Yozgat Bozok University
Anabilim Dalı

Halk Sağlığı Anabilim Dalı

Yozgat Bozok University

685

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Bir üniversite hastanesinde hemşirelik hizmeti verenlerin psikososyal risklerinin kopenhag psikososyal risk değerlendirme ölçeği ile incelenmesi ve mental iyilik durumu ile ilişkisi

Bu çalışmada, hemşirelik hizmeti verenlerin çalışma yaşamı özellikleri, çalışma yaşamında psikososyal risk etkenlerine maruz kalımları ile mental iyilik durumları arasındaki ilişkilerin Mart-Mayıs 2019 tarihleri arasında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipte araştırmanın verileri, Ankara İli'nde bulunan bir vakıf üniversite hastanesinde çalışan 434 hemşireden oluşan araştırma grubunun kendi beyanları temelinde anket formlarına dayanmaktadır (gerçekleşme düzeyi %96,4). Çalışana ait sosyo-demografik özellikler, çalışma yaşamı özelliklerine ait değişkenler araştırmacı tarafından oluşturulan soru formları, psikososyal riskler KOPSOR-TR ve mental iyilik durumu ise GSA-12 ölçekleri kullanılarak incelenmiştir. Verilerin analizi istatistik yazılım programı kullanılarak bilgisayar ortamında, KOPSOR-TR güvenirliği ve bu grup özelinde doğrulayıcı faktör analizi ardından, araştırma değişken ilişkileri univariate, tabakalı, çok değişkenli modellemelerle incelenmiştir. En sık bildirilen psikososyal riskler iş arkadaşlarından sosyal destek eksikliği (%60,1), üst amirden sosyal destek eksikliği (%59,0) ve rol çatışmasıdır (%52,8). Mental iyilik durumu için ortanca değer kestirim noktası alındığında çalışanların %43,1'inin mental iyilik durumunun ortancaya göre daha kötü, %56,9'unun ortancaya göre daha iyi olduğu saptanmıştır. İşle ilgili psikososyal risklere göre hemşirelerin mental iyilik durumu karşılaştırıldığında yüksek bilişsel talepler, nicel talepler, duygusal talepler, duygularını gizleme, iş-ev çatışması, rol çatışması, çalışma koşulları ile ilgili iş güvencesizliği, iş doyumu eksikliği ve tükenmişliği olanların ortanca üzeri GSA puanı sahip olduğu (mental iyilik durumu daha kötü) saptanmıştır. Mental iyilik durumu ile ilişkili olduğu saptanan psikososyal risk boyutları ve ilişkileri dikkate alınarak yürütülecek izlem çalışmalarına nedensellik ve önleme zemini sağlayabilir. KOPSOR-TR iş yerlerinde bir izlem aracı olarak kullanılabilir.

Hastaneler-üniversiteHemşirelerHemşirelik+7
Gizem Birdane
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ankara'nın Güdül ilçesinde lise öğrencilerine yönelik uyku kalitesi ve hijyeni konulu (kısa süreli) eğitimin etkililiğinin değerlendirilmesi araştırması

Adolesanların iyilik ve sağlık halleri için uykunun rolünün çok önemli olduğu kabul edilmektedir. Bununla birlikte bu grubun uyku hijyen davranışları ile uyku kalitelerinin oldukça zayıf olduğu bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı Ankara'nın Güdül İlçesindeki lise öğrencilerine okul ortamında verilen uyku hijyeni eğitiminin etkililiğinin değerlendirilmesidir. İlçedeki iki lisede eğitim gören 304 öğrenci (% 46,4 kız öğrenci, % 53,6 erkek öğrenci) araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmada, Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi ve Uyku Hijyen İndeksi kullanılmıştır. Katılımcılara 21 Mayıs 2019 tarihinde ön-test uygulanmıştır. Öğrencilere 23 Mayıs 2019 tarihinde uyku hijyeni eğitimi verilmiş; 6 Haziran 2019 tarihinde son-test uygulanmıştır. Araştırma verilerinin normal dağılmaması sebebiyle analizlerde parametrik olmayan testler tercih edilmiştir. Yapılan eğitim sonrası, eğitim verilen öğrencilerde Uyku Hijyeni İndeksi puan ortalamaları 36,0±8,3'ten 31,5±6,6'ya gerilemiş (p<0,05), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi puanları 8,7±3,4'ten 5,0±2,3'e gerilemiştir (p<0,05). Uyku kalitesi iyi olan öğrenci sayısı 20 kişiden (%9,3) 97 kişiye (%51,9) yükselmiştir (p<0,05). Uyku kalitesinin uyku ilacı kullanım ihtiyacı dışındaki tüm alt bileşenleri anlamlı olarak iyileşmiştir (p<0,05). Yapılan araştırmanın bulguları, lise öğrencilerine okul ortamında verilen uyku hijyeni eğitiminin ve eğitimin uyku hijyeni ve uyku kalitesine yönelik etkililiğinin istatistiksel olarak anlamlı fark yarattığını ortaya koymuştur. Adolesanlara uyku hijyeninin kazandırılması ve bu yolla uyku kalitelerini yükseltilmesi adına gelecek çalışmalarda eğitimlerin artırılması ve okul müfredatlarında yer alması; uyku hijyeni ve uyku kalitesini olumlu yönde etkileyen düzenli fiziksel aktivite olanaklarının okullarda arttırılması; adolesanlara yönelik stres yönetimi gibi etkinliklerin öğretilmesi önerilmektedir.

Ankara-GüdülErgenlerEğitim+4
Müge Yüksel Güner
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye Taşkömürü Kurumu'nda çalışan tahlisiye personelinin tahlisiye eğitim ve görevleri ile ilgili bazı özelliklerinin ve ikincil travmatik stres düzeylerinin değerlendirilmesi Zonguldak-Bartın, 2020

Bu çalışmada Türkiye Taşkömürü Kurumu'nda tahlisiyeci olarak görevlendirilen çalışanların tahlisiye eğitim ve görevleri ilgili bazı özelliklerinin ve yaralı kurtarma veya ölü çıkartma görevine katılan tahlisiyecilerin ikincil travmatik stres düzeylerinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Türkiye Taşkömürü Kurumu'nun 5 farklı müessesinde tahlisiyeci olarak görevlendirilen çalışanlar bu araştırmanın evrenini oluşturmuştur ve evrenin tamamına ulaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmada araştırmacılar tarafından oluşturulan veri toplama formu ve Türkiye'de geçerlilik ve güvenirlilik çalışması yapılan ikincil travmatik stres ölçeği kullanılmıştır. Araştırma kesitsel tipte epidemiyolojik bir çalışmadır. Araştırmada gözlem altında anket uygulama yöntemi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında yer alan tahlisiyecilerin %87,2'sine ulaşılmıştır. Tahlisiyecilerin %50,8'i tahlisiye görevine katılmış, %36,0'sı yaralı kurtarılan veya ölü çıkartılan tahlisiye görevine katılmıştır. Yaralı kurtarma ya da ölü çıkartma görevine katılan tahlisiyecilerin sağlık durumu değerlendirmesi, çalışma düzeni, çalışma bölümü ve mesleğine göre ikincil travmatik stres ölçeği toplam ve alt boyut puanları arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Ayrıca ikincil travmatik stres ölçeğinin temellendirmiş olduğu koşullara göre yaralı kurtarma ve ölü çıkartma görevine katılan tahlisiyecilerin %11,6'sının travma sonrası stres bozukluğu tanısı alabileceği belirlenmiştir. Çoklu regresyon analizi yapıldığında sağlık durumunun kötü olarak değerlendirilmesinin ve üniversite ve üzeri mezun olmanın ikincil travmatik stres puanını artırdığı belirlenmiştir.

Acil durumlarAfetlerArama kurtarma+6
Eyüp Yavuz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Kızılay'ında görev yapan sağlık çalışanlarının yeni koronavirüs hastalığından (COVID-19) etkilenme durumları

Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVID-19), tüm dünyada yayılarak pandemiye neden olmuştur. Pandemide en çok ihtiyaç duyulan, etkilenen ve desteklenmesi gereken gruplardan biri sağlık çalışanları olmuştur. Bu çalışmada Türk Kızılay bünyesinde çalışan sağlık çalışanlarının COVID-19 pandemisinden etkilenme durumlarını ortaya koymak amaçlanmıştır. Tanımlayıcı tipte olan bu araştırmanın evrenini Türk Kızılay'ında görev yapan 2636 sağlık çalışanı oluşturmuştur ve araştırmaya 480 kişi katılmıştır. Araştırmanın verileri hazırlanan veri toplama formu ile Mayıs, Haziran ve Temmuz 2021 döneminde toplanmıştır. Veri girişi ve analizi için SPSS programı (23.0 versiyon) kullanılmıştır. Araştırmaya katılanların yaş ortalaması ve standart sapması 36±8,28'dir. Katılımcıların %51,7'si (n=248) kadın ve %48,3'ü (n=232) erkektir. Katılımcıların %60,6'sı (n=291) lisans ve üzeri mezunudur. Araştırmaya katılanların %20,4'ü (n=98) COVID-19 tanısı almıştır. Kadınlar arasında tanı sıklığı erkeklere göre daha yüksektir. Katılımcıların COVID-19 sürecinde kesinlikle yaşadıklarını hissettikleri duyguların "sevdiklerini kaybetme korkusu (%75,8, n=364)", "kaygı (%66,3, n=318), "stres (%66, n=317) olduğu saptanmıştır. Uykusuzluk ve uyku düzensizliği durumu ile COVID-19 tanısı alma durumu arasında ilişki saptanmıştır. (p<0,05) COVID-19 tanısı alan ve uykusuzluk ve uyku düzensizliği yaşayanların sıklığı %62,2 (n=61) olarak tespit edilmiştir. Katılımcıların %57,1'inin (n=274) iş yoğunluğunda artış olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların büyük çoğunluğu %86,3'ünün (n=414) COVID-19 kişisel koruyucu ekipman eksikliği yaşamadığı tespit edilmiştir. Pandemi sürecinde sağlık çalışanları arasında tanı alma ve temaslı olma düzeyi dikkate değerdir. Hastalığın seyrine etki edebilecek koşulların iyileştirilmesi olanaklıdır. Bu amaçla, bireye yönelik ve/veya kurumsal yaklaşımlarla eğitim programları düzenlemek, stres ve kaygı düzeylerinin giderilmesi için psikolojik destek faaliyetleri yapılabilir. Bu sayede güncel ve gelecekte karşılaşılacak olası sorunların çözümüne katkı sağlanabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanı, COVID-19, pandemi, sağlık, farkındalık.

COVID 19FarkındalıkKorona virüs enfeksiyonları+4
Hüseyin Çıtak
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Odyolog ve odyometristlerin iş sağlığı ve güvenliği koşulları ve iş doyumu düzeyleri

Çalışmanın amacı, işitme sağlığı profesyonelleri odyolog ve odyometristlerin iş sağlığı ve güvenliği koşulları ile iş doyumu düzeylerinin saptanmasıdır. Tanımlayıcı tipte olan çalışma, Google Formlar ile hazırlanan E-anket yöntemi ile Türkiye genelinde yürütülmüştür. Odyoloji Birliği ve Odyometri Birlik Platformu sosyal medya grupları üyelerinden halen aktif çalışan ve e-anket formunu dolduran 247 kişi araştırma grubunu oluşturmaktadır. Anket, sosyodemografik özellikler, sağlık durumuna ilişkin özellikler, çalışma hayatına ilişkin özellikler, iş sağlığı ve güvenliği koşulları ve Minnesota İş Doyum Ölçeği (içsel, dışsal ve genel iş doyumu değerlendirmesi) olmak üzere beş alt başlıktan oluşmaktadır. Veriler SPSS 25 ile analiz edilmiştir. Tip 1 hata payı p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Karşılaştırmalı analizlerde t testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve varyans analizi kullanılmıştır. Katılımcıların dörtte üçü (%75,3) odyologdur, %39,7'si işitme cihazı/koklear implant merkezlerinde çalışmaktadır, çoğunluğu (%76,1) kadındır, yaş ortalaması 28±7,10'dur, %82,6'sı bekardır. Yarıya yakını (%47,3) günde 8 saatten fazla, %48,1'i haftada 6 gün ve %43,0'ı haftada 5 gün çalışmaktadır. Katılımcıların %49,0'ı çalışma pozisyonunun ergonomik olarak uygun olduğunu %40,9'u dinlenme için yeterli zamanı olduğunu, %62,8'si iş yükünün yoğun olduğunu, %52,6'sı öğün atlama ya da öğünleri zamanında yiyememe, %40,5'i dinlenme için yeterli alan ve olanaklarının olmadığını, %42,9'u en az bir şiddet türüne maruz kaldığını (mobbing %31,1, psikolojik şiddet %29,5, sözel şiddet %27,1) belirtmiştir. Katılımcıların beşte üçü (%60,3) iş yerlerinde tehlike ve risklere yönelik önlemlerin alındığını, %69,2'si iş yerinin yeterli ve uygun bir şekilde havalandığını, %66,8'i termal koşulların mevsime göre uygun olduğunu, %80,6'sı da aydınlatma sisteminin yeterli olduğunu, %58,3'ü iş yerlerinde tehlike ve risklere yönelik uyarı, yasak ve sağlık ve güvenlik işaretlerinin olduğunu %56,3'sı acil durum tatbikatlarının yapılmadığını belirtmiştir. Katılımcıların %60,7'si iş sağlığı ve güvenliği eğitimi aldığını, %62,8'i işe giriş muayenesinin yapıldığını bildirmiştir, Katılımcıların %57,6'sı işi nedeni ile olduğunu ya da şiddetlendiğini düşündüğü en az bir hastalık/yakınması olduğunu belirtmiştir, ilk sırada %42,1'i psikolojik (sinirlilik, tükenmiş hissetme, depresyon vb) sorunlar yer almaktadır. Katılımcıların içsel doyum düzeylerinin yüksek, dışsal doyum düzeylerinin orta düzeyde ve genel iş doyum düzeylerinin de yüksek olduğu saptanmıştır. Alt boyutlarına göre iş doyumu düzeyleri değerlendirildiğinde; yaş ile içsel ve genel, meslekle dışsal, lisansüstü eğitim olması ve genel sağlık durumu ile dışsal ve genel, günlük ortalama çalışma süresi ile içsel ve genel, medeni durum, çalışılan iş yeri, performansa dayalı prim alma, yoğun iş yükü, mesai arkadaşları ile anlaşmazlık ve çalışma alanı büyüklüğü ile her üç boyutta (p<0,05), gelir durumu, yöneticiler ile anlaşmazlık, çalışma pozisyonu uygunluğu ve herhangi bir şiddete maruz kalma değişkenlerinde ise her üç boyutta da istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık (p<0,001) saptanmıştır. Araştırma grubunun çalıştığı iş yerlerinde, iş sağlığı ve güvenliği koşullarına ilişkin önlemlerin beklenen düzeyde alınmadığı, bu durumun iş doyumu düzeylerini etkilediği saptanmıştır. İlgili mevzuatın öngördüğü düzenlemeler başta olmak üzere gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

OdyolojiOdyometriİş doyumu+2
Edagül Durmaz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hacettepe Üniversitesi'nde lisansüstü düzeyinde eğitim gören öğrencilerin COVİD-19 pandemisi döneminde sosyal mesafe önlemlerine uyumları ve belirleyicilerinin yapısal eşitlik modeli ile değerlendirilmesi

Bu araştırma Hacettepe Üniversitesi'ne bağlı enstitülerde Ağustos-Kasım 2021 aylarında öğrenim görmekte olan 361 lisansüstü öğrencisiyle çevrimiçi bir veri toplama formu aracılığıyla yürütülmüştür. Bu araştırmada Korunmaya Güdülenme Teorisi (KGT) üzerinden geliştirilen kavramsal çerçeve doğrultusunda katılımcıların COVID-19 pandemisi döneminde sosyal mesafeye uyum düzeyleri ve bunun belirleyicileri araştırılmıştır. Katılımcıların %68,7'si kadındır; yaşlarının ortalama değeri 30,8±6,5 olup yaş aralığı 22-61 arasında değişmektedir. Katılımcılar arasından 50 kişinin (%13,9) en az bir kronik hastalığı bulunmaktadır. Katılımcıların %16,7'si (60 kişi) en az bir kez COVID-19 geçirmiş; %81,1'i (293 kişi) araştırma verisinin toplandığı dönem için önerilen en az iki COVID-19 aşısı yaptırmıştır. Katılımcıların COVID-19 Döneminde Sosyal Mesafe Ölçeği'nden aldıkları toplam puan ortalaması 14,32,9 olup alınan puanlar 4-20 arasında değişmektedir. Bu ölçekten alınan puanlar; daha ileri yaş gruplarında (p<0,001), kadınlarda (p=0,041), riskli bir bireyle aynı hanede yaşayanlarda (p=0,034), doktora eğitimi almakta olanlarda (p=0,034), en az bir kronik hastalığı bulunanlarda (p=0,005) ve düzenli ilaç kullananlarda (p=0,003) aynı kategorideki diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksektir. Yapısal eşitlik modellemesi sonucu iyi uyuma sahip bir model elde edilmiştir (RMSEA=0,027; SRMR=0,037; CFI=0,99; NFI=0,97; AGFI=0,98). Buna göre yaşa göre kontrol sağlandığında sosyal mesafe önlemlerine uyum davranışını doğrudan yordayan değişkenler cinsiyet, güncel bilgileri takip etme sıklığı ve en az bir kronik hastalığa sahip olma durumudur. Kadınlarda uyumun 0,19 puan daha düşük olduğu saptanmıştır (-,19; SH=,058; t=-3,29). Güncel bilgileri takip etme sıklığındaki bir birim artış ise uyumda 0,15 puan artışa neden olmaktadır (0,15; SH=0,056; t=2,65). En az bir kronik hastalığa sahip olma durumu uyumu 0,12 puan artırmaktadır (0,12; SH=0,057; t=2,16). En az bir kez COVID-19 geçirmiş olma durumu ise güncel bilgileri takip etme sıklığı üzerinden sosyal mesafeye uyum ile ilişkilidir. Algılanan yeterlilik (-0,064; SH=0,59; t=-1,08) ve algılanan tehdit (0,032; SH=0,059; t=0,54) ile uyum arasında anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir. Sağlık yöneticileri, sosyal mesafe önlemlerine uyum davranışlarını iyileştirmek için müdahaleler geliştirirken, KGT'nin ana yapılarını, hitap edecekleri kitlenin sosyodemografik özelliklerini dikkatli şekilde göz önünde bulundurmalı; farklı grupların uyumunu teşvik etmek için farklı stratejiler geliştirmelidir. Bu çalışmada, lisansüstü eğitimlerine devam eden nüfus grubunda kadınlara, kronik hastalığı olanlara ve güncel bilgileri takip etme sıklıkları düşük olanlara odaklanılması önerilmektedir.

COVID 19Halk sağlığıLisansüstü eğitim+4
Tülin Çoban
Hacettepe University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri'nde COVID-19 pandemisi öncesi ve sürecinde kardiyovasküler hastalık, diyabet, kanser ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı yükünün değerlendirilmesi (Ocak 2018-Haziran 2021)

Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri'ne 1 Ocak 2018 ile 15 Haziran 2021 tarihleri arasında en az bir kez kardiyovasküler hastalık (iskemik kalp hastalığı ve hipertansiyon) diyabet, kanser ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı ICD-10 tanı kodlarıyla başvuran kişilerin COVID-19 pandemisi ve öncesindeki başvuru ve ölüm durumları, bu hastalıklar için yapılan harcamalar ve değişimleri incelenmiştir. Önceki döneme kıyasla pandemi sürecinde bu 5 hastalık için yapılan başvuru sayısı belirgin azalmıştır. Mevsimselliğin ve kişisel faktörlerin kontrol edildiği, bağımlı gruplar özelinde yapılan analizlerde de tüm hastalıklar için toplam, ayakta ve yatarak başvuruların tümü belirgin azalmış olarak saptanmıştır (p<0,001). Acil servis ve enfeksiyon hastalıkları birimlerine başvurular dışında, neredeyse tüm hastalıklar için, genel dahiliye, geriatri, aile hekimliği ve birçok bölüme yapılan başvurulardaki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Zaman serisi analizleri ile bu hastalıklar için pandemi öncesinde yapılan başvurular özelinde pandemi dönemine ait yapılan tahmin değerleri incelendiğinde, pandemi sürecinde gerçekleşen tüm başvuru sayıları tahmini değerlerin altında kalmıştır. Mayıs 2021 tüketici fiyat endeksi değerine göre düzenlenen harcama verilerinde de COVID-19 sürecinde azalma görülmektedir. Hastalığa özel başvuru verileri ve ilgili harcamalar ile kurulan Markov Zincir Modelleri'nde pandemi öncesi ile süreci karşılaştırıldığında da belirgin farklılıklar ortaya konmuştur. Bulgular bulaşıcı olmayan hastalık hizmetlerinde/hizmete erişiminde pandemi sürecinde aksama yaşandığını ve karşılanamayan bu gereksinim nedeni ile ilerleyen dönemde hastalık sayı, şiddet ve fatalitesinde olumsuzluklar yaşanabileceğini düşündürmektedir. Çalışma bulguları hastane yöneticileri, bulaşıcı olmayan hastalıklarla ilgili politika yapıcılar ve bu konuda çalışan halk sağlığı uzmanları için ileriye dönük müdahalelerin planlanması açısından yol gösterici bir kaynak olacaktır.

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifCOVID 19+5
Şeyma Aliye Kara
Hacettepe University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

18-49 yaş yeti kaybı olan kadınların aile planlaması hizmetine erişim durumları ve ilişkili faktörlerin saptanması

On sekiz ve kırk dokuz yaş arası yeti kaybı olan kadınların aile planlaması (AP) hizmetine erişim durumları ve bunu ilişkili faktörlerin saptanması amacıyla Temmuz 2021-Mart 2022 tarihlerinde çevrimiçi olarak gerçekleştirilen bu tanımlayıcı çalışmada 144 yeti kaybı olan kadına ulaşılmıştır. Kadınların %45,4'ünün fiziksel/ortopedik yeti kaybı, %27,7'sinin işitme kaybı, %24,1'inin ise görme kaybı bulunmaktadır. Katılımcıların yaş ortalaması 36,9±8,2, %59,8'si en az yüksekokul mezunudur. Katılımcıların %58,3'ü ekonomik durumunu orta olarak değerlendirmiştir. Kadınların ortanca ideal çocuk sayıları 2'dir ve %37,5'inin en az bir gebeliği olmuştur. Gebeliği olan kadınların %24,1'inin kendiliğinden, %16,6'sının ise isteyerek düşüğü bulunmaktadır. Kadınların %36,1'i şimdiye kadar bir AP yöntemi kullanmıştır. Gebe kalan 54 kadından 17'sinin istenmeyen gebeliği olmuş, istenmeyen gebeliklerin 9'u isteyerek düşük ile, 5'i doğum ile sonuçlanmıştır. Kadınların %28,4'ü halen herhangi bir yöntem kullanmaktayken, modern yöntem kullanımı %23,6 olup kadınların %13,9'u kondom, %5,6'sı RİA ve %3,4'ü ise geleneksel yöntemler ile korunmaktadır. Halen evli/partneri olan kadınların %62,5'unun AP yöntem talebi vardır. Bu gruptaki kadınların %11,3'ünün karşılanmamış AP ihtiyacı bulunmaktadır. Kadınların %20,1'i daha önceden AP eğitimi almış, %20,1'i bunun için kuruma başvurmuş, %53,6'sı uygun danışmanlık aldığını belirtmiştir. Kadınların %35,2'sine, bir yakını, yeti kaybı olan bir kadının çocuk doğurmaması gerektiğini ifade etmiş, %19,1'ine bir sağlık personeli tarafından çocuk doğurmaması gerektiği ifade edilmiştir. AP eğitimi almış olanların ve yöntem kullanan kadınların AP bilgi puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Yeti kaybı olan kadınların AP konusundaki farkındalığını artırmak için eğitimler gerçekleştirilmesi önerilmiştir.

Aile planlamasıKadınlarSağlık hizmetleri+2
Duygu Kavaklı
Hacettepe University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bir üniversiteye bağlı üçüncü basamak hastanelerde çalışan tıpta uzmanlık öğrencilerinin ve hemşirelerin çalışma koşullarının, algılanan stres düzeyinin ve pandeminin; aile ve çocuklarıyla olan yaşamlarına yansımalarının değerlendirilmesi

Bu araştırma Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde Temmuz-Eylül 2021 aylarında çalışmakta olan 101 hemşire ve 198 asistan hekimle yürütülmüştür. Bu çalışmada sağlık çalışanlarının pandemi sürecindeki çalışma koşulları, stres durumları ve aile yaşamlarına yansıması araştırılmıştır. Katılımcıların %66,2'si asistan hekim, %33,8'i hemşirelerden oluşmaktadır. Katılımcıların %66,2'si kadın, %33,8'i erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 32,2±6,8, ortanca değeri 30 olup yaş aralığı 24 ile 57 arasında değişmektedir. Hemşirelerin %60,4'ü ve tıpta uzmanlık öğrencilerinin %57,6'sı "08.00-17.00" mesai düzeninde çalışmaktadır; tıpta uzmanlık öğrencilerinin %11,6'sı nöbet ertesi gün mesai şeklinde çalışmakta, hemşirelerde böyle bir çalışma düzeni bulunmamaktadır (p<0,001). Katılımcıların %33,1'i kendisinin, %52,1'i birinci derece ve %26,1'i ikinci derece yakınlarının COVID-19 tanısı aldığını belirtmiştir. Tıpta uzmanlık öğrencilerinin %33,3'ü ve hemşirelerin %28,6'sı pandemi döneminde çocuklarına aşı yaptırmakta gecikme yaşadıklarını belirtmiştir (p>0,05). Tıpta uzmanlık öğrencilerinin Algılanan Stres Ölçeği'nden aldıkları puan ortalaması hemşirelerden yüksek bulunmuştur (p<0,001). Hemşirelerin COVID-19 Hanehalkı Çevre Ölçeği çatışma alt boyutundan aldıkları puan ortalaması Tıpta uzmanlık öğrencilerinden daha yüksek bulunmuştur (p=0,005). Katılımcılardan evli olanların Algılanan Stres Ölçeği'nden aldığı puan ortalaması 28,9±7,8 bekar katılımcılara göre daha düşük (30,8±7,7) bulunmuştur (p=0,03). Katılımcıların son 1 aylık çalışma düzenine göre Algılanan Stres Ölçeği'nden aldıkları puan ortalaması değerlendirildiğinde; en yüksek puan ortalamasına sahip grubun nöbet ertesi mesai (36 saat) şeklinde çalışanlar olduğu bulunmuştur (p=0,01). Katılımcılardan pandemi süresince çalıştıkları birimler ile Algılanan Stres Ölçeği'nden aldıkları puan ortalamaları karşılaştırıldığında; COVID-19 hastalarına hizmet veren yoğun bakım ünitesinde (p=0,002), diğer servis/ poliklinikler (p=0,02) ve yönetim (p=0,01) biriminde çalışanlar bu birimlerde çalışmayanlardan daha yüksek puan almıştır. Son 1 aydır nöbet ertesi mesai (36 saat) şeklinde çalışmak, mesai ile çalışmaya göre 1,688 kat yüksek stres düzeyi ile ilişkili bulunmuştur (p=0,04).COVID-19 hastalarına hizmet veren yoğun bakım ünitesinde çalışan kişilerin çalışmayanlara göre yüksek strese sahip olma durumları 1,748 kat bulunmuştur (p=0,03).Katılımcılardan çocuğu olanlarınCOVID-19 Hanehalkı Çevre Ölçeği Çatışma alt boyutundan aldıkları medyan puan, çocuğu olmayanlardan daha yüksektir ve aralarındaki fark istatistiksel olarak da anlamlıdır (p=0,002). Pandemide iş yükünde artış olduğunu düşünenler medyan puanı en yüksek gruptur. Gruplar arasındaki bu fark istatistiksel olarak da anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Sağlık çalışanlarının pandemi sürecindeki çalışma koşulları stres düzeylerini etkileyen önemli bir faktördür. COVID-19 pandemisinden elde edilen deneyimlerle, gelecekte sağlık çalışanlarının stresini azaltmaya yönelik önlemler alınarak hastane pandemi planları oluşturulmalıdır.

Aile içi iletişimAile içi şiddetCOVID 19+7
Fahriye Has Akdağ
Hacettepe University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hastane öncesi acil sağlık hizmetleri çalışanlarının COVİD-19 pandemisi döneminde çalışma koşulları ile iş stresi düzeyleri

Hastane öncesi acil sağlık hizmetleri çalışanlarının COVID-19 pandemisi döneminde çalışma koşulları ile iş stresi düzeylerinin incelendiği tanımlayıcı tipteki bu çalışmanın verileri, Ekim-Kasım 2021 tarihlerinde çevrimiçi veri toplama yöntemiyle elde edilmiştir. Çalışmaya 372 katılımcı dahil edilmiş, çalışanlara ait sosyodemografik özellikler, çalışma koşulları, çalışma ortam koşulları literatür bilgileri çerçevesinde araştırmacı tarafından oluşturulan sorularla, iş stresi düzeyleri ise İsveç İş Yükü-İş Kontrolü-Sosyal Destek Ölçeği'nin Türkçe versiyonu ile değerlendirilmiştir. Katılımcıların %53,5'i kadın, yaş ortalaması 32,57'dir. %71,0'ini acil tıp teknisyenleri oluşturmaktadır. Çalışma grubunun %76,1'i beş yıl ve üzerinde hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinde görev yapmaktadır. Katılımcıların yaklaşık dörtte üçü acil sağlık hizmetleri istasyonunda çalışmaktadır. Pandemi döneminde günlük ortalama çalışma süresi yaklaşık yirmi saattir. Çalışanların %28,2'si herhangi bir meslek içi eğitim almadığını belirtmiş, %58,1'i pandemi öncesi dönemde ve pandemi döneminde en az bir kez şiddete maruz kaldığını ifade etmiştir. En sık karşılaşılan şiddet türü sözel şiddet, en fazla şiddet uygulayanlar ise hasta/hasta yakınlarıdır. Hastane öncesi acil sağlık hizmetleri çalışanlarının, pandemi döneminde iş kazası/meslek hastalığına yakalanma endişesi, çalışma hayatı ve aile hayatına ilişkin sorumlulukları, vardiyalı-gece çalışma süreleri, günlük çıkılan vaka sayıları artmıştır. Yapılan ikili lojistik regresyon analizi modellerine göre çalışanlarda iş stresini, yetersiz sayıda ekip üyesi ile çalışmak 1,88 kat (GA: 1,09-3,27), yöneticilerle anlaşmazlık yaşamak 2,16 kat (GA: 1,17-3,99), hasta/temaslılarla iletişim sorunları yaşamak 2,39 kat (GA: 1,36-4,20), kalitesiz yemek sağlanması 1,86 kat (GA: 1,07-3,23) artırmaktadır. Türkiye'de hastane öncesi acil sağlık hizmetleri çalışanlarının mevcut ve potansiyel sorunları ile ilgili daha fazla çalışma yapılmalı, gerçekleştirilecek idari ve mevzuat düzenlemelerinde ilgili kurum, kuruluş ve meslek örgütlerinin görüşleri alınmalıdır.

Acil tıpCOVID 19Pandemiler+5
Mehmet Şan
Hacettepe University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çocuk sağlığı ve hastalıkları anabilim dalında görevli uzmanlık öğrencisi hekimlerin merhamet yorgunluğu, işe bağlılık, tatmin ve iş yerindeki psikolojik rahatlıkları açısından karşılaştırılması: bir üniversite örneği

Amaçlar: Bu çalışmanın temel amacı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümünde uzmanlık eğitimi gören hekimlerin mesleki performanslarını etkileyen önemli faktörler olan merhamet yorgunluğu, işe bağlılık, tatmin ve iş yerindeki psikolojik rahatlık algısının birbirleri arasındaki ilişkileri ve etkileşimleri ortaya koymayı amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırma kesitsel tipte olup, Haziran-Aralık 2023 ayları arasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı'nda öğrenim gören uzmanlık öğrencisi hekimlere sosyodemografik veriler ve İş Tatmin Ölçeği, Merhamet Yorgunluğu-Kısa Ölçeği, İşe Tutulma (UWES-6) ölçeği ve Psikolojik Rahatlık Ölçeği uygulanmıştır. Bu öğrenim sürecindeki 124 uzmanlık öğrencisi hekimin verileri toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hekimlerdeki merhamet yorgunluğu düzeyi 63,1 ± 23,8'dir. Düzenli fiziksel aktivite yapmak ve hekimin işini kendine uygun görmesi merhamet yorgunluğunda koruyucu faktördür (p=0,015;0,003). Merhamet yorgunluğu ile iş tatmini, işe bağlanma, iş yerine enerjik olma, işine kendini adama ve iş yerindeki psikolojik rahatlık açısından negatif yönde anlamlı ilişkiler mevcuttur (r =-0,420; -0,380; -0,445; -0,394; -0,193). İş yerindeki psikolojik rahatlığın iş tatmini üzerindeki etkisinde merhamet yorgunluğunun tam aracı etkisi vardır. Merhamet yorgunluğunun ve iş yerindeki psikolojik rahatlığın işe bağlanma üzerindeki etkisinde iş yerindeki tatminin tam aracı etkisi vardır. Sonuç: Sağlık çalışanlarında gelişen merhamet yorgunluğu, iş tatmini, işe bağlılık ve iş yerindeki psikolojik rahatlıklarını negatif yönde etkilemektedir. Bu nedenle merhamet yorgunluğunun erken tanısı ve sağlık kurumlarında gelişmesini önleyici müdahaleler yapılması önemlidir.

Kevser Sak
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İstanbul'da yaz aylarında sıcaklığa bağlı aşırı ölümlerin modellenmesi ve gelecek projeksiyonları

Amaç: İstanbul'un 2013-2019 yılları arası günlük hava sıcaklığı ve ölüm gözlem verisi ile maruziyet-yanıt ilişkisini ortaya koyacak bir model geliştirilmesi ve oluşturulan model ile 2020-2100 yılları arası dönemde farklı iklim senaryolarına bağlı olarak olası aşırı ölüm sayılarını tahmin etmektir. Gereç ve Yöntem: 2013-2019 yılları arası günlük meteorolojik gözlem verisi ve ölüm verisi kullanılarak yapılan ekolojik tipteki çalışmada gecikmesi dağıtılmış doğrusal olmayan model (DLNM) ile sıcaklık-ölüm ilişkisi kuruldu. Küresel iklim modelinin farklı iklim senaryolarına ait çıktıları 2013-2100 yılları arası sıcaklık serisi projeksiyonları gözlem verisiyle kalibre edildi. Farklı iklim, nüfus ve adaptasyon senaryolarına göre aşırı ölüm projeksiyonları gerçekleştirildi. Bulgular: Uç sıcaklık değerinde (99. persantil) 0-7 gün arası kümülatif rölatif riski 1,16 (%95 GA 1,1-1,22) bulundu. Kadınlarda ve 65 yaş üstü hastalarda risk daha yüksek saptandı. Gözlem döneminde yüksek sıcaklığa bağlı atfedilebilir ölüm oranı %1,75 (%95 GA 0,97-2,51), ölüm sayısı 2175 (%95 GA 1211-3123) olarak hesaplandı. Yaşlılarda atfedilebilir oran 2,04 (%95 GA 1,15-2,9) idi ve hesaplanan atfedilebilir ölümlerin %71,4'ü yaşlıydı. 2090-2099 dönemde RCP4.5 senaryosu için %6,4 (%95 aGA 4,53-8,24), RCP8.5 senaryosu için %17,98 aşırı ölüm öngörüldü. Adaptasyon varsayıldığı senaryoda oranlar 4,85 (%95 aGA 2,87-6,69) ve 8,77 (%95 aGA 2,87-13,66)'ye geriledi. Farklı nüfus, iklim ve adaptasyon senaryolarına göre 2090-2099 dönemi tahmin edilen aşırı ölüm sayıları 7.735 ile 163.926 arasında değişti. Sonuç: Çalışma İstanbul'da çeşitli iklim senaryoları altında yüksek sıcaklıkların ölümler üzerindeki öngörülen etkileri ortaya koymaktadır. İklim değişikliği ile ilişkili riskleri hafifletmek için halk sağlığı stratejilerine ve emisyon azaltım politikalarına ihtiyaç vardır.

Abdulkerim Uygur
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akdeniz diyeti kalite indeksi 2.0'ın Türkçe uyarlaması ve geçerlilik-güvenilirliğinin değerlendirmesi

Amaç: Çalışmanın amacı güncellenen Akdeniz Diyeti Kalite İndeksi 2.0 (KIDMED 2.0)'ın Türkçe uyarlamasını yaparak ölçeğin geçerlilik-güvenirliğini göstermek ve üniversite öğrencilerinin KIDMED 2.0 uyumunu ve diyeti etkileyebilecek sosyodemografik özellikleri değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Metodolojik tipteki bu araştırma üniversite öğrencilerden 2024 yılında 282 kişinin katılımıyla yürütülmüştür. KIDMED 2. 0 test-tekrar test güvenilirliği sınıf içi tutarlılık katsayısı ve iç tutarlılık katsayısı kullanılarak belirlenmiştir, maddelerin güvenirliği için Cohen'in Kappa değeri %95 güven aralığında alınmıştır. Geçerliliği değerlendirmek için 7 günlük diyet kaydı alınmıştır. Bulgular: Güvenirliği gösteren ilk test-tekrar test ve geçerliliği gösteren ilk test ve diyet kaydı Cohen'in kappa katsayısı iyi düzeydeydi (sırasıyla Ƙ=0,634; Ƙ=0,616)(p<0,001). Ölçeğin sınıf içi korelasyon katsayıları güvenirlik için yüksek düzeydi (ICC: 0,894; p<0,001). Katılımcıların (yaş ortanca:21(20-22)) KIDMED 2.0 uyumu 142'si (%50,4) düşük, 108'i (%38,3) orta ve 32'si (%11,3) yüksek şeklinde tespit edilmiştir. KIDMED 2.0 ile kronik hastalık, algılanan sağlık durumu, beyan edilen yaşam merdiveni, yaşam kalitesi ve etiket okuma alışkanlığı arasında ilişki tespit edilmiştir. Sonuç: Güncellenen KIDMED 2.0 Türkçe uyarlamasının geçerli ve güvenilir bir ölçüm formu olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların Akdeniz diyetine uyumu genel olarak düşük düzeydi. Bu durum, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının geliştirilmesinin ve Akdeniz diyetine uyumun teşvik edilmesinin halk sağlığı açısından taşıdığı önemi ortaya koymaktadır.

Akdeniz diyeti
Ayşe Sultan Kaya
İstanbul University-Cerrahpaşa
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Algılanan sosyal destek ve sağlıklı yaşam davranışları arasındaki ilişki: Özyeterlilik, yaşam kalitesi, sosyal medya bağımlılığının aracı rolü

Amaçlar: Bu çalışmanın amacı, ergen bireylerin algıladıkları sosyal destek düzeylerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına olan etkisini incelemek ve bu ilişkide özyeterlilik, yaşam kalitesi ile sosyal medya bağımlılığının aracılık rollerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu kesitsel çalışma, Eylül 2024–Ocak 2025 tarihleri arasında İstanbul'un Fatih ilçesindeki Anadolu, İmam Hatip ve Meslek Liselerinden oluşan yedi lisede öğrenim gören öğrencilerle yürütülmüştür. Örneklem büyüklüğü, özyeterliliğin aracılık rolüne dayalı modele göre belirlenmiş ve 649 öğrenci analizlere dâhil edilmiştir. Veriler, sosyodemografik form ile yaşam kalitesi sorusu, Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Çocuklar İçin Öz-yeterlik Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-II kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışmada yapılan çoklu aracılık analizi sonucunda, algılanan sosyal desteğin sağlıklı yaşam davranışları üzerindeki etkisinin hem doğrudan (B = 0,366, [CI = 0,260; 0,473]) hem de dolaylı olarak özyeterlilik (B = 0,243, [CI = 0,183; 0,308]) ve yaşam kalitesi (B = 0,060, [CI = 0,028; 0,095]) aracılığıyla gerçekleştiği saptanmıştır. Özyeterlilik değişkeni toplam etkinin %36'sını, yaşam kalitesi ise %8'ini açıklamaktadır. Sosyal medya bağımlılığı ise aracılık rolü göstermemiştir (B = 0,004, [CI = –0,008; 0,019]). Sonuç: Ergenlerde sağlıklı yaşam davranışlarını geliştirmeye yönelik müdahalelerde sosyal destek ağlarının güçlendirilmesine ek olarak, özyeterliliği ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik çok düzeyli yaklaşımların benimsenmesi önem arz etmektedir. Anahtar Sözcükler: Özyeterlilik, Sağlık Davranışı, Sosyal Destek, Sosyal Medya, Yaşam Kalitesi

Büşra Kara
İstanbul University-Cerrahpaşa
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Oyuncular sendikası üyelerinin iş sağlığı ve güvenliği koşulları ve tükenmişlik sendromu

Oyuncular Sendikası üyelerinin iş sağlığı ve güvenliği koşulları ile Tükenmişlik Sendromu düzeylerinin saptanması amacıyla yapılan tanımlayıcı araştırma Ağustos-Kasım 2019 tarihlerinde tamamlanmıştır. Duygusal Tükenme (DT), Duyarsızlaşma (Duy) ve Kişisel Başarı (KB) alt ölçeklerinden oluşan Maslach Tükenmişlik Ölçeğini (MTÖ) içeren anket formu Sendika üyesi 1337 kişiye e-anket olarak gönderilmiştir. Araştırmaya 152 kişi katılmıştır (%11,3), %46,1'i kadındır, yaş ortancası 42,0 dir, %38,8'i SGK 4/B statüsü ile çalışmaktadır; %29,6'sının son 12 ayda çalıştığı işlerde iş kazası yaşanmıştır; en sık iş kazası yaşanan ortam dizi setidir. Elli yaş altında olanlar, çocuğu olmayanlar, kronik hastalığı olanlar, kendi sağlık durumunu orta olarak görenler, düzenli fizik aktivite yapmayanlar, çalıştıkları dönemlerde 6 saat ve altında uyuyanlar, uykularını düzensiz ve kalitesiz görenler, iş stresi düzeyi 6 puan ve üzerinde olanlar, son 12 ayda 8 aydan daha kısa süre çalışanlar, şimdi olsa oyunculuk hayatına başlamayı istemeyenler, işveren, rol arkadaşları ve diğer çalışanlar ile ilişkileri daha kötü olanlar, sözel şiddet ve "mobbing" yaşamış olanlar, sağlık hizmetlerinden yararlanmada her zaman-sıklıkla sorun yaşayanlar MTÖ üç alt ölçeğinden en az birine göre daha fazla tükenmiştir (p<0,05). Alt ölçek puanları ortancalarından bölünerek iki grup oluşturulmuş, her üç alt ölçek için iki lojistik regresyon modeli kurulmuştur. Çalıştıkları dönemlerde 6 saat ve altında uyuyanlar duygusal tükenme (DT) (OR=5,74; %95 GA=2,16-15,27) ve duyarsızlaşma (Duy) (OR=4,14; %95 GA=1,66-10,35), iş stresi düzeyleri 6 puan ve üzerinde olanlar DT (OR=8,23;% 95 GA=3,07-22,08) ve Duy (OR=3,18; %95 GA=1,30-7,73), "mobbing" yaşamış olanlar Duy (OR=4,10; %95 GA=1,63-10,34), kendi sağlık durumlarını orta olarak görenler kişisel başarı (OR=5,24; %95 GA=1,58-17,35) alt ölçeklerinde daha yüksek tükenmişliğe sahiptir (p<0,05). Oyuncuların iş sağlığı ve güvenliği ortam koşulları ve çalışma koşulları düzenlenmelidir, oyuncuların bu konulara ilişkin farkındalığını artıracak çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar Sözcükler: İş sağlığı ve güvenliği, Oyuncu, Tükenmişlik Sendromu

OyunculukSendikalarTükenmişlik+4
Ahmet Koçak
Hacettepe University
2020
00
DoktoraAçık ErişimEN

Assessment of healthy behaviors among high school students in el-bayda city Libya

the objectives of the study was to assess the health-risk behaviors which include, diet, obesity, physical activity, tobacco use and internet addiction among El-Bayda city adolescent students boys and girls aged 15 to 19 years old, in public and private schools and, detect the effect of some sociodemographic determinants on the adolescents health behaviors. In this cross-sectional study data was collected via modified Arabic Jordan Global School-Based Student Health Survey Questionnaire in addition to some nutrition, socio-economic, internet addiction and sources of health knowledge questions. Furthermore, measuring of student's weight and height were performed to calculate their Body Mass Index (BMI). The questionnaire was conducted to 1624 students through school visits. Data was interred and analyzed using the SPSS version 23. Descriptive statistics and analysis chi square test were performed. A p-value <0.05 was considered as the level of significance. The descriptive statistics showed that 79.6 % of the students were belonged to nuclear families, half of the students (54.3%) belonged to fathers who were 45-54 years of age, 41.7% of students their father education level were university & over and 44.1% of fathers were office workers. About 55.0% of mothers were at the age of 40-49 years, 45.1% of mothers were university & over educated and 51.0% of mothers were housewives. The study found that students have unhealthy dietary behaviors such as consuming insufficient amount of fruits, vegetables, and milk; but consuming soft drinks, fast foods and sweets. The overall prevalence of overweight and obesity was (17.8%, 9.1% respectively). Prevalence of physical activity at least 60 minutes/day in the last 7 days was 9.0%. More than one third (34.0%) of the students have tried smoking. The overall current smoking was 12.5%; about 18.7% have tried water pipe smoking and 6.2% were current water pipe smokers. Moreover, the study found that about 8.9% of the students had severe internet addiction. There was significant difference between boys and girls regarding these risk behaviors. Boys ate more daily breakfast, vegetables, soft drinks, fast foods; girls drank more milk, ate more fruits, and sweets. Boys were more physically active than girls (11.0%, 5.0%). Boys smoked more than girls (18.8%, 2.6%). Girls were more addicted on the internet than boys (11.7%, 6.7%). Adolescent's eating habits were associated to mother's education, father's education and family income. Physical activity was associated to family income. Smoking was associated to family income and father's education. Internet addiction was associated to father's education and number of siblings. As this study was the first to be conducted among adolescent, further studies that include intervention programs are needed to promote healthy behaviors among adolescents.

NutritionBehaviorBehavior analysis+7
Asama Ramadhan Moftah Bın Alı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ankara ili Çankaya ilçesinde devlet ortaokulları 8. sınıf öğrencilerinde şişmanlık, benlik saygısı ve şiddet ilişkisinin değerlendirilmesi

Adolesanlarda şişmanlık, küresel boyutta bir halk sağlığı sorunudur. Şişmanlar, daha çok düşük benlik saygısı grubundadır. Zorbalık/şiddet benlik saygısını azaltmakta benlik saygısının yüksek olması da zorbalığı/şiddeti engellemektedir. Fazla kiloluluk zorbalıkla da ilişkidir. Adolesan sağlığını etkileyen üç sorunda halk sağlığının bütüncül bakışıyla, değğerlendirilmesi için bu çalışmada; Ankara İli Çankaya İlçesi devlet ortaokulları 8. sınıf öğrencilerin beden kitle indekslerinin (BKİ) benlik saygısı ve zorbalık/şiddetle ilişkisinin kesitsel bir çalışma ile sosyodemografik faktörler çerçevesinde değerlendirmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, 35 okuldan 1956 öğrenciye ulaşılmıştır. Gözlem altında anket uygulanmış, öğrenci ve ailelerinin bazı sosyodemografik özellikleri, şiddet, zorbalık, sağlıklı yaşam davranışlarına yönelik sorular sorulmuş, benlik saygısı ölçeği kullanılmış ve BKİ için boy ve vücut ağırlığı ölçümleri için Fiziksel Aktivite Karnesi verilerinden yararlanılmıştır. Analizler SPSS-23 paket programında yapılıp; tanımlayıcı istatistikler, Ki-Kare testi, sürekli değişkenler için korelasyon ve normal dağılıma göre ileri analizler, regresyon ve ANOVA ile post-hoc analizlerden faydalanılmıştır. Etik kurul izni, İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nden yazılı izin alınmıştır. Katılımcıların aydınlatılmış onamları, veli onayları alınmıştır. Katılımcıların %52,6'sı kız, %47,4'ü erkek, yaş ortalaması 12,84 (±0,59)'tür. Erkekler zayıf, fazla kilolu ve şişmanlarda diğer cinsiyete göre daha fazladır (p<0,001). Katılımcıların %12,0'si ev içi şiddetle karşılaşmış olup halen devam eden ev içi şiddet görme sıklığı kızlarında daha fazladır (%3,9; p<0,05). Katılımcıların %50,9'u sözel, %36,4'ü fiziksel, %34,9'u duygusal şiddete uğradığını belirtmiş olup, kızlar duygusal (%39,5), erkekler fiziksel şiddetle (%42,4) diğerlerinden daha fazla karşılaşmıştır (p<0,001). Öğrenilerin %81,9'u sözel, %68,5'i fiziksel ve %32,9'u duygusal şiddette bulunduğunu belirtirken erkekler fiziksel (%74,3), kızlar duygusal şiddeti (%36,4) diğerlerinden daha fazla uygulamaktadır (p<0,05). Öğrencilerin %45'inin benlik saygısı düşük olup, kızlarda bu sıklık daha düşüktür (%49,3). Zayıflar (%58,0) şişmanlardan (%28,4) daha çok fiziksel şiddete uğramakta (p<0,001); normaller (%21,5) zayıflara (%8,6) göre daha fazla duygusal şiddet uygulamaktadır (p<0,05). Şiddete uğramayla şiddette bulunma durumları birilerini artırmaktadır (p<0,001). Aile içi şiddetle benlik saygısı düşmektedir (p<0,001). Benlik saygısı düşükler her üç şiddet türüyle de daha çok karşılaşmakta (p<0,001) ve daha fazla şiddet uygulamaktadır (p<0,001). Fiziksel şiddete maruz kalanlarda normal, şiddete maruz kalmayanda fazla kiloluların benlik saygısı düşüktür (p<0,05). Duygusal şiddette ise uğramayanlarda fazla kiloluların benlik saygısı daha düşüktür (p<0,05). Benlik saygısı hem düşük hem de yüksek grupta fiziksel şiddette bulunma davranışlarıyla BKİ arasında anlamlı ilişki bulunmaktadır (p<0,05). Benlik saygısı düşük grupta şişmanlar, benlik saygısı yüksek grupta zayıflar daha fazla fiziksel şiddet uygulamaktadır (p<0,05). Literatürde şiddeti/zorbalık, BKİ, benlik saygısı ilişkisinde yeterli çalışmaya rastlanmamıştır. BKİ, benlik saygısı, şiddetin birbiri üzerindeki etkisi önemlidir. Etkin müdahaleler için bu ilişkinin değerlendirmesi gereklidir. Anahtar Kelimeler: Şişmanlık; Zorbalık; Şiddet; Benlik Saygısı; Adolesan

Ankara-ÇankayaBenlik saygısıObezite+3
Tuğba Meliha Fatma Ercan
Hacettepe University
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Knowledge and behavior of international students studying higher education in Turkey towards personal protective measures against COVID-19

The study aim was to investigate implementation of personal protective measures among international students during COVID-19 pandemic. A total of 758 students from 95 countries were observed between October 2020 and March 2021. Their frequency of implementing the personal protective measures and their reported cases of ILIs were examined. Kaplan-Meier analysis was used to compare the occurrence of symptoms of ILIs among students who adhered and those who did not adhere to the measures. A multivariate Cox proportional regression was performed to investigate the relationships between frequency of implementing the personal protective measures and reported cases of ILIs. A total of 139 (18.3%) students reported symptoms of ILIs. Study findings showed that students who frequently wore facemasks were 33.6% less likely to show symptoms of ILIs adjusting for all the other personal protective measures (HR=0.664, 95%CI=0.494-0.893, p=0.006). Students who frequently disinfected their hands were 17.1 % less likely to report symptoms of ILIs (HR=0.821, 95%CI=0.793- 0.915, p=0.029). Furthermore, students who exercised social distancing measures were 23.5% less likely to report symptoms of ILIs adjusting for the other measures (HR= 0.765, 95%CI=0.610 - 0.960, p=0.020). Students whose personal protective measures were below the median were found to experience 2 times more cases of ILIs than students who scored above the median (HR=2.16, 95%CI=1.53-3.05, P<0.001). Study findings indicate the need to train students how to protect themselves from common airborne infections. The study also provides information about the effectiveness of personal protective measures in preventing acute respiratory infections among international students.

COVID 19Behavioral changesPreventive medicine+4
Abednego Nzyuko Masaı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Knowledge, attitude and preventive practice towards breast cancer among female health workers in Aminu Kano Teaching Hospital

Approximately 70-79% of women suffering from breast cancer in Nigeria present with advanced stage of the disease due to poor knowledge. However, there is paucity of literature exploring the knowledge of the disease among female health workers who play an essential role at the grass root of health care systems to close knowledge gaps and promote preventive practices. Objective: To assess the knowledge of breast cancer and its preventive practices among female health workers in Aminu Kano Teaching Hospital, Nigeria (AKTH). Methodology: A descriptive cross-sectional study was conducted among 407 female health workers at AKTH using a pre-designed, pre-tested, self-administered questionnaire. Descriptive statistics and bivariate analysis with the use of Chi-square test was used to examine association between dependent and independent variables. All data was analyzed using IBM SPSS Statistics, version 23 at 5% significance level. Results: A total of 407 female health workers participated in this study. The mean age of the participants was 31.87 years. Majority of the respondents were aware of breast cancer (96.8%), BSE (87.7%), CBE (70%) and mammography (86.7%). Although the levels of awareness were high, the practices were recorded to be lower. Two hundred and twenty three (54.8%) of the respondents practiced BSE but only 33.7% practiced it monthly. Only 7.7% of the female health workers had ever undergone a mammography examination. Occupation was observed to be the most common variable associated with knowledge and practice. Conclusion: The knowledge of breast cancer and preventive practices among the female health workers were found to be suboptimal. This highlights the need for continuous educational programs to increase breast cancer knowledge and uptake of preventive practices. Keywords: Breast cancer, knowledge, preventive practice, female health workers, Nigeria

Level of knowledgeWomenBreast neoplasms+3
Yasmin Aisha Ahmed
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de tütün tüketimi ve obeziteye bağlı kanser yükünün topluma atfedilebilir fraksiyon hesaplamaları ve coğrafi bilgi sistemi ile değerlendirilmesi

Günümüzde, ülkemizdeki başlıca mortalite nedenleri arasında kanserler ikinci sırayı almaktadır. Tütün tüketimi ve obezite kanser gelişimi için öncelikli risk faktörleridir. Bu çalışmada, tütün ürünleri ve obezite ile ilişkili kanserlerde bu risk faktörlerine atfedilebilir fraksiyonların (PAF) hesaplanması ve coğrafi bilgi sistemleri (CBS) analiz yöntemleri kullanılarak dağılım ve kümelenme özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. PAF hesaplamaları için risk faktörlerine ait prevalans verileri 2003 yılı Ulusal Hastalık Yükü ve Maliyet Etkililik Araştırması'ndan edinilmiş, tütün tüketimi için ayrıca Peto-Lopez yöntemine göre hesaplanan beklenen prevalanslar da analizlerde kullanılmıştır. Kanser insidansları ise T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan 2016 yılı Türkiye Kanser İstatistiklerinden ve Uluslarası Kanser Araştırma Kurumu ile Uluslararası Kanser Kayıtçılığı Birliği tarafından yayınlanan Beş Kıtadaki Kanser İnsidansları serisinin XI. sayısından edinilmiştir. Tütün ve obezitenin kanser gelişimi için rölatif riskleri Birleşik Devletler Kanser Prevansiyon Kohort Çalışması-II verilerinden ve Dünya Kanser Araştırma Fonu raporlarından alınmıştır. Bu farklı insidans ve prevalans verileri kullanılarak tütünle ilişkili kanserlerde dört, obezite ilişkili kanserlerde iki farklı modele göre PAF hesaplamaları ve ArcGIS Pro (Esri Inc., ABD) yazılımı kullanılarak CBS analizleri yapılmıştır. CBS analizlerinde alansal interpolasyon ve Anselin Lokal Moran I yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada 2019 yılı için tütün ile ilişkili kanserler grubundaki yeni tanı kanser olgularının erkeklerde %54,2-%61,9'unun, kadınlarda %23,2-%30,6'sının, obezite ile ilişkili kanserler grubundaki yeni tanı kanser olgularının ise erkeklerde %22-%22,4''ünün, kadınlarda ise %23,7-%24,3'ünün atfedilebilir olgular oldukları hesaplanmıştır. Coğrafi dağılım özellikleri bakımından PAF değerlerinin tütünle ilişkili kanserlerde erkeklerde özefagus ve akciğer kanserlerinde doğu ve güneydoğuda, oral kavite ve farinks kanserlerinde doğuda, kadınlarda özefagus kanserlerinde doğuda, akciğer kanserlerinde batı ve kuzeybatıda, mide kanserlerinde doğuda, oral kavite ve farinks kanserlerinde doğuda, obezite ile ilişkili kanser grubunda ise erkeklerde kolon kanserinde, kadınlarda postmenopozal meme kanserinde doğu ve kuzeydoğuda daha düşük olduğu tespit edilmiştir.

Coğrafi bilgi sistemleriKanser hastalarıNeoplazmlar+4
Deniz Yüce
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ankara merkez ilçelerde çalışmakta olan aile hekimlerinin çocukluk çağı rutin aşı uygulamaları ve aşı tereddütüne sahip ebeveyne yaklaşımlarının değerlendirilmesi

Giriş: Aşı, bulaşıcı hastalıklardan korunma açısından önemini hala korumaktadır. Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre her yıl 3 milyon kişi aşılanarak aşı ile önlenebilir hastalıklardan korunmaktadır. Buna rağmen, dünyada artan bir aşı tereddütü durumu söz konusudur. Aşı tereddütü, sürekli izleme gerektiren karmaşık bir küresel sorundur. Aşı yüzdeleri yüksek Amerika Birleşik Devletleri'nde bile sağlık çalışanlarının %85'inin her yıl en az bir ailede aşı tereddütü olma durumu ile karşılaştığı belirtilmektedir. Aşı tereddütünün çok faktörlü ve karmaşık nedenlerinin olması birey, aşı tedarikçisi, sağlık sistemi olmak üzere ulusal seviyelerde geniş bir yaklaşım yelpazesi gerektirmektedir. Ortaya çıkan tereddüt karşısında, sağlık çalışanları en güvenilir danışman olmakta ve ailenin çocuğunun aşılama kararlarında etkili olmaya devam etmektedir. Birinci basamak hizmetinde çocukluk çağı aşılanmasında en büyük sorumluluk aile hekimlerine düşmektedir. Sağlık çalışanlarının aile ile aşı hakkındaki iletişimi, aşılama yaklaşımı, aşı tereddütü varlığındaki yaklaşımları hakkında çalışma çok sınırlıdır. Bu nedenle, Ankara ili merkez ilçelerdeki aile hekimlerini temsil eden bir grupta, hekimlerin rutin çocuk aşıları uygulama yaklaşımları ve aşı tereddütü durumunda nasıl bir yol izlediklerini değerlendirmek amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Yöntem: Ankara ili merkez ilçelerinde çalışmakta olup araştırmaya dahil edilecek aile hekimleri tabakalı rastgele olarak belirlenmiştir. Araştırma kesitsel tipte bir çalışma olarak planlanmıştır. Araştırma sonunda 598 kişi çalışmaya katılmayı kabul etmiştir (örneklemin %90'ı). Araştırmada başlıca ilçe, aile hekimliği uzmanlığının olma durumu, aile hekimi olduğu süre, aile hekimine kayıtlı nüfus, kayıtlı 0-24 ay çocuk sayısı, aşı eğitimine katılma durumu, aşı tereddütü eğitimine katılma durumu, bilgi, tutum ve davranış puanının; aileye sorulabilecek soru tamamlama durumu, rutin aşı uygulamasında yapılabileceklerin tamamlanma durumu, aşı tereddütü ile karşılaşma durumunda yapılabilecekleri tamamlama durumu (5li likert olarak sorular sorulmuş olup tamamlama durumu için her zaman yapılması 5 puan, hiçbir zaman yapılması 1 puan olarak kodlanmıştır) üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Analizlerde ki-kare, student t testi, tek yönlü ANOVA, Pearson korelasyon testi ve bu analizlerde anlamlı gelen literatürle de uyumlu olan değişkenlerin aileye sorulabilecek soru tamamlama durumu, rutin aşı uygulamasında yapılabileceklerin tamamlanma durumu, aşı tereddütü ile karşılaşma durumunda yapılabilecekleri tamamlama durumu puanları üzerindeki etkisini değerlendirmek için çoklu lineer regresyon modeli kullanılmıştır. Sonuç: Aşı tereddütü ile karşılaşma her ilçede varken (%58) son yaşanan aşı tereddütünün olma durumu en fazla Pursaklar'da (%94,1), en az Çankaya'da (%42,9) olmuştur. Lineer regresyon modeline göre aileye sorulabilecek soru tamamlama durumu, rutin aşı uygulamasında yapılabileceklerin tamamlanma durumu, aşı tereddütü ile karşılaşma durumunda yapılabilecekleri tamamlama durumu puanları üzerinde cinsiyet, yaş, aile hekiminin uzman olma durumu, kayıtlı nüfus ve 0-24 ay çocuk sayısının etkisi bulunmamaktadır. Davranış puanı her üç puana da etki etmekte ve davranış puanı artamasıyla bakılan puanlar da artmaktadır (sırasıyla β=0,285;0,346;0,361). Yüksek eğitim seviyesine sahip ilçelerde (Çankaya, Etimesgut, Yenimahalle) çalışan aile hekimlerinin aileye sorulabilecek soru ve aşı tereddütü ile karşılaşmada yapılabileceklerin uygulanma sıklığından aldığı puanlar daha düşük olmakta ancak tereddütle kaşılaşmada alınan puana etki etme durumunda istatiksel anlamlılık bulunmamaktadır. Aile hekiminin bulunduğu ilçedeki ailelerin özellikleri ve aile hekiminin davranışı rutin aşı uygulama ve aşı tereddütü yaklaşımlarında etkili olabilir. Bu konuda ilçeye özgü müdahalelerin yapılması ve aile hekimine aşı yaklaşımı konusunda eğitim verilmesi uygun olabilir.

Aile hekimliğiAna-babaAnkara+7
Merve Özden
Hacettepe University
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'deki itfaiyelerin afete hazırlıklarının değerlendirilmesi

Bu çalışmada Türkiye'de il, ilçe ve belde belediyelerine ve büyükşehir belediyesi itfaiye daire başkanlıklarına bağlı itfaiye birimlerinin afete hazırlık durumunun incelenmesi amaçlanmaktadır. Türkiye' deki büyükşehir belediyelerine bağlı itfaiye daire başkanlıkları, il, ilçe ve belde belediyelerine bağlı itfaiye birimleri araştırmanın evrenini oluşturmaktadır ve tamamına ulaşılmaya çalışılmıştır. Araştırma kesitsel tipte epidemiyolojik bir araştırmadır. Araştırmada mektup ile anket uygulama yöntemi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında itfaiye birimlerinin %74,7'sine ulaşılmıştır. Araştırmaya katılan itfaiye birimlerinin sorumluluk alanı nüfusu, Türkiye nüfusunun %83,3'ünü (69.240.155), itfaiye birimlerinin sorumluluk alanı yüz ölçümü, Türkiye yüz ölçümünün %78,6'sını (612.735 km2) oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan itfaiye birimlerinin %26,9'u birimlerinin afetlere müdahale etme durumlarının ve %30,6'sı afet ve yangınlarda görev yapacak personelin yeterli düzeyde olduğunu belirtmiştir. Araştırmaya katılan itfaiye birimlerinin %50,0'ı birimlerinde iç hizmet yönergesinin olduğunu, %42,1'i birimlerinde iç afet planının bulunduğunu, %23,4'ü birimlerinde dış afet planının bulunduğunu belirtmiştir. Araştırmaya katılan itfaiye biriminin afete hazırlık puanlarının ortalama değeri 20,32, standart sapması 14,380, ortanca değeri ise; 17,00'dır.

Afet eğitimiAfet hazırlığıAfetler+2
Cumali Karatutlu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The perceptions of health professionals serving in primary healthcare centers about healthcare provision, and the level of burnout among them

Objective: The purpose of this study is to investigate the level of burnout and perceptions of health professionals serving in primary healthcare centers in four provinces in Turkey, namely Gaziantep, Hatay, İzmir, Şanlıurfa, Method: The study was conducted in primary healthcare facilities in Gaziantep, Hatay, İzmir and Şanlıurfa. A survey with 85-items was used to collect data for demographic information, perceptions of healthcare professionals regarding their services and burnout. Maslach Burnout Inventory (MBI) was utilized to explore the level of burnout. A total of 236 healthcare professionals completed the survey, out of which 224 responses were used in the analyses. Results: The results showed that healthcare professionals serving migrant groups mainly face challenges linked to linguistic barriers. Most of them consider interpreter services to be essential and appreciate the importance of training. Among the three burnout subscales of the Maslach Burnout Inventory (MBI), particularly Emotional Exhaustion (EE) was found to have a relationship with a variety of factors like age, current workplace, training, number of children, profession, year of graduation, duration of work and knowledge of a common language, legal status and culture. Depersonalization (DP) was associated with age and knowledge of a common language, legal status and culture. Finally, Personal Achivement (PA) showed a relationship with the duration of work, gender and knowledge about culture. Conclusion: Evidence gathered in this study suggests that healthcare professionals serving migrant groups, particularly the ones working in in Family Health Centers and those with limited professional experience, need to be supported by interventions targeting linguistic and cultural barriers. Capacity building opportunities and effective human resource management in the health facilities need to be ensured for staff welfare and improvement of healthcare services. Keywords: asylum seeker; challenges; burnout; delivery of health care; health care provider; Maslach Burnout Inventory; refugee

Primary health careGaziantepEmigrants+7
Nurtaç Kavukcu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bir meslek yüksekokulunda kapsamlı ağız diş sağlığı bilgisi ölçüm aracının Türkçeye uyarlanması ve ağız diş sağlığı bilgi düzeyinin değerlendirilmesi

Ağız ve diş sağlığı (ADS) genel sağlığın ayrılmaz bir parçasıdır. Halk sağlığının önemli çalışma konularından biri ADS'nin geliştirilmesi ve korunmasıdır. Metodolojik nitelikteki bu araştırmada ağız ve diş sağlığı okuryazarlığı (ADSOY) alanında geliştirilmiş bir ölçüm aracı olan Kapsamlı Ağız ve Diş Sağlığı Bilgisi Ölçüm Aracı (CMOHK)'nın Türkçeye uyarlanması, bir meslek yüksekokulunda ADSOY düzeyinin belirlenmesi, bazı sosyodemografik özellikler ve davranış özellikleri ile ilişkisinin incelenmesi amaçlandı. Araştırma grubunu Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu'nda 2018-2019 Bahar Dönemi'nde kayıtlı, 18-25 yaşları arasındaki araştırmaya katılmayı kabul eden 314 öğrenci oluşturdu, 307 adet form araştırmaya dahil edildi. Verilerin analizinde SPSS programı ile tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare testi, Mann Whitney U testi ve Kruskall Wallis testleri yapıldı. Geçerliliğin değerlendirilmesinde dil geçerliliği, yüzey geçerliliği, kapsam geçerliliği, yapısal geçerlilik adımları, Türkçeye uyarlanmasında International Test Comittee ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen adımlar izlendi. Güvenilirlik analizleri kapsamında iç tutarlılık katsayıları sırası ile: Cronbach alfa için 0,70; Kuder-Richardson-20 (KR-20) için 0,71 ve iki yarı için 0,71 olarak hesaplanarak, Türkçe-CMOHK (T-CMOHK), ADSOY alanında bir eksikliği gideren, geçerlilik ve güvenilirlik kriterlerini karşılayan bir araç olarak bulundu. Analizler sonucunda katılımcıların ortalama puan değeri 14,21±3,49, ADSOY düzeyi %38,8'i (n=119) zayıf, %33,9'u (n=104) orta, %27,3'ü (n=84) iyi olarak bulundu. T-CMOHK'nin, ADS davranışları ile ADSOY arasındaki ilişkiyi incelemek üzere farklı sosyoekonomik özelliklere sahip, daha geniş gruplarda uygulanması önerilmektedir. Böylece aracın geçerlilik ve güvenilirliğinin pekişmesi ve ülkemizde ADS sorunları ile ilgili ihtiyaçları saptayabilmek mümkün olacaktır.

Ağız sağlığıBilgi düzeyiDiş sağlığı araştırmaları+5
Özlem Ekmekçi Güner
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Rahim ağzı kanseri taraması inanç ölçeği'nin (RAKTİ Ölçeği) Türkçe'ye uyarlanması ve Ankara'da bir üniversitenin 30 yaş ve üzeri kadın idari personelinin ulusal rahim ağzı kanseri tarama programına katılımı ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi

Bu araştırmada; Rahim Ağzı Kanseri Taraması İnanç Ölçeği'nin (RAKTİ Ölçeği) geçerlik ve güvenirliğinin belirlenmesi ve Hacettepe Üniversitesi'nde görevli 30 yaş ve üzeri kadın idari personelin rahim ağzı kanseri taraması yaptırma durumlarının, tarama davranışlarını etkileyen faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır. İki aşamalı olarak yapılan bu araştırmanın ilk aşaması metodolojik tipte, ikinci aşama ise kesitsel tipte yürütülmüştür. Araştırmanın ilk aşaması için veriler Hacettepe Üniversitesi ile çeşitli il ve ilçe sağlık müdürlüklerinde görevli 629 personelin katılımıyla çevrimiçi ve gözlem altında toplanmıştır. Yapılan geçerlik ve güvenirlik analizi sonuçlarına göre RAKTİ Ölçeği'nin, 30 yaş ve üzeri idari personel için jinekolojik muayene ve rahim ağzı kanseri taramasına yönelik tutum ve inançları değerlendiren geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olmadığı sonucuna varılmıştır. Araştırmanın ikinci aşaması için veriler Hacettepe Üniversitesi'nde görevli 330 personelin katılımıyla gözlem altında toplanmıştır. İkinci aşamada; personelin rahim ağzı kanser taraması yaptırma durumları ve tarama davranışlarını etkileyen faktörler araştırılmıştır. Katılımcıların %96,4'ü pap smear testini, %57,9'u HPV testini duymuştur. Katılımcıların %76,1'i rahim ağzı kanserine yönelik tarama testi yaptırmıştır. Araştırmada halen evli olanlar ile önceden evlenmiş olanların, ileri yaşta olanların, halen aile planlaması yöntemi kullananların ve menopoza girmiş olanların tarama testi yaptırma oranının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Katılımcıların özellikle risk faktörleri başta olmak üzere rahim ağzı kanseri ve taramasına ilişkin yeterli düzeyde bilgi sahibi olmadığı saptanmıştır. Yapılan çoklu doğrusal regresyon analizi sonucunda HPV testini duyma durumu ve gebelik sayısının rahim ağzı kanseri ve taramasına yönelik bilgi puanını pozitif yönde ve anlamlı olarak yordadığı saptanmıştır. Ayrıca katılımcıların jinekolojik muayene ilişkin bazı tutum ve davranışlarının olumlu sağlık davranışlarını (örneğin düzenli kadın doğum kontrol muayenesi olma ve tarama testi yaptırma durumu gibi) etkilediği saptanmıştır. Araştırmanın bulguları üniversite personelinde rahim ağzı kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeylerinin artırılması, olumlu tutum ve sağlık davranışı kazanmalarını sağlamak amacıyla hizmet içi eğitimleri de içeren geniş kapsamlı müdahalelerin gerekliliğine işaret etmektedir. Anahtar kelimeler: Kanser, Kanser Taraması, Rahim Ağzı Kanseri Taraması İnanç Ölçeği, Pap Smear, HPV Testi

AnkaraGenital hastalıklar-kadınGenital neoplazmlar-kadın+7
Zehra Gürel
Hacettepe University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

COVID-19 ve sağlık çalışanlarının ruh sağlığı ilişkisinin çeşitli veri tabanları üzerinden sistematik incelenmesi araştırması

COVID-19 salgını, salgınla mücadelenin ön saflarında yer alan sağlık çalışanlarının ruh sağlığını önemli ölçüde etkileme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle, sağlık çalışanlarının ruhsal durumunu ve ilişkili olabilecek faktörleri anlamak salgını daha iyi yönetebilmek için acil bir önceliktir. Bu araştırmanın amacı, COVID-19 salgını sırasında sağlık çalışanları arasında depresyon, anksiyete, tükenmişlik ve stres sıklığına ve ilişkili olabilecek faktörlere ilişkin mevcut kanıtları sentezlemek ve analiz etmektir. Çeşitli veri tabanlarından 1 Kasım 2020'ye kadar aranan kayıtlar çalışmaya dahil edilmiştir. Sıklık tahminleri için rastgele bir etki modeli kullanılmıştır. Her bir çalışma için taraf tutma riski değerlendirilmiş olup, sıklık tahminleri için hem tüm çalışmalardan elde edilen hem de taraf tutma riski düşük olan çalışmalardan elde edilen değerler hesaplanmıştır. Araştırma protokolü PROSPERO'da kayıtlı ve çevrimiçi olarak mevcuttur. Sistematik derleme için 72, meta analiz için 46 çalışma değerlendirilmiştir. Toplam sıklık; anksiyete için %33,9 (26,4-41,4 %95 Güven Aralığı), depresyon için %34,2 (29-39,4 %95 GA), tükenmişlik için %45,5 (29,3-61,7 %95 GA), stres sıklığı %49,7 (34,5-64,9 %95 GA) olarak bulunmuştur. Taraf tutma riski düşük olarak değerlendirilen çalışmalardan elde edilen sıklık ise; anksiyete için %33,2 (21-45,5 %95 Güven Aralığı), depresyon için %33,4 (27,3-39,4 %95 GA), tükenmişlik için %39,6 (19,13-60,2 %95 GA), stres sıklığı %55,2 (30,3-80,1 %95 GA) olarak bulunmuştur. Kadın, COVID-19 hastalarıyla yakın temas riski yüksek, kişisel koruyucu ekipmanın yetersiz olduğunu düşünen sağlık çalışanlarında ruh sağlığının daha kötü olduğu sonucuna varılmıştır. Salgın nedeniyle ağır koşullar altında çalışan sağlık çalışanlarının önemli bir kısmı ruhsal sorunlar yaşamaktadır. Çalışanların ruh sağlığı risklerini azaltmanın ve uygun müdahaleleri ayarlamanın yollarını bulma ihtiyacı acildir.

AnksiyeteCOVID 19Depresyon+7
Merve Çolaklar
Hacettepe University
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İşyeri Sağlık Personeli Derneği üyelerinin çalışma koşullarının değerlendirilmesi

İş yeri hemşireleri iş sağlığı ve güvenliği ekibinin önemli üyesidir. Türkiye'de yönetmelik gereği hemşireler, sağlık memurları, acil tıp teknisyenleri ve çevre sağlığı teknisyenleri diğer sağlık personeli olarak çalışabilmektedir. Bu çalışma, İşyeri Sağlık Personeli Derneği üyelerinin çalışma koşullarını, sosyo-demografik özelliklerini, iş sağlığı ve güvenliği açısından yaşadıkları sorunları ve dernek üyelerinin iş sağlığının gelişmesine yönelik önerilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın verileri 50 soruluk veri toplama formu ile elektronik ortamda toplanmıştır. Tanımlayıcı tipteki bu araştırmaya 500 dernek üyesinden 277'si (%55,4) katılmıştır. Katılımcıların %54,5'i kadın, %56,0'sı evli, %48,0'i çocuksuz, %44,1'i 20-29 yaş arasındadır. Araştırmaya en çok Ankara'dan katılım olmuştur (%17,0). 2010-2019 yılları arasında mezun olanlar araştırmacıların %59,9'unu oluşturmaktadır. Araştırmaya katılanların %49,5'i hemşire %40,1'i ortaöğretim mezunu, çalıştıkları birim %52,7 ile Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi, %55,2'si mesleğinde ilk 10 yıldadır. Araştırmanın sonucuna göre, iş yeri hemşirelerinin %39,1'inin çalıştıkları ortamda tedavi/muayene odası bulunmaktadır. %23,1'inin iş yerinde kullanabilecekleri kişisel koruyucu donanım bulunmamaktadır. Araştırmanın sonucunda iş yeri sağlık personelinin çalışma saatlerinin, maaşların, mevzuatın, çalışan haklarının ve güvencelerin geliştirilmesi gerektiği; çalışanların yeterli sağlık ekipmanı, kişisel koruyucu donanım, uygun çalışma ortamına sahip olmadığı belirlenmiştir. Bu araştırma sonucunda iş yeri hemşirelerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesi, diğer sağlık personeli isminin değiştirilmesi ve mevzuatın değiştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İş yeri hemşiresi, iş yeri sağlık personeli, iş sağlığı ve güvenliği, çalışma koşulları, iş güvencesi

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+6
Seyide Oruç
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İş yeri hemşirelerinin eğitimleri, nitelikleri, görev, yetki ve sorumlulukları: Delphi analizi çalışması

İş yeri hemşireleri, sağlığı geliştirme, araştırma, kanıt temelli uygulamalar, multidisipliner iş birliği, yaşam kalitesini arttırma, maliyet etkin iş sağlığı uygulamaları geliştirme, uygulama standartları oluşturma ve politika geliştirme, çalışan birey ve ailesini değerlendirme gibi öncelikli konularda çağdaş roller üstlenmektedirler. Günümüzde birçok ülkede iş yeri hemşireliğinin eğitimi ve uygulaması ile ilgili standartlar geliştirilmiş olup yasal düzenlemeler aracılığı ile desteklenmektedir. Türkiye'de ise iş yeri hemşireliğinde eğitim, uygulama ve yasal düzenlemeler açısından sorunlar güncelliğini korumaktadır. Bu nedenle, bu araştırma iş yeri hemşirelerinin sahip olması gereken nitelikleri belirlemek ve iş yeri hemşireliğine yönelik sertifika programı içeriği geliştirmek amacıyla planlanmıştır. Tanımlayıcı tasarıma sahip bu araştırmada iş yeri hemşiresi nitelikleri (yeterlilikleri) ve sertifika programı içeriği Delphi tekniği kullanılarak (anketin tasarlanması, uzmanların belirlenmesi, uzmanların izlenmesi ve yanıtların tablolanması) üç oturum boyunca alandaki uzmanların değerlendirmesine sunulacak ve uzmanların görüş birliğine varmaları sağlanacaktır. Araştırmanın birinci turunda uzman grubunun açık uçlu sorulara verecekleri yanıtlar üzerinden ana temaları ve kodları ortaya çıkarmak için içerik analizi (nitel veri) kullanılacaktır. İkinci ve üçüncü turda ölçekli maddelere (nicel veri) verilen cevaplara yönelik merkezi eğilim (ortalama, medyan, mod) ve dağılım (standart sapma, çeyrekler arası aralık-IQR değeri) değerleri hesaplanacaktır. Araştırma ile iş yeri hemşirelerinin görev, yetki ve sorumlulukları belirlenecek ve iş yeri hemşireliğine özgü sertifika programı içeriği oluşturulacaktır.

Delphi tekniğiHemşirelerHemşirelik+4
Zehra Gök Metin
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hacettepe Üniversitesi hastanesi'ne doğum için yatan kadınlarda ve kordon kanında boğmaca antikor düzeylerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada maternal ve kord kanında boğmaca antikorlarının koruyucu düzeyde bulunma durumu, koruyuculuk ile ilişkili faktörler ve koruyuculuğun bağışıklama/enfeksiyon kaynaklı olma durumu değerlendirilmiştir. Kromozom anomalisi veya konjenital malformasyonu olan bebeklerin anneleri, gebelik öncesi diyabet tanısı alan, ciddi hastalığı veya immün sistemi baskılayan hastalığı olan gebeler araştırma dışında bırakılmıştır. Araştırma tanımlayıcı tipte epidemiyolojik bir araştırmadır. Veri toplama formu ve kan örnekleri araştırmanın veri toplama araçlarıdır. Veriler yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Annelerin %18,8'inde anti-PT IgG, %48,1'inde anti-FHA IgG koruyucu düzeyde bulunmaktadır. Kord kanında anti-PT IgG pozitifliği %38,2, anti-FHA IgG pozitifliği %55,8'dir. Araştırmada akrabalarında sağlık çalışanı bulunanlar bulunmayanlara göre 2,6 kat daha fazla koruyucu düzeyde anti-PT IgG antikoruna sahiptir. Araştırmada 25 yaş ve altındaki anneler, 26-35 yaş aralığındakilere göre 3,2 kat, 36 yaş ve üzerindeki anneler, 26-35 yaş aralığındakilere göre 4,4 kat, geniş ailede yaşayan anneler çekirdek ailede yaşayanlara göre 7,3 kat daha fazla koruyucu düzeyde Anti-FHA IgG antikoruna sahiptir. Anti-PT IgG pozitif olan annelerin %72,4'ünün, anti-FHA IgG pozitif olan annelerin %67,6'sının anti-ACT IgG antikoru pozitiftir ve boğmaca enfeksiyonunu geçirerek bağışıklık kazanmıştır. Maternal ve kord kanındaki anti-PT IgG ve anti-FHA IgG antikor düzeyleri yüksek derecede pozitif yönde korelasyon göstermektedir. Maternal kanda ve kord kanında boğmaca antikorlarının koruyucu düzeyde bulunma durumu düşüktür. Boğmacaya karşı bağışıklığı olan anneler çoğunlukla enfeksiyonu geçirerek bağışıklık kazanmıştır. Erken bebeklik döneminde maternal bağışıklama ile annede ve bebekte boğmacaya karşı bağışıklık sağlanabilir.

AntikorlarBakteri aşılamaBordetella pertussis+7
Hanife Ece Erik
Hacettepe University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İnternet haber sitelerinde sağlıkla ilgili içeriklerin oluşturulma, yayımlanma ve yayılma süreçleri: Sağlık iletişimindeki aktörlerin görüşlerinin değerlendirilmesi

Toplumun sağlık bilgisine erişiminde önemli bir kaynak olan internet haber sitelerindeki içeriklerin niteliği, bireyin ve toplumun sağlığına doğrudan etkisi nedeniyle önemlidir. Sağlıkla ilgili içeriklerin bilgi düzensizliğini artırabilen etkisi nedeniyle toplum sağlığı açısından oluşturduğu risk, durum, sorun ve çözüm ekseninde sağlık iletişimindeki aktörlerinin görüşleriyle değerlendirilmiştir. Üç bölümden oluşan araştırmanın içerik analizi yapılan ilk bölümünde 133 kritere göre 11 internet haber sitesi, 846 içerik analiz edilmiş; bu bulgular ışığında Sağlık Bakanlığı'nın sağlık iletişimiyle ilgili bürokratları, sağlık meslek birlikleri temsilcileri, internet haber medyası çalışanları, tıpta uzmanlık dernekleri temsilcileri, benzer konularda yapılan tezlere danışmanlık vermiş akademisyenlerle (n=78) nicel araştırma yürütülmüştür. Üçüncü bölümde, ayrıntılı görüşleri değerlendirmek üzere derinlemesine görüşmeler (n=15) yapılmıştır. İçeriklerin %23,2'sinin bir kaynağa dayandırılmadığı, %63'ünde yazar belirtilmediği saptanmıştır. Katılımcıların %96,2'si internet haberlerindeki yanlış sağlık bilgisinin toplum sağlığı açısından risk oluşturduğunu, %100'ü sağlıkla ilgili içerik oluştururken belirli standartlar gözetilmesi gerektiğini, %90,9'u internette yanlış sağlık bilgisinin yayılmasının temel nedeninin medya olduğunu, %93,5'i doğru bilginin açığa çıkmasına eşik bekçilerinin engel olduğunu, %55,1'i mücadelede en önemli unsurun eğitim olduğunu ifade etmiştir. Çözüm için kamu kuruluşları, akademi, medyadan sorumluluk, denetim, yaptırım ekseninde beklentiler derlenmiş, sürecin bütüncül yaklaşımla, sorumlu tüm paydaşların katılımıyla yürütülmesi vurgulanmıştır. Sağlıkla ilgili içeriklerin, bireyin ve toplumun sağlığına doğrudan etkisinin yanı sıra, etik olmayan mesleki pratiklerin yarattığı güven krizi, yalnız medyaya değil, medyanın eşik bekçisi sorumluluğuyla aracı olduğu bilime ve değerlere güveni azaltmakta, halk sağlığı kazanımlarını ve müdahalelerinin etkinliğini tehlikeye sokmaktadır. Halk sağlığı perspektifiyle mevcut mevzuatla bilgi düzensizliği mücadelesi, ancak oluşmaya devam eden sorunların kısa süreli tedavisi olabilir. Devletin olumlu edimle toplumun tüm üyelerinin sorumluluklarını yerine getirebileceği ortamı sağlık hakkı-basın özgürlüğü dengesini gözeterek oluşturması; dijital ekosistemdeki paydaşlarla sorumluluklar tanımlanması, oluşturulacak iç-düzenleme ilkeleriyle korunma ve geliştirmeyi önceliklendirmesi önerilmiştir.

Bilimsel bilgiDezenformasyonHaber üretimi+7
Eray Öntaş
Hacettepe University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Altındağ ilçesinde şartlı sağlık yardımı alan kadınların ve hanehalklarının sosyodemografik ve sağlık düzey profilleri

Bu araştırmada, sosyodemografik ve sağlık özelliklerini değerlendirmek üzere Altındağ ilçesinde Şartlı Sağlık Yardımı (ŞSY) alan 2327 kadından 400'ü rastgele seçilerek telefonla aranmış, 37 soruluk anket uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 23 programı ve WHOAnthroPlus programı kullanılmıştır. Araştırmada hanelerdeki 18 yaşın altında olan çocukların %52,0'ı ŞSY almaktadır. Katılımcılar ŞSY'yi öğrendiği bilgi kaynağını en çok "komşu/arkadaş" olarak belirtmiştir. Katılımcıların hane reisi olduğu hanelerde (n꓿72), hane reisinin katılımcı olmadığı hanelere (n꓿328) göre annelerin çocuğunun sağlıklı büyümesi için yeterli bilgiye sahip olduğunu düşünme durumu daha yüksektir. Annelerinin beyanına göre ağırlık (n꓿271) ve boy (n꓿91) bilgisi alınan ŞSY alan en küçük çocukların %13'ünün yaşa göre ağırlık z-skoru zayıf ya da çok zayıf, %24,2'sinin yaşa göre boy z-skoru bodur ya da çok bodur düzeyindedir. Yardım alan en küçük çocukların doğum ağırlıkları ortalaması 3110g 'dır. Kendi sağlığını iyi veya çok iyi olarak değerlendiren annelerin %91,5'i çocuklarının sağlığını da iyi veya çok iyi olarak değerlendirmiştir (p<0,001). Katılımcıların %54,7'si hastalandığında ilk başvurduğu kurumun aile sağlığı merkezi olduğunu, %95,5'i aile hekiminden memnun olduğunu belirtmiştir. Aile hekimine gittiğinde zorluk yaşayanların, zorluk yaşamayanlara göre son gebeliğinde sorun yaşama sıklığının anlamlı olarak yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bu sonuç birinci basamak sağlık hizmetlerinin önemini göstermektedir. Çocukların sağlığının iyileştirilmesi için anne sağlığı desteklenmelidir.

Ankara-AltındağHalk sağlığıKadınlar+5
Duygu Atılmış
Hacettepe University
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ankara'nın seçilmiş mahallelerindeki 24-60 yaş arası erkeklerin çocuk yaşta evlilikler konusundaki bazı tutum ve algıları

Bu çalışma, Ankara'da üç farklı sosyoekonomik düzeydeki mahallede 24-60 yaş arası erkeklerin çocuk evlilikler konusundaki bazı tutum ve algılarının belirlenmesi ve çocuk evliliklerin önlenmesi konusunda erkekleri hedef alan kanıta dayalı müdahale programlarının geliştirilebilmesine katkıda bulunmak amacıyla yürütülmüştür. Araştırma kapsamında her mahallede 500 erkekten anket yoluyla bilgi toplanmıştır. Araştırmada, sosyoekonomik düzey yükseldikçe hem görüşülen erkeklerin hem de eşlerinin ortanca ilk evlenme yaşının yükseldiği görülmüştür. Düşük sosyoekonomik düzeydeki mahallede, erkeklerin %3,2'si, orta sosyoekonomik düzeyde %1,3'ü ve yüksek sosyoekonomik düzeyde %0,2'si kadınların 18 yaşından önce evlenmesini uygun bulmuşlardır. Düşük ve orta sosyoekonomik düzeydeki erkekler, bir kadının hayatındaki en önemli olayı "evlenmek" olarak belirtirken (düşük: %69,2 ve orta: %74,2), yüksek sosyoekonomik düzeyde "evlenmek" beşinci sırada (%67,8) gelmektedir. Düşük sosyoekonomik düzeydeki erkekler, kızlarının ve oğullarının 18 yaşından önce evlenmesini yüksek sosyoekonomik düzeye göre daha fazla onaylamaktadırlar. Bu bulgular, sosyoekonomik düzeyin çocuk yaşta evlilikler açısından önemli bir etken olduğunu, erkeklerin evlilik kararını vermede önemli bir role sahip olduklarını doğrulamakta, toplumsal cinsiyet bakış açısının sosyoekonomik düzeylere göre belirginleştiğini göstermektedir. Bu nedenle, toplum içinde farklı erkek gruplarını (adolesan ve genç erkekler, babalar, kanaat önderleri, kolluk kuvvetleri, hakim, savcı, sağlık çalışanı gibi meslek elemanları vb.) hedefleyen müdahale programlarına ihtiyaç bulunmaktadır. Benzeri çalışmaların daha geniş gruplarla ve ulusal düzeyde tekrarlanması, niteliksel çalışmalar ile desteklenmesi önerilmektedir.

AnkaraCinsel kimlikErkekler+3
Selen Örs Reyhanioğlu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimEN

Mental health and quality of life assessment among adult internally displaced persons (UIDPS) in tripoli city libya

Sryh, M., Mental Health and Quality Of Life Assessment among Adult Internally Displaced Persons (IDPs) in Tripoli City Libya, Hacettepe University Graduate School of Health Sciences Program of Public Health Doctor of Philosophy Thesis, Ankara, 2019. Internal displacement in Libya is one of the main results of armed conflicts since 2011. Displacement is associated with important problems such as increase in mental health, communicable and non communicable diseases, and decrease in accessibility to health service. Displacement adversely affects the quality of life of Internally Displaced Persons (IDPs). Our descriptive study aims to assess the percentage of mental disorders, the level of the quality of life and associated socio-economic factors among IDPs in private residents and camps in Tripoli city Libya. In this study, 469 IDPs were reached in Tripoli city, Libya (227 IDPs in private residency and 242 IDPs in camp residency). The questionnaires including socio-economic characteristics, health status, Depression Anxiety Stress Scale (DASS 42) and Quality of Life Scale (SF-36) were filled by IDPs under observation. Two models were used in the analysis; bivariate model and logistic regression model. Among private residents 51.8% were males, 41.0% of them aged 25-34, the mean score for SF 36 Physical Sub dimension (PQOL) and standard deviation (Sd) was found as 69.72±20.85 (p<0.001) and the mean score for SF 36 Mental Sub dimension (MQOL) and Sd was 62.28±17.87 (p<0.001). Among camp residents 33.2% were males, 32.6% of them aged 18-24, they had mean score and Sd 59.43±17.86 for PQOL (p<0.001) and mean score and Sd 55.56±17.20 for MQOL (p<0.001). Camp resident IDPs had higher mental disorders and lower score of quality of life domains than private resident IDPs. Among IDPs; statistically significant association was found between low level of quality of life and camp residency, the presence of chronic disease and mental disorders.

AnxietyDepressionMigrations+6
Mohamed Saleh Mohamed Sryh
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir hastane çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği kurulu hakkında farkındalık düzeylerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Kurulu bulunan bir hastanede, çalışanların İSG Kuruluna ait farkındalık düzeyleri ve çalışma yaşamı özelliklerinin incelenmesi amaçlandı. Tanımlayıcı olan bu araştırma, 01.01.2016 ve 01.04.2018 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırma değişkenleri, çalışanların çalışma yaşamı özellikleri, İSG kurullarının görev ve sorumlulukları ile ilgili 11 farkındalık sorusundan oluşmaktadır. Değişkenlere ait veriler, çalışanların bildirimine dayalı anket aracılığıyla elde edildi. Araştırmada 333 çalışandan 260'ına ulaşıldı (% 78). Araştırma grubu yaş ortalaması 39.6 ± 8.5 idi. Çalışanların %85.3'ünün İSG Kurulu ile ilgili eğitim aldığı saptandı. İSG Kuruluna ait farkındalık düzeyinde 11 sorudan alınan puan ortalamasının yalnızca 2.4 ± 2.9 olduğu görüldü. Mesleki kökene göre İSG Kurulu ve görevleri konusunda farkındalık yüksekten düşüğe doğru sıralandığında, Fizikçi, Biyolog, Hemşire, Kimyager, Tekniker, Posta, Hekim, Mühendis, Sekreter, Teknisyen biçimindeydi. İSG Kurulunu hakkında farkındalık düzeyi, hizmet içi eğitim alma durumu ve ramak kala kaza deneyimi ile ilişkili bulundu. Ayrıca İSG biriminden yararlanma da farkındalık düzeyi ile ilişkili bulundu. Çalışanların İSG Kurulu farkındalık düzeylerinin artmasında, İSG biriminden yararlanma farkındalığı artırıcı rol oynayabilir. İSG Kurulu hakkında farkındalık sahibi olma ve İSG süreçleri ile ilgili farkındalık sağlanması hem İSG Kurul işlevselliğini destekleyecek hem de çalışanların İSG hizmetlerine katkı vermelerine olanak sağlayabilecektir. Anahtar Kelimeler: ĠĢ sağlığı ve güvenliği, farkındalık, iĢ sağlığı ve güvenliği yönetimi, iĢ sağlığı ve güvenliği kurulu

FarkındalıkHastane yönetimiHastaneler+5
Ali Halaç
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Herhangi bir nedenle diş hekimine başvuran seçilmiş bir grup 5-6 yaş çocuklarda ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesinin değerlendirilmesi ve bunun diş çürüğü ile olası ilişkisinin incelenmesi

Çocukluk çağında ağız sağlığı problemleri önemli bir halk sağlığı sorunudur. Ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi değerlendirmeleri (OHRQoL) genel sağlığın ve iyi olma halinin bir yansımasıdır. Kesitsel tipteki analitik bu araştırmada, herhangi bir nedenle diş hekimine başvurmuş, 5-6 yaş çocukların yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi ve bu yaş çocukların yaşam kalitesi düzeylerinin erken çocukluk çağı çürüğü ile ilişkili olup olmadığının incelenmesi hedeflenmiştir. Hacettepe Üniversitesi (H.Ü.) Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan izin alınmasını takiben, herhangi bir nedenle H.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti kliniğine başvuran ve çalışmaya katılmayı (ebeveyn ve kendisi) kabul eden toplam 200 çocuğun, ağız içi muayeneleri yapılmış, diş çürükleri ve ilişkili veriler dmft/s, ICDAS (International Caries Detection and Assessment System) II ve pufa indeksleri kullanılarak kaydedilmiştir. Yaşam kalitesi değerlendirmeleri ECOHIS (The Early Childhood Oral Health Impact Scale) ölçeği kullanılarak yapılmıştır. Çalışmada yer alan çocukların % 51,5' i kız çocuk olup, % 53,0' ü altı yaşındadır. Tüm çocukların % 85,5' inde EÇÇ (Erken Çocukluk Çağı Çürüğü), %67,0' sinde ICDAS indeks çürük kategorisine göre ileri seviyede çürük ve %35,0' nde pufa bulgusu görülmüştür; % 14,0 çocukta en az bir dişin etkilendiği dental travma hikayesi olduğu öğrenilmiştir. Çocukların ortalama (±ss) ECOHIS skoru 20,79±22,0 olup; EÇÇ'ü olan ve olmayan çocuklarda sırasıyla, 23,54±8,12 ve 4,55±8,4 olarak bulunmuştur ve aralarında görülen bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (bağımsız gruplar için t testi p <0,001). Çocukların EÇÇ durumu ile toplam ECOHIS skorları arasında pozitif yönde, orta düzeyde güçte ve istatistiksel olarak anlamlı (r=0,510; p <0,001, Spearman test); ICDAS indeks sistemine göre almış oldukları en yüksek çürük skorları ile ECOHIS skorları ise pozitif yönde, iyi derecede korele olup, gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı (r=0,655; p<0,001, Spearman test) bulunmuştur. Çocukların yaşam kalitesinde negatif etkilenim olup olmama durumu tek değişkenli lojistik regresyon analizi ile incelendiğinde: Anne ve babanın eğitim durumları, çocuğun diş hekimine gidip gitmemiş olma durumu, çocuğun ICDAS çürük sınıflamasına göre hangi seviyede olduğu, ağzında EÇÇ olma durumu istatistiksel olarak kuvvetli düzeyde etkili faktörler olarak bulunmuştur (p<0,001). Araştırmadaki 5-6 yaş okul öncesi dönemdeki çocuğun ve ailesinin ağız sağlığı ile ilşkili yaşam kalitesi skorlarının yüksek olduğu ve EÇÇ olmasının yaşam kalitesini negatif etkilediği sonucuna varılmıştır. Diş hekimleri ve özellikle pedodontistlerin ağız-diş sağlığına ilişkin tanı ve tedavi planlamasında çocukların fonksiyonel ve estetik açılardan değerlendirilmelerinin yanı sıra ağız bulgularının çocuğun yaşamına nasıl etki ettiğinin, dolayısı ile, çocuğun psikolojik ve sosyal sağlığının da bir bütün olarak ele alınması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Yaşam kalitesi, okul öncesi, çocuk, diş çürükleri, pedodonti

Ağız sağlığıDiş çürükleriDiş çürütücü ajanlar+4
Cansu Özşin Özler
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hacettepe Üniversitesi'nde çalışan idari personelin toplumsal cinsiyet konusunda algı ve görüşlerinin çalışma yaşamında karşılaştığı sorunlarla ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışma Hacettepe Üniversitesi'nde çalışan idari personelin toplumsal cinsiyet konusunda algı ve görüşlerinin çalışma yaşamında karşılaştığı sorunlarla ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, tanımlayıcı tipte epidemiyolojik bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Hacettepe Üniversitesi Beytepe ve Sıhhiye Yerleşkesi'nde çalışan 3025 kadın ve 2582 erkek idari personel oluşturmaktadır. Birimlere göre ağırlandırarak minimum örneklem büyüklüğü hesaplanmıştır. Böylece araştırmaya; 169 kadın ve 140 erkek, toplamda 309 kişi katılmıştır. Araştırmada veriler, sosyo demografik özellikleri, çalışma yaşamında karşılaştığı sorunlarla ilişkili sorulardan oluşan anket formu ve "Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği" (TCRTÖ) ile toplanmıştır. Araştırmanın bulguları "Ki Kare, Kruskal-Wallis testi ve Mann-Whitney U testi" ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmada kadınlar erkeklere göre daha fazla çalıştığı birimden uzak kalmak zorun kalmıştır. Bunun nedeni ise genellikle hamilelik ve çocuk bakımı olduğu bulunmuştur. Kadın katılımcıların erkeklere göre daha fazla ayrımcılık/yıldırma yaşadıkları tespit edilmiştir. Ayrıca iş ve kişisel yaşam sorumlulukları arasında kadın katılımcıların erkeklere kıyasla daha fazla bölünme yaşadıkları tespit edilmiştir. Kadın katılımcıların eşlerinin evdeki sorumluluklarla ilgili harcadıkları zamanın ise erkek katılımcıların eşlerine oranla daha az olduğu bulunmuştur. Kadın katılımcıların TCRTÖ'den aldıkları puan ortalaması 161,6 iken, erkek katılımcıların 138,1 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak; Kadınların erkeklere göre daha eşitlikçi tutuma sahip oldukları bulunmuştur. Ayrıca ayrımcılık/yıldırma yaşama, iş ve kişisel yaşam sorumlulukları arasında bölünme yaşama, evli olan katılımcıların eşlerinin ev işleri sorumluluğu alma, evli olan katılımcıların eşlerinin çocuk bakımı zaman harcamaları kadınların aleyhine istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05).

AlgıCinsel kimlikToplumsal cinsiyet+3
Simge Yılmaz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ankara'da pediatri araştırma görevlilerinin çalışma yaşamı özellikleri ve işle ilgili yaşam kalitesi ve bilinçli farkındalık düzeyi değerlendirilmesi

Bilinçli farkındalık yargısız olarak mevcut anın farkındalığı olarak tanımlanır, iyilik hali ve çalışma yaşamı ile arasındaki ilişki son yıllarda farklı boyutları ile incelenmekte ve müdahalelere konu olmaktadır. Türkiye'de pediatri asistanlarında bilinçli farkındalık çalışılmamıştır ve iş ile kişisel yaşam arasındaki etkileşimin karmaşıklığı göz önüne alındığında bu etkileşimin değerlendirilmesi önemlidir. Bu kesitsel araştırmada Ankara'daki pediatri asistanlarının sosyodemografik özellikleri, sağlık durumu, iyilik durumu, işle ilgili yaşam kalitesi ve bilinçli farkındalık durumunun kişisel bildirime dayalı olarak ilgili ölçekler ve değişkenler doğrultusunda hazırlanan anket aracılığı ile araştırılmış ve bu özellikler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Ankara'da altı üniversite ve dört eğitim ve araştırma hastanesinde eğitimine devam eden tüm pediatri asistanları demografik özellikler, sağlık durumu, iyilik durumu (Ruh Sağlığı Sürekliliği Kısa Formu), iş baskısı (İsveç İş Yükü-Kontrolü-Destek Ölçeği), çalışma yaşamı kalitesi (İşle İlgili Yaşam Kalitesi Ölçeği) ve bilinçli farkındalık (Bilinçli Farkındalık Ölçeği) durumunu ölçen anket formları doldurmak üzere çalışmaya davet edilmiştir. Toplam 486 pediatri asistanından 355'i (tamamlanma yüzdesi 73) anket formlarını tamamlamıştır. Değişkenler içinde cinsiyet (kadın olma), düzenli alkol kullanımı, herhangi bir sağlık yakınması ve kronik hastalık varlığı, düzenli ilaç kullanımı, gelir yeterliliği puanı düşük, toplam iyilik ve çalışma yaşamı kalitesi düşük olanlarda bilinçli farkındalık puanı daha düşük saptanmıştır. Pearson ve Spearman korelasyon katsayıları bilinçli farkındalık ve toplam iyilik puanı, çalışma yaşamı kalitesi puanı, iş kariyer memnuniyeti puanı ve çalışma koşulları puanları arasında düşük-orta düzeyde pozitif bir ilişki olduğunu göstermiştir.

AnkaraDoktorlarFarkındalık+4
Eda Karadağ Öncel
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de ilk defa salgın oluşturan viral bir etkenin coğrafi bilgi sistemiyle mekânsal analizi: Sığırların nodüler ekzantemi (lumpy skin disease-LSD)

Sağlık araştırmalarında araştırılan sağlık olayının dağılımı, kümelenme gösterdiği bölgeler ile ilgili verileri toplama, kısa ve uzun vadede yapılacak müdahaleleri planlama açısından mekânsal analizler giderek artan bir önem taşımaktadır. Çalışmanın amacı, ilk defa Ağustos 2013 yılında Türkiye'de görülen ve endemik bir salgına dönüşen, deride nodül oluşumuyla karakterize, ihbarı mecburi Lumy Skin Disease (LSD)'nin 2013-2017 yılları arasında Türkiye'de oluşturduğu salgınları mekânsal olarak incelemek, kümelendikleri bölgeleri saptamak, yıllar içindeki dağılımlarını değerlendirmektir. Verilerin analizinde coğrafi bilgi sistemi yazılımı QGIS™ ve kümelenme analizleri için SaTScan™ kullanılmıştır. Kümelenmeler space-time permutation modeli (STPM) analiziyle tespit edilmiştir. Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OIE) ve Tarım ve Orman Bakanlığı'ndan alınan 1552 LSD salgınına ait veriler kullanılmıştır. Beş yıllık sürece boyunca, 68 il, 340 ilçe ve 1289 köy/mahallede salgın görülmüştür. En çok salgın 2014 yılında (n=784), en az salgın ise 2017 (n=17) yılında; en çok vaka 2016 yılında (n=3258), en az vaka 2017 yılında (n=130) görülmüştür. En çok salgın tespit edilen il Sivas (n=164), en çok salgın tespit edilen ay Ağustos (n=249) ayıdır. Kümelenme analizlerinde vakaların yıllara göre farklı bölgelerde kümelendiği tespit edilmiştir. İstatiksel olarak anlamlı kümeler süt sığırı popülasyonunun yüksek olduğu, nemli, sıcak iklim görülen, Suriye, İran, Irak, Gürcistan gibi ülkelere yakın illerde tespit edilmiştir. Salgın haritalarında salgınların Asi, Kızılırmak, Murat ve Ceyhan nehirleri çevresinde yoğunlaştığı görülmüştür. Beş yıl boyunca toplam 4524 hayvan itlaf edilmiş, en çok itlaf 2016 yılında (n=2717) gerçekleşmiştir. En az salgın görülen 2017 yılından sonra 2018 yılında LSD salgınları tekrar (n=53) yükselişe geçmiştir. LSD ile mücadelede itlafın başarılı bir uygulama olduğu görülmüştür. Koyun-keçi çiçeği aşısının LSD'ye karşı sağladığı korumanın gözden geçirilmesinin değerli olacağı düşünülmüştür. Bu çalışma Türkiye'de görülen LSD salgınlarıyla kümelenme analizi yapılan yayımlanmış ilk çalışmadır.

Coğrafi bilgi sistemleriEkzantemlerHayvan hastalıkları+7
Olcay Çağlar
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye zaman kullanım anketi 2006 verilerinin sağlığı geliştirici fiziksel aktivite açısından analizi

Türkiye İstatististik Kurumu Zaman Kullanım Anketi 2006 (ZKA-2006) kapsamında Türkiye genelinde 5070 haneye ve hanelerde yaşayan 11 bin 815 hanehalkına ulaşılmıştır. Türkiye'yi temsil eden bir örneklemde kişilerin hafta içi ve hafta sonu birer gün zarfında zamanlarını nasıl geçirdiklerini verilen günlüklere kaydetmeleri istenmiş ve elde edilen bu veriler kodlanarak veri tabanı oluşturulmuştur. Bu tez çalışması ZKA-2006 mikro veri setinin sekonder analizi olarak planlanmıştır. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri, metabolik eşdeğerlerine (MET) çevirilerek sağlığı geliştirici fiziksel aktivite düzeyleri değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme için, dakika cinsinden kaydedilen aktivitelerin süreleri, Amerikan Zaman Kullanım Çalışmaları, Fiziksel Aktiviteler Özet Listesinden Metabolik Eşdeğer (MET) cinsinden değerlerle çarpılmıştır. Hesaplamalara 3 MET ve üzeri aktiviteler katılmış, yüzde 95 güven aralığı esas alınarak tek yönlü varyans analizi, etki büyüklüğü ve lineer regresyon analizleri yapılmıştır. Hafta içi günler dikkate alındığında kadın olmak, 25-45 yaş grubunda bulunmak, son bir haftada ücretli bir işte çalışmış olmak, ilkokul ve altı eğitim düzeyine sahip bulunmak, kırsal kesimde yaşıyor olmak, iyi algılanan sağlık durumuna sahip olmak, ve en düşük refah düzeyinde yer almak sağlığı geliştirici fiziksel aktiviteyi arttıran özellikler olarak saptanmıştır. Ülkemizde de düzenli olarak yapılmaya başlanan ZKA verilerini kullanarak sağlığı geliştirici fiziksel aktiviteyi etkileyen faktörleri tespit etmek ve bu konuda politikalar geliştirmek ve zaman içerisinde meydana gelen değişim trendini inceleyerek bu politikaların etkisini ortaya koymak mümkün olacaktır. Bu tez çalışması bu anlamda bir metodolojik çalışma olarak ileriki çalışmalara bir temel oluşturma girişimidir. Anahtar kelimeler: sağlığı geliştirici fiziksel aktivite, etki büyüklüğü, metabolik eşdeğer (MET), zaman kullanım anketi

AnketlerEtki süreciFiziksel aktivite+3
Demet Börekçi
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akıllı telefon bağımlılığı envanteri-kısa formu'nun Türkçe'ye uyarlanması ve Ankara'nın Pursaklar ilçesi'ndeki liselerde öğrenim gören 10. sınıf öğrencilerinin akıllı telefon kullanma ve bağımlılık durumu

Bu araştırmada; Akıllı Telefon Bağımlılığı Envanteri-Kısa Formu'nun (SPAI-SF) geçerlik ve güvenirliğinin belirlenmesi ve Ankara'nın Pursaklar İlçesi'ndeki liselerde öğrenim gören 10. sınıf öğrencilerinin akıllı telefon kullanma durumları ve akıllı telefon bağımlılığı ile ilişkili bazı faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır. İki aşamalı olarak yapılan bu araştırmanın ilk aşaması metodolojik tipte, ikinci aşama ise kesitsel tipte yürütülmüştür. Veriler Mayıs 2019'da onamları alınmış 16 lisede öğrenim gören 644 öğrencinin katılımıyla gözlem altında toplanmıştır. Araştırmada veriler "sosyo-demografik özellikler", "teknoloji ile ilgili özellikler", "akıllı telefon kullanımı ile ilgili özellikler" ve "internet kullanımı ile ilgili özellikler" olarak dört bölümden oluşan veri toplama aracıyla toplanmıştır. Veri toplamadan iki hafta sonra (20-24 Mayıs) test-tekrar test güvenirlik analizi için aynı örnekte yer alan, takma adları (nickname) belli, akıllı telefon kullanan ve tekrar test için gidildiğinde ulaşılabilen 109 öğrenci arasında SPAI-SF tekrarlanmıştır. İlk aşamada; "dil", "yüzey", "ölçüt" ve "yapı" geçerliği analizleri sonucu SPAI-SF'nin "geçerli" bir ölçek olduğu kabul edilmiştir. SPAI-SF'nin on maddelik dört alt boyutlu yapısı Türkçe formunda orijinaline uygun olarak doğrulanmıştır. SPAI-SF'nin güvenirlik analizlerinde hesaplanan Cronbach alfa değeri 0,853'tür. Ölçeğin alt boyutları için hesaplanan Cronbach alfa değerleri 0,589-0,745 arasında değişmektedir. Ayrıca yapılan test-tekrar test güvenirlik analizi sonucunda, test-tekrar test ölçek puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0,68, p<0,001). Sonuç olarak, ölçeğin "güvenilir" bir ölçek olduğu kabul edilmiştir. Ergenlerde akıllı telefon bağımlılığının değerlendirilmesi amacı ile SPAI-SF'nin Türkçe formunun kullanılabileceği önerilmektedir. İkinci aşamada; öğrencilerin sosyo-demografik ve akıllı telefon kullanımı ile akıllı telefon bağımlılığı durumları arasındaki ilişki, geçerli ve güvenilir olduğu gösterilen SPAI-SF kullanılarak araştırılmıştır. SPAI-SF'den orijinalindeki kesme noktası olan 24 puan ve üstünde alan öğrenciler akıllı telefon bağımlısı olarak kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin yarısından fazlası (%59,9) kadındır ve yaşları 15-19 yaş aralığındadır. Katılımcıların yarısından fazlası meslek lisesinden (%50,9) olmak üzere; büyük çoğunluğu (%81,4) devlet okulunda öğrenim görmektedir. Katılımcılar ortalama dört yıldır akıllı telefon kullanmakta olup katılımcıların akıllı telefona sahip olma yaşı, ortalama 13'tür ve ortalama üç akıllı telefona sahip olmuşlardır. Günlük akıllı telefona ayırdıkları süre ise ortalama yaklaşık beş saattir. Öğrenciler ne kadar erken yaşta ilk akıllı telefonlarına sahip olmuşsa toplamda sahip oldukları akıllı telefon sayısı (r=-0,59, p<0,001) ve akıllı telefona günlük ayırdıkları süreler o kadar artmaktadır (r=-0,08, p=0,04). Öğrencilerin akıllı telefon kullanma yılı arttıkça akıllı telefona günlük ayırdıkları süreler de artmaktadır (r=0,14, p<0,001). Yapılan lojistik regresyon analizi sonucunda, akıllı telefon bağımlılığı ile kadın cinsiyet 1,7 kat, ailenin ilk çocuğu olmak 1,8 kat, zamanını internette geçirmek 2,1 kat, akıllı telefona günlük fazla zaman ayırmak 1,07 kat, ailesinde akıllı telefon kullanan kişi sayısı fazla olanlar 1,3 kat ve ebeveynlerinin kendisini karar alma sürecine katmadığını belirtmesiyle 1,5 kat ilişkilidir. Ayrıca okul dışındaki zamanını sporla geçirenler daha az akıllı telefon bağımlısıdır (p=0,007). Yapılan bu araştırma sonucunda ergenler arasında akıllı telefon bağımlılığı düzeyinin yaygın olduğu, bu konuda gereken önlemlerin alınmasının önemli olduğu düşünülmektedir.

Akıllı telefonlarBağımlılıkCep telefonu+3
Zeynep Devran Muharremoğlu
Hacettepe University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ankara İli Çankaya ilçesi dikmen semtinde çalışmakta olan taksi şoförlerinde emniyet kemeri kullanma davranışının geliştirilmesine yönelik bir müdahale çalışması

Bu araştırmada; Ankara ili Çankaya ilçesi Dikmen semtinde bulunan taksi duraklarında hizmet veren taksi şoförlerinin emniyet kemeri kullanma davranışının geliştirilmesine yönelik yapılan eğitim müdahalesinin şoförlerin emniyet kemeri kullanımı konusundaki bilgi düşünce ve davranışları üzerindeki değişime etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Müdahale tipinde tasarlanmış araştırma iki aşamadan oluşmaktadır ve araştırmada kontrol grubu bulunmamaktadır. Elli iki sorudan oluşan veri toplama formu aracılığı ile Nisan 2019 döneminde durum tespiti yapılan çalışmanın birinci aşamasına 342 kişi katılmıştır. Bu aşamanın ardından 5 ay süreli eğitim müdahalesi uygulaması kapsamında katılımcılara 3 farklı zamanda broşür verilmiş ve duraklara afişler asılmıştır. Birinci broşürü 339 kişi, ikinci broşürü 336 kişi, üçüncü broşürü 335 kişi alıp okumuştur. Katılımcıların tamamı duraklara asılmış olan afişleri gördüğünü belirtmiştir. Müdahale adımlarının ardından çalışmaya katılanlara yönelik Ekim 2019 tarihinde ikinci durum saptama aşaması tamamlanmıştır. İkinci aşamada ilk aşamaya katılan 342 kişinin 339'una ulaşılmıştır. Bu aşamada veri toplama formunda 27 soru yer almıştır. Hesaplama ve yorumlama kolaylığı açısından veri toplama formunda yer alan sorulardan yararlanarak 'bilgi puanı' hesaplaması yapılmıştır. Puanlamada doğru cevap '1 puan' alırken, yanlış cevap/bilmiyorum '0 puan' almıştır. Bilgi sorularının tamamına doğru cevap veren katılımcıların alacağı en yüksek puan 14 olarak hesaplanmıştır. Araştırmada bağımlı değişken olarak belirlenen emniyet kemeri kullanma ile ilgili bilgi, düşünce ve davranış ve ilgili bazı faktörlerin değişimi incelenmiştir. Araştırmanın verilerinin analizi sırasında; müdahale öncesi ve sonrası durum tespit karşılaştırılmasında Mcnemar ve Wiloxon testleri kullanılmıştır. Katılımcıların bilgi puanlarındaki değişim incelendiğinde müdahale öncesi emniyet kemeri ile ilgili bilgi puan ortalamaları 6,1±2,8 iken müdahale sonrasında 10,8±1,9'a yükseldiği tespit edilmiştir. Bilgi puan ortancaları arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Çalışma katılımcılarının bazı düşüncelerinde de değişim saptanmıştır. Örneğin; 'Emniyet kemeri uyarı sinyali her araçta olması gerekir' önermesine müdahale öncesi katılımcıların %71,1'i müdahale sonrası %84,4'ü katıldığını belirtmiştir (p<0,001). Çalışmada katılımcıların beyanına dayalı olarak emniyet kemeri kullanma davranışlarının sıklığında artış saptanmıştır. Katılımcılar müdahale öncesi ticari araçta daima emniyet kemeri kullanma sıklığı %17,4, özel araçta %21,5 bulunmuştur. Müdahale sonrasında daima emniyet kemeri kullanma sıklığı ticari araçta %49,0'a, özel araçta %37,8'e yükselmiştir. Hem ticari hem de özel araçta müdahale öncesi ve sonrası arasına istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,001). Çalışmanın başlangıcında katılımcıların %11,5'inin emniyet kemeri kullanma davranışını geliştirmek için yaptıkları önerilerin %65'ini eğitim müdahalesi oluşturmaktadır. Bu çalışma sonucunda da katılımcıların %91,4'ünün çalışmayı yararlı bulduğunu belirtmesi bu tür eğitimlerin emniyet kemeri konusunda sağlığı geliştirmek için önemli adımlar olduğuna dair ipuçları vermektedir. Bu kapsamda Sağlık Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü gibi kamusal otorite ile meslek örgütlerinin multidisipliner yaklaşımıyla programlar oluşturulması geleceğe dair iyileşmelerde başarı sağlayabilir. Ayrıca farkındalığın artmasına dair toplumsal katılımı teşvik eden kampanyaların da sağlığı geliştirme perspektifi ile katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.

Ankara-DikmenAnkara-ÇankayaEmniyet kemerleri+3
Merve Tufan
Hacettepe University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Halk sağlığı alanında infografik kullanımı üzerine bir eğitim müdahalesi çalışması

Bu araştırmada sağlık eğitiminde kullanılan görsel araçlar ve bu araçlar arasında yer alan infografiklerin halk sağlığı alanında kullanımı konusunda tıpta halk sağlığı uzmanlık öğrencilerinin bilgilerinin saptanması, eğitim müdahalesi ile infografik kullanım yetkinliklerinin gelişip gelişmediğinin değerlendirilmesinin yanı sıra bir sağlık kurumuna başvuran kişiler arasında infografiklerin metin temelli eğitim içeriğine göre hatırlamaya etkisinin saptanması amaçlanmıştır. Birinci araştırma, Türkiye'de tıpta halk sağlığı alanında uzmanlık öğrencisi olarak görev yapmakta olan 192 kişi arasında sürdürülmüştür. İnfografik hazırlama konusunda yetkinliği artırmak adına yürütülen eğitim müdahalesine gönüllüler arasından belirlenen 27 kişi katılmıştır. Kendisini infografikler konusunda yetkin veya çok yetkin olarak tanımlayanların düzeyi %11,1'den, %77,7'e yükselmiş (p<0,001) ve hazırlanan infografiklerin %92,5'i kabul edilebilir seviyenin üzerinde puan aldığı görülmüştür. İkinci araştırma Sincan Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvuran 40-69 yaş arası 160 kadın arasında yürütülmüştür. Katılımcılardan 79 kişiye bilgi puanlarını artırmak amacıyla infografik, 81 kişiye de metin ile müdahale edilmiştir. Yapılan müdahale sonunda, iki grupta da bilgi puanı artmıştır (p<0,001). Bilgi puan artışı katılımcıların, infografik ile müdahale edilen grupta daha fazla olmuştur (p<0,001). Öğrenim durumunun bilgi puan artışına etkisine bakıldığında infografik grubunda değişikliğe sebep olmazken (p=0,212), metin grubunda lise mezunlarında, ilkokul mezunlarına göre daha yüksek artış saptanmıştır. Sonuç olarak, hazırlanan infografiğin bilginin hatırlanabilirliği üzerine etkisi ve metin temelli bilgi kaynağına göre daha etkili olduğu saptanmıştır. Halk sağlığı uzmanları eğitim alarak doğru kullanımı öğrendiklerinde infografikleri toplum eğitimleri için kullanabilirler. Bununla beraber infografiklerin algılama, davranış değişikliği üzerine etkilerini araştıran çalışmalar yapılmalıdır.

Grafik eğitimiHalk sağlığıSağlık eğitimi+2
Selim Güler
Hacettepe University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ankara'nın seçilmiş verem savaş dispanserleri'nden ekim 2018-ocak 2019 tarihleri arasında hizmet alan Ankara'nın merkez ilçelerinde ikamet eden yeni tüberküloz tanılı hastaların ilaç uyumunun değerlendirilmesi

Bu araştırma Ankara'nın seçilmiş Verem Savaş Dispanserleri'nde Ekim 2018 - Ocak 2019 tarihleri arasında yeni tüberküloz vakası olarak başvuran hastaların sosyodemografik özelliklerinin ve ilaç uyumuna etkili olan değişkenlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın dâhil etme kriteri hastaların araştırmaya katılmayı kabul etmesidir. Araştırma prospektif kohort tipinde bir epidemiyolojik araştırma olup hastalardan tedavileri esnasında üç kez veri toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak 84 soruluk veri toplama formu uygulanmıştır. Belirtilen tarihler arasında yeni TB tanısı alan 84 hasta ile ilk izlem yapılmış olup 38 hasta ile çalışma tamamlanmıştır. Olguların %52,4'ü kadın, yaş ortalaması ise 44,7'dir. Olguların %92,9'unu 15 yaş üstü nüfus oluşturmuştur. 6 yaş ve üstü kişiler arasında okuma yazma bilmeme düzeyi (%15,2) yüksek olarak gözlenmiştir. Ortalama hane içi kişi sayısı 4,1'dir. Çalışmada akciğer dışı tüberküloz (AD-TB) sıklığı %58,4'tür. Araştırmada HIV(+) TB olgusu bulunmamaktadır. İlaç uyumu üzerine etkili değişkenler tekrarlı ölçümlerin analizini yapan Generalized Estimating Equations yöntemi ile değerlendirilmiştir. Buna göre TB ilaçlarını günlük temin etme, ilaçların düzenli alınmaması halinde bulaştırıcılığın süreceğini bilme, ilaçlarını Aile Sağlığı Merkezinden temin etmeme, çalıştığı iş yerinden ilaç temini için ayrılırken izin almama, yüksek gelir düzeyi, düzenli uyuma, AD-TB olma, ortaokul mezunu ve üzeri öğrenim düzeyinde olma ve alkol almamanın ilaç uyumunu artırdığı ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir.

AnkaraDispanserGenelleştirilmiş tahmin denklemleri+6
Şahin Can Özaltun
Hacettepe University
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İstanbul'da ev işinde çalışan Filipinli kadın işçilerin yaşam kalitesi ve iş koşullarının belirlenmesi

Amaç: İstanbul'da ev işlerinde çalışan Filipinli kadınların yaşam kalitesini ve çalışma yaşamına ilişkin sorunlarının yaşam kalitesine etkisini belirlemek. Gereç ve yöntem: Kesitsel bir araştırma planlanıp yürütülmüştür. Türkiye'de bulunan Filipinlilerin "Filipino Community Turkey" isimli örgütün kayıtlarına göre İstanbul'da Filipinli ev işlerinde çalışan kadınlar, yaklaşık 1200 civarındadır. İstanbul'da yaşayan 1200 Filipinli ev işlerinde çalışan kadın evren kabul edilerek, bilinmeyen prevalans (%50) ve desen etkisi 1, %5 hata payı ile minumum görüşülmesi gereken kişi sayısı EPI Info ile 292 olarak hesaplanmıştır. Bu kadınların izin günlerinde toplantılarında bir araya geldiklerinde yüz yüze görüşülerek 2 bölümden oluşan anket formu doldurulmuştur. Bağımlı değişken yaşam kalitesini belirlemek üzere SF36 yaşam kalitesi ölçeği kullanılmıştır. Bağımsız değişkenleri belirlemek (sosyodemografik özellikler, çalışma koşulları, istismar maruziyetini ve gelecek planları) için literatürden faydalanılarak 20 soruluk bir anket oluşturulmuştur. Filipinli kadınların yaşam kalitesi puanı ile demografik özellikleri ve çalışma koşulları ilişkisi t- testi ve ANOVA analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Kadınların SF36 alt ölçeklerden aldıkları puanlar; fiziksel sağlık; 60.19±27.65, fiziksel rol kısıtlılıkları: 54.71±38.00, ağrı: 68.85±20.54, genel sağlık:65.70±17.00, canlılık:56.11±15.36, sosyal fonksiyonlar: 62.24±17.97, emosyonel rol kısıtlama: 57.76±40.94, mental sağlığı:58.60±20.50, canlılık: 56.11±15.36 olarak hesaplanmıştır. Yaş grubu, eğitim durumu, medeni hal, çalışma süresi, ev işçisi olarak çalışma sebebi gibi değişkenler fiziksel rol kısıtlılığı, canlılık, duygusal sorunlara bağlı rol kısıtlılığı, ruh sağlığı ve genel sağlık durumu gibi SF-36 alt ölçek puanlarını etkilediği anlaşılmıştır. Çalışma koşulları ve işlerinin doğası, verilen işin miktarı, işverenle yaşamak, özel oda, maaş miktarı fiziksel rol kısıtlılığı, canlılık, ruh sağlığı, genel sağlık durumu ve ağrı durumu alanlarını etkilemektedir. Beslenme, sağlık sigortası, giyim, eğitim ve kişisel hijyen malzemeleri gibi ihtiyaçların karşılanmaması fiziksel rol kısıtlılığı, canlılık, duygu durumu ve ruh sağlığı, fiziksel durum ve ağrı durumu alanlarını etkilemektedir. Uzun çalışma saatleri, tatil yapamama, iş kontratlarının sözlü yapılması ve işverenlerin tutumu duygusal sorunlar bağlı rol kısıtlılığı, ruh sağlığı ve ağrı durumu alanlarında farklılıklara sebep olmaktadır. Maaş kısıtlanması, hastayken çalıştırılma ve maaşın geç ödenmesi gibi ekonomik sömürülere uğrama ve yaşanan sömürüleri paylaşmama hali fiziksel rol kısıtlılığı, ruh sağlığı, beden sağlığı ve ağrı durumu alanlarını etkilemektedir Sonuç: İstanbul'da yaşayan Filipinli ev işçisi kadınların yaşam kalitesini, sosyodemografik özelliklerinin ve çalışma koşullarının, istismar maruziyetlerinin yaşam kalitelerini etkilediği saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Filipinli Kadinlar, İstanbul, SF-26, Yaşam Kalitesi, Ev İşinde Çalişan Kadın, SF36.

Kadın işçilerKadınlarSF-36 Sağlık Taraması+6
Datu Abdulshattar Iı Zaılon
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Konak İlçesi'nde kamuya bağlı ağız ve diş sağlığı merkezlerinde çalışan diş hekimlerinde kas iskelet sistemi yakınmaları ile hızlı maruziyet değerlendirme (HMD) sonuçlarının ilişkisi

Giriş ve Amaç: Diş hekimlerinde kas iskelet sistemine bağlı rahatsızlıklar kişiye yönelik etkilerin (psikolojik sorunlar, düşük yaşam kalitesi, sakatlık) yanında, topluma yönelik etkilere (iş memnuniyetini ve verimliliğini azaltması, iş günü kaybı, tazminat ödemeleri ve ekonomik kayıplar) de neden olmaktadır. Diş hekimliğinde işle ilişkili kas iskelet sistemi hastalıklarının büyük kısmı önlenebilir risk faktörleriyle oluşmaktadır. Bu çalışmanın amacı Konak İlçesi'nde kamuya bağlı Ağız ve Diş Sağlığı Merkezlerinde (ADSM) ve Diş Hastanesinde çalışan diş hekimlerinde kas-iskelet sistemi şikayetlerinin sıklığı ve ilişkili olabilecek faktörleri saptamak, Hızlı Maruziyet Değerlendirme (HMD) yöntemi ile iş ile ilişkili olabilecek riskli vücut bölgelerini ve bunların kas iskelet sistemi şikayetleri ile ilişkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte epidemiyolojik bir çalışmadır. Çalışmanın evrenini Konak'ta kamuya bağlı ADSM'lerde ve Diş Hastanesinde aktif poliklinik hizmeti veren 200 diş hekimi oluşturmaktadır. Veri toplama 4 parçadan oluşan formla (İskandinav Kas İskelet Anketi, Sosyo-demografik/çalışma koşulları ve sağlıkla ilgili değişkenleri içeren anket, HMD çalışan ve gözlemci formu), Ekim-Aralık 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan 190 diş hekiminin yaş ortalaması 43,81±9,08'dür. %67,4'ü kadın, %32,6'sı erkektir. Araştırmaya katılan diş hekimlerinin kas iskelet sistemine ilişkin yakınma sıklığı son 12 ay içinde %92,1, son 7 gün içinde %73,7'dir. Son 12 ayda kas iskelet sistemine ilişkin yakınma en sık sırt ve bel (%74,7), ikinci sıklıkta boyun (%70) bölgesinde saptanmıştır. HMD omuz/kol ve iş temposu skoru orta; bel, bilek/el bileği, titreşim skoru yüksek; boyun ve stres skoru çok yüksek seviyede bulunmuştur. Son 12 ayda kas iskelet sistemi yakınması kadınlarda (p= 0,02), kas iskelet sistemi hastalığı olanlarda (p= 0,003), hastalar arası mola vermeyenlerde (p= 0,025), çalışma ortamını kas iskelet sistemi hastalıkları açısından riskli/çok riskli belirtenlerde (p= 0,006) daha yüksek saptanmıştır. Son 12 ay içinde kas iskelet sistemi ağrısı olma olasılığı düzenli spor yapmayanlarda 4,1 kat daha fazla saptanmıştır. Son 12 ayda boyun ağrısı olma olasılığı kadınlarda 2,6 kat, servikal hernisi olanlarda 19 kat, çocuk bakımı belirtenlerde 6,2 kat, HMD boyun puan ortalaması yüksek olanlarda 1,3 kat fazla daha fazla saptanmıştır. Son 12 ayda omuz ağrısı olma olasılığı kadınlarda 2,1 kat yüksek bulunmuştur. Ayakta çalışma omuz ağrısı açısından 0,4 kat koruyucu saptanmıştır. Son 12 ayda dirsek ağrısı olma oalsılığı 35-44 yaşta 7,5 kat, 45 yaş ve üzerinde 9,2 kat, çocuk bakımı belirtenlerde 4,8 kat daha fazla saptanmıştır. Son 12 ayda el/el bileği ağrısı olma olasılığı sol elini kullananlarda 3,8 kat, iş dışı yük getirecek faaliyet bildirenlerde 2,6 kat, <1 saat öğle molası verenlerde 3,2 kat, HMD el bileği puan ortalaması yüksek olanlarda 1 kat daha fazla saptanmıştır. Son 12 ayda sırt ağrısı olma olasılığı kadınlarda 3 kat daha fazla bulunmuştur. Bel ağrısı olma olasılığı ise kadınlarda 2,3 kat, lumbal hernisi olanlarda 9,9 kat, HMD bel puan ortalaması yüksek olanlarda 1,1 kat daha fazla saptanmıştır. Sonuç: Diş hekimlerinde dönüşümlü çalışma ve hasta arası düzenli mola saatleri belirlenmelidir. Çalışma ortamında ergonomi eğitimi verilmeli ve ergonomik düzenlemeler sağlanmalıdır. Diş hekimleri düzenli fiziksel aktivite yapmaya teşvik edilmelidir. Erken tanı ve tedavi için işe giriş muayeneleri eksiksiz yapılmalı, düzenli aralıklarla periyodik muayeneler yapılmalıdır. Yapılacak düzenlemelerden sonrasında HMD ile riskler ve maruz kalmadaki değişim değerlendirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Kas iskelet sistemi rahatsızlıkları; diş hekimliği; Hızlı Maruziyet Değerlendirme

Ağız ve Diş Sağlığı MerkezleriDiş hekimliğiKas-iskelet ağrısı+3
Ceren Varer Akpınar
Ege University
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir çocuk hastanesi yoğun bakımında 2012 –2019'da ventilatör ilişkili pnömoniye dair risk faktörleri: Bir olgu-kontrol araştırması

Giriş: Ventilatör ilişkili pnömoniler, en sık görülen ikinci sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyon olup, yoğun bakım ünitelerindeki ölümlerin en önemli sebeplerindendir. Amaç: Bu çalışmada, çocuk yoğun bakım ünitesinde yatan ve mekanik ventilatör altında takip edilen hastalarda ventilatör ilişkili pnömoni gelişiminde etkili risk faktörlerini belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Araştırma bir olgu-kontrol bir araştırmadır. Araştırmanın olgu ve kontrol grubunu, Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesinde 1 Ocak 2012 - 1 Aralık 2018 tarihi arasında yatan ve 48 saatten uzun süre mekanik ventilatör tedavisi altında takip edilen toplam 170 hasta oluşturmuştur. Olgu grubuna ventilatör ilişkili pnömoni tanısı konulan hastalar dahil edildi. Kontrol grubunu olgu ile aynı yaşta ve cinsiyette olan ve mekanik ventilatör altında izlenirken ventilator ilişkili pnömoni geliştirmemiş olan hastalar oluşturdu. Hastalara ait, yaş, tanı, cinsiyet, hastanın göçmen olup olmadığı, altta yatan hastalık varlığı, çocuk yoğun bakıma yatış endikasyonu, mekanik ventilatör günü, ventilatör ilişkili pnömoni gelişme süresi, PRİSM skoru, immünyetmezlik varlığı, hastada nasogastrik sonda takılması, total parenteral nutrisyon uygulanması, acil entübasyon, göğüs tüpü takılması, kan transfüzyonu yapılması, santral venöz kateter varlığı, enteral beslenme, eş zamanlı antibiyotik kullanımı, H2 reseptör antagonist ilaç uygulaması, kardiyopulmoner resustasyon yapılmasını içeren değişkenler ele alındı. Bulgular: Çalışmada olgu grubunda H2 antagonist kullanan hasta sıklığı, hiperglisemi görülme sıklığı, nazogastrik sonda kullanma sıklığı, kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı yüksekti (p<0.001, p=0,005, p=0,026). Kontrol grubunda VİP gelişmeden önceki dönemde hastalara kardiyopulmoner resustasyon yapılma hikayesi olan hasta sıklığı istatistiksel olarak anlamlı yüksekti (p=0.002). Çoklu analiz sonuçlarına göre nazogastrik sonda takılması 6.5 kat (GA:1.49-28.84), H2 reseptör antagonisti kullanımı 4.17 kat (GA:2.023-8.626), hiperglisemi varlığı 2.18 kat (GA: 1.073- 4.432), mekanik ventilasyon süresinin 1 yıldan uzun sürmesi 4.29 kat (GA: 1.081-10.232), mekanik ventilasyon süresinin 3 ay ila 1 yıl arası olması 2.69 kat (GA: 1.011-7.133), PRİSM skorundaki 1 birim artış ventilator ilişkili pnömoni gelişme riskini % 8 artırmaktadır (GA:1.007-1.163). Sonuç: Çocuklarda ventilatör ilişkili pnömoni gelişmesinde çok çeşitli risk faktörleri rol oynar. Özellikle H2 reseptör antagonist kullanımı ve nazogastrik kullanımı ventilatör ilişkili pnömoni riskini artıran değiştirebilen faktörler olup, ventilatör ilişkili pnömoni önlem paketleri hazırlanırken bu iki durum gözönünde tutulmalıdır. Ayrıca hiperglisemi ventilatör ilişkili pnömoni gelişmesinin erken habercisi olabilir.

HastanelerPnömoniRisk faktörleri+5
İlker Devrim
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Selenyum ve ateroskleroz: Gaziemir'de bir hastanede olgu kontrol çalışması

Giriş ve amaç: Ateroskleroz, özellikle aort, koroner ve serebral arterleri tutan ve arterlerde elastikiyet kaybı ve kalınlaşmayla kendini gösteren bir damar hastalığıdır. Dünyada ve Türkiye'de ölüm sebeplerinin başında gelen ateroskleroz iş gücü kaybı, yaşam kalitesi ve maliyet açısından önemli halk sağlığı problemlerinin başında gelir. Ateroskleroz patogenezi ile ilgili birçok hipotez olmasına karşın, en kabul gören hipotez, oksidatif stres hipotezidir. Vücutta serbest radikal oluşumu arttıkça antioksidan savunma mekanizması devreye girer. Antioksidan sistem yetersiz kaldığında organizmada oksidatif stres gelişir. Reaktif oksijen türlerine karşı korunmayı sağlayan glutatyon peroksidaz, katalaz, süperoksit dismutaz gibi enzim sistemleri vardır. Glutatyon peroksidaz serbest radikal oluşumunu önleyici antioksidanlardandır ve aktvitesinin artması için yeterli miktarda selenyum alınmasına ihtiyaç vardır. Klinik çalışmalar, oksidan aktivitenin aterosklerotik hastalıklarla beraber azaldığını savunsa da, aradaki ilişki tam olarak bilinmemektedir. Selenyum ve ateroskleroz arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar sınırlı ve çelişkilidir. Bu çalışmada, makroskobik ateroskleroz tanısı alan ve almayan bireylerin serum selenyum düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız bir olgu kontrol çalışmasıdır. Minimum örnek büyüklüğü hesabı Gpower programı ile; etki büyüklüğü 0,5 , hata payı %5, güç %80 alınarak 128 kişi olarak belirlenmiştir. Bazı kan örneklerinin çalışılamama olasılığı gibi durumlar göz önüne alınarak, 70 olgu, 70 kontrol grubuyla hedef örnek büyüklüğü 140 kişi olarak kararlaştırılmış, sonuç olarak 148 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Örnek büyüklük hesabı EK 1gösterilmiştir. Akut Kalp ve Damar Hastanesi'ne başvuran, anjiyografi kararı verilmiş ve çalışmayı kabul edip onam formunu imzalayan, 45 yaş ve üstü, makroskobik aterosklerozu olan ve olmayan bireylerin epikrizleri incelenmiştir. Bireyler gerekli radyolojik muayene ve anjiografi işlemlerinden geçtikten sonra kriterlere uygun bireylere çalışma anlatılmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden bireyler arasında koroner ve karotis arterlerindeki lezyon durumu ≥%70, koroner arterdeki lezyon <%30, karotis arterdeki lezyon <%50 olarak tespit edilen bireyler ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Sonuç olarak, hasta grubuna 36 koroner arter hastası, 38 karotis arter hastası, kontrol grubuna ise 74 sağlıklı kişi alındı. Bireylerin antropometrik ölçümleri için Tanita BC-418 MA tartı cihazı ve esnemeyen mezura kullanıldı. Hastaların kanları en az 8 saat açlıktan sonra sarı jelli tüplere alınmış, biyokimya testleri Akut Kalp ve Damar Hastanesi laboratuarında çalışılırken, selenyum düzeyleri EgeLab laboratuarında çalışılmıştır. İstatistiksel analizlerde ateroskleroz durumlarına göre kişiler iki (ateroskleroz ve kontrol) ve üç (koroner aterosklerozu, karotis aterosklerozu ve kontrol) gruba ayrılarak gruplar ve selenyum düzeyleri açısından karşılaştırıldı. Analizlerde t testi, varyans analizi, lojistik regresyon, ki-kare ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya 79 erkek, 69 kadın dahil edilmiştir. Kişilerin yaş ortalaması 63,3±9,4'tür. Ki-kare analizi ve tek değişkenli lojistik regresyon sonucunda; erkeklerde koroner ve karotis ateroskleroz riski 3,23 kat fazla bulunmuştur. Bunun yanında yaşın her bir yıl ilerlemesiyle ateroskleroz riskinin 1,08 kat arttığı belirlenmiştir. Kişilerin selenyum düzeyleri ortalama 106,0±29,5 olarak saptanmıştır. Ortalama selenyum düzeyleri; koroner arter hastalarında 106,3±30,5 μg/L, karotis arter hastalarında 107,3±31,3 μg/L, kontrollerde ise 105,2±28,4 μg/Lolarak saptanmıştır. Sonuç olarak ateroskleroz ile selenyum arasında bir ilişki olmadığı sonucuna varılmıştır (p>0,05). Bunun yanında HDL-K ve Tip 2 DM ile ateroskleroz arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Sonuç ve öneriler: Çalışma grubunda selenyumun ateroskleroz açısından bir riskle ilişkili olmadığı saptanmıştır. Katılımcıların selenyum düzeylerinin genel olarak iyi/yüksek olması bu duruma yol açmış olabilir. Toprak yapısı ve beslenme örüntülerini de inceleyen daha detaylı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Ateroskleroz; Selenyum; Antioksidan; Tip 2 Diyabet;

AntioksidanlarAterosklerozDiabetes mellitus+3
Çağla Yüksek
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ege Üniversitesi Tıp ve Diş hekimliği fakültelerinde eğitim gören yabancı uyruklu öğrencilerde depresif belirti prevalansı ve mental sağlık hizmetlerine gereksinim algısı

Amaç: Bu çalışmanın amacı Ege Üniversitesi Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerinde 2017-2018 yılında eğitim gören yabancı uyruklu öğrencilerde depresif belirti prevalansını, risk faktörlerin ve mental sağlık hizmetlerinden yararlanma düzeyinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel özellikteki bu çalışmanın evrenini 2017-2018 eğitim yılında Ege Üniversitesi Tıp ve Diş Hekimliği Fakültesinde öğrenim gören tüm yabancı uyruklu öğrenciler oluşturmuştur. Araştırmanın verilerinin toplandığı 2017-2018 eğitim döneminde tıp fakültesinde 110, diş hekimliği fakültesinde de 35 olmak üzere toplam 145 yabancı uyruklu öğrencinin eğitim gördüğü belirlenmiştir. Bu öğrencilerin %84,1'ine ulaşılabilmiştir. Görüşülen toplam 122 öğrencinin %73,8'inin (n=90) tıp, %26,2'sinin (n=32) diş hekimliği fakültesinde okumaktadır. Depresyon belirtisi varlığı çalışmanın bağımlı değişkeni olarak alınmıştır ve Epidemiyolojik Çalışmalar Merkezi Depresyon Skalası (The Center for Epidemiologic Studies Depression Scale; CES-D) ölçeği ile değerlendirilmiştir. Bağımsız değişkenler ise demografik özellikler; sosyoekonomik durum, sağlık davranışları–alışkanlıklar; sosyal ilişkiler, akademik durum; ayrımcılık ile karşılaşması ve Mental Sağlık Hizmetine Gereksinim Algısı ve Hizmet Kullanımı olmak üzere yedi başlık altında değerlendiren bir anket kullanılmıştır. Veri toplama aşamasında öğrencilere sınıflarında ya da kütüphanede ulaşılmıştır. Tüm bağımsız değişkenler için tanımlayıcı istatistikler hesaplanmıştır (frekanslarda, ortalama değerlerde ve standart sapma) ve ki-kare testini kullanılmıştır. Bulgular: Toplam 39 ülkeden gelen katılımcıların yaş ortalaması 23,51±3,47 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin %93,5'i ailesinin gelir düzeyinin orta veya iyi olduğunu düşünmektedir. Her on öğrenciden ikisi maddi sıkıntı yaşadığını bildirmiştir. Araştırma grubunun %81,9'u ve %48,4'ü sırasıyla tıp/ diş okuyor okumaktan ve alınan tıp/ diş hekimliği eğitimi niteliğinden memnun olduğunu ifade etmiştir. Katılımcıların %66,4'ü tıp/ diş hekimliği fakültesindeki akademik başarı düzeyinden memnun olduğunu belirtmiştir. Öğrencilerin %44,3'ü tıp ya da diş hekimliği okuma nedeni olarak çocukluğundan beri idealindeki meslek olduğu ifade etmiştir. Fakültedeki öğretim üyeleri ile olumlu bir iletişim kurabildiğini düşünen öğrenciler araştırma grubunun yarısını oluşturmaktadır. Birlikte eğitim görülen arkadaşlar açısından ise bu oran yüzde 72,9'a çıkmıştır. CES-D ölçeğine göre araştırma grubunun 17.43±10,25 skor ortalamasıyla %35,2 öğrencide depresif belirtiler olduğu belirlenmiştir. Tıp fakültesinde ilk üç sınıfta okuyan öğrencilerin yarısında depresif belirti saptanırken, diş hekimliği fakültesinde ise sınıflar arasında bir fark gözlenmemiştir. Tıp /diş hekimliği okuyor olmaktan ve aldığı eğitimin niteliğinden memnuniyet ile depresif belirti varlığı arasında anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Birlikte eğitim gördüğü arkadaşları ile iyi bir ilişkisi olan, sorunlarını rahatlıkla paylaşabildiği en az bir arkadaşı olan ve ailesinden manevi destek alabilen öğrenciler arasında depresif belirti sıklığı diğer öğrencilere göre daha düşük bulunmuştur. Öğrencilerin hane reisinin işi ve maddi açıdan sıkıntı yaşayıp yasamadığını ifadesi açısından bakıldığında depresif bulgu gösteren ve göstermeyen kişiler arasında anlamlı fark olduğunu göstermektedir. Diğer yandan, fakültedeki öğretim üyeleriyle iletişim ve depresyon arasında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. Cinsiyet, yaş, medeni durum, doğum yeri, yaşamının en büyük bölümünü geçirdiği yer, öğrencinin ailesinin şu anda yaşamakta olduğu yer, doğumdan bu yana Türkiye'de yaşamış olma ve eğitim dönemlerinde oturulduğu yer ile CES-D'ye göre depresif belirti varlığı arasında bir ilişki saptanmamıştır. Araştırma grubunun %63,3'ü fakültede mental sağlık sorunları için danışmanlık veren bir birim olmadığını ya da varlığını bilmediğini belirtmiştir. Öğrencilerin %22,1'i doktor, psikolog, sosyal çalışmacı gibi bir profesyonel danışman ile görüşmenin kendisine iyi geleceğini düşünmüş, fakat sadece %6,6'sı herhangi bir danışman ile görüşmüştür. Sonuç: Bu çalışma tıp/diş hekimliği öğrencilerinde depresyon prevalansı yüksek olduğunu ve dünya çapında yapılan çalışmalarda da benzer bir eğilimin olduğunu göstermiştir. Öğrenim yılı ve alınan eğitiminden ve niteliğinden memnuniyeti depresyon prevalansı üzerinde bir etkiye sahiptir. Tıp fakültesinde öğrenim yılı artıkça depresif belirti sıklığı düştüğünü saptanmıştır ama diş hekimliği fakültesinde sınıflar arasında bir fark gözlenmemiştir.

Depresif bozuklukDepresyonMental bozukluklar+6
Hadera Atobrhan Israel
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İzmir ili Karşıyaka ilçesi sınıf öğretmenlerinde siberkondri düzeyi ve ilişkili faktörler

Giriş ve Amaç: İnternet üzerindeki tıbbi enformasyona aşırı maruz kalma nedeni ile sağlık anksiyetesinin artması siberkondri olarak tanımlanmaktadır. Siberkondri, sağlık anksiyetesinin arttırmasının yanında kişilerin işlevselliğini bozmakta ve yaşam kalitesini düşürmekte, doktorlara güvenini azaltmakta, sağlık hizmeti kullanımlarını arttırmaktadır. Siberkondrinin, güvenilir olan ve güvenilir olmayan çevrimiçi enformasyon kaynaklarını ayırt edebilmede güçlük ile ilişkili olabileceği, bu ayrımı yapabilmeyi ise bireylerin eğitim seviyesi, enformasyonu değerlendirebilme yetenekleri ve teknolojik becerileri etkileyebileceği belirtilmektedir. Bu çalışmanın amacı; İzmir ili Karşıyaka ilçesi sınıf öğretmenlerinde, siberkondri düzeyini belirlemek ve siberkondri düzeyi ile ilişkili olabilecek etmenleri araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki bu araştırmanın evrenini İzmir ili Karşıyaka ilçesi kamu ilkokullarında çalışmakta olan sınıf öğretmenleri oluşturmaktadır. Evren 538, prevalans %50, güven aralığı %95, hata payı %5 ve yedek %20 alınarak örneklem büyüklüğü 270 olarak hesaplanmıştır. Araştırmanın kapsayıcılığı %89,2'dir.. Çalışmanın bağımlı değişkeni; siberkondri düzeyidir. Siberkondri düzeyinin ölçülmesinde Siberkondri Ciddiyet Ölçeği Kısa Formu (SCÖ-15) kullanılmıştır. Bağımsız değişkenler sosyoekonomik ve çalışma yaşamı, sağlık durumu, sağlık arama davranışı, internet kullanımı ile ilgili değişkenler ve sağlık okuryazarlığı düzeyi olmak üzere beş başlık altında gruplandırılmıştır. Değişkenleri içeren anket formundaki sorular; çalışmaya katılmayı kabul eden öğretmenler tarafından öz bildirim yöntemi ile doldurulmuştur. Toplanan verilerin analizinde Student T, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis H testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenirliğinin belirlenmesinde Cronbach alfa katsayısı hesaplanmıştır. Bulgular: Yaş ortalaması 49,1 (±7,1) olan sınıf öğretmenlerinin %71,4'ünü kadınlar oluşturmaktadır. %33'ünde kronik hastalık tanısı mevcuttur ve %4,1'nin psikiyatrik hastalığı olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların sağlık durumlarına verdikleri puan ortalaması 78,2 (±13,9) olarak saptanmıştır. Çalışma grubu sağlık ile ilgili konularda en sık sağlık personelini (% 77,2), ikinci olarak interneti (%40,7) kaynak olarak kullanmaktadır. Sağlıkla ilgili en güvendikleri kaynak sıralamasında; en sık (%94,6) sağlık personeli ardından (%35,3) internet gelmektedir. Çalışmaya katılan kişilerin interneti en sık kullanma amaçları; iş ve mesleki araştırma yapma (%50,2), sosyal ağlarda sağlık dışı paylaşım yapma (%32,0), sağlık ile ilgili araştırma yapma (%21,6) olarak sıralanmaktadır. Sağlıkla ilgili olarak interneti kullanma amaçları ise birincil olarak sağlık/ hastalık araştırmak (% 29) ve doktor/diyetisyen randevusu almak (%22,8), ikincil olarak olarak hastalık semptomlarını araştırmaktır (% 23,2). Çalışmaya katılan öğretmenlerin siberkondri puan ortalaması 33±8.4 olup; sağlık durumuna verilen puan, sağlıkla ilgili kullanılan kaynak, internette geçirilen süre, internette tıbbi araştırma ile geçirilen süre, interneti zorunlu ihtiyaçları için kullanma, internette sağlık/hastalık araştırma ve hastalık semptomlarını araştırmanın siberkondri puanı ile ilişkili etmenler olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada sınıf öğretmenlerinin siberkondri düzeyi orta düzeyde saptanmıştır. Sağlık durumuna düşük puan verenlerde, sağlıkla ilgili en sık kaynak olarak interneti kullananlarda, internette özellikle tıbbi araştırma ile daha fazla vakit geçirenlerde, interneti sağlıkla ilgili zorunlu olmayan ihtiyaçları için kullananlarda ve internette sağlık/ hastalık araştıranlarda, hastalık semptomlarını araştıranlarda siberkondri düzeyi daha yüksek bulunmuştur. Sağlık personeli tarafından internet kullanıcılarına internetin sadece sağlıkla ilgili enformasyon elde etmenin bir yolu olduğu, her kaynağın güvenilir olmadığı özellikle kendi kendine teşhis koymak için uygun bir araç olmadığı hakkında bilgilendirme yapılmalı ve danışmanlık verilmelidir. Sağlıkla ilgili güvenli internet kullanımına yönelik halk eğitimleri yapılmalı, kişilerin doğru bilgiye güvenilir kaynaklardan ulaşması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: siberkondri; sağlık anksiyetesi; öğretmen

Gülhan Uncu
Ege University
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Postpartum dönemde annelere verilen emzirme destek programının sadece anne sütü ile beslenme süresi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Araştırma kapsamında yeni doğum yapmış annelerde ilk altı ayda sadece anne sütü ile besleme oranını arttırmayı hedefleyen; doğum sonrası hastanede bir oturumluk eğitimi, taburculuk sonrası ikinci hafta hastanede izlemi ve ikinci, dördüncü, altıncı aylarda telefon izlem ve danışmanlığını kapsayan Emzirme Destek Programı (EDP) geliştirilmiştir. Bu araştırma ile EDP'nın etkinliğinin, müdahale grubunda yer alan annelerin bilgi düzeyi, emzirme özyeterlilikleri ve sadece anne sütü (SAS) ile besleme davranışları açısından kontrol grubu ile karşılaştırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma eğitim etkinliğinin değerlendirilmesine yönelik kontrollü bir müdahale araştırmasıdır. Araştırma grubu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Sağlığı ve Doğum kliniğinde 04.11.2013-25.04.2014 tarihleri arasında doğum yapan; okuryazar olan, 18 yaş ve üzeri, İzmir şehir merkezinde yaşayan, tekil ve miadında doğum yapan annelerden oluşmuştur. Örnek büyüklüğünün hesaplanması amacıyla daha önce yapılmış çalışmalarda bildirilmiş olan müdahale ve kontrol grupları arasındaki girişime yönelik etki farkı değerlendirilmiş, EDP ile altıncı ayda SAS' ne devam etme yüzdesinin % 55'e ulaşması hedeflenmiştir. NCSS-PASS 2005 programından yararlanarak α=0.05 ve % 80'lik bir güçle hesaplanan örnek büyüklüğü müdahale grubunda 105, kontrol grubunda 105 olmak üzere toplam 210 anne olarak belirlenmiştir. İzlem kayıpları olabileceği dikkate alınarak 230 anne çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırma süresince müdahale grubunda dört, kontrol grubunda altı annenin izlemleri tamamlanamamıştır. Müdahale grubunda yer alan annelere hastanede eğitim uygulanmadan önce; sosyodemografik, doğurganlık ve emzirme açısından özellikleri ile emzirme konusunda bilgi düzeyleri, özyeterlik algıları ve emzirme davranışlarına ilişkin verileri toplanmıştır. Veriler toplandıktan sonra müdahale grubundaki anneler EDP' na dahil edilerek, araştırmacı tarafından birebir görüşme ile emzirme eğitimi verilmiştir. Taburculuk sonrası ikinci hafta hastanede izlem, ikinci, dördüncü ve altıncı aylarda telefon izlemi ile birlikte emzirme danışmanlığı uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise hastanedeki görüşme ile birlikte ikinci, dördüncü ve altıncı aylarda telefon izlemi yapılmış, ikinci hafta hastane izlemi yapılmamıştır. Bu gruba araştırmacı tarafından eğitim uygulanmamış, rutin hizmetlere yönlendirilmişlerdir. Altıncı ay sonunda tüm annelere Bilgi Değerlendirme Formu (son test) uygulanarak emzirme konusunda bilgi düzeyleri değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin istatistik analizinde tanımlayıcı özellikler ki-kare analizi ile karşılaştırılmıştır. Eğitim öncesi ve eğitim sonrası bilgi formu, Özyeterlilik ölçeği ve LATCH tanılama aracından aldıkları puanlar t testi ile değerlendirilmiştir. Anne sütü ile besleme açısından grupların kendi içindeki aylara göre değişimi Cochrane Q testiyle, emzirmenin belirleyicileri ise lojistik regresyon analizi ile incelenmiştir. Bulgular: EDP sonrası altıncı ayda uygulanan son testte annelerin bilgi puan ortalaması müdahale grubunda, kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur (t=10.737; p=0.000). Annelerin özyeterlilik düzeyleri ise ikinci ayda her iki grupta da artış göstermiş, müdahale grubundaki artışın kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır (t=7.90; p=0.000). Hastanede eğitim öncesi ve sonrası annelerin emzirme davranışlarını değerlendirmede kullanılan LATCH ölçeği puanları da müdahale grubunda, kontrol grubuna göre daha yüksek elde edilmiştir (t=7.250; p=0.000). Müdahale grubunda bebeğini sadece anne sütüyle besleme yüzdesi, hastaneden taburcu edilmeden önceki izlemden son izleme kadar kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Müdahale grubunda SAS düzeyi, hastaneden taburcu olmadan önce % 88.3, ikinci ayda % 83.8, dördüncü ayda % 71.2 ve altıncı ayda % 58.6 iken kontrol grubunda sırasıyla % 70.6, % 46.8, % 31.2 ve % 19.3'tür. Müdahale grubunda olma kontrol grubuna göre sadece anne sütüyle besleme olasılığını; taburculukta 3.02 kat, ikinci ayda 8.94 kat, dördüncü ayda 7.46 kat ve altıncı ayda 7.51 kat artırmaktadır. Sadece anne sütüyle beslemede etkili olan diğer değişkenlerin ise çekirdek ailede yaşama, normal doğum yapma, multipar olma ve biberon kullanmama olduğu belirlenmiştir. Çekirdek ailede yaşayan annelerde SAS ile bebeğini besleme olasılığı, geniş ailede yaşayanlara göre taburculukta 3.18 kat, ikinci ayda 4.84 kat ve altıncı ayda 4.45 kat artmaktadır. Normal doğum yapanlarda ise hastanede SAS ile besleme olasılığı sezaryen doğum yapanlara kıyasla 2.65 kat yüksektir. Multipar anneler, primiparlara göre bebeklerini, ikinci ayda 5.20 kat, dördüncü ayda 2.95 kat ve altıncı ayda 4.08 kat daha fazla anne sütüyle beslemektedir. Biberon kullanmayan kişilerde ise hastanede SAS ile besleme düzeyinin biberon kullananlara göre 3.60 kat arttığı bulunmuştur. Aylık izlemlerin değerlendirilmesi sonucunda annelerin en fazla aile sağlığı merkezlerinden hizmet aldığı, bu süreçte üçte birinin emzirme açısından değerlendirilmediği, ek besine başlamada en yüksek oranda sağlık çalışanının etkili olduğu ve çalışan annelerde işe başladıktan sonra emzirme sorunlarının arttığı saptanan diğer bulgulardır. Sonuç: Bilgi, özyeterlilik ve davranış bileşenleri çerçevesinde oluşturulan EDP' nın annelerin bilgi düzeylerinin geliştirilmesine önemli katkı sağladığı, emzirme özyeterliliklerini güçlendirdiği ve sadece anne sütüyle besleme düzeyini artırarak annenin emzirme davranışını olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sadece anne sütü; Emzirme Eğitimi; Özyeterlilik; Emzirme Desteği

Anne sütüAnnelerBebek bakımı+5
Aysun Ekşioğlu
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00