muhasebe verilerinin kullanılması, gizlilik ve düşük maliyet gibi önemli avantajları olan RAPMODS yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar, 2006-2008 yılları arasında artma eğiliminde olan toplam ve kısmi verimlilik göstergelerinin 2009 yılında düştüğünü göstermektedir. Bu durum kısmen, küresel kriz sonucu hammadde fiyatları ve döviz kurlarındaki dalgalanmalara bağlı görülmüştür. Dışsal etkilerin hesap dışında bırakıldığı ayrıntılı göstergelerde de eğilimin aynı olması, içsel sorunların varlığını göstermiştir. İşletmenin farklı bölümlerinde sorunun nasıl algılandığının mutlaka hesaba katılması, sorunların nedenleri hakkında önyargıya değil kanıta dayalı fikir oluşturulması, işletme sahibinin kendi ?teşhisinin? olduğu gibi kabul edilmemesi gibi gerekliliklerin, doğru sonuçlara ulaşmak açısından ne derece önemli olduğunun görüldüğü teşhis çalışmalarıyla içsel sorunların insan kaynakları ve pazarlama yönetimi alanında yaşandığı saptanmıştır. Kurumsallaşmanın eşiğinde, üretim odaklı bir aile şirketi olduğu görülen işletmenin, örgüt yapısını gözden geçirmesi ve pazarlama ve insan kaynakları işlevlerini profesyonel yöneticiler eliyle güçlendirmesi önerilmiştir. Örgütsel yeniden yapılanma sonrasında bu işlevlerin sorumluları, saptanmış sorunların çözümü için bazı örnekleri verilen eylemleri içeren eylem planları oluşturabilecektir.
Elektronik sadakat: Türkiye'de elektronik sadakati etkileyen faktörler
Seçeneklerin ve seçeneklere erişimin kolaylaştığı günümüzde, çevrim içi çevrede müşteri sadakatinin (e-sadakat) oluşturulması süreci birbirine bağlı birçok faktörü barındırmaktadır. E-işletmelerin müşterilerin memnuniyetini sürekli olarak sağlamaları ve sürdürülebilir ilişkiler kurmaları için bu faktörlerin anlaşılması gerekmektedir. Bu araştırmada Türkiye'de çevrim içi alışveriş yapan müşterilere göre e-sadakate etki eden faktörlerin neler olduğu araştırılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler, Türkiye'de çevrim içi alışveriş yapan tüketiciler hakkında örnek oluşturmaktadır.Bu çalışma kapsamında, müşteri deneyimi, internet sitesinde sunulan hizmet ve müşteri ilişkileri, internet sitesinin tasarımı ve içeriği, güvenliği ve sosyal bağ ile elektronik sadakat arasındaki ilişkiler işletmeden müşteriye (B2C) pazarı dahilinde incelenmiştir. Sonuçlar sosyal bağ ve müşteri deneyiminin e-sadakati pozitif yönde etkilediğini göstemektedir. İnternetten alışveriş yapmak söz konusu olduğunda, internet sitesi tasarımı, içeriği, güvenlik ve müşteri hizmetleri müşteri tarafından bir bütün olarak algılanmaktadır. Çevrim içi alışverişte kişiselleştirilmiş uygulamaların artışının müşteriler tarafından olumlu karşılandığı, sosyal bağı kuvvetlendirdiği sonucuna varmak mümkündür. Müşterinin internetten alışveriş yaparken zorlanmaması, internetten alışveriş yapmanın zaman kazandırıcı bir etken olduğunu düşünmesi, daha ucuz seçeneklere ulaşabiliyor olması ve haz duygusu ise olumlu müşteri deneyimini oluşturmaktadır. Güven oluşturulması ise halen çok önem taşımaktadır.Anahtar Kelimeler: Elektronik Sadakat, Çevrim İçi Alışveriş, Çevrim İçi Müşteri Deneyimi, Sosyal Bağ, İnternet Sitesi Özellikleri
Türkiye biyoteknoloji sektöründe reel opsiyonlar yöntemi ile bir ar-ge projesinin değerlemesi
Artan rekabet ortamı ile birlikte, ülkeler kalkınma yarışında sürdürülebilir rekabet gücüne sahip olmak amacıyla yüksek teknolojili sektörler ve inovasyona dayalı büyüme stratejisine doğru yönelmektedir. Artan nüfus ve değişen talep yapısı da, yenilikçi uygulama ihtiyacını doğurmakta ve biyoteknoloji gibi yüksek teknolojili sektörler, gelişmiş ülkelerin yanı sıra, gelişmekte olan ülkelerde de önem kazanmaktadır.Biyoteknoloji sektörünün gelişimi, sektördeki firmalar için patent, teknoloji transferi, lisans anlaşmaları gibi süreçleri beraberinde getirmiştir. En önemli varlıklarından biri Ar-Ge projeleri olan biyoteknoloji firmaları için bu süreçler Ar-Ge projelerinin değerleme gereğini ortaya çıkarmaktadır. Değerleme süreçlerinde geleneksel bir yöntem olan İndirgenmiş Nakit Akımları (İNA) yönteminin eksiklerinin giderilmesi amacı ile geliştirilmiş olan Reel Opsiyonlar yöntemi, Ar-Ge süreçlerinin değerlemesinde son yıllarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Değerleme sürecinde ülke ve sektör faktörü önemli olup literatürde Türkiye'de yer alan biyoteknoloji firmalarının Ar-Ge projesi değerlemesine ilişkin bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma kapsamında, Türkiye biyoteknoloji sektöründe yer alan bir firmanın gerçek yaşamda yürütülen ve tamamlanmamış bir Ar-Ge projesi için, Reel Opsiyonlar yöntemi ile örnek bir değerleme modelinin geliştirilmesi amaçlanmaktadır.Çalışma altı bölümden oluşmaktadır. Özet girişin sunulduğu ilk bölümden sonra, biyoteknoloji ve kullanıldığı alt sektörler, dünyada ve Türkiye'de biyoteknoloji sektörünün durumu ikinci bölümde yer almaktadır. Üçüncü bölümde değerleme kavramı, kullanıldığı durumlar ve yöntemleri ve biyoteknoloji sektöründe değerlemenin kullanımı üzerinde durulmaktadır. Örnek olarak seçilen projenin derinlemesine yüz yüze görüşmeler ile toplanan verileri, proje sürecinin binomial ağaç ve gerekli model parametrelerinin hesaplamaları dördüncü bölümde sunulmaktadır. Beşinci bölüm İNA ve Reel Opsiyonlar yöntemi ile değerlemenin yapıldığı bölümdür. Çalışmanın son bölümü olan altıncı bölümde ise sonuçlar karşılaştırmalı olarak değerlendirilmekte, duyarlılık analizlerine yer verilmekte ve Türkiye'de biyoteknoloji sektöründe değerleme sürecine ilişkin genel bir değerlendirme yapılmaktadır.
Uluslararası yabancı firmaların pazarlama stratejilerinin yerel tüketim kültürüne etkileri
Son zamanlarda yaşanan değişim ve etkileşim çağını başlatan küreselleşme ile ülkesel sınırların ortadan kalktığı ve dünya üzerinde hareketin kolaylaştığı bir dönem başlamıştır. Bu sayede sermaye, insan, teknoloji ve kültürler daha akışkan hale gelmiştir. Kolaylaşan iletişim ve hareketle beraber, toplumların kültürel özelliklerinin birbirini etkilemesi ya da homojenleşmesi gibi pek çok tartışmalar da ortaya çıkmıştır.Küreselleşmeyi etkileyen baş faktörlerden olan uluslararası firmalarla küreselleşme arasında karşılıklı bir döngü vardır. Firmaların küreselleşmeyle birlikte duvarları yıkılan yabancı pazarlara girmeleri sadece onların büyük kar elde etmeleri açısından değil, tüm dünyada yaşanan kültürel etkileşimler açısından da büyük önem taşımaktadır. Küreselleşme, firmaları uluslararasılaştırırken, uluslararasılaşan firmalar küreselleşmeye yardımcı olmaktadır.Yabancı pazarlara açılan pek çok firmanın, girdikleri pazardaki toplumların kültürlerine göre şekil aldıkları görülmektedir. Çünkü tüketici ihtiyaç ve isteklerinin şekillenmesinde kültür önemli bir aktördür. Özellikle bazı firmaların yabancı pazarlara girerken seçtikleri ulusüstü olma stratejileri, onların bir ulusa ait olmak ya da girdikleri yeni ulusun kültürel özelliklerine göre değişime uğramaları yerine, uluslararası olmalarına sebep olmakta ve sundukları ürünlerin de uluslararası olmasına imkan sağlamaktadır.Uluslararası firmaların belki de en büyük güdüleme unsuru kültürün öğrenilebilir olduğu gibi öğretilebilir olması özelliğidir. Buradan yola çıkan, dünya çapında başarılı olan bu firmaların yerel tüketim kültürlerinde yarattıkları birtakım değişiklikler var mıdır ya da literatürde tartışılan homojenleşme, hibritleşme, değişim, benzeşme gibi çeşitli tanımlarla açıklanmaya çalışılan küreselleşme kavramının uluslararası firmaların lugatındaki tanımı hangisidir soruları bu araştırmaya başlanmasında önemli rol oynamıştır. Ayrıca literatürde genel olarak küreselleşme ile birlikte yerel kültürlerin yabancı firmalara etkileri araştırılmasına karşın, boşluk olarak görülen ters yönlü bir etkinin nasıl ve ne ölçüde olacağına ışık tutulması amaçlanmıştır.
Kişisel marka kavramı ve ticari olmayan pazarlama alanında uygulanması: Siyasi pazarlama örneği
Bu tez çalışması, rekabetin artması ve beraberinde markalaşma sürecini hızlandırmasından hareketle, pazarlama alanında geçerli marka kavramının kişisel olarak kullanılıp kullanılamayacağını araştırmaktadır. İlk olarak marka kavramına ilişkin temel kavramlar incelenmektedir. İkinci olarak kişisel marka kavramına ilişkin literatür bilgisi sunulmakta, bu konu hakkında literatürdeki boşluğa dikkat çekilmektedir. Üçüncü olarak siyasi pazarlamaya ilişkin literatür taraması sonuçları sunulmaktadır. Son olarak da kişisel markanın uygulama alanlarından biri olarak seçilen siyasi pazar alanında yüz yüze görüşmeler ve anket çalışması ile kişisel markayı etkileyen faktörler ele alınmaktadır.Sonuçlar siyasi pazar alanında kişisel markayı etkileyen on faktör olduğunu göstermektedir. Bu faktörler dış görünüş, hümanizm, karakter, çağdaşlık, hırs, ekonomik kapital, dini inanç, halkçılık, liderlik ve sosyalliktir. Bu faktörlere yüklenen maddeler incelendiğinde, pek çoğunun sanat, tıp, eğitim gibi ticari olmayan pazarlama alanlarında, kişisel marka yaratmada kullanabileceği görülmektedir. Pek çoğu değiştirilebilen, sonradan kazanılabilen bu özellikler insanların kendi kişisel markalarını yaratmalarında yol gösterici özelliğe sahiptir.Anahtar Kelimeler: Kişisel Marka, Siyasi Pazarlama, Siyasi Lider İmajı
Türkiye'de emeklilik yatırım fonlarının yönetimi
Sosyal güvenlik sorunu, özellikle son yıllarda hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin başlıca problemi haline gelmiştir. Ülkemizde de sistemin mevcut yapısı ve işleyişi ile ilgili kaygılar olmasına karşın, 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf Sistemi Kanunu ile bu süreç için yeni bir sayfa açılmış oldu. Bireylerin aktif çalışma hayatlarının sonunda, refah düzeylerinin yükseltilmesine destek olacak ve kişilere ek bir gelir sağlamaya yardımcı olacak bu sistem, diğer taraftan da özel emeklilik fonları yarattıgı uzun vadeli fonlarla sermaye piyasalarının gelismesi ve saglıklı çalısmasında aktif rol oynamayı, makro ekonomik gelişmelere ön ayak olarak piyasalarda istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmayı amaçlamıştır.Ülkemizde de kamu sosyal güvenlik sisteminin etkin bir şekilde çalışamaması yüzünden yeni bir yapı ihtiyacı ortaya çıkmış ve mevcut sistemin tamamlayıcısı niteliğinde, gönüllülük esasına dayalı olan Bireysel Emeklilik Sistemi yürürlüğe girmiştir. Sistemin verimli işleyebilmesi için, tüm tarafların etkin bir şekilde çalışması gerekmektedir. Kurumsal yatırımcı sayısının artmasıyla birlikte, para ve sermaye piyasalarında yatırım araçları çeşitlenecek ve uzun vadeli fonlarla piyasalar yeni bir boyut kazanacaktır.Genel olarak bakıldığında emeklilik yatırım fonlarının yönetiminde temel olarak iki yönetim ilkesi karşımıza çıkmaktadır. Sermaye piyasalarının değişkenliğine ve sistemin ülkelerdeki uygulanabilirliği değişiklik gösterse, her iki yaklaşımın da amacı ortak olup, bireylerin katkılarının güvenliğinin sağlanması ve katılımcının katkısının emeklilik döneminde istediği seviyeye ulaşmasını sağlamaktır.Anahtar Kelimeler: Sosyal güvenlik, bireysel emeklilik sistemi, emeklilik yatırım fonları, emeklilik fonları
CDS ve gösterge faiz ilişkisi
Kredi riski; borç verenin, borçludan borcunu tahsil edememesi, vadesinde tahsil edememesi veya eksik tahsil etmesidir. Maruz bıraktığı geniş kesimlerin katlanabileceği sonuçlar telafi edilemez boyutlara ulaşabileceğinden kredi riskinin yönetimi çok önemli bir detaydır.Kredi riskinin yönetiminde, finans dünyasının geçirdiği evrimle beraber pek çok enstrüman geliştirilmiş olup bu enstrümanlardan en önemlisi kredi temerrüt takasıdır. Kredi temerrüt takası, borç veren veya yatırımcı olan tarafın, kredi riskini üçüncü tarafa aktarılmasını sağlayan bir finansal sözleşme tipidir.Kredi temerrüt takaslarının korunma amacıyla değil de arbitraj karı elde etmek ve spekülasyon yapmak amaçlarıyla kullanılması bu enstrümanın Dünya genelinde rahatsızlık yaratmasına sebep olmuştur. 2008 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde başlayan küresel finans krizinde de yadsınamayacak bir yeri mevcuttur.Çalışmada 2008 küresel finans krizinin çıkış noktası, sebepleri, sonuçları irdelenmiş ve bu krizin ardından Avrupa'da yaşanmaya başlayan, öncelikle Yunanistan, sonrasında İrlanda ve Portekiz'de ortaya çıkan, borç krizleri çeşitli açılardan, detaylarıyla incelenmiştir.Tezde asıl açıklanmak istenen nokta olan kredi temerrüt takaslarının etken mi, edilgen mi bir indikatör olduğunun öğrenilmesidir. Bu amaçla Yunanistan, İrlanda ve Portekiz 5 yıllık CDS primleri, öncelikle aynı ülkelerin 10 yıllık tahvil faiz oranları ile sonrasında da tarafımızca daha etken bir veri olduğu düşünülen, borç krizindeki bu ülkelerin 10 yıllık tahvillerinin faiz oranlarının, Almanya'nın 10 yıllık tahvil faiz oranları arasındaki fark hesaplanmış ve bu fark ile korelasyon analizleri yapılarak uyumu ölçülmüş ve karşılıklı regresyon analizleri yapılarak hangi verinin etken, hangisinin edilgen olduğu öğrenilmiştir.Çalışmanın sonuç kısmında, yapılan analizlerin sonuçları irdelenmiş, çeşitli tavsiye ve öngörülerde bulunulmuştur.
Makroekonomik değişkenlere dayalı kredi riski modellemesi ve stres testi analizi
Bu tez çalışması, küreselleşen finansal piyasaların etkisiyle önemi daha iyi kavranan bankacılık sektörünün en önemli riski olan kredi riskini esas alarak, Türk bankacılık sektörü için makroekonomik değişkenlere dayalı, kredi riskini açıklamaya yönelik yeni bir model oluşturmayı ve bunun üzerinden sistemin risk duyarlılığının belirlemek üzere stres testleri yapmayı amaçlamıştır. İlk olarak risk ve kredi riski kavramlarına ilişkin literatür bilgisi sunulmuştur. İkinci olarak mevcut kredi riski modelleriyle ilgili olarak literatür taraması yapılmış ve bu konudaki eksikliklere dikkat çekilmiştir. Son olarak da Türk bankacılık sektörü için seçilen makroekonomik değişkenlere dayalı olarak yeni bir model oluşturulmuş, kredi riskini etkileyen önemli değişkenler belirlenmiş ve stres testleri yapılmıştır.Yapılan analizler sonucunda, takipteki alacak oranındaki değişimlerin özellikle faiz oranı, enflasyon, kredilerin GSYİH içindeki payı ve büyüme verilerinden önemli ölçüde etkilendiği saptanmıştır. Yapılan stres testleriyle ise sistemin yaşanan son finansal krizle birlikte geçmişe göre biraz daha dayanıksız ve duyarlı hale geldiği sonucuna ulaşılmıştır.
Şirket tahvillerinin çoklu diskriminant analizi, sıralı logit ve sıralı probit modelleriyle derecelendirilmesi
Ekonomilerin küreselleşmesi ve liberalizasyonu sermaye piyasalarının hacminin genişlemesini tetiklemektedir. Bu gelişmelere paralel olarak, sermaye piyasasının önemli araçlarından olan şirket tahvillerinin kullanımı yaygınlaşmaktadır. Bu durum, tahvilin kalitesinin göstergesi olan derecelendirmeye olan ihtiyacı artırmaktadır.Şirket tahvilleriyle 1970'li yıllarda tanışan Türkiye, özellikle kamunun yüksek borçlanma ihtiyacıyla özel sektörü dışlaması, vergisel dezavantajlar ve yüksek enflasyonun beraberinde getirdiği belirsizlik ortamı gibi nedenlerle özel sektör tahvil piyasasının dolayısıyla tahvil ve sermaye piyasasının gelişimini sağlayamamıştır. Ancak, son yıllarda yaşanan faizlerdeki ve enflasyondaki düşüş trendi, Merkez Bankası'nın iyimser açıklamaları ve vergilendirmedeki düzenlemeler şirket tahvillerinin alternatif finansman kaynağı olarak tekrar gündeme gelmesini sağlamıştır.Örneklemde yer alan firmaların uzun dönem tahvil dereceleri ile mali tablolarına ilişkin rasyolar, çoklu diskriminant analizi, sıralı logit ve sıralı probit analiz teknikleri ile çözümlenmiştir. Yapılan analizler ile iki temel nokta vurgulanmak istenmektedir. Bunlardan ilki, şirket tahvili derecelendirilmesinde yaygın olarak kullanılan bu üç yöntem ile modeller elde etmek ve literatürde yer alan boşluğu doldurmak; ikinci amaç ise, yüksek derece notlarını etkileyen rasyoların ortaya çıkarılmasını sağlamaktır.Elde edilen bulgulara göre, şirket tahvili derecelendirilmesinde en çok etkiye sahip faktörlerin faaliyet karı, borç rasyoları ve özsermaye karlılığı rasyosu olduğu görülmektedir. Bundan önceki çalışmaların sonuçları ile kıyaslandığında benzer sonuçlar elde edilmesi, bulguların tutarlı olduğunu göstermektedir.
Dolar-TL opsiyonlarında zımni volatilite ve tarihsel volatilite arasındaki ilişki
Bu tez çalışması, küreselleşen finans piyasalarının etkisiyle önemi daha iyi anlaşılan vadeli işlemler piyasalarını, türev ürünleri özellikle ülkemizde yakın zamanda işlem görmesi planlanan opsiyon sözleşmeleri hakkında bilgi vermeyi ve türev ürünler ve vadeli işlemler piyasaları ile yakından ilişkili olan zımni ve tarihsel volatilite kavramları arasındaki ilişkiyi açıklamayı amaçlamaktadır.İlk olarak vadeli işlemler piyasalarının tarihçesine ve türev ürünlere ikinci olarak opsiyon sözleşmelerine ve volatilite kavramına ilişkin literatür bilgisi sunulmuştur. Son olarak zımni volatilite ve tarihsel volatilite arasındaki ilişkiyi açıklamak amacıyla, Dolar-TL opsiyonlarının volatilite değerleri üzerinde regresyon analizleri yapılmıştır.Yapılan analizler sonucunda, zımni volatilite ve tarihsel volatilite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bunun yanında zımni volatilitenin gecikmeli değerlerinin tarihsel volatilitede oluşan değişikliklere; tarihsel volatilitenin gecikmeli değerlerinin de zımni volatilitede oluşan değişikliklere neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Vadeli işlemler piyasaları, türev ürünler, opsiyonlar, volatilite
Genetiği değiştirilmiş gıdalar ve risk algısı: Sonradan edinilen pozitif bilginin tutuma etkisi
Son yıllarda yaşanan gıda panikleriyle birlikte sağlıkla ilgili olası kayıplar, tüketicilerin gıda seçimlerini etkileyen en önemli unsurlardan biri, gıda güvenliği de öncelikli bir rekabet unsuru olmuştur. Yabancılık, sınırlı bilgi seviyesi, belirsizlik ve doğala müdahale gibi etkenlerle genetiği değiştirilmiş gıdalar, fiziksel risk algısının yüksek olduğu ürünler haline gelmiştir. Tartışmalar bu ürünlerin taşıdığı riskler ve getirdiği faydalar etrafında devam ederken, tüketicilerin çoğunluğunun, risklere odaklanan negatif içerikli bilgiye maruz kaldığı da bir gerçektir. Bu gerçekten yola çıkarak pozitif bilginin genetiği değiştirilmiş gıdalara karşı tutuma olan etkisinin araştırıldığı çalışmada, katılımcılar, algılanan riskin türünü belirleyen bilgi işleme stratejilerine göre üç grupta incelenmiştir. Günlük/popüler ve bilimsel olmak üzere iki farklı türde pozitif bilgiye maruz bırakılan katılımcıların tutumlarındaki değişimin anlamlı olup olmadığı araştırılmıştır. Bilgiyi sezgisel süreçten geçiren ve sezgisel risk algısına sahip olan katılımcıların tutumunda, her iki bilgi sonrasında da pozitif yönde değişim olmuştur. Sistematik süreci izleyen ve analitik risk algılayan grupta ise pozitif yönde değişim sadece bilimsel bilgi sonrasında görülmüştür. Analitik risk algısına sahip olan ancak konuyu politik bakış açısı ile değerlendirerek karara varanlar ise politik risk grubu altında incelenmiştir. Grubun tutumunda, her iki tip bilgi sonrasında değişiklik beklenmezken bilimsel bilgi pozitif yönde değişim yaratmıştır.
Telekomünikasyon sektöründe müşterilerin ürün grupları ve tarifeler arası geçiş analizi
Günümüzde firmaların, artan rekabet koşulları nedeniyle oluşacak müşteri kayıplarını önlemek için, müşteri ilişkileri yönetimine daha fazla önem vermesi gerekmektedir. Özellikle telekomünikasyon sektöründe, ürün çeşitliliğinin ve tarife sayısının artması sonucunda müşterilerin sık sık mevcut aboneliklerini veya tarifelerini sonlandırarak bir diğerine geçiş yapması, müşterilerin beklentilerini ve davranışlarını daha iyi anlamayı ve buna yönelik stratejiler geliştirmeyi zorunlu kılmaktadır. Buradan yola çıkılarak bu çalışmada, telekomünikasyon sektöründe hizmet veren bir firmanın verilerinden faydalanılarak, ürün grupları (telefon, telefon + internet, telefon + internet + televizyon) ve tarifeler arasındaki müşteri geçişleri ile bu geçişlere neden olan başlıca faktörler tespit edilmiş ve firma için önerilerde bulunulmuştur. Modelleme tekniği olarak, bu alanda daha önce yapılan çalışmalarda kullanılmamış olan kesikli seçim modelinden faydalanılmıştır. Modelleme yapılırken değişken olarak tarife özellikleri (tarife ücreti), müşterilerin demografik özellikleri (gelir düzeyi, hanehalkı sayısı, konut özelliği) ve kullanım bilgileri (konuşma süresi, veri indirme miktarı) kullanılmıştır.Bu çalışmanın sonucunda, ürün grupları arası geçişlerde müşterinin gelir düzeyi ve ikamet ettiği konut özelliğinin, telefon tarifeleri arası geçişlerde aylık konuşma süresi ve hanehalkı sayısının, internet tarifeleri arası geçişlerde aylık veri indirme miktarı ve gelir düzeyinin, televizyon tarifeleri arası geçişlerde ise gelir düzeyinin daha belirleyici olduğu görülmüştür. Seçim olasılıkları değerlendirildiğinde ise müşterilerin en rasyonel tercihleri, en az geçiş olacağı (mevcut tarifelerde kalma oranının en yüksek olacağı) düşünülen internet tarifelerinde yapmış olduğu söylenebilir.
Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı ve ticari bankalardaki uygulaması
Küreselleşme ile birlikte uluslararası ticaretin boyutu hızla artmaya devam etmektedir. Bu durum uluslararası vergi hukuku alanına giren ekonomik faaliyetlerin artmasına neden olmuştur. Ülkelerin sahip olduğu vergilendirme yetkilerinin çakışması vergi sistemlerine yeni düzenlemeler getirilmesini zorunlu hale getirmiştir.Türk Vergi Sistemine dâhil edilen transfer fiyatlandırması bu düzenlemelerden biridir. Ulusal ve uluslararası işlemleri konu olan transfer fiyatlandırması uygulaması Kurumlar Vergisi Kanunu'nda ve Gelir Vergisi Kanunu'nda yerini almıştır.Bu çalışmada transfer fiyatlandırması uygulaması ayrıntılı şekilde ele alınmaya çalışılacaktır. Uygulamanın ilk olarak cereyan ettiği ve bu açıdan önemli olması nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri düzenlemeleri başta olmak üzere, OECD düzenlemeleri ve Türk Vergi Sisteminde yer alan düzenlemeler çalışmaya dâhil edilmiş bulunmaktadır.
Türkiye akaryakıt piyasasının örnek ülkeler ile karşılaştırılması ve Türkiye için öneriler
Sanayi, tarım, ulaşım gibi temel sektörlerin önemli girdilerinden biri olan akaryakıta ihtiyaç gün geçtikçe artmaktadır. 1999 ile 2005 arasında serbestleşme dönemine giren Türkiye akaryakıt piyasasının henüz yeni gelişen bir piyasa olduğu da düşünüldüğünde örnek ülke akaryakıt piyasalarının incelenmesi ülkemiz akaryakıt oyuncuları tarafından büyük önem arz etmektedir. Bu sebeple, bu tez çalışması, model ülke olarak seçilen ABD, İngiltere, Almanya ve İtalya akaryakıt piyasalarını inceleyerek Türkiye akaryakıt piyasasını fiyat, kar marjı ve piyasa yatırım modelleri gibi açılardan değerlendirmektedir.Yapılan analizler sonucunda, Türkiye'de genellikle kullanılan DODO (Dealer Owned Dealer Operated) tipi yatırım modeline ilave olarak COCO (Company Owned Company Operated), CODO (Company Owned Dealer Operated) veya DOCO (Dealer Owned Company Operated) gibi diğer yatırım modellerinin de kullanılabileceği anlaşılmıştır. Ancak ülkemizde süpermarketlerce veya bağımsız akaryakıt istasyonlarınca akaryakıt satışının yapılmasının güven ve yer problemi nedeniyle uygun olmadığı ve istasyon başına düşen satış oranı düşüklüğünün akaryakıt istasyon sayısının çokluğundan değil ülkemizdeki kişi başına tüketimin düşük olduğundan kaynaklandığı görülmüştür. Sayısal verilerden elde edilen sonuçlara göre de, ülkedeki akaryakıt tüketiminin artmasının genel olarak ülke ekonomisinin gelişmesiyle orantılı olarak artacağı ve bunun da sektörü olumlu yönde etkileyeceği anlaşılmıştır.
Tüketici temelli destinasyon marka değerinin ölçülmesi: İstanbul örneği
Günümüzde ülkelerin/şehirlerin, genel anlamıyla yerlerin, dünya kaynaklarından daha çok pay alabilmek amacı ile bulundukları yerleri birer marka gibi yönetebilecekleri anlayışı yaygınlaşmaktadır. Başarılı bir marka yaratmanın bugüne dek ürün ve işletme markalarına büyük yararlar sağlamasından hareketle, markaların değerinin nasıl ölçülebileceği ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Güncel bir konu da yerlerin markalaşması için neler yapılabileceği ve bu markaların nasıl yönetileceğidir.Bu çalışma ile yerlerin, turistik amaçla ziyaret edilen destinasyonlar perspektifinden markalaşması incelenmiş ve İstanbul konu alınarak, bir destinasyon markasının değerinin nasıl ölçebileceği konusuna katkı sağlanması amaçlanmıştır. Araştırmanın sonucunda, İstanbul destinasyon marka değerini belirleyen faktörler ortaya konmuştur. Bunlar sırası ile tatmin sağlama, tanınmışlık, beğenilme, güven verme ve lider markalardan biri olarak anılmadır.
Endüstriyel ve değerli metaller için uygunluk getirisi yaklaşımı ile vadeli işlem sözleşmesi fiyatlandırması
Bu tez çalışması, emtia vadeli işlem sözleşmelerinin fiyatlandırmasında uygunluk getirisinin önemini test etmeyi amaçlamıştır. Fiyatlandırmada uygulanan alım satım stratejisi, dayanak varlığın spot fiyatının oynaklığı, vadeli işlem sözleşmesi fiyatının oynaklığı ve vadeye kalan süre bağlıdır. 2000-2012 yılları arasındaki çeyrek sonu verileri kullanılarak, değerli metaller ve endüstriyel metallerin uygunluk getirisi yaklaşımı ile vadeli işlem fiyatları tahmin edilmeye çalışılmıştır. İncelenen dönem içerisinde yaşanan küresel krizin, emtia fiyatlarının oynaklığında bir değişim yaratıp yaratmadığını 20 günlük basit varyans serisi ve Garch (1,1) varyans serisi ile test edilmiştir.. Vadeli işlem fiyatları tahmini uygunluk getirisi yaklaşımında, varyans modellemesinin tahmin sonuçları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yaratmadığı gözlemlenmiştir. Uygunluk getirisi yaklaşımının, endüstriyel metallerin fiyatlarını açıklamada hem istatistiksel hem de ekonomik olarak başarılı olduğu, değerli metallerin fiyatlarını açıklamada ise yeterince başarılı olamadığı gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Uygunluk getirisi, oynaklık modelleri, vadeli işlem sözleşmesiv
Döviz piyasasında bir korunma stratejisi olarak risk reversal göstergesi
2007 yılında, Amerika Birleşik Devletleri'nde emlak sektörü temelli bir kriz olarak ortaya çıkan ve daha sonrasında tüm dünyayı etkisi altına alan küresel finansal krizin en fazla etkilediği piyasaların başında döviz piyasası gelmektedir. Küresel finansal krizin etkileri nedeniyle, özellikle merkez bankalarının politikalarına bağlı olarak döviz piyasasında analizler yapmak son derece zor bir hal almıştır. Volatilite seviyelerinde ciddi değişimler gözlemlenmiş, varlıklar arasında uzun yıllardır süregelen güçlü korelasyonlarda bile önemli bozulmalar meydana gelmiştir. Bu çalışmada, küresel finansal krizin zirve yaptığı nokta olan Lehman Brothers?ın batışından sonraki dönem için döviz piyasasında en çok işlem gören pariteler ve bu paritelerin dayanak varlık oldukları alım ve satım opsiyonlarının zımni volatiliteleri arasındaki farktan hesaplanan risk reversal verileri arasındaki ilişkiler incelenmiş ve risk reversal verilerinin döviz piyasasında yatırım yapan piyasa oyuncuları için önemine dikkat çekilmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle 16.09.2008 ? 31.12.2012 tarihleri arasındaki AUD/USD, EUR/USD, GBP/USD, USD/CAD, USD/CHF ve USD/JPY pariteleri ve bu paritelere ilişkin 3-Aylık 25-Delta Risk Reversal verileri arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Yapılan analizler neticesinde, risk reversal verilerinin paritelerin gelecekteki fiyat seviyelerini tahmin etmekten ziyade, trendde yaşanacak değişimlere yönelik sinyaller vermede daha başarılı ve daha kullanışlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Döviz Piyasası, Opsiyonlar, Zımni Volatilite, Risk Reversal
Ülke kredi notundaki değişikliğin CDS primleri üzerindeki yayılma etkisine yönelik bir araştırma
Küresel finans piyasalarının ardından reel ekonomiyi de etkileyen 2008 finansal kriz yatırımcıların algısını değiştirmiştir. Krizin oluşmasında ve derinleşmesinde türev ürünlerin etkisinin önemli olduğu düşünüldüğünden, öncelikli olarak türev piyasalarda algı değişikliği olması beklenmektedir. Bu nedenle bu çalışmada, kredi olaylarının türev ürün olan CDS primleri üzerindeki etkisi ve aktarma kanalları kriz öncesi ve sonrası dönem olarak incelenmiştir. Yatırımcıların artan risk iştahı nedeniyle kriz öncesi dönemde CDS primlerinin kredi olaylarına tepki vermediği görülmüştür. Diğer taraftan kriz sonrası dönemde risk iştahı seviyesindeki azalmayla birlikte CDS primlerinin kredi olaylarına anlamlı tepkiler verdiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, olaysız ülke CDS primlerinin özellikle kriz sonrası dönemde olayın gerçekleştiği ülke ve olaysız ülke kredi derecelerinden etkilendiği kanıtlanmıştır. Yayılma etkisinin aynı ticaret bloku üyesi olma parametresiyle aktarıldığı görülmüştür. Ayrıca, Avrupa borç krizini de kapsayan kriz sonrası dönemde negatif kredi olaylarının etkisinin gelişmiş ülke parametresiyle aktarıldığı gözlenmiştir. Kriz sonrası CDS primlerinin kredi olaylarına verdiği tepkilerdeki değişikliğin, Kredi Değerlendirme Kuruluşlarının kriz öncesi dönemde bozulan itibarlarını düzeltmek için daha ihtiyatlı not vermeleri ve risk iştahındaki azalmayla ilgili olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kredi Temerrüt Takası, Kredi Değerlendirme Kuruluşları, Event Analizi, Yayılma Etkisi, Aktarma Kanalı, Risk İştahı.
Marka değerleme yöntemleri ve kişisel marka değeri: Şarkıcı, doktor ve politikacı örnekleri
Bu tez çalışması, şarkıcı, doktor ve politikacı örnekleri üzerinden kişisel marka değerini ölçebilecek genel bir model oluşturulup oluşturulamayacağını araştırmaktadır. Birinci bölümde çalışmanın amacı, yöntemi ve sonuçları özetlenerek konuya giriş yapılmaktadır. İkinci bölümde, marka, marka değeri kavramları açıklanarak marka değerleme yöntemleri anlatılmaktadır. Üçüncü bölümde, kişisel markalaşma kavramından, kişisel markalaşma stratejilerinden bahsedilmekte ve sağlık, müzik, siyaset alanlarında kişisel markalaşma hakkında literatür taraması sonuçları sunulmaktadır. Dördüncü bölümde ise, elde edilen veri setinin faktör analizi sonuçlarına yer verilmekte ve her üç meslek grubunun marka değerini oluşturan faktörler yorumlanmaktadır. Sonuç olarak, her üç meslek grubunun marka değerini oluşturan faktörlerin kısmen ortak olması nedeniyle, kişisel marka değerini ölçebilecek genel bir model kurmanın doğru olmadığı anlaşılmaktadır. Şarkıcı marka değerini oluşturan faktörler, satın alma isteği, farklılaşma, istikrar, aile markası, ilginçlik, liderlik, yüksek mertebe, ilgilenim ve komünal duygulardır. Doktor marka değerini oluşturan faktörler, genel memnuniyet, farklılaşma, aile markası, sözel iletişim, ün ve bölünmüş bağlılıktır. Politikacı marka değerini oluşturan faktörler ise, genel memnuniyet, farklılaşma, yenilikçilik, aile markası, sözel iletişim ve bölünmüş bağlılıktır. Anahtar kelimeler: Marka değeri, Marka Değerleme Yöntemleri, Kişisel Marka
Türkiye'de faaliyet gösteren mobil operatörlerin pazar paylarını etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Küreselleşmenin getirdiği değişim ile insanların yaşam biçiminin yanında iletişim biçimlerinde de değişiklikler görülmektedir. Müşterilerin yeni teknolojilere ilgi ve taleplerinin her geçen gün artmasıyla mobil iletişim sektöründe hızlı bir değişim ve günden güne artan ihtiyaca yönelik gelişmeler yaşanmaya başlanmıştır. Telekomünikasyon sektöründe hizmet veren operatörler, gün geçtikçe büyüyen bu pazardan mümkün olduğunca fazla pay almaya çalışmaktadır. Türkiye'de mobil ses hizmetleri yaygın olarak birçok tüketici tarafından kullanılmaktadır. Türkiye'deki toplam GSM operatörü abone sayısı 15-64 yaş arası nüfustan fazladır ve ses hizmetlerinin penetrasyonu %90 seviyelerindedir. Bu çalışmada, Ocak 2008 ile Aralık 2012 arasındaki dönemde açıklanmış olan halka açık pazar verilerinden faydalanılmıştır. Veri setinde; abonelik düzeyleri, kullanıcı başına ortalama gelir (ARPU), ortalama sesli iletişim dakikası (MOU), müşteri kayıp oranları ve yatırım seviyeleri yer almaktadır. Çalışmada amaç mobil ses hizmetlerine olan talebi etkileyen faktörleri incelemektir. Daha farklı ülkelerde yapılmış çalışmalara benzer olarak 1994 yılında Berry`nin kullandığı Discrete-Choice Model'den faydalanılacaktır. Anahtar Kelimeler: Mobil telekomünikasyon; Pazar payı tahmini, Fiyat elastikiyeti; Ağ etkisi; Panel veri; Berry (1994) model