Theses supervised by Doç. Dr. Burkay Yakar

12 theses · Fırat University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Asistan hekimlerin akılcı ilaç kullanım ve hasta merkezli yaklaşım özellikleri ve hasta merkezli yaklaşımın akılcı ilaç kullanım üzerine etkisinin araştırılması

Akılcı ilaç kulanımı (AİK), en uygun ilacın, uygun süre ve dozda, uygun maliyetle ve kolay bir şekilde sağlanabilmesidir. Hasta Merkezli Yaklaşım (HMY) ise kişinin değerlerine, ihtiyaçlarına, bireysel tercihlerine saygılı ve duyarlı, hasta değerlerinin ve düşüncelerinin tüm klinik kararlarda rehberlik etmesine olanak sağlayan yaklaşımdır. Bu çalışma Fırat Üniversitesi Hastanesi'nde çalışmakta olan asistan hekimlerin AİK ve HMY özellikleri ve HMY'nin AİK üzerine etkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı-kesitsel türde olan araştırmanın evrenini Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışmakta olan asistan hekimler oluşturmuştur. Araştırmaya herhangi bir örneklem yöntemine başvurulmadan, katılmaya gönüllü olan Kasım 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında çalışmakta olan 182 asistan hekim dahil edilmiştir. Katılılımcılara sosyodemografik özelliklerini ve AİK ile ilgili bilgi ve tutumlarını değerlendirmek amacıyla 32 sorudan oluşan bir anket ile HMY özelliklerini değerlendirmek amacıyla Hasta Hekim Yönelim Ölçeği (HHYÖ) uygulanmıştır. Çalışmamıza katılan asistan hekimlerin %53,3'ü (n=97) erkek, %69,4'ü (n=126) dahili branşlardan idi. Hekimlerin hastalarına ayırdıkları süre ile cinsiyet, asistanlık yılı, hekimlik yılı ve asistanlık öncesi çalışma süresi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Reçete yazma oranı daha az olan ve sık karşılaşılan hastalıklar için hazır reçete kullanmadığını bildiren hekimlerin AİK olumlu tutumları daha yüksek saptanmıştır (p<0.05). Katılımcıların HHYÖ total puanı ortalaması 48,5±7,3 idi. Hekimlerin HHYÖ puanı ile yaş, asistanlık yılı, mezuniyet sonrası geçen süre, günlük bakılan hasta sayısı arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). AİK olumlu tutum sergileyen hekimlerin HHYÖ puan ortalamaları daha yüksek saptanmıştır. Sonuç olarak; hasta merkezli yönelimli asistan hekimlerin AİK tutumlarının daha olumlu olduğu saptanmıştır. Bu nedenle hem AİK hem de HMY ile ilgili eğitim ve çalışmalar desteklenmeli ve arttırılmalıdır. Anahtar kelimeler: Akılcı ilaç kullanımı, hasta merkezli yaklaşım, asistan hekim, eğitim

Akılcı ilaç kullanımıDoktorlarTıp eğitimi+4
Miraç Koçoğlu
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Denetimli makine öğrenmesi yöntemleri ile osteoporoz ile ilişkili faktörlerin saptanması

Bu çalışmada, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne başvuran 50 yaş ve üzeri hastaların demografik ve biyokimyasal parametrelerinin kemik mineral yoğunluğu ile ilişkisinin denetimli makine öğrenmesi yöntemleri kullanılarak incelenmesi amaçlanmıştır. Retrospektif tipteki çalışmanın evrenini Ocak 2018-Ocak 2022 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne başvuran 50 yaş ve üzeri tüm bireyler oluşturmuştur. Örneklem hesabı yapılmadan tüm evrene ulaşılmıştır. Araştırma verileri araştırmacı tarafından katılımcıların yaş, cinsiyet, kronik hastalıkları ve biyokimyasal parametrelerinin tarandığı retrospektif anket formu ile hasta dosyaları taranarak elde edilmiştir. Tüm katılımcıların kemik dansitometri skorları kayıt edilmiştir ve katılımcılar t skoru sonucuna göre gruplandırılmıştır. Çalışmaya dâhil edilen 470 katılımcının %15,3'ü erkek, %84,7'si kadındı. Katılımcıların yaş ortanca değeri 66,0 (50,0-94,0) yıldı. Kadınlarda osteopeni ve osteoporoz istatistiksel olarak daha fazla saptanmıştır(p=0,001). Denetimli makine öğrenmesi yönteminde Jrip algoritması ile 2 kural, PART algoritması ile 65 kural elde edilmiştir. Algoritmaların metrik değerleri sırasıyla %49,36 ve %94,02 bulunmuştur. Sonuç olarak; PART algoritması osteoporoz ile ilişkili faktörleri yüksek doğruluk oranında tahmin edebilmektedir. Bu bağlamda, yapay zekâ uygulamalarının tıp alanında kullanılması için yeni ve geniş çaplı araştırmalara ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz.

Kemik dansitesiKemik ve kemiklerMakine öğrenmesi+4
Gamzecan Karakaya
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kekemelik nedeniyle takip edilen bireylerin psikososyal durumlarının araştırılması

Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre kekemelik, kişinin ne söyleyeceğini kesin olarak bilmesine rağmen, istem dışı gelişen tekrarlanan ses uzatmaları ve kesilmeleri nedeniyle konuşma ritminde meydana gelen bir bozukluk olarak tanımlanmaktadır. Kekemelik bazı psikiyatrik bozukluklarla birliktelik gösterebilmektedir. Türkiye genelinde yapılan bu çalışmada kekeleyen yetişkinlerin, kekelemeyen yetişkinlere kıyasla psikososyal durumlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Kesitsel tipte tasarlanan çalışmanın evrenini Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden çalışmaya katılmayı kabul eden 18 yaş üzeri kekeleyen ve kekelemeyen bireyler oluşturmuştur. Çalışmaya 161 kekeleyen ve 168 kekelemeyen olmak üzere toplam 329 kişi dahil edilmiştir. Araştırma verileri Ekim 2021 ile Ocak 2022 tarihleri arasında online anket formları ile elde edilmiştir. Tüm katılımcılara sosyodemografik anket formu, Beck Depresyon Ölçeği, Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği, Bireysel ve Sosyal Performans Ölçeği (PSP) uygulanmıştır. Kekeme bireylerin Beck Depresyon Ölçeği, Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği ve Bireysel ve Sosyal Performans Ölçeği puanları kekeme olmayanlara nazaran anlamlı ölçüde daha olumsuz yönde saptanmıştır. Korelasyon analizine göre hasta grubunda Beck Depresyon Ölçeği ve Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği pozitif korelasyon gösterirken, Bireysel ve Sosyal Performans Ölçeği ile Beck Depresyon Ölçeği ve Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği arasında negatif korelasyon saptanmıştır. Yetişkin kekeme bireylerde depresyon ve sosyal anksiyete bozukluğu kekelemeyen bireylere kıyasla anlamlı olarak daha yüksek derecede saptanmıştır. Yetişkin kekeme bireylerin bireysel ve sosyal performansları kekelemeyen yetişkinlere göre yine anlamlı derecede azalmıştır. Bu nedenle kekemelik tedavisinde konuşma terapisine ek olarak eşlik etmesi durumunda psikolojik bozuklukların tedavisi önem arz etmektedir.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıDepresif bozukluk+4
Selim Karakaş
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Basit yaralanmalar ile başvuran çocuklarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ilişkisinin değerlendirilmesi

Çocuklarda basit yaralanma riski olmakla birlikte Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda bu risk daha da artmaktadır. Bu çalışmada amacımız, basit yaralanmalar ile hastanemize başvuran 6-12 yaş arası çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu görülme sıklığını araştırmak ve elde edeceğimiz verileri normal populasyondaki çocuklardan oluşan grupla karşılaştırmaktır. Çalışmada basit yaralanması olan 80 çocuk ile basit yaralanması olmayan 80 sağlıklı çocuk DEHB düzeyi açısından karşılaştırılmıştır. Araştırmaya dahil edilen çocukların ebeveynlerine; Sosyodemografik Veri Formu ve Conner's Ana-baba Derecelendirme Ölçeği (CADÖ-48) ve Turgay DEHB Belirti Tarama Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22 paket programı ile değerlendirilmiş olup veriler sayı, yüzde, ortanca (minimum-maksimum) verilmiştir. Çalışmada Kikare, Mann Whitney U ve Spearman korelasyon analizleri kullanılmış olup p<0,05 anlamlılık düzeyi olarak kabul edilmiştir. Travma olan grupta bulunanların Turgay-aşırı hareketlilik (p=0,001), Turgay-toplam (p=0,015) ve Conners-hiperaktivite (p=0,001) puanı travması olmayanların puanından anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Gruplar arasında diğer puanlar açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Turgay dikkat eksikliği puanı ile Turgay aşırı hareketlilik ve Conners ölçek puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon görülmüştür. Turgay aşırı hareketlilik ile Conners puanları (Conners-psikosomatik bozukluk hariç) arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon görülmüştür. Turgay toplam puan ile Conners puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki görülmüştür. Sonuç olarak bu çalışmada basit yaralanması olan çocuklarda hiperaktivite puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Bu durumda sık basit yaralanma travması olan çocukların DEHB açısından değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Aynı zamanda DEHB tanılı çocukların da evde veya dışarda basit yaralanmalara karşı önlem alınarak kontrol altında tutulması faydalı olacaktır. Anahtar Kelimeler: DEHB, Basit yaralanma, dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik

HareketlilikHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuYaralar ve yaralanmalar+1
Canan Sertdemir Batbaş
Fırat University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik hastaların anksiyete ve depresyon düzeylerinin insülin tedavisi kabulüne ve tedaviye uyuma etkisinin araştırılması

Tip 2 diyabetes mellitus dünya genelinde çok yaygın görülen kronik bir hastalıktır. Günümüzde obezite artışı ile birlikte yaygınlığı giderek daha da artmakta ve pandemik hale gelmektedir. Tüm kronik hastalıklarda olduğu gibi diyabetes mellitusun da başarılı tedavisi için erken teşhis ve uygun tedavi ve hasta uyumu çok önemlidir. Diyabetes mellitus tedavisinin önemli bir basamağı olan insülin enjeksiyonu çoğu zaman hastaların tedaviyi kabullenmesindeki ve enjeksiyon uygulamalarındaki zorluk nedeni ile yetersiz kalabilmektedir. Mevcut çalışma tedavinin önemli bir basamağı olan insülin enjeksiyon tedavisini red eden bireylerin anksiyete, depresyon ve enjeksiyon korkularının etkisini araştırmayı amaçlamıştır. Kesitsel tipte tasarlanan çalışma, Temmuz 2022 ile Mart 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Tip 2 diyabetes mellitus tanısı konulmuş ve hekim tarafından insülin tedavisi önerilen toplam 160 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışma popülasyonu insülin tedavisini kabul eden 80 hasta ve red eden 80 hasta olarak iki gruba ayrıldı. Tüm katılımcılara Beck depresyon envanteri, Beck anksiyete envanteri, Morisky-8 İlaca Uyum Ölçeği ve Diyabetlilerde Kendi Kendine Enjeksiyon ve Test Yapma Korkusu Sorgulama Formu uygulandı. İnsülin tedavisini red eden hastalarda Beck depresyon puanı (p=0.002), Beck anksiyete puanı (p<0.001) ve kendi kendine enjeksiyon ve test yapma korkusu ölçek puanları (p<0.001) tedaviyi kabul edenlerden daha yüksekti. Beck depresyon ölçek puanı (r:-0.266, p=0.017) ve enjeksiyon ve test yapma korku ölçeği (r:-0.309, p=0.005) ile Morisky ölçeği puanı arasında negatif anlamlı korelasyon saptandı. Mevcut çalışma, tip 2 diyabetik bireylerde anksiyete ve depresyonun ve enjeksiyon korkusunun insülin tedavisinin kabul edilmesini zorlaştırdığını ve diyabet tedavisine uyumu olumsuz etkilediğini göstermiştir. Tip 2 diyabetes mellitusta insülin tedavisi başarısı için bireyin psikososyal durumunun dikkate alınmasını ve gerekli girişimlerin yapılmasını öneririz.

AnksiyeteDepresyonDiabetes mellitus+6
Veysel Şahin
Fırat University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesinde görevli asistan hekimlerin biyoistatistik bilgi ve kaygı düzeylerinin araştırılması

Biyoistatistik, sağlık alanında verilerin düzenli bir şekilde toplanması, sayısal olarak incelenmesi ve bilimsel şekilde yorumlanmasıyla ilgilenen bir bilim dalıdır. Hekimler klinik kararların desteklenmesi, hastalıkların yayılımının analiz edilmesi ve bilimsel çalışmaların hazırlanması gibi durumlarda biyoistatistiği kullanır. Hekimlerin biyoistatistik kaygıları, biyoistatistiği öğrenmeyi ve dolayısıyla bilgi düzeylerini etkileyebilmektedir. Çalışmamızda Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışan asistan hekimlerin biyoistatistik bilgi ve kaygı düzeylerini araştırmayı amaçladık. Çalışmamız prospektif kesitsel bir anket çalışması olup, Kasım 2024- Mayıs 2025 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalışan 351 asistan hekimin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri yüzyüze olarak 20 sorudan oluşan bilgi düzeyi anketi ve 17 sorudan oluşan Lisansüstü Eğitim Öğrencilerine Yönelik İstatistik Kaygısı Ölçeğinin yer aldığı anket ile elde edildi. Çalışmamıza 351 asistan hekim dahil edildi. Katılımcıların sadece %5.4'ü (n=19) biyoistatistik bilgi düzeylerinin yeterli olduğunu düşünüyordu. Katılımcıların %75.8'i (n=266) biyoistatistik bilgi düzeylerinin yetersiz olduğunu, %18.8 (n=66) ise kararsız olduğunu bildirmişlerdir. Katılımcıların %80.1'i bilimsel yayını olmadığını bildirmiştir. Katılımcıların biyoistatistik bilgi anket puanı ortancası 5.00 (0.00-85.00), istatistik kaygı ölçek puanı ortancası ise 40.00 (16.00-64.00) saptanmıştır Daha önceden biyoistatistik eğitimi aldığını beyan eden katılımcıların bilgi puanı almayan katılımcılardan daha yüksekti (p=0.007). Bilimsel yayını olan katılımcıların biyoistatistik bilgi düzeyleri puanı daha yüksek saptandı (p<0.001). Okuduğu bilimsel makaleyi yorumlayabileceğini bildiren katılımcıların biyoistatistik bilgi puanı anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0.003). Katılımcıların biyoistatistik bilgi puanı ile istatistik kaygı puanı arasında negatif anlamlı korelasyon saptanmıştır (r:-0.228; p:<0.001). Sonuç olarak mevcut çalışmaya dahil edilen asistan hekimlerin biyoistatistik bilgi düzeyi yetersiz saptanmıştır. Yüksek biyoistatistik bilgi düzeyini ile ilişkili en önemli faktör lisans sonrası alınan biyoistatistik eğitimi idi. Biyoistatistik bilgi düzeyi yüksek katılımcıların bilimsel makale okuma ve yorumlayabilme özgüveni ve bilimsel yayın sayısı daha yüksekti. Katılımcıların biyoistatistik bilgi düzeyi ve istatistik kaygısı arasında negatif korelasyon saptandı. İstatistik kaygısı yüksek katılımcıların bilimsel yayı sayısı daha azdı. Kaygı düzeyi yüksek katılımcıların makale okuma ve yorumlayabilme özgüvenleri daha düşüktü. Anahtar kelimeler: Biyoistatistik, kaygı düzeyi

Eda Başer
Fırat University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

HPV aşısı ve serviks kanseri taramasının önündeki engeller ve kolaylaştırıcı nedenlerin araştırılması

Servikal kanser, kadınlar arasında morbidite ve mortalitenin önde gelen nedenlerinden biridir ve bunun nedeni çoğunlukla hastalığın geç evrede tanı almasıdır. Kanser için erken taramanın hastalığa karşı en etkili önlem olduğu gösterilmiştir. Yapılan çalışmalar, erken taramanın önündeki engelleri servikal kansere karşı farkındalık eksikliği ve olumsuz tutumlar olarak göstermiştir. Bu çalışma HPV aşısı ve serviks kanseri taramasının önünde ki engeller ve kolaylaştırıcı nedenlerin araştırılması amacıyla yapılmış ve katılımcıların bilgi ve tutumları değerlendirilmiş ve puanlanmıştır. Araştırma Mart 2024-Aralık 2024 tarihleri arasında Elazığ ili merkez ilçesinde aile sağlık merkezine ve ketem birimlerine başvuran 18 yaş üstü kadınlar ile toplum temelli kesitsel çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 18-65 yaş aralığında toplam 400 kadın katılmıştır. Veriler SPSS 22.0 yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Bilgi düzeyleri ile demografik özellikler arasındaki ilişkiyi belirlemek için iki değişkenli ve çok değişkenli analizler yapılmıştır. Katılımcıların çok büyük bir kısmının serviks kanserinde erken teşhisin faydalı ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğu bildiği fakat serviks kanserine karşı koruyucu bir aşının olduğunu bilme oranının %46.0 gibi düşük bir oran olduğu belirlenmiştir. Bu aşı ilgili bilgi düzeylerinin düşük olduğu da saptanmıştır. Katılımcılar Serviks kanseri belirtileri ve önleyici tedbirleri hakkında yeterli bilgi düzeyine sahip değillerdir. Kadınların eğitim düzeyi, gelir düzeyi, serviks kanserine ilişkin farklılık oluşturmuştur. Kadınların doğum yapma, emzirme durumu ve süresi, ailede serviks kanseri öyküsünün bulunması, serviks kanseri tarama yapma eğilimlerini artırmaktadır. Katılımcıların HPV aşısı yapma oranı çok düşükken yaptırma isteme oranları %38,0 olarak belirlenmiştir. Kadınlar arasında serviks kanserinin önlenmesine ilişkin genel bilgi nispeten yüksek ve tutumlar çoğunlukla teşvik edici olsa da, taramaya ilişkin özel bilgi düşüktü. Katılımcılar arasında serviks kanserine ilişkin istenmeyen algılar ve inançlar da vardı. Bu nedenle, belirlenen bilgi eksikliklerinin giderilmesi ve hizmet veren alanların artırılması, serviks kanseri tarama hizmetlerinin tüm kadınlara yaygınlaştırılması için daha fazla eğitim kampanyasına ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: HPV, Serviks kanseri, tarama test

Alev Aydın Keser
Fırat University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elazığ ilindeki aile hekimlerinin aydınlatılmış onam hakkındaki bilgi düzeyi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Aydınlatılmış onam, hastanın kendisine uygulanacak tıbbi müdahale ile ilgili yeterli bilgiye sahip olarak özgür iradesiyle buna rıza göstermesini sağlayan etik ve hukuki bir süreçtir. Aydınlatılmış onamın kurallarına uygun olarak alınması hasta özerkliğinin korunması, insan haklarına saygı ve tıbbi uygulamaların etik ilkelere ve hukuka uygun olması açısından önemlidir. Hekimlerin güncel tıbbi mevzuatı anlaması, bu konuda yeterli bilgiye sahip olması hem kendilerinin hem de hastalarının haklarını büyük ölçüde etkilediği için kritik öneme sahiptir. Çalışmamız, aile hekimlerinin aydınlatılmış onam konusundaki farkındalıklarını ve yaklaşımlarını ortaya koyarak, hasta haklarının korunması ve hukuki sorunların önlenmesi adına önemli veriler sunmayı hedeflemektedir. Bu tez çalışmasında, birinci basamak sağlık hizmetlerinde görev yapan aile hekimlerinin aydınlatılmış onam konusundaki bilgi düzeyleri ve tutumları değerlendirilmiştir. Çalışmamız prospektif ve kesitsel tipte bir anket çalışması olup Ocak 2025 – Mayıs 2025 tarihleri arasında yapıldı. Elazığ ilindeki 210 tane aile hekiminden 179 tanesi katıldı. Araştırma verileri sosyodemografik anket, 19 sorudan oluşan ''aydınlatılmış onam tutum anketi'' ve 16 sorudan oluşan ''aydınlatılmış onam bilgi anketi'' ile elde edildi. Elde edilen veriler IBM SPSS 22 paket programı ile analiz edildi. Shapiro-Wilk testi, Mann-Whitney-U testi, Kruskal Wallis testi, Dunn-Bonferroni testleri ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak belirlendi. Katılımcıların %9.5'i aile hekimliği uzmanı ve %90.5'i pratisyen aile hekimi idi. Katılımcıların sadece %14.0'ü hastalardan yazılı onam aldığını bildirmişti. Çalışmamızda hekimlerin sadece %14.5'i sağlık hukuku ve AO hakkında yeterli eğitimi aldığını düşünmekteydi. Katılımcıların AOTD puanı ile AOBD puanı arasında negatif anlamlı korelasyon saptanmıştır (r:-0.285; p:<0.001). Katılımcıların yaşı (r:-0.168; p:0.025) ve meslek yılı (r:-0.164; p:0.028) ile AOTD puanı arasında ters yönlü anlamlı korelasyon saptanmıştır. Çalışmaya katılan hekimlerin AO bilgi ve tutum düzeyleri yetersiz saptanmıştır. Katılımcıların AO tutumları ile ilişkili en önemli faktörün AO bilgi düzeyi olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlardan yola çıkarak, Aile Hekimlerinin AO bilgi düzeyleri yetersizdir bu nedenle mezuniyet öncesi ve mezuniyet sonrası eğitimler ile bilgi düzeylerinin arttırılması önerilebilir.

Muhammed Furkan Rena
Fırat University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel miyokard infarktüs oluşturulan ratlarda doku ve serum alamandin ilişkisinin araştırılması

Son yapılan araştırmalar Alamandin ile kardiyovasküler hastalıklar arasında ilişki olabileceğini öne sürmektedir. Mevcut çalışma miyokard infarktüsü oluşturulan ratlarda serum ve doku Alamandin seviyelerinin saptanması ve Alamandin düzeyinin miyokard infarktüs (MI) için yeni bir belirteç olarak rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada, 36 adet 12 haftalık Sprague Dawley cinsi erkek sıçan, rastgele seçilerek Grup 1 (Kontrol), Grup 2 (Heparin), Grup 3 (Ghrelin), Grup 4 (MI), Grup 5 (MI+ heparin), Grup 6 (MI+Ghrelin), Grup 7 (MI+ heparin +Ghrelin) gruplara ayrıldı. Tüm gruplardan biyokimyasal analizler için İlk 4 saatte, 12. Saatte, 48. Saatte ve 72. Saatte kan örnekleri alındı. MI oluşturulan ratlarda CKMB ve troponin düzeyleri daha yüksekti. 12. 48. ve 72. saat serum Alamandin değerleri gruplar arasında anlamlı fark saptanmıştır. İlk 4 saat ve 72. Saatteki kalp dokusu Alamandin değerleri gruplar arasında anlamlı fark saptandı. Mevcut çalışma serum alamandin düzeyinin MI oluşturulan ratlarda daha düşük olduğunu göstermiştir. Doku alamandin düzeyi MI oluştrulan ratlarda ilk 4 saatte kontrol grubuna göre yüksek iken 72. Saatte ise kontrol grubuna göre daha düşük saptanmıştır. Alamandin ile kardiyovasküler hastalıklar özellikle akut MI arasındaki ilişkiyi aydınlatabilmek için ileri çalışmalara gerek duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Akut koroner sendrom, kardiyovasküler hastalık, kardiyak marker, alamandin, ghrelin

Bilge Alkurt Narçiçeği
Fırat University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamakta çalışan aile hekimlerinin defansif tıp uygulama özellikleri ile ilişkili faktörlerin ve tükenmişlik düzeylerinin etkisinin araştırılması

Defansif tıp, tıbbi uygulama hatalarıyla ilgili iddialardan kaçınmak amacıyla tıbbi uygulama standartlarından sapma olarak ifade edilir.Çalışmamız ile Türkiye genelinde görev yapan aile hekimlerinin defansif tıp uygulamalarıyla ilişkili faktörleri ve tükenmişlik düzeylerinin defansif tıp uygulamalarına etkisini araştırmak amaçlandı. Çalışmamız prospektif cross-sectional bir anket çalışması olup; Ağustos 2023 ile Kasım 2023 tarihleri arasında Türkiye geneli illerde asistan , pratisyen ve uzman 569 aile hekimi katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri online olarak Defansif Tıp Uygulamaları Tutum Ölçeği'nin ve Maslach Tükenmişlik Ölçeğinin yer aldığı 58 soruluk anket ile elde edildi. Çalışmamıza 569 hekim dahil edildi. . Katılımcıların %85.8'i daha önce defansif tıp uygulamaları kavramını duyduğunu, fakat %60.3'ü defansif tıp uygulamaları kavramının içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını bildirmişlerdir. Medeni durum, unvan ve hekimlerin görev yaptıkları bölge ile defansif tıp total ve alt ölçek puanları arasında istatistiksel anlamlı fark saptamadık. . Önümüzde ki 10 yıl içinde dava edilme olasılığını yüksek gören hekimlerin MTÖ total , duygusal ve duyarsızlaşma alt boyut puan ortancaları daha yüksekti. Defansif tıp bilgi düzeyi ile MTÖ total ve MTÖ duygusal ve duyarsızlaşma alt boyut puanı arasında istatistiksel anlamlı negatif korelasyon saptanmıştır. Sonuç olarak defansif tıp uygulamaları ve hekimlerde tükenmişlik sonuçları nedeniyle üzerinde durulması ve çözüm üretilmesi gereken bir konudur. Çalışmamızda defansif tıp tutum ölçeği total puanı, pozitif ve negatif defansif tıp alt ölçek puanı ile MTÖ total , MTÖ duygusal alt boyut ve MTÖ duyarsızlaşma alt boyut puanı arasında istatistiksel anlamlı pozitif korelasyon saptanması ; hekimlerde tükenmişlik düzeyinin azaltılmasına yönelik alınacak tedbirlerin defansif tıp uygulamalarında azalma meydana getireceğini düşündürdü. Anahtar Kelimeler: Defansif Tıp , Tükenmişlik Sendromu

Seval Ayturan
Fırat University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nabız dalga hızının framingham risk skorlaması, score risk değerlendirme sistemi ve visseral adipozite indeksi ile ilişkisinin araştırılması

Kardiyovasküler hastalıklar, ülkemizde ve dünyada mortalite ve morbiditenin başta gelen sebeplerindendir. Kardiyovasküler risk skorlama yöntemleri sayesinde risk altındaki popülasyon erkenden tespit edilebilemekte ve risk faktörlerine zamanında müdahale edilebilmektedir. Arteriyel sertliğin ölçümü de kardiyovasküler hastalıkların tespitinde ve önlenmesinde giderek önem kazanmaktadır. Antropometrik ölçümlere ve klinik parametrelere dayanan visseral adipozite indeksi, kardiyovasküler hastalıklar ile yakından ilişkili olan visseral adipoz doku hakkında bilgi veren basit bir hesaplama metodudur. Çalışmamız arteriyel sertlik ile kardiyovasküler hastalık risk skorları ve visseral adipozite indeksi arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmamıza 40-69 yaş arasında, daha önce kardiyovasküler hastalık öyküsü olmayan 209 kişi dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan kişilerin nabız dalga hızları ölçülmüş, Framingham ve SCORE2 risk skorları hesaplanmış, visseral adipozite indeksi değerleri belirlenmiştir. Çalışmamıza katılan kişilerin yaş ortalaması 52,9±8,1'di, %53,1'i kadın, %46,9'u erkekti. Katılımcıların nabız dalga hızı ortanca değeri 7,6 m/s, Framingham risk skoru ortanca değeri %9, SCORE2 risk skoru ortanca değeri %4,9, Visseral adipozite indeksi ortanca değeri ise 5,24'tü. Framingham Risk Skoru ve SCORE2 Risk Skoru ile nabız dalga hızı arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,001, p<0,001). Arteriyel sertlik ile visseral adipozite indeksi arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p=0,184). Framingham Risk Skoru'na göre düşük,orta riskli grubu ayırt etmede 7,6 m/s, orta ve yüksek riskli grubu ayırt etmede 8,2 m/s kesme değerleri belirlendi. SCORE2 Risk Skoru için düşük-orta ile yüksek riskli grubu ayırt etmede 7,8 m/s, yüksek ile çok yüksek riskli grubu ayırt etmede 8,9 m/s kesme değerleri tespit edildi. Sonuç olarak çalışmamız arteriyel sertlik ölçümünün, kardiyovasküler riski belirlemede güçlü bir parametre olduğu göstermiş ve klinikte daha yaygın şekilde kullanılmasına fayda sağlayacak kesme değerleri belirlemiştir. Anahtar kelimeler: Arteriyel sertlik, nabız dalga hızı, Framingham Risk Skoru, SCORE2 Risk Skoru, visseral adipozite indeksi

Adipoz dokuAterosklerozNabız+2
Yusuf Bilal Çelenk
Fırat University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elazığ ilindeki aile hekimlerinin geleneksel ve tamamlayıcı tıp hakkındaki bilgi düzeyleri ve tutumları

Son zamanlarda geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp uygulamalarına olan ilgi ve alaka dünya genelinde ve ülkemizde artarak devam etmektedir. Bizim çalışmamızda GETAT uygulamaları ile ilgili Elazığ ilinde görev yapan aile hekimlerinin bilgi seviyelerini ve tutumlarını kesitsel ve tanımlayıcı özellikte inceleyerek bu konu hakkındaki görüşlerini ortaya koymak amaçlandı. Tanımlayıcı kesitsel tipteki tek merkezli bu çalışmaya Elazığ ilindeki uzman ve pratisyen 159 aile hekimi katılmıştır. Katılımcıların demografik özelliklerini, GETAT uygulamaları hakkındaki tutum ve düşüncelerini inceleyen anket formu oluşturulup, anket verileri çevrimiçi bir anket ile Mayıs2023 ile Haziran 2023 tarihleri arasında elde edilmiştir. Anket, Google formu (docs.google.com) kullanılarak hazırlanmıştır. Araştırmamızda elde edilen bulgular değerlendirilirken SPSS 21 (Statistical Package for the Social Sciences, version 21) istatistik programı kullanıldı. Çalışmamıza 82(%51, 6) kadın, 77 (%48.4) erkek olmak üzere toplam 159 hekim dâhil edildi. Katılımcıların ortalama yaşı 34.3(ss=8.610; min=24, max=58) tespit edilmiştir. 10 yıldan fazla görev süresi olan hekim oranı % 27'ydi. Katılımcıların %13.8'i GETAT uygulamaları ile ilgili eğitim almıştır. Hekimlerin %71.1'i sertifikalı GETAT eğitimi almak istiyordu. Katılımcılar %47.7 oran ile en fazla Akupunktur hakkında bilgi sahibiydi. Hekimler GETAT kullanım amacını %71.7 sağlıklı yaşam ve koruma olarak tercih edildiğini belirttiler. Sadece gerekli eğitimi tamamalamış hekimler taradafından GETAT 'ın uygulanması gerektiğini düşünen katılımcı oranı % 80 saptandı. Katılımcı hekimlerin % 81'i GETAT uygulamalarının SGK tarafından geri ödeme kapsamına girmesini istemekteydi. Hekimlerin % 55.3'ü hastalarına GETAT uygulamalarını tavsiye ettiklerini belirttiler. Türkiye' de GETAT uygulamalarına erişimi yeterli düzeyde bulan %15.7 hekim olduğu saptandı. Çalışmamızda hekimlerin GETAT ile ilgili sertifikalı eğitim almak istemesine karşın, eğitim alanların oranının düşük olduğunu gördük. Bunun güvenlik, denetimsizlik, emeğinin karşılığını alamama gibi endişelerden kaynaklandığı öngörülebilir. GETAT uygulamalarının temel özelliği, hastalara kapsamlı bir şekilde yaklaşım göstererek temel sağlığın korunması ve gerekli endikasyonlar dahilinde tedavilerin yapılmasıdır. GETAT'da, aile hekimliğinin ana ilkelerinden biri olan bütüncül yaklaşım modelinin temel ilke olarak kabul edilmesi, iki sağlık hizmetinin beraber yürütülmesinin sağlık sistemine daha büyük ölçüde fayda sağlayacağı düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: Aile Hekimi, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT).

Mehmet Beler
Fırat University
2024
00

Other supervisors