
44
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Adliye sarayının İzmit Arkeoloji Müzesi olarak değerlendirilmesi
IIIÖZETİzmit Kemalpaşa Mahallesi, 4 pafta, 219 ada, 1 parselde yer alan ve 1950' li yılarda inşaedilen eski adliye binası bu satırların yazarı tarafından arkeoloji müzesi olarak önerilmiştir.Tez çalışması olarak alınan bu konu altı ayrı bölüm içinde değerlendirilmiştir. Birincibölümde ? Giriş?, ikinci bölümde ?Çağdaş Müzelerin İşlevleri? anlatılmıştır.Üçüncü bölümde ?İşlevini Yitirmiş Binaların Yeniden Kullanılması? irdelenmiş, bubölüm başlığı ile ilişkili arkeoloji müzeleri örneklerinden yurt içinde Tekirdağ ArkeolojiMüzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Sakarya Arkeoloji Müzesi binaları gezilmiş,incelenmiş, fotoğrafları çekilmiştir.Dördüncü bölümde ?İzmit? başlığında İzmit tarihi yeni bir araştırma ile ele alınmış,İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü kütüphanesi, Türk Tarih Kurumu kütüphanesi, İstanbulArkeoloji Müzeleri kütüphanesinde kent tarihi ile ilgili yayınlar incelenmiş, çevirileryapılmıştır. İzmit Müze Müdürlüğü yapmış eski müdürlerle görüşülmüştür. İzmit Müzesiarkeolojik eserleri incelenmiş, envanter defteri kayıtları araştırılmış, arkeolojik eser listesiçıkarılmıştır. Arkeolojik eserlerin müzeye geliş şekillerine göre incelenmiş, ortaya çıkanistatistik rakamlar grafiklendirilmiştir. Adliye binası planı araştırılmış, plan ile bağlantılıolarak yapı yerinde detaylı bir şekilde mimar ve inşaat mühendisi ile birlikte incelenmiştir.Eski binada yapılabilecek ve yapılamayacak değişiklikler saptanmıştır. Yine adliye binasınınvar olan birimleri çok az değişiklikler ile arkeoloji müzesi birimlerine çevrilmiştir.Beşinci bölümde ?Arkeolojik Eserlerin Sergilenmesi? irdelenmiştir. Bu bölümde İzmitMüze Müdürlüğü arkeolojik eser koleksiyonu incelenmiş, müze uzmanları ile tahminisergilenecek ve depoda kalacak eserler seçilmiştir. Sergi salonları değerlendirilmiş, ısı, ışıkve nem kontrolü bağlamında aydınlatma armatürleri seçilmiş, ısıtma sistemi seçilmiş vepencerelerden gelebilecek fazla ışığın kontrolü açısında ışığı kontrol altında tutacak önerilersunulmuştur. Sergileme malzemeleri planlanmış, vitrin dolapları, eser kaideleri, vitrinler,etiketler seçilmiştir. Arkeolojik, özellikle heykeltıraşlık eserlerin sergilenmesi ile ilişkiliolarak yurt içinde İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Tekirdağ Arkeoloji Müzesi, Bursa ArkeolojiIVMüzesi ve Sakarya Arkeoloji Müzesi gezilmiş, sergi salonları incelenmiştir. Almanya'daMünih kentinde Glyptothek ve Antikensammlungen, Regensburg kentinde RegensburgMüzesi sergi salonları incelenmiş fotoğraflar çekilmiş, katalog ve kitapları temin edilmiştir.Tez altıncı bölümü olan ?Sonuç? bölümünde, eski adliye binası örneğinde olduğu gibieski binalara yeni fonksiyonlar verilerek birçok müzesiz kente arkeoloji müzelerikazandırabileceği konusu ifade edilmiş, ayrıca bu bölümde Türkiye'deki müzecilik iledevletin ve hükümetlerin kültür politikalarına değinilmiştir.
Somut olmayan kültürel mirasın müzecilik bağlamında korunması
Today, specifically with the beginning of 50?s, the gradual increase of technology andurbanization affect people?s lives in various ways. With the reasons such as migration andindustrialization, the population between rural areas and cities naturally differ; thus, bothmiddle scaled cities and rising city centrums are enlarged at a great speed. With the changesin the process of globalization, the lives of people in the world have turned out to be stereo-typical. Physical, social, economic and psychological problems derived from the effect ofglobalization, demolish the intangible cultural assets known as ways and customs, traditionsand practices which date far back to the ancient times by shaping and also guiding the society.Therefore, safeguarding of this heritage has become much more crucial in the last years.Intangible cultural heritage which has been a subject of dispute especially in the last years,turned out to be a new study field in accordance with the suggestions including thesafeguarding both in the national and international arenas. The foremost reason for thisalteration is again globalization; with the process of globalization, societies? genuine identitiesare at a risk while forming common effect and perspectives. As a result of this risk, the threatof a loss has become surely apparent and realized. The other reason which is worthmentioning is; the realization of the variegation and the vividness which may be theconsequence by eliminating the intolerance created by specific differences; hence, in theprocess of the communication not only within societies but also between distinct societies, theintangible assets which are not genuine will be safeguarded leading to the mentionedvariegation and vividness.In this specific study, the first section deals with the necessity of safeguarding the intangiblecultural heritage and its presence at the forefront by giving related examples. In the secondsection, tangible cultural heritage and intangible cultural heritage issues are discussed brieflyunder the subtitle of cultural heritage and the regulating factors of intangible cultural heritageare classified comprehensively. Regarding the third section, within the scale of multiculturismand by referring to the subtitle of cultural heritage, the effects of some cultural policies andglobalization on the cultural heritage are mentioned. The fourth section, including thesafeguarding of the intangible cultural heritage in the context of museology deals with severalstudies of national and international associations & institutions. Moreover, with these studies,a brief evaluation and summary of the outcomes are represented; the solutions related to the1concept of museology and the roles of museums in safeguarding the Intangible CulturalHeritage are clarified. In addition to these, the course of information between museum andsociety is clearly mentioned. In deed, the issue of safeguarding will deal with the answers ofthe questions which the actual study brings out.The study called ?The Safeguarding of the Intangible Cultural Heritage Within The Contextof Museology?, is a research paper which literature and literal evaluation are involved;supported by field survey with focusing on factual data, its effects and benefits, surely cannot be ignored. Besides, the study is formalized -within the bounds of possibilities- in the fifthsection named as ?MULTI-CULTURISM IN ISTANBUL; FESTIVES and SACRED DAYS?,by signaling both written and oral documents, current studies, personal research andobservations. Activity will be actualized in Istanbul which is cultural center of Europe in 2010in Istanbul Archeology Museums. Last of all, in the sixth section an overall evaluation of thefinal situation takes place as well as with the related suggestions. Furthermore, the studycalled ?The Safeguarding of the Intangible Cultural Heritage within the Context ofMuseology? is taken into consideration in the aspects of topical currency and topicaldevelopment and finalized by updating the further possible studies. Therefore, the study turnsout to be an absolute source opening new ways for further developments.Key Words: Intangible Cultural Heritage, Safeguarding, Museum, Multi-Culturism
Türkiye`de bir kadın müzesi için program oluşturma
Türkiye'de bir kadjn müzesi kurulması için koleksiyon ve sergileme programı sunan bu çalışmanın birinci bölümünde, Türk kadınının tarih öncesi çağlardan başlayarak, İslamiyet öncesi ve sonrası ile Cumhuriyet öncesi dönemlerdeki konumu ele alınmış, Cumhuriyet döneminde eşit eğitim ve eşit hukuksal hakların elde edilmesiye birlikte oluşmaya başlayan çağdaş Türk kadını kimli ğininin gelişimi incelenmiştir. İkinci bölümde, çağdaş Türk kadını kimliğinin korunacağı, sergileneceği ve geliştirileceği bir mekan olacak olan kadın müzesinin koleksiyonunun belirlenmesi ve sergilenmesi ile ilgili öneriler getirilmiştir. Bu çerçevede, koleksiyonun oluşturulması için örnek olarak yüz Cumhuriyet kadınının yaşamları ile çalışma ve eserleri değerlendirilmeye alınmış, bu değerlendirmeden yola çıkılarak sergi tasarımı için model önerileri ve ileriye yönelik çalışma programı sunulmuştur. Üçüncü bölüm, Türkiye'de kadın kültürü ve Türkiye'nin kadın politikası üzerine kısa bir değerlendirme yapılarak sonuçlandırılmıştır.
Eyyüp Sultan Türbesindeki eserlerin incelenerek Sultan Reşad Türbesinde sergilenmesi
İslam Kültür Tarihi içinde mezar anxtlari önem taşırlar. Bunun sebebi türbelere hayli rastlanılma sidir, Günümüzde de canlı bir şekilde yaşayan bu kültür varlıklarımız genellikle mimari açıdan ele alınmışlardır. Türbelere gelen ziyaret çilerin buraya hediye ettikleri bir çok hediye, zamanla tari hi değer kazanmışlardır. Bunların büyük bir kısmı 1861 yılın dan itibaren İstanbuldaki kurulan müzelere toplanmıştır. Bu gün bu eserleri; Topkapı Sarayı Müzesi, Arkeoloji Müze si, ve Türk ve İslam Eserleri Müzesi koleksiyonları arasında gg-p m inekteyiz. Türk müzeciliğinin Cumhuriyet Döneminde ise, tür beler halkın ziyaretine kapatıldıklarından bilhassa küçük ta şınır envanteri! eserler çok bakımsız kalmışlardır. 1979 yı lından itibaren kurulan İstanbul Türbeler Müzesi Müdürlüğü ile küçük eserler, Sultanahmetteki müze deposuna getirilerek koruma altına alınmışlardır. Ancak %yüb Sultan Türbesinde bulunan eserlerin çoğunluğu yerlerinde muhafaza edilme du*» rumunda kalmışlardır. Bunun da sebebi, burasının nispeten güvenli bir yer olması ve buradaki eserlerin büyük boyutlar da olmalarıdır.» Eyyüb Sultan türbesine ait eserler Türbeler Müzesine a- it koleksiyonlar arasında en önemlilerindendir. Bu eserler Envanter ve Demirbaş defterlerine kayıt edilmişlerdir. Biz bu eserlerden erişebildiklerimiz arasından seçme yaparak bir değerlendirmeye gittik. Eserlerin yerinde fotoğraf landırılma - lan söz konusu olduğundan, karanlık mekanlarda flaşla çalış mak zorunda kaldım.Konuyu beş bölümde inceledim, Birinci bölümde türbenin ta nımı üzerinde genişçe durdum. Osmanlı öncesi ve Osmanlı Dö nemi boyunca tarihi gelişim içinde türbelerin kaydettikleri ilerlemeleri örnekleri ile anlattım. İkinci bölümde, esas konumuz olan Eyyüb Sultan Türbesini bu günkü konumu ve kültürel değerleri ile birlikte tanıttım. Eyyüb Sultan Türbesindeki eserleri cinslerine göre guruplan- dırarak tanıtımlarını katalog halinde sundum, ikinci feölürade eserlerin benzerleri ile karşılaştırılma sına gidilerek konuya daha geniş bir boyut kazandırmak da mümkündü. Ancak bunun yerine çok sayıda eseri tanıttık. Üçüncü bölümde ise Sultan Mehmet Reşad Türbesinde bu e- serlerin sergilenebilmeleri için modeller verilmeye çalışıl mıştır. Dördüncü, ve son bölümde ise konumuzun günümüz ve gelecek açısından bir değerlendirilmesi yapılmıştır, Türbelerin gü nümüzde alması gerekli yeni fonksiyonların müzecilik açısından bir değerlendirmesine gidilerek tez sonuçlandırılmıştır.
Topkapı Sarayı Müzesi hazinesinde bulunan neceflerin kataloğu
Necef veya kaya kristali yer kabuğunun oluşumunda yer alan volkanik özellikli quartz bir mineraldir. Saydam görüntüsü ve kristal yapısı ile ışığı yansıtıcı özelliktedir. Doğada zengin yatakları bulunması ve kolayca işlenip şekillendirilebilmesi ile erken Anadolu kültürlerinden itibaren karşımıza heykelcik ve süs eşyaları şeklinde çıkar. 70 sertlik derecesinde ve yarı değerli taşlar arasında yer alan necefin saydamlığı berraklık simgesini çağrıştırır. Necef; İslam dünyasının sanatsal yapıtlarından batıya ilk ulaşanlar arasında yer almaktadır. Sasani İmparatorluğu sınırları içinde bulunan İran, Mezopotamya ve Mısır'da başlayan sert taş oyma sanatı, İslamiyetin erken dönemlerinde gelişme ve ilerleme kaydetmiştir. Halife el Mustansır'ın Kahire sarayındaki hazinesinin isyancı askerler tarafından yağlamalandığını yazan tarihçi Magrizi, bunların arasında çok değerli necef vazolar bulunduğunu da ayrıntılarıyla anlatmaktadır. Bundan da necef oymacılığının merkezinin Kahire ve Mısır olduğu, diğer İslam ülkelerine de buradan yayıldığı anlaşılabilir. Osmanlı sarayı kuyumculuğunda da necef önde gelen bir malzeme teşkil etmiştir. Kolay oyulup şekil verilebilmesinin yanısıra değerli taşların da kakılmasıyla güzel kompozisyonlar elde edilmiştir. Özellikle 16. yüzyıl Osmanlı saray kuyumculuğunun nadide örneklerini Topkapı Sarayı Müzesi hazinesinde görmek mümkündür. Bunlar arasında yazı kutuları, maşrapalar askılar sayılabilir.
Havacılık müzesi madalya, nişan ve bröve kataloğu
Havacılık Müzesi Koleksiyonu'nda bulunan madalya, nişan ve bröveler belirli bir amaç için çıkarılmış ve hak sahiplerine verilmiştir. Milli amaçlar uğruna insanlık, özverili, insanlık ve yiğitlik dolu çalışmaları ödüllendirmek, hizmette yararlılığın arttırılması ve moralin geliştirilmesi için çok eskiden beri çeşitli ödül verme yolları kullanılmıştır. Osmanlılar'da özendirici amaçlarla büyük hizmetler yapmış olanları üstün bir şeref payesine ulaştırmak için çok ağır değerde kaftan, kürk, kıymetli taşlarla süslenmiş kılıç, sorguç, avize ve çelenkler verilirdi. Roma, Bizans Dönemlerinde madalya verme geleneği ilk kez görülmektedir. Madalya verme geleneğini 16., 17. yüzyıllarda Avrupa, 18. yüzyılda da Osmanlı İmparatorluğu davam ettirmiştir. Osmanlılar' da ilk madalya I. Mahmut döneminde 1730 yılında al tından "Ferahı " adı altında bastırılmıştır. Bunu 1001 yılında III. Selim tarafından altın ve gümüşten bastırılan "Sikkei Cedid" izler. Madalyalar bir kişiyi başarısından ve hizmetlerinden dolayı ödüllendirmenin yanı sıra bir olayı yada bir yeri anmak için ve bastırılabilmektedir. Madalyalar kişilere verilebildiği gibi bazen de kurumlara da verilebilmektedir. Madalya ve nişanlar bir nizamnameye göre çıkartılır ve hak sahiplerine bir beratla verilirdi. Yabancılara verilen madalya ve nişanlar bu uygulamanın dışında tutulur. Madalya ve nişanlar ilgili nizamnamelerde belirtildiği gibi hak sahiplerinin varislerine kalabiliyordu. Madalya ve nişanların nasıl ve ne zaman kulanılacakları da bu nizamnamelerde belirtilirdi. Madalya ve nişanların kordelaları verilecek kişilerin görevlerine bağlı olarak değişik renklerde olabilmektedir.V Nişanlar madalyalardan çok daha sonra kullanılmaya başlanmış tır. Nişanlar kıymetli taşlarla süslenmiş olduğu gibi bazende basit madenlerden yapılabiliyordu. Nişanlar üsmanlılar'da yaygın olarak Abdülmecit, Abdülaziz ve II. Abdülhamit döneminde kullanılmıştır. Osmanlılar tarafından yabancı ülke mensuplarına madalya ve nişanlar verilmiş, aynı zamanda yabancı ülkelerin verdikleri nişanlar kabul edilmiştir. Yabancı ülkelerin vermiş oldukları nişanlar göğüs ve boyun nişanı olmak üzere daha çok yıldız ve haç şeklindedir. Cumhuriyetin ilanından sonra 26 Kasım 1934 tarih ve 2590 sayılı yasa ile İstiklal Madalyası dışında, eski madalya ve nişanların kullanılması yasaklanmıştır. 24 Ekim 1983 tarihli ve 2933 sayılı Madalya ve Nişanlar Kanunu ile Devlet Nişanı ve Liyakat Nişanı öngörülmüştür. Bröveler, genellikle havacıların göğüslerinde taşıdıkları uçuculuk sembolleridir. Bazı ülkeler brövelerinde kartal motifini, bazılarıda kartal kanatlarını kullanmışlardır, üsmanlılar'da ilk brö ve 1914 yılında kullanılmıştır. Çelenk şekilli bröve üzerinde yanları kanat ortası ay yıldızlı; kokart bulunur. 1917 yılında da deniz tayyarecileri ortasında Çanakkale Boğazı ve uçak resmi bulunan çelenk şekilli bröveleri kollamışlardır. Cumhuriyet Dönemi'ne gelindiğinde pilot bröveleri çok az bir değişiklik görmüş ancak özünde eski şeklini korumuştur. 1934 yılına kadar çelenk şekilli bröveler kullanılmıştır. 1934 yılından itibaren bröveler ortada ay yıldız yanlarda kanat şekillidir. 1948 yılına gelindiğinde pilot bröveleri sağ yöne doğru uçan kartal şekline dönüşür. 1930 yılı ve sonrasında ise pilot bröveleri ortada ay yıldız yanlarda kanat şekillidir. Bröveler genellikle gümüşten yapıldığı gibi bronzdan ve bezden de yapılabiliyordu. Bröveler hak sahipleri tarafından sol göğüs üzerinde taşınmaktadır. 1930 yılından sonra brövelerin arkasında bröve sahibinin adı ve mezuniyet numarası yazılmaktadır.
İstanbul Askeri Müzesi'nde depolamanın değerlendirilmesi ve öneriler
Araştırmanın konusu "ASKERİ MÜZEDE DEPOLAMANIN DE?ER LENDİRİLMESİ VE ÖNERİLER" başlığı altında günümüze kadar gelmiş tarihi eserlerin en iyi şartlarda muhafazası ve korunmağını oluşturmaktadır. Askeri Müzede bulunan 5 1 896 adet tarihi eserlerin en iyi şartlarda depolanması konusundaki çalışmaların yetersizliği nedeniyle, bu alanda bir araştırmanın yapılması gerekliliği, beni bu konuda çalışmaya yöneltmiştir. Çalışmamın giriş bölümünde konunun amacı, kapsamı ve yöntemini içeren açıklamalar yapılarak konuya kısa bir giriş yapılmıştır. Birinci bölümde "Eserlerin Genel Depolama Ve Koruma Yöntemleri" başlığı altında Askeri Müzeye uygulanabilirliliği anlatılmıştır. İkinci bölümde, Askeri Müzenin kısaca kuruluş tarihi ve müze koleksiyonlarının oluşumu, silahların zamanla nasıl toplandığı ve saklandığı özet olarak anlatılmıştır. Üçüncü bolümde, organik ve inorganik eserlere Askeri Müzede uygulanan depolama yöntemleri, yurt dışı müzelerde uygulanan depolama yöntemleriyle karşılaştırılarak anlatılmıştır. Dördüncü bölümde, Askeri Müzedeki depolama sisteminde bulunulan eksiklikler ve alınması gerekli tedbirler anlatılmıştır. Beşinci bölümde, birinci ve üçüncü bölümde anlatılan konular şekil ve resim lerde gösterilmiştir.
Kabataş Erkek Lisesi'nin Türkiye'de ortaöğretim bağlamında okul-müze olarak değerlendirilmesi
ÖZET Kabataş Erkek Lisesi'nin Türkiye'de Ortaöğretimin Gelişimi Bağlamında Okul- Müze Olarak Değerlendirilmesi" başlıklı bu uygulamalı tez, Kabataş Erkek Lisesi'nin nesne ve belgelerini okul-müze kavramı ve amaçlan doğrultusunda düzenlenmek ve bir örnek okul-müze modeli geliştirmek amacıyla yapılmıştır. "Okul-müze" kavramı, bu müzenin kapsamının oluşturulması çalışmalarında Kabataş Erkek Lisesi Eğitim Vakfı yönetim kurulu üyelerinden Prof. Dr. Metin Sözen tarafından ileri sürülerek Prof. Tomur Atagök tarafından geliştirilmiş ve tanımlanmıştır. Okul-müze'nin temel özelliği müzenin sergileme alanları olarak okulun bir bölümü veya ayrı bir bina yerine; tüm mekanlarıyla değerlendirilmesidir. Böylelikle, öğrencilerin ve diğer okul üyelerinin okulun tarihsel, eğitsel ve kültürel değerleri ile iç içe yaşayarak topluluk ruhunu hissetmeleri, dün ve bugün arasında karşılaştırma yapmaları sağlanarak müzenin etkisini arttırmak hedeflenmiştir. Okul-müze, bir okulun kurum kimliğini simgeleyen nesnelerini, eğitim-öğretim aşamalarında kullandığı malzemeleri, okulun tarihsel ve eğitsel niteliklerini başta öğrenciler olmak üzere okul üyelerine tanıtarak bir topluluk bilinci oluşturan ve bireyleri kültürleyerek bu kuruma layık olma ve onu daha ileriye götürme yolunda dürtüleyen; öğrencilerine verdiği bilgiyi çevresinde de uygulayarak eğitimin "çevresine sosyal merkezlik etme" işlevini gerçekleştirerek bir eğitim, kültür, sanat ve iletişim merkezi olan yaşayan bir müzedir. Okul müzenin temel işlevleri, okul üyelerini toplumsallaştırmak ve kültürlemek; çevre halkına sosyal merkezlik ederek eğitsel, kültürel ve sanatsal faaliyetlerdüzenlemek; okulla ilgili her türlü nesne ve belgeyi sergilemek, korumak ve geleceğe aktarmak; diğer okullarla işbirliği içinde ortak etkinlikler düzenlemektir. Okul-müze kavramının pek çok okulda bulunan okul müzesi ile karıştırılmaması için okul-müze ile okul müzesi arasındaki sınırlar çizilerek farklılıklar belirlenmiştir. Kabataş Erkek Lisesi Okul-Müze'si Projesi; okulun tarihçesi, nesne ve belgeleri ve binası hakkında yapılan inceleme ve araştırmalarla başlamıştır. Bu çalışmalar sonucunda bir okul-müze modeli tasarlanmıştır. Okul-müze kavram ve amaçları doğrultusunda öncelikle planlama yapılarak müzenin hedef kitlesi ve amaçları, sergi ekibi, sergilemenin türü, bütçe ve zaman tespit edilmiştir. Tasarım aşamasında nesneler sınıflanıp belgelenerek koleksiyon oluşturulduktan sonra sergilenecek nesneler, sergileme alanları, sergi akışı, çevresel koşullar ve güvenlik, aydınlatma, etiket ve tanıtım tasarlanmıştır. Ayrıca, Kabataş Erkek Lisesi'nin tarihi ve eğitsel değerini göstermek ve müzenin eğitim etkisini arttırmak amacıyla Türkiye'de ortaöğretimin gelişimi ve Kabataş Erkek Lisesi'nin bu gelişimdeki yerini konu alan "Ortaöğretim ve Kabataş" adlı eğitim sergisi düzenlenmesi kararlaştırılmıştır. Uygulama aşamasında; maddi sorunlar, fikir ayrılıkları, nesne ve belge eksikliği, güvenlik ve personel sorunları nedeniyle tasarlananların bir bölümü gerçekleştirilememiştir. Kabataş Erkek Lisesi Okul-Müze'si için bir yönetmelik oluşturularak politikası belirlenmiş ve Kabataş Erkek Lisesi'nin gelecekte gerçekleştiremediği planlarıgerçekleştirebilmesi ve varlığını yaşayan bir müze olarak etkin bir şekilde sürdürebilmesi için çözümler önerilmiştir. Kabataş Erkek Lisesi Okul-Müze'si projesinin uygulaması ve tanıtımının yanında, bir okul-müzenin kurulma nedenleri ve aşamalarının da belli bir sistem bütünlüğüne kavuşturulmuş olması umulan bu tez beş bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler "giriş bölümü"; "müzeciliğin gelişimi"; "okul-müze kavramı"; "Kabataş Erkek Lisesi Okul Müze'si projesi"ne ilişkin kavram, ilke ve teknikler; "Kabataş Erkek Lisesi Okul-Müzesi'nin Sürdürülebilirliği" ve "sonuç" altında toplanmıştır.
Demre Kent Müzesi
Demre Kent Müzesi başlıklı tez çalışmamda öncelikle Dünya'da ve Türkiye'de müzecilik biliminin doğuşu ve günümüze kadar olan gelişme süreci incelenmiş. Kent Müzelerini küreselleşen dünyada yenilikçi ve çağdaş bakış açısından değerlendirilmeye çalışılmıştır.Demre ilçesinin kısaca tarihçesine değinildikten sonra, Türkiye'deki 8 adet kent müzesi incelenmiş ve Demre'ye en uygun kent müzesi önerisi getirilmeye çalışılmıştır. Demre ilçesinin etnografik özelliklerini göz ardı etmeden, turizm potansiyellerini kullanmasının yararlarına vurgu yapılmıştır.
Taşınmaz kültür varlıklarımızın müze olarak yeniden işlevlendirilmesi: Alanya Kızıl Kule örneği
Tarihsel ve kültürel mirasa sahip çıkmak için Taşınmaz Kültür Varlıkları`nı değişen ihtiyaç ve isteklere göre kullanmak, dünya mimarlığının başlıca konuları arasındadır. Bu nedenle günümüzde pek çok Taşınmaz Kültür Varlığı gerekli ölçütlere uyularak yeniden işlevlendirilmektedir.Ülkemizin Akdeniz kıyısında önemli bir turizm yerleşkesi olan Alanya'daki Alanya Kalesi, en önemli kültür varlıklarımızdan biri olup, Anadolu'yu süsleyen yüzlerce kaleden bugün ayakta kalabilmiş ve en iyi korunmuş Ortaçağ Kalelerinden biridir. Kızıl Kule, Tersane, Tophane Kulesi, Aşağı Kale Hamamı, Girene Çeşmesi ve Tanımsız Yapıları da kapsayan Alanya Kalesi'nin korunması ve deniz ile olan ilişkisini vurgulayacak şekilde yaşatılmasını sağlamak amacıyla Alanya Arkeoloji Müzesi ve Alanya Belediyesi tarafından ?Kızıl Kule-Tophane Ekseni Projesi? geliştirilmiştir.Bu tez çalışması, Alanya Kalesi'nde yer alan sekizgen plan şemasına sahip Kızıl Kule'nin çağdaş müzecilik anlayışı doğrultusunda değerlendirilerek, ?Kızıl Kule-Tophane Ekseni Projesi? kapsamında ?Denizcilik ve Gemi Müzesi? olarak yeniden işlevlendirilmesini amaçlamaktadır. Sonuçta, söz konusu projeyle Anadolu Selçuklu Dönemi'nden kalmış 785 yıllık bir tarihi mirasın, günümüz ziyaretçi profiline ulaşmasının ötesinde müzeciliğin gelişimine de katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Antalya mutfak ve yemek kültürü müzesi tasarımı
Müzecilik anlayışının son yıllardaki gelişim ve değişimiyle birlikte kent tarihleri de müzeoloji bilimiyle incelenmeye başlanmıştır ve bunun sonucu olarak da kent müzeleri doğmuştur. Son yıllarda dünyada ve ülkemizde oldukça hızlı bir gelişim gösteren kent müzeleri, bir kentin belleği olmasından dolayı oldukça önemlidir.Mutfak ve yemeğin gelişimi toplumların yaşayış biçimlerini şekillendirdiği için konunun kent kültürü içerisinde değerlendirilmesini gerekli kılmıştır. Antalya mutfağı, gerek bulunduğu konumdan, gerekse çağlar boyu ağırladığı farklı kültürlerden dolayı oldukça zengindir. Neolitik dönemden günümüze kadar var olan bir kültürün değişimi ve farklılıkları bütün yönleriyle ele alınmaya çalışılmış, örneklerle anlatılmış ve sınıflandırılmıştır.Çalışmada, öncelikle müze, mutfak, yemek, kültür kavramlarına genel bir giriş yapıldıktan sonra Antalya mutfağı tanımlanmaya çalışılmıştır. Antalya'nın doğası, Antalya'da mutfak ve kültürü tarihi ve belgeleri, Antalya bölgesine yapılan göçler, Antalya mutfak ve yemek kültürünün gelişimi, değişimi ve nedenleri gibi başlıklar altında incelenmiştir. Ardından Antalya'da böyle bir müzenin neden gerekli görüldüğüne açıklık getirilerek tüm bu araştırmalar sonucunda da bir müze tasarısı önerilmiştir.Çalışmada Antalya kentinin kültürel zenginliğini, doğasını, ekonomisini ve tarih boyunca gelişimini mutfak ve yemek unsurları kullanılarak anlatılacak bir müze önerilmiştir.
Antalya posta müzesi
20. yüzyılın ikinci yarısında özellikle gelişmiş ülkelerden başlayarak yükselentoplumsal refah, beraberinde yeni müzeler gibi kültürel ihtiyaçlar getirmiştir. Bu gelişimiyakalamayı hedefleyen ülkemizde de müzecilik alanında yenilikler, tematik müzelerinarttırılması ile başlayabilir. Türkiye'de tüm tematik müzeler gibi posta müzeleri de henüzbaşlangıç aşamasındadır. İstanbul'da 2000 yılında açılan Sirkeci PTT Müzesi ve Ankara'da2002 yılında açılan Türk Telekom İletişim Müzesi, konu ile ilgili Türkiye'deki örneklerdir.Bu çalışmada önerilen Antalya Posta Müzesi de Türkiye'nin müzecilik alanında gelişmesine,Antalya gibi iç ve dış turizmin yoğun olduğu bir kentin olanaklarıyla büyük katkısağlayacaktır. Bu çalışmada bahsi geçen müzenin niteliği, misyonu ve vizyonu tartışılmıştır.Bu bağlamda Türkiye ve Antalya posta tarihi irdelenmiş, müzecilik çalışmasının kapsamı veiçeriği için bir altlık oluşturulduktan sonra mevcut örnekler temel alınarak, Antalya PostaMüzesi'nin olası ihtiyaçları doğrultusunda bir müze önerisi yapılmıştır.Türkiye'nin posta tarihi, temellerinin dayandığı Osmanlı Dönemi ile başlatılmalıdır.Osmanlı Devleti'nde sistemli haberleşme faaliyetleri, devletin kuruluşu ile başlayangeleneksel `Ulak-Menzilhane' sistemi ile başlar. Değişik dönemlerde, büyük oranda devletinyönetimsel ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilen bu sistem, 1840 yılında ilk Posta Nezareti'ninkurulup sivillere de hizmet veren bir posta teşkilatına geçilmesiyle terk edilmiştir. 1854yılında ilk defa telgraf sistemi, 1881 yılında ise ilk telefon sistemi kurulmuştur. MilliMücadele döneminde ordunun ihtiyaçları doğrultusunda oluşturulan Posta ve Telgraf Bürosu,savaşın kazanılmasından sonra yeniden organize edilerek Dahiliye Vekaleti'ne (İçişleriBakanlığı) bağlı bir PTT kurumu oluşturulmuş, çeşitli gelişmeler ve değişiklikler ilegünümüze kadar gelmiştir.Antalya kentinin posta tarihi de genel hatlarıyla Türkiye posta tarihi ile paraleldir.Osmanlı döneminde posta teşkilatının kuruluşuna kadar Antalya'da sivil haberleşme oldukçakısıtlıdır. En geç 1874 yılında Antalya'da bir telgrafhanenin kurulması ve yine budönemlerden itibaren arabalı posta taşımacılığına geçilmesi ve deniz yollarının aktifleşmesiile Antalya kentinin Anadolu posta ağı içerisindeki yeri belirginleşmeye başlamıştır. 1905yılında, Trablusgarp ile iletişimin sağlanabilmesi için Antalya yakınlarındaki Patara'ya,ülkenin ilk telsiz telgraf istasyonu kurulmuştur. İtalyan işgali döneminde Antalya'da birpostane binası yapılmıştır ve Milli Mücadele döneminde, iletişim sistemi içinde Antalya'nınvarlığı belirginleşmiştir. 1936 yılında Burdur'a tren yolunun gelmesinden sonra Antalya-Burdur arasında işletilen posta hizmetleri, tren seferlerine göre düzenlenmiştir ve bu dönemdeAntalya ve ilçeleri arasında telgraf ağı yaygınlaşmıştır. Antalya 1948 yılında şehirlerarasıxitelefon ağına bağlanmıştır. 1987 yılına kadar Isparta PTT Bölge Başmüdürlüğü'ne bağlı olanAntalya Postanesi, bu tarihten sonra idari olarak bağımsızlaşmıştır.Günümüzde müzeler kurumsal kimlikleri ile öne çıkan bilimsel, kültürel ve eğitselhizmetlerin sunulduğu enstitüler haline gelmeye başlamıştır. Dünyada, posta tarihi ile ilgilitematik müzeler genellikle telekomünikasyon, filateli ya da posta müzeleri olarak branşlaşmışdurumdadırlar. Özellikle gelişmiş ülkelerde posta müzelerinin kurumsallaşma aşamasınıtamamladıktan sonra gelişimlerinin hızlandığı gözlenir. Birçoğu restore edilip müze işleviverilen tarihi binalara yerleşmişken, özellikle büyüyen bir müze için yeni bina tasarımlarınında kullanıldığı görülür. Bu çalışmada çeşitli büyüklük ve konsept örnekleri sunmalarıbakımından Danimarka Posta ve Telgraf Müzesi, Stockholm Posta Müzesi, Macaristan'dakiBalatonszemes ve Nagyvázsony Müzeleri, Helsinki Posta Müzesi, Paris Posta Müzesi, BernYeni PTT Müzesi ve Smithsonian Ulusal Posta Müzesi incelenmiştir.Bu çalışmada önerilen Antalya Posta Müzesi'nin amacı her şeyden önce Antalya veçevresinin posta tarihini anlatmak, olanakları elverdiğince de bu kapsamı ülke ve dünyaçapına genişletmek olmalıdır. Bunun yanı sıra Antalya'nın turistik ve kültürel değerini arttırıpkente uluslar arası prestij kazandırmayı hedeflemelidir. Müze, öncelikle Antalya veçevresinde posta tarihi açısından değer taşıyan nesnelerin takip edildiği ve toplandığı birmerkez olmalıdır. Bunun yanı sıra Antalya tarihi açısından herhangi bir anlamı olan pul,kartpostal gibi posta evrakı da toplanmalıdır. Koleksiyonun toplanması için alan çalışmalarıve diğer resmi kurumlarla bağlantılar gerçekleştirilmelidir.
Somut olmayan kültürel mirasın müzelerde sergilenmesi: Bocuk Gecesi örneği
Somut olmayan kültürel miras, sözlü gelenekler; toplumların kültürleri, inanışları, dili, ritüelleri, halk hikâyeleri, tekerlemeleri, manileri, müzikleri ve şiirleri, el işçiliği, farklı kültürlere özgü mutfak ve hekimlik bilgileri gibi unsurlardan oluşmaktadır. Somut olmayan kültürel miras, somut kültürel mirasa göre daha dinamik bir özellik taşımakta ve sürekli yenilenmekte olup değişmektedir. Bu nedenle, somut olmayan kültürel miras kırılgan ve doğal olduğundan savunmasız bir yapıya sahiptir ve somut kültürel miras unsurları gibi korunması gerekmektedir. Edirne'nin Keşan ilçesi Çamlıca beldesinde yılın en soğuk gecesinde kutlanan Bocuk Gecesi, bahar mevsiminin daha verimli ve bereketli geçmesi, birlik, beraberlik, kötülüklerden korunma, tabiatla iç içe olma gibi düşüncelerle yapılan bir ritüel olup, Edirne'nin çok kültürlü arka planı ve kültürel etkileşimler sonucu kendine özgü bazı kutlama pratikleri geliştirmiştir. Küreselleşme ile turizmin tehditi altında olan bu tür ritüeller, sözlü tarih çalışmalarıyla ve materyal kültürün toplanması ile müzelerde de sergilenmelidir. Müzelerin eğitim işlevi göz önüne alındığında, ritüellerin arkasında yatan birlik, beraberlik ve doğaya ilişkin değerler somut olmayan kültürel mirasın korunması için çok önemli olan çocuklara aktarılabilir. Bu tezde öncelikle somut olmayan kültürel mirasa dair uluslararası sözleşmeler, Türkiye'nin taraf olması ve sivil toplum kuruluşlarının somut olmayan kültürel mirası koruma ve belgeleme konusundaki önemine değinilmiştir. Daha sonra yeni müzecilikte somut olmayan kültürel mirasa verilen önem ve müzelerde somut olmayan kültürel mirasın sergilenişi, somut olmayan kültürel miras müzeleri, kent müzeleri ve ekomüzeler üzerinden anlatılmıştır. Bocuk Gecesi tanıtılarak, daha önceki analiz ışığında bu gecenin nasıl sergilenebileceği, Edirne'deki müze olanakları ile birlikte değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Somut Olmayan Kültürel Miras, Yeni Müzecilik, Somut Olmayan Kültürel Miras Müzeleri, Kent Müzeleri, Ekomüzeler, Sergileme Yöntemleri, Ritüel, Bocuk Gecesi.
Görme engellilerin müze erişimi
Dünyada büyük bir azınlık olan engelliler sosyal yaşamın pek çok alanına erişimde sorun yaşamaktadır. Bu bağlamda, birincil olarak görme duyusuna hitap eden müze ziyaretlerine en uzak grup görme engellilerdir. Erişilebilirlik kavramının çeşitli alanlarda ele alınmaya başlaması ve günümüz teknolojileri ile müzeler erişilebilirliğin sağlandığı kurumlar olmaya başlamıştır. Ancak müzelerin görme engelliler için erişilebilir mekânlara dönüşmesi, fiziki uygulamalarla birlikte sergilemedeki duyusal erişim düzenlemeleriyle de ilişkilidir. Erken dönemlerde görme engellilerin eser erişiminde kullanılan dokunsal turlar günümüzde varlığını sürdürse de çağdaş müzecilikte tek başına yeterli olmamış ve diğer duyuları harekete geçirecek çalışmalarla yerini duyusal müzecilik yöntemlerine bırakmıştır. "Görme Engellilerin Müze Erişimi" başlıklı tez kapsamında müzelerdeki görme engelli ziyaretçilere yönelik fiziksel ve duyusal erişim düzenlemeleri incelenmiştir. Görme engelli ziyaretçiler için kullanılan uygulamaların değerlendirilmesi adına engelli bireylerin toplumsal yaşantıda görünür olma süreçleri ve yasal düzenlemeler ele alınmıştır. Bu kapsamda ulusal ve uluslararası müzelerin görme engelli bireyler için uyguladığı çalışmalar örneklendirilmiştir.
Denizcilik tarihinin bir parçası olan denizaltılarının müzelerde sergilenmesi
Denizlerin gizleyici niteliğinden faydalanmayı hedefleyen ve bu mantıkla savaşlarda görevlendirilen denizaltıların ilk tasarımının 15. yüzyılda yapıldığı görülmektedir. Üretildiği ilk zamandan günümüze kadar geçen süreçte ise denizaltıların tasarımları, edinilen savaş ve eğitim deneyimleri doğrultusunda daha hızlı, daha sessiz ve daha hafif olmaları amaçlanarak geliştirilmiştir. Aktif görevlerini tamamlayan denizaltıların bir kısmı hurdaya ayrılırken, kurtarılabilen bir kısmının ise müzelerde sergilenmesi sağlanmıştır. Bu tez çalışmasında, denizcilik tarihinin bir parçası olan denizaltıların yurt dışında ve Türkiye'de bulunan müzelerde sergilenmesi ele alınmıştır. Literatür taramasına ek olarak yurt dışında ve Türkiye'de bulunan müzelerden elde edilen veriler bu çalışmanın kaynağını oluşturmuştur. Toplamda yurt dışından otuz bir adet, Türkiye'den dört adet müze örneği incelenmiştir. Denizaltıların savaş, sanayi, deniz, bilim ve teknoloji müzelerinde sergilendikleri tespit edilmiştir. Bu müzeler sergileme yöntemleri ve sergileme mekanları bakımından araştırılırken, müzelerin koleksiyonlarında yer alan denizaltıların her birinin tarihçesi hakkında bilgiler verilmiştir. Bu tez çalışması ile denizaltıların işlevleri, kullanım alanları ve bir müze objesi olma yolundaki ortak tarihleri hakkında sistematik bir bilgi dizini oluşturmak amaçlanmıştır. Bu sayede denizaltı müzeleri ve koleksiyonunda denizaltı bulunan müzeler araştırılarak milletlerin denizcilik mirasını kamuoyu ile paylaşmasını sağlayan bu önemli kurumlar, çağdaş müzecilik açısından incelenerek alana katkı sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Denizaltı, denizcilik, koleksiyon, sergileme, müze.
Yurt dışı dil müzeleri ve Türkiye model örneği incelenmesi
"Yurt Dışı Dil Müzeleri ve Türkiye Model Örneği İncelenmesi" başlıklı tez çalışması, yurt dışında açılmış önemli dil müzelerinin kuruluşu, yönetimi, organizasyonu, stratejik planlamaları, koleksiyonları, sergileme ve sunum yöntemleri ele alınarak olası "Türkiye Dil Müzesi" çalışmalarına öncü olması adına karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Tez çalışmasında öncelikle dil üzerine genel kavramlar açıklanmıştır. Akabinde dil, dile etki eden kavramlar ve yurt dışındaki dil müzelerindeki tüm çalışmalar ve "Türkiye Dil Müzesi" model örneği incelemesi yapılmıştır. Tezin ilk bölümünde dil üzerine genel kavramlardan bahsedilmiştir. İkinci bölümde, Türk dili tarihine ve gelişimine, kaybolmuş ya da kaybolmakta olan Türk lehçelerine değinilmiştir. Üçüncü bölüm yurt dışı dil müzelerinden oluşmakta; bu müzelerin kuruluş, gelişim ve sergileme süreçlerine ışık tutulmaktadır. Tezin son bölümü ise, Türkiye müzeciliğine, Türkiye dil müzesi model örneği önerilerine, yurt dışındaki dil müzeleriyle karşılaştırılmasına ve bu hususta uygulanabilecek çalışmalara ayrılmıştır. Bu kısımda Türkiye model örneği incelemesi ile ilgili detaylı bilgiler verildikten sonra, tezin ana konusu olan yurt dışındaki dil müzeleri ile karşılaştırmalı değerlendirmelerde bulunulmaktadır. Bu çalışma, Türkiye'de müzeciliğin dil ile sentezinden doğan "dil müzeciliği" açısından değerlendirilen ve bu alanda yapılan en kapsamlı çalışmalardan biridir. Tez kapsamında yurt dışında devamlılığı olan 6 adet dil müzesi incelenmiştir. Bunlar sırasıyla; Ulusal Amerikan Dil Müzesi, Kanada Dil Müzesi, Portekiz Dili Müzesi, Hollanda Leiden Dil Müzesi, Afrika Dili Müzesi ve Macar Dili Müzesi'dir. Örnekler incelenirken yurt dışında yer alan dil müzelerinin birbirleri arasındaki iş birliğine ve tüm dünyada sayılarının artması adına bu iş birliklerinin devamlılığına dair bir veri tabanı oluşturulmaya çalışılmıştır. Toplulukları bir araya getiren en anlamlı unsur dildir. Dil, hem duygu ve düşünceleri insanlara aktaran bir araç, hem de toplumları duygu ve düşünce birliğine dönüştüren en kıymetli değerler arasındadır. Nitekim dil, kültürün başlıca etmenlerindendir. Bu nedenle dili korumak ve onu gözeten önlemler almak gerekmektedir. Bu bakımdan dünyadaki pek çok dil ile iç içe olan ve bu dilleri müzelerle kesiştiren dil müzeleri; her yaştan ziyaretçiyi buluşturabilen, bununla birlikte ziyaretçiye sosyal bir eğitim alanı da yaratabilen mekânlardır. Kültürel arka planları ve çok yönlü fonksiyonlarıyla bu alandaki müzelerin çoğalması, Türkiye'de kurulabilmesi ve sürdürülebilir olması adına daha fazla akademik çalışma uygulanması oldukça önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Dil, Müze, Dil Müzesi, Yurt Dışı Dil Müzeleri, Dil Müzeciliği, Dil Çalışması, Türk Dili, Müzecilik
Eski yapıların müzelere dönüştürülmesiyle tarihin yeniden canlandırılması: Azerbaycan örneği
Azerbaycan özellikle Bakü, asırlarca ev sahipliği yaptığı birçok ve aynı zamanda birbirinden farklı medeniyetleri taşıyan zengin bir tarihi mimari geçmişe sahiptir. Bakü şehri de yoğun bir şekilde inşa edilmiş bir alanda bu tür binaların çoğunu barındırmaktadır. Kültürel mirasın bir parçası olarak mimari binaların yeniden yapılandırılması sorunları dünyanın tüm ülkeleri için geçerlidir. Bu tez araştırmasının temel amacı, modern müzelerin durumunun ve gelişimlerindeki mevcut eğilimlerin özelliklerinin felsefi ve kültürel bir analizidir. Mevcut bir binanın müzeye nasıl başarılı bir şekilde yeniden kullanılacağına ilişkin gelecekteki bazı yönergeleri anlamak ve belirlemek ve aynı zamanda bu tarihi binaların önemini korumak için araştırma, özellikle uyarlanabilir yeniden kullanım ilkelerine, çağdaş müzeciliğin gerekliliklerine ilişkin düşüncelere odaklanmaktadır.
Türkiye ve yurt dışı yaşayan müze örneklerinin incelenmesi
Değişen ve gelişen müzecilik çalışmalarıyla birlikte literatüre yeni kavramlar dahil edilmiştir. Yeni müzecilik anlayışı ile sürdürülebilirlik bilinciyle ve çeşitli sebeplerle toplulukların kendi kültürlerini devam ettirme ve yaşatma gayesiyle zaman içerisinde yaşayan müzeler kurulmuştur. Yönetim açısından gerek kişisel girişimlerle özel müze statüsünde kurulmaya başlanan gerekse zaman içerisinde farklı projeler ve bütçelerle devlete, yerel yönetimlere bağlı olarak işletilen yaşayan müzeler kurulmuş ve hatta özelliklerine göre kendi içerisinde türlere ayrılacak niteliklere ulaşmıştır. Buna rağmen, bu çalışmada yaşayan müzeler hakkında halen bir tanım eksiğinin olduğu, türlerinin net olarak ayrılmadığı, kimi müzelerin bu türlü faaliyetler gösterirken müzenin yaşayan müze ismini taşımadığı, akademik alanda ilgili çalışmaların yetersiz olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın amacı, halihazırdaki akademik çalışmalar ve müzelerin kendilerini tanıttıkları dijital verilerden yola çıkılarak "yaşayan müze nedir, nasıl gelişmiştir, yurt içindeki ve yurt dışındaki yaşayan müze örnekleri nelerdir" sorularının yanıtlarını aramaktır. Bu araştırma sorularının yanıtlarıyla yaşayan müzeler taranarak müzeciliğe ve müze yönetimi literatürüne katkıda bulunulacaktır. Tez araştırmasının verilerine gözlem ve belge analizi yoluyla nitel araştırma yöntemleri kullanılarak ulaşılmıştır. Özellikle örneklerden yola çıkılarak yaşayan müzeler ve onlarla ilintili konular hakkında disiplinler arası çalışma yapılarak bütüncül veriler elde edilmesi hedeflenmiştir. Çalışmada, Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO)'nün web sitelerindeki kütüphane verileri içerisinde yaşayan müze anahtar kelime olarak taratılmış, ayrıca İnternet ortamında Dünya üzerindeki yaşayan müzelerin ulaşılabilir olanları taranarak tamamına yakını incelenmiştir. Bunlara ek olarak ülke bazlı taramalar ayrıca yapılarak müzelerin web siteleri, ilgili ülkelerin kültür portalları ve basın haberleri taranarak incelenmiştir. Ayrıca, uluslararası ve ulusal makalelerle birlikte halihazırdaki basılı yayınlar taranarak alandaki akademik çalışmalar hakkında bilgi edinilmiştir. Nihayetinde tez içeriğine ilgili ülkelerde öne çıkan ve farklı konseptlere sahip seçme örnekler dahil edilmiştir. Sürece ve araştırmaya dair veriler içerik analizi yöntemi ile ilgili bölümlerde paylaşılmıştır. Dünya çapında yaygınlaşan sürdürülebilirlik prensipleriyle yaşayan müzelerin sayıca fazla olduğu, giderek arttığı ve kendilerine özgün somut ve somut olmayan kültürel miras ögeleriyle yerel kültürü ziyaretçilerle paylaşarak korudukları sonucuna ulaşılmıştır. Bu inceleme tezinde yer alan araştırma bulguları, önerileri ve araştırma sorularının müzebilimde yeni araştırmalara kaynak olması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: yaşayan müze, yaşayan tarih müzesi, ekomüze, köy müzesi, çiftlik müzesi, müzecilik, müze yönetimi
Türkiye'de ve Dünyada çocuk müzeleri yayınlarının müzeciliğe etkisi
Yurtiçi ve yurtdışındaki çocuk müzeleri yayınları incelenerek örneklerle çocuk edebiyatının müzeciliğe etkilerinin kültürel ve müze eğitimi açısından değerlendirilmesini amaçlar ve kapsar. Çocuk müzeleri yayınlarının çocuk edebiyatı ile olan bağlantısı müzelerin sergi ve etkinlikleri üzerinden incelenmiştir. Çocuk müzelerinin kültürel ve eğitsel çalışmalarında kullanılan çocuk kitapları, müze yayınlarını şekillendirmekte ve müze iletişimini kuvvetlendirmektedir. Genç kuşaklara kültürel miras bilinci, sanat algısı, dil ve tarih bilgisi, kitap sevgisi gibi hedeflerin aşılanmasında önemli rol oynayan çocuk müzeleri yurtdışında koleksiyon odaklı iken yurtiçinde eğitim ve sanat odaklı gelişmektedir. Çocuk edebiyatının tek başına müzeye konu olması özellikle yazar müze evleri ve hikâye müzeleriyle gelişmiş ülkelerde daha yaygındır. 'Müze' teması aynı şekilde çocuk edebiyatını etkilemiştir. Yurtdışında müze eğitimini destekleyecek kaynaklar çocuk müzelerinin internet sayfalarında erişime açıktır ve kütüphanelerinde müze temalı kitapların sayısı fazladır. Türkiye'de çocuk müzesi sınırlı sayıda olduğundan yayınları halen gelişmektedir. Buna paralel olarak 'müze' konulu çocuk kitapları ülkemizde az sayıdadır. Pek çoğu müze-okul projeleri kapsamında üretilenler çocuk kitapları ile çeviri kitap ağırlıklıdır. Tezin bu bağlamda gelecek çalışmalara yardımcı olması hedeflenmiştir. Tezin ilk bölümünde çocuk müzesi kavramı, türleri ve yayınları açıklanmıştır. Tezin ikinci bölümünde Türkiye'de bulunan çocuk müzeleri ve yayınları etkinlikleri üzerinden çevrim içi alan taraması ile araştırılmıştır. Müzeye çevrilen çocuk kitapları ve müzeyi konu alan Türkçe çocuk kitapları örneklerle sunulmuştur. Tezin üçüncü bölümünde dünyadan çocuk müzeleri ve yayınları araştırılmıştır. Müzeye çevrilen çocuk edebiyatı ve yazar evleri ile ülkelere göre müzeyi konu alan çocuk kitapları listelenmiştir. Tezin dördüncü bölümünde çocuk edebiyatının müzeciliğe olan etki ve katkıları kültür, eğitim ve iletişim odağında incelenmiştir. Çocuk müzeleri geliştikçe yayınları hem müzeciliği hem çocuk edebiyatını karşılıklı etkilemeye devam edecektir.
Arkeolojik sit alanlarının modern teknolojiler ile dijitale aktarılması ve sergilenmesi
Kolektif bilincin ve tarihin bir parçası olan kültürel miras öğeleri insanların kendi etnik ve dini kimliklerini anlamaları ve toplumda yer edinebilmeleri açısından son derece önemlidir. Bu öğelerin korunması fikri 19. yüzyılda ortaya çıkarak, gelecek nesillere aktarılması amacıyla uluslararası kurum ve kuruluşların yaptığı çalışmalar ve anlaşmalarla günümüze gelişerek ulaşmıştır. Fakat, koruma alanında yapılan yoğun uğraşlara rağmen kültürel miras öğelerinin karşı karşıya kaldığı tehditler sonucu alacakları zararların önüne tümüyle geçilememekte, risk faktörlerinin büyüklüğüyle doğru orantılı olarak da bu alanların tamamen kaybedilmesi de söz konusu olabilmektedir. Bu zararların yaratacağı sonuçları minimalize etmek adına günümüz teknolojileri ve dijital belgeleme metotları önemli çözümler sunmaktadır. Tez kapsamında sunulan yenilikler detaylı bir şekilde incelenmiş, inceleme yapılırken bu alanda örnek projeler yürüten CyArk Şirketi'nin çalışmaları ayrıntılı bir şekilde verilip, bu çalışmalar doğrultusunda çözümlerin uygulama ve işleyiş bakımından önemli noktaları ele alınmıştır. Projelerde kullanılan belgeleme yöntemiyle ortaya çıkan dijital eserlerin arkeoloji ve müzecilik alanında kullanılmasının araştırma ve sergileme üzerine olan etkileri detaylı bir biçimde anlatılmıştır. Oluşan bu etkiler tartışılırken sergi planlaması ve ziyaretçi deneyimleri de göz önünde bulundurulmuştur. Anahtar Kelimeler: Arkeoloji, CyArk, Sergileme, Fotogrametri, LIDAR, Müzecilik
İstanbul arkeoloji müzeleri için çocuk eğitim modeli oluşturulması
Müze eğitimi günümüzde müzeciliğin vazgeçilmez bir parçasıdır. Müzeler koleksiyonları aracılığıyla ziyaretçilerinde merak duygusunu canlandıran, yaratıcı ve yorumlayıcı düşünceyi teşvik eden bir eğitim ortamı yaratarak bilgi edinmenin farklı ve eğlenceli yollarını göstermektedir. Müze eğitimcileri tarafından farklı yaş grupları için hazırlanan eğitim programları ile özellikle çocukların gelişimine katkı sağlamak, müze bilincini oluşturmak ve kültürel mirası koruma bilinci kazandırmak amaçlanmaktadır. "İstanbul Arkeoloji Müzeleri İçin Eğitim Modeli Oluşturulması" isimli bu çalışmada müzelerin eğitim işlevi üzerinde durularak, kalıcı bir eğitim programı bulunmayan İstanbul Arkeoloji Müzeleri için bir eğitim örneği hazırlanmıştır. Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç ana bölümden oluşan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Osmanlı topraklarından toplanan çeşitli kültürlere ait kapsamlı bir koleksiyona sahiptir. Koleksiyonları aracılığıyla oluşturulan eğitim programları İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin müze eğitimine katkısı açısından çok önemlidir. Bu çalışmada hazırlanan eğitim örnekleri ile İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ni ziyaret eden çocukların aktif, eğitici, öğretici ve eğlenceli bir müze deneyimi yaşamaları amaçlanmıştır. Oluşturulan eğitim modeli atölye çalışmaları, etkinlik kağıtları ve çevrimiçi etkinlik önerileri olmak üzere üç bölüme ayrılmıştır. Eğitimler hazırlanırken yaş grubu 8–12 olarak sınırlandırılmıştır ve çocukların sosyal, duygusal, bilişsel, motor ve dil gelişimleri göz önüne alınmıştır. Hazırlanan eğitim çalışmaları ile İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin yararlanabileceği bir eğitim modeli önerisi sunulmak istenmiştir.
Türkiye Yapboz Müzesi önerisi
Yapboz en yaygın kullanım alanı itibariyle bir oyun aracıdır. Oynanma prensibi itibariyle dil bariyerinden etkilenmeyen, dünya çapında çok tutulan, her eve muhtemelen en az bir kez girmiş bir oyundur. Böylece bir yapboz müzesi kent halkına ve turistlere yapbozla ilgili bugüne kadar edinilen bilgileri ve dünyanın her yerinden örnekleri sergileyerek eğitici ve eğlendirici işlevlerini yerine getirecek, topluma hizmet edecek bir kurum olacaktır. Çalışmada öncelikle müze, hobi, yapboz gibi kavramlar açıklanmıştır. Müzecilik tarihiyle ve çağdaş sergilemeyle ilgili bilgilerden sonra yapbozun tarihi ve ülkemizde yapbozla ilgili önemli bilgiler verilmiştir ve yapbozun, bir oyun olmanın yanında eğitici bir araç, bir terapi yöntemi, güçlü bir sembol, sosyal ilişkiler kurulmasında çok başarılı bir katalizör ve ciddi bir hobi olması gibi çeşitli yönleri incelenmiştir. Ardından yapbozun kendisi ve yapbozla ilgili her şey her yönüyle incelenmiştir ve dünyadaki yapboz müzesi benzeri kurumlarla ilgili bilgiler verilmiştir. Çalışmada yapbozun tarihini ve gelişimini inceleyerek, yapboz örneklerini edinen, inceleyen ve muhafaza eden, geçmişten günümüze kadar uzanan yapboz örneklerini sergileyen böylece ziyaretçilere hem bilgi verip hem de iyi vakit geçirterek topluma hizmet etmeyi amaçlayan bir kurum olmak üzere Türkiye Yapboz Müzesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yapboz, Müze
Müze yönetimi açısından telif hakları ve uygulamada karşılaşılan hukuki sorunlar
Çağdaş müze yönetimi yaklaşımı, kompleks bir kurum olarak yönetsel örgütlenme, koleksiyon yönetimi, ziyaretçi ilişkileri gibi pek çok farklı alanda bilimsel ve tutarlı aksiyonlar alması gerektiğinin bilincindedir. Müzenin işlevlerini yerine getirebilmek için faaliyet gösterdiği bu alanların her biri aynı zamanda hukukun özel bir alt disiplinini ilgilendirir. Her bir alt disiplinde bulunan kurallar bütünü, doğası gereği belli bir eylemde bulunulmasını ya da belli bir eylemde bulunmaktan kaçınılmasını emredebilir. Müzelerin etik bir kurum olarak hukuk kurallarına uyma yükümlülükleri onların kamu nezdinde güvenilir kültür kurumları olmalarını sağlayan en önemli etkenlerdendir. Müzelerin koleksiyon yönetimi alanında en çok karşılaştıkları hukuksal problemler koleksiyonda yer alan eserlerin telif haklarına ilişkindir. Özellikle günümüzün teknolojik imkanları karşısında sergileme tekniklerindeki gelişme ve sosyal medyanın da etkisiyle ziyaretçilerin müzedeki eserlerle etkileşime geçme biçimlerindeki çeşitlilik, telif haklarının hem eser üzerindeki hakları koruyan hem de müze kullanıcılarının ifade özgürlüğünü kısıtlamayacak bir denge içerisinde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Çalışmamızın başlangıcında müzelerin etik temellerini ortaya çıkaran ilkeler değerlendirildikten sonra ikinci bölümde telif haklarının temel kavramlarına değinilmiştir. Temel kavramların açıklanmasında çalışmanın odak noktasını aydınlatma amacı doğrultusunda kavramlara ilişkin monografik nitelikteki ayrıntılardan kaçınılmıştır. Bununla birlikte, kavramın müze özelinde anlamının daha iyi anlaşılabilmesi için verilen örneklerde müze uygulamasına yönelik unsurlara yer vermeye dikkat edilmiştir. Son bölümde müzelerde karşılaşılabilecek somut durumlar hukuksal olarak değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme yapılırken gerek müze yönetimi pratiği gerekse sanatsal yaratım konusunda güncel gelişmeler de dikkate alınmıştır. Böylece ulusal ve uluslararası düzenlemeler ve örnek yargı kararlarının yanı sıra, müzecilik konusundaki en güncel gelişmeler üzerinden bir değerlendirme yapabilme imkanı da elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Müze, müze yönetimi, hukuk, telif hakları, fikri mülkiyet, eser
Müzelerde oyunlaştırma uygulamaları
Geçmişte sadece eğitimli bir kesimin ziyaret ettiği, görkemli yapılar olan müzeler, günümüzde her kesimden ziyaretçiye hizmet veren kültür kurumlarıdır. Öte yandan günümüzde boş zaman aktivitelerinin çeşitlenmesi ile birlikte geleneksel müzeler kitlelerin ilgisini çekmekte zorlanmaktadır. Bu nedenle özellikle 21. yüzyılda teknolojinin hızla gelişimiyle birlikte müzeler, koleksiyonlarının hikâyelerini ziyaretçilerine aktarma sürecinde yeni yöntemler uygulamaktadırlar. Uygulanan bu yeni yöntemler sayesinde insanların tercih etmediği, sıkıcı bulduğu mekânlar olan müzelerin, ziyaretçileriyle etkin bir iletişim kuran çekim merkezleri haline gelmeleri mümkündür. "Oyunlaştırma", literatüre son yıllarda girmiş bir kavram olup müzelerde ziyaretçi etkileşim kalitesini artırmayı amaçlayan ve etkili bir iletişim aracı olarak kullanılan yeni yöntemlerden biridir. Önceleri pazarlama yöntemi olarak çeşitli ürünlere ve hizmetlere uyarlanan oyunlaştırma uygulamaları, ilerleyen yıllarda eğitim, sağlık, kişisel gelişim gibi farklı alanlarda da kullanılmaya başlanmıştır. Oyunlaştırma her ortama adapte edilebilen, insanları günlük hayatın rutinlerinden uzaklaştırarak keyifli zaman geçirmelerine katkı sağlayan, motivasyonu artıran bir uygulamadır. Alan yazında oyunlaştırmanın pazarlama, işletme, iletişim gibi alanlarda uygulamaları tartışılmış olmakla birlikte, müzelerde oyunlaştırma uygulamaları üzerine yapılan çalışmalar sınırlı kalmıştır. Bu açığı kapatmak için yapılan bu çalışmanın amacı, oyunlaştırma yöntemlerinin müzelerdeki olası uygulamalarını ve faydalarını, yanı sıra oyunlaştırma uygulamalarının ziyaretçi deneyimi üzerindeki etkisini araştırmaktır. Çalışmada, müzelerde ziyaretçilere yönelik yapılan oyunlaştırma uygulamalarını, bu uygulamaların faydaları ve güçlüklerini, aynı zamanda farklı müzelerdeki oyun kurgularını öğrenmek amacıyla sekiz müze uzmanı ile yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Bu mülakatlar içerik analizine tabi tutulmuş, kodlamaya dayanarak ortak temalar belirlenmiştir. Araştırmanın sonucunda ziyaretçilerin müzelerde oyunlaştırma uygulamaları ile daha etkin zaman geçirdikleri ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Müze, Oyunlaştırma, Motivasyon, Ziyaretçi Deneyimi, Müze-Ziyaretçi Etkileşimi
Müzelerde algılanan hizmet kalitesi: İstanbul'daki özel çağdaş sanat müzeleri örneği
Bu araştırmanın amacı, çağdaş sanat müzelerinde MUSEQUAL ölçeği kullanılarak hizmet kalitesi boyutlarında ziyaretçilerin algılarını ölçmektir. Tezin uygulaması İstanbul'da yer alan beş çağdaş sanat müzesi özelinde gerçekleşmiştir. Müze ziyaretçilerinin algıları "fiziksel özellikler", "tüketilenler", "iletişim", heveslilik", "empati" olarak isimlendirilen beş hizmet kalitesi boyutuyla ölçülmüştür. Tezin birinci bölümünde müze ve müzecilik kavramları ile çağdaş sanat müzeleri tanıtılmıştır. İkinci bölümde hizmet kalitesi ve hizmet kalitesiyle bağlantı kavramlar açıklanmış, müzelerde hizmet kalitesine dair yapılmış çalışmalar üzerinde durulmuştur. Son bölümde ise tezin araştırma ve uygulama kısmı yer almaktadır. Uygulanan MUSEQUAL ölçeğinin fiziksel özellikler boyutu katılımcıların kalite algılarının en yüksek olduğu boyut; tüketilenler boyutu katılımcıların kalite algılarının en düşük olduğu boyut olarak bulunmuştur. Araştırmanın sonuçlarına göre müzenin temizliğine dair olan kalite algısı en yüksek algıdır. Katılımcıların kalite algısının yüksek olduğu diğer unsurlar ise müze görevlilerinin giyimi ve müze atmosferi, sergilerin sunumu, korunmasına dair olan unsurlardır. Buna karşın katılımcıların algılarına göre en düşük olan hizmet park yeri ve müzedeki oturma alanlarıyla ilgilidir. Bunu takip eden katılımcıların algıladığı en düşük hizmet kalitesi sırasıyla müzenin hediyelik eşya dükkanında bulunan hediyelik eşya çeşitliliği ve müzenin kafe / restoran kısmındaki yiyecek – içecek çeşitliliğine dair olan unsurlar ile müzede çocuklar için imkanlar ve dezavantajlı kişilerin müze ziyareti gerçekleştirmelerine uygun düzenlemeler olup olmadığına dair olan unsurlardır.
Kent kimliğini yansıtmada müzelerin rolü: Selanik müzelerinden örnekler
Müzeler sadece geçmişin birikimli olarak sergilendiği alanlar değil, aynı zamanda geçmiş ile günümüz arasında bağ kuran ve bu bağı geleceği şekillendirmek için kullanan çok yönlü kazanım alanlarıdır. Somut ve somut olmayan kültürel mirasların yer edindiği müzeler toplumun ortak belleğini de yansıtır. Müzeler birer bellek mekânı olarak kurgulandığında, mekânın belleğini de aktarmaları beklenir. Yaşadıkları alanlara kendilerine özgü özellikleri yansıtan insan topluluklarının geniş kitleler halinde barındığı kentler, çok kültürlü ve çoksesli ortamlar olarak var olmaya devam etmektedirler. Kentlerin içinde yer alan müzeler ise, çoğu zaman, ortaklaşa bir biçimde oluşturulmuş bu kültürü ve kentsel kimliği yansıtmakla yükümlü olmuşlardır. Müzenin temsil ettiği değerler, bulundukları mekânın dışında da yer almaktadır. Bu nedenle günümüz müzeleri, sadece kendilerine tanımlanmış sınırlı alanlarda varlığını sürdürmeyi değil, bu alanları esneterek daha geniş bir mekânsal anlatıyı ele almayı hedeflemektedir. Bu şekilde müzeler sadece toplumu değil, toplumun şekillendirdiği yaşam alanlarını ve bu alanların kimliğini de yansıtma görevini üstlenmiş olmaktadır. Bunun en büyük nedeni kentlerin, kent içerisinde yaşayan insan toplulukları ile olan etkileşiminin sürekliliğidir. Postmodernizm ile birlikte kentlerdeki kültürel farklılığın ve çeşitliliğin vurgulanması ve kent çalışmalarının çoğulcu bir bakış açısıyla gerçekleştirilmesi, kentlerde yer alan müzelerin de kentin kültürünü ve kimliğini yansıtma işlevlerinin detaylandırılmasına etki etmiştir. Araştırma kapsamında müzelerin kent kimliğinin yansıtılması konusundaki çalışmaları incelenmiş ve bulgular Selanik'te yer alan altı müze; Atatürk Evi Müzesi, Selanik Arkeoloji Müzesi, Bizans Kültürü Müzesi, Beyaz Kule Müzesi, Makedon Mücadelesi Müzesi ve Selanik Yahudi Müzesi üzerinden, bu müzelerin misyon ve vizyonları, sergileri ve eğitim programları incelenerek ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: kent kimliği, müze, bellek, kültürel çoğulluk, Selanik.
TBMM Milli Saraylar obje sayım, denetim ve güvenlik sistemi
Milli Saraylara bağlı Saray ve Müzelerin envanter kayıt defterleri 1952 yılında oluşturulmuştur. Bu kayıt sisteminde; mevcut defter sistemi objelerin sayımı, denetimi ve güvenliği için yetersiz kalmaktadır. Bu tez çalışmasında uygulamalı araştırma yöntemi olan aksiyon araştırma modeli kullanılmıştır. TBMM(Türkiye Büyük Millet Meclisi) Milli Saraylar Uzmanlarının katılımı ile, var olan bir uygulamanın eleştirisel bir değerlendirilmesi yapılarak, eksiklikler ortaya konulmuştur. Mevcut durumu iyileştirmek adına bir yazılım geliştirilmesi için, nitel veri toplama yöntemi kullanılmıştır. 1952 yılında yapılan Milli Saraylar Envanter Defterlerinin bilgisayar ortamında veritabanına aktarılması için veri tabanı analizi ve tasarımı ortaya çıkartılmıştır. Objelerin envanter, sayım, denetim ve güvenlik işlemlerini yapabilecek yazılımın ara yüz ekranları tasarlanmıştır.
Kurmaca eserlerden oluşturulan müzeler
"Kurmaca Eserlerden Oluşturulan Müzeler" başlıklı tez çalışması Türkiye'deki ve yurt dışındaki kurmaca bir eserden ilhamla açılan müzeleri kuruluş, yönetim, organizasyon, koleksiyonlar, sergileme ve sunum yöntemleri ile güncel durumları açılarından ele almakta ve karşılaştırmalı olarak değerlendirmektedir. Tez kapsamında öncelikle kurmaca, gerçeklik ve kurmaca eser kavramları açıklanmıştır. Tez boyunca oldukça önemli olan bu kavramlar incelenecek müzelerin daha iyi anlaşılabilmesi adına aydınlatılmaya çalışılmıştır. Tezin ilk iki bölümü kurmaca eserlerden oluşturulan müzelerin ülkemizdeki tek örneği olan yazar Orhan Pamuk tarafından kurulan Masumiyet Müzesi'ne odaklanarak müzenin kuruluş, gelişim ve sergileme süreçlerine ışık tutmaktadır. Tezin son bölümü ise, dünyadaki benzer diğer kurmaca eserlerden oluşturulan örneklere ayrılmıştır. Bu kısımda müzelerle ilgili detaylı bilgiler verildikten sonra, tezin ana konusu olan Masumiyet Müzesi ile karşılaştırmalı değerlendirmelerde bulunulmaktadır. Bu çalışma henüz yedi yıllık genç bir müze olan Masumiyet Müzesi'ni müzecilik açısından değerlendiren bu alanda yapılan en kapsamlı çalışmalardan biridir. Çalışma süresince gerek yerinde yapılan incelemeler gerek alan araştırması sırasında elde edilen bulgular, Masumiyet Müzesi'nin kurmaca eserlerden ilhamla oluşturulan müzeler içerisindeki özgünlüğünü ve orjinalliğini ortaya koymaktadır. Tez kapsamında Masumiyet Müzesi dışında 11 adet kurmaca eserlerden oluşturulan müze incelenmektedir. Bunlar sırasıyla Sherlock Holmes Müzesi, Yeşilin Kızı Anne Müzesi, Don Kişot Müzesi, Küçük Prens Müzesi, James Bond Müzesi, Hans Christian Andersen Masal Evi, Heidi Evi, Kral Arthur Salonu, Pinokyo Müzesi, Robin Hood Efsanesi Cazibe Merkezi ve Warner Bros Stüdyo Turu-Harry Potter'ın Yapımı'dır. Örnekler incelenirken bu müzelerin müzecilikte nerede durduğuna ve kendi alanındaki müzelerle benzer ve farklı yönlerine dair bir veri tabanı oluşturulmaya çalışılmıştır. Hem edebiyatseverler hem de müze severler için cazip olan kurmaca eserlerden oluşturulan müzeler, her yaştan ziyaretçiyi bir araya getirebilen ve aynı zamanda sosyal bir eğitim alanı da sağlayabilen mekânlardır. Çok yönlü işlevleri ve kültürel arka planlarıyla bu alandaki müzelerin sayılarının artması ve bu alana dair daha fazla akademik çalışma yapılması gerekli bir önem arz etmektedir
Yazar evi müzeleri: Sait Faik Abasıyanık Müzesi örneği
Yazar Evi Müzeleri: Sait Faik Abasıyanık Müzesi Örneği başlıklı tezde yazarla ziyaretçi arasında köprü olan yazar evi müzelerinin birbirleri ile karşılaştırılması yapılarak Sait Faik Abasıyanık Müzesi'nde sergilenen nesnelerin kazandığı kimlik irdelenmiştir. Bu kapsamda İstanbul'daki tescilli 3 yazar evi müzesi, Avrupa'dan 6 yazar müzesi, misyon, koleksiyon ve sergileme açılarından karşılaştırılmıştır. Tez çalışmasında Uluslararası Müzeler Komitesi (ICOM) tarafından oluşturulan tarihi ev müzesi tanımlarına dayanarak, nesnenin kimliği incelenmiştir. Bu kapsamda 2009 yılında gerçekleştirilen restorasyon çalışması sonrasında 2013'te tekrar ziyarete açılan Sait Faik Abasıyanık Müzesi örneğinde yazar evi müzelerinde objelerin sosyolojik anlamda taşıdığı metaforlar açıklanmaya çalışılmış ve müze ev içinde sergilenen objelerin değerlendirilmesi yapılmıştır. Anahtar kelimeler: müze ev, yazar evi müzeleri, edebiyat müzeleri, Sait Faik Abasıyanık, Sait Faik Abasıyanık Müzesi, yazar-obje ilişkisi.
Kentsel dönüşümde müzelerin rolü
Ekonomik, sosyal, politik sebeplerle nüfus kaybı yaşamış kentler, kaderlerine boyun eğmek yerine, dönüşüm gerçekleştirebilmek için, yerel yönetimler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, meslek grupları ve yerel halk ile birlikte, sahip olduğu somut ve somut olmayan tüm kültürel varlıklarını ortaya çıkararak, kurgulanacak müzeler aracılığıyla, hem ulusal, hem de uluslararası düzeyde tanıtım sağlayabileceklerdir. Kurgulanacak bu müzeler; 'kültürel belleği', 'toplumsal hafızayı', gün yüzüne çıkardığı için, yerel halk tarafından da sahiplenilecek ve onları onurlandırarak, kültürel aidiyet hissetmelerine yardımcı olacaktır. Böylece kent, hem ekonomik, hem de sosyal anlamda dönüşüm yaşayacaktır. "Kentsel Dönüşümde Müzelerin Rolü" adlı bu tez çalışmasında; öncelikle kent, kültür, müze kavramları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde yurtiçi ve yurtdışında ziyaret edilerek, yerinde incelenen müze örnekleri anlatılmıştır. Bayburt, Bayraktar köyündeki Baksı Müzesi,ve Konya'da Selçuklu Belediyesine bağlı Kültür vadisi Sille, Türkiye'deki müzeler bölümünde işlenmiştir. Yurtdışı müzeleri bölümünde Portekiz'deki Müze Kent Mértola , Museu da Ruralidade ve Portimao Müzesi ele alınmıştır. Bu incelemelerden yola çıkarak, son bölümde, Kayseri'nin Develi ilçesi tarihi, coğrafi, somut ve somut olmayan kültürel varlıkları açısından irdelenmiştir. Kayseri'nin büyükşehir statüsüne geçmesiyle birlikte, eskiden Develi'ye bağlı köy olan daha sonra mahalleye dönüşen Zile'ye müze projesi önerilmiştir. Müze öneri projesi için yapılan araştırmalar, saha çalışmaları, nitel incelemeler, sözlü tarih pratikleridir. Yapılan tüm çalışmalar bütün olarak ele alınıp, değerlendirilmiştir. Müze binası taslak planı ve Müze'de sergilenecek eser önerileri tez kapsamında sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kent, müze, yerel, somut , somut olmayan kültürel varlık
İstanbul fotoğraf müzesi
Bu çalışmada, müzecilik kuramına göre modern müzecilik disiplini çerçevesinde "İstanbul Fotoğraf Müzesi" değerlendirilmiş; fotoğrafın tarihsel seyri, Cumhuriyet öncesi ve sonrası Türkiye‟de fotoğrafın gelişimi üzerinde durulmuştur. Dünyada ortaya çıkan sanat akımlarının fotoğraf üzerindeki etkileri incelenerek fotoğrafta bu akımların temsilcileri; dünyanın önde gelen fotoğraf müzeleri ve bu müzelerin oluşturdukları koleksiyonlar hakkında bilgiler verilmiştir. Bu itibarla, İstanbul‟da Fatih Belediyesi bünyesine bağlı "İstanbul Fotoğraf Müzesi"nin kuruluşu, müze yönetim politikası, mali politikası, koleksiyon oluşturma süreci, fotoğrafların sunuş ve sergileme teknikleri müzecilik kuramı ekseninde değerlendirilerek modern müzecilik anlayışı bakımından incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Fotoğraf, Fotoğraf Müzeleri, İstanbul Fotoğraf Müzesi, Müze, Müzecilik.
Müzelerde sikke koleksiyonları ve sergilenmesi
Bu araştırmada, Türkiye'de bulunan müzelerin koleksiyonlarının büyük bir bölümünü oluşturan sikkeler üzerine mevcut durumun değerlendirilmesi ve sergilenmesi konusunda yapılan durum tespitinin ardından ihtiyaçların belirlenerek geliştirilmesi hedeflenmiştir. Literatür taraması ve Türkiye'deki müzelerden elde edilen verilere ek olarak yurtdışında Roma ve Atina'da yapılan gözlemler ile bu çalışmanın kaynağı oluşturulmuştur. Bu doğrultuda birinci bölümde müze, sikke ve nümismatik kavramları açıklanarak gelişimlerine yer verilmiştir. İkinci bölümde yurtdışındaki müzelerde sikke koleksiyonları ve sergilenmesi, Atina Nümismatik Müzesi ve Roma'da bulunan Massimo Sarayı'nın nümismatik seksiyonu, müzelerin tarihçelerine de yer verilerek incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Türkiye'deki sikke koleksiyonu ve sergilemesine sahip müzeler coğrafi bölgelere göre sınıflandırılarak, müzelerin tanıtım bilgileri, sikke koleksiyonlarının ve sergilenen sikkelerin sayısı ile sergilenmesinden örnekler açıklanarak sunulmaktadır. Bütün bu veriler aracılığı ile Türkiye'deki sergilemeler, yurtdışında bulunan ve araştırmaya dahil edilen müzelerden sergileme örnekleri ile karşılaştırılmış ve öneriler oluşturulmuştur.
Gemi müzelerinde sergilenme teknikleri
Gemi müzesi belki de ilk gemiler kadar eski bir kavramdır. Ya büyük kahramanlık gösteren, ya savaşlarda esir alınan ya da halkın ilgilisini çekecek bir özelliği olan veya maceraya katılan gemiler, belli dönemler halkın ziyaretine açık olmuşlardır. Son iki yüzyılda gelişen müzecilik kavramı ile beraber bu gemiler muhafaza edilip teşhir edilmek üzere resmi olarak müzelere dönüştürülmeye başlanmıştır. Bütün Dünya, tarihteki önemli gemileri muhafaza etmekte geç kalsa da, günümüzde büyük şehirlerde sahilde bir gemi müzesi olağan bir görüntüdür. Bu çalışmada, gemi müzelerinin sergilenme yöntemleri tespit edilip üzerinde incelemeler yapılmıştır. Sergilenme yöntemlerinden sonra ideal bir gemi müzesi nasıl olur, o soru cevaplandırılmaya çalışılmıştır. İdeal gemi müzesinde öğrenilenler ile de örnek olabilmesi için tarihten dört gemi seçilip bugün gemi müzesine hangi senaryolar ile çevrilirdi, bunlar araştırılmıştır. Gemi müzeleri, sergilenen birer obje olarak gözükseler de müzecilik konusunda en zor konulardan birisidir. Belkide Dünya'da ki sergilenen en büyük obje olan gemilere, hem bir genel yaklaşımla bakılmıştır, hem de her geminin kendine özel yarattığı şartlar tespit edilmeye çalışılmış ve sergileme teknikeri önerilmiştir.
Sanat müzelerinde, depo ve sergileme alanlarındaki koruma
İlk bölümde, sanat müzesi tanımı, tarihçesi, çeşitleri, bu çeşitliliği oluşturan koleksiyon hakkında bilgi verilecektir. Sanat müzelerinin işlevselliği ve bu işlevsellik çerçevesinde koleksiyonun yönetimi hakkında bir çerçeve çizilecektir. Bu çerçeve içerisinde, koruma metodolojisi hususundaki çalışmalar anlatılmıştır. İkinci bölümde, Sanat Müzelerinin Koleksiyon Yönetimi olarak uyguladığı koruma metodolojisi değerlendirilmiştir. Dünyadaki ve Türkiye'deki sanat müzeleri örneklerinin, koruma metodolojisi ve koleksiyon yönetimi hakkında araştırmalara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, sanat müzelerinin depo ve sergileme alanları konusu üzerinde durulmuştur. Dünyadaki ve Türkiye'deki sanat müzelerinin depo ve sergileme koşulları esas alınarak koruma politikaları hakkında birtakım bilgiler paylaşılmıştır. Sonuç olarak, dünyadaki ve Türkiye'deki sanat müzeleri karşılaştırılarak birtakım bilgiler paylaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Restorasyon, Konservasyon, Sanat Müzesi, Koruma, Koleksiyon Yönetimi
Kentsel arkeoloji ve müze ilişkisi: İstanbul Arkeoloji Müzeleri
Bu tezin konusu kentsel arkeoloji uygulamaları ve bununla ilişkili olan müzecilik faaliyetlerini incelemektir. Araştırma bölgesi arkeolojik mirası oldukça yoğun olan İstanbul'dur. İstanbul Arkeoloji Müzeleri kurulduğu ilk günden itibaren İstanbul içinde gerçekleştirilen tüm kazıların yürütülmesi işinden sorumlu olmuştur. Bugün hala değişmeden aynı şekilde devam eden bu durum, İstanbul özelinde kentsel arkeoloji ile müzecilik faaliyetleri arasında sıkı bir ilişkinin doğmasına neden olmuştur. İstanbul'un yeraltındaki arkeolojik mirasının büyüklüğü ile yerüstündeki imar faaliyetlerinin yoğunluğu göz önüne alındığında, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin ne kadar büyük bir sorumluluk alanı olduğu aşikârdır. Buna ayrıca müze koleksiyonun hacmi ve müze içi faaliyetlerin yoğunluğu eklenirse bu durumun müzenin üstünde belli bir iş yüküne sebep olduğu ve yeni bir uygulamaya gereksinim duyulduğu açıktır. Dünyada özellikle II. Dünya Savaşı'nda kentlerin yoğun bir yıkıma uğramasından sonra ortaya çıkan duyarlılıkla gelişen kentsel arkeoloji uygulamalarının bugün çeşitli uluslararası kurumlar ve sözleşmelerle belirlenmiş temel ilkeleri mevcuttur. Türkiye Malta Anlaşması'na imza atarak bu konuda belirlenmiş yükümlülükleri kabul etmiş ülkelerden biridir. Avrupa'da kentsel arkeoloji uygulamaları kendi içinde farklılıklar gösterse de temel olarak belirlenmiş bu ilkelere göre uygulanmalar devam etmektedir. İstanbul'da tümüyle müzenin sorumluluğu altında yürütülen kazılar, Avrupa kentlerinin pek çoğunda arkeoloji şirketleri ya da devlete bağlı çalışan müze harici kurumlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu araştırmada kentsel arkeoloji kavramının tarihsel gelişimine genel olarak bakılmış; bu tip organizasyonların İstanbul kentsel arkeoloji uygulamaları için bir model oluşturup oluşturmayacağı tartışılmıştır. Müzenin kentsel arkeoloji alanındaki sorumluluğunun, müzecilik ve kentsel arkeoloji faaliyetleri açısından avantajları ve dezavantajları incelenmiştir. İstanbul'da konu için örnek teşkil eden iki kazı alanı değerlendirilmiş; Almanya'daki uygulamalarla kıyaslama yapılıp öneriler sunulmuştur.
Çağdaş sergileme kapsamında Türkiye'deki doğa tarihi müzeleri
Gezegenimizin sahip olduğu ve tüm canlılara sunduğu yaşamsal döngüye dair yapılan sergilemelerin doğa tarihi müzelerinde dikkat çekici olması ziyaretçilerin dikkatini bu müzelere toplamak açısından son derece önemlidir. Bu müzelerde oluşturulan bilimsel ve sanatsal konsepte uygun sergileri amacına uygun biçimde aktarmak, ilgisini bu noktada toplayan ziyaretçilerin doğa ve doğa tarihi üzerinde bilinçlenmesini sağlamakta kritik bir noktayı işaret etmektedir. 21. yüzyılın hızla değişen ve güncellenen teknolojisi sayesinde müzeolojinin bambaşka bir kimliğe bürünmesi dünyanın pek çok ülkesinde etkilerini göstermektedir. Gelişen teknolojik uygulamalar daha çağdaş müzeler yaratmada avantajlar sunarken, bazı kontrol edilmesi zor olan durumlara da sebep olmuştur. Teknoloji her çağda insanların hayatını kolaylaştıran yenilikler sunarken, gittikçe arttırdığı kaynak tüketimi sebebiyle doğada yaptığı tahribat da geri dönülemez boyutlara ulaşma evresine yaklaşmış durumdadır. Bu noktada hem teknolojik sergilemeyle topluma daha kolay ulaşabilen, hem de tahribatın izlerini azaltma misyonuna sahip olan doğa tarihi müzelerinin köprü görevi görmesi gerekmektedir. Bu müzelerin sergilemelerinin doğa dostu ama aynı zamanda çağdaş müzeolojiyi yakalayan sergilemeler olabilmesi için kolektif çalışabilen, bilimsel ilkeleri yansıtırken hür fikirli davranabilen uzmanlara ve alanında uzman küratörlere ihtiyaç duyulmaktadır. Dünyadaki doğa tarihi müzelerinden çeşitli örneklerin incelenmesi ve Türkiye'dekiler ile kıyaslanması sonucunda Türkiye'deki müzelerin doğa bilinci ve doğa tarihi müzeleri konusunda daha hassas olması, toplumu bilinçlendirme meselesini ciddiye alması ve uzmanlarla çalışmayı prensip haline getirmesi gibi önemli gereklilikler tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çağdaş Müzecilik, Sergileme Yöntemleri, Doğa Tarihi Müzeleri, Uygulamalı Ve Etkileşimli Sergileme, Sergileme Teknolojileri.
Türk ve İslam bilim tarihi sergisi için bir öneri
Bu tez çalışmasının konusunu Türk ve İslam Bilim Tarihinin müze/sergi yoluyla aktarımı konusunda yeni bir yol önerisidir. Bilimin ve teknolojinin ilk izlerine değinerek, tezin ana konusu olan Türk ve İslam biliminin en güçlü olduğu yüzyıllara ağırlık verilerek Rönensans sonrası Batı biliminden de bahsedilecektir. Bu tezle ortaya konan Türk-İslam Bilim Tarihi sergisi dünyadaki diğer benzer sergi ve müzelerin işlemediği tema ve kişiler ile konuları kapsamaktadır. Amaç bu zamana kadarki benzer sergi ve müzelere bir alternatif oluşturabilmektir. Bir Osmanlı tasarımı olarak ortaya çıkan ilk arabalı vapur olan Suhulet feribotu üzerinden, tematik bir sergi hazırlanmıştır. Bilim tarihindeki gelişmeler, kronolojik bir hat üzerinde, farklı coğrafyalarda farklı ekollerde gelişen bilimin etkileşimi ve Rönesans sonrasını da kapsayarak Suhulet feribotu üzerinden anlatılmıştır. Birinci bölümde; bilimin ortaya çıkışı, kavramsallaşması, tarih öncesi insan topluluklarının gelişmesine etkisi; tarım devrimi sonrasında ise Mısır, Mezopotamya, Anadolu Hindistan ve Cin'deki ilk kent ve nehir kulturleri (Tunc Devri) ve son olarak da Klasik Yunan ve Roma uygarlıklarını da iceren, ticarete dayalı bağımsız kentler (Demir Devri) donemi 7. yüzyıla kadar ana hatlarıyla aktarılmıştır. İkinci bölümde; 7. yy ile başlayan İslam tarihinin o dönemki bilim merkezleri ile etkileşimi ve çevirilerle bilimin İslam coğrafyasına adaptasyonu, İslam coğrafyasında bilimsel gelişmelerin sebepleri, Bilimin Avrupa'ya aktarımını sağlayan ilişkiler, Türklerin bilime katkıları, Osmanlı Bilimi, Rönesans ve Avrupa aydınlanması dönemleri 20. yüzyıla kadar olan tarih aralığında anlatılmıştır. Üçüncü bölümde; Dünyadan ve Türkiye'den Türk ve İslam Bilimi konulu sergi/müze örnekleri incelenerek artı ve eksi yönleriyle aktarılmıştır. Dördüncü bölümde; modern müzecilik, sergi küratörlüğü, sergi hazırlama aşamaları ve değerlendirilmesi konularına kısaca yer verilmiştir. Beşinci ve son bölümde ise; şimdiye kadar görülen örneklerden farklı nitelik ve içeriklerde tematik bir Türk-İslam bilim tarihi sergisi hazırlanmıştır. Sinopsis ve sergi metinleri, eser seçimi ve tasarımı ile kullanılacak digital teknolojiler bu bölümde anlatılmıştır.
Antalya Uzay Müzesi örneğinde bilim müzeleri ve eğitim ilişkisi
Eğitim, küreselleşen dünyanın ve gelişmekte olan ülkemizin en öncelikli konularından biridir. Okullarda eğitim sistemi ve müfredatı çerçevesinde verilen bilgiler öğrencilere bir yere kadar yeterli ve yararlı olmaktadır fakat özellikle ülkemizde öğrencilerin uygulamalı bir şekilde öğrenmesi için olanak yaratan yerler çok kısıtlıdır. Bu yüzden bu tezde öğrencilerin yaratıcılık yönlerinin geliştirerek bilim ile buluştuğu bir bilim ve teknoloji müzesi örneği modellenip incelenmiştir. Tezin ilk bölümünde eğitim, müze ve bilim müzeleri kavramları üzerinde durulmuş ve ayrıntılı bilgi verilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde ise yaratılmak istenen bilim ve teknoloji müzesi ana hatları ile modellenip ayrıntılı bir şekilde anlatılmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise ikinci bölümde anlatılan model doğrultusunda Antalya ilinde bir uzay bilimleri müzesi modellenip, müze içeriği ile alakalı bilgilere yer verilmiştir.
Sanat müzelerinin toplumun estetik yargısının şekillenmesindeki rolü
Sanat müzeleri, müze türleri içerisinde ziyaret edilmeden önce estetik kaygının ve beklentinin en yüksek safhalarda olduğu birimlerdir. Sanat ile estetik kavramı tarihsel süreçte sıklıkla birlikte anılan iki kavramdır. Sanat müzelerinde sanat eseri üzerinden sanatla ilişki kuran sanatsaverler, yaşadıkları estetik deneyim doğrultusunda bu iki kavramı gündemlerine alırlar. Buna paralel olarakta bu iki kavramın bitişiğinde bireyden topluma uzanacak bir estetik yargı anlayışı ortaya çıkar. Böylesine estetik yaklaşım barındıran bir içeriğin; sanat müzelerinde, sanat eseri üzerinden bireyler ile buluşması, estetik bağlamda yeni uzantılar doğurmaktadır. Tez, sanat ile estetik kavramlarını sanat müzeleri adı altında ele alıp bu uzantıları, birey ve sanat eseri bağlamında incelemiştir. Sanat müzelerinin bireysel estetik yargı ölçütlerini; karşılayıp, geliştirip, şekillendirip hatta gelecek estetik yargıların tayinine temel teşkil edebilecek kadar önemli bir rol üst üstlenebileceği düşüncesi, çalışmanın öne çıkan değinim noktasıdır. Araştırma, bir yandan ziyaretçilerin estetik yargılarının sanat müzelerinde sanat eseri üzerinden nasıl gelişip şekillenebileceğiyle ilgili fikir ileri sürerken, diğer yandan incelemeler ve önem arz eden nitelikli çıkarımlar doğrultusunda, sanat müzelerinde şekillenen bir estetik yargının, bazı faktörlerden nasıl etkilendiğini örneklerle ortaya koymaktadır. Araştırmada estetik yargının şekillenmesini etkileyen bu faktörler çerçevesinde, estetik yargının bireyden topluma uzanan yanları üzerinde durulmuştur. Araştırma ışığında özelden genele uzanan estetik bir gelişim evresi tespit edilmiştir. Bu tespitle; sanat müzesi, sanat eseri ve bireyi içine alan bir estetik yargı gelişim süreci ortaya çıkmıştır. Araştırma, bu söz konusu estetik yargı gelişim sürecini işleyerek, estetik yargının bireyde başlayan gelişim yönünü belirlemeye çalışmıştır. Estetik yargı ekseninde; sanat müzesi, sanat eseri ve birey üzerinden yapılan bu araştırmada bilimsel değeri olan birtakım sonuçlara varılmıştır. Sonuçlar estetik yargının birden fazla faktör tarafından şekillendiği yönündedir. Bu faktörlerin bireyde başlayan etkilerinin, topluma uzanabilecek potansiyelinin tespiti, araştırmanın odak noktalarındandır.
Dijital iletişim sürecinde Türkiye'deki müzelerin yeri
İnternetin yaygın kullanımının başlamasıyla birlikte bilgi akışı, haberleşme, iletişim yolları da değişmiştir. İçinde bulunduğumuz dijital çağ etkisini her alanda göstermektedir. Bu çalışmada dijitalleşmenin iletişim boyutu müzecilik üzerinden araştırılmıştır. Dijital arşiv, dijital sergileme metotları olan projeksiyonlar, etkileşimli akıllı ekranlar, kiosklar, etkivizyon uygulamaları, simülatörler, QR kodları ve artırılmış gerçekliklerin kullanımı, sanal müzeler ve sanal gerçeklik incelenmiştir. Çalışma dönemi içerisinde yapılan literatür taramalarında ziyaretçilerin müzelerden dijital beklentileri ve müzelerin internet tabanlı var oluşlarına dair kaynak bulunamadığından dolayı meta veri ve alan araştırması yapılarak özgün bir çalışma oluşturulmuştur. Bu çalışma ile de literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır. Müzelerin web site kullanımları ve sosyal medya kullanımlarından bahsedilmiş, Türkiye'deki 603 müze grupları üzerinde web sitesi, web sayfası ve sosyal medya kullanımı hakkında diyagnostik çalışma yapılmıştır. Bu müze grupları sergi mekânına, yönetim yapısına, koleksiyon türüne, işlevlerine ve ziyaret edilebilme durumlarına göre ayrıştırılmış ve birbirleriyle çapraz tablolama ve grafik gösterimler için bir meta veri oluşturulmuştur. Oluşturulan veriler meta-analiz tekniği ile analiz edilerek istatistiksel sonuçlara ulaşılmıştır. Ziyaretçilerin müze iletişimlerindeki dijital platformların kullanımı ve beklentilerini anlamak amacıyla alan araştırılması yapılmıştır. Müze ziyaretçilerinin teknoloji kullanımı ve dijital tercihleri değerlendirilmiştir. iv Ziyaretçilerin farklı deneyim imkânını müzeden de beklemesi, post modern çağımızda alışılmışların dışına çıkarak bilgiyi farklı boyutlarda öğrenmek veya deneyimleyerek öğrenmeyi tercih etmekte olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla Türkiye'deki müzelerin çağın gerekliliklerini tam olarak karşılamaları ve ziyaretçilerle iletişimi koparmamak için yeni medya kanallarını daha aktif kullanması gerektiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dijitalleşme, Sosyal Medya, Müze İletişimi, İnteraktif Müze, Sanal Müze, Türkiye, Alan Araştırması, Meta Veri v
Dokuma Park Antalya Müzik Müzesi konsept önerisi
İnsanın çok eski tutkularından biri olan koleksiyonculuğun modern bir müzeye dönüşmesi, iki bin yıldan fazla sürmüş, uygarlık tarihinin uzun süreçlerinden biridir. Çoğu ganimetlerden oluşan eski koleksiyonların büyük kralların saraylarındaki, zengin yöneticilerin malikânelerindeki ve görkemli tapınakların galerilerindeki varlıkları, çoğu kez zenginliği, üstünlüğü ve saygınlığı simgelemekteydi. Rönesans ve Reform hareketlerinin ortaya çıkardığı yeni yönelimler, önce nesneleri araştırma ve sınıflandırma kaygılarını ardından da -mülk sahiplerinin zenginliklerini sergileyerek saygınlıklarını artırma temelinde de olsa- koleksiyonların sınırlı toplum kesimlerine açılmasını sağlamış ve böylelikle modern müzeciliğin ilk adımları atılmıştır. Bunun sonucunda Aydınlanma Çağı, birçok başka modern unsur gibi klasik müze olarak tanımlanan modern müzelerin de köklendiği dönem olmuştur. Avrupa halklarının uluslaşma süreçlerinin en keskin ve son dönemecinin yaşandığı 19. yy. ise müzeye bu dönüşümde ve hedeflenen uygarlığın örülmesinde önemli görevlerin verildiği, aynı zamanda pozitivizm çerçevesinde belli sınıflandırma ve düzenleme ilkelerinin getirildiği; müzenin yapısal ve işlevsel sınırlarının belirlenerek, tanımlandığı dönemdir. Avrupa uygarlığının gelişim sürecinde biçimlenen ve dünyanın başka bölgelerindeki evrimleri bir yana, aynı coğrafyanın kültürel, toplumsal örgüsünün bir parçası olan klasik müzeler, uzun süre beklentileri karşılamakla birlikte 20. yy.ın ortalarından itibaren uygarlığın yeni yönelimleri doğrultusunda önemli değişimler geçirmeye başlamıştır. Klasik müzelerin elitist duruşları, nesne odaklı yapıları bu değişimlerle yerini toplumsal ilişkisi güçlü, eğitim odaklı müzelere bırakmaya başlamıştır ki bu tutum müzenin konularında da önemli genişlemeler yaratarak somut olmayan kültürel mirası müzelerin daha fazla ilgilendiği bir alan olarak öne çıkarmıştır. Böylelikle toplumsal tarih anlayışının egemen olduğu suç, göç savaş, yoksulluk, mutluluk, aşk gibi konular, alışılagelmiş müze konularının yanında yer bulmaya başlamışlardır. Daha önce çalgıları ve özel sanatçılarıyla müzelerde yer bulmuş müzik ise tam bu noktada toplumsal bağlarıyla, kendi bütünlüğü içinde tek başına bir sanat olarak müzenin hedefleri arasına girmiştir. Kültürün hem somut hem soyut alanlarında, uygarlığın ilk adımlarından itibaren varlık gösteren müzik; ortaya koyduğu kesintisiz birikimle, taşıdığı kültürel izlerle, hemen her dönem bütün toplumlarda özgün bir sanat olarak bulunmasıyla, dönemsel, etnik kimliklerine karşılık evrensel bir dil oluşuyla, günümüzün en popüler sanatı olmasıyla müzenin konusu olmayı çoktan hak etmiştir. Nitekim 20. yy.ın sonundan itibaren tüm dünyada en çok ilgi gören müze konularından biri müziktir. Müzik müzelerinin bu tarihsel gerekliliği, içinde bulunduğumuz zaman diliminin yerel değerleri hızla yok ettiği gerçeğiyle desteklenmelidir. Denilebilir ki bir müzik müzesi, müziğin gelişimine, birikimine, etkileşimlerine ilişkin bilgi ve belgeleri korumak, araştırmak, anlatmak gibi temel işlevlerinin yanında bir kent müzesinin ya da bir etnoğrafya-folklor müzesinin işlevlerini de belirli ölçülerde üstlenecektir. Bu da müziğin bütün toplumsal ilişkileri, etkileşimleri ve kültürel bağları içinde ele alınmasıyla olanaklıdır. İşte bu gereklilikler ve yaklaşım biçimi bu çalışmanın konusu olan Dokuma Park Antalya Müzik Müzesi Konsept Önerisi'nin ortaya çıkmasını sağlayan etkenlerin başında gelmektedir. Klasik müzeciliğe göre daha demokratik, katılımcı bir işleyiş sergileyen, toplumsal ilişkileri öne çıkararak eğitimi var oluşunun odağına yerleştiren yeni müzecilik anlayışına göre yapılanmış dünya müzik müzelerine baktığımızda, bu kurumların müziği ele alışlarında kimi önemli farklılıklar görürüz. Ulusal bir müzik kültürü, genel müzik tarihi, caz, pop, rock, klasik gibi müzik türleri ya da bazen yalnız çalgılar müzelerin konusunu oluşturmaktadır ki böylesi sınırlandırmalar müzecilik için de son derece doğal, kimi zaman da gereklidir. Bu kapsamda DOPAMM, müzik sanatının genel niteliklerine çeşitli vurgular yapmakla birlikte Antalya'nın yerel müzik kültürünü ve bu kültürün saptanabilen bütün süreçlerini konu edinmiştir. Başka bir deyişle yereldeki müziğin varlığına ilişkin tüm unsurlar müzenin konusudur. Dolayısıyla çalışma kapsamında yereldeki müzikal unsurlar, tür, dönem ya da etnik aidiyetler gibi ayırıcı özellikler gözetilmeksizin bir bütün olarak ele alınmış, coğrafya bu bütünlüğün temel ölçütü kılınmıştır. Böylesi bir yaklaşım bile, müziğin notalama ve kayıt teknolojilerinden yoksun olduğu bin yılları bulan dönemleri hakkında yeterli ve sağlıklı bilginin bulunmasına yetmez. Dolayısıyla DOPAMM'ın içeriğinde günümüze yakın dönemlerin müzikal verileri daha yoğun olarak yer bulmaktadır. Buna karşılık Antalya'nın Antik Çağ gibi çok parlak dönemleri, yerel müzik tarihi içinde de elde bulunan veriler ışığında öne çıkabilmektedir. Müziğin kaydedilemediği bu uzun dönemlerin içinde bulunduğu karanlık, müziğin toplumsal işlevlerinin ve bunlara bağlı olarak bulunduğu mekânlarının araştırılması ve yereldeki varlıklarının saptanmasıyla dağıtılmaya çalışılmıştır. Böylelikle ezgisel, ritmik, tavırsal vb. özellikler değilse de müziğin yüzlerce yıl boyunca ne için, nerede, kimlerce, neyle üretildiği sorularına karşılıklar oluşturulmaya çalışılmıştır. Elbette bütün bu soruların doğru yanıtları, müziğin toplumsal konumu, zaman içindeki etkileşimleri ele alınmadan oluşturulamaz ki bu yaklaşım aynı zamanda müziğin bilinmeyenlerine ilişkin tersten giden bir kılavuzdur. Müziğin yereldeki izlerinin daha somut olarak izlendiği 19. yy. ve sonrası kuşkusuz Müzenin temel birikiminin elde edildiği zaman dilimidir ve bu birikim müzik kültürüne dâhil olan tüm unsurlardan; mekânlardan, sanatçılardan, çalgılardan, eserlerden, müziğin tür ve özelliklerinden oluşturulmuştur. Bu kapsamda önemli sayılabilecek bir halk müziği repertuvarı ortaya çıkmıştır. Müziğin yerel izleri araştırılırken öne çıkan bir başka olgu da, bu sanatın bölgedeki siyasal gelişmelere göre önemli nitel ve nicel değişiklikler yaşadığıdır. Elbette bu değişimlerin kentsel ve kırsal yönelimleri farklıdır. Ancak bir kültürel unsur olarak müzik, yerelde de dönemsel özellikler ortaya koymuş, siyasal, etnik ve dinsel üstünlüklere göre hem teknik hem de işlevsel olarak yeniden biçimlenmiştir. Yeni müzecilik anlayışı ile kurgulanan DOPAMM'ın konseptinde, çağdaş dünya örneklerindeki uygulamalar, bunların yanında hedeflere ulaşmak için önemli araçlar olan özgün birimler ve sergiler, toplumsal ilişkileri güçlü, eğitim odaklı bir işleyiş yer almaktadır. Müzenin kuruluş ve işleyişini belirleyecek olan bilimsel politikalar, müziği hem sanatsal hem toplumsal boyutlarıyla ele alan sergiler, bu sergilerin etki ve ifade gücünü artıracak teknolojik uygulamalar, sanal müze, bir müzik belleği oluşturacak olan bilgi-belge arşivi, araştırma birimi, stüdyo, radyotelevizyon, çalgı atölyesi, müzik atölyesi, orkestra, kurslar, konserler vb. çağdaş müzecilik anlayışının gerektirdiği işleyişi sağlayacak olan unsurlardır. Antalya'nın yeni toplumsal ve kültürel projelerinden bir olan Dokuma Park, kentsel konumu, dokusu, kent kimliğindeki yeri, içerdiği birimleri ve etkinlikleriyle DOPAMM'ın kolaylıkla yerleştirilebileceği bir yapı ortaya koymaktadır. Park'ın niteliğine üst düzey katkılar sağlayacağı düşünülen DOPAMM, aynı zamanda Park'ın çeşitli olanaklarından da yararlanacak, diğer birimlerle kuracağı dayanışma ile çağdaş dünya örneklerinde denenen ve başarılı olan bir yapılanmada yer alacaktır. Dokuma Park Antalya Müzik Müzesi, çağdaş müzecilik ilkeleri, bilimsel politikaları ve genel kurgusuyla şehrin sanat ve eğlence anlayışını belgelemede önemli bir boşluğu doldurmakla kalmayıp, yerel müzik kültürünün olabildiğince doğru bir biçimde belgelenmesi, korunması ve araştırılmasına da olanak tanıyacaktır. Böylelikle küreselleşen dünyada giderek kaybolan yerel unsurların Antalya yerelinde korunmasına ve toplumsal kent kimliğinin belgelenmesine, belli düzeyde de olsa oluşturulmasına katkı sağlanacaktır. Her düzeyden ziyaretçi ve araştırmacıya izleme, öğrenme ve uygulama olanağı tanıyacak olan kurum, süreklilik kurgusuyla biriktiren ve gün geçtikçe gelişen bir yapı hedeflemektedir.
Ege ve Akdeniz bölgesi ören yeri müzeleri ve çağdaş teknolojik uygulamalar
Çağdaş müzecilik anlayışında müzelerin önceliği eserleri koruyup depolamakla birlikte, antik kültürleri ziyaretçi ile paylaşmak, ziyaretçiye yaşadıkları toplumun geçmişini anlatarak kültürel miras bilinci aşılamak haline dönüşmüştür. Geleneksel müzecilik anlayışında eser koruma ve sergileme odaklı çalışıldığı için insanların vitrinlerin ardından materyal ve antik kültürlerle iletişim kurabilmesi oldukça zordur. Bu nedenle toplumun geneli ele alındığında müzelerin sıkıcı mekanlar olduğuna dair bir algı oluştuğu görülmektedir. Bu bağlamda ören yeri müzeleri arkeolojik materyalleri kendi ortamında sergileme imkanı sağlayarak ziyaretçilerin antik kültürleri dolu dolu deneyimlemesine imkan vermektedir. Çağdaş teknolojik uygulamalar ise bilgileri oyunlaştırarak ziyaretçilere aktarılmasını ve ziyaretçilerin müzede eğlenerek daha çok vakit geçirmesini ve edindiği bilgilerin kalıcı olmasını sağlamaktadır. Bu tezde kültürel mirası koruma bilincinin toplum tabanına yayılarak sürdürülebilirliğini sağlamak adına ören yerlerinin düzenlenmesi ile birlikte bu alanlara açılacak müzelerin gerekliliği vurgulanmış, Ege ve Akdeniz Bölgeleri'nde konumlanan Afrodisias, Hierapolis, Milet, Side ve Karatepe-Aslantaş ören yeri müzelerinin fiziki ve idari durumları araştırılmış, bu müzelerde yapılan anket çalışması ile ziyaretçi profili ve ziyaretçi görüşleri incelenmiştir. Güncel olarak müzelerde kullanılan çağdaş teknolojik uygulamalar örneklenerek ziyaretçiler üzerinde bıraktığı etkilerden bahsedilmiştir. Sonuç olarak ören yerinde kurulan müzelerin taşınabilir eserleri bulunduğu konumda korumanın yanı sıra bağlam bütünlüğü sağlayarak ziyaretçilerin antik kültürü ve tarihi anlamasına yardımcı olduğu ve hologram, simülasyon, projeksiyon gibi çağdaş teknolojik uygulamaların bu kavrayışı pekiştirdiği anlaşılmıştır.
Türkiye'de ulusal kimlik inşasında müze-toplum ilişkisi 1919-1938
Günümüz dünyasında toplumun hızlı bir şekilde değişmesi ve kendini yenilemesi kültürün ve kültürel mirasın yeni nesillere aktarımı konusunda sıkıntılar yaratmaktadır. Özellikle teknolojinin gelişmesi ile birlikte birçok kültür birbiri ile kaynaşmış ve yeni kültürler ortaya çıkmıştır. Oluşan yeni toplumlar kültürlerini devam ettirmek istemişler ve kültürel mirasın yeni nesillere aktarılması için geçmişten günümüze eğitim kurumu olarak gördükleri müzeleri aktif olarak kullanmışlardır. Ayrıca müzelerin yeni nesillere kültürün aktarımının yanında toplumu bir arada tutma görevleri de vardır. Toplumla müzenin ilişkisi toplumdan müzeye olabileceği gibi müzeden topluma da olabilir. Çift taraflı etkileşim müzelerin şekillenmesi ya da toplumun şekillenmesi açısından önemlidir. Toplumların müzeden etkilenmesi doğal olarak müzeyi idare eden kurum ve kuruluşların müzeleri kendi fikir ve görüşlerini topluma iletmesi bakımından da önemlidir. Dünya tarihinde birçok toplumda müzelerin toplumu şekillendirme örneği mevcuttur. Bu değişimler doğal olarak iktidar sahibi olan kişilerin düşünce şeklinde olmuş ve toplumu kendi düşüncelerine göre şekillendirmeye çalışmışlardır. Mirasını Osmanlı İmparatorluğundan alan Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ve inşası sırasında da müzeler aktif olarak kullanılmıştır. Kozmopolit Osmanlı toplumundan, tek ulusa dayanan ve ulus-devlet anlayışını ortaya koyan bir toplum yaratılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızda tarihsel süreç içerisinde yeniden oluşturulmaya çalışılan bir toplumun kültürel değişimini ve idarenin sağlamaya çalıştığı kültürel değişim sürecinde müzeleri nasıl kullanmaya çalıştığı incelenmeye çalışmıştır. Anahtar Kelimeler: Müzecilik, Müze-Toplum İlişkisi, Ulus-devlet,
Müze pazarlamasında müşterinin önemi: İzmir Arkeoloji Müzesi örneği
Müzeler, tarihte yer almış uygarlıkların, kültür, sanat ve yaşam unsurlarını toplayarak koleksiyon oluşturur iken, geleceği şekillendirme, halkı eğitme, kültür ve bilgi birikimi sağalma adına, araştırmaya yönlendirme misyonunu üstlenen kurumlardır. Gelişen ve değişen çevrede ayakta kalabilmek için yeni yöntem ve teknikler uygulanması kaçınılmazdır. Bunlardan biride pazarlama metotlarının müzelerde uygulanmasıdır. Modern pazarlama yaklaşımı kapsamında müze pazarlama, hedef kitlenin beklentilerine odaklanmakta, hedef kitlenin beklentileri doğrultusunda düzenlenme yapmakta ve müzelerin temel amacı dışında eğlence ve eğitim amaçlı ilave etkinlikler geliştirilerek müze yapılarını daha cazip kılmaya yönelik çabalar ortaya konulmaktadır. Bu sayede müzeler müşteri memnuniyeti ve sosyal ilgiyi sağlayabilir ve hizmetlerine devam etmek için gerekli kaynakları tedarik edebilirler. Bu çalışmada müze pazarlama planlaması, gerekliliği ve genel uygulamalara göre farklılıkları incelenmiştir. Örnek olarak İzmir Arkeoloji Müze'si ele alınmıştır. Müşteri odaklı pazarlama stratejileri sunulmuştur.