
511
Archived Theses
8
DOIs Assigned
2%
DOI Rate
Discipline
Pandemi sürecinde öğretmenlerin kovid kaygısı , iş tatmini ve tükenmişlik düzeylerinin ilişkisinin incelenmesi
Covid-19 virüsünün yarattığı pandemi sürecinin tüm sektörlerde çalışan bireyleri etkilediği gibi eğitim sektöründe görev yapan öğretmenleri de etkilediği düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı; öğretmenlerin Covid-19 kaygısı, tükenmişlik ve iş tatmini düzeylerinin arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın evrenini MEB'de çalışan öğretmenler, araştırmanın örneklemini ise araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 1341 öğretmen oluşturmuştur. Araştırmada nicel yöntem kullanılmıştır. Öğretmenlerin, Covid-19 kaygılarını belirleyebilmek için "Coronavirus Anksiyete Ölçeği", tükenmişlik düzeylerini belirlemek için "Maslach Tükenmişlik Ölçeği", iş doyumu düzeylerini belirlemek için "Minnesota İş Doyumu Ölçeği" ve demografik bilgiler için kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Öğretmenlere "Google Forms" aracılığı ile online ulaşılmıştır. Araştırma için gönderilemn anketlerden1341 tanesine cevap gelmiş ve tüm örneklem araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırma verilerinin analizinde "SPSS 22" programı kullanılmıştır. Öğretmenlerin demografik ve mesleğe yönelik özellikleri ile ilgili dağılımlarının gösteriminde yüzdelik değerlendirme ve frekans değerlendirmesi kullanılmıştır. Öğretmenlerin alt boyutlardan aldıkları puanların demografik ve meslekleri ile ilgili özelliklerine göre farklılaşma durumlarının araştırılmasında bağımsız örneklemeler için "t" testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Saha araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesinde %95 güven düzeyi ve 0.5 anlamlılık düzeyi ölçüt alınmıştır. Tükenmişlik ve iş doyumu arasındaki ilişkiyi tespit etmek için "Pearson Korelasyon Analizi" testi yapılmıştır. Tüm testlerin güvenirliğini ölçmek için "Cronbach's Alpha" güvenirlik katsayısı hesaplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda öğretmenlerin; pandemi sürecinde iş yüklerinin arttığı, sosyal ilişkilerinde azalma olduğu, sağlıklarının kötüye gittiği ve ayrıca maddi kayıplar yaşadıkları tespit edilmiştir. Covid-19 kaygısı, iş tatmini ve tükenmişlik puan ortalamaları ilişkisel olarak incelendiğinde, kaygı ve tükenmişliğin pozitif yönlü bir ilişkisinin olduğu görülmektedir. Covid-19 kaygısı ile iş tatmini arasında ise negatif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.
Büro çalışanları açısından ergonomi biliminin önemi ve farkındalık düzeyi
Ülkemizde 30.06.2012 yılında yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanunu ile tüm özel sektör ve kamu çalışanlarını kapsayan kurallar ve yaptırımlar getirilmiştir. Fakat söz konusu kanunda, yönetmelik ve yaptırımların birçoğunda daha tehlikeli yerlere önem verilmiş, az tehlikeli sınıfa giren büro çalışma ortamları yeterince önemsenmemiştir. Büro çalışanlarını fazlasıyla etkilemekte olan, görülen veya gizli kalan tehlikeli durumlar ve risk unsurları olduğu unutulmamalıdır. Günü-müzde çalışanların büyük çoğunluğu zamanını büro ortamlarında geçirmektedirler. Bu sebeple çalışanların karşılaşabileceği meslek hastalıkları ve iş kazalarının ergonomi bilimi ile çok güçlü bir bağı bulunmaktadır. Ergonominin başlıca hedefi; iş hayatının ve çalışma ortamlarının kalitesini yükseltmektir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, ergonomi biliminin önemi, kas ve iskelet sistemi sıkıntılarından psikolojik rahatsızlıklara kadar farklı sağlık problemlerinde ortaya çıkmaktadır. Bu sebeplerin bir yansıması olarak, bu çalışma kapsamında, ''A'' kurumunda görev yapan büro çalışanları üzerinden bir anket çalışması yapılmıştır. Anketin ilk kısmında kişisel bilgiler hakkında sorular sorulurken, ikinci kısımda ise ergonomi ile ilgili detaylı sorular yer almaktadır. Elde edilen sonuçlar gayet ilgi çekici olarak bulunmuş ve ''B'' kurumu büro çalışanları ile yapılan ilâve bir anket çalışması ile desteklen-miştir. Yapılan değerlendirme sonucunda büro çalışanlarının ergonomi bilimi hak-kındaki bilgi ve farkındalık düzeylerinin istenilen seviyede olmadığı görülmüştür. Bununla beraber ergonomi biliminin farkındalığının uygun eğitimlerle arttırılabileceği ve dolayısıyla da ergonomiden kaynaklı sağlık problemlerinin minimum düzeye indirilebileceği tespit edilmiştir.
İş sağlığı ve güvenliği bilincinin kazandırılmasında eğitim modellerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, gençlerin iş sağlığı ve güvenliği (İSG)'ne dair mevcut bilinçlerini ölçmek ve söz konusu bilinci artırmak adına uygulanabilecek eğitim modellerinden sunum (tek yönlü) modeli ile etkileşim (iki yönlü/interaktif) modellerinin etkinliğini değerlendirerek verim bağlamında karşılaştırmasını yapmak amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmanın temel metodu örneklemi çevirimiçi bir eğitim-öğretim ortamında temel İSG konseptlerini içeren sunum ve etkileşimli çalışmalara tabi tutarak bilinç ve bilgi düzeyindeki değişimi ölçmek üzerine kuruludur. Araştırma deneysel desenli, ön test- son test ve kontrol gruplu olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 15-17 yaş aralığında Anadolu Lisesi öğrencilerinden oluşan; sunum grubu için 39, etkileşim grubu için 39, kontrol grubu için 38 olmak üzere toplam 116 kişi oluşturmuştur. Araştırmada kullanılan veri toplama aracı, alanında uzman akademisyenlerin görüşleri alınarak araştırmacı tarafından hazırlanan ve 19 sorudan oluşan başarı testidir. Öğrencilere uygulanan başarı testinden elde edilen araştırma verileri SPSS paket programı ile çözümlenerek anlamlandırılmıştır. Araştırmada tekrarlı ölçümlerde gruplar arası farkın tespiti için iki yönlü varyans analizi kullanılmıştır. İki yönlü varyans analizi sonuçlarında sunum grubu, etkileşim grubu ve kontrol grubunun puanları arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür (p=0.000<α=0.01). Ön test ve son test puanlarının her bir grup için ortalamaları tek yönlü ANOVA analizleri ile belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, sunum modelinin de İSG bilgi düzeyini artırdığı tespit edilmekle birlikte etkileşim modelinin daha etkili bir model olduğu görülmüştür. Araştırmada eğitim öncesi ve sonrası farkları daha net olarak ortaya koymak için bağımlı iki örneklem "t" testi ile ikili karşılaştırmalar yapılmıştır. Araştırma sonucunda İSG eğitiminde yaklaşık olarak aynı başlangıç noktasından başlayan gruplar arasından etkileşim grubunun, sunum grubu ve kontrol grubundan istatistiksel olarak daha anlamlı ve daha yüksek puanlar aldıkları görülmüştür. Son olarak, her bir madde için sunum, etkileşim ve kontrol gruplarında öğrenmenin ne düzeyde artırıldığını belirlemek amacıyla öğrencilerin başarı testi maddelerinin doğru cevaplarına ilişkin verdikleri yanıtların frekans dağılımları ayrıntılı olarak yorumlanmıştır.
Bir şeker üretim tesisinde çalışanların ergonomik risk değerlendirme yöntemleri ile çalışma ve duruşlarının incelenmesi
Tarladan fabrikaya getirilen şeker pancarından şeker üretimi yapılabilmesi için tazeliğini koruması gerekmektedir. Şeker pancarının hasat edilmesi genellikle eylülün ilk haftasında başlayıp aralık ayının son haftası bitmektedir. Bu süre zarfında şeker pancarının tarladan hasat edilerek fabrikaya getirilmesi bir planlama eşliğinde yapılmaktadır. Dolayısıyla şeker fabrikaları eylül ayının başından aralık ayının sonuna kadar üretim yapmaktadır. Geri kalan zamanlarda ise şeker fabrikalarının temizlenerek bir sonraki şeker üretimine hazırlanması, fabrika bünyesinde tamir ve bakım işlerinin yapılması, üretim kalite ve verimliliğini artırmak amacıyla yatırım yapılması, çalışan kişilerin çalışma şartlarının iyileştirilmesi vb. işler yapılmaktadır. Şeker fabrikalarında şeker üretimi yapılan döneme "kampanya dönemi" şeker üretimine hazırlık yapılan döneme ise "revizyon dönemi" denilmektedir. Tezime konu olan çalışmasını yaptığım şeker fabrikasında bir kampanya döneminde günde on dört bin ton (14.000 ton), toplamda ise bir milyon iki yüz bin bin ton (1.200.000 ton) şeker pancarı işlenmektedir. Şeker fabrikalarında seri üretim yapılması fabrikada çalışan kişilerde uzun süren ve sürekli tekrar eden çalışma ve uygun olmayan vücut hareketleri şeker fabrikasında çalışan kişilerde kas ve iskelet sistemi rahatsızlıkları (KİSR) görülme olasılığını artırmaktadır. KİSR artması ergonomik açıdan risk değerlendirmesi yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu çalışmada değerlendirme yapılırken ergonomik risk analiz yöntemlerinden olan REBA (Rapid entire body assessment), RULA (Rapid upper limb assessment), NIOSH (National Institute of Occupational Safety and Health) risk değerlendirme yöntemleri kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda sürekli ve uzun süreli olarak tekrar eden işlerde (şeker istiflenmesi, küspe balyalama yapılması, parke kumu tesviyesi vb.) ve çalışma esnasında postür duruşun bozulduğu işlerde (su jeti ile şeker pancarının kanala taşınması, el ile çapa yapma, santifüj parçalarının temizlenmesi vb.) ergonomik açıdan risk seviyesinin yüksek olduğu görülmüştür. Sürekli ve uzun süreli olarak tekrar eden işlerde kişi sayısının artırılarak çalışanın kas hareketi tekrarı ve çalışma süresi azaltılmalıdır. Çalışma sırasında postür duruşun bozulduğu iş gruplarında ise uygun duruş şekillerinin belirlenerek çalışan kişinin doğru pozisyonda çalışması sağlanmalıdır.
Çorum'daki asansörlerin periyodik kontrollerinin sonuçları ve asansörlerde yeni nesil güvenlik önlemleri
Bu tez çalışmasında Çorum'daki elektrikli asansörlerin 2017, 2018 ve 2019 yıllarındaki muayene raporlarının sonuçları incelenerek önemli eksiklikler grafikler halinde listelenmiştir. Periyodik kontrolün ne olduğu, neden ve nasıl yapıldığı üzerinde durulmuş, kontrollerde karşılaşılan sorunlardan bahsedilmiştir. Asansörler muayene raporlarına göre en önemli kusur ve ağır kusurlar detaylı bir şekilde incelenmiştir. Kusurların neler olduğu açıklanmıştır. Asansörlerde neden bu eksikliklerin olduğu, periyodik kontrollerin neden gerekli olduğu üzerinde durulmuştur. Asansörlerdeki tehlikelerden bahsedilerek asansörlerde gerçekleşen kazalardan örnekler sunulmuştur. Yayınlanan TS EN 81-20 standardında değişen güvenlik tedbirlerinin neler olduğu, eski standarttan farklı olarak ne gibi tedbirler getirildiği hususu üzerinde durulmuştur.
Ramak kala olayları ve çimento sektöründe uygulaması
Ülkemizde 2012 yılında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanununun yürürlüğe girmiş olmasının üzerinden yaklaşık 10 yıl geçmiş olsa da, hala iş yerlerinde kaza ve meslek hastalığı konusunda anlayış gelişmiş ülkelere kıyasla çok yavaş ilerlemektedir. Maalesef ülkemizde bulunan iş yerlerinin büyük ölçekli olanlarının küçük ve orta büyüklükteki işletmelere (KOBİ) kıyasla çok düşük sayıda (%5'i kadar) olmasından kaynaklı olarak OHSAS 18001 belge sahibi işyerlerinin sayısının da az olmasından dolayı İSG algısının çoğalmasına ve gelişmesine engel olmaktadır. Ülkemizde bulunan yaklaşık 73 civarında çimento fabrikasının çoğunun yabancılara ait olmasından dolayı en çok OHSAS 18001 belgeye sahip olan sektördür. Dolayısıyla, çimento sektörünün OHSAS 18001 belge sahibi olması, en yüksek İSG algısına sahip olmasına da vesile olmaktadır. Bu tezin konusu; iş kazaları ile ramak kala olayları arasında ki ilişkiyi incelemek ve çalışanlarının kaza ve meslek hastalıklarına uğrama riski en yüksek olan çimento sektöründe ki duruma ışık tutmaktır. İlk olarak, çimento sektörü üretim aşamalarında meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıkları hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Kazaları azaltmak amacıyla kaza öncüllerinden olan ramak kala olayının anlam ve önemi anlatılarak literatür taramasından örnekler verilmiştir. İkinci aşamada, Ege ve İç Anadolu Bölgesinde bulunan ve isminin açıklanmasını istemeyen iki çimento firmasında, biri İSG Algı Seviyesi Yüksek diğeri Algı Seviyesi Orta olarak adlandırılan firmaların kendi bünyelerinde veri tabanına kaydetmiş oldukları 1 yıllık kaza ve ramak kala olay verileri incelenmiştir. Yapılmış olan incelemede firmaların kayıtlarındaki kaza/ramak kala olaylarının; olay tanımları, nedenleri ve alınması gereken tedbirler tesis ve ocak için ayrı ayrı tasnif edilerek, tehlikeli davranış ve tehlikeli durum açısından değerlendirilmiştir. kaza/ramak kala olayı ilişkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Üçüncü aşamada, Algı Seviyesi Yüksek ve Orta Firma çalışanlarından 145 örneklem grubuna ramak kala/kaza olayı konusu ile ilgili anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışması ile firma çalışanlarının ramak kala/kaza olayı algısını ölçerek bu konuda eksik olan bilgiyi bilim dünyasına, çimento sektörüne ve diğer taraflara sunmaktır. Bu tez çalışmasının sonucunda, ramak kala ve kaza olayları arasında doğrudan bir ilgi olduğu ve ramak kala olaylarına ne kadar önem verir ve ne kadar çok ramak kala olayı kaydı tutarsak o kadar az kaza olayının meydana geleceği ortaya çıkmıştır. Ayrıca, iş yeri yöneticilerinin ramak kala olayı konusuna ne kadar önem verir ve çalışanlara da ramak kala olayının önemini başta eğitim olmak üzere ödüllendirme/ceza uygulamaları ile iyi anlatılır ise iş yerinde kaza sayısı da o kadar az olacağı tespit edilmiştir.
Tarım çalışanlarının pestisitlere maruz kalma yolları ve güvenlik tedbirleri
Pestisitler, tarım üretimini arttırmak ve verimliliğini sürdürmek amacıyla kullanılmakta, aşırı ve bilinçsiz kullanımı hem çalışan sağlığına hem de toplum sağlığına zarar vermektedir. Özellikle Ülkemizde tarım çalışanları tarafından sıklıkla ve yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Bu durum, kimyasal maddelere solunum, sindirim, deri ve göz yoluyla maruz bırakmakta ve sağlık problemlerine sebep olmaktadır. Kimyasal maddelere en çok da ilaçlama işlemleri sırasında maruz kalınmaktadır. Pestisitler, iş sağlığı ve güvenliği açısından kimyasal tehlike ve risk oluştururlar. Böcek ilaçlarının hazırlanması, taşınması, depolanması yeni sorunlara neden olmaktadır. Pestisit kullanan ve hazırlayan tarım çalışanları fiziksel, kimyasal, ergonomik, biyolojik ve psikososyal risklere de maruz kalmaktadır. Bu tez çalışmasında; tarım çalışanlarının pestisitlere maruz kalma yolları, önemi, etkisi anlatılarak, literatür taramasından örnek olaylar verilmiş olup, iş sağlığı ve güvenliği açısından tehlikeli ve riskli durumların neler olduğu üzerinde durulmuştur. Ayrıca çocukların, yetişkinlerin pestisit kalıntılı gıdaları tüketimi sonucu ne tür akut ve kronik sağlık risklerine maruz kalabileceği belirlenmiştir. Bu açıdan tarımda ilaçlanan yiyeceklerin tüketime sunulmadan önce düzenli olarak kontrolünün yapılması, uygulama sıklığının ve pestisit miktarının azaltılması hem çalışanlar açısından hem de halk sağlığı açısından oldukça önemli olduğu ortaya çıkartılmıştır. Pestisitlerin ve diğer zararlı kimyasal maddelerin tarım çalışanları üzerinde tehlike ve risk oluşturmayacak şekilde kullanımının sağlanması ve kapalı ortamlarda, en önemlisi seralarda ortam havalandırılmasının önemine aracı olmaktır.
Doğal gaz basınç düşürme ve ölçüm istasyonlarında patlayıcı ortam riskinin iş sağlığı ve güvenliği yönünden incelenmesi
Dünyada ve ülkemizde gerek iş kazalarında gerekse istihdamda başı çeken lokomotif sektörden olan maden, sanayi, petrol, doğal gaz gibi sektörlerde kullanılan malzeme veya kimyasallar nedeni ile patlayıcı ortam oluşmaktadır. Yanıcı madde ve oksijenin patlama oranlarında bir araya gelmesiyle beraber ısı ile buluşması sonucunda, yanıcı maddenin yanmasıyla bir şok dalgası oluşturan kimyasal tepkime olarak tanımlanan patlama ile yangında kimyasal tepkime aynıdır, fakat patlama olayında tepkimenin yanıcı madde kütlesindeki ilerlemesi yangına göre daha fazla olduğundan bir şok dalgası oluşmaktadır. Patlamanın gerçekleşebilmesi için ortamdaki yakıt miktarının, belli bir oran aralığında olmasını gerekir. Bu oran aralığının alt limitine "Alt Patlama Limiti", üst limitine ise "Üst Patlama Limiti" olarak adlandırılmaktadır. Bu değerler, kimyasalın karakteristik özelliklerinden gelir (Mevlevioğlu, Kadırgan, Çiftçioğlu, 2019). (Brauer, Varma, 1981). (Kaya, Kılıç, Öztürk, 2021). (Tommasini, 2013) Bu çalışmanın kaynağını oluşturan doğal gaz, özellikle başta sanayi ve enerji sektörü olmak üzere birçok sektörde kullanılan kimyasalların hammaddesidir. Doğal gaz enerji tüketiminde dünyanın ihtiyacını karşılamada yüksek bir paya sahiptir. Doğal gaz, fosil yakıtlar içinde 2040 yılında oranının yükselmesi beklenen tek yakıttır (Gazbir, 2020). (Kaya, Kılıç, Öztürk, 2021). Bu çalışmada Doğal Gaz Basınç Düşürme ve Ölçüm(RMS) istasyonlarında ortaya çıkan patlayıcı ortamların bulunduğu bölgeler hesaplanarak patlama riskinin iş sağlığı ve güvenliği yönünden incelenmesi sonucu iyileştirmeye açık alanların analiz edilerek patlamadan korunma önlemlerinin alınması için yapılması gerekenler ele alınmıştır. Çalışmada, patlayıcı ortam hesaplamaları yapılırken TS EN 60079-10-1,2015 ve CEI 31-35 İtalyan standartları birlikte kullanılmıştır. Patlayıcı ortam riskinin oluşma ihtimalinin olduğu birçok sektörde konunun değerlendirildiği tezler hazırlanmıştır. Fakat RMS istasyonlarında patlayıcı ortam riskinin iş güvenliği acısından değerlendirilmesi herhangi bir teze konu olmamıştır (Geng, Murè, Demichela, Baldissone, 2020). Bu bakımdan bu çalışma RMS istasyonlarında patlayıcı ortam riskinin analiz edilerek iş sağlığı ve güvenliği yönünden incelenmesi acısından alanında ilk çalışma olması bakımından elde edilen analiz, bulgular ve öneriler bundan sonraki çalışmalara katkı sağlaması yönünden yararlı olacağı umulmaktadır.
Doğal gaz sektöründe iş sağlığı ve güvenliği risk analizi: Çorum ili örneği
Doğal gaz yer kabuğunun içindeki fosil kaynaklı petrol türevi bir çeşit yanıcı gaz karışımıdır. Günümüzde önemli bir enerji kaynağı olarak sıklıkla evlerde ve endüstride kullanılmaktadır. Doğal gaz kullanımı belli kanun ve yönetmelikler çerçevesince düzenlenmiştir. Doğal gaz iletimi, dağıtımı işiyle ilgili işletmeler ve çalışanlara yönelik hizmet yerlerinde oluşabilecek riskler için önlemler alınmıştır. Bu tez araştırmasındaki amaç, doğal gaz hizmetlerinin iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili risk analizinin gerçekleştirilmesidir. Bu amaca ulaşmak için Çorum Gaz A.Ş.'ne iletilen 2019-2022 yıllarındaki ihbarların risk analizi yapılmış ve ihbar çeşitleri ve ihbar önem dereceleri arsındaki ilişki test edilmiştir. Risk analizinde Fine-Kinney risk analiz metodu kullanılmıştır. İhbar çeşitleri ve ihbar önem derecesi ilişkisi için SPSS istatistik programı ile basit uyum analizi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre risk derecesi ortaya çıkarılmış ve gerekli düzenleyici/önleyici tavsiyelerde bulunulmuştur. Risk analizi sonucunda elde edilen risk skorlarına göre çok yüksek, yüksek ve önemli riskler çıktığı görülmüştür. Düzenleyici/önleyici tavsiyeler sonucunda 2019 yılında ortalama risk skorunda %64,4'lük bir azalma, 2020 yılında ortalama risk skorunda %64,9'luk bir azalma, 2021 yılında ortalama risk skorunda %71,2'lik bir azalma olduğu tespit edilmiştir. İhbar çeşitleri ve ihbar önem dereceleri arasındaki ilişki doğal gaz kullanım yoğunluğuna göre sonbahar-kış ve ilkbahar yaz dönemleri şeklinde incelenmiş, ihbar çeşitleri ve ihbar önem dereceleri arasındaki ilişkinin mevsime göre değişiklik göstermediği tespit edilmiştir.
İş sağlığı ve güvenliği açısından mesleki eğitim uygulama alanlarında risk değerlendirmesi: Bir meslek yüksekokulu örneğinde risk analizi uygulaması
Hem kapsam hem de uygulama açısından geniş bir kavram olan İSG'nin önemli bir parçası ve aynı zamanda önemli aracı, risk önlemedir. İSG ile ilgili riskleri önlemenin başlangıç noktasını risk değerlendirmesi oluşturmaktadır. Türkiye'de İSG Kanunu işverenleri, işyeri faaliyetleri, büyüklükleri veya yapıları ne olursa olsun bir risk değerlendirmesi yapmakla yükümlü tutmaktadır. Risk değerlendirmesi, yasal mevzuat sınırları içinde işyerinde farklı risk öğelerini sınıflandırarak ve önceliklendirerek, hem çalışanların hem de işverenlerin tanımlanan tehlikelerle nasıl başa çıkacaklarını kapsamlı bir şekilde anlamaları ve güvenlik önlemlerini belirlemeleri için temel ve önemli bir araçtır. Özellikle son yıllarda sayıları hızla artan mesleki teknik eğitim birimlerinde, eğitim ve idari binalarının iş güvenliği açısından değerlendirilmesi, kontrolünün sağlanması ve eksiklikleri giderilmesi önemli hale gelmektedir. Bu çalışmada, mesleki eğitim ve uygulama alanlarında iş kazası risklerini önleme ve kontrol altına alma çabası olarak bir mesleki eğitim biriminde L tipi (5x5) matris risk analizi yöntemi kullanılarak, risklerin analizi yapılmıştır. Çalışmada gerçekleştirilen bu risk analizinin amacı, mesleki eğitim alanlarında oluşabilecek potansiyel tehlikeleri ve bunlarla ilişkili riskleri belirleyerek, potansiyel risklerin kontrolünü sağlamak ve böylece iş kazalarının azaltılmasına katkı sağlamaktır.
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet vakalarında sonuçların çalışan ve işveren yönünden değerlendirilmesi
İşyerlerinde yaşanan şiddet olayları gün geçtikçe artmakta ve ciddi anlamda iş sağlığı ve güvenliği sorunu haline dönüşmektedir. Her sektörde kendini fazlasıyla hissettirse de sağlık alanında şiddetin diğer sektörlerden daha yaygın görüldüğü bir gerçektir. Sağlık çalışanları için şiddete maruz kalmanın sonuçları arasında öfke, korku, umutsuzluk ve aşağılanma duyguları, yabancılaşma ve depresyonu da içeren fiziksel ve psikolojik yaralanmalar sayılabilir. Yaşanan olumsuz duygular iş motivasyonuyla birlikte sağlık bakım kalitesinde azalmaya ve işe devamsızlıkta artışa sebep olmaktadır. Mevcut araştırmalar, sağlık kurumlarının etkin bir şekilde yönetilmesinin, şiddete yönelik cezaların arttırılmasının, riskli durumlar ve şiddetle baş etme yolları konusunda çalışanların eğitilmesinin şiddeti azaltacağını göstermiştir. Sağlık çalışanlarına uygulanan şiddeti önlemeye yönelik tedbirlerin etkinliği, politikacılar, sağlık çalışanları ve toplumsal aktörler arasındaki işbirliğine bağlıdır. Bu çalışmada sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin azaltılması için, sağlık çalışanlarının görüşleri doğrultusunda sağlık kurumu yöneticilerine ve mevcut yasalara yeni çözüm önerileri sunmak amaçlanmaktadır. Araştırma hem Üniversite Hastanesi, hem Şehir Hastanesi hem de Devlet Hastanesi bünyesinde sürdürülerek farklı çalışma ortamlarından verilerin elde edilmesi sağlanmıştır. Sağlık çalışanları ve hastaların konu hakkındaki düşünceleri anket yöntemiyle elde edilmiş ve veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir.
Ahşap ve mobilya sektöründe iş kazası faktörlerinin ve iş kazası olasılık fonksiyonlarının belirlenmesi: Çorum örneği
Ahşap ve mobilya imalat sektörü en çok iş kazasının yaşandığı beşinci sektör olup; iş kazası yönünden tehlikeli sınıfta yer almaktadır. Bu nedenle; ahşap ve mobilya imalat sektöründeki kaza sayılarını artıran faktörleri belirleyerek iş kazalarını azaltmak için gerekli önlemlerin alınması gereklidir. Bununla birlikte; ahşap ve mobilya imalat sektöründe iş kazalarını etkileyen faktörlerin belirlenmesine yönelik çalışmalar sınırlı sayıdadır. Bu eksikliği gidermek amacı ile bu tez çalışmasında Çorum, ahşap ve mobilya imalat sektöründen seçilen bir örneklem için; demografik, iş ile ilgili özellikler, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili özellikler, iş kazası yaşama nedenlerine ilişkin özellikler ve meslek hastalıklarına ilişkin özellikler başlıkları altındaki onlarca faktörün, çalışanlar son 1 yıl ve son 5 yıl içindeki kaza sayılarına etkilerinin neler olduğunu araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre iş kazası sayılarını azaltmak için neler yapılması gerektiği ayrıntılı olarak tartışılmıştır.
Metal sektöründe çalışan işçilerin iş kazası risk değerlerinin hesaplanması ve bu değerleri etkileyen faktörler
Metal sektörü en çok iş kazası yaşanan sektörlerden biridir. Bu nedenle literatürde metal sektöründeki iş kazası sayıları ve iş kazası sayılarını etkileyen faktörler üzerine birçok çalışma bulunmaktadır. Bununla birlikte, literatürde iş kazası risk değerlerini ortaya koyan bir çalışma yoktur. Literatürdeki risk analizleri ve risk yönetimi çalışmalarının tamamı iş yeri ortamı üzerinden risk hesaplamasına dayalıdır. Yeni bir yaklaşım olarak ilk kez metal sektöründe çalışan işçilerin iş kazası risk değerleri, iş kazası sayıları ve iş gücü kayıplarına dayalı olarak hesaplanmış, çalışanların iş kazası risk değerlerini etkileyen faktörlerin neler olduğu araştırılmıştır. Elde edilen bulgulara göre eğitim düzeyi, gelir düzeyi, fazla mesai yapma, sigara veya alkol kullanımı, stres, uykusuzluk gibi çalışanların demografik özelliklerine, iş ile ilgili özelliklerine, sağlıkları ile ilgili özelliklerine ve iş memnuniyeti ile ilgili özelliklerine dayalı birçok faktörün iş kazası risk değerlerini artırdığı belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre iş kazası risk değerlerini azaltmaya yönelik önlemler ayrıntılı olarak tartışılmıştır.
Polimer türü oyuncaklarda ftalat analizi ve iş sağlığı ve güvenliği açısından incelenmeleri
Hayatımızı kolaylaştıran teknolojik ilerlemelerin sonucunda ortaya çıkan her yeni ürün, her yeni araç ve gereç aynı zamanda iş yeri güveliği, çevre ve insan sağlığı açısından bir tehlike unsuru olarak değerlendirilebilir. Güvenli ve hızlı kalkınma ise büyük oranda sağlıklı çalışma ortamına bağlıdır. Üretim sürecinde meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıkları sebebi ile oluşacak iş gücü ve üretim kaybı sonucunda modern dünyanın gelişimini engelleyici problemlerin azaltılması iş sağlığı ve güvenliği eğitim ve uygulamalarına verilen önem ile mümkündür. Türkiye ekonomisine en büyük katkıyı polimer teknolojisi sağlamaktadır. Plastik sektöründe meydana gelen bu hızlı büyümenin beraberinde malesef çeşitli sağlık sorunları ortaya çıkmaktadır. Tez kapsamında oyuncak imalat sektörü iş sağlığı ve güvenliği açısından incelenmiştir. Bu kapsamda incelenen oyuncak imalat sektörü sadece çalışanları ilgilendirmeyip, geleceğimizi emanet ettiğimiz çocuklarımızın sağlığını da çok yakından ilgilendirmesi açısından önem arz etmektedir. Oyuncaklarda kullanılan polimerlerden bahsedilerek, polimer teknolojisinde ortaya çıkan riskler fiziksel, kimyasal ve biyolojik faktörler olarak ele alınmış, polimerlerin imalatı veya kullanımı sırasında oluşan hastalıklar incelenmiştir. Bu hastalık ve risklerden korunma yöntemleri araştırılmıştır. Ayrıca Türkiye pazarında satışa sunulan 10 adet farklı nitelikteki oyuncak toplanarak ftalat analizi yapılıp, sonuçlar değerlendirilmiştir.
Yapı denetim firmalarının iş sağlığı ve güvenliği açısından sorumlulukları
Bu tez çalışmasının amacı; inşaat sektöründe faaliyet gösteren yapı denetim firmalarının iş sağlığı ve güvenliği açısından sorumluluklarının belirlenerek, denetim esnasında iş sağlığı ve güvenliği konusunda da denetim yapmalarını önermektir. Bu nedenle çalışmada önce konu ile ilgili literatür çalışması yapılarak iş sağlığı ve güvenliği, yapı denetim, yapı denetimin gelişim süreci hakkında bilgiler verilmiştir. Daha sonra kontrol listeleri hazırlanarak yapı denetimin iş sağlığı ve güvenliği açısından denetimlerde daha etkin hale getirilmesi hedeflenmiştir. İnşaat için Elmeri gözlem formu hazırlanarak Çorum merkezde yapı denetim firmaları tarafından denetlenen ve farklı seviyelerde olan inşaatların Elmeri güvenlik endeksi hesaplanmıştır. Sonuç olarak yapı denetim firmaları tarafından denetimi yapılan inşaatların iş sağlığı ve güvenliği açısından genel olarak güvenli olmadıkları ve yapı denetim firmalarının kanunda belirtilen iş sağlığı ve güvenliği ile alakalı görevlerini eksik yaptıkları gözler önüne serilmiştir. Hazırlanan checklist (kontrol formları) ve elmeri metoduyla yapı denetim firmalarının inşaat denetimlerindeki iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili görevleri daha etkili şekilde yerine getirilebilir.
İş kazalarının sosyal güvenlik mevzuatına göre incelenmesi: Çorum örneği
İş kazaları; sigortalı, işveren, hak sahibi, üçüncü kişiler ve devleti etkileyen, birçok olumsuz sonuçlar doğuran olaylardır. Gerçekleşen kazalar sonucunda devlet tarafından finanse edilen masraflar, günümüzde sosyal güvenlik kapsamının gelişmesinden kaynaklı olarak göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Ülkemizde bu masraflar Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından finanse edilmektedir. Masrafların bir hayli fazla olması ve uygulanan mevzuat Sosyal Güvelik Kurumu'na bu masrafları rücu etme hakkı da vermektedir Rücu işlemlerinin hukuka ve hakkaniyete uygun olarak yapılabilmesi, iş kazalarındaki kusurların belirlenmesi ve kusur oranlarının tespiti sağlanabilir. Bu kusur oranlarının tespiti günümüzde Sosyal Güvenlik Kurumu Müfettiş ve Denetmenleri marifetiyle yapılmaktadır. Geçekleşen iş kazaları akabinde bu denetim birimlerince incelemeler yapılmakta ve denetim raporu tanzim edilmektedir. Tanzim edilen raporlara istinaden rücu işlemleri yapılıp, mevzuatta yer alan müeyyideler uygulanmakta, ayrıca kaza sonrası açılan birçok davada bu raporlar hâkim kararlarına esas teşkil etmektedir. Bu çalışmada, Çorum ilinde 2017-2021 yılları arasında gerçekleşen iş kazaları akabinde Sosyal Güvenlik Kurumu Müfettiş ve Denetmenleri tarafından tanzim edilen iş kazası raporları incelenmiş, elde edilen veriler analiz edilerek ve somut olaylara yer verilerek iş kazalarının önlenmesi ve azaltılması ile iş kazalarındaki denetim mekanizmasının geliştirilmesi yönünde çözüm önerilerine yer verilmiştir.
Kentsel dönüşüm sürecinde asbest maruziyetinin iş sağlığı ve güvenliği açısından incelenmesi
Ülkemiz deprem kuşağında yer alması sebebiyle kullanım ömrünü tamamlayarak riskli yapıya dönüşen yapıların yıkım ve yenilenmesi gerekmektedir. Riskli binaların yıkım işlemleri 6306 sayılı Afet Riskli Yapıların Yenilenmesi Hakkındaki Kanun ile yapılmaktadır. Ülkemizde asbestin yapılarda kullanılmasının yasaklanması 2010 yılında çıkarılan "Bazı Tehlikeli Maddelerin, Müstahzarların ve Eşyaların Üretimine, Piyasaya Arzına ve Kullanımına İlişkin Kısıtlamalar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik" ile sağlanmıştır. Bu tarihten önce yapılan yapıların yıkım işlemlerinde asbestin çevresel maruziyet oluşturması kaçınılmazdır. Bu çalışmanın amacı; riskli yapıya dönüşen binaların Kentsel Dönüşüm Kanununa göre yıkıp yenilenmesi sırasında iş sağlığı ve güvenliği esasları dikkate alınarak asbest zararının önlenebilmesi için yapılması gereken çalışmaların belirlenmesi ve asbest maruziyetinin olası zararları hakkında bilgi vermektir. Çalışmada kentsel dönüşüm geçirmesi planlanan ve ülkemizin başta İstanbul olmak üzere birçok ilinden toplam 16597 adet yapıdan alınan 25396 adet numunenin asbest analiz sonuçları incelenmiştir. İncelenen test sonuçlarından asbest bulunan binalarda yıkım, söküm ve tadilat işlemleri sırasınca iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ve bu tedbirlerin iş sağlığı ve güvenliği açısından önemi anlatılarak asbest maruziyetinin en aza indirilmesi amaçlanmıştır. Asbestin neden olduğu olumsuz kalıcı etkilerin neler olabileceği ve insan sağlığının asbestten nasıl korunması gerektiği çalışma içinde anlatılmıştır. Özellikle kentsel dönüşüm işlemleri, tadilat işlemleri gibi yıkım ve söküm gerektiren işlemlerde asbestin zararlarına karşı iş sağlığı ve güvenliği için alınması gereken önlemler belirtilmiştir.
Ortaokullarda görev yapan öğretmenler açısından psikososyal risk etmenlerinin incelenmesi: Çorum ili örneği
Bu çalışmanın amacı ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin görevlerini yerine getirirken karşı karşıya kaldıkları psikososyal risk algılarının ve risklerin ortaya konulması olarak belirlenmiştir. Araştırmanın evrenini Çorum ili Merkez ilçede görev yapan ortaokul öğretmenleri, örneklemi ise Çorum ili Merkez ilçesinde bulunan ortaokullarda görev yapan 291 gönüllü öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada öğretmenlere görev alanlarında karşılaşabilecekleri durumlarla ilgili soruların yer aldığı 20 soruluk bir anket uygulanmış, anket maddelerine kendi özgür iradeleri ile objektif olarak cevap verdikleri varsayılmıştır. Araştırma verileri elde etmek için kullanılan anket basılı olarak hazırlanmıştır. 2 bölümden oluşan anketin ilk bölümde demografik soruların yer aldığı 4 soru ve ikinci bölümünde öğretmenlerin psikososyal risk algılarını belirlemek amacıyla hazırlanan 16 soru bulunmaktadır. Anket sonuçlarına göre erkek katılımcılar %50,2 katılım sağlarken, kadın katılımcılar %49,8 oranında katılım sağlamıştır. Hizmet yılı 2-5 yıl %2,1, 6-10 yıl %12,4 ve 11 yıl ve üzeri 85,6 'lık orana sahiptir. Yaş aralıkları 30 yaş ve altı %3,4, 31-40 yaş arası %38,5, 41 yaş ve üzeri %58,1 orana sahiptir. Branş dağılımı ise sözel alan %47,4, sayısal alan 31,6 ve yetenek dersleri %21,0'lik orana sahiptir. En yüksek evet oranı %95,5 ile "eğitim alanında gerçekleştirilen düzenlemelerde sistemin bir parçası olarak fikirlerimin dikkate alınması beni motive eder" sorusu olurken en düşük evet oranı "iş yerinde fiziksel şiddetle karşılaştım" sorusuna karşılık verilmiştir. Katılımcıların branşlarına göre sorumlulukları ile ilgili düşünceleri karşılaştırıldığında sözel alan branşlarında istatistiksel açıdan anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre işyerinde fiziksel ve psikolojik şiddetle karşılaşma durumu karşılaştırıldığında, Hizmet yılı 2-5 yıl arasında olanların %33,3'ü işyerinde fiziksel şiddetle karşılaştığını belirtmiş olup bu oran diğer hizmet yıllarına göre istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinden cinsiyete göre değerlendirildiğinde; mesleki itibara ilişkin inanç, tükenmişlik duygusu hissetme, meslek hastalığına yakalanma (p<0,001), mesleğinin maddi gelirinin yetersiz olduğunu düşünme, psikolojik şiddetle karşılaşma, fikirlerinin dikkate alınmasına yönelik motivasyon durumları kadın katılımcılarda erkek katılımcılara oranla daha yüksek çıkmıştır. Bu oran istatistiksel açıdan anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,05). Bu sonuçlara göre; kadın öğretmenler meslek hastalığına yakalanma, maddi gelirin yetersizliği, psikolojik şiddete uğrama, mesleğinin gereken itibarı görmediği, fikirlerinin dikkat alınmasına yönelik motivasyon durumları ve tükenmişlik duygusu hissetme durumu konusunda erkek öğretmenlerden daha yüksek bir orana sahip olduğu görülmüştür. Ayrıca öğretmenlerin meslek hayatlarının ilk yıllarında fiziksel şiddetle karşılaştığını ve sözel alan öğretmenleri çalışma ortamında sorumluluğunun fazla olduğu belirtmişlerdir.
Ülkemizde itfaiyecilik mesleğinin iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi
İtfaiyecilik her türlü yangın, deprem, trafik kazaları, toprak kayması, göçükler, tehlikeli kimyasallar, intihar vakaları, sel ve su baskınları, baca temizliği, su altı ve su üstü gibi arama kurtarma faaliyetlerinin yürütüldüğü, belediyelere bağlı kamu kurumu tarafından yürütülen kombine bir iştir. İtfaiye teşkilatları hizmet ettikleri bölgenin coğrafi ve fiziki koşullarına göre çok çeşitli olaylara müdahale etmektedirler. Gelişen dünyanın sanayi ve teknolojik yeniliklerle revize olması, yeni zorlukları da beraberinde getirmektedir. Yüksek katlı binaların yapılması, sanayi ve teknolojik alanda gerçekleşen yenilikler yeni yeni müdahale şekillerinin uygulanmasını beraberinde getirmektedir. Çok yönlü müdahale farklılıkları itfaiye ekipmanlarının da çok çeşitli olmasını beraberinde getirmektedir. İtfaiye teşkilatları farklı görev risklerinden dolayı en riskli ve tehlikeli meslek gruplarından biridir. Bu denli çok yönlü olaylara müdahale eden bir teşkilatta iş sağlığı ve güvenliği açısından çok büyük riskler bulunmaktadır. Farklı bir kamu kurumunda bu risklerle personelin karşılaşma olasılığı itfaiyecilere göre çok daha düşüktür. Yerel yönetimlere bağlı hizmet veren itfaiyeler ülkemizde coğrafi bölgelere göre de il ve ilçe ya da büyükşehir itfaiye teşkilatları da birbirlerinden farklılıklar göstermektedir. Ülkemizde itfaiyecilik mesleğinin iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi çalışmamızın ana fikrini oluşturmaktadır. Bu amaçla doğru sonuçların elde edilebilmesi için İtfaiye teşkilatları il, ilçe ve büyükşehir olacak şekilde itfaiye personellerinin demografik yapısı, itfaiye teşkilatında genel iş sağlığı ve güvenliği ve güvenlik kültürüne bakış, kişisel koruyucu donanımlar (KKD) ve kullanımı, itfaiye personelinin yangınla ilgili acil durum farkındalığı ve itfaiye personelinin tükenmişlik düzeyi verilerinin elde edilebilmesi için anket çalışması yapılmıştır. Bu amaçla Sungurlu İlçe İtfaiye Müdürlüğü, Çorum Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü ve İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı personellerinden 301 kişinin katılımıyla bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu anket çalışmasında elde edilen veriler ANOVA testi, ''t'' testi, Kruskal Wallis Analizi ve Mann Whitney ''U'' testi ile analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlarda itfaiye personellerinin demografik özellikleri, İtfaiye Teşkilatında Genel İş Sağlığı ve Güvenliği ve Güvenlik Kültürüne Bakış, Kişisel Koruyucu Donanımlar ve Kullanımları, İtfaiye Personelinin Yangınla İlgili Acil Durum Farkındalığı ve İtfaiye Personelinin Tükenmişlik Düzeyleri arasında istatistiki olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur.
Disiplinlerarası lisansüstü programları öğrencilerinde iş sağlığı ve güvenliği kültürü ve farkındalığının ölçülmesi: Hitit Üniversitesi örneği
Gelişen ve değişen dünyada çalışma hayatında da hızla değişim olmaktadır. Çalışma koşullarının her sektörde farklılık göstermesi farklı tehlike ve riskleri ortaya çıkarmaktadır. Mevcut tehlike ve risklere bağlı olarak iş kazası ve meslek hastalıkları görülebilmektedir. Alınan önlemler ile meslek hastalıkları tamamen iş kazaları ise yüksek oranda önlenebilmektedir. Çalışanlarda farkındalık oluşturulmadan alınan önlemlerin etki düzeyleri de düşük kalabilmektedir. Farkındalık oluşturmada en önemli etken eğitimdir. Bireylere verilen eğitimlerin verildiği dönem, tekrar sıklığı, içeriğin uygunluğu ve eğitim süreleri göz ardı edilebilmektedir. İş sağlığı ve güvenliği eğitimlerine yeterince önem verilmemesi bugünün çalışanlarında ve iş hayatına hazırlanmakta olan öğrencilerde iş sağlığı ve güvenliği kültürü ve farkındalığının oluşmasını da engellemektedir. Bu sebeplerden dolayı eğitim-öğretim kurumlarının iş sağlığı ve güvenliği eğitimi ile ilgili eğitim süreleri, içerikleri ve tekrar verilmesi gibi konuları dikkate alması gerekmektedir. Bu araştırmada disiplinlerarası lisansüstü programları öğrencilerinde iş sağlığı ve güvenliği kültürü ve farkındalığının ölçülmesi, öğrencilerin kültür ve farkındalıklarını etkileyen etmenlerin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Çalışma kapsamında Hitit Üniversitesi disiplinlerarası lisansüstü programlarında eğitim gören 180 öğrenciye anket uygulanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler "IBM SPSS Statistics 25.0" de analiz edilmiştir. Araştırmada 8 hipotez ortaya konulmuştur. Hipotezleri test etmek için parametrik analiz ve non-parametrik analizler yapılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlarda, disiplinlerarası lisansüstü öğrencilerinin cinsiyet, lisans eğitiminde İSG dersi alma, çalışma durumu ve İSG eğitimine başlanılması düşünülen eğitim dönemleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmazken yaş, medeni durum, mezun olunan fakülte ve eğitim alınan lisansüstü anabilim dalları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur.
Bina inşaatı işçilerinde iş sağlığı ve güvenliği kültürünü etkileyen faktörlerin belirlenmesi: Çorum örneği
İnşaat sektöründe meydana gelebilecek iş kazalarını azaltmak, meslek hastalıklarını önlemek ve daha sağlıklı ve güvenli iş ortamlarının sağlanması için işçilerin iş sağlığı ve güvenliği kültürünün iyileştirilmesi önemlidir. Bu nedenle bu çalışmada, Olcay (2021) tarafından geliştirilen İş Sağlığı ve Güvenliği Kültürü (İSGK) ölçeği kullanılarak, bina inşaatı işçilerinin İSGK ölçeği toplam puanını ve İSGK'nın alt boyutları olan Genel İş Güvenliği Farkındalığı (GİGF), İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitim-İletişim (İSGEİ) ve Risk Algısı (RA) puanlarını olumsuz yönde etkileyen risk faktörlerinin neler olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla öncelikle bağımsız değişkenleri içeren demografik, iş ile ilgili ve iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili özelliklerin frekans dağılımları ve İş Sağlığı ve Kültürü Tanımlayıcı istatistikleri ayrıntılı bir şekilde yorumlanmıştır. Daha sonra işçilerin iş sağlığı ve güvenliği kültürünü azaltan risk faktörleri yapılan istatistiksel analizler ile ortaya konulmuştur. Elde edilen sonuçlara göre; GİGF, İSGEİ, RA ve İSGK değişkenlerinden en az birini olumsuz yönde etkileyen, işçinin boşanmış olması, okuma yazma bilmemesi, iş ortamında herkesle arasının iyi olmaması, çalışma ortamında sık sık strese girmesi, kişisel koruyucu ekipman kullanmaması ve çalıştığı firmada iş güvenliği uzmanı olmaması gibi onlarca risk faktörü olduğu saptanmıştır. İşçilerin iş sağlığı ve güvenlik kültürünü azaltan etkiye sahip bu risk faktörleri dikkate alınarak, iş sağlığı ve güvenliğinin iyileştirilmesine yönelik olarak neler yapılması gerektiği ayrıntılı bir şekilde tartışılarak değerlendirilmiştir.
Hidroelektrik santrallerde iş sağlığı güvenliği sorunları ve çözüm önerileri
Günümüzde dünyada enerjiye olan talebin yıldan yıla artmasıyla birlikte yenilenebilir enerji tesisleri arasında olan hidroelektrik santraller enerji sektöründe büyük önem kazanmakta, kurulan tesislerin ve bu sektörde çalışanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bu tez çalışmasında ilk olarak 3 ana konu üzerinden durulmuştur. İlk olarak elektrik, elektrikle çalışma ve iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili genel kavramlara yer verilmiştir. Sonrasında çalışmanın öznesi olan hidroelektrik santrallerle ilgili ayrıntılı bilgilere ve bu tesislerde iş sağlığı ve güvenliği kapsamında yürütülen çalışmalara değinilmiştir. Ülkemizde elektrik üretimi konusunda önemli bir payın hidroelektrik santrallerin oluşturmasından dolayı tez çalışmasında Yeşilırmak havzasında yer alan bir hidroelektrik santral belirlenmiş ve saha çalışması yapılmıştır. Bu tesiste 5x5 L tipi matris metodu kullanılarak risk değerlendirmesi yapılmış,149 adet risk tespit edilmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur. Hidroelektrik santrallerde yapılan çalışmaların ne denli tehlikeli olduğu bir kez daha anlaşılmıştır. Aynı zamanda çalışmamızda yer alan araştırmaların, risk değerlendirmesinin ve çözüm önerilerinin, bu sektörde çalışanlara rehber bir doküman olarak da sunulması amaçlanmıştır.
İş sağlığı ve güvenliği kültürü açısından Türkiye ve Japonya değerlendirmesi
Bu çalışma, Türkiye ve Japonya arasında iş sağlığı ve güvenliği kültüründe mevcut olan benzersizlikleri ve bu iki ülkenin yasal düzenlemelerin hazırlanması ve günlük yaşama entegrasyonundaki farklı yaklaşımlarını inceler. Hem Türkiye hem de Japonya, dünya ekonomisinde önemli oyuncular olup iş sağlığı ve güvenliği kültürlerindeki farklılıklar iş kazaları ve meslek hastalıklarının engellenmesi için önemlidir. Japonya'nın çalışma düzenindeki detaylılık, disiplin ve organizasyon, ülkenin uzun yıllardır devam eden kültürel değerlerine dayanmaktadır. Öte yandan Türkiye'nin daha esnek, adapte olabilen ve çeşitli sektörlerde hızla değişebilen çalışma kültürü, tarihsel, sosyal ve ekonomik koşulların bir yansımasıdır. Bu çerçevede, Japon kültürünün Türkiye'deki uygulamalarla neden çeliştiğini ve benzer yasal düzenlemelerin farklı bir kültürde neden aynı başarıyı elde edemediğini anlamak için Hofstede'nin Kültürel Boyutlar Teorisi'ni de kullanarak bir değerlendirme yapmak faydalı olacaktır. Hofstede'nin Kültürel Boyutlar Teorisi, ulusal kültürlerin iş dünyasındaki etkilerini anlamak için altı temel boyutta incelenmesini önerir. Örneğin, Japonya genellikle yüksek belirsizliğe tahammül seviyesine sahip bir ülke olarak kabul edilir, bu da planlama ve detaylara verdikleri önemi açıklar. Aynı zamanda, Japonya kolektivist bir toplum olup bireyin değil grup ya da topluluğun menfaatinin önce geldiği bir yaklaşım sergiler. Türkiye'de ise, kolektivist ve bireycilik arasında bir denge söz konusudur. Bununla birlikte, iki ülke arasındaki iktidar mesafesi ve erillik-dişillik boyutlarında da farklılıklar bulunmaktadır. Bu çalışma, Hofstede'nin Kültürel Boyutlar Teorisi'ni temel alarak Türkiye ve Japonya arasındaki iş sağlığı ve güvenliği kültürel farklılıklarını aydınlatmayı amaçlarken iki ülkenin kültürel özelliklerinin bu kritik alanda nasıl etkili olduğunu anlamak, global iş birliği ve iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının daha etkin bir şekilde nasıl gerçekleştirileceği konusunda önemli içgörüler sağlayacaktır. Türkiye'de, toplumun birçok kesiminde görülen kadercilik ve tevekkül anlayışı, iş sağlığı ve güvenliği alanında da belirli etkilere neden olmaktadır. Kadercilik, bireylerin olayların ve sonuçların önceden belirlendiğine, kontrol dışı olduğuna inanmaları olarak tanımlanabilir. Tevekkül ise, önlem aldıktan sonra olası sonuçları kabullenme ve yüksek bir güce, genellikle Allah'a, tam bir güven içinde olma hali olarak tanımlanabilir. Bu iki kavramın iş sağlığı ve güvenliği bağlamında Türkiye'deki etkileri şu şekillerde görülebilir; Önlem almada gecikme: Kadercilik anlayışı, bazen bireylerin riskleri minimize etmek için proaktif adımlar atmalarını engelleyebilir. Eğer bir olayın ya da kazanın gerçekleşeceğine inanılıyorsa bu, önlem alma ya da güvenliği artırma konusundaki motivasyonu azaltabilir. Reaktif yaklaşım: Tevekkül anlayışı, kazaların ve olayların ardından bireylerin bu durumları kabullenmelerine ve "olması gerektiği gibi oldu" şeklinde düşünmelerine neden olabilir. Bu da oluşan sorunların kökenine inilmesini ve gelecekte benzer olayların engellenmesi için gerekli adımların atılmasını zorlaştırabilir. Eğitim ve farkındalık: İş sağlığı ve güvenliği eğitimleri sırasında, bu tür bir kaderci yaklaşımın üstesinden gelmek için ekstra çaba sarf edilmesi gerekebilir. Çünkü bireyler, güvenlik prosedürlerinin gerçekten etkili olup olmadığı konusunda şüpheye düşebilirler. "Ne gerek var" ihmali kazayı doğurabilir. Yönetim yaklaşımı: Üst düzey yöneticiler ve işverenler de bu kavramlardan etkilenebilir. Özellikle maliyet ve zamanla ilgili baskılar altında iken bazı yöneticiler, güvenlik önlemlerini ihmal edebilir veya azaltabilir ve bu idrak ile "eğer bir şey olacaksa zaten olur" şeklinde bir ihmaller zincirine sebebiyet verebilir. Kültürel farkındalık ve değişim: Kadercilik ve tevekkül anlayışının iş sağlığı ve güvenliği üzerindeki bu etkilerini anlamak, organizasyonların bu konulara nasıl yaklaşması gerektiği konusunda rehberlik edebilir. Kültürel değerlerin farkında olmak ve bu değerlere saygı duyarak yaklaşım geliştirmek, iş yerinde daha etkili ve sürdürülebilir bir güvenlik kültürünün oluşturulmasına yardımcı olabilir. Sonuç olarak, Türkiye'deki kadercilik ve tevekkül anlayışının iş sağlığı ve güvenliği üzerinde yüksek etkileri bulunmaktadır. Bu etkileri anlamak ve ona göre stratejik yaklaşımlar geliştirmek, iş yerlerinin hem daha güvenli olmasına hem de çalışanların bu konudaki farkındalığını ve katılımını artırmaya yardımcı olabilir. Japonya, hem kültürel hem de tarihi açıdan iş sağlığı ve güvenliği konularına özgün bir perspektifle yaklaşır. Özellikle "hazırlık varsa endişe olmaz" anlayışı, Japon kültürünün bir parçasıdır ve toplumun çeşitli alanlarında –özellikle iş hayatında- görülür. Ayrıca, Japon dini inançları ve toplumsal değerleri, bireylerin sorumluluk almasını ve işlerini en iyi şekilde yapma eğilimini de destekler.
Sağlık teknikeri yetiştiren programlarda eğitim gören öğrencilerin iş sağlığı ve güvenliği farkındalığının değerlendirilmesi: Hitit Üniversitesi örneği
İş Sağlığı ve Güvenliği çalışanların psikolojik ve fiziksel sağlık kapasitelerini en üst düzeye çıkarmayı, tüm çalışanları yeteneklerine uygun işlerde istihdam etmeyi, olumsuz çalışma koşullarının sağlık üzerindeki etkilerini önlemeyi ve iş ile çalışan arasındaki uyumu sağlayarak maksimum verimliliğe ulaşmayı hedeflemektedir. Sağlık sektörü, hizmet sunumunun en kritik alanlarından biri olup, bu hizmetin hassasiyeti beraberinde çeşitli risk ve tehlikeleri de getirmektedir. Sağlık çalışanlarının görevlerinin her aşamasında bu risklerin bilincinde olarak faaliyet göstermeleri, iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi açısından hayati bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, sağlık kuruluşlarının İSG eğitim programları aracılığıyla çalışanlarda bilinç ve olumlu davranış geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapması oldukça önemlidir. Günümüz sağlık çalışanları, diğer sektörlerden farklı olarak enfeksiyon hastalıkları, kimyasal maddeler, radyasyon ve gürültü maruziyeti ile çalışma pozisyonuna bağlı risklerle karşı karşıya kalmaktadırlar. Gerekli önlemlerin alınması ve meslek hastalıkları ile kazaların azaltılmasına yönelik farkındalık oluşturulmasında eğitim en önemli faktördür. Eğitim programlarının etkinliği; eğitim sisteminin kalitesi, performansı ve süresi gibi faktörlere bağlıdır. İş sağlığı ve güvenliği eğitiminin ihmal edilmesi, sağlık çalışanlarında güvenlik kültürünün gelişimini olumsuz etkileyecektir. Bu tehlikeler, sağlık çalışanlarının performansının azalmasına, iş kazası sayısının artmasına ve dolayısıyla hem çalışanların hem de hastaların güvenliğinin olumsuz etkilenmesine yol açmaktadır. Sağlık teknikeri yetiştiren programlarda eğitim gören öğrencilerin iş sağlığı ve güvenliği farkındalığının değerlendirilmesi önemli konulardan biridir. Buna paralel olarak, bu çalışmanın amacı Hitit Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nun farklı programlarında eğitim-öğretim gören öğrencilerin iş sağlığı ve güvenliği farkındalığını etkileyen faktörlerin incelenmesidir. Nicel araştırma yönteminin temeline dayandırılan bu çalışma survey (anket) yöntemi ile yapılmıştır. Survey yöntemi olay, obje, varlık, grup vb. alanların durum, şart ve özelliklerini ortaya koyan bir yöntemdir. Bu çalışmada geleceğin sağlık sektöründe çalışacak Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) öğrencilerin çalışma hayatı öncesindeki İSG farkındalıklarının belirlenmesi amaçlandığından bu yöntem kullanılmıştır. İSG farkındalık ölçeği hazırlanarak ölçeğin geçerliliği ve doğruluğu test edilmiştir. Geçerliliği ve doğruluğu tespit edilen "İSG Farkındalık Ölçeği" ilgili program öğrencilerine uygulanmıştır ve elde edilen veriler ışığında hangi demografik özelliklere bağlı olarak İSG farkındalıkların değişiklik gösterdiğini tespit etmek amacıyla non parametrik analiz yöntemleri kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar yorumlanmış ve ilgili literatür bilgileri ile karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, gelecek çalışmalar sağlık işletmelerinde hizmet içi eğitim programları aracılığıyla çalışanlarında olumlu davranışları geliştirmeye ve farkındalık seviyesini arttırmaya odaklanabilir.
İşyerlerindeki iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının mevzuata uygunluğu: Çorum ili örneği
İşyerinde var olan tehlikelere karşı önleyici ve sınırlayıcı tedbirler alındığında iş kazalarının %98'lik kısmı önlenebilir niteliktedir. Bu yüzdeyi yakalayabilmenin yolu ise etkili ve uygulanabilir iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınmasıdır. Ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınabilmesi için yasa koyucu tarafından 6331 sayılı İSG Kanunu çıkarılmıştır. Bununla birlikte, 6331 sayılı kanunun yürürlüğe girdiğinden günümüze kadar, iş kazası sayılarında ciddi bir azalış ve meslek hastalıklarının belirlenmesinde de önemli bir artış sağlanmamıştır. Bu bilgiler, ilgili kanunun işyerlerinde ne düzeyde uygulandığının ve kanunun eksik yönlerinin belirlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, bu tez çalışmasında, nitel araştırma yöntemlerinden Yapılandırılmış Derinlemesine Görüşme Yöntemi kullanılarak işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği kanunu ve ilgili yönetmeliklerin uygulanıp uygulanılmadığını belirlemeye yönelik bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Çalışma, ilgili kanunun uygulanabilirliğini istatistiksel olarak tartışan literatürde ki ilk çalışma olması açısından önemlidir. Çalışmada işyerlerinde ilgili kanun ve yönetmelik maddeleri 46 adet sorudan oluşan bir ankete dönüştürülmüş olup; bu anket, video kaydı ya da ses kaydına alınarak, 10 iş güvenliği uzmanı, 10 işyeri hekimi, 10 işveren ve 10 çalışanla tartışılmıştır. Daha sonra, bu video kayıtları ve ses kayıtları incelenerek ayrıntılı tanımlayıcı istatistikler elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, daha az sayıda bazı kanun maddelerinin doğru uygulandığı saptanmakla birlikte, birçok kanun maddesinin eksik veya tamamen uygulanmadığına yönelik çok sayıda bulgu elde edilmiştir. Bu bulgular sonucunda; 6331 sayılı kanununda, iş sağlığı ve güvenliği maliyetinin tamamının işverenin sorumluluğunda olmamasının sağlanması, iş güvenliği uzmanlarının devlette istihdam edilmelerinin gerektiği ve her görevin her paydaşa verilmesinden vazgeçilerek, iş güvenliği uzmanı, işveren ve işyeri hekimlerinin yetki ve sorumluklarının paylaştırılmasının daha doğru olacağı gibi dikkat çekici önerilerde bulunulmuştur.
Meslek liselerinde ISO 45001 İSG Yönetim Sistemi uygulanması
Ülkemizde teknik ara elemanların yetiştirildiği eğitim kurumlarından biri olan Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde iş sağlığı ve güvenliği bilincinin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Mesleki ve Teknik Okulların amacı, öğrencileri iş hayatına hazırlarken, öğrencilerin alanlarında ihtiyaç duyacakları bilgileri ve psikomotor becerileri kazanmalarını sağlamaktır. Bu mesleki bilgiler içerisinde iş sağlığı ve güvenliği konusu da önemli ve elzem bir konu olarak yer almaktadır. Ayrıca sağlık ve güvenlik kültürü gelişimi için ülke genelinde birlikte hareket edilebilmesi önem taşımaktadır. Öğrencilerin eğitim gördükleri kurumda İSG yönetim sistemi ile tanışmaları, etkin bir şekilde uygulandığını görmeleri ve içerisinde yaşamaları almış oldukları eğitimlerle birlikte köklü bir İSG kültürünün gelecek nesillere aktarılmasını sağlayan önemli bir husustur. Bu çalışmada; İş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemlerinin incelenmesi, uygulanması ve varılan sonuçların değerlendirmesi yapılacaktır. ISO 45001 İSG Yönetim Sistemi Buharaevler Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde uygulanmış, sürekli iyileştirme ve geliştirme uygulamaları üzerinde çalışılmıştır. Küresel ölçekte giderek daha fazla uygulanır hale gelen iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemi ile meslek liselerinin bütünleştirilmesi adına yapılan çalışmada; iş sağlığı ve güvenliği politikası, planlaması ve operasyonlarına ilişkin sorumluluklar, süreçler, sürekli iyileştirmeler hayata geçirilmiş ve sonuçları değerlendirilmiştir.
Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü öğrencilerinin iş sağlığı ve güvenliği algı düzeylerinin belirlenmesi: Amasya ili örneği
İş sağlığı ve güvenliği, çalışanların çalışma ortamındaki görevlerini yerine getirirken maruz kaldıkları riskleri en aza indirmeyi amaçlayan bir disiplindir. Sağlık sektöründe hizmet veren hemşireler için bu riskler fiziksel, kimyasal, biyolojik, psikososyal ve ergonomik risk faktörleri olarak sıralanabilmektedir. Söz konusu risk faktörleri iş kazalarının oluşmasına ve çalışanların meslek hastalıklarına yakalanmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları ile riskleri ortadan kaldırmaya ya da en aza indirmeye yönelik sistematik çabalar önem kazanmaktadır. Sağlık çalışanlarının tehlike ve risklerin ne derece farkında oldukları ve bu risklere maruz kaldıklarında söz konusu sorunla başa çıkabilme becerileri bu çabalar içerisinde kilit rol oynamaktadır. Bu kapsamda bu çalışmanın amacı hemşirelik öğrencilerinin iş sağlığı ve güvenliği algılarının ne düzeyde olduğunu belirlemektir. Bu amaçla Amasya ili bağlamında 347 üniversite öğrencisinden veri toplanmıştır. Araştırmada kullanılan ölçeğin geçerliliğini test etmek için faktör analizi güvenirliği test etmek için ise Cronbach's Alpha kullanılmıştır. Araştırmada, değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesi amacıyla korelasyon analizi yapılmıştır. Öğrencilerin iş sağlığı ve güvenliği algılarının çeşitli kategorik değişkenlere göre anlamlı bir şekilde farklılaşıp farklılaşmadığını anlamak için Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U testlerinden yararlanılmıştır. Bununla birlikte, öğrencilerin demografik özellikleri ile aldıkları eğitim arasındaki ilişkilerin değerlendirilebilmesi için Ki-Kare testi uygulanmıştır. Araştırma sonuçları, yaş grubu daha yüksek olan katılımcıların İş Sağlığı ve Güvenliği Yeterlilik Algıları ortalamalarının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Cinsiyet değişkenine göre ise kadınlar ve erkeklerin ortalamalarının benzer olduğu ortaya çıkmıştır. Sınıf değişkenine bakıldığında, 3. sınıf öğrencilerinin Koruyucu Önlem ve Kurallar boyutu ile genel ortalamalarının diğer gruplara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Ek olarak, öğrencilerin aile eğitim durumları ve eğitim alma durumlarına göre tüm boyutlar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ayrıca, tüm boyutlarda hemşirelik bölümü öğrencilerinin İş Sağlığı ve Güvenliği dersini ve sertifika kurslarını yeterli bulduğu belirlenmiştir. Son olarak iş sağlığı ve güvenliği dersinin hemşirelik öğrencilerinin İSG bilincinin oluşmasında etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sayede öğrenciler iş hayatına başlamadan önce iş kazası ve meslek hastalıklarını öğrenmiş ve iş kazası ve meslek hastalıklarındaki rolünün büyük olduğunun farkına varmıştır.
Bitkisel yağ üretim tesisinde iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının fiziksel risk etmenleri açısından değerlendirilmesi
İşçilerin sağlık ve güvenliğinin sağlanması, sanayileşmenin bir sonucu olarak en önemli sorunlardan biri haline gelmiştir. İş kazaları ve meslek hastalıkları sadece insanların sağlığını tehlikeye atmakla kalmamakta aynı zamanda önemli ölçüde hizmet kaybına da neden olmaktadır. Bu durumu azaltmanın yolları arasında sürekliliği sağlanan eğitim ve sağlıklı çalışma ortamı yer almaktadır. Kurumsal ve sistematik bir yapının işletmelere entegre edilmesiyle ülkemizde iş kazalarının ve meslek hastalıklarının sayısı önemli ölçüde azaltılabilir. Bu bağlamada örnek bir model olarak bir fabrika ortamındaki sağlıklı çalışma koşulları, bazı önemli fiziksel risk etmenleri açısından ele alınabilir. Bu çalışmanın amacı, bir bitkisel yağ üretim tesisindeki çalışma ortamı koşullarının, bazı fiziksel risk etmenleri açısından İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu standartlarına uygun olup olmadığının belirlenmesidir. Çalışmada ölçülen fiziksel risk etmenleri solunabilir toz, aydınlatma, termal konfor, gürültü ve titreşimdir. Araştırma, 8 saatlik çalışma süresi ile 24 saat içerisinde 3 vardiya sisteminde çalışan 125 işçi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma ortamındaki beş önemli fiziksel risk etmeninin ölçümlerinin yasal standartlara uygun olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar kurumsal ve sistematik bir yönetim sistemiyle çalışan tesislerin iş kazası ve meslek hastalıklarının sayısını en aza indirebileceği düşüncemizi doğrulamaktadır.
Çeltik üretiminde kullanılan geleneksel ve modern yöntemlerin risk değerlendirme yöntemi ile değerlendirilmesi
Yaklaşık 5000 yıldır temel besin maddelerinden biri olan çeltiğin nüfus artış hızıda dikkate alındığında önemini artıracağı düşünülmektedir. Çeltik üretimi geleneksel yöntemlerle insan gücüne dayanan çalışılması zor bir sektördür. Artan nüfus ve çalışma zorlukları göz önüne alındığında birim alanda verimi artıracak ve insan emeğini azaltacak teknolojik gelişmeleri çeltik üretiminde kullanmak önemli hale gelmiştir. Bu araştırmada, çalışma bölgemiz olan Kargı ve Osmancık ilçelerinde çeltik üretiminde modern yöntemleri kullanan üreticiler olduğu kadar hala geleneksel yöntemlerle üretim yapan üreticilerin olduğu da gözlemlenmiştir. Bu yöntemler arasında üretim kalitesi, verimlilik gibi konularda farklılık olabileceği gibi sektördeki çiftçilerin yaşayabileceği meslek hastalığı ve iş kazaları konularında da farklılıklar olabileceği düşünülmüş ve bu farklıklar risk değerlendirme yöntemi yardımıyla tespit edilip çiftçilere hangi yöntemin İş Sağlığı ve Güvenliği açısından daha iyi bir çalışma ortamı sağladığı belirlenmeye çalışılmıştır. Bu çalışma yapılırken çiftçilerin üretim aşamaları yerinde gözlemlenmiştir. Konuyla alakalı farklı tarım alanlarında yapılan İş Sağlığı ve Güvenliği konularındaki ve çeltik üretim süreciyle alakalı konularda yapılmış çalışmalar incelenmiştir. Bu konularda yapılan literatür çalışmalarına araştırma içerinde yer verilmiştir. Yapılan çalışma gerek bölgesel olarak çeltiğin önemi ve çiftçilere sağlayabileceği yararlar gerekse özgün bir çalışma olması açısından önemlidir.
112 acil sağlık çalışanlarının sağlık teknolojilerine karşı tutumları ve ilişkili faktörler
Bu çalışmanın amacı, 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarının sağlık teknolojilerine karşı tutumları ve ilişkili faktörleri belirlemektedir. Tanımlayıcı özellikteki bu araştırma Ekim 2024-Haziran 2025 tarihleri arasında Çorum il merkezi ve ilçelerde bulunan 112 istasyonlarında gerçekleştirilmiştir (N=320). Örnekleme 236 acil sağlık çalışanı dahil edilmiştir. Araştırma öncesinde Hitit Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar etik kurulundan onam (Karar No: 2024-20) alınmıştır. Bu çalışmada araştırmanın verileri yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak bir anket formu aracılığı ile toplanmıştır. Anket formunda sosyo-demografik özellikler, "Sağlık Personeli Sağlık Teknolojileri Değerlendirme Tutum Ölçeği" ve "Genel İş Stresi Ölçeği" yer almıştır. Araştırmanın verileri SPSS 22.0 programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Analizlerde verilerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorow-Smirnov ve Shapiro – Wilk normallik testleri ile incelenmiştir. Normal dağılım gösteren değişkenlerin analizinde bağımsız gruplarda t testi, normal dağılım göstermeyen değişkenlerin analizinde Mann-Witney-U testi kullanılmıştır. Tanımlayıcı değişkenlerin analizi yüzdelik, ortalama, ortanca ve standart sapma ile değerlendirilmiştir. Ölçek puanları ve sürekli değişkenler arasındaki ilişki Spearman korelasyon analizi ile test edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmelerde p<0.05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Araştırma grubunun yaş ortalaması 33,3±5,7 yıl olup katılımcıların %56,4'ü kadındır, %53,4'ü acil tıp teknisyenidir. Araştırma grubunun Sağlık Teknolojileri Değerlendirme Tutumu ölçeğinden aldıkları puanların ortalaması 3,85±0,49 iken, ölçeğin kapsam alt boyutunda 3,92±0,72, farkındalık alt boyutunda 4,13±0,66 ve fayda alt boyutunda 3,68±0,50'dir. Dijital sağlık teknolojilerini kullananlarda kapsam alt boyutundan alınan puanların ortancası 4 iken fayda alt boyutundan alınan puanların ortancası 3,58 bulunmuştur (p<0.05). Araştırma grubunun iş stresi ölçeğinden aldıkları puanların ortalaması 28,29±7,43'dür. Acil tıp teknisyenlerinin iş stresi puan ortalaması 27,19±7,32 olup diğer çalışanlara göre anlamlı ölçüde düşük bulunmuştur (p<0.05). Çalışma hayatında dijital sağlık teknolojilerini kullananlarda iş stresi puan ortancası 29 iken kullanmayanlarda 27 bulunmuştur (p<0.05). Katılımcıların Sağlık Teknolojileri Değerlendirme Tutumları ile genel iş stresi düzeyleri arasındaki ilişkinin negatif yönde ve anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak 112 acil sağlık çalışanlarının sağlık teknolojilerini değerlendirme tutumlarının ve iş stresi düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kavramlar: Hastane öncesi acil sağlık hizmeti, hastane öncesi acil sağlık personeli, sağlık teknolojileri, teknoloji değerlendirme, dijital sağlık, iş stresi
Taş ocaklarında elmeri isg gözlem yönteminin uygulanması: Çorum ili örneği
Taş ocaklarında iş sağlığı ve güvenliği (İSG), çalışanların maruz kaldığı yüksek düzeydeki fiziksel, kimyasal ve ergonomik riskler nedeniyle sürekli iyileştirme gerektiren dinamik bir yönetim alanıdır. Patlatma işlemleri, ağır ekipman kullanımı, toz maruziyeti, yüksekten düşme riski ve gürültü gibi unsurlar, bu sektörde kazaların ve meslek hastalıklarının başlıca nedenleri arasındadır. Türkiye'de iş kazalarının yoğun olarak yaşandığı bu alanda, yalnızca teknik denetimlere dayanan önlemlerin yeterli olmadığı, davranışsal ve sistematik gözleme dayalı yaklaşımların gerekliliği giderek daha fazla kabul görmektedir. Bu çalışma, Finlandiya'da geliştirilen ve davranışsal temelli bir gözlem sistemi olan Elmeri Yönteminin, Çorum İlindeki taş ocaklarında uygulanabilirliğini araştırmak amacıyla yürütülmüştür. Araştırma sahası olarak Çorum ilinde yer alan 5 adet taş ocağı seçilmiş ve gözlemler, 12 ana başlık altında toplanan yaklaşık 140 kriter üzerinden gerçekleştirilmiştir. Saha verileri, standart Elmeri gözlem formu kullanılarak toplanmış ve istatistiksel analizlerde Excel ile SPSS yazılımlarından yararlanılmıştır. Yapılan gözlemler sonucunda, genel güvenlik puanı %84,6 olarak hesaplanmıştır. Ancak bazı kritik alanlarda dikkat çeken zafiyetler tespit edilmiştir: Kişisel koruyucu donanım (KKD) kullanımında %71'lik, makine koruyucu ekipmanlarında %76'lık ve uyarı levhalarında %77'lik uygunluk oranı ölçülmüştür. Bu veriler, en temel güvenlik önlemlerinde dahi ciddi uygulama açıkları bulunduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca çalışanların bazı riskli davranışlarının alışkanlık temelli olduğu ve güvenlik kurallarının zamanla rutinleştirilerek ihmal edilebildiği gözlemlenmiştir. Araştırma, Elmeri yönteminin yalnızca nicel ölçümler sunmakla kalmadığını; aynı zamanda iş yerindeki güvenlik kültürünün seviyesini ortaya koyma ve davranışsal eğilimleri analiz etme açısından da değerli bir araç olduğunu göstermiştir. Bu bağlamda çalışma, KKD farkındalığının artırılması, makine koruyucularının standartlara uygun hâle getirilmesi, uyarısistemlerinin güncellenmesi ve periyodik gözlemlerin kurumsallaştırılması gibi iyileştirme önerileri sunmaktadır. Sonuç olarak, bu tez çalışması Elmeri Yönteminin Türkiye koşullarında taş ocaklarında başarıyla uygulanabileceğini ortaya koymakta ve iş sağlığı ve güvenliği alanında davranış temelli gözlemlerin yaygınlaştırılması yönünde önemli bir adım teşkil etmektedir.
İş kazasına sebep olan riskler bağlamında sektörlerin bulanık çok kriterli karar verme yaklaşımları ile değerlendirilmesi
Sanayi devrimi ile başlayan ve bugüne kadar devam eden üretim ve hizmet süreçlerinde karşılaşılan iş kazaları ne yazık ki günümüzde de tamamen önlenememektedir. İş kazalarının nedenlerine bakıldığı zaman çevresel koşullardan ve çalışandan kaynaklı nedenlerin toplam iş kazaları içerisinde anlamlı bir yer tuttuğu görülmektedir. Bu da göstermektedir ki aslında alınabilecek basit önlemler veya uyulacak kurallarla mevcutta karşı karşıya kalınan birçok iş kazası elimine edilebilir ya da en azından etkisi en az seviyeye indirilebilir niteliktedir. Ancak son yıllarda yaşanan ve birçok insanın hayatını kaybetmesine neden olan iş kazalarına bakıldığı zaman sektörden sektöre söz konusu iş kazalarının farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Bu nedenle bazı sektörlerde ciddi ölüm veya yaralanma ile sonuçlanabilecek çıktılara sebep olan iş kazası risklerinin başka bir sektörde aynı düzeyde tehlike oluşturup oluşturmadığı sorusu bu çalışmanın ana çıkış noktalarından birini oluşturmaktadır. Hazırlanan bu tez çalışması kapsamında öncelikle iş kazası kavramı ve iş kazasının nedenleri ele alınmış, daha sonra ise iş kazalarına neden olarak risk faktörleri kapsamlı literatür taraması ve uzman görüşleri doğrultusunda ortaya konmuştur. Bu risk faktörlerinin tanımlanmasının ardından Türkiye'de meydana gelen iş kazalarının sektörlere göre dağılımı incelenerek hangi sektörlere odaklanılması gerektiğine karar verilmiştir. Belirlenen iş kazası risklerinin sektörler bazında etkileri ve sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanan son kısımda ise birden fazla risk faktörünün etkisini analiz etmeye imkan veren Bulanık Çok Kriterli Karar Verme yöntemlerinden faydalanılarak değerlendirme yapılmıştır. Elde edilen çıktılara bakıldığı zaman seçilen sektörler bağlamında İş kazasına sebep olan risklerden en çok etkilenen sektörün inşaat sektörü olduğu bunu sırasıyla metal / imalat ve madencilik sektörlerinin takip ettiği tespit edilmiştir.
Hastane laboratuvarları çalışanlarının işe hazır bulunuşluk durumlarının iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları üzerine etkisi
Bugün hala İSG uygulamalarının maliyet arttıran bir araç ve verimliliğe etkisinin olmadığını düşünen işverenler bulunmaktadır. Ancak bu uygulamalar tam tersine çalışan verimliliğini, motivasyonunu, güvenliğini arttıran, dolayısıyla maliyetleri düşüren verimliliği ve hatta kaliteyi arttıran uygulamalardır. İşe dair bütün olumlu etkileri içinde barındıran İSG konusunda ülkemizde ne yazık ki hastane laboratuvarlarında yapılan araştırmaların sayısı oldukça kısıtlıdır. Bu araştırmada hastane (tıbbi) laboratuvarlarında çalışan sağlık personelinin işe hazır bulunuşluk durumlarının iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarındaki algılarını nasıl etkilediğini ve bu iki değişken arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya yönelik bir araştırma yapılmıştır. Araştırmanın amacı hastanelerdeki laboratuvar çalışanlarının işe hazır bulunuşluk durumlarının iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları konusundaki algıları üzerine etkisinin incelenmesidir. Tanımlayıcı araştırma türünde olan çalışmamız da yaş, eğitim durumu, medeni durum gibi demografik değişkenler açısından işe hazır bulunuşluk ve iş sağlığı ve güvenliği algıları arasındaki durum istatistiksel olarak ortaya konulmuştur. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, 45 maddelik "Hastanede Çalışan Sağlık Personeli İçin İş Güvenliği Ölçeği" ve 46 maddelik "İşe Hazırlık Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada yüz yüze uygulanan anketlerle toplanan veriler, tanımlayıcı istatistikler, korelasyon analizi, varyans analizi yöntemleri uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan ölçeklerin Cronbach's Alfa değerleri sırasıyla 0.95 ve 0.92 olup yüksek düzeyde güvenilirdir. İşe hazırlık ölçeği puanları ile iş güvenliği ölçeği puanları arasında pozitif yönlü, orta düzeyde güçlü istatistiksel açıdan anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r: 0.304; p: 0.012). Bu durum işe hazır bulunuşlukları yüksek olan sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği algısının yüksek olduğunu açıklamaktadır.
Doğal gaz boru hattı inşaat şantiyelerinde iş güvenliği performansı ölçümü
Bu tez çalışması ile doğal gaz boru hattı yapım işi inşaat şantiyelerinde iş sağlığı ve güvenliğine katkı sağlanması, şantiyelerin güvenlik performansının artırılması, kazaların önlenmesi, yaralanma ve ölümlerin önüne geçilmesi, maddi ve manevi kayıpların bertaraf edilmesine katkı sağlanmasına yönelik bir iş güvenliği performans ölçüm yönteminin önerilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda öncelikle bir doğal gaz boru hattı yapım işinde gerçekleştirilen inşaat aktiviteleri ve bunlara ilişkin detay bilgiler anlatılmıştır. Sonrasında, doğal gaz boru hattı yapım işi şantiyelerinin iş sağlığı ve güvenliği performansının ölçülmesine yönelik olarak toplam 15 faaliyet grubu altında literatürdeki dayanakları ile birlikte 278 adet iş sağlığı ve güvenliği maddesinden oluşan bir kontrol listesi oluşturulmuştur. Bu kontrol listesinin şantiyelerde yapılacak gözlemlerde kullanılmasına ilişkin hususlar açıklanarak bu tez çalışması kapsamında bir şantiye güvenlik performans ölçüm yöntemi önerilmiştir. Son bölümde ise şantiyelerde asgari uyulması gereken iş sağlığı ve güvenliği kurallarını içeren ve 159 maddeden oluşan boru hattı yapım işi şantiye iş sağlığı ve güvenliği talimatı bu tez çalışmasının önerisi olarak sunulmuştur.
Sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği algılarının araştırılması: Çankırı ili örneği
Sağlık sektörü, çok tehlikeli sınıfta yer alan bir çalışma alanı olduğu için, bu sahada hizmet sunanlar, bir çok mesleki risk ve tehlike ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. Sağlık çalışanlarının İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) algılarının seviyesi ve bunun ne derece mesleki davranış biçimi halinde gösterdiklerinin bilinmesi, kurumlarında sağlık ve güvenlik faaliyetleri açısından faydalı olacaktır. Bu alanda çalışanların İSG algı seviyelerini değerlendirilerek, oluşabilecek mesleki problemlerin giderilmesi bu araştırmanın ana hedeflerindendir. Bu çalışmada, iş kazaları ve meslek hastalıklarının zararını azaltarak sağlık sektörünün daha etkin ve verimli çalışabilmesi ve dolayısıyla vatandaşlara yüksek kalitede hizmet sunabilmesini sağlamak amacıyla İSG algılarını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmada, Çankırı ili sağlık sektöründe istihdam olan 450 kişiye (konuyla ilgili sorulardan oluşan) anket yapılmış olup (kullanılabilir nitelikte olan) 270'i değerlendirmeye alınmıştır. Ankette bulunan cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, unvan, çalışma türü, mesleki deneyim süresi, gelir düzeyi, İSG eğitimi almaları, meslek hastalığı geçirme, iş kazası geçirme, İSG memnuniyet düzeyleri, kurum yönetimince alınmış tedbirler, çalışma ortamı ergonomisi vb. değişkenlerin etkilerine ait veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Araştırmada sağlık çalışanlarının İSG memnuniyeti ve ergonomi ölçeklerinin Cronbach Alpha değeri = 0,929; meslek hastalıkları ve İSG tedbirleri ölçeklerinin Cronbach Alpha değeri = 0,963; iş kazaları ölçeğinin Cronbach Alpha değeri= 0,977 olarak hesaplanmış olup, güvenirliğine ilişkin her ölçek için istenilen düzeyde yüksek olduğu anlaşılmıştır. Çalışmada yapısal olarak geçerlilik analizlerinin yapılması ve elde edilen veriler ışığında tanımlayıcı istatistikler yorumlanarak, bağımlı ve bağımsız değişkenlerin demografik özellikler üzerindeki dağılımını tespit etmek için t-testi, ANOVA, değişkenler arasındaki farklılığın tespitine yönelik Tukey Testi yapılmıştır. Çalışma sonucunda sağlık çalışanların İSG algılarına ilişkin değerlendirmelerinin yaş, eğitim düzeyi, mesleki deneyim süresi, gelir düzeyi, İSG eğitimi alma durumu, meslek hastalığı geçirme durumu, iş kazası ya da yaralanma geçirme durumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği anlaşılmıştır. Yine demografik verilerden cinsiyet durumu, medeni durum, unvan durumu ve çalışma türü durumu açısından anlamlı olarak farklılık göstermediği anlaşılmıştır. Kurumdaki İSG çalışmalarına yönelik memnuniyet düzeyi ile unvanları arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. Kurum yönetimince alınmış İSG tedbirleri ile eğitim durumları arasında ve kurumdaki çalışma ortamı ergonomisi ile çalışma süresi arasında anlamlı farklılık olduğu anlaşılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre sağlık kurum yönetimlerince iş doyumu ve motivasyon artırıcı uygulamaların yanı sıra alınması önerilen tedbirler çalışmanın sonunda özetlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İş sağlığı ve güvenliği, Sağlık çalışanları, İSG algısı, İSG kültürü.
İnşaat şantiyelerinde iş sağlığı ve güvenliği performansına etki eden faktörlerin göreceli önem indeksi yöntemiyle incelenmesi
Bu tez çalışmasının temel amacı inşaat şantiyelerinde iş sağlığı ve güvenliği performansına etki eden faktörlerin belirlenmesi ve önem düzeylerinin hesaplanmasıdır. Bu bağlamda detaylı bir literatür taraması yapılarak araştırma konusu ile doğrudan ilişkili mevcut çalışmalar detaylı olarak incelenmiş ve kronolojik sırayla sunulmuştur. Literatür bulguları, inşaat şantiyelerinde iş sağlığı ve güvenliği alanında oldukça tecrübeli olan 18 uzmanla yapılan yüz yüze görüşmeler neticesinde gözden geçirilmiş ve şantiyelerin iş sağlığı ve güvenliği performansını etkileyen 15 adet grup altında toplam 120 adet gözlemlenebilir faktör belirlenmiştir. İnşaat endüstrisinin iş sağlığı ve güvenliği performansı faktörlerinin göreceli önemi hakkındaki algılarını değerlendirmek için bir anket gerçekleştirilmiştir. Elde edilen anket sonuçları dikkate alınarak şantiye iş sağlığı ve güvenliği performansına etki eden faktörlerin önem düzeyleri göreceli önem indeksi (RII) yöntemi ile hesaplanmıştır. Faktörler ve gruplar hesaplanan göreceli önem indekslerine göre sıralanmıştır. Son olarak, şantiyelerin iş sağlığı ve güvenliği performansına etki eden en fazla öneme sahip faktörler ve gruplar tartışılmış, şantiye iş sağlığı ve güvenliği performansının geliştirilmesi amacıyla inşaat iş sağlığı ve güvenliği profesyonellerine yönelik olarak bazı öneriler sunulmuştur.
Mesleki stresin iş performansına etkisi: Suq Alshuyukh Hastanesi örneği
İnsanların günlük yaşamlarında ve iş yaşamlarında karşılaştıkları birçok problem mevcuttur. Stres bu problemlerin sonucu olarak ortaya çıkar ve yaşam kalitelerini ve iş performanslarını olumsuz olarak etkiler. Değişiklikler, olaylar, çatışmalar veya gelişmeler strese neden olabilirler. Stres; bireyi fiziksel, sosyal, psikolojik ve davranışsal olarak etkileyen bir unsurdur. İnsanlar stres karşısında farklı tutumlar ve davranışlar gösterirler. Günümüzün hızlı hayat temposu insanları hızlı hareket etmeye ve karar vermeye zorlamaktadır. Bu durum da kişilerin daha stresli bir hayat yaşamalarına neden olmaktadır. Bunun da doğal bir sonucu olarak da çalışma esnasında çeşitli hatalar yapılmaktadır. Bu hataların bir kısmı da iş sağlığı ve güvenliği (İSG) yönünden problemlere neden olmaktadır. Bu tür hatalar özellikle sağlık çalışmalarında daha tehlikeli olabilmektedir. Sağlık çalışmalarında hataya toleransın diğer alanlara göre çok az olması, bu alanda çalışan insanların mesleki stresini artırmakta, bu durum da iş tatminlerine ve dolayısı ile performanslarına olumsuz olarak yansımaktadır. Bu çalışma, sağlık sektörü çalışanlarının stres düzeylerini tespit etmek ve yaşanan stresin performans üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla Irak'ın güneyindeki Zi Kar Valiliğinde bulunan Suq Alshuyukh Hastanesi'nde çalışan 250 sağlık personeline anket uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlardan çalışanların amirleri tarafından takdir edilmesinin ve dinlenmesinin stresle başa çıkmada etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca, çalışma esnasında çalışanlar için sağlanan güvenliğin, maaş ve terfilerin, çalışanlara verilen kişisel gelişim ve yükselme imkanının performansı artırmada en etkili faktörler görülmüştür.
İmalat sanayisinde iş sağlığı ve güvenliği farkındalığının değerlendirilmesi: Çankırı ili örneği
Bu tez çalışmasının amacı imalat sanayisinde iş sağlığı ve güvenliği farkındalığının incelenmesi ve belirlenmesidir. Bu doğrultuda kapsamlı bir şekilde literatür taraması yapılmış ve çalışma konumuzla direkt olarak bağdaşan çalışmalar ayrıntılı bir biçimde incelenmiştir. Yapılan literatür çalışması kapsamında, imalat sanayinde iş sağlığı ve güvenliği alanında deneyimli çalışanlarla birebir görüşmeler yapılımış ve bu görüşmeler neticesinde imalat sanayisinde iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin uygulanmasına etki eden öncelikli durumlar belirlenmiştir. Bu kapsamda imalat sanayisinde iş sağlığı ve güvenliği farkındalığının araştırılması için bir anket geliştirilmiş ve uygulanmıştır. Elde edilen anket bulguları doğrultusunda katılımcıların iş sağlığı ve güvenliği farkındalığının belirlenmesi için frekans analizi gerçekleştirmiştir. Katılımcıların görüşleri frekans analiz sonuçlarına göre ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler sonucunda imalat sanayisinde iş sağlığı ve güvenliği farkındalığını belirleyen en önemli etkenler detaylı bir şekilde incelenmiş ve uzmanlardan farklı görüşler alınmıştır. Bu incelemeler ve uzman görüşleri kapsamında imalat sanayisinde iş sağlığı ve güvenliği farkındalığının artırılması ve geliştirilmesi amacıyla iş güvenliği profesyonelleri için bazı değerlendirmeler ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: İş Sağlığı ve Güvenliği, İmalat Sanayi, İş Sağlığı ve Güvenliği Farkındalığı.
Assessment of radiation risks and occupational health and safety measures to be taken about the health sector employees of the city of Babylon
Radiation exposure among radiologists and radiographers has become a concern. The level of radiation safety knowledge influences them. If there is a lack of protection knowledge, their actions won't be safe and may have unfavorable consequences. The study aimed to assess and reduce radiation risks for health workers in the radiation fields. A cross-sectional study was conducted at the Morgan and Imam Sadiq hospitals. The sample size was 200 workers. They were selected using random sampling and then interviewed by the questionnaire elements. Age groups (31-35 years) and (41-45 years) show good assessment levels (1.511± 0.178) and (1.623±0.127), respectively. While workers who have postgraduate certificates with an evaluation (1.592±0.157). As for career, the study found that radiologists have good scores (1.636±0.00) followed by radiologic technologists (1.500±0.186). The present study reveals that the mean of overall prevention and safety measures assessment was 16.33±2.24, which rested within poor levels (<17 scores). The results of this study indicate that the highest percentage (56.5%) of the participants have a poor assessment score for prevention and safety measures. In contrast, 43.5% of them with a good score. The study found that workers in the radiation field who have served more than ten years show a good assessment score regarding occupational health and safety measures. This study also recommends training courses and ensuring the necessary radiation protection tools available for newly hired employees.
Milli Eğitim Bakanlığı ortaöğretim kurumlarında iş sağlığı ve güvenliği çalışmaları: Çankırı örneği
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Kanunu sadece işyerleri ile ilgili değil, okullara yönelik kararları da içerir. Okullarda müdür, işveren görevindedir.İSG konusunda işverenlere büyük sorumluluk düşmektedir. Çalışma, Çankırı il merkezine bağlı Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) kurumlarında İSG çalışmalarını incelemek için yapıldı. Tanımlayıcı tipte olan çalışmada konu ile ilgili anket soruları hazırlandı. Ankette sosyodemografik özellikler ve İSG'ye yönelik sorular soruldu. Çalışmada 180 eğitim kurumunda görev yapan 159 okul idarecisi örnekleme alındı. Verilerin analizinde SPSS 25 sürümü, tanımlayıcı istatistik, normallik testleri kullanıldı. Okul idarecilerinin çoğunluğu okullarında İSG kurulu,İSG temsilcisi, risk değerlendirme ekibi, acil çıkış için uyarı levhaları, alarm ikaz sistemi, yangın ve havalandırma sistemi,laboratuvarda güvenlik uyarıları,ergonomik masa sandalye, ıslak zemin uyarı levhaları, kişisel koruyucu donanımları, merdivenlerde kaydırmaz bant, korkuluk,merdivenler arasında emniyet ağı,paratoner, ilk yardım dolabı, sabitlenmiş dolaplar olduğu,acil çıkış kapısı, periyodik kontroller, risk değerlendirme kontrolü, acil durum eylem planı,yangın tüpü bakım ve dolumu yapıldığını, acil çıkış kapısının kilitli olmadığını;kazan dairesi güvenliği sağlandığını, elektrik sigorta kutularının kilitli olduğunu, güvenlik görevlisinin olmadığını,İSG ve ilk yardım eğitimi verildiğini; idarecilerin yarıya yakını pencerelerde çocuk kilidi olmadığını; tamamına yakın genel olarak düzenli temizlik yapıldığını, tuvaletlerin günlük temizlendiğini belirtmiştir.İdarecilerin mesleki çalışma yılı ile okullarında İSG kurulu olması, İSG risk değerlendirme ekibi olması, İSG risk değerlendirmesi yapılması durumu, İSG çalışan temsilcisi olması sıklığı arasında fark olduğu(p<0,05)ANOVA testi ile belirlendi.Çalışmada okul idarecilerinin çoğunun okullarında İSG çalışmalarının yüksek düzeyde olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışma Çankırı iliyle sınırlıdır;geniş kapsamlı çalışma yapılması önerilmektedir.
Hastane öncesi acil sağlık hizmetleri personelinin iş sağlığı ve güvenliği hakkındaki bilgi düzeyinin iş kazaları ile ilişkisi: Ankara ili örneği
Sağlık sektörü içerisinde en göz önünde bulunan kuruluş 112 acil sağlık hizmetleridir. Ani ve beklenmedik bir durumla karşılaşıldığında ilk olarak aranan ve olay yerine ilk gelen 112 çalışanlarıdır. Acil bir durumun ilk başlangıcından hastaneye teslim edilme noktasına kadar görev alan bu çalışanlar hem hizmet verirken çalışma şartlarından dolayı hem de hizmet verdikleri ortamlardan kaynaklı birçok iş kazası yaşamaktadırlar. Bu iş kazaları önlenmezse ya da aynı iş kazalarına uzun süre maruz kalınırsa kişilerde kalıcı meslek hastalıklarına dönüşmekte ve kişinin iş sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle 112 acil sağlık hizmetlerinde iş sağlığı ve güvenliği konusu daha fazla önem verilmesi gereken bir konu haline gelmiştir. Bu çalışmada, sahada birçok tehlike ile karşı karşıya olan 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği bilgi düzeyini ölçmek, yaşadıkları iş kazalarının türlerini ve sıklıklarını belirleyerek iş sağlığı ve güvenliği bilgi düzeyleri ile iş kazaları arasında ilişki olup olmadığını tespit edip çıkan sonuçlar ışığında 112 çalışanlarının iş kazalarını azaltıcı, iş sağlığı ve güvenliğini arttırıcı öneriler sunmak amaçlanmıştır. Bu çalışma Ankara ili 112 çalışanlarından tabakalı örnekleme yöntemi ile belirlenmiş oranlarda toplamda 318 personel olacak şekilde yüz yüze görüşme yöntemi ile anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 25.0 programında analiz edilmiş, değişkenlerin frekans ve yüzde değerleri verilerek yorumlanmış ve raporlanmıştır. İstatistiksel analizlerde anlamlılık düzeyi olarak 0,05 kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen en önemli sonuç çalışanların iş sağlığı ve güvenliği konusunda yeterli bilgi düzeyinin olmasına rağmen yaşadıkları iş kazalarının ilk nedeninin ergonomik olmayan teçhizat kullanımı olmasıdır. İstasyon şartlarının ise halen yetersiz olması personellerin en önemli sıkıntılarından biridir.
Hastane çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği problemleri: Hepatit B (HBV) enfeksiyonuna maruziyetleri
Sağlık çalışanları, çalışma hayatında fiziksel, ergonomik, kimyasal, biyolojik ve psikososyal sorunlarla da karşılaşmaktadır. Deri teması sonrası ortaya çıkan virüsle (HIV), enjeksiyon (Hepatit B) (iğne) teması sonrası ortaya çıkan virüsler, cerrahi müdahele sırasında temas ile ortaya çıkan enfekte yaralanmalar bulunmaktadır. Bu çalışma, hastane çalışanlarının sorunlarını tespit etmek amacıyla yapılmış bir pilot çalışma niteliğinde Hepatit B (HBV) enfeksiyonuna maruz kalma durumunu araştırmaktadır. Bu amaçla Irak Al-Diwaniyah Valiliğindeki Al-Diwaniya Hastanesinde 1000 gönüllü sağlık çalışanına anket uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak analiz edildiğinde, hastane çalışanlarının Hepatit B (HBV) enfeksiyonuna maruz kalmasıyla ilgili sorunları olduğu sonucuna varılmıştır. Spesifik olarak, Hepatit B (HBV) enfeksiyonun nedenleri steril olmayan aletlerin kullanımı, kontamine akupunktur ve diş aletlerinin kullanımı ve belirli alanlarda hastaneye yatış ile ilişkili olarak görülmüştür. Ayrıca çalışma, acil durum ve yangın ile hastane ergonomisi, iş hijyeni ve çevre sağlığı gibi alt alanlar dahil olmak üzere İSG çalışmaları ve bilgilendirmelerinin artırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Hepatit B (HBV), Enfeksiyon, İş Sağlığı ve Güvenliği, Hastane, Sağlık Çalışanları, İş kazaları ve meslek hastalıkları.
Evaluation of personal protective equipment for healthcare professionals to prevent transmission of covid-19
Healthcare workers (HCWs) face an elevated risk of contracting COVID-19, and implementing safety measures, including personal protective equipment (PPE), is critical in preventing infections. The study follows a cross-sectional design, focusing on four hospitals in Babylon province with epidemiological wards for COVID-19 patients, randomly selecting two through multistage sampling. A sample size of 425 HCWs was chosen via simple random sampling, with respondents providing insights through a questionnaire spanning demographic data, prevention and control methods assessment, evaluation of COVID-19 measures, and assessment of PPE requirements. When examining prevention and control methods by functional title and healthcare facility type, outcomes revealed that bacteriologists scored highest (4.275±0.329), followed by chemists (4.225±0.459), whereas pharmacist assistants scored lower (2.10±0.212). The assessment of medical laboratories yielded the highest score (4.059±0.400), contrasting with the emergency unit, which exhibited a lower score (3.883±0.452). Considering the overall evaluation of PPE within primary domains, the prevention and control methods domain earned the highest score (4.001±0.501), reflecting a good evaluation level. Conversely, the COVID-19 measures domain received a lower score (4.001±0.501), signifying a moderate evaluation level. Correlation analysis demonstrated highly significant positive correlations (P-value < 0.001) between prevention and control methods and COVID-19 measures (r=0.624), prevention and control methods and assessment of PPE conditions (r=0.476), and COVID-19 measures and assessment of PPE conditions (r=0.476). The study's findings indicated a significant association between the total PPE evaluation score and socio-demographic variables (P-value < 0.05), excluding the type of healthcare facility, which lacked substantial association with the total PPE evaluation score (P-value > 0.05). In conclusion, HCWs' overall assessment of PPE usage falls within an average range. Notably, a considerable percentage of HCWs reported inadequate training on PPE. The study underscores the necessity for comprehensive education and training across all HCWs, focusing on infection prevention, control strategies, and proper PPE utilization.
Üniversite çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği yeterlilik algılarının incelenmesi: Çankırı Karatekin Üniversitesi örneği
Çankırı Karatekin Üniversitesi çalışanlarının İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) yeterlilik algılarını incelemeyi amaçlayan bu araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma 289 üniversite çalışanı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri "Kişisel bilgi formu" ve "İş Sağlığı ve Güvenliği Yeterlilik Algısı Ölçeği" aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizinde bilgisayar destekli istatistik paket programlarından yararlanılmıştır. Veriler normal dağılım gösterdiği için iki gruptan oluşan değişkenlerin karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla gruptan oluşan değişkenlerin karşılaştırılmasında ise ANOVA analizi kullanılmıştır. ANOVA analizinin istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar verdiği durumlarda PostHoc analizi yapılmıştır. Üniversite çalışanlarının İSG yeterlilik algısı çalışanların yaşlarına, eğitim düzeylerine, mesleklerine, hizmet sürelerine, İSG kanunun içeriğini bilme, İSG eğitimi alma, iş kazasına tanık olma, İSG hak ve sorumluluklarını bilme durumlarına göre anlamlı düzeyde farklılık göstermiştir. Çalışanların cinsiyetleri ve iş kazası geçirme durumlarının ise İSG yeterlilik algıları üzerinde anlamlı bir farklılık meydana getirmemiştir. Araştırmada, üniversite çalışanlarının İSG algılarının ortanın üzerinde olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sonuç doğrultusunda, çalışanların İSG farkındalığının artırılması için çeşitli eğitimler düzenlenmesi ve belirli aralıklarla bu eğitimlerin tekrarlanmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Early detection of work-related musculoskeletal disorders in nurses training in healthcare facilities in Iraq: The case of Hilla Hospital
In this study, workplace health, safety, and welfare are covered under Occupational Health and Safety (OHS), which serves as a foundation for reducing occupational accidents to an acceptable level. OHS is concerned with the health, safety, and welfare of workers in a variety of industries, and nurses are at the center of health services and contribute to the welfare of societies. Workplaces in the health services sector are complex environments that can be dangerous from time to time, and unsafe working conditions can cause a decrease in the workforce in the health services sector. Decent working conditions in this sector must take into account the health and well-being of workers, as the quality of care provided by health care workers depends in part on the quality of their working environment. Work-related musculoskeletal disorders (WMSDs) are injuries that affect the connective tissues of the body. It is one of the leading causes of occupational injury and disability worldwide. Nurses in Iraq suffer from work-related musculoskeletal disorders due to awkward situations, heavy lifting, and repetitive movements with patients. The main aim of this study was the early detection of work-related musculoskeletal disorders among nurses working at Hilla General Teaching Hospital in Babylon. A descriptive cross-sectional study design was used. The Nordic Musculoskeletal Questionnaire (NMQ) was used to collect information. Musculoskeletal disorders are one of the most common reasons patients seek medical care. Musculoskeletal diseases are still the main source of disability and lost working time. Understanding the reasons, especially work-related reasons, is still the key to primary prevention. This questionnaire covered nine areas of the body (the neck, shoulder, back, elbow, hand/wrist, lower back, hip/thigh, knee, and foot/ankle). It is a self-reported questionnaire asking if there has been any pain in the past 6 days or year. NMQ was used to collect information from 206 randomly selected nurses from abroad, and the sample size was 400. The research data were analyzed with SPSS for Windows 26.0. The study showed that 60.7% of the nurses were male and 39.3% female. The analysis showed that there was no significant relationship between any age group and education level. Among nurses from any part of the body, the 12-month work-related musculoskeletal prevalence was highest in WMSDs of the low back (51.9%), followed by the neck (37.4%). The main risk factor for WMSDs was exercise. There was a strong correlation between work-related musculoskeletal disorders, age, marital status, education level, seniority, the unit worked in the hospital, smoking, exercise, gender, and work hours (p ≤ 0.05). The results of our study revealed that only physical exercises predict muscular risks during work (OR = 4.366, CL = 1.569–12.15). The findings of the study can be used by hospital administrators to provide appropriate guidance on treatment strategies for the prevention and management of work-related musculoskeletal disorders among nurses to reduce occupational risks and improve patient care in hospitals. Keywords: Health workers, Nurses, Work-related musculoskeletal disorder, Risk factors, Musculoskeletal disorders.
İş sağlığı ve güvenliği profesyonellerinin işkoliklik düzeyi ile iş-aile çatışması ilişkisi
Bu tez çalışmasının ana amacı iş sağlığı ve güvenliği (İSG) profesyonellerinde işkoliklik ile iş-aile çatışması arasındaki olası ilişkilerin incelenmesidir. İSG profesyonellerinde bazı sosyo-demografik ve iş hayatıyla ilgili özelliklerin çalışmanın ana değişkenleri üzerindeki etkilerinin belirlenmesi ise çalışmanın alt amacıdır. Çalışmanın örneklemini Türkiye'de özel veya devlet kurumlarına bağlı farklı çalışma ortamlarında aktif görev almakta olan 219 İSG profesyoneli oluşturmaktadır. "Survey Monkey Çevrimiçi Veri Toplama Platformu" üzerinden gerçekleştirilen çalışmanın veri toplama sürecinde, araştırmacı tarafından geliştirilen "Sosyo-demografik Bilgi Formu ve İş Yaşamı Anketi", "DUWAS İşkoliklik Ölçeği (DİÖ)" ve "İş-Aile Yaşam Çatışması Ölçeği (İAYÇÖ)" kullanılmıştır. Çalışmanın ana değişkenleri arasındaki ilişkiler Spearman Korelasyon Analizi ile incelenmiş, grup karşılaştırmaları t-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Mann-Whitney-U, Kruskal-Wallis testleri ile analiz edilmiştir. Yürütülen analizler sonrasında İSG profesyonellerinde aile tipinin, aile-iş çatışması üzerinde; yaşın, kompülsif çalışma davranışları üzerinde; fazla mesai/ aşırı çalışma varlığının, aşırı çalışma davranışları ve iş-aile çatışması üzerinde; haftalık aşırı çalışma saatlerinin ve sosyal aktivite için ayrılan sürenin, iş-aile çatışması üzerinde; hali hazırda hobi varlığının ise hem iş-aile çatışması hem de aile-iş çatışması üzerinde anlamlı etkilerinin olduğu sonucu elde edilmiştir. Çalışmada ayrıca katılımcıların aşırı çalışma puanları arttıkça iş-aile çatışması (r = .50) ve aile-iş çatışması (r = .39); benzer şekilde kompülsif çalışma puanları arttıkça iş-aile çatışması (r = .42) ve aile-iş çatışması (r = .32) puanlarının anlamlı olarak artış gösterdiği bulunmuştur. İSG profesyonelleri özelinde işkolikliğin psiko-sosyal yönüne dikkat çeken mevcut sonuçların bu konuda yürütülecek sonraki araştırmalara ışık tutabileceği düşünülmektedir.
Az tehlikeli iş yerleri çalışanlarının iş sağlığı ve iş güvenliği konusundaki bilgi düzeyinin çok boyutlu olarak değerlendirilmesi: Çankırı ili saha araştırması
ÇETİNKAYA, Büşra. Az Tehlikeli İş Yerleri Çalışanlarının İş sağlığı ve Güvenliği Konusundaki Bilgi Düzeyinin Çok Boyutlu Olarak Değerlendirilmesi: Çankırı İli Saha Araştırması (Yüksek Lisans Tezi), Çankırı, 2024. Ülkemizde, 6331 Sayılı İş Sağlığı Ve Güvenliği Kanunu tüm sektörleri kapsayarak çalışanların korunmasını amaçlamaktadır. Bu kanuna göre iş yerleri; az tehlikeli, tehlikeli ve çok tehlikeli olmak üzere üç farklı risk seviyesine ayrılmıştır. Elliden az çalışanı olan ve az tehlikeli olarak sınıflandırılan işletmeler için, iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi bulundurma şartı 31 Aralık 2023'e kadar ertelenmiştir. Hem kamu hem de özel sektördeki az tehlikeli iş yerlerinde çalışan sayısı oldukça fazladır. Bu çalışma, az tehlikeli sınıftaki iş yerlerinde çalışanların İSG uygulamalarının ertelenmesi kararını dikkate alarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma, az tehlikeli iş yerlerindeki çalışanların İSG hakkındaki bilgi düzeylerini, farkındalıklarını artırmayı, mevcut eksiklikleri tespit etmeyi ve bunları gidermek için alınması gereken önlemleri belirlemeyi hedeflemektedir. Bu çalışmada, Çankırı il merkezi ve ilçelerinde az tehlikeli iş yerlerinde çalışan kamuda ve özel sektörde görevli 221 personel yer almaktadır. Katılımcılara 71 soruluk bir anket uygulanmış ve elde edilen veriler bilgisayar destekli bir istatistiksel yazılımı yardımıyla değerlendirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, az tehlikeli iş yerlerindeki çalışanların, İSG konusunda yeterli bilince sahip olmadıkları, mevcut uygulamaların eksik olduğu ve yasal düzenlemelerin ertelenmesi nedeniyle İSG önlemlerinin öneminin tam olarak kavranamadığı tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, iş yerlerinde güvenli ve sağlıklı çalışma ortamlarının oluşturulabilmesi için düzenlemeler yapılması ve ihtiyaçlara göre İSG eğitimlerinin planlanması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: İş sağlığı ve güvenliği, 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, İSG Tehlike Sınıfları, İSG çalışanlarının bilgi düzeyi
COVİD-19 döneminde uzaktan eğitimin iş sağlığı ve güvenliği üzerindeki etkileri (Çankırı ili örneği)
Uzaktan eğitim kavramı COVİD-19 pandemisi ile hayatımızın merkezine girmiştir. Uzaktan eğitim, öğrencilerin ve öğretmenlerin fiziksel olarak aynı mekanda bulunmalarını gerektirmeyen, internet ve dijital teknolojiler aracılığıyla gerçekleştirilen bir eğitim modelidir. Bu araştırmanın amacı, uzaktan eğitim sırasında öğretmenlerin bilgisayar ve diğer iletişim araçları başında geçirdikleri süre boyunca karşılaşacakları İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) ile alakalı durumları tespit etmektir. Ayrıca bu durumlar karşısında bilinç düzeylerini tespit etmek ve olası olumsuz durumlar için çözüm yolları sunmak da araştırmanın diğer bir amacı olmuştur. Araştırma sırasında öncelikle COVİD-19, uzaktan eğitim ve İSG kavramları tanımlanmıştır. Uzaktan eğitim esnasında oturuş biçimleri, ekrana bakış açıları gibi ergonomik etkiler, maruz kalınan radyasyon etkileri ve stres kaynaklı psikolojik etkiler gibi çok sayıda faktörün öğretmenlerin sağlığı üzerindeki etkileri anlaşılmaya ve anlatılmaya çalışılmıştır. Bu etkileri anlamaya çalışırken bu konularda daha önce yapılan çalışmalardan faydalanılmıştır. Ayrıca öğretmenlerin farkındalık düzeylerini tespit etmek amacıyla Çankırı ili Merkez ilçesinde yer alan resmi ve özel ortaokullarda görev yapan 200 öğretmene bu çalışma kapsamında geliştirilen özgün bir ölçek uygulanmıştır. Ölçek, açık uçlu sorular da içeren ve öğretmenlerin görüşlerine dayanan, nitel bir ölçme temeline dayanmaktadır. Araştırma neticesinde öğretmenlerin uzaktan eğitim araçlarını kullanırken uyması gereken İSG kurallarından haberdar olup olmadığına dair bir soruya verdikleri %41,5 olumlu, %37 olumsuz ve %21,5 kısmen cevaplarından yola çıkarak öğretmenlerimizin İSG kavramı ile ilgili destek eğitimleri almaları gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: COVİD-19,Uzaktan eğitim, İş sağlığı ve güvenliği, İSG, Ergonomi.
Sağlık çalışanlarının maruz kaldıkları iş kazaları ve meslek hastalıklarının değerlendirilmesi: Thi Qar Valiliğine bağlı hastaneler örneği
İş sağlığı ve güvenliğinin (İSG) sağlanması, sağlık hizmetleri sektörü için kritik bir öneme sahiptir. Sağlık sektöründe çalışanlar, mesleki yaşamlarında kendine özgü fiziksel, ergonomik, kimyasal, biyolojik ve psikososyal risk faktörleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu nedenle, hastanelerde iş sağlığı ve güvenliğinin etkin bir şekilde sağlanması ve geliştirilmesi gereklidir. Sağlık çalışanlarının maruz kaldıkları iş kazaları ve meslek hastalıklarının tespit edilmesi, bu kapsamda alınacak önlemler için temel bir gerekliliktir. Bu çalışma, Irak'ın Thi Qar Valiliği'ne bağlı dört eğitim ve araştırma hastanesinde (General Al-Shatra Hastanesi, Al-Haboubi Eğitim Hastanesi, Al-Hussein Eğitim Hastanesi ve Al-Nasiria Eğitim Hastanesi) görev yapan sağlık çalışanlarının iş kazaları ve meslek hastalıkları ile ilgili deneyimlerini ve bu alanda yapılan düzenlemeleri değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, betimleyici bir tasarım ile yürütülmüş olup, örneklemini söz konusu hastanelerde görev yapan ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 600 sağlık çalışanı oluşturmuştur. Çalışma, Şubat 2022 ile Temmuz 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara, altılı Likert tipi 45 maddelik bir İSG ölçeği ile 11 sorudan oluşan kişisel bilgi formu uygulanmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar destekli bir istatistiksel analiz programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Analizlerde; Kolmogorov-Smirnov, t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Kruskal-Wallis, Bonferroni düzeltmeli t testi, Bonferroni düzeltmeli Mann-Whitney U testi, Pearson Ki-kare ve Pearson Korelasyon analizleri kullanılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre, katılımcıların bir kısmının mesleki hastalıklara maruz kaldığı tespit edilmiştir. İş kazaları kapsamında, sağlık çalışanlarının en çok yumuşak doku travmaları, sözel şiddet ve kronik yorgunluk gibi durumlarla karşılaştığı görülmüştür. Meslek hastalıkları açısından ise kas ve eklem rahatsızlıklarının daha yaygın olduğu bildirilmiştir. Ayrıca, sözel şiddet ve kronik yorgunluk vakalarının özellikle cerrahi kliniklerde daha sık yaşandığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İş Sağlığı ve Güvenliği; Hastane; Sağlık Çalışanları. İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları, Irak.
İmalat sektörü çalışanlarının güvenlik iklimine ilişkin algılarının değerlendirilmesine yönelik bir araştırma
İmalat sektöründe iş kazaları karşılaşılan en önemli sorunlardan biridir. Bu sektörde meydana gelen iş kazlarını önlemek ve ülke ekonomisine olan katkısını artırarak devamlılığını sağlamak için çalışma ortamlarındaki bireylerin güvenlik iklimi algıları önemle üzerinde durulan bir kavramdır. Çalışmanın amacı, imalat sektörü çalışanlarının güvenlik iklimi hakkındaki tutum ve algılarını ölçerek yapılacak değerlendirmelerle iş kazalarını azaltmak, iş kazalarının maliyetini düşürmek ve nihayet ekonomik büyümeyi teşvik etmektir. Bu araştırmada, imalat sektörü çalışanlarının güvenlik iklimine ilişkin algılarının; yaş, cinsiyet, eğitim durumu, çalışma süresi, kaza veya ramak kala olay yaşama durumu ve iş kolu değişkenlerine göre farklılık gösterip göstermedikleri incelenmiştir. Güvenlik iklimi algısını ölçmek amacıyla anketten faydalanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla, frekans analizi, normallik testi, faktör analizi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), t testi (cinsiyet) ve güvenlik iklimi puanlarının farkını karşılaştırmak için Çoklu Varyans Analizi (MANOVA) yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda çalışanların güvenlik iklimine ilişkin değerlendirmelerinin yaşlarına, tecrübelerine ve kaza veya ramak kala olay yaşama durumlarına göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Güvenlik bilinci ve yetkinlik, güvenlik iletişimi ve güvenlik önlemlerinin imalat sektöründeki çalışanların güvenlik iklimi ölçümünde önemli faktörler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışanların güvenlik iklimine ilişkin değerlendirmelerinin cinsiyete, eğitim düzeylerine ve çalıştıkları iş koluna göre farklılık göstermediği tespit edilmiştir.