Theses supervised by Doç. Dr. Dilek Aygin
12 theses · Sakarya University
Açık kalp ameliyatı öncesi hastaların kaygı düzeylerinin ameliyat sonrası ağrı, dispne, bulantı-kusma ve tedaviye uyuma etkisinin değerlendirilmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada açık kalp ameliyatı öncesi hastaların kaygı düzeylerinin ameliyat sonrası ağrı, dispne, bulantı-kusma ve tedaviye uyuma etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma, etik kurul onayı alındıktan sonra Eylül 2017-Nisan 2018 tarihleri arasında, açık kalp ameliyatı geçiren 77 hastayla gerçekleştirildi. Ameliyat öncesi "Ameliyata Özgü Kaygı Ölçeği (AÖKÖ)" ve hasta bilgi formu; ameliyat sonrası yoğun bakımdan servise nakledildikten sonraki 3 gün içerisinde "Görsel Ağrı Ölçeği (GAÖ)", dispne için "Modifiye Borg Skalası", "Rhodes Bulantı-Kusma ve Öğürme İndeksi (BKÖİ)" ve "Morisky-8 Tedaviye Uyum Ölçeği (MMAS)" uygulandı. Veriler, ortalama, standart sapma, frekans dağılımı, mann whitney u, spearman korelasyon ve kruskal wallis testleriyle değerlendirildi. BULGULAR: Katılımcıların yaş ortalamasının 58,63±11,85, %72,7'sinin erkek, %46,8'inin fazla kilolu olduğu tespit edildi. %58,4'üne koroner arter bypass greft ameliyatı uygulandığı, ameliyattan sonra en fazla solunum sıkıntısı (%22,1) ve ayağa kalkınca baş dönmesi (%22,1) yaşadıkları belirlendi. Ölçeklerden elde edilen puan ortalamalarına göre; ağrı dereceleri 1,94, dispne şiddeti 0,91, kaygı düzeyi 22,69, BKÖİ toplam sıkıntı puanı 0,51, MMAS ortalamaları ise 5,39 olarak ölçüldü. Kadınların AÖKÖ ve BKÖİ toplam sıkıntı puan medyanları erkeklere göre, ilaç kullanmayanların AÖKÖ puan medyanı ilaç kullananlara göre, daha önce ameliyat olanların BKÖİ toplam sıkıntı puan medyanları daha önce ameliyat olmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksekti (p<0,05). Ölçekler arası ilişkiye bakıldığında ağrı derecesi ile borg skalası arasında orta seviyede, ağrı derecesi ile BKÖİ arasında düşük seviyede pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). SONUÇ: Açık kalp ameliyatı öncesi hastaların orta düzeyde kaygı yaşadığı belirlenmiş olup, ameliyat sonrası ağrı arttıkça dispne şikâyetinin ve bulantı kusmanın da arttığı saptandı. Ancak kaygı ile ağrı, dispne, bulantı-kusma ve tedaviye uyum arasında ilişki bulunmadığı belirlendi. Anahtar Sözcükler: ağrı, anksiyete, bulantı, dispne, tedaviye uyum
Bariyatrik cerrahi hastalarında hemşirelik danışmanlığının beden imajı, depresyon, yeme özellikleri, yaşam kalitesi ve konfor düzeyi üzerine etkisi
GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma, bariyatrik cerrahi hastalarına verilen eğitim ve hemşirelik danışmanlığının hastaların beden imajı algıları, depresyon durumları, yeme özellikleri, yaşam kalitesi, fiziksel aktivite düzeyleri, konfor düzeyleri ve komplikasyon görülme durumlarına etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Randomize kontrollü, ön test-son test tekrarlayan ölçümlü deneysel model kullanılan çalışma, Mart 2017 - Mayıs 2018 tarihleri arasında, Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde 25 girişim, 26 kontrol grubu hastasıyla gerçekleştirildi. Eğitim kitabı ve video CD kullanılarak ameliyat öncesi 2, ameliyat sonrası 4 oturum şeklinde bireysel olarak eğitim ve danışmanlık hizmeti verildi. Ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 1.ay, 3.ay ve 6.ayda değerlendirmeler yapıldı. Veriler Hasta Bilgi Formu, Beden İmajı Doyum Ölçeği (BİDÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Yeme Bozukluğunu Değerlendirme Ölçeği (YBDÖ), SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (UFAA) ve Konfor Skalası ile toplandı. Vücut kompozisyonu, yaşamsal bulguların ölçümü ve hekim tarafından istenilen kan tetkik sonuçlarının takibi yapıldı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, Pearson Ki-kare, Fisher Exact, Mann Whitney U, Wilcoxon Signed Rank, McNemar Ki-kare ve Friedman Testleri kullanıldı. BULGULAR: Ameliyat sonrası 6.ay izleminde girişim grubunun BİDÖ, SF-36 Fiziksel ve Mental Komponent, UFAA Toplam, Yürüme, Orta ve Şiddetli Aktivite, Sosyal ve Çevresel Konfor puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek, BDÖ, YBDÖ Toplam, Kilo Endişeleri, Kısıtlama alan puanları anlamlı düzeyde düşüktü (p<0,05). Girişim grubunda kaybedilen fazla kilo miktarı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksekti(p<0,05). Girişim ve kontrol grubunun yaşam bulguları ve komplikasyon görülme oranlarında bir fark görülmedi (p>0,05). SONUÇ: Sonuçlar bariyatrik cerrahi hastalarına uygulanan EDH programının etkin bir program olduğunu destekledi. Anahtar Kelimeler: Obezite cerrahisi, Sleeve gastrektomi, Hasta eğitimi, Danışmanlık, Hemşirelik bakımı
Kalp cerrahisi sonrası yapılan akupresür uygulamasının ağrı, anksiyete ve uyku kalitesi üzerine etkisi
GİRİŞ VE AMAÇ: Koroner arter hastalıklarının artışıyla birlikte cerrahi tedavi uygulamaları da artmaktadır. Kalp cerrahisi uygulanan hastalarda anksiyete, ağrı ve uyku problemi yaygın görülen semptomlar arasındadır. Bu semptomların iyi yönetilebilmesi iyileşme sürecini için önemlidir. Çalışmanın amacı akupresürün kalp cerrahisi sonrasında ağrı, anksiyete ve uyku kalitesi üzerine olan etkisini belirlemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma randomize kontrollü çalışma olarak gerçekleştirildi. Akupresür ve standart bakım uygulanan deney grubu (n=50) ve sadece standart bakım uygulanan kontrol grubu (n=50) olmak üzere toplam 100 açık kalp cerrahisi hastası çalışmaya alındı. Hastaların ağrı, anksiyete ve uyku düzeyi, cerrahi kliniğe geldikleri gün başlayarak 3 gün boyunca kontrol edildi. Ağrı görsel analog skala (VAS) ile, anksiyete BECK Anksiyete Skalası ve görsel analog skala (VAS-A), uyku Richard's Campell Uyku Ölçeği (RCUÖ) ile değerlendirildi. BULGULAR: Çalışma kapsamına alınan tüm hastaların %97'sinin (n:97) ağrı şikâyeti olduğu belirlendi. Örneklem grubunda ağrısı olanların VAS Ağrı Skoru ortalaması 4,38±1,19 iken, bu ortalama müdahale grubunda 4,46±1,19, kontrol grubunda 4,30±1,19 olarak değişiklik gösterdi. Örneklem grubunun ilk değerlendirmedeki VAS Anksiyete Skoru ortalama 5,33±0,85 iken bu ortalamanın müdahale grubunda 5,62±0,63, kontrol grubunda ise 5,04±0,94 olduğu görüldü. Uyku probleminin örneklem grubunun %92'sinde (n:92) görüldüğü belirlendi. Örneklem grubunun ilk değerlendirmedeki RCUÖ Uyku Ölçeği puanının ortalama 184,20±69,66 iken bu ortalamanın müdahale grubunda 177,00±64,12, kontrol grubunda ise 191,30±74,77 olduğu görüldü. Müdahale grubunun VAS ağrı puanının, VAS-A anksiyete ve BECK anksiyete puanının akupresür uygulaması ile birlikte tekrarlayan ölçümlerde istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı şekilde azaldığı saptandı. Akupresür uygulaması ile birlikte uyku derinliğinin, uykuya dalma kalitesinin ve uyku kalitesinin istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı şekilde arttığı tespit edildi. Bununla birlikte gece uyanma sıklığı ve gece uyanık kalma süresi istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı şekilde azaldığı belirlendi. SONUÇ: Kalp cerrahisi sonrası cerrahi klinikte takip edilen hastalarda, St6, GB20, MC6, H7 noktalarına uygulanan akupresürün, hastaların ağrı düzeyini azalttığı, anksiyete düzeyini azalttığı ve uyku kalitesini arttırdığı görüldü. Akupresürün kullanımı kolay ve etkili bir uygulama olabileceği ve klinikte sağlık profesyoneli tarafından kullanımının mümkün olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Akupresür, kalp cerrahisi, ağrı, anksiyete, uyku
Abdominal cerrahi sonrası sakız çiğnemenin bağırsak fonksiyonlarına etkisinin değerlendirilmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Günümüzde güvenilir, etkin bir tedavi yöntemi olarak görülen ve yaygın olarak yapılan cerrahi girişimlerin sonrasında bağırsak hareketlerinin mümkün olan en erken zamanda başlaması istenilen bir durumdur. Dolayısıyla bu çalışma, abdominal cerrahi girişim uygulanan hastalarda ameliyat sonrası dönemde sakız çiğnetilmesinin ilk gaz, gaita çıkarma ve taburcu olma için geçen süreye etkisini belirlemek amacıyla planlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Randomize kontrollü deneysel araştırma yöntemi ile planlanan çalışma, Eylül 2015-Haziran 2016 tarihleri arasında mide ve ince/kalın bağırsak cerrahisi uygulanan 100 hasta ile yapıldı. Hastalar basit rasgele örnekleme yöntemi ile ameliyat sırasına göre 50 müdahale, 50 kontrol grubuna ayrıldı. Müdahale grubuna nazogastrik sondaları çıkarıldıktan sonra günde üç kez 45'er dakika olacak şekilde, hastalar ilk gazlarını ve gaitalarını çıkarana kadar şekersiz sakız çiğnetildi. Her iki gruptaki hastaların ilk gaz, gaita çıkarma süreleri ve bağırsak sesleri veri toplama formuna kaydedildi. Verilerin analizi, SPSS 23 programı ile bağımsız gruplar t testi, ANOVA testi, Pearson korelasyon ve bağımlı gruplar t testi kullanılarak yapıldı. BULGULAR: Araştırmada müdahale grubu ile kontrol grubu arasında gaz gaita çıkarma süresi ile taburcu olma süresi bakımından istatistiksel anlamda farklılık bulundu (p<0,05). Müdahale grubundaki hastaların ortalama gaz çıkarma süresi 60,06 saat iken kontrol grubundakilerin 79,26 saat, müdahale grubundaki hastaların ortalama gaita çıkarma süresi 75,40 saat iken kontrol grubundakilerin 98,40 saat, müdahale grubundaki hastaların ortalama taburcu olma süresi 97,32 saat iken kontrol grubundakilerin 117,74 saat olarak tespit edildi. SONUÇ: Bu çalışma sonucuna göre, abdominal cerrahi sonrası sakız çiğnetilen hastaların daha erken gaz, gaita çıkardığı ve daha kısa sürede taburcu oldukları görüldü. Dolayısıyla sakız çiğnemenin erken beslenmeye uygun olmayan hastalar için oldukça güvenli, kolay, ucuz ve tolere edilebilen alternatif bir yaklaşım olduğu düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: abdominal cerrahi, bağırsak hareketleri, sakız çiğneme, gaz ve gaita çıkarma, taburculuk
Ameliyat öncesi ve sonrası uygulanan imgeleme tekniğinin bulantı kusma ve diğer semptomlar üzerine etkisi: Prospektif randomize kontrollü çalışma
GİRİŞ VE AMAÇ: İmgelem, farklı mekanizmalarla psikolojik ve fizyolojik değişikliklere neden olmaktadır. Bu çalışma, imgelemin ameliyat öncesi kaygı, ameliyat sonrası bulantı-kusma, ağrı, anksiyete, uyku kalitesi, memnuniyet düzeyi, kullanılan analjezik-antiemetik miktarı ile hastanede kalış süresi üzerindeki etkisinin araştırılması ve Postoperatif Bulantı-Kusma Etki Ölçeği'nin (PBKEÖ) Türkçe geçerliliğinin yapılması amacıyla planlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Deneysel randomize kontrollü ve metodolojik ölçek geçerliliği olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilen çalışmadaki hastalar, müdahale grubu (MG:n=30) ve kontrol grubu (KG:n=30) olarak iki gruba ayrıldı. MG'ne ameliyat öncesi dönemde bir kez, ameliyat sonrası ilk gün bir kez, ikinci ve üçüncü günde iki kez, toplamda altı kez yönlendirilmiş imgelem uygulandı. KG, standart hemşirelik bakımı aldı. Tüm hastaların ameliyat öncesi kaygı durumu, ameliyat sonrası bulantı, ağrı, anksiyete, uyku kalitesi ve memnuniyet düzeyi değerlendirildi. Ayrıca ameliyat sonrası bulantı kusması olan 100 hastayla PBKEÖ'nün Türkçe geçerlik çalışması yapıldı. BULGULAR: Müdahale grubunun ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası anksiyete düzeyinin, ameliyat sonrası ağrı düzeyi ile birinci gündeki analjezik ve antiemetik ihtiyacının KG'ne göre düşük olduğu, memnuniyet düzeyi ve uyku kalitesinin ise KG'den daha yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Buna karşın MG'nin post operatif bulantı düzeyi, kusma sayısı (postoperatif 2. saat hariç) ve hastanede kalış süresi ise benzerdi (p>0,05). PBKEÖ'nin Türk toplumu için geçerli ve uygulanabilir olduğu sonucuna varıldı. SONUÇ: Perioperatif süreçteki hastalarda imgelemin psikolojik ve fizyolojik pozitif etkileri olduğu görüldü. Kolay uygulanabilmesi, maliyetinin düşük olması, pozitif etkilerinin yanı sıra yan etkisinin olmaması gibi avantajları nedeniyle, cerrahi sonrası hızlı iyileşme için kullanılabilecek bir yöntem olarak düşünülmektedir Anahtar Sözcükler: imgelem, bulantı-kusma, ağrı, anksiyete, uyku kalitesi, memnuniyet
Cerrahi girişim geçiren meme kanserli hastalarda roper, logan ve tierney'in günlük yaşam aktiviteleri modeline göre verilen eğitimin kolun disfonksiyonuna, lenfödeme ve yaşam kalitesine etkisi
GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma; cerrahi girişim geçiren meme kanserli hastalarda operasyon sonrası Kolun Postoperatif İşlevsel Bozukluğu Subjektif Algısı (SPOFIA) Ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirliğini incelemek, Roper, Logan ve Tierney'in günlük yaşam aktiviteleri modeline göre verilen eğitimin kolun disfonksiyonuna, lenfödeme ve yaşam kalitesine etkisi incelemek amacıyla planlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma iki aşamada yürütüldü. Birinci aşamasında metodolojik yöntem, ikinci aşamasında, randomize kontrollü, tekrarlayan ölçümlü deneysel model kullanıldı. Etik kuruldan ve SPOFİA Ölçek sahibinden gerekli izinler alındı. Veriler, Kasım 2017 – Ekim 2018 tarihleri arasında, bir üniversitesi araştırma ve uygulama hastanesinde toplandı. İlk olarak SPOFİA Ölçeğinin Türkçe geçerliliği için 142 hastadan, ikinci aşamasında ise 60 hastadan (kontrol grubu: 30, müdahale grubu: 30) veriler toplandı. Araştırmada; Hasta Bilgi Formu, SPOFİA, KATZ-GYA, DASH ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçekleri kullanıldı. Hastalar ile ameliyat sonrası üç görüşme (1. hafta, 1. ay ve 3. ay) yapıldı. Müdahale grubuna ilk görüşmede eğitim kitapçığı ile bireysel olarak eğitim verildi. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, bağımsız t testi, Ki-kare ve varyans analizinden (RepeatedMeasures ANOVA) yararlanıldı. BULGULAR: SPOFİA ölçeğinin Türk hastalar için geçerli ve güvenilir olduğu ve hastaların subjektif bulguların uzunlamasına izlemde bireysel takip olarak kullanılabileceği saptandı. İkinci aşama bulgularında ise; SPOFİA, DASH ve KATZ GYA ölçek ortalamalarında zamana göre azalma, SF-36 alt boyutları puan ortalamalarında artma olduğu bulundu. Müdahale grubunda SPOFİA, DASH ve SF-36 yaşam kalitesi ölçeklerine göre alınan puanların ve kol çevresi ölçümlerinden de üst kol çevresi ölçümlerinin istatistiksel açıdan anlamlı yönde olduğu (p<0,05), ancak KATZ ölçek ortalamalarının farklı olmadığı saptandı (p>0,05). SONUÇ: Sonuç olarak, meme kanserli kadınların lenf ödem takibinde SPOFİA ölçeğinin güvenilir olduğu belirlendi. Meme cerrahisi geçiren hastalara verilen eğitimin; lenfödemin önlenmesinde ve yaşam kalitesinin yükseltilmesinde etkin olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: meme kanseri, lenfödem, günlük yaşam aktivitesi modeli, yaşam kalitesi, hasta eğitimi
Herni ameliyatı geçiren hastaların konstipasyon risk durumlarının ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma, herni ameliyatı geçiren hastaların konstipasyon risk durumlarının ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma, etik kurul onayı alındıktan sonra Ekim 2017-Mayıs 2018 tarihleri arasında, herni ameliyatı geçiren 105 hastayla gerçekleştirildi. Ameliyat öncesi hasta bilgi formu, ameliyattan sonraki üç gün içerisinde "Konstipasyon Risk Değerlendirme Ölçeği (KRDÖ)" ameliyattan iki hafta sonra "Konstipasyon Yaşam Kalitesi Ölçeği (KYKÖ)" uygulandı. Veriler, ortalama, standart sapma, frekans dağılımı, levene, bonferonni, tamhane's T2, bağımsız örneklem t ve ki-kare testleriyle değerlendirildi. BULGULAR: Katılımcıların %47,6'sının 41-60 yaş arasında olduğu, %77,1'inin erkek, %73,3'ünün ilköğretim mezunu, %41,9'unun fazla kilolu olduğu belirlendi. Ameliyat öncesinde değerlendirilen hastaların çoğuna (%81) inguinal herni tanısı ile cerrahi planlandığı, ameliyat öncesinde %53,3'ünün kronik hastalığının olduğu; en sık görülen kronik hastalıkların ise hipertansiyon (%31,4) ve diyabet (%13,3) olduğu tespit edildi. Ölçeklerden elde edilen puan ortalamalarına göre; KRDÖ puan ortalaması 10,13±3,937 olup konstipasyon açısından "hafif düzeyde risk" taşıdıkları saptandı. KYKÖ puan ortalamasının ise 61,81±18,213 olduğu ve konstipasyona bağlı yaşam kalitelerinin olumsuz olarak etkilendiği belirlendi. KRDÖ ve KYKÖ puan medyanları; kadınların erkeklere göre, 41-60 yaş arasındakilerin 20-40 yaş aralığındakilere göre, kronik hastalığı olanların kronik hastalığı olmayanlara göre, ilköğretim mezunlarının lise/önlisans-lisans mezunlarına göre ve şişmanların normal/fazla kilolu olanlara göre anlamlı derecede daha yüksekti (p<0,05). SONUÇ: Çalışma sonucuna göre; herni ameliyatlarının konstipasyon açısından bir risk faktörü olduğu ve ameliyat sonrası konstipasyona bağlı yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilediği belirlendi. Anahtar Sözcükler: Ameliyat öncesi bakım, ameliyat sonrası bakım, cerrahi hemşireliği, herni ameliyatı, konstipasyon riski, yaşam kalitesi.
Alt eksteremite ameliyatı olan ortopedi hastalarında hipoterminin cerrahi alan enfeksiyonuna etkisi
GİRİŞ VE AMAÇ: Araştırma, alt ekstremite ameliyatı olan ortopedi hastalarında hipoterminin cerrahi alan enfeksiyonuna (CAE) etkisinin değerlendirilmesi amacıyla planlandı GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma prospektif, randomize ve tek kör çalışma deseninde olup evrenini bir üniversite hastanesinin ortopedi servisinde 25.07.2016- 28.09.2017 tarihleri arasında alt ekstremite ameliyatı olan 304 hasta; örneklemini ise 50 müdahale grubu (MG), 50 kontrol grubu (KG) olmak üzere toplam 100 hasta oluşturdu. Hastalar; demografik özellikleri, cerrahi alana özgü bilgi ve CAE takip formları ile yatış süresince (genellikle 1., 2., 3. gün) ve taburculuk sonrası (30. ve 90. gün) takip edildi. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler, Kolmogorov-Smirnov Testi, Pearson Ki-kare testi, Ki-Kare testi ve Mann-Whitney U testi kullanıldı. BULGULAR: Çalışmaya kapsamına alınan hastaların ortalama yaşı 53,27±1,73 idi. Özel ısıtıcı kullanılan MG ve klasik olarak battaniye kullanılan KG hastaların yaş, cinsiyet, eğitim durumu, risk faktörleri, laboratuvar bulguları ve ameliyat sonrası vital bulguları benzerdi ve gruplar arasında fark bulunmadı (p>0,05). Sadece ameliyat sonrası 0. gün MG hastaların vücut sıcaklığı normal sınırlarda iken (36,470C), KG hastaların hipotermik seyrettiği (35,780C) görüldü (p<0,05). Her iki grupta da taburculuk sonrası üç ay takip boyunca CAE gelişmediği için demografik özellikler ve risk faktörleri ile istatiksel karşılaştırma yapılamadı. SONUÇ: Literatürde, CAE korunmada normoterminin sağlanması gerektiği belirtilmektedir. Bu çalışma sonucunda, özel ısıtma yöntemi kullanarak hipoterminin önlenmesiyle rutin bakımda battaniye ile vücut sıcaklığı korunan hastalar arasında CAE açısından fark görülmedi. Ancak ameliyat olduğu gün kontrol grubu hastalarda hipotermi görülmesine karşın, müdahale grubu hastaların ise hipotermiye girmemesi sevindiricidir. Anahtar Sözcükler: Ortopedi ameliyatı, cerrahi alan enfeksiyonu, hipotermi, özel ısıtıcı, risk faktörleri
Ortopedi servisinde cerrahi girişim geçiren hastaların hareket düzeyleri ve ilişkili faktörlerin incelenmesi
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma ortopedi servisinde cerrahi girişim geçiren hastaların hareket düzeyleri ve ilişkili faktörlerin incelenmesi amacıyla deneysel, prospektif ve ilişki arayıcı tipte gerçekleştirildi. GEREÇ ve YÖNTEM: Araştırma, etik kurul onayı alındıktan sonra Nisan-Haziran 2018 tarihleri arasında ortopedi ameliyatı olan 151 hastayla gerçekleştirildi. Araştırmada verilerin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu, Hasta Hareketlilik Ölçeği (HHÖ), Gözlemci Hareketlilik Ölçeği (GHÖ) uygulandı. Veriler değerlendirilirken ortalama, standart sapma, bağımlı bağımsız örneklem t testi, tekrarlı ölçümler varyans analizi sonucu Pillai's Trace incelenmesi ve pearson korelasyon katsayısından yararlanıldı. BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 65,70±10,107, %84,8'i kadın, %77,5'i evli beden kitle indeksi ortalamaları (BKİ) 31,87±4,484 olan hastaların %47,7'si obez, %13,2'si mobid obez sınırlarda BKİ'ne sahipti ve %29,1'i düzenli egzersiz yaptığını belirtti. Mevcut tanısına göre %98,0'ine açık ameliyat tekniği, %94,7'sine spinal/epidural anestezi uygulandı. Hastaların ameliyat sonrası 1. gündeki HHÖ ve GHÖ ortalamaları, ameliyat sonrası 2. güne göre anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p<0.05). Ortopedi hastalarının hareket sonrası kan basıncı, nabız, solunum değerlerinin, hareket öncesi değerlerine göre anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi. Ameliyat sonrası 1. ve 2. günde hem HHÖ'de hem de GHÖ'de hastaların hareket sırasında en fazla yatak kenarına otururken zorlandıkları tespit edildi (p<0.05). SONUÇ: Sonuç olarak, HHÖ ve GHÖ ortalamalarının ameliyat sonrası 1.günde anlamlı derecede daha yüksek olması, hastaların birinci günde ikinci güne göre hareket ederken daha fazla ağrı ve zorluk yaşadığı ve hareketleri bağımsız yapabilme yeteneklerinin daha az olduğu gözlendi. Hastaların mobilizasyonunun sağlanması, hareket öncesi-sırası-sonrasında vital bulgularının takip edilmesi, hemodinamisinin sürdürülmesi hasta güvenliği ve komplikasyonların önlenmesi bakımından önemlidir. Anahtar Sözcükler: cerrahi girişim, ortopedi, hareketlilik, hemşirelik bakımı
Günübirlik cerrahi geçiren hastaların taburculuk sonrası evde bakım sırasında karşılaştıkları güçlükler, başetme yöntemleri ve bilgilendirilme gereksinimleri
GİRİŞ VE AMAÇ: Araştırma, günübirlik cerrahi geçiren hastaların taburculuk sonrası evde bakım sırasında karşılaştıkları güçlükler, başetme yöntemleri ve bilgilendirme gereksinimlerinin tespit edilmesi amacıyla tanımlayıcı, ilişki arayıcı ve prospektif olarak yapıldı. GEREÇ ve YÖNTEM: Araştırmanın evrenini; cerrahi kliniklerinde 01.01.2017- 01.12.2017 tarihleri arasında günübirlik cerrahi uygulanan yetişkin hastalar; örneklemini ise 101 hasta oluşturdu. Veriler; literatür doğrultusunda hazırlanan sosyo-demografik özellikleri içeren anket formu, Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak ve taburculuk sonrası (ilk 24 saat, 72. saat ve 7.-10.güne kadar) takip edilerek elde edildi. Verilerin analizinde; IBM SPSS Statistic 23 programı, Kolmogorov-Smirnov Testi, Shapiro Wilk Testi, Kruskal Wallis Varyans Analizi, Friedman Testi ve Mann-Whitney U Testi kullanıldı. BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 50,577±17,71 idi. %51,5'i hekimin isteğiyle ameliyata bir hafta önce karar verdiğini belirtti. Hastaların günübirlik cerrahiyi seçme nedenlerine baktığımızda %81,2'si günü birlik cerrahinin ekonomik olması ve %15,8'i hastanede yatmayı gerektirmemesi nedeniyle tercih ettiklerini belirtmiştir. Çalışmaya katılan hastaların çoğunlukla cerrahi girişime ilişkin (%95) ve uygulanacak anestezi (%88,1) ile ilgili konularda ameliyatı yapacak hekim tarafından (%89,1) bilgilendirildikleri ve %64.4'ünün bu bilgilendirmeyi yeterli buldukları görüldü. Ameliyat sonrası dönemde semptomların şiddeti ortalama olarak hafif düzeyde olmakla birlikte 7-10. güne kadar devam ettiği, bununla birlikte semptomların şiddetinin zaman içinde istatistiksel olarak anlamlı bir biçimde azaldığı görüldü (p<0,05). SONUÇ: Sonuç olarak, yeterli bilgilendirme yapılan hastaların çoğunlukla günlük yaşam aktivitelerini yapmakta zorlanmadıkları veya semptomlarla daha iyi başa çıkabildikleri gözlemlendi. Hastaların öğrenim gereksinimleri dikkate alınarak hasta eğitiminin planlanması, hastaların cerrahiye ilişkin sorunlarla başetmesini kolaylaştıracağı, yaşam kalitesini arttıracağı kanaatindeyiz. Anahtar Sözcükler: günübirlik cerrahi, günlük yaşam aktivitesi, yaşam kalitesi, öğrenim gereksinimi, hemşirelik
Cerrahi öncesi farklı iki tüy temizleme yönteminin cerrahi alan enfeksiyonlarına etkisinin değerlendirilmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Araştırma, ameliyat öncesi farklı iki tüy temizleme yönteminin cerrahi alan enfeksiyonlarına etkisinin değerlendirilmesi amacıyla prospektif, randomize kontrollü ve tek kör çalışma olarak yapıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma evrenini, Kocaeli ilinde bir üniversite hastanesi koroner anjiyografi ünitesinde, 30.05.2015- 30.03.2016 tarihleri arasında kalp pili cerrahisi uygulanan hastalar oluşturdu. Araştırmanın örneklemini; elektrikli tıraş makinesi kullanılan 61 müdahale grubu, jilet bıçağı kullanılan 53 kontrol grubu olmak üzere toplam 114 erkek hasta oluşturdu. Hastalar, tanıtıcı özellikleri, cerrahi alana özgü bilgi ve cerrahi alan enfeksiyonu takip formları ile hastanede yattığı süre boyunca ve taburculuk sonrası 7. , 30. , 90. gün izlendi. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, medyan, ki kare testi kullanıldı. BULGULAR: Müdahale grubu hastalarının tamamında (%100; n=61) cerrahi alan enfeksiyonu gelişmediği, kontrol grubunda ise bir hastada ameliyat sonrası 6. günde (%1,9; n=1) cerrahi alan enfeksiyonu geliştiği, yapılan istatistiksel değerlendirmede ise gruplar arasında anlamlı fark olmadığı saptandı (p>0,05; p=0,465). Cerrahi alan enfeksiyonu gelişimine neden olabilecek diğer risk faktörleri incelendiğinde; yaş, sigara kullanımı, diyabet varlığı, immün yetmezlik durumu, malignite durumu, ameliyat öncesi kalış süresi, yoğun bakımda kalma durumu, ameliyat sonrası kalış süresi, geçirilmiş pil cerrahisi ve yapılan cerrahi işlemin türü, kortikosteroid ya da immünosüpresif ilaç kullanımı açısından anlamlı bir fark saptanmadı. SONUÇ: Araştırmada, müdahale ve kontrol grubu arasında anlamlı fark bulunmamasına karşın, kanıt temelli yaklaşımlarda da belirtildiği gibi, tüy temizliğinde elektrikli tıraş makinesi kullanımının jilet bıçağına göre daha az cerrahi alan enfeksiyona yol açacağı görüşü desteklenmektedir. Anahtar Sözcükler: Cerrahi alan enfeksiyonu, elektrikli tıraş makinesi, jilet, pacemaker, tüy temizliği
Ventilatör ilişkili pnömoninin önlenmesinde yoğun bakım hemşirelerine verilen eğitimin rolü
GİRİŞ VE AMAÇ: Araştırma, ventilatör ilişkili pnömoninin (V.İ.P) önlenmesinde yoğun bakım hemşirelerine verilen eğitimin rolünü değerlendirmek amacıyla yapıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırmada nicel araştırma yöntemi (tek grup, ön test son test deneysel desen) kullanıldı. Araştırma evrenini, Sakarya ilinde bir devlet hastanesine bağlı yoğun bakım ünitelerinde Ağustos 2014 - Ocak 2015 tarihleri arasında çalışan 58 hemşire oluşturdu. Çalışmada örneklem seçimine gidilmeyip evrenin tamamına ulaşıldı (n= 58). BULGULAR: Çalışmada cinsiyet, medeni durum, yaş, çalışma süresi, eğitim durumu, gelir düzeyi, yoğun bakım çalışma yılı ve kaç yataklı yoğun bakımda çalıştığına göre V.İ.P bilgi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (sırasıyla, Z=0.960, p=0.337; Z=0.429, p=0.668; 2= 2.799, p=0.424; 2=3.186, p=0.364; 2= 3.889, p=0.143; 2= 6.573, p=0.087; Z=2.143, p=0.342). Bunun yanı sıra çalışmadan önce V.İ.P eğitimi alıp almamasına göre hemşirelerin bilgi puanlarının istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği görüldü (Z=2.792; p=0.005). V.İ.P eğitimi alan hemşirelerin anket puanı ortancasının, V.İ.P eğitim almayanlara göre daha yüksek olduğu tespit edildi. Araştırmacı tarafından hemşirelere V.İ.P eğitimi verilmeden önceki V.İ.P bilgi puanı ile eğitim sonrası V.İ.P bilgi puanı karşılaştırıldığında, hemşirelerin eğitim sonrası V.İ.P bilgi puanlarının ortancasının, eğitim öncesi ortancasına göre istatistiksel olarak daha yüksek olduğu tespit edildi (Z=6.631; p<0.001). Yine gözlemsel kontrol listesine göre, hemşirelerin VİP önlemeye yönelik bakımlara uyum puanlarının V.İ.P eğitimi verilmeden öncesine göre eğitim sonrası puanların ortancasının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptandı (Z=6.624; p<0.001). SONUÇ: Ventilatör ilişkili pnömoninin önlenmesinde yoğun bakım ekibinin önemli bir parçası olan hemşirelere V.İ.P önlemeye yönelik uygulamalara ilişkin verilen eğitimin etkili olduğu ve uygulamalarının anlamlı düzeyde geliştiği belirlendi. Anahtar Sözcükler: Ventilatör ilişkili pnömoni, yoğun bakım, hemşire, eğitim, rol.