Yozgat Bozok University
Discipline

Public Health

Yozgat Bozok University

736

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Şahinbey Oto Sanayi Sitesi'nde çalışan 18 yaş altı bireylerin durumu

Çocuk işçiliği gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırma Gaziantep il merkezindeki Şahinbey Oto Sanayi Sitesi'nde çalışan çocuk işçilerde; sosyo-demografik özelliklerin, çalışma şartlarının, genel sağlık durumunun, alışkanlıkların, madde kullanımının ve şiddetle karşılaşıp karşılaşılmadığının belirlenmesi amacıyla yapılan kesitsel-tanımlayıcı tipte araştırmadır. Tüm evrene ulaşılmaya çalışıldı ancak iş yerlerinin %58,2'si araştırmaya katılmayı kabul etti (n=418). Evrenin %58,2'sine ulaşıldı. Veriler bir anket aracığıyla, yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı ve çocukların boy ve kiloları ölçüldü. Veriler SPSS 22 paket programında değerlendirildi. Analizlerde betimleyici istatistikler ve ki kare testi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 kabul edildi. Çalışma sonuçlarına göre katılımcıların tamamı erkekti ve yaş ortalamaları 14,90±1,94'idi. İşe başlama yaşı ortalamaları 11,75±2,49 yıldı. %34,9'u okula devam etmemekteydi. Çocuklarda zayıflık %2,8, bodurluk %9,8, kiloluluk %17,7 ve obezite %6,5'ti. Ebeveynlerin eğitim seviyesi düşüktü. Babaların, annelere göre eğitim düzeyi daha yüksekti. %97,4'ünün annelerinin ev hanımı olduğu, gelirleri olmadığı ve ailelerin %16,5'inin göç ettiği saptandı. Ailedeki birey sayısı ortalama 5,87±1,62'di. Katılımcılardaki sigara kullanımı %29,4, alkol kullanımı %8,4 ve madde kullanımı %3,8 olarak belirlendi. Çocukların %55,0'ı meslek öğrenmek için, %35,4'ü de maddi nedenlerden işe başladığını belirtti. Çocuklar en çok oto tamir iş yerlerinde çalışmaktaydı (%38,8). Ortalama mesai süreleri günlük 11,46±0,83 saatti. Çocuk işçilerin haftalık kazançları ortalama 98,9±57,7 Türk Lirası'ydı. İş yeri memnuniyet oranı %95,7'di. Çocukların % 5,7'si çıraklık okuluna devam etmekteydi. %52,6'sı iş kazası geçirdiğini ve %88,8'i de işyerinde şiddet türlerinden bir veya birkaç tanesine maruz kaldığını belirtti. Sonuç olarak çocuk işçiliği alınan önlemlere ve uzun süredir verilen mücadeleye rağmen devam etmektedir. Çocuk işçiliği konusunda daha radikal çözümler aranmalı ve sektörler arası işbirliği oluşturularak ortak bir duruş ve politik kararlılık sergilenmelidir.

Endüstri bölgesiErgenlerGaziantep+5
Coşkun Cüce
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi'nin sağlıkla ilgili fakültelerindeki ilk ve son sınıf öğrencilerinin beslenme alışkanlıkları ve obezite sıklığı

Tanımlayıcı-kesitsel tipteki bu çalışma, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim görmekte olan ilk ve son sınıf öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarını ve obezite sıklıklarını saptamak ve bu durumu etkileyebilecek faktörleri ortaya koymak amacıyla yapılmıştır (n=1068). Evrene ulaşım oranı %88,0 olarak gerçekleşti. Araştırmada veri toplama aracı olarak soru kâğıdı kullanılmıştır. Toplanan veriler tanımlayıcı istatistikler, Kruskal Wallis, Mann-Whitney U ve ki-kare testleri kullanılarak analiz edildi. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmada yer alan öğrencilerin %61,5'i kadın, %38,5'i erkek ve BKİ ortalamaları 21,93 ± 3,16 kg/m² olarak bulundu. Araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin %12,2'sinin zayıf, %72,4'ünün normal kilolu ve %15,4'ünün fazla kilolu veya obez olduğu tespit edildi. Erkek cinsiyette olan ve tıp fakültesinde eğitim görmekte olan öğrencilerin beden kitle indeksine göre kilolu veya obez olma durumu anlamlı düzeyde yüksek olarak saptandı. Öğrencilerin yaklaşık yarısının günde 2 öğün ve daha az yemek yediği, en çok atlanan öğünün ise kahvaltı olduğu tespit edildi. 1. sınıfta eğitim gören öğrencilerde her gün süt ve süt ürünleri, meyve ve sebze tüketimi anlamlı düzeyde yüksek bulunurken (Sırasıyla p=0,024 ve p=0,007), son sınıfta eğitim gören öğrencilerde sigara ve alkol kullanma durumu anlamlı düzeyde yüksek bulundu (Sırasıyla p=0,040 ve p=0,026). Aile veya akraba ile birlikte kalmanın tüketilen besinler üzerinde olumlu etkisinin olduğu saptandı. Öğrencilerin %31,6'sının en az 1 kez diyet yaptığı, %33,9'nun düzenli egzersiz yaptığı görüldü. Sonuç olarak üniversite öğrencilerinde obez veya kilolu olma durumunun yaygın olduğu belirlendi. Elde edilen sonuçlar öğrencilerde obezitenin önlenmesi için yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının, düzenli ve yeterli fiziksel aktivite yapmayı günlük yaşamlarının bir parçası haline getirmelerinin sağlanmasının önemli olduğu; sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının geliştirilmesi amacıyla eğitimin ilk aşamalarından itibaren öğrencilerin bilinçlendirilmelerinin gerekliliğini göstermektedir.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme bozuklukları+4
Ferit Yetkinşekerci
Gaziantep University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kahramanmaraş – Ekinözü ilçe merkezinde 2011 yılında gebeliği sonlanmış tüm kadınların gebelik öncesi ve gebelik sırasındaki risk faktörlerinin değerlendirilmesi

Tanımlayıcı-kesitsel tipteki bu araştırma, doğum yapan kadınların gebelik öncesi ve gebelik sırasındaki risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın evrenini; Ekinözü ilçesinde 2011 yılında gebeliği sonlanmış olan 189 kadın oluşturdu. Tüm evren araştırmaya dahil edildi. Araştırma verileri, literatür taranarak hazırlanmış olan soru kağıdı aracılığı ile bizzat araştırmacı tarafından toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanıldı. Araştırmaya alınan kadınların, % 4,8'inin ilkokul eğitimini tamamlamadığı, % 11,6'sının akraba evliliği yaptığı, % 5,8'inin kronik hastalığı olduğu ve % 4,7'sinin sürekli olarak ilaç kullandığı saptandı. İlk gebeliklerini, kadınların % 42,3'ünün adölesan dönemde, % 1,1'inin ise 35 yaş ve üzerinde yaşadığı saptandı. Kadınların % 24,3'ünün 4 ve daha fazla doğum yaptığı saptandı. Tüm doğumların % 33,9'unun, son doğumların ise % 39,1'inin iki yıldan kısa aralıklarla meydana geldiği saptandı. Tüm doğumların, % 10,9'unun, son doğumların % 13,8'inin sezaryenle olduğu, tüm doğumların % 1,4'ünün evde, son doğumların tamamının hastane ortamında gerçekleştiği, tüm doğumların % 8,1'inin kendiliğinden düşükle, % 2,5'inin ölü doğumla ve % 2,1'inin de isteyerek düşükle (kürtaj), son doğumların ise tamamının canlı doğumla sonuçlandığı saptandı. Son gebeliklerinde kadınların, tamamının en az bir kez doğum öncesi bakım aldığı, % 66,7'sinin tam aşılı olduğu, % 1,6'sının sigara kullandığı, ve % 8,5'inde gebeliğe bağlı bir hastalığın ortaya çıktığı saptandı. Annenin eğitim düzeyi yükseldikçe ilk gebelik yaşının yükseldiği saptandı (p<0,05 ). Anne yaşı artınca gebelik sayısının, evde doğum yapma oranının, isteyerek düşük oranının, beş yaş altı çocuk ölümünün, ideal çocuk sayısının ve sahip olmak istenen toplam çocuk sayısının arttığı belirlendi (p<0,05). Gebelik sayısı arttıkça ölü doğum ve evde doğum yapma oranında artış olduğu saptandı (p<0,05). Anahtar sözcükler: Anne, Doğum, Çocuk, Gebelik, Risk Faktörleri

Ana-çocuk sağlığıDoğumGebelik+2
Emel Güçlü Cihan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının ekolojik ayak izi farkındalığını etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Bu çalışma kesitsel tipte olup, sağlık çalışanlarının ekolojik ayak izi farkındalık düzeylerini ve bunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmış olup, Yozgat Bozok Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde çalışan 312 katılımcıyla yürütülmüştür. Araştırmanın verileri katılımcıların sosyodemografik özellikleri ve Ekolojik Ayak İzi Farkındalık Ölçeği (EAİFÖ) ile toplanmış ve SPSS (Statictical Package for Social Sciences) 18.0 paket programıyla analiz edilmiştir. Analiz yöntemlerinde, Kolmogorov-Smirnov normallik testi yapılmıştır ve test sonucunda EAİFÖ ve alt boyutlarının normallik dağılımına uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde ikili grupların karşılaştırılmasında Man-Whitney U testi, üç ve üzeri grubun karşılaştırılmasında ise Kruskal-Wallis H testi kullanılmış olup bağımsız değişken ile bağımlı değişken arasındaki ilişkinin yönünü ve gücünü belirlemek amacıyla Spearman Korelasyon analizi, bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerindeki etkisini tanımlamak amacıyla Binary Logistic Regresyon analizi uygulanmıştır. EAİFÖ ve alt boyutlarından elde edilen istatistiksel bulgular sonucunda; sağlık çalışanlarının farkındalık düzeyinin en yüksek olduğu alt boyut yasalar iken en düşük olduğu alt boyut ulaşım şeklinde tespit edilmiştir. Sağlık çalışanlarının ekolojik ayak izi farkındalıklarını etkileyen faktörler; çevre eğitimi almış olmak, çevresel konularda bir başkasına tavsiyede bulunmak, çevresel düzensizliklere karşı müdahalede bulunmak, çevresel korunmaya yönelik ilgili olmak, çevresel faaliyetlerde bulunmak, en uzun kentsel bölgede yaşamış olmak, çevresel yasalardan haberdar olmak, çevresel faaliyetlerde bulunmak, kadın cinsiyette ve hemşire olmak şeklinde belirlenmiştir.

Berkan Ertuğrul
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Araştırma hastanesine başvuran yaşlı bireylerin kırılganlık ve malnütrisyon durumlarının yaşam doyumuna etkisi

Bu çalışma, Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine başvuran 65 yaş üstü katılımcıların kırılganlık ve malnütrisyon değerlendirmesi yaparak kırılganlık du rumunun malnütrisyon ve yaşam doyumuna etkisini ölçmek için yapılmıştır. Çalışma kesitsel olarak 2024 yılında gerçekleştirilmiştir. Çalışma 363 hasta ile tamamlan mıştır. Veriler ''Tanıtıcı Bilgi Formu'', ''Frail Kırılganlık Ölçeği'', ''MNA-SF Ölçeği'' ve ''Yaşam Doyum Ölçeği'' kullanılarak yüz yüze anket yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin de ğerlendirilmesinde Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis-H Testi, Bonferroni post hoc testi, Spearman korelasyon analizi ve Regresyon Analizleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılanların %51,2'si kadın, %74,4'ü evli, %64,2'si 65-74 yaş grubunda ve %53,2'si ilkokul mezunudur. Araştırma sonucunda bireylerin %55,6'sının kırılgan olduğu, %36,6'sının kırılganlık öncesi, %0,8'inin kırılgan olmadığı saptanmıştır (p<0.05). Araştırma sonucunda bireylerin %28,1'inin malnütrisyonlu olduğu, %58,1'inin malnütrisyon riski ta şıdığı, %13,8'inin malnütrisyonlu olmadığı saptanmıştır (p<0.05). Araştırma sonucunda bi reylerin kırılganlık ve malnütrisyon puanlarının yaşam doyumu ile zıt yönde hareket ettiği saptanmıştır (p<0.05). Katılımcıların çoğunluğunun kırılgan, dörtte birinden fazlasının malnütrisyonlu olduğu bulunmuş ve buna etki eden faktörler değerlendirilmiştir. Kırılganlık ve malnütrisyon durumunun yaşam doyumu üzerinde olumsuz etkisi önemli bulunmuştur (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Kırılganlık, Malnütrisyon, Yaşam Kalitesi

Beslenme durumuDaha iyi yaşam endeksiGeriatri+4
Ali Aslan
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi çalışanlarının birincil, ikincil, üçüncül koruma ile ilgili bilgi, tutum ve davranışları

Tanımlayıcı-kesitsel tipteki bu çalışmaya Gaziantep Üniversitesi çalışanlarından örnek seçimine gidilerek 403 kişi dahil edildi. Çalışmada üniversite personelinin birincil, ikincil ve üçüncül korumayla ilgili bilgi, tutum ve davranış durumlarını belirlemek amaçlandı. Katılımcılara soru kağıdı ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışaları II (SYBD) ölçeği uygulandı. Toplanan veriler tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi ve ki-kare testleri kullanılarak analiz edildi. Çalışma sonuçlarına göre personelin yaş ortalaması 36,57±11,77 yıl, %51,1'i kadın, %81,1'i üniversite mezunu idi. Herhangi bir erişkin aşısı yaptırma sıklığı %45,2 olarak bulundu. Sağlık çalışanlarının %45,9'u Hepatit B' ye karşı aşılanmıştı. Bazı sağlık taramalarını en az bir kez yaptırma sıklıkları ise; kan basıncı %80,1, kan şekeri %74,4, kan kolesterolü %54,6 idi. Personelin %25,3' ünün kanser tarama tetkikleri hakkında bilgisi vardı. Önerilen yaşlarda kanser tarama tetkiklerinin yaptırılma sıklıkları ise; kolorektal kanser taraması %13,2; pap smear testi %21,5; mamografi %31,4; prostat kanseri taraması için %6,7 idi. En sık görülen kronik hastalıklar; hipertansiyon, diyabetes mellitus, hipotiroidi, astım, hiperlipidemi ve koroner arter hastalığı idi ve çoğunlukla semptomatik hale gelince tanı konmuştu. Katılımcıların SYBD ölçeği toplam puan ortalaması 126,76±21,13 idi. SYBD alt ölçeklerinin puan sıralaması ise yüksekten düşüğe doğru; kendini gerçekleştirme, kişiler arası ilişki, beslenme, sağlık sorumluluğu, stres yönetimi ve fizik aktivite şeklindeydi. Sonuç olarak; sağlık çalışanı, hastanede çalışan diğer personel ve üniversitenin diğer birimlerinde çalışan personelin sağlık bilgi ve davranışı yönünden birbirinden farklı olduğu, tüm personelin hastalıklardan korunma ve sağlığı geliştirme ile ilgili bilgisinin ve sergilediği tutum ve davranışın yetersiz olduğu bulundu. Bu eksikliklerin giderilmesi için bu konularda hizmet içi eğitimler düzenlenmesi, sağlığı geliştirici uygulamalar için ortam sağlanması, sağlık taramalarının rutin uygulamaya girmesi, sağlık açısından riskli davranışları önlemeye yönelik politikalar oluşturulması önerilir.

GaziantepKoruyucu sağlık hizmetleriPrimer korunma+4
Fatma Ağ
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ili Çukurova ilçesindeki annelerin ilk 6 ay sadece anne sütü verme durumlarına sosyodemografik ve psikopatolojik özelliklerinin etkisi

Amaç: Anne sütü, bebeğin dengeli beslenerek, sağlıklı büyüme ve gelişimi için oldukça önemli bir besindir. Dünya Sağlık Örgütü ilk 6 ay sadece anne sütünü önermektedir. Bu çalışmanın amacı, Adana'nın Çukurova ilçesinde yaşayan annelerin sosyodemografik özellikleri ve psikopatolojik özelliklerinin incelenmesi ile bu özelliklerin ilk 6 ay sadece anne sütü verme durumlarına etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmada rastgele seçilen 284 kadına, Kasım 2015-Şubat 2016 tarihleri arasında ulaşıldı. Veri toplamak amacıyla kadınlara sosyo-demografik özelliklerini belirlemeye yönelik 27 soruluk anket ve 53 sorudan oluşan Kısa Semptom Envanteri uygulanmıştır. İstatistiksel değerlendirmeler için SPSS 19 for Windows paket programı, istatistiksel analiz olarak frekans tabloları, ki-kare testi, ANOVA testi, Mann-Whitney U testi ve çoklu lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Annelerin % 37,0'si bebeğine ilk 6 ay sadece anne sütü vermişti. Kadınlardan lise ve üzeri okullardan mezun olanların, gebelik döneminde anne sütü eğitimi alanların, doğum sonrası ilk yarım saat emzirenlerin, çalışmayanların bebeğine ilk 6 ay sadece anne sütü verme oranı anlamlı olarak daha yüksekti. Fakat kadınlardan bebeği bir hastalık geçirenlerin, bebeğinden ayrı kalanların, aile büyükleriyle aynı evde yaşayan veya aile büyüklerinden bebek beslenmesi konusunda etkilenenlerin, sigara içenlerin, meme başıyla ilgili sorun yaşayanların ilk 6 ay sadece anne sütü verme oranı anlamlı olarak daha düşüktü. İlk 6 ay sadece anne sütü vermeyen annelerin somatizasyon, obsesif kompulsif bozukluk, kişiler arası duyarlılık, depresyon, anksiyete bozukluğu, hostilite, fobik anksiyete, paranoid düşünce, psikotizm puan ortalamaları anlamlı olarak daha yüksektir. Sonuç: Araştırmamızda ilk 6 ay sadece anne sütü verme oranı % 37 olarak bulunmuştur. Kadınlar için doğum sonrası dönem, oldukça hassas bir dönem olmakla birlikte psikiyatrik rahatsızlık risklerinin de arttığı bir dönemdir.

AdanaAnne sütüAnneler+5
Didem Ata Yüzügüllü
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi'nde çalışan hemşirelerde tükenmişlik sendromu ve iş doyumunun araştırılması

Giriş ve Amaç; Tükenmişlik ve iş doyumu birbirleri ile ilişkili ve birlikte değerlendirilen kavramlardır. Sağlık çalışanlarında tükenmişlik ve iş doyumsuzluğu yüksektir. Araştırmanın amacı; Çukurova Üniversitesi Balcalı hastanesinde çalışan hemşirelerde tükenmişlik ve iş doyumu düzeylerini belirlemek ve ilişkili faktörleri araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki bu araştırma 2016 yılı Mart- Haziran ayları arasında 263 kişiye uygulandı. Veriler 20 soruluk bir anket formu ile birlikte Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Minnesota İş Doyum Ölçeği kullanılarak toplandı. Veri analizinde Student t testi, One-way ANOVA testi, Mann-Whitney U testi, Kruskall-Wallis testi, Pearson Korelasyon analizleri kullanıldı. p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışma grubunun yaş ortalaması 33,20 ± 9,09 olup, % 93,5'ikadın,% 61,6'sı evli, % 63,1'iLisans/ Yüksek Lisans mezunuydu. % 31,6'sıdaha yoğun çalışılan birimlerde görev yaparken, % 51,3'üsürekli gündüz, % 48,7'sinöbet ve vardiya şeklinde çalışmaktaydı. Katılımcıların duygusal tükenme puan ortalaması 18,6±7,43, duyarsızlaşma puan ortalaması 5,13±3,99, kişisel başarı hissi puan ortalaması 23,20±4,88; İçsel Doyum puan ortalaması 41,00±7,60, Dışsal Doyum puan ortalaması 24,66±5,78, Genel Doyum puan ortalaması 65,52±12,61 olarak bulundu. Balcalı hastanesinde çalışan hemşirelerin tükenmişlik alt boyutları ile cinsiyet, yaş, medeni durum, gelir düzeyi, eşin çalışma şekli, çocuk sahibi olma durumu, meslekte toplam çalışma süresi, çalışılan birim, çalışma şekli; iş doyumu alt boyutları ile meslekte toplam çalışma süresi, çalışılan birim, çalışma şekli arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu. Sonuç: Hemşirelerin tükenmişlik alt boyutları yüksek, düşük, orta ve iş doyumu düzeyleri genel olarak orta düzeyde bulunduğundan tükenmeye neden olan ve iş doyumunu azaltan faktörlerin belirlenip çözüme yönelik düzenlemeler oluşturulmasına gereksinim bulunmaktadır.

Tülin Gönültaş
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana il merkezi acil servis hekimlerinin çalışma koşullarının araştırılması

Giriş ve Amaç: Acil servis hekimlerinin; sağlık sorunları, çalışan memnuniyetsizliği, kalabalık acil servisler, sevk sisteminin olmayışı, şiddet, tükenmişlik, adli vakalar ile ilgili kaygılar, sağlık kuruluşu ile ilgili sorunları başta olmak üzere yaşadıkları birçok sorun sağlık hizmet sunumunu etkilemektedir. Bu tez araştırmasının amacı; hekimlerin değerlendirmesiyle acil servislerde yaşanan sorunları belirlemek ve optimal acil servis hizmetleri ile temel sağlık hizmetleri için sağlık politikalarına katkıda bulunmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma Adana ili merkezinde acil servislerde çalışan hekimler üzerinde yapılmış kesitsel tipte bir araştırmadır. Çalışmanın evrenini Adana il merkezinde 4 merkez ilçedeki 37 bölgedeki 31 sağlık kuruluşunun acil servislerinde görev yapan 248 acil servis hekimi oluşturmaktadır. Çalışmamızda acil servislerde çalışan hekimler için örneklem seçilmeyip tüm evrene ulaşılması hedeflenmiştir. Araştırma verileri 01 Temmuz-31 Aralık 2016 arasında toplanmıştır. Katılımcılara araştırıcı tarafından geliştirilen katılımcı hekimlerin sosyodemografik özellikleri, sağlık özellikleri, şiddete uğrama durumları, mesleki özellikleri, adli vakalar ile ilgili durum ve davranışları, görüş ve önerilerini içeren 60 sorudan oluşan anket, yüz yüze görüşmeyle uygulanmıştır. Ayrıca çalışmamızda birim sorumlusu ve hastane sisteminden alınan 9 sorudan oluşan ikinci anket bulunmaktadır. İstatistiksel analiz olarak verilerin değerlendirilmesinde frekans tabloları, çapraz tablolar, ki-kare testi, t testi, varyans analizi, Kruskal Wallis analizi, korelasyon analizi, Tukey HSD, Tamhane, Mann-Whitney U analizi yapılmıştır. Anlamlılık açısından p değerinin <0,05 olduğu durumlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmeler için SPSS 19.0 for Windows paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmamızdaki acil hekimlerinin yaşı 38,3±9,6 olarak bulunmuştur. Hekimlerin % 75,7'si erkektir. Araştırmamızdaki acil hekimlerinin % 88,1 'i çalışma hayatı boyunca en az bir kez şiddete uğramıştır. Hekimlerin % 88,1'i sözel şiddete, % 30,7'si fiziksel şiddete, % 22,3'ü psikolojik şiddete, % 0,5'i cinsel şiddete maruz kalmıştır. Araştırmamızdaki acil hekimlerinin % 97'si sağlıkta şiddet ile ilgili yaptırımları yeterli bulmamaktadır. Araştırmamızdaki acil hekimlerinin çalışılan kuruma göre fiziksel şiddete maruz kalma durumları incelendiğinde eğitim ve araştırma hastanesi hekimleri daha fazla fiziksel şiddete uğramıştır (χ²=21,111, p<0,001). Ayrıca acil hekimlerinin % 82,2'si acil serviste çalışırken kendini güvende hissetmemektedir. Araştırmamızdaki acil hekimlerinin % 20,8'i hakkında çalışma hayatı boyunca en az bir kez adli soruşturma yapılmıştır. Hekimlerin % 50'si hekimlik ve uygulamaları nedeniyle mahkemede bulunmuştur. Hekimlerin % 66,8'i adli raporda tüm bilgileri eksiksiz girdiğini söylemiştir. Hekimlerin % 48,5'inde peptik ülser-gastrit, % 40,1'inde bel ağrısı-lumbal herni, % 41,6'sında uyku bozukluğu, % 19,3'ünde depresyon saptanmıştır. Ayrıca hekimlerin % 46,5'inin ihmal ettiği hastalık olduğu bildirilmiştir. Sonuç: Araştırmamızda acil servis hekimlerinin adli vakalarla ilgili kaygı yaşadığı, sık şiddete uğradığı, sağlıklarını ihmal ettikleri ve çalışmaktan memnuniyetsizliği saptanmıştır. Kalabalık acil servisler, yetersiz sayıda acil hekimi, acil servislerin gereksiz kullanımı, sevk sisteminin olmayışı sorunların kaynağı gibi gözükmekte olup bu sorunlar üzerinde durulması gereklidir. Anahtar kelimeler: Acil servis hekimleri, Sağlık çalışanları, Acil sağlık hizmetleri

Erhan Kaya
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ili Karataş ilçesi 18 yaş üzeri nüfusun ruh sağlığı ve sağlık hizmetlerinden yararlanma durumlarının araştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı; Adana ili Karataş ilçe merkezindeki 18 yaş üzeri nüfusta ruhsal durumu araştırmak, etkileyen faktörler ve ruh sağlığı hizmetlerinden yararlanma durumunu belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Adana ili Karataş ilçe merkezi 18 yaş üzeri nüfus 6.580 olup, çalışmada örneklem büyüklüğü 363 olarak hesaplandı ve gerekli yasal izinler ve etik kurul onayı alınarak, 28.03.2016-15.06.2016 tarihleri arasında sosyodemografik özellikler, sağlık durumu, sağlık hizmetlerine başvuru ve Kısa Semptom Envanteri sorularından oluşan 75 soruluk anket katılımcıların evlerine gidilip yüzyüze görüşme yöntemi ile uygulandı. Araştırmanın türü kesitseldir. Analizde SPSS 19.0 programı yardımıyla frekans analizleri, ki-kare testi ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 363 kişinin %7,4'u geçmişte ruhsal hastalık geçirmiş, %6,3'ü ise halen ruhsal hastalık yaşamaktaydı. Katılımcıların %14,3'ü kendinde bir ruhsal hastalık bulunduğunu düşünmekteydi. %20,4'ü ruhsal sıkıntıları için bugüne kadar doktora başvurmuşken, %22,8'i tedavi almıştı. Ruhsal belirti düzeylerine bakıldığı zaman; her bir belirti için %22,6 ila %40,2 arasında kesim değerinin üzerinde kalan bir ortalama görülmekteydi. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri ile ruhsal belirtileri arasında anlamlı ilişki bulundu. Sonuç: Ruhsal belirtiler sık görülmesine rağmen belirti yaşayanların sağlık hizmetinden yararlanmaları konusunda sıkıntılar mevcuttur. Ulusal ruh sağlığı politikası ruhsal sorunların ortaya çıkmasını önleyici, hastaların erken tanınması, sağaltımı ve özellikle toplum içinde esenlendirilmesini sağlayıp sürdürecek nitelikte olmalıdır.

Burak Kurt
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana il merkezindeki gebelerde aile içi şiddet sıklığının, anne ve yenidoğan üzerindeki sağlık etkilerinin araştırılması

Amaç: Aile içi şiddet önemli bir halk sağlığı problemidir. Bu çalışmanın amacı, Adana il merkezindeki gebelerde aile içi şiddet sıklığını saptamak, şiddetin anne ve yenidoğanın sağlığı üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel tipte bir araştırmadır. Adana il merkezindeki hastaneler devlet-özel-araştırma hastanesi olmak üzere 3 tabakaya ayrılarak basit rasgele yöntemle her tabakadan bir hastane seçilmiştir. Seçilen hastanelerde gerçekleşen doğum sayılarına göre orantılı örnekleme yapılarak toplamda doğum sonrasında 640 kişi ile 2016 Ekim-Aralık tarihleri arasında yüz yüze görüşme yapılarak anket uygulandı. Anket sosyodemografik bilgiler, şiddet maruziyeti soruları ve Edinburg postpartum depresyon ölçeğini içermekteydi. İstatistiksel analiz olarak frekans tabloları, ki-kare testi ve çoklu lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 26,96±5,70 idi. Kadınların % 12,0'ı okuma-yazma bilmiyordu. Katılımcıların % 60,1'inin aylık hane geliri ≤1300 tl idi. Kadınların % 24,1'inin gebelik öncesinde, % 17,5'inin gebelikte eş şiddetine maruz kaldığı saptanmıştır. Gebelikte kadınların % 16,7'sinin duygusal, % 2,8'inin fiziksel, % 3,3'ünün cinsel eş şiddetine maruz kaldığı bulunmuştur. Gebelikte şiddet görenlerin 2,38 kat daha fazla plansız gebe kalma riski, 2,39 kat daha fazla yetersiz prenatal izlem alma riski olduğu bulunmuştur. Gebelikte eş şiddeti gören katılımcıların şiddet görmeyenlere göre gebelikte sigara kullanımı 1,80 kat, gebelikte depresyon yaşama riski 4,60 kat daha fazla bulunmuştur. Gebelikte eş şiddeti görmüş katılımcıların düşük doğum ağırlıklı bebek sahibi olma riski 2,66 kat daha fazla bulunmuştur. Sonuç: Araştırmamız sonucunda gebelikte eş şiddeti görme hem anne sağlığı hem de yenidoğan sağlığını olumsuz etkilediği tespit edilmiştir.

Elif Durmaz
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa'da bir merkez ilçede ilköğretim 5. ve 7. sınıf öğrencilerinde akran zorbalığı ve etkileyen faktörler

Amaç: Bu araştırmada Manisa ili Şehzadeler merkez ilçedeki kentsel ve yarı kentsel okullarındaki 5. ve 7. sınıf kaynaştırma ve kaynaştırma olmayan sınıflara devam eden öğrencilerde akran zorbalığı sıklığını saptamak ve akran zorbalığını etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki bu araştırma Manisa'da merkez bir ilçenin ortaokullarında 5. ve 7. Sınıf öğrencileri arasında 17.03.2022-12.05.2022 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmaya 349 7. sınıf öğrencisi, 369 5. sınıf öğrencisi olmak üzere 718 öğrenci katılmıştır. Araştırmanın akran zorbalığına uğrama, akran zorbalığı yapma ve zorba/kurban olmak üzere üç tane bağımlı değişkeni vardır. Bağımsız değişkenler; sosyodemografik özellikler, öğrencinin eğitim gördüğü sınıf türü, kaynaştırma öğrencisi olup olmamak, okul ve ikametgah bölgesi, ebeveyn ve aileye yönelik özellikler (sosyal sınıf, iş, çocukla iletişim özellikleri, eğitim), sınıf içi ve dışı arkadaşlık ilişkileri, okul başarısı, öğrencinin fiziksel ve sosyal aktiviteleri, ailede ruhsal hastalık varlığı, GGA'dan elde edilen çocuğun yaşamına dair yaşadığı sorunlardır. Araştırmada GGA'nın öngörülen klinik risk sınıflaması kullanılmıştır. Akran zorbalığına uğrama, akran zorbalığı yapma ve zorba/kurban olma Olweus Öğrenciler İçin Akran Zorbalığı Anketi ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın verilerinin analizi için SPSS 15.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma) ile değerlendirilmiştir. Tek değişkenli analizlerde Ki-kare, Eğimde Ki-kare, Fisher's Exact Test ve Student's t testi kullanılmıştır. Çok değişkenli analizlerde lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Tip 1 hata 0.05 olarak alınmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 11.5±1.2'dir. Araştırma grubunun %51.4'ü 5. sınıf ve %48.6'si 7. sınıf öğrencisidir. Araştırma grubunun %51.3'ünü kızlar oluşturmaktadır. Araştırma grubunun %60.9'u alt sosyal sınıftandır. Araştırmada öğrencilerin %24.2'sinin akran zorbalığına uğradığı, %11.1'inin akran zorbalığı yaptığı ve %7.0'ının zorba/kurban olduğu bulunmuştur. Araştırmada akran zorbalığı rolleri için sınıf seviyeleri arasında fark bulunmamıştır(p>0.05). Araştırmada; kaynaştırma öğrencilerinin diğer öğrencilere göre akran zorbalığına uğrama riskinin yaklaşık 4 kat (Model 1'de 4.2 (%95 GA 1.6-11.0) ve Model 2'de 3.8 (%95 GA 1.4-10.3)) daha fazla olduğu bulunmuştur. Akran zorbalığı yapma ise kaynaştırma sınıflarında diğer sınıflara göre 1.8 kat (Model 3'te ve Model 4'te 1.8 (%95 GA 1.1-3.0)) daha fazla bulunmuştur. Araştırmada zorbalığa uğrama için cinsiyet bir risk faktörü olarak bulunmamışken (p>0.05); zorba (Model 3'te 2.1(%95 GA 1.3-3.6) ve Model 4'te 2.2 (%95 GA 1.3-3.7)) ve zorba/kurban (Model 5'te 2.2(%95 GA 1.1-4.0) ve Model 6'da 2.3(%95 GA 1.2-4.3)) rolünü erkekler kızlara göre iki kat daha fazla üstlenmektedir. Araştırmada; kaynaştırma öğrencilerinin diğer öğrencilere göre akran zorbalığına uğrama riskinin yaklaşık 4 kat (Model 1'de 4.2 (%95 GA 1.6-11.0) ve Model 2'de 3.8 (%95 GA 1.4-10.3)) daha fazla olduğu bulunmuştur. Akran zorbalığı yapma ise kaynaştırma sınıflarında diğer sınıflara göre 1.8 kat (Model 3'te ve Model 4'te 1.8 (%95 GA 1.1-3.0)) daha fazla bulunmuştur Araştırmanın bulgularına göre GGA'nın öngördüğü klinik risk; duygusal sorunlar, davranış sorunları, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik, akran sorunları ve toplam güçlük puanı boyutlarında arttıkça akran zorbalığına uğrama sıklığı artmaktadır (p<0.001, p=0.011). Araştırmanın bulgularına göre GGA'nın öngördüğü klinik risk; davranış sorunları, akran sorunları, prososyal davranışlar ve toplam güçlük puanı boyutlarında arttıkça zorbalık yapma sıklığı artmaktadır (p<0.001, p=0.003). GGA'nın öngördüğü klinik risk davranış sorunları ve toplam güçlük boyutlarında arttıkça zorba/kurban olma sıklığı artmaktadır (p<0.001). Duygusal sorunlar, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik boyutlarında yüksek riskli bulunan öğrenciler ortalama değere sahip öğrencilere göre daha sık zorba/kurban rolünü üstlenmektedir (p<0.001, p=0.001). Araştırmada; anne ile sorunlarını paylaşabilmek ve kolayca konuşabilmenin, tek değişkenli analizlerde bütün akran zorbalığı rollerinin oluşumunu azalttığı saptanmıştır (p<0.001, p=0.001, p=0.008). Bu; kurban, zorba ve zorba/kurban rolleri için ayrı ayrı kurulan ilk lojistik regresyon modellerinde de anlamlılığını korumuş (Model1, 3 ve 5) ama GGA toplam güçlük puanının risk değerlenmesinin ilk lojistik regresyon modeline eklendiği lojistik regresyon modellerinde (Model 2, 4 ve 6) anlamlılığını yitirmiştir. Araştırmada iyi bir arkadaşa sahip olmayan öğrencilerin akran zorbalığına uğrama (Model 1'de 6.6 (%95 GA 2.2-20.6) ve Model 2'de 4.6 (%95 GA 1.4-14.9)) ve zorbalık yapma (Model 3'te 4.2 (%95 GA 1.5-11.9) ve Model 4'te 3.7 (%95 GA1.3-10.8)) riski daha fazla olarak bulunmuştur. Zorba/kurban için kurulan ilk lojistik regresyon modelinde anlamlı olan bu değişken ikinci modelde anlamlılığını yitirmiştir (Model 5'te 3.9 (%GA1.2-12.8) ve Model 6'da 3.3 (%95 GA 1.0-11.2)). Araştırmada kendine ve öğretmenine göre sorgulanan okul başarısı tek değişkenli analizlerde bütün akran zorbalığı rolleri için anlamlı çıkmıştır (okul başarısı ile akran zorbalığı rolleri arasında genellikle negatif yönlü bir ilişki vardır) (p<0.05). Akran zorbalığına uğrama için oluşturulan lojistik regresyon modellerinde (Model 1 ve 2) okul başarısı istatistiksel anlamlılığını yitirmiştir (p>0.005). Okul başarısı zorba (Model 3 ve 4) ve zorba/ kurban (Model 5 ve 6) için kurulan bütün lojistik regresyon modellerinde anlamlılığını korumuştur (p<0.05). Kendine göre okul başarısı çok kötü/kötü olan öğrenciler çok iyi/iyi olan öğrencilerden 4 kat (Model 3'te 4.0 (%95 GA 1.9-8.6) ve Model 4'te 3.7 (%95 GA 1.7-8.1)) daha fazla akran zorbalığı yapmaktadır. Kendine göre okul başarısı çok kötü/kötü olan öğrenciler çok iyi/iyi olan öğrencilerden 4 ila 5 kat (Model 5'te 4.9 (%95 GA 2.1-11.5) ve Model 6'da 4.2 (%95 GA 1.7-10.4)) daha fazla zorba/kurban olmaktadırlar. Araştırmada akran zorbalığının en çok meydana geldiği dört yer; %64.4 bahçe/spor sahası, %56.3 sınıf (öğretmen sınıfta değilken), %45.4 koridor/merdiven ve %37.9 okul yoludur. Araştırmada akran zorbalığına uğrayan öğrencilerin %40.8'inin bu durumu kimseye söylemediği saptanmıştır. Akran zorbalığına uğradığını birine anlatan öğrencilerin; %66.0'ının ebeveynlerine, %32.0'ının sınıf öğretmenine ve %16.5'inin okulda başka bir yetişkine anlattığı saptanmıştır. Akran zorbalığına uğrayan öğrencilerin ebeveynlerinin sadece %27.6'sı öğrencinin uğradığı akran zorbalığını durdurmak için okulla görüşmüştür. Sonuç ve Öneriler: Araştırmada her dört öğrenciden birinin akran zorbalığına uğradığı saptanmıştır. Kentsel ve yarı kentsel bölgelerde bulunan okullarda akran zorbalığı açısından fark saptanmamıştır. Bu durum akran zorbalığının bütün ilçede ele alınması gereken yaygın bir problem olduğunu göstermektedir. Araştırmada özellikle kaynaştırma öğrencilerinin akran zorbalığına yoğun bir şekilde maruz kaldığı bulunmuştur. Akran zorbalığının işaretleri açısından özellikle bu öğrenciler için öğretmenlerin ve velilerin dikkatli olması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: akran zorbalığı, kurban, zorba, zorba/kurban, Güçler ve Güçlükler Anketi

Akran zorbalığıAnketlerManisa+2
Damla Akman
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaşlı bireylerde aachen düşme riski değerlendirme gerecinin Türkçe sürümünün geçerliliği ve güvenilirliği

Amaç: Bu araştırmanın amacı Aachen Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği'nin Türkçe sürümünün oluşturulması ve Türkçe sürümün psikometrik özelliklerinin (güvenilirlik ve geçerliliğinin) ortaya konmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Manisa'da seçilmiş olan Aile Sağlığı Merkezlerine ayaktan tanı ve tedavi amacıyla başvuran 65 yaş ve üstü; son bir yıl içinde en bir kere düşmüş olan 100 ve düşmemiş olan 100 kişide yapılmış olan metodolojik bir araştırmadır. Aachen Düşme Riski Değerlendirme ölçeğinin dağılımını, güvenilirlik ve geçerlilik bulgularını göstermek için psikometrik analizlerde ardışık üç adım izlendi. Birinci adımda ölçeğin dağılım özellikleri ve madde analizleri yapıldı. İkinci adımda güvenilirlik analizleri ve son adımda da geçerlilik analizleri yapıldı.Güvenilirlik analizleri için ölçüt ve yapı geçerliliği; yapı geçerliliği için ise doğrulayıcı faktör analizi, bilinen gruplar geçerliliği ve paralel form geçerliliği kullanıldı. Bulgular: Bu çalışmada Aachen Düşme Riski Değerlendirme ölçeğinin Türkçe sürümünün birinci bölümü (indeks skor) için duyarlılık %71.0, seçicilik %75.0; üçüncü bölüm (algılanan düşme riski) için duyarlılık %75.0, seçicilik %55.0 bulunmuştur. Birinci bölüm tek boyut için yapılan doğrulayıcı faktör analizinde kikare/serbestlik derecesi 1.13, karşılaştırmalı uyum indeksi (CFI) 0.939 ve RMSEA ( Root Mean Square Error of Approximation ) 0.025 olarak hesaplanmıştır. Ölçeğin birinci ve üçüncü bölümleri ile cinsiyet, vücut kitle indeksi, kişilerin yalnızlık algısı, kullandıkları ilaç sayısı, sahip oldukları kronik hastalık sayısı, kırılganlık durumu ve fiziksel bağımlılık düzeyini gösteren EQ5-D ile anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur. Aachen indesk skoru (birinci bölüm) için etki büyüklük değerleri cinsiyet, kişilerin yalnızlık algısı, kırılganlık durumu ve EQ5-D genel yaşam kalitesi düzeyi için büyük; kullanılan ilaç sayısı için orta; vücut kitle indeksi ve kronik hastalık sayısı için zayıf (0.2 ve çevresindeki değerler) olarak hesaplanmıştır. Sonuç: Aachen Düşme Riski Değerlendirme ölçeğinin Türkçe sürümümünün üç ayrı bölümünün geçerlilik ve güvenilirlik analiz sonuçları ölçeğin birinci ve üçüncü bölümlerini oluşturan düşme değerlendirme indeksinin orta düzeyde duyarlı ve seçici olduğunu ve her iki gösterge açısından da hatalı pozitif ve negatif değerlendirme olasılığının % 25-45'i bulduğunu göstermektedir. Düşme riski indeksi (birinci bölüm) madde yapısı Türkçe sürümde de olduğu gibi korunmuştur ve ölçek bütünüyle kullanılabilir durumdadır birinci basamak sağlık hizmetlerinde yukarıda sözü edilen durum dikkate alınarak kullanılabilir.

DüşmeDüşme kazalarıGeriatri+6
Zeynep Öykü Öztürk Arıkan
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adolesanlarda internet, akıllı telefon bağımlılığı ve ilişkili faktörler

Amaç: Çalışmada, Manisa İli Şehzadeler İlçesi'nde 9-10-11. sınıfta öğrenim gören adolesanlarda akıllı telefon ve internet bağımlılığı sıklığını saptanmak ve bağımlıkla ilişkili faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki araştırma Manisa'da merkez bir ilçenin 9., 10. ve 11. sınıf öğrencileri arasında 21.02.2023-14.03.2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmaya 227'si 9. sınıf, 215'i 10. Sınıf ve 258'i 11. sınıf öğrencisi olmak üzere 700 öğrenci katılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri internet bağımlılığı ve akıllı telefon bağımlılığı olma durumudur. İnternet bağımlılığının değerlendirilmesi için Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği (YİBÖ) kullanılmış, ≥50 puan alanlar internet bağımlısı, ≤49 puan alanlar ortalama kullanıcı olarak tanımlanmıştır. Akıllı telefon bağımlılığı için Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği – Kısa Versiyonu (ATBÖ-KV) kullanılmış, ≥29.5 puan alanlar "akıllı telefon bağımlılığı" var olarak kabul edilmiştir. Bağımsız değişkenleri ise; adolesanlara ait sosyodemografik ve yaşam biçimi özellikleri; akıllı telefon kullanım özellikleri; internet kullanım özellikleri, U.C.L.A Yalnızlık Ölçeği Kısa Formu, Ergenler İçin Sosyal Kaygı Ölçeği, Çocuklar İçin Epidemiyolojik Çalışmalar Merkezi Depresyon Ölçeği oluşturmaktadır. Veriler SPSS 23.0 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler sayı, yüzde, Ort ± ss, ortanca (min-max) ile değerlendirmiştir. Tek değişkenli sürekli verilerde Student t test, kategorik verilerde Ki-Kare Testi kullanılmıştır. Çok değişkenli analizde logistik regresyon analizi kullanılmıştır. Kritik tip 1 hata değeri <0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 700 adolesanın yaş ortalaması 15.9 ± 0.9'dur. İnternet ve akıllı telefon kullanmaya başlama yaşı sırasıyla ortalama 10.5±2.8 ve 12.1±2.2'dir. Araştırma grubunun %22.7'si (%20.4'ü riskli kullanıcı, %2.3'ü bağımlı) internet bağımlısıdır. Akıllı telefonu olan katılımcıların %51.2'sinde akıllı telefon bağımlılığı mevcuttur. Günlük ekran süresi ortalama 4.3 ± 2.9 saattir. Lojistik regresyon son modele göre; özel okulda öğrenim gören adolesanların 3.2 (%95GA 1.4-7.4) kat, sağlığını çok kötü / kötü olarak değerlendirenlerin 2.5 (%95GA 1.02-6.5) kat, saat 00.00'dan sonra uyuyanların 1.6 (%95GA 1.06-2.5) kat, boş zaman aktivitesi yapmayanların 2.1 (%95GA 1.3-3.4) kat, arkadaşlarıyla daha çok sanal ortamda görüşenlerin 2.0 (%95GA 1.08-3.8) kat, daha önce akıllı telefon veya internetin doğru kullanımı hakkında eğitim almayanların 1.9 (%95GA 1.2-3.0) kat ve akıllı telefon bağımlısı olan adolesanların 3.9 (%95GA 2.4-6.2) kat daha fazla internet bağımlısı olduğu saptanmıştır. Ergenler İçin Sosyal Kaygı Ölçeği toplam puanındaki her bir birimlik artışın da internet bağımlılığı riskini 1.02 (%95GA 1.005-1.03) kat artırdığı saptanmıştır. Akıllı telefon bağımlılığıyla ilgili yapılan lojistik regresyon son modeline göre; internet bağımlısı olan adolesanlarda olmayanlara göre 4.0 (%95GA 2.5-6.4) kat daha fazla akıllı telefon bağımlısı olarak saptanmıştır. Çocuklar İçin Epidemiyolojik Çalışmalar Merkezi Depresyon Ölçeği toplam puanındaki her bir birimlik artış akıllı telefon bağımlılığı riskini 1.03 (%95GA 1.01-1.04) kat artırmaktadır. Sonuç ve Öneriler: Araştırmamızda neredeyse her dört adolesandan birinin internet bağımlısı, her iki adolesandan birinin ise akıllı telefon bağımlısı olduğu saptanmıştır. Akıllı telefon bağımlılığı riskini artıran durumlar internet bağımlılığı ve depresyon olarak karşımıza çıkmıştır. İnternet bağımlılığı riskini artıran durumlar ise akıllı telefon bağımlılığı, özel okulda okuma, algılanan sağlık düzeylerinin kötü olması, gece 00.00'dan sonra uyuma, boş zaman aktivitesi yapmama, arkadaşlarla daha çok sanal ortamda görüşme, sosyal kaygının yüksek oluşu, akıllı telefonun/ internetin doğru kullanımı konusunda eğitim almamış olmaktır. İki bağımlılık birbirine eşlik etmekte ve birbirlerinin risklerini de artırmaktadır. Bununla beraber en çok risk yaratan durumlardan biri, özel okulda öğrenim görme olduğundan; alınacak önlemlerde özel okullar önceliklendirilmelidir. Adolesanların uyku öncesi akıllı telefon kullanmamasını sağlama gibi uyku hijyenini artırıcı önlemler alınıp, gerçek hayatta hobi edinmelerini sağlamak için öğrenci kulüpleri, kolları vb. daha aktif hale getirilebilir. Ayrıca adolesanların kaygı ve depresyonlarıyla baş etmek için rehberlik ve sınıf öğretmenlerinin de katkısıyla çalışmalar yürütülmelidir. Son olarak teknolojinin doğru kullanımı hakkında okullarda seminerler vermek mücadeleye katkı sağlayabilir.

Akıllı telefonlarBağımlılıkEkran bağımlılığı+4
Gülsüm Şanlı Erkekoğlu
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Belediye çalışanlarında diyabet riski ve ilişkili faktörler

Amaç: Bu çalışmanın amacı; non-invaziv diyabet risk skoru olan FINDRISC kullanılarak Büyükşehir Belediyesi ofis çalışanlarında diyabet riskinin belirlenmesi ve yüksek diyabet riski ile ilişkili faktörlerin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki araştırma Manisa Büyükşehir Belediyesi Merkez Binası'nda ofis çalışanında yürütülmüş, Mayıs-Haziran aylarında veri toplanması tamamlanmıştır. Araştırmanın evrenini 451 ofis çalışanı oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş, çalışmayı kabul eden ve dahil olma kriterlerini karşılayan 449 kişiyle görüşülmüş, 437 kişiden veri toplanmıştır. Çalışmaya katılım oranı %97.2'dir. Çalışmanın bağımlı değişkeni FINDRISC ile değerlendirilen diyabet riskidir; ≥15 puan alanlar diyabet açısından yüksek/çok yüksek riskli kabul edilmiştir. Çalışmanın bağımsız değişkenleri sosyodemografik değişkenler, yaşam biçimi özellikleri, beslenme özellikleri, beden algısı, ko-morbid durumlar, sağlık hizmeti kullanımı, çalışma ortamı özellikleri, antropometrik ölçümler ve beslenme okuryazarlığıdır. Veriler SPSS 23.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler sayı, yüzde, ortalama, standart sapma ile değerlendirilmiştir. Tek değişkenli analizlerde, Ki kare ve Fischer'ın kesin testi, çok değişkenli analizlerde lojistik regresyon kullanılmıştır. Çözümleyici analizlerde tip 1 hata <0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Ofis çalışanlarının yaş ortalaması 37.9±7.4 yaştır ve çalışanların %17.1'inin diyabet riski yüksek/çok yüksektir. YBOYDA'ya göre katılımcıların %79.4'ünün beslenme okuryazarlığı yeterli düzeydedir. Çok değişkenli analizde diyabet riski, evlilerde (OR=2.4, %95 GA=1.1-5.2), ara öğün tüketmeyenlerde (OR=2.3, %95 GA=1.3-4.0), akşam yemeğini uyku saatine yakın yiyenlerde (OR=2.3, %95 GA=1.1-4.9), gece açlık süresi <8 saatten kısa olanlarda (OR=2.4, %95 GA=1.3-4.6), iş yerinde ≥2 saat yerinden hiç kalkmadan oturanlarda (OR=2.2, %95 GA=1.2-4.0), iş stresi düzeyi yüksek olanlarda (OR=2.5, %95 GA=1.2-5.5), beslenme okuryazarlığı düzeyi sınırda/yetersiz olanlarda (OR=2.3, %95 GA=1.2-4.2) daha yüksek saptanmıştır. Sonuç ve Öneriler: Araştırmamızda yaklaşık her beş ofis çalışanlarından birinin diyabet riski yüksek/çok yüksek olması çalışmanın genç yaş ortalaması göz önüne alındığında dikkat çekicidir. Sağlıklı beslenme ve beslenme zamanının yönetimi, uzamış oturma süresinin kısaltılması, işyerinde algılanan stres yönetimi bireysel düzeyde ve işyerinde sağlığı geliştirme bakış açısıyla diyabet riskini azaltmada etkili olacaktır. Ofis çalışanlarına beslenme okuryazarlığını geliştirecek, uzamış oturma süresinin molalarla bölünmesini hatırlatacak bilgisayar uygulamaları, merdiven kullanımının teşviki gibi davranış değişikliği ve stres yönetimi eğitimleri hayata geçirilmelidir.

BelediyelerBeslenme okuryazarlığıDiabetes mellitus+6
Zeynep Ceyda Buran
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ili Ceyhan ilçesi tarım çalışanlarında pestisit kalıntısı ve asetilkolinesteraz enzim aktivitesinin araştırılması

Giriş ve Amaç: Pestisitler; toplum sağlığı açısından hastalık ve erken ölümlere neden olan önemli çevresel risklerden biridir. Tarım çalışanları başta olmak üzere toplumun hepsi pestisitlere maruz kalmaktadır. Pestisit maruziyetini değerlendirmek için gıdalarda, çevrede ve biyolojik örneklerde pestisit kalıntı analizleri yapılmaktadır. Biyolojik örneklerin analizi çevresel dağılımı ve maruz kalım oranını verir. Bu tez çalışmasında amacımız; Tarımın yoğun olarak yapıldığı Adana ili Ceyhan ilçesinde pestisitlere doğrudan maruz kalan pestisit uygulayıcı tarım çalışanları ile mesleksel olarak pestisite maruz kalmayan kişilerin vücutlarında bulunan pestisit kalıntıları ve kolinesteraz enzim aktiviteleri arasındaki farkın değerlendirilmesidir. Gereç ve yöntem: Bu çalışma tarımın yoğun olarak yapıldığı Adana ili Ceyhan ilçesinde pestisit uygulayıcı tarım çalışanları ile mesleksel olarak pestisite maruz kalmayan kişilere uygulanan kesitsel tipte bir araştırmadır. Örneklem büyüklüğü hesaplanırken; Fareed ve arkadaşlarının yaptıkları çalışma referans alınmıştır. Sample size calculator programı kullanılarak ortalama ve standart sapma değerleri ile yapılan hesaplamada %80 power, %5 alfa değeri ile her bir gruba 66 kişi(kontrol-tarım işçisi) alınmıştır. Mart- Haziran 2017 tarihleri arasında ilaçlama döneminde; Ceyhan ilçesinde pestisit uygulayan tarım çalışanlarından ve aynı bölgede yaşayan tarımla uğraşmayan kişilerden kan örneği ve saç örneği alınmıştır. Kişiler araştırıcı tarafından geliştirilen anket formunu ve rıza formunu da doldurmuşlardır. Kalıntı analizlerinde Pestisit ekstraksiyon işleminden sonra 144 adet pestisit LC/MSMS cihazında taranmıştır. Kolinesteraz enzim seviyesi oto analizör cihazında ölçülmüştür. Bulgular ki-kare testi, t testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Pearson korelasyon analizi ile analiz edilmiş, p değerinin <0,05 olması anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler için SPSS 20 for Windows paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Tarım çalışanlarının ortalama 18,2±11,8 yıldır ilaçlama yaptığı, 63 tarım çalışanın (%95,5) ilaçlama eğitimi almadığı, 49 tarım çalışanın (%74,2)herhangi bir kişisel koruyucu donanım (maske, eldiven, bone, tulum, çizme) kullanmadığı bulunmuştur. Çalışmaya katılanların hepsinin saç örneklerinde toplam 31 pestisit aktif maddesi tespit edilmiştir. Tarım çalışanları grubunun hepsinde en az bir tane pestisit aktif maddesi tespit edilirken, kontrol grubunda 11 kişinin (%16,6) saçında herhangi bir pestisit aktif maddesi tespit edilememiştir. Çalışmaya katılanların hepsinin kan örneklerinde toplam 15 pestisit aktif maddesi tespit edilmiştir. Tarım çalışanları grubunda 4 kişinin(%6,06) , kontrol grubunda 14 kişinin (%21,2) kanında pestisit aktif maddesi tespit edilememiştir. Saçta tespit edilen aktif maddelerin 20'si (%64,5), kanda tespit edilen aktif maddelerden 3'ü (%20) tarım çalışanları grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek sıklıkta tespit edilmiştir. (p<0,05). Saçta pestisit kalıntılarında miktarsal analizde 6 maddede tarım çalışanları grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek konsantrasyon saptanmıştır. Bu maddeler Acetamiprid (p<0,05), Metalaxyl M(p<0,001), Azoxystrobin(p<0,001), Metolachlor (p<0,01), Triadimefon(p<0,05) ve Acetochlor(p<0,05)'dur. Saçta bulunan pestisit aktif maddelerinden 5'i(%16,1), kanda bulunan pestisit aktif maddelerin ise 7'si(%46,6) yasaklı pestisitlerdir. Çalışmaya katılan 66 tarım çalışanının 5'inde(%7,57) kolinesteraz enzim seviyesi laboratuvar referans aralığının altında çıkmıştır.(< 4,9 U/ml). Kolinesteraz seviyeleri ortalamaları karşılaştırıldığında tarım çalışanlarında kolinesteraz düzeyi ortalaması kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur ( p<0,01). Tarım çalışanlarında yıllık ilaçlama sayısı arttıkça kolinesteraz enzim seviyesi düşmektedir. Sonuç: Çalışmamız tarım çalışanlarının Kişisel koruyucu donanım kullanımı ve kişisel hijyen eksikliğini, pestisitlerin olası sağlık etkileri hakkında yetersiz bilgisini, pestisit kullanımında güvenli uygulama hakkında yetersiz bilgi ve eğitim eksikliğini, denetim eksikliğinden dolayı yasaklı pestisit kullanımlarının yaygınlığını, pestisitlere mesleki olarak maruz kalan bireylerin yanı sıra özellikle tarım bölgesinde yaşayanlar olmak üzere toplumun her kesiminin çevresel etki ile belirli bir oranda pestisitlere maruz kaldıklarını ortaya koymuştur. Tarım çalışanlarının korunmasını iyileştirmek ve nüfusun pestisit maruziyetini azaltmak için gerekli tedbirler planlanmalı ve uygulanmalıdır. Bu çalışma bu bölgede, özellikle tarım çalışanları olmak üzere insanların pestisitlere maruziyetinin ön değerlendirmesi olarak düşünülebilir ve sonuçlar diğer bölgelere genişletilebilir. Anahtar kelimeler: Tarım çalışanları, Pestisit Maruziyeti, Biyolojik İzlem

Adana-CeyhanAsetilkolinesterazMesleki maruziyet+4
Saliha Çelik
Çukurova University
2018
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hastalık bakımını değerlendirme anketi hizmet sunucu (KBDhs) sürümünün (assessment of chronic illness care-acic) Türkçe geçerliliği ve güvenilirliği

Amaç: Çalışmamızın iki temel amacı: (1) Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Anketi, Hizmet Sunucu (KBDhs) sürümünün Türkçeye uyarlanması ve ölçeğin Türkçe sürümünün, Türkiye'de aile hekimliği birimleri örneğinde geçerliliği ve güvenilirliğinin değerlendirilmesi; (2) Bölge düzeyinde birinci basamak sağlık hizmetlerinde kronik hastalık bakım/hizmetlerinin tanımlanması ve aile hekimliği birimlerinde kronik hastalık bakım/hizmetlerinin niteliğini etkileyen değişkenleri ortaya konmasıdır. Gereç-Yöntem: Bu araştırma geçerlilik ve güvenilirlik ve kesitsel olmak üzere 2 ayrı yaklaşımla yürütülmüştür. Geçerlilik ve güvenilirlik bölümünde KBDhs ölçeğinin her bir maddesi için en az 5 katılımcı alınmıştır (n=169); kesitsel bölüm için iki merkez ilçedeki tüm aile hekimlerine (n=126) ulaşım hedeflenmiştir. Geçerlilik ve güvenilirlik bölümünde KBDhs ölçeğinin taban/tavan özellikleri, çarpıklık ve basıklık özellikleri tanımlanmış, iç tutarlılık (Cronbach's Alfa ile değerlendirilmiştir) ve yapı geçerliliği (Doğrulayıcı FA, bilinen gruplar geçerliliği) test edilmiştir. DFA için ki-kare/serbestlik derecesi, RMSEA, SRMR, CFI ve NFI kullanılmıştır. Çözümleyici analizlerde tip 1 hata 0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmanın geçerlilik ve güvenilirlik bölümünde, ölçeğin tavan ve taban yüzdeleri %0.0, çarpıklık değeri 0.244 ve basıklık değeri 0.138 olarak bulunmuştur. Tüm maddeler için korelasyon katsayısı (r)> 0.30'dur ve maddeler çıkarıldıklarında Cronbach's Alfa değerleri boyut değerinden küçüktür. KBDhs ölçeği alt boyutlarının iç tutarlılık katsayıları (Cronbach's Alfa) 0.703 - 0.897 aralığındadır. DFA'da ki-kare/serbestlik derecesi 2.018, RMSEA 0.078, SRMR 0.06, CFI 0.967 ve NFI 0.938 olarak bulunmuştur. Kesitsel çalışmada, AHB bağlı toplam nüfus ortalaması 3389.56 ± 536.04'tür. Aile hekimlerinin %38.2'si HYP'de en az bir hastalığa (ya da duruma) yönelik tarama/izlem yaptığını belirtmiştir. HYP kapsamında olan sorunlar için tarama ve izlem oranları –yaşlı tarama ve izlemleri dışarıda tutulduğunda- oranlar (Sağlık Bakanlığı hedeflerine göre %40-%50 üzerindeki asgari kapsayıcılık yüzdeleri) taramalar için %23.4 - %32.4 aralığında, takipler için ise %9.1 - %18.9 133 aralığındadır. Aile hekimlerinin son bir yılda kayıtlı nüfuslarında yaklaşık olarak yaptıkları kanser taramaları serviks, kolorektal ve meme kanseri için asgari başarı yüzdesi ve üzerinde tarama yapanlar sırasıyla %18.9, %25.2 ve %29.7 olarak saptanmıştır. Aile hekimlerinin HYP kullanarak kayıtlı nüfusta tarama/izlem yapmama nedenleri sorgulandığında, en sık ifade edilen neden, %88.4'ü iş yükü ve %69.5 ile nüfus fazlalığıdır. Aile hekimlerinin KBDhs toplam puanı 3.95 ± 1.49 ve ölçeğin alt boyut puanları 3.33 – 4.74 aralığındadır. Aile hekimlerinin öz bildirimlerine göre, birinci basamak sağlık hizmetlerinde ulaşılabilirlik ve süreklilik kısmen yeterliyken toplumun öncelikli sorunlarını kapsama düzeyi ve hastanelerle olan eşgüdüm yetersiz düzeydedir. Bu çalışmanın çok değişkenli bulguları, sağlık çalışanlarının sürekli eğitimi, HYP ve kanser tarama faaliyetlerini gerçekleştirme, AHB'nin kayıtlı kişiler tarafından artan kullanımı, diğer basamaklarla eşgüdüm ve toplum yönelimli hizmet uygulamasının KBDhs toplam ölçek puanını artırdığını, yani kronik hastalık bakım/hizmet niteliğini artırdığını göstermiştir. Sonuç ve öneriler: KBDhs ölçeğinin Türkçe sürümü birinci basamak kronik hastalık bakım/hizmet değerlendirmesinde kullanılabilir. Kesitsel çalışmamızda kronik hastalık bakım/hizmet niteliğinin "Sınırlı destek düzeyinde – C Düzeyinde" olduğu ve diğer ülke çalışmalarından çok daha yetersiz düzeyde olduğu saptanmıştır. Aile hekimlerinin %62.2'si HYP uygulamasını hiç kullanmamaktadır, HYP uygulayanlarda ise uygulama başarısı çok yetersiz düzeydedir. Kronik hastalık yönetimi için var olan temel hizmet altyapısı olan HYP uygulamasının önündeki en büyük engel olan AHB nüfus ve iş yükü fazlalığının azaltılması için önlemler alınmalıdır. AH uygulama modelinin tekil (solo) uygulamadan grup uygulamasına evrilmesi çözüm olabilir. Ayrıca Aile hekimlerinin iş yükünün azaltılması, aile sağlığı çalışanlarının da başta yaşlı izlemleri olmak üzere HYP kapsam içindeki sorumlulukları artırılabilir. Kronik hastalık yönetimi diğer hizmet basamaklarıyla "eşgüdüm olmadan sağlanamaz". Bunu sağlamak için yapılacak düzenlemeler mutlaka diğer hizmet basamaklarıyla entegre çözümler içermelidir. Hekimlerin sürekli ve hizmet içi eğitimlerinin ve motivasyon eksikliğinin giderilmesi uygun olur.

Birinci basamak sağlık hizmetleriGüvenilirlik ve geçerlilik
Yunus Özkaya
Manisa Celal Bayar University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana İli Seyhan ilçesindeki bir Devlet Hastanesinde yeni doğum yapmış kadınlarda sağlık okuryazarlığı durumu ve anne ile yeni doğan üzerindeki sağlık sonuçları araştırması

Amaç: Adana ili Seyhan ilçesindeki bir devlet hastanesinde yeni doğum yapmış kadınların sağlık okuryazarlığı düzeyini tespit etmek ve anne ile yeni doğan açısından sağlık sonuçlarını değerlendirmektir. Gereç Ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel tipte bir araştırmadır. Adana ili Seyhan ilçesindeki Adana Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları hastanesinde yeni doğum yapmış kadınlarda çalışmaya katılmaya kabul eden 345 kadın çalışmaya dâhil edildi. Ocak -Temmuz 2018 tarihleri arasında yüz yüze görüşme yapılarak anket uygulandı. Anket sosyodemografik bilgiler ve Türkiye sağlık okuryazarlığı ölçeğini (TSOY-32) içermekteydi. İstatistiksel analiz olarak frekans tabloları ve ki-kare testi kullanıldı. P<0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 27,54±5,86'ydı. Kadınların % 4,6'sı (16) ilköğretim eğitimini tamamlamamışken, % 71,9'u (248) ilköğretim eğitimini tamamlamıştı, % 23,5'i (81) lise ve üzeri bir okuldan mezun olmuştu. Katılımcıların %69,3'ü (239) yetersiz, %14,5'i(50) sorunlu, %9,6'sı(33) yeterli ,%6,7'si (23) ise mükemmel sağlık okuryazarlığına sahiptir. Sağlık okuryazarlığı ile yaş, eğitim durumu, büyükanne öğrenim durumu, aile tipi, yaşanılan yer, maddi gelir, çalışma durumu, gebelikte kafein, bitki çayı kullanımı, sağlık hizmeti kullanım özellikleri ve gebelik eğitimi alma arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç: Sağlık okuryazarlığı yeni şekillenen hastalık yükleri ile çok önemli bir kavram haline gelmiş olup, Türkiye'de istenilen seviyenin çok altındadır. Özellikle kadınların sağlık okuryazarlığı durumu tüm aileyi de etkileyeceği için ayrıca önem teşkil etmekte olup, sağlık okuryazarlığı düzeylerinin yükseltimesine öncelik verilmelidir. Anahtar Kelimeler: Sağlık okuryazarlığı, gebe, yenidoğan, kadın

Adana-SeyhanAnnelerBebek-yenidoğmuş+4
Duygu Ayabakan Çot
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa'daki ergenlerin fiziksel aktivite davranışlarını etkileyen psikososyal faktörler: Planlanmış davranış teorisi modeli

Manisa'daki Ergenlerin Fiziksel Aktivite Davranışlarını Etkileyen Psikososyal Faktörler: Planlanmış Davranış Teorisi Modeli Amaç: Manisa ili merkezinde eğitim görmekte olan lise öğrencilerinin fiziksel aktivite davranışının sıklığını araştırmak ve fizik aktivite davranışlarının nedenselliğini, yapısal eşitlik modellemesi temelinde, planlanmış davranış teorisi (PDT) modeli kullanarak açıklamaktır. Gereç ve Yöntem: Ergenlerdeki fiziksel aktivite davranışının nedenselliğini hem doğrusal yaklaşım hem de yapısal yaklaşımı gözeterek araştırdık. Çalışmamızın bağımlı değişkeni "Fiziksel Aktivite Anketi (Orta Öğretim) (PAQ-A)" ölçeği ile değerlendirilmiş ve toplam 1003 öğrencinin verileri ile analizler gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı analizler her iki yaklaşım için verilmiş olup "doğrusal yaklaşım" için ayrıca tek değişkenli ve çok değişkenli (lojistik regresyon) analizler; "yapısal yaklaşım" için Planlanmış Davranış Teorisi modeli temek alınarak ve katılımcıların cinsiyet ve ekonomik durumları gözetilerek hazırlanan tabakalı yapısal eşitlik modelleri (toplam 10 model) için yapısal eşitlik modellemeleri kurulmuştur. Çözümleyici analizlerde tip 1 hata değeri 0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Manisa'da lise öğrencilerin fiziksel aktivite yapma prevalansı %25,2 (kızlarda %18,3, erkeklerde %34,2) olarak tespit edilmiştir. Bulgularımız; ergenlerin sahip oldukları tutumların - yoksul erkekler hariç - (β min-maks: 0,39-0,46) ve algılanan davranış kontrollerinin (β min-maks: 0,27-0,39) "niyeti"; niyetin ise (β min-maks: 0,39-0,46) fiziksel aktivite "davranışını" öngördüğü hipotezini doğrulamaktadır. Engellerin özellikle varsıl erkek ergenlerde fiziksel aktivite davranışını istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalttığını (β: -0,12) ve akran desteğinin ise yoksul kız ergenler hariç tüm modellerde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ergenlerin fiziksel aktivite davranışını arttırdığını (β min-maks: 0,21-0,28) gösterdik. PDT ve SBT (Sosyal Bilişsel Teori) birleşik modeli ile fiziksel aktivite niyetinin yaklaşık %60,0'ını ve fiziksel aktivite davranışının ise yaklaşık %45,0'ini açıklayabildik. Ayrıca, her iki açıklayıcılık yüzdelerinin de en düşük değerlerini (%54,0 ve %28,0) yoksul kızlarda tespit ettik. Sonuç ve Öneriler: Çalışmamız sonuçlarına göre ergenlerde fiziksel aktivite davranışını anlamada planlanmış davranış teorisi uygulanabilir ve hala her dört ergenden üçü yeterli düzeyde fiziksel aktif değildir. Daha önceki çalışmalarda da gösterildiği gibi kız ergenler, sosyoekonomik olarak yoksul grupta yer alanlar ve akran desteğini daha az hissedenler artmış fiziksel inaktivite riski ile karşı karşıyadır. Özellikle, yoksul kız öğrencilerin fiziksel aktivite davranışını hala açıklayamadığımızı gördük. Arkadaş sosyal desteğinin hem lojistik regresyon hem de yapısal eşitlik modellerinde anlamlı çıkması bize ergenlerin fiziksel aktiviteye olan tutumlarını akran desteğini de gözeterek planladığımız çalışmaların başarı oranının daha yüksek olabileceğini düşündürmektedir. Bulgularımıza göre ergenlerin fiziksel aktivite davranışlarını arttırmak için oluşturulacak olan programların büyük harcamalar gerektiren tesisler ve altyapı olanakları yerine açık, geniş alanlar ve ebeveyn ve özellikle akran desteğini gerekli kıldığını göstermektedir. Anahtar kelimeler: ergen sağlığı, fiziksel aktivite, planlanmış davranış teorisi, sosyal bilişsel teori

Elif Çil
Manisa Celal Bayar University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana il merkezi aile hekimliği birimlerinde görev yapan doktorların çocuk istismarı ve ihmali hakkında bilgi, farkındalık ve tutumlarının belirlenmesi

Giriş ve Amaç: Çocuk istismarı ve ihmali (ÇİVEİ) nedenleri ve sonuçları açısından tıbbi, hukuki, gelişimsel ve psikososyal temeller kapsamında incelenen, çocuğu yalnız içinde bulunduğu dönemde değil gelecek yaşamında da olumsuz etkileyen, tanı konmadığı ve önlem alınmadığı taktirde tekrar ve hatta ölüm riski olan bir halk sağlığı sorundur. Bu çalışma Adana İl Merkezi Aile Hekimliği Birimlerinde 1. basamak sağlık hizmeti sunucusu olarak görev yapan doktorların, çocuk istismarı ve ihmalinin belirtileri ve riskleri konusundaki bilgi düzeylerini saptamak, bu konudaki farkındalıklarını ve tutumlarını ortaya koymak, istismar konusunda aldıkları eğitim ve mesleki deneyimlerinin bu bilgi düzeylerine etkisini ve etkileyen diğer faktörleri ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Gereç Yöntem: Bu çalışma Adana İli 4 merkez ilçe sınırları içerisinde birinci basamak sağlık hizmeti sunan 113 aile sağlığı merkezinde çalışan 485 aile hekimine yapılan tanımlayıcı bir çalışmadır. Adana merkez ilçelerinde 113 aile sağlığı merkezi (ASM), 485 aile hekimi bulunmaktadır. Bunların ilçelere göre dağılımı, Seyhan; 53 ASM 233 aile hekimi, Çukurova 20 ASM 97 aile hekimi, Yüreğir 25 ASM 116 aile hekimi, Sarıçam 15 ASM 39 aile hekimi şeklindedir. Çalışmada ASM'lerde çalışan hekimler için örneklem seçilmeyip tüm evrene (ön anket çalışması uygulanan 10 hekim araştırmaya dahil edilmemiş olup araştırma evrenini 475 aile hekimi oluşturmuştur) ulaşılması hedeflenmiştir. ASM'ler çoğu zaman birden fazla kez ziyaret edilerek 439 (% 92,4) hekime ulaşılmış ve 375 (ulaşılan aile hekimlerinin % 85,4'ü) hekime araştırmacı tarafından yüz yüze görüşerek anket uygulanmıştır. Ulaşılan hekimlerin 64'ü (% 14,6) çalışmaya katılmak istemediği için 375 hekimle çalışma tamamlanmıştır. Aile hekimlerinden yazılı aydınlatılmış onam formu alınmıştır. Çalışma kapsamında hekimlerin sosyodemografik özellikleri, eğitim durumları, çalışma süreleri, olguyla karşılaşma durumları, olguya müdahale özelliklerini içeren 17 soruluk kişisel bilgi formu ve hekimlerin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla Aynur Uysal tarafından geliştirilen ''Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek Formu'' kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 19 for Windows paket programı yardımıyla, istatistiksel analiz olarak ki-kare testi, t testi, ANOVA testi, korelasyon testi kullanılmış ve p<0,05 olması anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan aile hekimlerinin yaşları 24 ile 68 arasında değişmekte olup yaş ortalamaları 47,46'dır. Aile hekimlerinin % 66,7'sini erkek, % 33,3'ünü kadın hekimler oluşturmaktadır. Hekimlerin % 91,5'i pratisyen hekim, %2,7'si aile hekimliği asistanı, % 5,9'u aile hekimi uzmanıdır. Hekimlerin % 39,7'si çocuk istismarı ve ihmaline yönelik eğitim almamıştır. Hekimlerin % 39,2'si çocuk istismarı ve ihmali vakası ile karşılaşmıştır. İstismara yönelik eğitim alanların istismar yakalama oranı daha yüksektir. ÇİVEİ vakası ile karşılaşan hekimlerin % 44,2'si adli vaka olarak bildirimde bulunduğunu bildirmiştir. Karşılaşılan olguyu doğrudan veya dolaylı yoldan adli mercilere bildirmeyen hekimlerin % 27'si bildirim konusunda bilgisinin yetersiz olduğunu, bu yüzden bildirim yapmadığını belirtirken, % 21,6'sı bildirimden sonra çocuğun hayatının olumsuz etkileneceğini düşündüğü için bildirim yapmadığını, % 21,6'sı ÇİVEİ'den yeterince şüphelenmediği için bildirmediğini belirtmiştir. Hekimlerin % 23,5'i çalıştıkları kurumda ÇİVEİ'ye yönelik talimat ve prosedürün vardır, % 76,5 oranında hekim ise konuya yönelik kurumda talimat ve prosedür yoktur demiştir. Hekimler çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerinin tanılanmasına yönelik ölçek puan ortalaması 3,90'dır. Aile hekimlerinin ÇİİBRTYÖ genel ölçek ve alt ölçeklerden aldıkları puanlar medeni durum, ÇİVEİ eğitimi alma durumları, çalıştıkları ilçeler ve uzmanlık durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir. Meslek yaşamları boyunca çocuk istismarı ve ihmali vakası ile karşılaşan hekimlerin puan ortalaması olgu ile karşılaşmayanların puan ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Sonuç: Uyguladığımız ölçek sayesinde aile hekimlerinin çocuk istismarı ve ihmali bilgi ve farkındalık düzeyleri incelenmiş, elde ettiğimiz bulgular ışığında aile hekimlerinin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bilgi ve farkındalık eksikliklerinin olduğu, eğitim faaliyetlerinin yetersiz olduğu ve yapılandırılarak arttırılması gerektiği belirlenmiştir.

AdanaAile hekimliğiBilgi+7
Yavuzalp Solak
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana il merkezi sağlık kurumlarında iş sağlığı ve güvenliği risk değerlendirme durumunun araştırılması

Giriş ve Amaç: Sağlık sektörü, farklı alanlarda uzmanlaşmış işletmelerden oluşan, emek yoğun süreçleri içeren, birçok riskle karşılaşılan, gün boyu kesintisiz sunulması gerekli hizmetler bütünüdür. Bu sektör, hem benzer riskler taşıyan hem de içerisinde her kurumun kendine özgü risklerini barındıran bir hizmet sektörüdür. 2012 de "İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu" ile birlikte işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için "Risk Değerlendirme" yapılması yasal yükümlülük haline getirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, Adana il merkezi sağlık kurumlarında İş Sağlığı ve Güvenliği için yapılan risk değerlendirme çalışmalarını ve özelliklerini belirlemek, kurumlarda risklere karşı alınan önlemlerin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Adana ilindeki; İl Sağlık Müdürlüğü, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığı, Acil Sağlık Hizmetleri Başkanlığı ve bu kurumlara bağlı birimleri kapsayan tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Araştırmaya katılım gönüllülük esasına dayalı olup toplamda 210 kurum Ocak-Mayıs 2018 tarihleri arasında yüz yüze görüşme yapılarak anketler uygulanmıştır. Anketle katılan birimlerin işyeri bilgileri, İSG hizmetleri bilgileri, risk değerlendirme durumları sorgulanmıştır. İstatistiksel analiz olarak tanımlayıcı dağılımlar için frekans tabloları ve ki-kare testi kullanılmıştır. p˂0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Sağlık kurumlarının %58,7'sinin taşeron hizmet aldığı, %75,7'sinin çalışan temsilcisi bulundurduğu, %24,8'inin sendika örgütlenmesi olduğu, %12,9'unun İSG birimi olduğu saptanmıştır. Çalışmaya katılan kurumların %97,6'sının iş kazası, ramak kala olaylar ve meslek hastalıkları bildirimi yaptığı, %97,6'sının kesici delici alet yaralanmaları ile kan-vücut sıvıları ile temasları bildirdiği tespit edilmiştir. Adana ili sağlık kurumlarının %95,2'sinin risk değerlendirmesi çalışması yaptığı belirlenmiştir. Araştırmaya katılan kurumların risk değerlendirmesi açısından özel ve kamuya bağlı kuruluşlar arasında fark olmadığı bulunmuştur. (p=0,96) Risk değerlendirmesi yapılan kurumlardan %70'inde bir kez, %27'sinde iki kez, %3'ünde ikiden fazla risk değerlendirme uygulamaları yapıldığı saptanmıştır. Bununla birlikte risk değerlendirmesi sonucunda eksiklerini tamamlayan sağlık kurumlarının oranı ise %43'tür. Sonuç: Araştırmamızda, iş sağlığı ve güvenliği konusunda Türkiye'de yasal mevzuat çok yeni olmasına rağmen kurumlar ve uygulayıcıların bu yeni duruma uyum sağladıkları ve Adana genelinde yüksek oranda risk değerlendirmesi yapıldığı ama yarısından azının eksiklerini düzelttiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İş sağlığı ve güvenliği, risk değerlendirme, sağlık kurumları

AdanaRisk değerlendirmesiSağlık kuruluşları+2
Sertap Atcı Döğüş
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana'da bir inşaat firmasında çalışanların iş kazaları, yaşam kalitesi, iş tatmini ve iş stresi ilişkilerinin araştırılması

Adana'da Bir İnşaat Firmasında Çalışanların İş Kazaları, Yaşam Kalitesi, İş Tatmini ve İş Stresi İlişkilerinin Araştırılması Giriş ve Amaç: Çalışma ortamından kaynaklı olumsuz koşullar iş kazası, iş stresi, iş doyumsuzluğu yaşanmasına neden olmakta, aynı zamanda yaşam kalitesini de etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı, Adana'da bir inşaat firmasında iş kazaları, iş doyumu, iş stresi ve yaşam kalitesi düzeylerinin belirlenmesi ve etkileyen faktörlerin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki bu araştırma 2017 yılı Haziran-Aralık tarihleri arasında 326 kişiye uygulandı. Veriler 57 soruluk bir anket formu, Minneseto İş Doyum, İsveç İş Yükü-Kontrolü, Yaşam Kalitesi ölçekleri kullanılarak toplandı. Veri analizinde t testi, One-way ANOVA testi, Mann-Whitney U testi, Kruskall-Wallis testi, Pearson Korelasyon analizleri kullanıldı. p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışma grubunu yaş ortalaması 32,5±9,9 idi. Katılımcıların %5,2'si bu işyerinde, %16,9'u çalışma hayatı boyunca iş kazası geçirmişti. Kazalar en sık yüksekten düşme, hafta başı ve sonunda, yaz ve kış mevsimlerinde ve ilk iki saatte olmuştur. Çalışanların geliri arttıkça iş doyumu artmaktadır. İşini monoton bulanlarda iş doyumu düşüktü. İş stresi üniversite mezunlarında ilköğretime göre yüksek, beyaz yakalılarda düşüktü. Yaşam kalitesi kadınlarda ve üniversite mezunu olanlarda daha yüksek bulundu. İşinden ve çalışma saatinden memnun olanlarda iş doyumu ve yaşam kalitesi yüksek, iş stresi düşüktü. İşini isteyerek seçenlerde iş doyumu ve yaşam kalitesi yüksek, iş stresi düşük; işini stresli bulanlarda iş doyumu ve yaşam kalitesi düşüktü. Bu işyerinde iş kazası geçirme durumu ile hem sigara içme durumu hem de çalışma saatleri memnuniyeti arasında anlamlı bir fark vardı. Sonuç: Çalışanların iş doyumu, iş stresi ve yaşam kalitesini çalışma koşullarının etkilediği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İnşaat, İş Kazası, İş Doyumu, İş Stresi, Yaşam Kalitesi

AdanaYaşam kalitesiİnşaat işçileri+5
Emine Ateş
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gözlemsel sağlık araştırmalarında yan tutma (bias) kontrolü aracı geliştirme: Metodolojik bir çalışma

Amaç ve hipotez: Bu araştırmanın amacı, gözlemsel sağlık araştırmalarında kullanımı kolay, kapsamlı, maliyet ve zaman etkin bir yan tutma kontrol aracı geliştirmektir. Yöntem: Araştırma, metodolojik bir çalışma olup Haziran 2018 – Haziran 2020 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırmanın; literatür taraması, madde havuzu oluşturulması, uzman görüşlerinin alınması, Delphi oturumu ve sonrasında yan tutma aracının son şeklinin verilerek istatistiksel analiz ve raporlama basamaklarından oluşmaktaydı. Uzman görüşlerinin değerlendirilmesinde, "Uzman Değerlendirme Formu" kullanıldı. Tanımlayıcı istatistikler; ortalama (standart sapma) veya ortanca (minimum - maksimum), frekans ve yüzde olarak sunuldu. Uzman görüşlerinin alınmasından sonra, Kapsam Geçerlilik Oranı (KGO) değeri sıfır ve altında olan maddeler ile maddelerle ilgili diğer öneriler Delphi oturumlarında değerlendirildi. Kapsam geçerliliği çalışması, uzman görüşüne dayalı olarak yapıldı. Geliştirilen aracın isminin Bias Risk Değerlendirme Aracı (BiRDA) olmasına karar verildi. Kesitsel araştırmalar için BiRDA-Ke, vaka kontrol araştırmaları için BiRDA-VK ve kohort araştırmalar için BiRDA-Ko kısaltmaları kullanılmasına karar verildi. İstatistiksel analizler, SPSS 26.0 (for MacOS) paket programı ile yapıldı. Bulgular: 67 uzmana toplam 71 uzman değerlendirme formu gönderildi. Toplam 44 adet geri dönüş formu alındı. Geri gönüş yapan uzmanların 17'si (%38,6) e-posta yolu ile, 14'ü (%31,8) posta (kargo) yolu ile, 11'i (%25,0) elden teslim ederek, ikisi (%4,6) whatsapp uygulaması ile görüşlerini iletti. BiRDA-Ke, BiRDA-VK ve BiRDA-Ko için geri dönüş yapan uzman sayıları sırasıla 15, 18 ve 11'dir. BiRDA-Ke'de yer alan uzmanların %46,7'si kadındı ve uzmanlık alanında toplam çalışma süresinin ortanca değeri 232,0 (111,0 – 355,0) ay idi. BiRDA-VK'de yer alan uzmanların %61,1'i kadındı ve uzmanlık alanında toplam çalışma süresinin ortanca değeri 236,0 (137,0 – 354,0) ay idi. BiRDA-Ko'da yer alan uzmanların %63,6'sı kadındı ve uzmanlık alanında toplam çalışma süresinin ortanca değeri 232,0 (132,0 – 360,0) ay idi. Kesitsel araştırma için uzmanların değerlendirmesi için toplam 77 madde oluşturulmuş olup yedi maddenin (%9,1) kapsam geçerliliği yetersiz olarak değerlendirildi. Vaka kontrol araştırması için uzmanların değerlendirmesi için toplam 80 madde oluşturulmuş olup 14 maddenin (%17,5) kapsam geçerliliği yetersiz olarak değerlendirildi. Kohort araştırması için uzmanların değerlendirmesi için toplam 82 madde oluşturulmuş olup 12 maddenin (%14,5) kapsam geçerliliği yetersiz olarak değerlendirildi. Delphi oturumları sonrasında yapılan değerlendirmeler sonucunda; 68 maddelik BiRDA-Ke, 69 maddelik BiRDA-VK, 70 maddelik BiRDA-Ko yan tutma araçları geliştirildi. Sonuç: BiRDA, gözlemsel araştırmalardaki (kesitsel, vaka kontrol ve kohort) yanlılığın değerlendirilmesinde kullanılabilir. Yan tutmayı değerlendirme araçlarının kullanımının genel olarak pratik olmamasından dolayı, daha kolay kullanım ve daha fazla geliştirilebilmesi için mobil / online uygulamalarla veya yapay zeka teknolojileri ile kullanılması gereklidir.

Gözlem yöntemleriKötüye kullanmaRisk değerlendirmesi+3
Ferhat Yıldız
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir Bayraklı Toplum Sağlığı Merkezi bölgesinde bulunan ilköğretim ikinci kademe öğrencilerinin tıbbi ve sosyal durumları ve bunları etkileyen değişkenler

Amaç: Bu araştırmayla İzmir'in Bayraklı ilçesinde İlköğretim ikinci kademe öğrencilerinin demografik özelliklerinin saptanması, adolesan dönem sorunlarının ortaya konması, riskli sağlık davranışlarının ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma kesitsel bir çalışmadır. Araştırmanın evreni, Bayraklı ilçesinde ilköğretim ikinci kademe okullarındaki toplam 11548 öğrenci olup minimum örneklem büyüklüğü 805 olarak hesaplanmıştır. Toplam 875 öğrenciye ulaşılmıştır. Araştırmaya alınacak okullar tabakalı-rastgele örneklem yöntemiyle belirlenmiştir. Kullanılan Okul Çağı Çocukları Sağlık Davranışı 2009/10 anket formu araştırmacının gözetmenliğinde doldurulmuş ve öğrencilerin boy-kiloları araştırmacı tarafından sınıfta ölçülmüştür. Bulgular: Araştırmaya katılan 875 öğrencinin %51'i erkek, %49'u kızdır. Çalışmamızda sedanter yaşam oranı %85,5'dir. Öğrencilerin %22,2'si fazla kilolu, %17,3'ü obezdir. Öğrencilerin %7,1'inin sigara, %8'inin alkol kullanımı olduğu görülmüştür. Obezite, sedanter yaşam, düzensiz diş fırçalama, zararlı madde kullanımı, yaralanma, zorbalık yapma erkeklerde anlamlı olarak yüksek görülürken; zayıflık, düzensiz fiziksel aktivite ise kızlarda anlamlı olarak yüksek görülmüştür. Yarı kentsel bölgede düzensiz fiziksel aktivite, kentsel bölgede sedanterlik fazladır. Erkek olma, yaşı büyük olma, sosyal medya kullanımı zararlı madde kullanımını anlamlı olarak arttırmaktadır (Negelkerke R²= 0,186). Sonuçlar ve Öneriler: Çalışmamızda obezite ve sedanter yaşam prevalansı yüksek bulunmuştur. Sosyal medya kullanımının sedanterliği etkileyen en önemli faktör olduğu görülmektedir. Çalışmamızda şiddet oranları önlem almayı gerektirecek düzeydedir. Beslenmeyle ilgili olumlu davranışların desteklenmesi, aile bireylerine eğitim verilmesi ve çocukların hareketli yaşama geçiş yapmaları için yönlendirilmeleri gerekmektedir. Şiddetle mücadelede öğretmenler, rehberlik öğretmenleri, okul yönetimi ve aile iş birliği sağlanmalıdır. Anahtar Sözcükler: Okul Sağlığı, Sağlığı Geliştirme Davranışı, Ergenler, HBSC

DemografiErgenlerOkul sağlık servisleri+6
Tülay Şen Öztürk
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Toplum düzeyinde obezitenin önlenebilmesi ve uygulanmakta olan "Türkiye sağlıklı beslenme ve hareketli hayat programı" hakkında Aydın ili merkez ilçede Halk Sağlığı Müdürlüğü ve bağlı birimlerde görev yapan sağlık çalışanlarının bilgi,tutum, davranış ve beklentileri

Amaç: ' Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı' nın sürdürülmesinde önemli görevler üstlenen ve birinci basamakta çalışan sağlık personelinin uygulanmakta olan program hakkındaki bilgi, tutum, davranış ve beklentilerinin belirlenmesi amaçlandı. Bu sayede programla ilgili aksayan yönlerin ve başarıların ortaya koyularak taktik ve stratejik planların daha iyi yapılması hedeflendi. Çalışmamızı özgün kılan öğe; sağlık alanında yürütülen ulusal programlar içinde ilk defa programda aktif olarak görev alan personelin programla ilgili bilgi, tutum, davranış ve beklentilerini ölçmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın örneklemini Aydın ili merkez ilçede görev yapan (Halk Sağlığı Müdürlüğü, Efeler Toplum Sağlığı Merkezi ve merkez ilçeye bağlı 32 Aile Sağlığı Merkezi) toplam 325 sağlık personeli içerisinden 303 katılımcı oluşturdu. Çalışmanın verileri; literatür araştırmaları sonucunda; katılımcıların sosyodemografik özellikleri, koruyucu geliştirici davranışları ile programa ait bilgi, tutum, davranış ve beklentilerini belirlemeye yönelik yapılandırılan anket yöntemiyle toplanmıştır. Bu anketlerde gruplar arasında ortak sorulan sorular olduğu gibi özellikle gruplara yönelik hazırlanmış sorular da bulunmaktadır. Veriler; tanımlayıcı istatistikler kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya toplam 303 sağlık personeli katılmıştır. Katılımcıların 99'u erkek (% 32,9), 204'ü kadındı (% 67,1). 29 katılımcı 30 yaş altı olup (% 9,5), 274 katılımcı 30 yaş ve üzerindedir (% 90,4). 48 katılımcı bekar (% 15,8), 228 katılımcı evli (% 75,2) ve 25 kişi boşanmış (% 8,2) olarak bulunmuştur. Katılımcıların 244'ünün çocuğu vardır (% 80,5), 59 kişinin çocuğu yoktur (% 19,4). 19 sağlık personeli lise mezunu (% 6,2) , 89 sağlık personeli önlisans (% 29,3) , 94 sağlık personeli lisans (% 31,0) , 73 sağlık personeli yüksek lisans (% 24,0), 24 sağlık personeli uzmanlık/doktora (% 7,9) eğitimine sahiptir. 20 katılımcı meslekte 5 yılın altında çalışmaktadır (% 6,6). Katılımcıların 294'ü (% 97,0) Sağlık Bakanlığı tarafından "yeterli ve dengeli beslenme ve hareketli yaşam, obezitenin önlenmesi" konularında yürüttüğü bir programdan haberdar iken bu programın il çapında yürütüldüğünü bilen kişi sayısı 291 (% 96,0) idi. 208 katılımcı (% 68,5) programı kısmen de olsa okumuş ve programı ağırlıklı olarak akla yatkın, uygulanabilir (% 55,9), ismi amaçlarını karşılayan (% 58,1), gerçekçi hedefleri olan (% 55,9), gelecek için geliştirilebilir bileşenlere sahip (% 55,4), sağlık harcamalarını azaltıcı (% 59,6), birinci basamak sağlık hizmetlerini arttırıcı etkisi olan (% 55,4) bir program olarak nitelemiştir. 263 sağlık personeli (% 86,7) sorumlu olduğu bölgede obezite sıklığının belirlenmediğini işaret etmektedir. Katılımcıların program başarısını puanlandırmaları istendiğinde 219'unun (% 72,2) 10 puan üzerinden 5 ve üzeri puanlandırma yaptığı görülmüştür. Araştırmaya katılan sağlık personellerine obezite ile mücadele teriminin neyi çağrıştırdığı sorulduğunda 244'ünün (% 80,6) cevabı yeterli ve dengeli beslenme iken 237 sağlık personelinin (% 78,1) program sonrasında beslenme şeklinde bir değişiklik yapmadığını, 194'ünün (% 63,9) program dahilinde son 12 ay içerisinde planlanmış faaliyetlere katılmadıkları belirtilmiştir. Katılımcılar; görev ve sorumlulukları çerçevesinde programın başarıya ulaşması için daha fazla personele, daha fazla zamana, farklı kurumlarla çalışmaya, programın medyada daha fazla duyurulmasına ihtiyaç duyulduğunu belirtmektedir. Sonuç: Çalışmamızdaki bulgulara göre katılımcıların çoğu program içeriğinin ve programın amaç, hedef ve stratejilerinin iyi bir şekilde şekillendirildiğini düşünmektedir. Ancak sahada bunun yansımasını görmek zor olmaktadır. Katılımcıların, toplumun obezite ve ilişkili sorunlar hakkında yeterince bilgi sahibi olmadıklarını düşünmeleri, toplum ve grup eğitimlerinden halkın faydalanma durumunun ölçülmemesi, personelin gerekli ölçümleri yaptıklarını ve sisteme işlediklerini belirtmelerine rağmen bölgelerindeki obezite prevalansı hakkında bilgi sahibi olmamaları, sağlık hizmet basamakları arasındaki veri, istatistik ve geri bildirim kaybı, program dahilinde planlanan faaliyetlerden personelin ve toplumun haberdar olmaması gibi faktörlerin programın başarıya ulaşmasındaki engeller olduğu gösterilmiştir. Aksaklıkların giderilmesi, konu ile ilgi yeterli ve güvenilir bilgiye sahip personel tarafından halk ve hizmet içi eğitimlerin arttırılması, medyanın etkin kullanımı, faaliyetlerin etkinlik durumunun saptanması, iyi bir sürveyans sisteminin kurulması, denetimlerin etkin şekilde yapılması ile programın başarıya ulaşacağı düşünülmektedir.

BeklentilerBilgiObezite+4
Mahmut Çeri
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kentsel bir bölgede ortaokul öğrencilerinde beslenme ve fizik aktivite konularında bir sağlığı geliştirme müdahalesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, ortaokul yedinci sınıf öğrencilerinin beslenme ve fizik aktivite konularındaki bilgi düzeylerinin ve davranışlarının belirlenmesi, öğrencilere uygulanan sağlık eğitimi ve diğer müdahale yöntemleri ile bu konulardaki bilgi, tutum ve davranışlarının geliştirilmesi ve müdahalenin etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç Yöntem: Bu çalışma Manisa'da birbirine benzer özellikteki bir kontrol ve bir müdahale okulunda, toplam 210 yedinci sınıf öğrencisi ile 2017-2018 eğitim-öğretim döneminin ikinci yarıyılında yürütülen bir müdahale araştırmasıdır. Veriler araştırmacı tarafından literatür taranarak, öğrencilere (72 soru) ve velilere (38 soru) yönelik hazırlanan veri toplama formları ile toplanmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri 21 sorudan oluşan beslenme bilgi indeksi, 12 sorudan oluşan beslenme tutum indeksi, 7 sorudan oluşan fizik aktivite bilgi indeksi, 6 sorudan oluşan fizik aktivite tutum indeksi ve davranış değişkenleridir. Beslenme davranışı düzenli beslenme, sebze, meyve ve şekerli içecek tüketimi ile değerlendirilmiştir. Fizik aktivite davranışı yeterli fizik aktivite yapma ve sedanterlik davranışları ile değerlendirilmiştir. Ayrıca öğrencilerin boy ve ağırlık ölçümleri yapılmıştır. Müdahale okulundaki öğrencilere uygulanan müdahale yöntemleri sağlık eğitimi, aile bülteni-el broşürlerinin dağıtılması, sınıflar arası spor müsabakaları, step-aerobik dersleri, parkur yarışları, adımsayar dağıtılması, yürüyüş etkinliği ve veli eğitimidir. Dönem sonunda, öğrencilere yönelik anket uygulaması ve antropometrik ölçümler tekrarlanmıştır. Tanımlayıcı olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca, en büyük ve en küçük değerler; çözümleyici istatistiklerde Ki-kare testi, Fisher'in Kesinlik Testi, Student's t testi, Mann-Whitney U testi, McNemar testi, Paired Samples t test ve Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmanın başlangıcında, okul günlerinde öğle yemeğinin yendiği yer, okula ulaşım şekli ve süresi hariç diğer değişkenler açısından müdahale ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Müdahale sonrasında, müdahale grubundaki öğrencilerin beslenme ve fizik aktivite konusundaki bilgi ve tutum puanları artarken (p<0.05); kontrol grubunda beslenme bilgi puanı azalmış (p=0.015), fizik aktivite bilgisi ve tutum puanları ise benzer düzeyde kalmıştır (p>0.05). Her iki gruptaki öğrencilerin de beslenme ve fizik aktivite davranışlarında istatistiksel olarak anlamlı bir değişim saptanmamıştır (p>0.05). Ayrıca beden kitle indeksi değerleri müdahale grubunda azalmış (p=0.009), kontrol grubunda ise bir farklılık görülmemiştir (p=0.762). Sonuç: Araştırmada ortaokul öğrencilerine bir yarıyıl boyunca uygulanan müdahale yöntemlerinin öğrencilerin beslenme ve fizik aktivite konularındaki bilgi düzeyi ve tutumlarını anlamlı olarak iyileştirdiği, beden kitle indeksinde azalma sağladığı, davranış değişkenlerinde ise olumlu değişimlere rağmen istatistiksel olarak etkili olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: sağlıklı beslenme, fizik aktivite, adolesan, müdahale, sağlık eğitimi

BeslenmeErgenlerFiziksel aktivite+4
Çağlar Sögüt
Manisa Celal Bayar University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir kırsal bölgede yaşayan kadınlarda obezite ile mücadelede lider kadın müdahalesinin etkililiği

Amaç: Bu çalışmanın amacı; akran yardımcıları (lider kadınlar) müdahale modeliyle, beslenmenin düzenlenmesi ve fizik aktivitenin arttırılması yoluyla, fazla kilolu ve obez kadınların kilo vermesini sağlamak, BKİ'yi, vücut yağ oranını ve yağ ağırlığını azaltmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Manisa'da kırsal bir ASM Bölgesi'nde Nisan 2018- Nisan 2019 tarihleri arasında, 18-64 yaş arası fazla kilolu ve obez kadınlar üzerinde yürütülen yarı deneysel bir müdahale çalışmasıdır. Çalışmanın başlangıcında fazla kilolu veya obez olduğu belirlenen ve müdahaleye davet edilen 322 kadının 137'si (% 42.5) müdahaleye katılmayı kabul etmişler; müdahaleye katılmaya kabul edenlerin ise %86.9'u ilk üç aylık dönemde; %78.1'i ise müdahalenin altı aylık hedefini tamamlamışlardır. Kullanılan müdahale yöntemi, kaynakçada "akran liderli eğitim" olarak bilinen bir modelin özel bir biçimi olan "Lider Kadın" modelidir. Müdahaleye katılan kadınların 11'i lider kadın (n:12, bir kadın fazla kilolu veya obez değil) olarak belirlenmiş ve her lider kadın kendi hedef grubunu oluşturmuştur. Müdahalenin başında lider kadınlara dengeli beslenme ve egzersiz konularında eğitim verilmiş; lider kadınlar aldıkları bu eğitimi gruplarındaki kadınlara aktarmış ve grubundaki kadınlarla sık sık görüşmeler yaparak diyet ve egzersiz yapma ile ilgili kadınları motive etmiştir. Tüm kadınlara başlangıç değerlendirme anketi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği (HADÖ) depresyon alt boyutu ve Obez Bireylere Yönelik Tutum Ölçeği (OBYTÖ) uygulanmış; boy ölçümü, bel ve kalça çevresi ölçümü ve Biyoelektrik İmpedans Analiz (BİA ) yöntemi ile vücut analizi yapılmış, diyet ve değişim listeleri verilmiş ve adımsayar dağıtılmıştır. Vücut analizi, bel ve kalça çevresi ölçümleri, ayrıca IPAQ ve HADÖ depresyon alt boyutu üçüncü ve altıncı ayın sonunda tekrarlanmıştır. Hedef kadınlara ve lider kadınlara periyodik veri toplama formları dağıtılmıştır. Tek değişkenli çözümleyici analizlerde dağılıma göre uygun olan durumlarda, Ki-kare, Fisher'in kesinlik testi, McNemar testi, Cochran's Q testi, Paired t testi, Wilcoxon işaretli sıra testi, tekrarlayan ölçümlerde varyans analizi, Friedman testi, Mann Whitney U testi, Kruskal-Wallis varyans analizi uygulanmış, Post hoc karşılaştırmalarda ise Bonferroni testi ile yapılmıştır. Çok değişkenli çözümlemelerde Doğrusal ve Lojistik regresyon uygulanmıştır. Bulgular: İlk üç ayda başlangıca göre ortalama olarak ağırlık 1.25 kg, bel çevresi 1.01 cm, kalça çevresi 1.33 cm azalmıştır (p<0.05). Müdahale boyunca (0-6 ay) ise; ağırlık 1.13 kg, bel çevresi 1.30 cm, kalça 1.96 cm, vücut yağ ağırlığı 1.73kg, vücut yağ oranı %1.76, gövde yağ ağırlığı 0.69 kg, gövde yağ oranı %1.46 azalmış, vücut kas ağırlığı ise ortalama 0.47 kg artmıştır (p<0.05). Başlangıçtan ara ölçüme kadar geçen sürede BKİ kategorisi iyileşen kadın yüzdesi %8.4, tüm müdahale boyunca ise %11.2'dir. Müdahale sonunda her 5 kadından birisi en az % 5 kilo kaybetmiştir. Müdahale boyunca depresyon riski olan kadın sayısı anlamlı olarak azalmış; müdahalenin ilk periyodunda kadınların Fiziksel Aktivite (MET) skoru ortalamaları anlamlı olarak artmış, ancak bu artış sürdürülememiştir. Sağlık sigortası, yükseköğrenim ve obeziteye karşı olumlu tutum, çok değişkenli analizlerde müdahale başarısında etkili değişkenlerdir (p<0.05). Sonuç: Topluma dayalı bu obezite müdahalesi genel olarak başarılı bir müdahaledir, ancak sürdürülebilirlik sorununa çözüm bulmak için daha fazla müdahaleye ihtiyaç vardır. Toplum temelli obezite müdahale programlarında obeziteye karşı olumlu tutum gösterenlere öncelik verilebilir. Anahtar Kelimeler: obezite, obezite koruma ve kontrol, kadın sağlığı, akran

Kadın sağlığıKadınlarKırsal bölge+2
Berna Bilgin Şahin
Manisa Celal Bayar University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Manisa kent merkezi birinci basamak sağlık çalışanlarının; Kanser tarama performansları ve ilişkili faktörler

Amaç: Manisa kent merkezinde birinci basamak sağlık çalışanlarının kanser taramaları hakkında bilgi, tutum ve davranışları ile birlikte algıladıkları performanslarını değerlendirerek tarama kapsayıcılık oranlarının iyileştirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma Manisa Şehzadeler ve Yunusemre ilçelerine bağlı aile sağlığı merkezlerinde (ASM) 2018-2019'da yürütülmüş kesitsel tipte bir araştırmadır. Çalışmada 101 aile hekimi (AH) ve 94 aile sağlığı elemanına (ASE) ulaşılmış olup katılım oranı %87,8'dir. Bağımlı değişkenleri; sağlık çalışanlarının serviks, meme ve kolorektal kanser taramaları ile ilgili algılanan performansları ve toplam algılanan kanser tarama performanslarıdır. Bağımsız değişkenleri; sosyodemografik özelikleri, mesleki bilgileri, kanser tarama programları hakkında bilgi, tutum ve davranış özellikleri ile coğrafi bölge, kanser taramaları altyapı özellikleridir. Tanımlayıcı analizlerde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmış, tip 1 hata düzeyi 0,05 olarak alınmıştır. Kategorik verilerde Ki-kare testi ve Fisher'in kesinlik testi, sürekli verilerde ise bağımsız gruplarda T Testi uygulanmıştır. İleri analizlerde ise lojistik regresyon analizi ile %95 güven aralığında tahmini rölatif riskler hesaplanmıştır. Bulgular: Algılanan toplam tarama performansı riski; geliri giderinin altında olanlarda 2,9 (%95 GA 1,2-7,0), gaitada gizli kan (GGK) testi tutumu olumsuz olanlarda 3,6 (%95 GA 1,6-7,9), kentsel bölgede 14,9 (%95 GA 2,2-99,5) ve yarı kentsel bölgede çalışanlarda 23,8 (%95 GA 3,1-184,3) kat yetersiz bulunmuştur. Sonuç: Her üç kanser taraması için algılanan performansta kentsel ve yarı kentsel bölgelerde, GGK'ya karşı olumsuz tutumda ve gelirin giderden az olması durumunda yetersizlik riski artmaktadır. Öneriler: Birinci basamak sağlık çalışanlarının gelir algıları, fiziksel koşulları ve yazılım sistemleri iyileştirilmeli, kentsel ve yarı kentsel bölgelerdeki kanser taramaları ile ilgili sorunlar saptanmalıdır. Anahtar kelimeler: Birinci basamak, kanser taramaları, algılanan performans

Birinci basamak sağlık hizmetleriBirinci basamak sağlık hizmetleriKitle taraması+6
Şebnem Güvenç
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aktif pestisit uygulayıcılarında yama testinin uygulanması ve dermal maruziyet durumlarının araştırılması

Giriş ve Amaç: Yama yöntemi, bir veya birden fazla pestisitin maruziyetinini değerlendirilmesi amacıyla kullanılabilir. Pestisit maruziyetleri bazı durumlardan etkilenebilir. Hangi uygulayıcıların, hangi pestisit türlerine karşı risk altında olduğu risk yönetimi ve sağlığın takip edilmesi için önemlidir. Çalışmanın amacı narenciye bahçelerinde, pestisit uygulayıcıları arasında pestisit maruziyetinin seviyesini ve onu etkileyen etmenleri ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel bir çalışmadır. Çalışmalar gözetilerek 34 uygulayıcı çalışmaya rasgele dâhil edildi. Her uygulayıcıya, çalışma gününün başlangıcında 5 tane kıyafet üzerine ve 5 tane cilt üstüne olacak şekilde yamalar yapıştırıldı. Yama olarak sınıf 1 filtre kağıdı kullanıldı. 5 Anatomik bölge; Kollar, bacaklar ve gövdeydi. Adli toksikoloji labaratuarında tetkik edilen sonuçlar, risk indeksi kullanılarak değerlendirildi. Uygulayıcılara Tarım Sağlık Çalışması (AHS) ve Pestisit Uygulayıcıları Sağlığı Prospektif Çalışması (Pipah Study) anket formları uygulandı. Maruziyeti belirleyen etmenler, Pearson korelasyon testi, students-t testi ve Mann Whitney u kullanılarak belirlendi. P<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Uygulayıcılarda 11 tane pestisit türü tespit edilmiştir. Bunlardan; Chlorpyrifosa yüksek derecede maruz kaldıkları görülmüştür. Abamectin, buprofezin, difenokonazol ve pyripiroksifen açısından da orta derecede risk vardır. Jenerik olarak yapılan analizlerde; karıştırma/uygulama yapanlar, greyfurt ilaçlayanlar, uygulama esnasında temizlik/tamirat/ yapanlar, manuel ekipman kullananlar, tankı daha fazla doldurmuş olanlar ve taşeronlar daha fazla maruz kalmaktadırlar. Uygulayıcıların %97.2' sinde kişisel koruyucu ekipman düzeyi yok olarak kabul edildi. Tüm vücut tulumu, günlük bir elbiseye göre 3 kat koruyucuydu. Sonuç: Bölgede pestisit uygulayıcıları; Chlorpyrifos, abamectin, buprofezin ve difenokonazolün olası sağlık etkileri açısından risk altında olabilirler. İşverenler taşeron işçilerin istihdamında daha dikkatli olmalıdırlar. Tüm uygulayıcıların kişisel koruyucu ekipman hakkında bilgilendirilmeye ihtiyaçları vardır. Greyfurt ilaçlaması ve manuel ilaçlama daha fazla risk barındırır. İşverenler, uygulamadan önce; ekipmanların düzgün çalıştıklarından emin olmalılar. Anahtar Kelimeler: Pestisit maruziyetleri, Biyomonitorizasyon, Narenciye bahçeleri

Mesleki maruziyetMonitörizasyon-fizyolojikNarenciye+6
Musa Şahin
Çukurova University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Manisa'da bir 2. basamak sağlık kuruluşuna obezite nedeni ile ayaktan tanı tedavi için başvuran bireylerde beslenme eğitiminin kilo kontrolü üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışma obez bireylere kalorisi kısıtlı tıbbi beslenme tedavisi (diyet) ile birlikte verilen beslenme eğitiminin ağırlık kaybına etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma 18-45 yaş aralığında, en az ortaöğretim mezunu, menopoza girmemiş, herhangi bir kronik veya endokrinolojik hastalığı bulunmayan, beden kütle indeksi (BKİ) ≥30 olan 35'i müdahale grubunda, 35'i de kontrol grubunda yer alan 70 obez kadın üzerinde yürütülen bir müdahale çalışmasıdır. Çalışmanın verileri anket formu, besin tüketim sıklığı formu ve takip formundan elde edilmiştir. Başlangıçta, her iki grupta yer alan kadınların ağırlık, boy, bel çevresi ve kalça çevresi ölçümleri alınmış ve zayıflama diyetleri verilmiştir. Kontrol grubunda yer alan kadınlara altı ay sonra kendileriyle görüşme sağlanacağı belirtilmiştir. Müdahale grubunda yer alan kadınlar ise 15 günde bir kontrole çağırılarak ölçümleri tekrarlanmış ve her görüşmede beslenme eğitimi verilmiştir. Tanımlayıcı olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, en küçük ve en büyük değerler kullanılmıştır. Çözümleyici istatistiklerde Ki-kare testi ve Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanılmıştır. Bulgular: Kontrol grubunda yer alan kadınların ağırlık (p=0,112), beden kütle indeksi (p=0,144), kalça çevresi (p=0,137) ve bel kalça oranı (p=0,169) ilk ve son ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiş, bel çevresi (p= 0,045) ilk ve son ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmüştür. Müdahale grubunda yer alan kadınların ağırlık (p=0,0003), beden kütle indeksi (p=0,0006), bel çevresi (p=0,0002), kalça çevresi (p=0,0008) ve bel kalça oranı (p<0,0001) ilk ve son ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Obezite tedavisinde uygulanan tıbbi beslenme tedavisinin, beslenme eğitimi ile desteklenmesinin kilo kaybı üzerinde olumlu etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Obezite, sağlıklı beslenme, beslenme eğitimi

Beslenme eğitimiManisaObezite+3
Didem Karakaş
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel bir bölgede 18-64 yaş arasındaki erişkinlerde sigara kullanımı ve pasif sigara maruziyetinin nedenselliği ve yaşam kalitesi ile ilişkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Manisa Şehzadeler ilçesinde kentsel bir Aile Sağlığı Merkezi (ASM) bölgesinde 18-64 yaş arası yetişkinlerde sigara kullanımı, pasif sigara maruziyetinin nedenselliği ve yaşam kalitesi ile ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Toplum tabanlı kesitsel bir çalışma olan bu araştırma Manisa'nın Şehzadeler ilçesinde kentsel bir ASM bölgesine kayıtlı 18-64 yaş arası yetişkinlerde yapılmıştır. Araştırma evrenini kentsel bir ASM bölgesine kayıtlı 18-64 yaş arası 6574 kişi oluşturmaktadır. Örnek büyüklüğü %95 güven düzeyi %5 sapma ve %31 prevalans ile 434 olarak hesaplanmıştır. Çalışmaya katılım oranı %83.3'tür. Araştırmanın bağımlı değişkenleri sigara kullanımı, pasif sigara dumanı maruziyeti, yaşam kalitesi ve sigara kullanma tutum ve bırakma davranışıdır. Bağımsız değişkenleri sosyodemografik değişkenler, sağlık riskleri ve antropometrik göstergeler, sosyal ilişkiler, ruhsal durum değerlendirmesi, sigara bağımlılık düzeyi ve sigara kullanımı ile ilgili diğer tanımlayıcı değişkenlerdir. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 39.0±11.8, %67.7'si kadındır. Çalışmamızda katılımcıların %35.3'ü sigara kullanmaktadır. Erkeklerin %47.9'u, kadınların ise %29.3'ü sigara kullanmaktadır. Çok değişkenli analizlerde erkekler 1.88 kat (%95GA:1.08-3.29), çalışan bireyler 1.92 (%95GA:1.12-3.30) kat, alt sosyal sınıftakiler 2.28 kat (%95GA:1.19-4.37) ve alkol kullananlar 11.21 kat (%95GA:5.43-23.11) daha fazla sigara kullanmaktadır. Bu araştırmada kişilerin %43.5'i evde, %29.6'sı işyerinde ve %68.9'u dışarıda sigara dumanına maruz kaldığını belirtmişlerdir. Bu çalışmada aktif olarak çalışan yetişkinler 2.06 kat (%95GA:1.25-3.39), alt sosyal sınıftakiler 1.85 kat (%95GA:1.14-3.00), alkol kullananlar 2.57 kat (%95GA:1.15-5.74) daha fazla pasif sigara dumanına maruz kalmaktadır. Çalışmamızda sigara kullanımı (OR:1.14 %95GA:0.65-1.97) ve pasif sigara dumanı maruziyeti (OR:0.52 %95GA:0.04-6.73) ile yaşam kalitesi arasında bir ilişki bulunmamıştır. Yaşam kalitesi uyku problemi olanlarda 3.94 kat (%95GA:1.56-9.94) ve depresif duyguduruma sahip bireylerde 9.20 kat (%95GA:3.32-25.51) daha kötü bulunmuştur. Sonuçlar: Sigara kullanımını ve pasif sigara dumanı maruziyetini etkileyen ortak değişkenler gelir getiren bir işte çalışmak ve alkol kullanımıdır. Sigara kullanımı ve pasif sigara dumanı maruziyetini azaltmak için sigara denetimleri daha efektif yapılmalı, Yeşilay gibi kuruluşlarla beraber çalışılmalı ve iş sağlığı güvenliği birimleri ile ortak hareket edilmelidir. Sigara kullanımı veya pasif sigara dumanı ile yaşam kalitesi ilişkisini göstermek için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: sigara kullanımı, pasif sigara maruziyeti, yaşam kalitesi

KentlerSigara dumanı kirliliğiSigara içme+2
Kübra Kaygısız Esgin
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Balıkesir il merkezinde yaşayan yaşlıların tıbbi ve sosyal sorunları, yaşam kalitesi düzeyi ve etkileyen faktörler

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Balıkesir ilk merkezinde yaşayan yaşlıların tıbbi ve sosyal sorunlarını ortaya çıkarmak, yaşam kalitesi düzeylerini saptamak ve bireylerin yaşam kalitelerine etki eden faktörleri ortaya çıkarmaktır. Gereç-Yöntem: Bu çalışma toplum tabanlı kesitsel bir çalışmadır. Çalışma evrenini Balıkesir'in il merkezinde yer alan iki ilçeden birisi olan Altıeylül 'de ikamet eden 65 yaş ve üzeri 14.137 yaşlı birey oluşturmaktadır. %20.6'lık prevalans, %4 düzeyinde sapma, 1.4'lük desen etkisi ve %5 hata payı ile minimum 535 yaşlı bireye ulaşılması hedeflenmiştir. Çalışmada çok aşamalı olasılıklı örnekleme kullanılmıştır. Veriler anket aracılığı ile yz yüze görüşülerek elde edilmiştir. Ankette, yaşlılara yönelik sosyodemografik bilgiler, sağlık durumları ve sağlık hizmet kullanımları, alışkanlıklar, ilişkiler ve şiddet görme durumları, geriatrik sendromlar ve yaşam kalitesi değişkenleri yer almıştır. Yaşam kalitesini ölçmek için WHOQOL-AGE ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın bağımlı değişkenleri yaşam kalitesi toplam puanı ve iki alt boyutudur. Tek değişkenli analizlerde Ki-kare testi, çok değişkenli analizlerde lojistik regresyon kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan bireylerin yaş ortalaması 71.57±6.02 olup %51.4'ü kadındır. Katılımcıların %25.9'u örgün eğitim görmemiş olmakla birlikte %17.6'sı gelirinin giderinden az olduğunu belirtmiştir. Araştırma grubumuzun %85.1'inin en az bir kronik hastalığı, %42.7'sinin hekim tavsiyesi olmadan ilaç kullanma durumu, %61.0'ının genel sağlığını takip eden bir doktorunun olmama durumu, %34.4'ünün acil olmayan bir sağlık sorununda ilk olarak ASM'ye başvurma durumu, %39.9'unda inkontinans, %33.1'inde son bir yıl içerisinde düşme öyküsü, %19.6'sında şiddete maruz kalma, %41.0'ında depresif duygudurum ve %14.0'ında günlk işlerinde bağımlılık saptanmıştır. Çalışmamızda yaşam kalitesi toplam puanı 70.92 ± 13.94 bulunmuştur. Çalışmamızda düşük yaşam kalitesi, kentsel bölgede yaşayanlarda 2.28 kat (%95 G.A=1.38±3.78), bekâr ya da eşinden ayrılmış olanlarda 3.96 kat (%95 G.A=1.49±10.51), herhangi bir okul bitirmeyenlerde 1.90 kat (%95 G.A=1.06±3.40), geliri giderinden az olanlarda 4.48 kat (%95 G.A=1.85±10.88), evinde alafranga tip tuvalet bulunmayanlarda 3.02 kat (%95 G.A=1.62±5.64), herhangi bir kronik hastalığı olanlarda 2.02 kat (%95 G.A=1.01±4.06), görme ya da işitme durumu kötü olanlarda 2.76 kat (%95 G.A=1.32±5.76), egzersiz yapmayanlarda 2.37 kat (%95 G.A=1.31±7.28), günlük ilişkilerinden memnun olmayanlarda 4.57 kat (%95 G.A=2.50±8.36), günlük yaşam aktivitelerinde bağımlı olanlarda 9.33 kat (%95 G.A=3.18±27.46) ve depresif duygudurum içerisinde bulunanlarda 5.20 kat (%95 G.A=3.09±8.76) riskli bulunmuştur. Sonuç ve Öneriler: Araştırma grubumuzda kronik hastalık varlığı, günlük temel işlerinde bağımsızlık, yardımcı araç kullanımı, akılcı olmayan ilaç kullanımı yüksek düzeyde saptanmıştır. Yaşlıların birinci basamak kullanımları, sağlık durumlarını takip eden doktor varlığı, düşmelere karşı önlem alma durumları düşük düzeyde saptanmıştır. Sosyo-ekonomik ve fiziksel sağlık açısından bağımlı olan yaşlılar ile egzersiz yapmayan ve sosyal çevresi ile ilişkileri kötü olan yaşlıların yaşam kaliteleri 113 düşük saptanmıştır. Sağlık sistemi içerisinde yer alan zorunlu hizmet grupları arasına, ülkemizde en azından yaşlı şehirler için yaşlılar da dâhil edilmelidir. Toplumun kendine ait olmayan ilacı kullanmama bilinci oluşturulmalıdır. İlaç kullanımı bilincinin arttırılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Yaşlıların aktif zaman geçirebileceği ve katılım sağlayabilecekleri sosyal ve çevresel imkânlar oluşturulmalıdır. Bu bağlamda erişilebilir güvenli yürüyüş ve egzersiz alanları, sosyal olabilecekleri ve iyi ilişkiler kurabilecekleri sosyal ortamların oluşturulmalıdır. Anahtar kelimeler: yaşam kalitesi, depresyon, düşme

BalıkesirDepresyonDüşme kazaları+5
Soner Güneş
Manisa Celal Bayar University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolorektal kanser taramaya katılım davranışlarına sağlık okuryazarlık düzeyinin etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; Adana ilinde yaşayan 40- 70 yaş arasındaki nüfusun sağlık okuryazarlık düzeyinin kolorektal kanser taramasına katılım davranışına etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışma kesitsel tiptedir. Çalışmanın evreni TÜİK 2019 yılına göre Adana'da 40-70 yaş arasında yaşayan 727.647 kişi kabul edilerek örneklem büyüklüğü 323 kişi olarak hesaplanmıştır. Gerekli izinler alındıktan sonra 01.08.2020- 31.10.2020 tarihleri arasında 4 bölüm ve 116 sorudan oluşan veri toplama formu katılımcılara yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 (TSOY-32) kullanılmıştır. Analizde SPSS 20.0 paket programı yardımıyla frekans analizi, ki- kare testi, student- t testi, basit doğrusal ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. p<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 323 kişinin yaş ortalaması 51,73 ± 7,51'dir. Katılımcıların %53,3'ü (n=172) kadın, %85,1'i evli (n=275), %61,6'sı (n=199) lise ve üzeri eğitime sahiptir. Kolorektal kanser taramasına katılım oranı 50-70 yaş arasındaki katılımcılarda %16,6'dır. Katılımcıların %77,1'i yetersiz sağlık okuryazarlık düzeyine sahiptir. Lojistik regresyon analizine göre DGKT yaptırmayı; doktor tavsiyesi varlığı (OR=17,8 p<0,001) ve Kolonoskopi yaptırmayı ise; doktor tavsiyesi varlığı (OR=60,6 p<0,001) ile kadın cinsiyette olma (OR=6,0 p=0,009) anlamlı olarak arttırmaktadır. Sağlık okuryazarlık düzeyi tarama algısını olumlu yönde arttırmasına rağmen, DGKT ve Kolonoskopi testlerini yaptırma davranışı üzerine anlamlı artışa yol açmamaktadır. Sonuç: Bu çalışmada kolorektal kanser taramasına katılımının mevcut halinin istenen seviyede olmadığı ve doktor önerisinin tarama davranışına etkisinin önemli olduğu görülmüştür. Kolorektal kanser tarama programının etkinliğinin arttırılması için; toplum katılımını ile sağlık profesyonellerinin farkındalığını arttırıcı çalışmaların yapılması önerilmektedir.

Halk sağlığıKitle taramasıKolorektal neoplazmlar+6
Onur Acar
Çukurova University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Manisa huzurevinde kalan yaşlıların beslenme durumunun değerlendirilmesi

Amaç: Manisa'da huzurevinde kalan yaşlıların malnütrisyon sıklığını belirlemek ve beslenme durumunu etkileyen faktörleri açıklamaktır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel bir çalışma yapılmıştır. Manisa merkezde bulunan Manisa Belediyesi Muammer Cider Huzurevi, Manisa Huzurevi Vakfı ve Manisa Salihli Özel Lidya Sardes Bakım ve Rehabilitasyon merkezinde kalan 82 yaşlı birey üzerinde çalışma yapılmıştır. Araştırmanın verileri oluşturulan anket formu aracılığıyla, yüz yüze görüşülerek toplanmıştır Anket formu bireylerin sosyo-demografik özellikleri, sağlık durumları, antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıklarını sorgulayan sorular içermektedir. Bireyler Mini Beslenme Değerlendirme (MNA) testi, KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri ölçeği, kırılganlık ölçeği ve geriatrik depresyon ölçeği kısa formuyla değerlendirilerek veriler toplanmıştır. Veriler; ortalama, standart sapma, ve frekanstan oluşan tanımlayıcı istatistikler, kategorik değişkenler için ki-kare testi ve çok değişkenli analizler için lojistik regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan yaşlıların %61'ini erkek, %39'unu kadındır. Katılımcıların yaşları ortalamalası; 74.95±8.27'dir. Bireylerin %52,4' ünde beslenme sorunu yoktur, %46.3'ü malnütrisyon açısından riskli, %1,2' sinde ise malnütrisyon bulunmaktadır. Kadınların %46.9'u, erkeklerin %48,0'ı malnütrisyon açısından risklidir. Sosyodemografik özellikler ile malnütrisyon arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Hipertansiyon, nörolojik hastalık varlığı, son üç ayda kendini yorgun hissetme durumu, acile başvurma sayısı ve depresyonun malnütrisyon ile ilişkisinde anlamlı fark vardır. Katz göre bağımlı veya kısmen bağımlı bireylerin %64,0'ünde malnütrisyon riski varken, bağımsız bireylerde bu oran %40,4'tür. Kırılgan yaşlı olarak belirlenenlerde malnütrisyon sıklığı (%80.0) prefrail (%46.9) ve normal (%12.5) yaşlılardan daha yüksek olarak saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Yaşlılarda malnütrisyonu önlemek için düzenli olarak beslenme taraması yapılması ve beslenme durumuna etki eden faktörlerin çok yönlü ele alınması gerekmektedir.

BeslenmeBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+5
Esra Akdeniz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa ilinde serbest eczacıların sağlık hizmetlerinde üstlendiği roller ve bunu etkileyen değişkenler

Amaç: Bu çalışmanın amacı; Manisa ilinde serbest eczacıların sağlık hizmetlerinde üstlendiği roller ve bunu etkileyen değişkenleri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel türde analitik bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini Manisa ilinde aktif olarak serbest eczacılık mesleğini yürüten 524 eczacı oluşturmaktadır. Örneklem hesaplanmadan araştırmacı tarafından tüm evrene Aralık 2021 ve Mayıs 2022 tarihleri arasında ulaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmaya 190 serbest eczacı gönüllü olarak katılmıştır. Sosyodemografik bilgiler, verilen danışmanlık konuları, karşılaşılan problemleri belirlemeye yönelik 41 soru ve 52 soruluk SYBDÖ II ölçeğinden oluşan anket eczacılara online olarak uygulanmıştır. İstenen sürede online platformda yeterli veri toplanamadığı için araştırma sırasında yöntem değişikliğine gidilip merkez iki ilçedeki (n:151) tüm eczanelere gidilerek yüz yüze yöntemle anket formu uygulanmıştır. Veri toplamaya başlanması sürecinden itibaren merkez dışı ilçelerden gelen online veriler de veri setine dahil edilmiştir. Araştırmanın kapsayıcılığı merkez ilçeler için %76.2 (n:115), 17 ilçesi bulunan tüm Manisa için %36.3 (n:190)'dır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri eczacıların halk sağlığı danışmanlığı hizmeti verme durumu ve danışmanlık hizmeti verenlerin verdikleri hizmeti değerlendirme durumudur. Tek değişkenli analizlerde Ki-kare testi, bağımsız gruplarda t testi, pearson korelasyon testi ve çok değişkenli analizlerde binary lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan eczacıların yaş ortalaması 48.72±15.07 olup, % 65.3'ü kadındır. Eczacılara verdikleri halk sağlığı danışmanlık hizmeti konusu sorulduğunda başta hipertansiyon %83.8, sağlıklı beslenme %79.4, acil hormonal doğum kontrolü %77.9, kilo kontrolü %77.2, Kovid-19 %77.2, diyabet %75.0 ve diğerleri olmak üzere sıralanmaktadır. En az verilen danışmanlık hizmeti konusu intihar riski (%9.6)'dir. Eczacılara eczaneye başvuran kişilerin kendilerinden danışmanlık hizmeti talep etmesinin önündeki engeller sorulduğunda sırasıyla %63.7'si başvuranın utanması, % 53.2'si başvuranın eğitim düzeyi, %49.5'i eczanenin kalabalık olması ve diğerleri şeklinde cevaplamıştır. Eczacılara kendilerinin bu hizmeti vermesinin önündeki engeller sorulduğunda sırasıyla %73.7'si eczacıların iş yükü fazlalığı, %67.4'ü eczacı tarafından çok fazla teknik iş yapılması, %53.7'si zaman yetersizliği, %50.5'i hastaların çoğunlukla bir acelesi olması ve bu tür uygulamalar için zamanı olmaması ve diğerleri şeklinde cevaplamıştır. Katılımcıların SYBDÖ II ortalaması 125.94±20.27''dir. Araştırmamızda Rehber Eczanem Programı'na katılan eczacıların oranı %16.3'tür. Çalışmamızda mesleki tecrübe yılı az olan eczacıların 1.03 (%95GA=1.01-1.05) kat, Rehber Eczanem Programı'na katılan eczacıların 5.15 (%95GA=2.06-12.83) kat, kilolu/obez olan eczacıların 3.49 (%95GA=1.73-7.05) kat daha fazla danışmanlık hizmeti verdikleri saptanmıştır. Sonuç: Mesleki eğitim programlarına katılan serbest eczacılar katılmayanlara göre daha fazla halk sağlığı danışmanlık hizmeti vermektedir. Serbest eczacıların TEB'in Rehber Eczanem gibi eğitici programlarına katılımı düşüktür. Bu tür eğitim programları güçlendirilerek eczacıların katılımı arttırılmalıdır. Araştırma, birçok serbest eczacının halk sağlığı rolleri üstlendiğine ve bu rollerin uygun desteklerle geliştirilebileceğine işaret etmektedir. TEB ve Sağlık Bakanlığı, serbest eczacıların sağlık sistemine daha etkin entegrasyonu için danışmanlık rollerini ve meslek hakkını birlikte düzenleyerek yeni çerçeveler ve işbirliği planları oluşturabilir. Anahtar kelimeler: Eczacılar, Halk sağlığı, Türkiye.

EczacılarEczacılıkEczaneler+5
Hülya Erten
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir kentsel bölge örneğinde bulaşıcı olmayan hastalığı olan erişkinlerin COVID-19 pandemisi döneminde kronik hastalık izlem niteliğinde ve tedavi uyumundaki değişiklikler

Amaç: Bu çalışmanın amacı, COVID-19 pandemisi etkisinde geçen iki yılda bulaşıcı olmayan hastalığa (BOH) sahip bireylerde, kronik hastalık izlem/bakım niteliğinin ve sağlık hizmetlerinin ulaşılabilirliğinin, kronik hastalık risk faktörlerindeki değişimin, ilaç tedavisine uyumun, algılanan sağlık ve ruh sağlığı değişiminin ve kronik hastalık yakınmalarındaki değişimin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma Manisa ili merkez ilçelerden seçilen on ASM'ye başvuran kronik hastalığı olan bireylerde yürütülmüş; toplamda 500 kişiye ulaşılmıştır. Çalışmada Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği-hasta sürümü (KBDh/PACIC), Morisky Tedavi Uyum Ölçeği-8 (MTUÖ-8) ve yapılandırılmış soru formu kullanılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS 23.0 paket programı kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin analizinde Ki-kare ve Fisher'ın kesinlik testi, sürekli verilerin analizinde dağılıma uygunluk durumuna göre Student's t testi veya Mann Whitney U testi; tek yönlü varyans analizi veya Kruskal Wallis varyans analizi kullanılmıştır. Çok değişkenli analizlerde lojistik regresyon kullanılmıştır. Çözümleyici analizlerde tip 1 hata 0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada, katılımcıların %51.8'inin COVID-19 pandemisi döneminde kronik hastalığı ile ilgili semptom ve yakınmalarında artış ve/veya yeni yakınmaları olmuştur. Pandemi döneminde sağlık hizmetlerine ulaşılabilirliğin kötü olması (OR: 2.05, %95GA: 1.40-2.99), kronik hastalık izlem/bakım niteliğinin kötü olması (OR:1.49, %95GA: 1.01-2.23), ilaç tedavisine uyumlu olmak (OR:1.48, %95GA: 1.02-2.16) ve kronik hastalık risk faktörlerinin olumsuz yönde değişmesi (OR:1.72, %95GA: 1.11-2.70) kronik hastalıkla ile ilgili semptom ve yakınmalarında artış ve/veya yeni yakınma olma riskini artırmaktadır. Katılımcıların %37.2'sinin algılanan sağlık durumu pandemi öncesine göre daha kötüdür. Pandemi döneminde sağlık hizmetlerine ulaşılabilirliğin kötü olması (OR: 2.01, %95GA: 1.37- 2.95) ve uyku düzeninin kötü etkilenmesi (OR: 2.14, %95GA: 1.34-3.42) algılanan genel sağlık değişiminin kötü olması riskini artırmaktadır. Pandemi döneminde algılanan ruh sağlığı durumunun öncesine göre daha kötü olma sıklığı %23.2'dir. Kadınlarda (OR: 2.46, %95GA: 1.18-5.10), pandemi döneminde uyku kalitesi kötü etkilenenlerde (OR: 8.25 %95GA: 4.66-14.60) ve bu dönemde aile içi (OR: 4.21, %95GA: 2.46-7.21) ve sosyal ilişkilerinden (OR: 2.69, %95GA: 1.58-4.57) daha az hoşnut olanlarda algılanan ruh sağlığı değişiminin kötü olması riski artmıştır. Katılımcıların %47.6'sı pandemi döneminde kronik hastalık izlem/kontrolleriyle ilgili aksaklık yaşadığını belirtmiştir. 65 ve üzeri yaş grubunda olmak (OR: 4.15, %95 GA:2.39-7.21) ve algılanan gelirin giderden az olması (OR: 3.19, %95 GA:1.58-6.45) pandemi döneminde sağlık hizmetlerine ulaşamama riskini artırmaktadır. Pandemi döneminde katılımcıların kronik hastalıklar açısından riskli davranışları olumsuz etkilenmiştir. Katılımcıların %15.6'sı pandemi döneminde kilo almış; %22.0'si pandemi döneminde, daha az yürüyüş/egzersiz yaptığını belirtmiştir. Bu çalışmada, KBDh ölçeğinden alınan toplam puan 2.43±0.24'tür. 65 ve üzeri yaş grubunda (OR: 17.38, %95GA:7.68-39.33), kadınlarda (OR: 2.63, %95GA:1.46-4.75), algılanan gelirin giderden az olanlarda (OR: 2.71, %95GA:1.19-6.15) ve kronik hastalığı takip eden bir doktorun olmayanlarda (OR: 22.61, %95GA: 6.35-80.49) COVID-19 pandemisi döneminde kronik hastalık bakım niteliği kötüleşmektedir. Katılımcıların %43.4'ü ilaç tedavisine düşük uyum göstermektedir. Algılanan geliri gidere eşit olması (OR: 1.88, %95GA: 1.25-2.81), algılanan gelirin giderden fazla olması (OR: 1.93, %95GA: 1.04-3.60) ve yalnızca bir kronik hastalığın olması (OR: 2.16, %95GA: 1.41-3.30) ilaç tedavisine uyumsuz olma riskini artırmaktadır. Sonuç: COVID-19 pandemisiyle geçen iki yılda, kronik hastalığı olan bireylerin yaklaşık yarısının rutin kontrolleri aksamış; kronik hastalık izlem/bakım niteliği kötüleşmiştir. COVID-19 pandemisi, kronik hastalığı olan bireylerin hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını olumsuz etkilemiştir.

COVID 19Halk sağlığıKorona virüs enfeksiyonları+4
Kübra Çiçek
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa'da bir çelik fabrikasında iş kazası ve psikososyal riskler arasındaki ilişkiler

Amaç: Bu çalışmanın amacı Manisa'da bir çelik fabrikasında; iş kazası sıklığını, sosyodemografik özelliklerin ve psikososyal risklerin iş kazalarına etkilerini araştırmaktır. Gereç Yöntem: Manisa'da yürütülen kesitsel tipteki çalışmanın evrenini bir çelik fabrikası mavi yakalı çalışanları 560 kişi oluşturmaktadır. Araştırma 9.07.2021- 28.12.2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Tüm çalışanlara ulaşma hedeflenmiş, 509 kişiye ulaşılmıştır. Anketlerin 43 tanesi anketin boş veya güvensiz olmasından dolayı hariç tutulmuştur. Psikososyal riskler için kadın cinsiyet risk sayıldığından ve sayı azlığı (n=3) nedeniyle karşılaştırma yapılamayacak olduğundan kadınlar da hariç tutulmuştur. 463 veri ile katılım oranı %82,7'dir. Bağımlı değişkenler, çalışanın son bir yılda iş kazası geçirme durumu ve bu iş yerinde iş kazası geçirme durumudur. Bağımsız değişkenler; sosyodemografik özellikler, yaşam biçimi davranışları, çalışma özellikleri, iş ortamı psikososyal riskleridir. Psikososyal riskler, psikososyal riskleri 25 boyutta ölçen Kopenhag Psikososyal Risk Değerlendirme Anketi (KOPSOR) kullanılarak değerlendirilmiştir. Her boyut için ortalama puan hesaplanıp, ortancadan bölünerek riskli/risksiz gruplar belirlenmiştir. Veri analizinde tanımlayıcı istatistikler, ki kare analizi, lojistik regresyon analizi yapılmış, tip 1 hata 0.05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışanların yaş ortalaması 34,4±7,3'tür. Araştırma grubunun %84,0'ü kentsel bölgede yaşamakta, %79,5'i evlidir, %71,3'ünün çocuğu vardır. Çalışanların %4,8'i ilkokul, %22,0'si ortaokul, %57,7'si lise mezunudur; %34,8'inin eşi lise, %18,2'sinin yüksekokul/üniversite mezunudur. Çalışanların %70,4'ü ailede çalışan tek kişidir, %45,1'inin geliri giderinden azdır. Çalışanların %54,9'u aktif olarak sigara içmektedir. Çalışanların bölümlerindeki ortalama çalışma süresi 6,6±6,2 yıldır. Çalışanların özellikle işte özgürlük eksikliği (72,1±23,2), bilişsel talepler yükü (70,3±20,9) ve tükenmişlik (66,1±24,3) boyutlarında psikososyal riskler için aldıkları ortalama puanları en yüksek bulunmuştur. Tüm hayatı boyunca iş kazası geçirme sıklığı %63,3, bu iş yerinde iş kazası geçirme sıklığı %49,0 bulunmuştur. Son bir yılda iş kazası sıklığı %22,0'dir. Son bir yılda gerçekleşen iş kazalarının %41,2'si gece vardiyasında yaşanmış, kaza sonrasında sıklıkla (%36,3'ünde) sıkışma, ezilme meydana gelmiştir. Son bir yılda iş kazası geçirme gençlerde, eğitim durumu düşük olanlarda, sigara kullananlarda, haftalık çalışma süresi fazla olanlarda, bölümünde on yıldan az çalışmış olanlarda, vardiyalı çalışanlarda ve üstlerinden sosyal destek eksikliği olanlarda daha fazladır. Eğitim durumu üniversite/ yüksekokul olanlara göre lise olanların 2,8 (%GA:1,2-6,5) kat, ilkokul/ ortaokul olanların 3,8 (%GA: 1,5-9,3) kat son bir yılda iş kazası riski artmıştır. Sigara kullananların 1,7 (%GA: 1,1-2,8) kat; son bir yılda iş kazası geçirme riski daha fazladır. Ayrıca yaş arttıkça son bir yılda iş kazası riski azalmaktadır. Bu iş yerinde iş kazası geçirme, yaşı daha büyük olanlarda, eğitim durumu düşük olanlarda, evli olanlarda, çocuğu olmayanlarda çalışma arkadaşı iş kazası geçirmiş olanlarda daha fazladır. Bilişsel talepler, duygusal talepler, tanınırlık eksikliği, iş ev çatışması, güven eksikliği, adalet ve saygı eksikliği, tükenmişlik riskleri olanların bu işyerinde iş kazası geçirme riski daha fazla bulunmuştur. İleri analizlere göre bu iş yerinde iş kazası geçirme üzerinde en çok etkili olan bağımsız değişkenler çalışanların eğitim durumu, aynı bölümde çalışma süreleri ve iş arkadaşının kaza geçirme durumudur. Bu analize göre eğitim durumu üniversite/ yüksekokul olanlara göre ilkokul/ ortaokul olanların 2,3 (%GA: 1,2-4,5) kat bu iş yerinde iş kazası riski artmıştır. Bu işyerinde iş kazası riski iş arkadaşı iş kazası geçirenlerde geçirmeyenlere göre 4,2 (%GA: 2,5-7,2) kat artmıştır. Sonuç-Öneriler: Fabrikada çalışanların yaklaşık beşte biri son bir yılda iş kazası geçirmiştir. Özellikle gece vardiyalarının iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi önerilir. Gençlerde düşük eğitime sahip olanlarda ve sigara içenlerde son bir yılda iş kazasının daha sık gerçekleştiği bulunmuştur. Eğitim durumu düşük olanlara ve gençlere özellikle uyum eğitimleri verilebilir. Çalışanlar sigarayı bırakmaya teşvik edilmelidir. Bu iş yerinde iş kazasının eğitim düzeyi düşük olanlarda ve iş arkadaşı iş kazası geçirmiş olanlarda daha fazla olduğu bulunmuştur. İş kazası gerçekleştikten sonra iş yerinde gerekli düzenlemelerin yapıldığından emin olunmalıdır. Psikososyal risklerden; üstlerinden sosyal destek eksikliği son bir yılda iş kazası geçirme ile ilişkili tek değişkendir. Çalışanların en sık belirttiği psikososyal risklerden bilişsel talepler azaltılmalı, işte özgürlük eksikliği ve tükenmişliğe yönelik önlemler alınmalı, son bir yılda iş kazası ile ilişkili olarak da üstlerinden sosyal destek talebi karşılanmalıdır.

KazalarManisaPsikososyal risk+4
Ecem Tüzün
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana il merkezi kamu sağlık çalışanlarında işe devamsızlıkların araştırılması

GİRİŞ ve AMAÇ: Sağlık sektörü, hem toplum hem de ekonomi için temel sektörlerden biridir. Sağlık çalışanları, mesleki ve mesleki olmayan sağlığı tehdit eden risk faktörlerine maruz kaldıkları için hastalıklara karşı oldukça hassastırlar. Bu nedenle işe devamsızlığın en yüksek olduğu sektörlerin başında sağlık sektörü gelmektedir. Araştırmamız işe devamsızlık ve presentizmin, Adana il merkesinde kamu sağlık hizmeti sunucularında görülme sıklığını, en sık nedenlerini, sosyodemografik, çalışma hayatı ve sağlık düzeyiyle ilişkili farklılıklarını açıklamak amacıyla planlanmıştır. GEREÇ ve YÖNTEM: Bu çalışma Adana ilindeki kamu sağlık kurumlarında hizmet sunanları kapsayan kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırmaya katılım gönüllülük esasına dayalı olup 2021 Eylül-Kasım ayları arasında 602 sağlık çalışanıyla çevrimiçi ve yüzyüze görüşülerek anketler uygulanmıştır. Anket ile katılımcıların işe devamsızlık ve presentizm durumları sorgulanmıştır. Analizlerde frekans tabloları, çapraz tablolar, Ki-kare testi, dağılıma bakmak için Kolmogorov-Spirnov, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis testi, Spearman korelasyon testi kullanılmıştır. Sonuçlar ortalama±standart sapma, min-maks, sayı ve yüzde olarak ifade edilmiştir ve p değerinin <0,05 olduğu durumlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. BULGULAR: Çalışma grubunun yaş ortalaması 38,3±9,9 olup, % 67,6'sı kadın, % 68,9'u evli, % 51,7'si Lisans mezunudur. Katılımcıların % 36,9'u hemşire-ebe, % 31,0'ı hekim-diş hekimi, % 32,1'i yardımcı sağlık personelidir. Çalışmamızda devamsızlık oranı % 2,45, absentizm insidans hızı % 40,0 olarak tespit edilmiştir. İşe devamsızlığın en sık sebebi % 41,9 ile Covid-19 enfeksiyonudur. Katılımcıların sağlık nedeniyle kaçırılan iş zamanı yüzdesi 1,57±6,90, sağlık nedeniyle çalışırken verimliliğin azalması yüzdesi 25,11±28,55, sağlık nedeniyle genel iş verimliliğinde azalma yüzdesi 26,03±28,95, sağlık nedeniyle günlük hayattaki aktivitelerde bozulma yüzdesi 32,24±31,11'dir. Adana ili kamu sağlık çalışanlarında işe devamsızlık ile cinsiyet, medeni durum, aylık gelir, fiziksel aktivite, çalışılan kurum, meslek, çalışma şekli, fazla mesai, iş kazası, kas iskelet sistemi hastalıkları ve kronik hastalık öyküsü arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. İşte var olmama ile cinsiyet, aylık gelir, yaş, meslek, çalışma şekli, nöbet sayısı, iş kazası, kas iskelet sistemi hastalığı öyküsü ve işe devamsızlık arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. SONUÇ: Sağlık çalışanlarında Covid-19 enfeksiyonuna karşı koruyucu önlemler artrılmalıdır. İşe devamsızlık ve işte var olmamanın (presentizm) azaltılması için daha iyi bir fiziksel çalışma ortamı yaratılması gereklidir. Sağlık çalışanlarının kendilerini iş ortamlarında rahat ve güvende hissetmesi sağlanmalıdır.

AdanaCOVID 19Pandemiler+3
Nurdan Demirel Beğceoğlu
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ili mevsimlik tarım çalışanlarında iş sağlığı ve güvenliğinin Covıd-19 sürecinde araştırılması

Giriş ve Amaç: Aralık 2019'da Çin'de ortaya çıkıp, pandemiye dönüşen Covid-19 salgının kontrol altına alınmasında alınacak bir takım önlemleri baz sektörlerin uygulaması pek mümkün olmamıştır, tarım sektörü bunlardan biridir ve sektörün ana işgücü mevsimlik tarım işçileri ve aileleridir. Bu tez araştırmasının amacı; Adana ilindeki mevsimlik tarım işçilerinin Covid-19 pandemi sürecinde karşılaştıkları iş sağlığı sorunlarının, ilişkili faktörlerin araştırılması ve bunların etkilerinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız kesitsel niteliktetir ve Adana'nın Karataş ilçesindeki; Karagöçer, Çavuşlu, Bahçe ve Yüreğir ilçesindeki; Kadıköy ve Doğankent çadır yerleşimlerinde yaşayan 18-65 yaş bireylerde yapılacaktır. Araştırma evreni 4117 kişidir. %50 frekans, %95 güven aralığı, %5 hata payı ile 352 kişi olarak hesaplanmıştır. Seçtiğimiz çadır yerleşimlerdeki toplam kişi sayısı ve hesaplanan örneklem sayısı oranlanarak bir katsayı belirlenmiş ve her çadır yerleşimde ulaşılması gereken kişi sayısı buna göre hesaplanmıştır. Bireyler kolayda örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Katılımcılara tarafımızca geliştirilen, 3 bölüm ve toplamda 72 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. İstatistiksel değerlendirmeler için SPSS 20.0 for Windows paket programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; ortalama, standart sapma, medyan, minimum, maksimum, sayı, yüzde, ki-kare testi ve lojistik regresyon analizi yapılmış, p değerinin < 0,05 olması anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmamıza katılan mevsimlik tarım çalışanlarının ortalama yaşının 28,49±10,11 olduğu, %59,2'sinin Suriyeli göçmenlerden oluştuğu saptanmıştır. Katılımcıların %37,3'ü covid-19 sürecinde iş göçü yaptığını, %39,3'ü en az bir seyahatinde izin belgesi aldığını, %82,3'ü konaklama alanlarında covid-19 rehberindeki önlemlerin uygulandığını belirtmiştir. Katılımcıların %7,2'si PCR testi yaptırdığını, %4,5'i kendisi/ailesinden birinin covid-19 hastalığı geçirdiğini, 1 kişi babasının covid-19 nedeniyle vefat ettiğini belirtmiştir. 4 kişi kendisi/ailesinden birinin covid-19 aşısı olduğunu belirtmiştir. Geçici konaklayan katılımcıların covid-19 hastalığına yakalanma olasılığının 44,01 katına çıktığı saptanmıştır. Günlük çalışma süresinin ortalama 9,09±1,36 saat, mola sürelerinin 100,77±17,99 dakika olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların %66,7'sinin çalışma alanlarına traktörle gittiklerini, kimsenin maske kullanmadığını, yalnızca 2 kişi covid-19'un iş ortamlarında maruz kaldıkları risk faktörlerinden olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların tamamı çalışırken sosyal/fiziksel mesafe kurallarına uyamadıklarını belirtmiştir. Katılımcıların %23,6'sı işle ilgili hastalık ve/veya iş kazası geçirdiklerini belirtmiştir. İş kazasın geçirdiğini belirtenlerin %66,2'si kazanın üst ve/veya alt ekstremi lezyonları ile ilgili olduğunu belirtmiştir. Sonuç: Araştırmamızda mevsimlik tarım çalışanlarının yaşam ve çalışma alanında iş sağlığı ve güvenliği açısından birçok riske maruz kaldıkları, bunların pandemi sürecinde de devam ettiği belirlenmiştir. Bu kişilerin yaşam ve iş koşullarının olarak düzelmesini sağlayacak sektörler arası ve geniş çaplı müdahalelere ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Mevsimlik tarım çalışanları, iş sağlığı ve güvenliği, Covid-19 pandemisi

AdanaCOVID 19Korona virüs enfeksiyonları+6
Şükriye Ece Akti
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa kent merkezinde yaşayan diyabetli hastalarda izlem ve bakım niteliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Manisa merkez ilçede yaşayan tip 2 diyabetlilerde izlem ve bakım hizmetlerinin niceliksel ve niteliksel açıdan değerlendirmesidir. Gereç ve yöntem: Bu kesitsel tipteki araştırmanın evrenini Manisa merkez ilçede yaşayan, toplam 98 aile hekimliği birimine (AHB) kayıtlı 20 yaş üstü 30.518 tip 2 diyabetli hasta oluşturmaktadır. Bu evren büyüklüğü, bölgede ikamet eden 222.766 kişiden yaklaşık olarak diyabetli olması beklenen (Tip 2 Diabetes Mellitus'un Türk toplumundaki 20 yaş üstü beklenen) %13.7 standardize prevalans hızına göre belirlenmiştir. Minimum örnek büyüklüğü, %95 güven, %35 kötü metabolik kontrol (HbA1c>6.5) prevalansı ve %5 sapma 384 olarak hesaplanmıştır. Örnek seçimi 98 Aile Sağlığı Birimi (58'i kentsel; 28'i yarı-kentsel; ve 12'si kırsal) için çok aşamalı, tabakalı, basit rasgele örnekleme yöntemi ile yapılmıştır. 98 Aile Hekimliği Birimi (AHB) içinden 24 AHB rasgele seçilmiş, her bir AHB 'den yine basit rasgele yöntemle 20'şer hasta seçilmiştir. Örneğe seçilecek bu 24 AHB, Manisa merkez ilçenin kensel, yarı-kentsel ve kırsal nüfus tabakalarının ilçe nüfusu içindeki payına orantılı olarak seçilmişlerdir. Buna göre çalışmaya 24 AHB'den (14 kentsel, 7 yarı kentsel, 3 kır) oluşan ve her bir AHB'ne kayıtlı 20 diyabetliden oluşan 480 diyabetli çalışmaya alınmıştır. Sahada anket uygulamayı reddetme, adreste bulunmama, ölüm vb. gibi nedenlerle katılmama olasılığı göz önüne alınarak örneğe çıkan ASB'lerine orantılı olarak %50 oranında (n=240) yedek hasta daha seçilmiştir. Niceliksel değerlendirme, diyabetin glisemik kontrol göstergesi olan (HbA1c ); niteliksel değerlendirme ise daha önceden Türk topluma uyarlanmış ve geçerliliği gösterilmiş olan Kronik Hastalık Bakımı Değerlendirme Ölçeğinin (Patient Assessment of Chronic Illness Care- PACIC) hastalar için Türkçe sürümü (KBDh ) kullanılarak yapılmıştır. KBDh, sosyodemografik veriler ile risk faktörlerine ait bulgular ve risk grubuna ait biyokimyasal parametrelerden oluşan anket formu yüz yüze uygulanarak veri toplanmıştır. Bağımlı değişken olan KBDh 'nin toplam skor ve alt boyut puanları dağılımın ortanca değerinden kesilerek iki gruba kategorize edilmiş, ardından (eksiltmeli - backward) lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Lojistik regresyon modelinde HbA1c 7.0 mg/dl kesme değeri ile dikotomize edilmiştir. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 15.0 programı kullanılmıştır. Parametrik dağılımlarda Student's t-testi ve tek yönlü varyans analizi (One Way ANOVA ), non parametrik dağılımlarda ise Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testi, oranlar arası farklılıkları ölçmede Ki kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılanların % 56.4'ü kentsel bölgede, % 30.9'u yarı kentsel bölgede, % 12.7'si kırsal bölgede yaşamaktadır. Araştırmaya katılanların %34.3' ü erkek % 65.7' si kadın, yaş ortalaması 57.9±12.3'dür. Diyabet süresi ortalaması 7.9±6.7'yıldır. Diyabetlilerin ilk tanı aldıkları yaş ortalaması 49.9±12.0 yıldır. Katılımcıların % 84.6'sı fazla kiloludur veya obezdir. Hastaların HbA1c değeri ortalaması 6.94±1.76 mg/dl'dır. %56.8'inin herhangi bir HbA1c değerine ulaşılmıştır bu olguların %61,7'sinde diyabetin kontrol altındadır (HbA1c ≤ 6.9). Hastaların %86.5'i diyabetlerini izleyen bir hekimleri olduğunu; % 65.8'i diyabet hekimine 3 ayda bir düzenli olarak başvurduklarını; % 15.8'i bir yıldan daha uzun süredir hekime başvurmadıklarını belirtmişlerdir. Diyabetlilerin % 73.9'u hekime ihtiyaç duyduğu her zaman ulaşabilmesine rağmen % 7,9'u ise hiçbir zaman ulaşamamıştır. Hastaların %43.6'ı haftada 7 gün sebze ve meyve tüketmekte, %80.4'ünün günlük öğün sayısı 3 ve daha fazladır. Araştırma grubundaki diyabetlilerin %35.6'sı sadece tanı konulduğunda, %11.9'u ise doktora gittiğinde birden fazla kez özel eğitim almıştır. Araştırma grubunun % 69.5 evde kendi kendine kan şeker ölçümlerini yapmaktadır. Katılımcıların her yıl düzenli %13.9'u grip aşısı ile korunurken; %76.8'i hiç grip aşısı, %93.1'i yaşamında hiç grip aşısı olmamıştır. EKG çektirme oranı % 63.8, göz dibi bakısı %58.4, nörolojik muayene oranı %21.3, idrarda şeker bakısı oranı %67.9, idrarda keton bakısı oranı % 32.5'dır. Hastaların %14.1'inde mikroalbüminüri bakısı yapılmıştır. Hastaların %51.5'inde hipertansiyon, %12.1'inde kalp hastalığı, %27.5'inde retinopati, katarakt oranı %18.8, ayakta duyu kaybı oranı %29.5, ayakta yara oranı %9.7, %1.2'sinde ayak veya parmak kesilmesi, %2.4'ünde böbrek yetmezliği, %41.0'inde yüksek kolesterol vardır. Diyabetlilerin %49.7'sinde en az bir komplikasyon bulunmuştur. KBDh boyut skorları: Hasta katılımı (1–3.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.60±0.89, karar verme (4–6.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.58±0.91, amaç belirleme (7–11.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.59±0.77, problem çözme (12–15.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.58±0.75, izlem\koordinasyon (16–20.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.59±0.77 ve toplam ölçek puan ortalaması 2.59±0.62 olup minimum puan:1.24 ve maximum puan:4.36'dır. KBDh boyutlarının tavan ve taban yüzdeleri değerlendirildiğinde, taban yüzdesi (%0.2 – %8.1) ve tavan yüzdesi (%0.0 -% 1.2) olup tüm alt boyutlar ve toplam ölçek için çok iyi olarak gözlenmiştir. Toplam KBDh üzerinde etkili olan değişkenler; yaş, öğün sayısı, diyabet eğitimi alma, eğitim düzeyi, diyabet hekimine ihtiyaç duyduğu zamanlarda ulaşabilme, her yıl grip aşısı olmadır. Hba1c üzerinde etkili olan değişkenler; gelir, EKŞİ, İnsulin kullanımı (riski ++) , KBDh ölçeğinin karar verme ve problem çözme alt boyut skorlarıdır. Sonuç: Manisa merkez ilçede yaşayan erişkinlerin diyabet farkındalığı Batı bölgeleri düzeyindedir ve henüz daha istenilen düzeyde değildir. Tanı almış olan Tip 2 diyabetlilerin önemli bir çoğunluğu sürekli bir hekim izlemi altındadır. Birinci basamağın diyabet izleminde yerinin çok sınırlı kaldığı söylenebilir. Türkiye için en gelişmiş bölgelerden biri olan Manisa kent merkezi için metabolik kontrol düzeyi (HbA1c açısından) yetersizdir. Tip 2 diyabet izlem ve kontrol rehberlerinde önerilen düzenli izlem oranları hastaların çoğunluğu için son derecede yetersiz düzeydedir. Kendi kendine evde düzenli kan şekeri izlemi (EKŞİ) HbA1c düzeyini etileyen temel değişkenlerden biri olduğu ortaya çıkmıştır. Metabolik kontrol değişkenlerinden HbA1c ve KBDh ile elde edilen bulgular; sağlık hizmetine daha fazla ulaşan ve hastalık yönetimlerine daha fazla katılanların genel olarak toplumun daha avantajlı kesimleri olduğunu ortaya koymuştur. Hasta izleminde hastaların "karar verme" ve "problem çözme" becerilerinin geliştirilmesi hastaların izlem ve sağaltıma uyum sağlamalarına katkıda bulunabilir. KBDh (PACİC) ölçeği ile ülkemizde kronik hastalıklara yönelik verilen bakımı ve sağlık hizmetini değerlendirmede yardımcı bir araç olarak kullanılabilir. Anahtar kelimeler: Diyabet, Kronik hastalık bakım modeli, Metabolik kontrol

Diabetes mellitusHasta bakımıKronik hastalık+3
Bahadır Dede
Manisa Celal Bayar University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diyabet tanılı bireylerde diyabet eğitiminin hastalığın öz yönetimi ve tam kontrolü üzerine etkisi: Adana örneği

Giriş ve Amaç: Diyabetes Mellitus'un görülme sıklığı hızla artmaktadır. Çalışmamızda amaç, Adana'da rastgele seçilmiş bir grup Tip 2 Diyabetes Mellitus tanılı kişiye verilecek diyabet eğitiminin hastalığın öz yönetimi ve tam kontrolü üzerine etkisini tespit etmektir. Gereç ve Yöntem: Müdahale tipinde planlanan bu çalışma, Adana ili Beyazevler ve Akıncılar mahallelerinde hizmet veren iki aile hekimliği birimine kayıtlı 20 ila 65 yaş arası tip 2 diyabetes mellitus tanılı 59 kişi ile yapılmıştır. ASM'ye davet edilen tip 2 diyabetes mellituslu bireylerle yüz yüze anket ve öz yönetim ölçeği doldurulmuş; antropometrik ölçümler ve metabolik parametreler kaydedilmiştir. Katılımcılar rastgele deney ve kontrol grubuna atanmış ve deney grubuna diyabet eğitimi verilmiştir. Üç ayın sonunda tekrar ASM'ye davet edilen katılımcılarla işlem tekrarlanmıştır. Verilerin analizi SPSS 23.0 programı ile yapılmış ve analizde İndependent T, Paired T, Mann-Whitney U, Wilcoxon, Ki-Kare, Mcnemar, Korelasyon ve Lojistik Regresyon Testleri kullanılmıştır. Bulgular: Eğitim grubunun % 67.7'si, kontrol grubunun % 82.1'i kadınlardan oluşmaktadır. Eğitim grubunun yaş ortalaması 54.45±7.49, kontrol grubunun ise 54.39±7.26'dır. Katılımcılar başlangıçta komplikasyon gelişimi açısından karşılaştırılmış ve komplikasyon gelişen grubun HbA1C, total kolesterol, trigliserid, total kolesterol/HDL ve TyG indeks ortalamaları anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Üç ayın sonunda Eğitim grubunda kiloda % 2.1 (orta etki büyüklüğü), bel çevresinde % 1.21 (orta etki büyüklüğü), BKİ'de % 2.35 (orta etki büyüklüğü), HbA1C'de % 8.82 (orta etki büyüklüğü), trigliseridde % 12.57 (ortaya yakın etki büyüklüğü), TyG indeksinde % 2.5 (ortaya yakın etki büyüklüğü) anlamlı azalma sağlanmıştır. HbA1C'de 0.73 birim düşüş sağlanmıştır. Kontrol grubunda antropometrik ölçüm ve metabolik parametrelerde üç ayın sonunda anlamlı değişim olmamıştır. Eğitim grubunda üç ayın sonunda DÖYÖ 1. alt boyutta % 17.62 (büyük etki büyüklüğü), 2. alt boyutta % 13.05 (orta etki büyüklüğü), 3. alt boyutta % 35.84 (büyük etki büyüklüğü) ve DÖYÖ toplam puanlarda % 19.35 (büyük etki büyüklüğü) anlamlı artış sağlanmıştır. Sonuç: Eğitim müdahalesi ile üç ayın sonunda metabolil kontrol parametreleri (kilo, bel çevresi, BKİ, HbA1C, trigliserid ve TyG indeksi) anlamlı olarak düşmüş; diyabet öz yönetimi bilgi ve kapasitesi anlamlı olarak yükselmiştir. Birinci basamak sağlık kuruluşları ASM, SHM ve TSM'de, diyabete yönelik koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında hastalara planlı, devamlı ve multidisipliner diyabet eğitimi verilmesini tavsiye ediyoruz. Anahtar Kelimeler: Diyabet, birinci basamak sağlık hizmeti, eğitim, kontrol, öz yönetim

AdanaBirinci basamak sağlık hizmetleriDiabetes mellitus+3
Tarık Salcan
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVİD-19 pandemisi sürecinde Adana'da filyasyon ekiplerinde görev alan sağlık çalışanlarında tükenmişlik sendromu ve ilişkili faktörlerin araştırılması

Giriş ve Amaç: COVID-19 salgını tüm dünyayı etkileyen bir pandemidir. Salgınlarda yayılmanın önüne geçmek amacıyla hastaları ve temaslıları değerlendirme salgının kontrolü açısından çok önemlidir. Çalışmamızda pandemi sırasında filyasyonda çalışan sağlık çalışanlarının tükenmişlik düzeyleri, anksiyete seviyeleri ve yaşam kalitelerinin çalıştıkları ekip, çalışma süresi, sosyodemografik özellikleri ve bireysel alışkanlıklarına göre nasıl etkilendiğini görmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte planlanan bu araştırma tek merkezli olarak yapılmıştır. Adana'nın merkez ilçeleri olan Seyhan, Yüreğir, Çukurova ve Sarıçam ilçeleri araştırma bölgesi olarak seçilmiştir. Eylül 2021 ve Nisan 2022 tarihleri arasında dört merkez ilçede görevli olan filyasyon ekiplerinden toplam 210 kişi araştırmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dâhil edilen sağlık çalışanlarına demografik verileri, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Sağlık Personeli Çalışma Yaşam Kalitesi Ölçeği içeren bir anket uygulanmıştır. Analizler SPSS 22 paket programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde ki-kare analizi, student t testi, Mann Whitney U-testi, One Way ANOVA analizi, Kruskal Wallis testi yapılmıştır. Sürekli değişkenlerin birbiriyle ilişkisinin incelenmesinde; normal dağılım gösterenlerde Pearson, normal dağılım göstermeyenlerde ise Spearman korelasyon testinden yararlanılmıştır. Bağımlı değişkenin yordayıcılığının tespit edilmesi için lineer regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 39,8±9,1 olan 210 katılımcı dahil edilmiştir. Sağlık çalışanlarının %73,8'i kadın ve %26,2'si ise erkektir. Meslek grupları arasında yaşam kalitesi açısından tabiplerin yaşam kalitelerinin, diş tabibi ve yardımcı sağlık personelinden anlamlı düzeyde düşük olduğu görülmüştür. Erkeklerin duyarsızlaşma alt boyut puanının kadınlardan anlamlı şekilde yüksek olduğu belirlenmiştir. Çocuğu olanların duyarsızlaşma alt boyut puanı olmayanların puanından düşük, kişisel başarı puanı ise yüksek olarak görülmüştür. Duygusal tükenme açısından lise ve altı grup ile yükseklisans/doktora grubu arasında anlamlı farklar belirlenmiştir. Meslek gruplarına bakıldığında, tabip ve diş tabiplerinin duyarsızlaşma alt boyut puanının anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Kişisel başarı alt boyut puanına bakıldığında yardımcı sağlık personelin puanı tabiplere kıyasla anlamlı düzeyde yüksek olarak görülmüştür. Aylık geliri kötü olanların duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanları , aylık geliri orta ve yüksek olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Filyasyonda kendi evi dışında kalanların anksiyete ölçek puanı kalmamış olanların puanından anlamlı şekilde yüksek görülmüştür. Çalışma saatlerinden memnun olma durumuna bakıldığında memnun olmayanların anksiyete puanları memnun olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Filyasyonda kendi evi dışında kalanların duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanı kalmamış olanların puanından anlamlı şekilde yüksek; kişisel başarı puanı ise anlamlı şekilde düşük görülmüştür. Sürüntü alanların duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanı almayanların puanından anlamlı şekilde yüksek görülmüştür. Sonuç: Sağlık çalışanlarının pandemi öncesine göre pandemi döneminde tükenmişlik düzeylerinin arttığı görülmüştür. Hekimlerin tükenmişlik düzeyinin diğer meslek gruplarına göre yüksek çıktığı görülmüştür. Yine benzer şekilde hekimlerin yaşam kalitesinin diğer meslek gruplarına göre düşük çıktığı görülmüştür. Filyasyon sürecinde kendi evi dışında kalanların tükenmişlik düzeylerinin bu süreçte kendi evi dışında kalmayanlardan daha yüksek olduğu görülmüştür. sürüntü almakla görevli sağlık çalışanlarının, filyasyonda çalışırken sürüntü almayanlara göre tükenmişlik düzeylerenin daha yüksek olduğu görülmüştür.

AdanaCOVID 19Korona virüs enfeksiyonları+5
Ali Çoban
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamak sağlık hizmetlerinde kurum düzeyinde kişiye yönelik hizmet kapsayıcılığının değerlendirme ölçeği

Amaç: Ülkemiz genelinde kişiye yönelik birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunulduğu Aile Hekimliği Birimleri (AHB)'nin sağlık hizmeti sunucu düzeyinde kapsayıcılık özelliklerini değerlendirebilecek yeni bir ölçeğin geliştirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu yöntemsel araştırmanın evrenini Manisa İl Halk Sağlığı Müdürlüğü'ne bağlı 162 Aile Sağlığı Merkezinde (ASM) görevli 400 Aile Hekimliği Birimi (AHB) (n=400) oluşturmaktadır. Bir AHB; bir aile hekimi ve yanında görevli bir aile sağlığı elemanından oluşmaktadır. Örnek seçiminde herhangi bir örnekleme yöntemi kullanılmamış olup tüm evrene (bütün AHB' lere) ulaşmak hedeflenmiştir. Önceden yapılandırılmış anket formunun aile hekimlerine ulaştırılabilmesi için iki aşamalı bir yol izlenmiştir. Birinci aşamada oluşturulan anket web tabanlı bir site yardımıyla (surveey.com) online anket haline dönüştürülmüş ve daha sonra Manisa İl Halk Sağlığı Müdürlüğü'nden gerekli izinlerin alınması ile birlikte Manisa İli genelinde AHB'lerce kullanılan Aile Hekimliği Bilgi Sistemi (AHBS) üzerinden (01.10.2014-01.12.2014 tarihlerinde 2 ay süreyle ve 2 kez duyuru yapılarak) yayımlanmıştır. Ayrıca ikinci aşamada aile hekimleri tek tek aranarak katılımlarının sağlanması istenmiştir. Çalışmamıza birinci aşamada 2 kez duyuru yapılması sonucunda 180 aile hekimi sonrasında ikinci aşamada da 81 aile hekimi olmak üzere toplamda 261 aile hekimi katılmıştır ve katılım oranı % 65.25'dir. Ölçeğin geçerliliğinin değerlendirilmesinde ilk olarak kapsam (içerik) geçerliliğinin sağlanması amaçlanmıştır. Bu aşamada ilk olarak birinci basamak sağlık hizmetleri içerisinde kapsayıcılığın hem yapı bileşeni olan ''geniş hizmet yelpazesi'' hemde faaliyet bileşeni olan ''toplumun hizmet gereksinimlerinin farkındalığı'' kısımlarının ayrı ayrı yapılandırılmasına karar verilmiştir. Literatür değerlendirmesi sonrasında geniş hizmet yelpazesi altında 6 ayrı alt boyut kuramsal olarak oluşturulmuştur. Bu boyutlar (Rutin risk grubu izlemleri, sağlığı geliştirme hizmetleri, sağlık taramaları hizmetleri, rehabilite edici hizmetler, tanı ve tedavide kullanılan teknik donanım ve akut ve kronik hastalıkların yönetimi) aslında sağlık sistemlerinin bilinen 3 özelliği temel alınarak (koruyucu hizmetler, tedavi edici hizmetler ve esenlendirici hizmetler) oluşturulmuştur. Bu boyutlara ait soru havuzu kapsamlı bir literatür taraması sonrasında 169 sorudan oluşturulmuştur. Ölçeğin içerik geçerliliğinin değerlendirilmesi için uzman görüşlerine başvurulmuştur. Ülke genelinde akademik olarak birinci basamak sağlık hizmetleriyle ilgilenen uzmanlar ve sahada birinci basamakta görevli uzmanlardan oluşan 25 uzman bu amaçla belirlenmiştir. Uzmanlardan 18'i çalışmamıza geri dönüş yapmıştır (katılım oranı:%72). İçerik geçerliliği Davis yöntemiyle incelenmiştir. Bu amaçla sorulara ait kapsam geçerlilik indeksleri hesaplanmış ve 0,80'in altındaki sorular uygunsuz olarak belirlenmiştir. Ölçek içerisindeki soruların anlaşılabilirliğinin değerlendirilmesi ve daha da yükseltilmesi amacıyla Manisa ilinde görevli 7 aile hekiminden oluşan bir grup üzerinde pilot değerlendirme yapılmıştır. Ölçeğin yapıgeçerliliğinin değerlendirilmesinde ilk olarak açıklayıcı faktör analizi uygulanmış ve 261 aile hekiminin verisi bu analizlere alınmıştır. Açıklayıcı faktör analizi sayesinde maddelerin (soruların) faktör yüklerini belirleyerek ölçeğin ana boyutlarını alt boyutlarına ayırmak boyutları ayrıntılandırmak amaçlanmıştır. Bu analiz neticesinde faktör yüklerine göre soru eksiltilmesi yapılmamıştır. Açıklayıcı faktör analizi sonrasında belirlenen nihai alt boyutların güvenilirliklerinin belirlenmesinde soruların %27'lik alt üst grup karşılaştırması, boyut iç tutarlılıklarının belirlenmesinde cronbach α katsayısı, soru çıkarıldığında Cronbach α değişimi, soru ile toplam boyut korelasyonu, sorular arası korelasyonlar ve doğrusal regresyon β değerleri hesaplanmıştır. Çalışmamızda ölçeğin yapı geçerliliğinin değerlendirilmesi amacıyla ayrıca 252 aile hekimine ait veriler kullanılarak ayrıca doğrulayıcı faktör analizi 'de (DFA) yapılmıştır. Bu aşamada teorik bir temele dayanan örtük değişkenler ile bir model oluşturulmuştur. Bizim çalışmamızda oluşturulacak model için 6 örtük değişken (Rurin risk grubu izlemleri, sağlığı geliştirme hizmetleri, sağlık taramaları hizmetleri, rehabilite edici hizmetler, tanı ve tedavide kullanılan teknik donanım ve akut ve kronik hastalıkların yönetimi) ve bu değişkenleri etkileyen 120 gözlenen değişken kullanılmıştır. Bu analizler için SPSS 15 ve AMOS 22. İstatistik paket programları kullanılmıştır. Bulgular: Uzman değerlendirmesi sonucunda 31 sorunun kapsam geçerlilik indekslerinin düşüklüğü nedeniyle ölçekten çıkarılmasına karar verilmiştir. 5 boyuttan (Rutin risk grubu izlemleri, sağlığı geliştirme hizmetleri, sağlık taramaları hizmetleri, rehabilite edici hizmetler ve akut ve kronik hastalıkların yönetimi ) oluşturduğumuz son modelin doğrulayıcı faktör analizi sonrasında uyum indeks değerleri incelendiğinde x2/df değeri;1,716, RMSEA %90 Güven Aralığı (yaklaşık hataların ortalama karekökü) değerinin 0,052-0,057 arasında olduğu, CFI (karşılaştırmalı uygunluk indeksi)=0,885 ve SRMR değeri=0,068 olduğu görülmüş ve kurgulanan modelin iyi uyumlu olduğu görülmüştür. Ayrıca gözlenen değişkenlerin örtük değişkenleri temsiliyet düzeyleri standardize regresyon katsayıları da, 692 ile 930 arasında değişmektedir. Sonuç: Ülkemiz birinci basamak sağlık hizmetlerinin kapsayıcılık düzeyini değerlendirmesi amacıyla geliştirdiğimiz kapsayıcılık ölçeğinin yapılan geçerlilik ve güvenilirlik analizleri sonrasında yeterli bir ölçek olduğu görülmüştür. Çalışmamızda ölçek puanlama metodolojisi olarak genel olarak kabul gören boyut ve alt boyut ortalamaları kullanılmıştır. Fakat ölçek boyutlarının ve alt boyutlarının farklı puan ağırlıklandırılması olabileceği bundan sonra ki geliştirilecek çalışmalarda dikkate alınmalıdır. Ölçek içerisinden yapılan analizler sonrasında tanı ve tedavi hizmetlerinde kullanılan teknik donanım boyutu çıkarılmıştır. Yine de laborutuvar ve görüntüleme hizmetlerine erişimi ve yeterliliğini değerlendirecek sorulara geliştirilecek çalışmalarda yer verilmelidir.

Aile hekimliğiGüvenilirlik ve geçerlilikKapsayıcılık+4
Burak Tunç
Manisa Celal Bayar University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnme risk faktörü olarak COVID-19 hastalığının etiyolojideki yeri ve mortaliteye etkisi

Giriş ve Amaç: İnme, kardiyovasküler hastalıklar ve kanserlerden sonra en sık üçüncü ölüm nedeni olmakla beraber disabilitenin en sık nedenidir. Covid-19 pandemisinde birçok Covid-19 ile enfekte inme hastası tanımlanmıştır. Çalışmamızdaki amaç akut inmeli hastalarda Covid-19 etkilerini görebilmek ve prognoz göstergesi olabilecek veriler elde etmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma tek merkezli, retrospektif olup 1 Mart 2020-31 Aralık 2020 tarihleri arasında Adana Şehir Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran akut inme tanısı alan hastalar dahil edildi. Bütün hastaların demografik bilgileri, hematolojik parametreleri, muayene bulguları, NIHSS, TOAST sınıflamasına göre inme alt grupları, yatış süreleri ve mortalite durumu değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya katılan 220 hastadan 68 (%30.9) kişi Covid-19 tanısı almıştı. Yapılan analizlerde Covid-19 tanısı alan inme hastalarında kreatinin, albümin, CRP, ALT, AST, LDH, PT, INR, aPTT, fibrinojen, prokalsitonin, troponin, D-Dimer, ferritin düzeyleri ve N/L oranı belirgin derecede daha yüksek bulunmuştur. Covid-19 hastalarının tanı aldıktan ortalama 8.36±6.66 gün sonra inme geçirdikleri gözlenmiştir. Bu hasta grubunda yoğun bakım yatış oranı ve hastanede kalış süreleri artmıştır. Ayrıca mortalite oranı yüksek saptanmıştır. Akut inme geçiren hastalarda NIHSS mortaliteyi ön görmede en güvenilir parametre olarak saptanmıştır. Sonuç: Sonuç olarak, inme hastalarında Covid-19 hastalık seyrini daha da ağırlaştırmakta ve mortalite riskini arttırmaktadır. Prognozu ve mortaliteyi belirlemek için ucuz ve ulaşılabilir birçok tetkikin yanı sıra NIHSS hesaplanması çok önemlidir.

COVID 19EtyolojiKorona virüs enfeksiyonları+5
Bahar Balduz
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana İli merkezinde görev yapan eğitimcilerin COVID-19 sürecinde etkilenimlerinin araştırılması

Giriş ve Amaç: Covid-19 pandemisi Aralık 2019'da başlamış ve günümüzde devam etmektedir. Eğitim sektörü etkilenen sektörlerdendir. Çalışmamızın amacı; Adana'da ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimde çalışan eğitimcilerde pandemi sürecindeki psikolojik ve fiziksel etkilenme düzeylerinin belirlenmesidir. Materyal ve Metod: Kesitsel nitelikte bir araştırmadır. Adana'nın dört merkez ilçesindeki (Sarıçam, Seyhan, Yüreğir, Çukurova) ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimlerde yüz yüze anket çalışması şeklinde 566 kişiye yapılmıştır. Anket formu sosyodemografik form ile kısa semptom envanteri ve uluslararası fiziksel aktivite anketinden oluşmaktadır. Eğitimciler KSE ve GPAQ ölçeklerini pandemi öncesi ve pandemi döneminde olarak değerlendirmişlerdir. Pandemi öncesi ve pandemi dönemindeki değişim incelenmiştir. Bulgular: Araştırmamıza katılan eğitimcilerin yaş ortalaması 43,8±8,3 olduğu, %55,1'inin kadın olduğu, %28,4'ünün Covid-19 tanısı aldığı belirlenmiştir. Katılımcıların %29,3'ü sınıf öğretmeni, %62,9'u branş öğretmeni, %7,8'i ise öğretim üyesi ve görevlisidir. KSE'nin tüm alt boyutlarındaki semptomlarda pandemi döneminde artış olduğu saptanmıştır. Kadınlarda psikolojik etkilenmenin erkeklere göre daha fazla olduğu saptanmıştır. Pandemide sağlığının olumsuz etkilediğini düşünenlerde somatizasyon, 40 yaş üzerindeki eğitimcilerde kişilerarası duyarlılık, Covid-19 tanısı alanlarda depresyon, 40 yaşın altındaki eğitimcilerde ve haftada 20 saatin üzerinde online eğitim yapanlarda psikotizm, branş öğretmenlerinde belirti toplamı, öğrenci/ebeveynlerle iletişim sıkıntısı yaşayanlarda rahatsızlık ciddiyeti ve paranoid düşünce semptomlarında artış olduğu belirlenmiştir. Genel semptomlardaki artış riski sağlığının olumsuz etkilendiğini düşünenlerde 2,1 kat, branş öğretmenlerinde 3 kat daha fazla bulunmuştur. Fiziksel aktivite düzeyi pandemi sırasında anlamlı düzeyde azalırken, oturma süresi anlamlı olarak artmıştır. Sonuç: Araştırmamızda pandeminin eğitimcilerin psikolojik ve fiziksel sağlıklarında etkilenme olduğu belirlenmiştir. Kadın olma, branş öğretmeni olma, ders yükünün fazla olması risk faktörü olarak belirlenmiştir. Risk grupları ve risk faktörlerine yönelik düzenleme yapılmasını tavsiye ediyoruz.

AdanaCOVID 19Eğitimciler+5
Rabia Adeviyye Dal
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ili Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde çalışan sekreterlerde dijital göz yorgunluğunun prevelansı ve elektromanyetik alan ile ilişkisi

Giriş ve Amaç: Tüm dünyada her yaş grubundan insan elektronik dijital cihazları hem mesleki hem de eğlence amaçlı kullanmaktadır. Hayatımızı kolaylaştıran bu cihazlar yanlış kullanıldığında insan sağlığına zarar verebilmektedir. Bu nedenle, küresel dijitalleşme radyasyonun sağlık üzerine etkilerini yeniden gündeme getirmiş ve bu konuda birçok araştırma yapılmıştır. Evde ve işte kullandığımız birçok cihaz non-iyonize radyasyon olan 'Düşük frekanslı ve yüksek frekanslı elektromanyetik alanlardan oluşmaktadır. Düşük frekanslı elektromanyetik alana maruziyet sonrası baş ağrısı, bulantı, kaslarda kasılma, gözlerde ışıksız ortamda ışık görme (retinal fosfen) başta olmak üzere görme ile ilgili birçok hassasiyetler ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle elektromanyetik alana maruziyet sonrası oluşabilecek sağlık etkilerinden korunmak için ülkeler kendi ulusal standartlarını belirlemişlerdir. Dijital göz yorgunluğu sendromu (CVS) da gözlerde sulanma, yanma, batma, kuruluk hissi, ışık çakması ve baş ağrısı gibi benzer semptomları tanımlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, Adana ili Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinin farklı anabilim dallarında çalışan sekreterlerde dijital göz yorgunluğu sendromunun prevalansını belirlemek ve elektromanyetik alan (EMA) ile ilişkisini saptamaktır. Materyal ve Metod: Bu çalışma kesitsel niteliktedir, hastanenin farklı departmanlarında çalışan 143 sekretere ulaşılmıştır. Bireylere Computer vision syndrome questionnaire (CVS-Q) ölçeği, Oculer Surface Disease İndex (OSDI) ölçeği, Cornell Kas İskelet Sistemi Anketi de uygulandı. Sekreterlerin çalışma ortamlarında maruz kaldıkları Düşük frekanslı manyetik alan ölçümleri 6010 Gauss/Teslametre cihazla, yüksek frekanslı manyetik alan ölçümleri Narda NBM-520 cihazla ölçüldü. Ortamın ışık şiddeti de LX-1102 Cihazla ölçüldü ve sonra göz muayeneleri yapıldı. Her sekreter dijital göz yorgunluğu sendromu açısından göz doktorları tarafından değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 143 kişinin yaş ortalaması 39.61 yıldır. Katılımcıların %25,2'si erkek, %74,8'i kadındır. Katılımcıların CVS-Q ölçeği sonucuna göre %83.9'unda dijital göz yorgunluğu sendromu olduğu gözlendi. CVS gelişimi açısından cinsiyet ve yaş yönünden anlamlı fark bulunamamıştır. CVS-Q ile EMA arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu bulundu. EMA ölçümleri ile her iki göz schirmer ölçümleri arasında negatif yönde orta güçte bir ilişki bulundu. CVS olan kişilerin çalışma ortamı EMA değerleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). CVS riskini artıran faktörler; çalışma ortam EMA'sının yüksek olması (>1725 µT, OR=3.27) işte çalışma süresinin artması (OR=1.09), ekran üzerine güneşten ya da iç ortam kaynaklı lamba yansımalarına/parlamalarının olması (OR=4.15), bilinen göz hastalığı olması ve gözlük-lens kullanımı olarak bulunmuştur. Lineer regresyon analizinde ise ortamın düşük frekanslı EMA'sında bir birimlik artış CVS-Q skorunda 0.004 birimlik artışa neden olmaktadır. Sonuç: Çalışmanın sonucunda düşük frekanslı elektromanyetik alan ile dijital göz yorgunluğu sendromu ile EMA'ların arasında orta düzeyde bir ilişki olduğu bulundu. Bu nedenle kişilerin çalışma ortamlarında maruz kaldıkları EMA'ların düzenli olarak ölçülmesi, riskli bölgelerde çalışanlara yönelik koruyucu davranışların geliştirilmesi (mola aralıkları, 20-20-20 kuralları vb.) ve non-iyonize radyasyondan korunmak için gerekli eğitimlerin verilmesini tavsiye ediyoruz. Anahtar Kelimeler: Dijital Göz Yorgunluğu Sendromu; Göz Kuruluğu; Elektromanyetik Alan

AdanaElektromanyetik alanlarElektronik aletler+6
Osman Kösek
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa şehzadeler eğitim araştırma toplum sağlığı merkezi bölgesinde okul sağlığı düzeyinin tanımlanması

Okul çağı 6-7 yaşlarından 24 yaşına kadar ki dönemi kapsar. Okul Sağlığı kavramı, öğrencilerin ve okul çalışanlarının sağlığının değerlendirilmesi, geliştirilmesi, sağlıklı okul yaşamının sağlanması ve sürdürülmesi, öğrenciye ve dolayısıyla topluma sağlık eğitiminin verilmesi için yapılan çalışmaları kapsamaktadır. Adolesan dönemdeki hastalık, sakatlık ve ölümlerin büyük bir kısmı riskli davranışlar ve çevreyle ilişkilidir. Okul çağı çocuklardaki riskli sağlık davranışları tütün kullanımı, alkol ve diğer madde kullanımı, sağlıksız beslenme, fiziksel inaktivite, istenmeyen kazalar ve şiddet ile istenmeyen gebelikler ve cinsel yolla geçen hastalıklar dahil seksüel davranışlardır. Bu araştırma ile Manisa'nın Şehzadeler ilçesinde yer alan ilk ve ortaöğretim okullarına devam eden okul çağı çocuklarda sağlık durumunun değerlendirilmesi, korunması ve geliştirilmesi için yapılan okul sağlığı programlarının tanımlanması, okul çağı çocukların sağlık risk davranışlarının ve belirleyicilerinin saptanması, araştırma kapsamındaki okulların okul çevre sağlığı düzeyinin belirlenmesi ve okullarda öğrencilere yönelik yürütülen sağlık eğitimi programlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım 11-13-15 yaş okul çocuklarında sağlık davranışları ve bu davranışların belirleyicilerini saptamaya yönelik kesitsel bir araştırmadan oluşmakta iken ikinci kısım okul çevre sağlığı, okul sağlığı programları ve okulda sağlık eğitimi faaliyetlerini saptamaya yönelik tanımlayıcı bir araştırmadan oluşmaktadır. Birinci kısım için öğrencilerin riskli sağlık davranışları ile ilgili veriler gözetim altında anket tekniğiyle toplanmıştır. Bunun için Dünya Sağlık Örgütü/Health Behaviour in School-aged Children (Okul Çocukları Sağlık Davranışı) 11-13-15 yaş için kullandığı yapılandırılmış anket formu kullanılmıştır. Manisa Şehzadeler İlçesindeki bu yaş gruplarına denk gelen ortaöğretim 5 ve 7 ile lise 9. sınıflarda okuyan toplam 6541 öğrenci araştırmamızın evrenini oluşturmuştur. Epi info bilgisayar paket programı yardımıyla, evren büyüklüğü 6541, prevelans %8.1, %95 güven aralığı, %5 hata payı baz alındığında alınması gereken minimum örnek büyüklüğü 1120 olarak hesaplanmıştır. Araştırmaya alınacak okullar tabakalı – rastgele örneklem yöntemi kullanılarak belirlenmiştir İkinci kısım olan okul çevre sağlığı, okul sağlığı hizmetleri ve sağlık eğitimi faaliyetleri durumunu tanımlamak için evren Manisa Şehzadeler İlçesindeki ortaöğretim okulları ile liselerin tamamıdır. Örneklem grubu ise "Risk davranışları'' bölümü için Manisa Şehzadeler İlçesinde örnekleme giren öğrencilerin bulunduğu ortaöğretim okulları ile liselerdir. Araştırmamızda günlük kahvaltı yapanların oranı %59 olarak tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin %5.4'ü zayıf (wasting), %4.2'si bodur (stunting), %22'si kilo fazlalı (owerweight), %7.2'si obezdir (obesity). Araştırmaya katılan öğrencilerde günde bir defadan çok diş fırçalayanlar %33.7, hiç fırçalamayanlar %4.1'dir. Araştırmaya katılanların %23.9'u araştırma sırasında diyet yapmakta iken, %42.4'ü son 1 yılda diyet yapmıştır. Haftada en az 2 saat fizik aktivite yapanlar düzenli fizik aktivite yapıyor olarak tanımlanmıştır. Buna göre çalışmamızda düzenli fizik aktivite yapanlar %20.7'dir. Araştırmamızda sedanterlerin oranı %59.2'dir. Araştırmaya katılanların %29.3'ü son bir yılda en az bir kez yaralanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %51.5'i son bir yılda en az bir kez kavga etmiştir. %16.3'ü ise en az 3 kez kavga etmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin %46.5'i sağlığını iyi, %25.1'i sağlığını mükemmel, %23.6'sı orta, %3'ü kötü ve %1.6'sı çok kötü olarak değerlendirmiştir. Araştırma grubunun %80.4'ü yaşam kalitesini yüksek olarak tanımlamıştır (yaşam kalitesi puanı 6 ve üzeridir). Araştırmaya alınan okulların hiç birisinin 100 metre yakınında fabrika bulunmamaktadır. %95.7'sinin 100 metre yakınında eğlence yeri, %82.6'sının 100 metre yakınında gayri sıhhi müessese, %26.1'inin ise 100 metre yakınında anayol bulunmamaktadır. Okulların %65'inde öğrenci başına düşen oyun alanı yeterli değildir. Okulların %73.9'unda okul çıkışında trafik riski varken, %47.8'inde okul çıkışında yaya geçidi bulunmamaktadır. Araştırmaya alınan okulların tamamında içme suyu şebeke suyundan sağlanmaktadır. Okulların %52.2'sinin içme suyunun analizi yapılmaktadır. %59.1'inin musluk sayısı yetersizdir. Araştırma kapsamındaki okulların tamamında tuvaletler bina içinde ve %95.7'si kanalizasyona bağlıdır. %60.9'unda kız tuvalet sayısı yetersiz iken, %30.4'ünde erkek tuvalet sayısı yetersizdir. Erkek tuvaletlerinin %95.7'sinde pisuvar sayısı yetersizdir. Okullardaki tuvaletlerin %39.1'inin genel temizliği yeterli değildir. Araştırmaya katılan okulların %43.5'inde dersliklerdeki öğrenci sayısı uygun değilken %43.5'inde öğrenci başına düşen hava hacmi yetersiz, %65.2'sinde öğrenci başına düşen alan yetersizdir. Tahtanın ön sıraya uzaklığı okulların %87'sinde uygun değildir. Yazı tahtalarının %73.9'u beyaz, %13'ü kara, %13'ü ise akıllı tahtadır. %72.7'sinde üst kat pencerelerinde önlem yoktur. Okulların tamamında ısınma tipi kaloriferdir. Okulların %73.9'unda laboratuvar vardır. Laboratuvarların %47.1'inin zemin malzemesi karodur. %76.5'inin sıra malzemesi tahta masadır. Laboratuvarların %23.5'inde gaz dedektörü vardır ve %82.4'ünde toksik maddeler kilit altında olup tamamında toksik maddeler üzerinde etiket vardır. Araştırmaya katılan okulların çoğunluğunda (%95.7) kantin vardır ve %36.4'ünde kantinlerin genel temizliği iyi değildir. Araştırma dahilindeki okulların %60.9'unda genel çöp bidonu okul bahçesi içindedir ve %17.4'ü oyun alanı içindedir. Okulların tamamında yangın söndürme cihazı varken %65.2'sinde yangın söndürme ekipmanı vardır. %73.9'unda yangın alarmı varken, okulların tamamında yangın/deprem tatbikatı yapılmıştır ve %91.3'ünde yangın/deprem eğitimi verilmiştir. %56.5'inde yangın merdiveni vardır. Okulların tamamında ecza dolabı varken, okulların %60.9'unda ecza dolabı içindeki malzemeler yeterlidir. Araştırma kapsamındaki okulların %21.7'sinde revir varken, hiçbir okulda görevli hekim bulunmamaktadır. Okulların %13'ünde görevli hemşire bulunmaktadır. Araştırmaya katılan okulların %43.5'inde sağlık eğitimi verilmektedir. Sağlık eğitimi konularını genellikle branş öğretmeni veriyor (%95), daha sonra ise aile/TSM hekimi veriyor. Okul yöneticilerinin tamamının görüşüne göre sağlık eğitimi konularını sağlık personeli vermeli. Araştırma sonucumuza göre, alt sosyoekonomik seviyede olma, zayıflık, bodurluk, düzensiz diş bakımı düzenliliği, kavga etme ve yaşam kalitesinin düşük olması bakımından birer risk faktörü iken, üst sosyoekonomik seviyede olma şişmanlık, sedanter yaşam ve düzensiz beslenme açısından risk faktörleridir. Anahtar Kelimeler: HBSC, Okul Sağlığı, Riskli Sağlık Davranışları, Okul Çevre Sağlığı

ManisaOkul sağlık servisleriOkullar-halk sağlığı+3
Selçuk Hatipoğlu
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa Şehzadeler Eğitim Araştırma Toplum Sağlığı Merkezi bölgesinde erişkinlerde sağlık okuryazarlığı düzeyinin belirlenmesi

Amaç: Araştırma ile Manisa'nın Şehzadeler ilçesinde yaşayan 18 yaş ve üstü erişkinlerde sağlık okuryazarlığı düzeyinin ve etkili faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma sahada yürütülen kesitsel bir çalışmadır. Araştırma evreni Manisa ili Şehzadeler İlçesinde ikamet etmekte olan tüm 18 yaş ve üzeri nüfus olan 126.752 yetişkinden oluşmaktadır. Örnek büyüklüğü Epi-info-Statcalc programında yetersiz sağlık okur yazarlığı prevalansı (% 24.5), % 95 güven aralığı % 5 hata payı ve 1.45 desen etkisi ile hesaplanan 412 olarak bulunmuştur. Araştırmada küme örnekleme yöntemi kullanılmış, araştırmada katılım oranı % 81.5 (n=336) olarak gerçekleşmiştir. Araştırmaya katılan kişilerin sağlık okuryazarlığı düzeyi Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (The European Health Literacy Survey (HLS-EU)-47 soru) kullanılarak değerlendirilmiştir. Veri analizinde Ki kare testi, T Testi, Anova Testi, Kruskal Wallis Testi, Mann-Whitney Testi, Logistik Regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan kişilerin yaş ortalaması 46.7±15.6, %72.0'si kadın, % 68.8'i alt sosyal sınıf, %75.3'ü evli, %11.6'sı eğitimsiz, %8.7'sinin eşi eğitimsiz, %5.2'si sağlık güvencesinden yoksun, %24.2'si bir işte çalışmakta ve % 61.0'ının geliri giderine eşittir. Araştırma grubunun Genel Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği puanına göre % 27.1'i yetersiz, % 48.8'i sorunlu, % 21.6'sı yeterli ve % 2.4'ü mükemmel düzey sağlık okuryazarlığı düzeyine sahiptir. Sosyodemografik değişkenler ve yaşam biçimi özelliklerinin hemen hepsi ile sağlık okuryazarlığı arasında tek değişkenli analizlerde anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Sağlık hizmet kullanımı açısından da düşük sağlık okuryazarlığı ile daha fazla poliklinik başvurusu, daha fazla hastanede yatış ve daha fazla acil başvurusu ilişkilidir. Çok değişkenli analiz sonucunda düşük sağlık okuryazarlığı ile ileri yaş, düşük eğitim düzeyi, düşük gelir, alt sosyal sınıf, göç etme ve hastaneye yatış sıklığının fazla olması modelde anlamlı değişkenler olarak kalmıştır Sonuç: Sonuç olarak araştırma grubunun neredeyse yarısının sağlık okuryazarlık düzeyi sorunlu, %27.1'i de yetersiz düzeydedir. Sadece %24.1'inin yeterli sağlık okuryazarlığı düzeyine sahip olduğu bulunmuştur. İleri yaş, düşük gelir, düşük eğitim düzeyi ve düşük sosyal statünün sağlık okuryazarlığı düzeyini olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca düşük sağlık okuryazarlığı düzeyi sağlık hizmet kullanımında hastaneye yatış sıklığını artırmaktadır.

ManisaSağlıkSağlık okuryazarlığı+2
Vecihe Yağmur Şen Uğur
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir fabrikada çalışan işçilerde kişisel koruyuyucu kullanım konusunda bilgi, tutum, davranış

Gelişen teknoloji ve sanayileşme ile birlikte artan mesleki hastalık ve iş kazaları, mühendislik kontrolleri, idari önlemler ve kişisel koruyucu donanımlar gibi farklı yöntemlerle önlenebilir. Risklerin önlenmesinin veya yeterli derecede azaltılmasının, teknik ve idari önlemlerle sağlanamadığı durumlarda, çalışanlara kişisel koruyucu donanımlar verilir. Bu araştırmanın amacı; araştırmanın yapılacağı fabrikalarda işçilerin KKD kullanımı konusunda bilgi, tutum ve davranışlarını ve iş kazası sıklığının belirlemesidir. Televizyon (n=1200) ve çamaşır makinesi (n=1100) fabrikasında çalışan işçiler araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Araştırmanın örnek büyüklüğü Epi-İnfo programı ile %50 prevelans, % 95 güven aralığı ve 0.05 hata payı ile televizyon fabrikasından 240 işçi ve çamaşır fabrikasından 220 işçi olarak hesaplanmıştır. Veriler gözetim altında anket tekniğiyle toplanmıştır. Çalışanların % 41.5'i ilkokul ve altı ve % 44.0'i genel /meslek lisesi mezunudur. Çalışanların ortalama çalışma süresi 4.78 ± 4.69 yıldır. İşçilerin % 98.0'ı İSG eğitimi almıştır ve % 71.8'i İSG eğitiminin faydalı olduğunu düşünmektedir. Çalışanların % 84.3'ü işyerinde İSG kurulunun var olduğunu bilmektedir ve %74.5'i İSG kurulunun iş kazalarını önlemede faydalı olduğunu düşünmektedir. Araştırmaya katılan işçilerin %33.2'si çalıştıkları iş yerini iş kazası bakımından yüksek riskli olarak değerlendirmektedir. Çalışanların %89.8' si iş kazalarını önlemek için alınan önlemleri yeterli görmektedir. Araştırmaya katılan çalışanların iş yerlerinde karşılaştıkları sorunlar en fazla yorgunluk, sosyal yaşam yetersizliği ve sinirli olmadır. İşyerinde işçinin en fazla maruz kaldığı fiziksel etmenler gürültü, yüksek sıcaklık, stres, uzun çalışma saati ve ağır kaldırmadır. Araştırma grubunun kişisel koruyucu donanım kullanım konusunda bilgi puan ortalaması 8.85 ± 2.19'dır (0-12 puan). Çalışanların %85.4'ünün KKD kullanımı konusunda tutumu olumlu ve çalışanların %70.4'ü KKD' leri her zaman kullanmaktadır (Tablo 6). Çalışanlar KKD' yi en sık işini aksattığı için kullanmadıklarını belirtmişlerdir. En sık kullanılan KKD ayakkabı ve eldivendir. Çalışanların % 16.7' si son 1 yıl çinde iş kazası geçirmiştir ve en sık kaza nedeni dikkatsiz çalışmadır. İşçilerin eğitim durumu yüksek olanların, çamaşır makinesi fabrikasında çalışanların, günlük çalışma süresi 8 saat olanların, vardiyalı çalışmayanların, İSG eğitiminin faydalı olduğunu düşünenlerin, işyerinde İSG kurulu olduğunu bilenlerin ve İSG kurulunun iş kazalarının önlemede etkili olduğunu düşünenlerin KKD bilgi puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Yapılan çok değişkenli analiz sonuçlarına göre çamaşır makinesi fabrikasında çalışanlar ve İSG eğitiminin faydalı olduğunu düşünenlerin KKD kullanımı konusunda daha olumlu tutuma sahip olduğu , Çamaşır makinesi fabrikasında çalışanların, İSG eğitiminin faydalı olduğunu düşünenlerin ve işyerinde alınan önlemlerin yeterli olduğunu düşünenlerin, daha fazla KKD kullandıkları tespit edildi. İş kazası ile ilgili çok değişkenli analize göre de İSG eğitimini faydalı olduğunu düşünenlerin ve KKD kullananların daha az iş kazası geçirdiği bulundu. Anahtar kelimeler : Kişisel Koruyucu Donanım, Bilgi, Tutum, Davranış, İş Kazası

BilgiDavranışFabrikalar+4
Saliha Ünal
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa İli Şehzadeler Eğitim Araştırma Toplum Sağlığı Merkezi bölgesinde düşük doğum ağırlığı ve ilişkili risk faktörleri

Amaç: Manisa'da bir bölgede düşük doğum ağırlığı ve düşük doğum ağırlığıyla ilişkili risk faktörlerinin değerlendirilmesidir. Bu risk faktörleri değerlendirilirken Ayrıca bölgemizde doğum öncesi verilen bakımı değerlendirmek ve bilgi sahibi olmak istenmiştir. Gereç-yöntem : Bu bire-bir eşleştirilmiş olgu- kontrol çalışmasında, Şehzadeler EATSM bölgesinde 2015 yılında tekil doğmuş olan 113 DDAB olgu grubunu oluşturmaktadır. Kontrol grubunda ise olgu grubundaki bebeklerle aynı yıl-ayda doğan, aynı ASB'ye kayıtlı ve aynı cinste olan birebir eşleştirilmiş 113 bebek bulunmaktadır. Araştırmaya katılım oranı %90.2' dir. Araştırmaya katılmayı kabul eden annelere, bebeğin doğumdan sonra ve şimdiki durumu hakkında, sosyodemografik-sosyokültürel özellikler ve alışkanlıkları, annenin özgeçmişi- doğum öncesi öyküsü ve doğum öncesi bakım-gebelik öyküsü hakkında literatüre dayanılarak hazırlanmış DDA ile ilgili risk faktörlerini sorgulayan anket yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Tanımlayıcı analizde, sıklık ve yüzde dağılımları verilmiştir. Birebir eşleştirilmiş olgu ve kontrol çiftinin karşılaştırılmasında, kategorik verilerde Mc Nemar Ki Kare testi kullanılmıştır. Ayrıca %95 güven sınırları içinde Odds Ratio (OR) hesabı yapılmıştır. İstatistiksel analizlerin tümünde p<0.05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Tek değişkenli analizlerde anlamlı bulunan risk faktörlerinin DDA'yı nasıl etkilediğini saptamak için Conditional lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular : DDA bebek sıklığı %4.6'dır. Tansiyon ölçümü ve ağırlık takibi, olgu ve kontrol grubunda gebelerin neredeyse tamamına her ziyaretlerinde yapılmıştır. Olgu-kontrol çifti risk faktörlerine göre değerlendirildiğinde tek değişkenli analizde, annenin boyu, annenin herhangi bir işte çalışıyor olması, evde ağır işler yapma, gebelikte kilo alımı, demir kullanımı, gebelikte tansiyonunun yüksek olması, takiplerinde gebeliğinin riskli olduğunun ifade edilmesi, fetüsün kilosunun düşük olduğunun söylenmesi ve gebelikte acil hastaneye gitmeyi gerektiren obstetrik bulgulardan herhangi birinin başına gelmesi, DDA ile ilişkili saptanmıştır. Kurulan son modelde ise DDA riskini arttıran faktörler, annenin gebelikte kilo alımının yetersiz olması (2.07 [%95 GA.1.11-3.86]), tansiyon yüksekliği (OR:4.65 [%95 GA. .42-15.23]) ve obstetrik acillerden herhangi birinin başına gelmiş olması (OR:3.10 [%95 GA 1.55-6.20) olarak saptanmıştır. Sonuç: Bölgede saptanan DDA bebek sıklığı Türkiye'ninBatı bölgesi verisinden daha düşük düzeydedir.Annenin gebelikte kilo alımının yetersiz olması, tansiyon yüksekliği ve gebelikte hastaneye gitmeyi gerektiren acil obstetrik bulgulardan herhangi birinin başına gelmesi, DDAB doğurma sıklığını artırmaktadır. Hem olgu hem de kontrol grubundaki gebelere, DÖB içinde yer alan hizmetler sıklıkla verilmiştir.

Bebek-düşük doğum ağırlığıBebek-yenidoğmuşBebekler+5
Serap Özer
Manisa Celal Bayar University
2017
00