Theses supervised by Doç. Dr. Hasan Uzun
11 theses · Fırat University
Sağlık kurumlarında kriz yönetimi (Şanlıurfa örneği)
Sağlık kurumları, topluma gerekli sağlık hizmetlerini, koruyucu, tedavi edici ve rehabilite edici olarak üç basamakta sunan kurumlardır. En önemli amaçları ihtiyaç anında, gereken miktarda ve eşit düzeyde sağlık hizmeti sunabilmektir. Kriz ise; beklenmedik anda, aniden ortaya çıkan, zaman baskısı yaratan, yönetici ve çalışanlarda strese ve paniğe yol açan, kurumların hayatta kalmasına dahi engel teşkil edebilen durumlar veya olaylardır. Sağlık kurumları, her an herhangi bir krizle karşı karşıya kalma olasılığı yüksek kurumlardandır ve özellikle de 2020 yılının Mart ayından bu yana ülkemizde Covid-19 salgının sağlık kurumlarında yarattığı krizle birlikte kriz ve kriz yönetimi kavramları daha anlamlı hale gelmiştir. Dolayısıyla bu çalışma sağlık kurumlarının kriz öncesinde, anında ve sonrasında nasıl yaklaşımlarda bulunması gerektiği, neler yapılması gerektiğini içerdiğinden önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı; kriz durumlarında kurumların nasıl hareket etmesi gerektiği, kriz meydana gelmeden önce sinyallerin anlaşılmasıyla birlikte olası kriz durumuyla yüz yüze kalmamak için neler yapılması gerektiğini aktarmak ve ayrıca sağlık kurumlarının kriz öncesi ne gibi önlemler alması gerektiği, kriz anında durumdan en az zarar ile nasıl kurtulabileceği, krizi fırsata dönüştürebilmek için nasıl bir eylem planına ihtiyaç duyulduğu; kriz sonrası dönemde ise kurumun eski durumuna dönebilmesi veya daha güçlü olabilmesi için nasıl bir yol izlenmesi gerektiği ve dikkat edilmesi gereken hususlar konusunda bir bilgi havuzu oluşturmaktır. Kesitsel, tanımlayıcı ve çıkarımsal niteliğe sahip olan bu çalışmanın örneklemi kolayda örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Veriler 10 soruluk kriz yönetimi anket formu ve 45 ifadeden oluşan kriz yönetim ölçeği ile elde edilmiştir. Araştırmanın evrenini Şanlıurfa'daki hastanelerde görev yapan tüm hastane yöneticileri, örneklemini ise bu 9 hastanede görev yapan Başhekim, 1 Hastane müdürü, 1 Başhekim yardımcısı ve 1 Hastane müdürü olmak üzere toplamda 36 kişiden oluşmaktadır. Çalışmanın genel sonucuna bakılırsa yöneticilerin kriz durumlarını önemsedikleri, krizlere ve krizden önce bu durumlara karşı hazırlıklı oldukları, kriz dönemlerinde kurumun en az zararla kurtulması için yoğun çaba sarf ettikleri, krizden sonra ise genel değerlendirmelerde bulunup eksik ve hataların düzeltilmesi için gerekenleri yaptıkları tespit edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Covid-19, Risk, Kriz, Kriz Yönetimi, Sağlık Kurumları
İnsan kaynakları yönetimi uygulamaları ve algısı (Elâzığ örneği)
Sosyal bir fayda ya da kar elde etmek amacı ile kurulan tüm örgütler, işletmeler, kurumlar başarılı olabilmek adına mutlaka insan kaynakları yöntemine ihtiyaç duymaktadır. Eğer insan kaynakları alanında herhangi bir biriminiz yoksa varlığınızı uzun süre sürdürmeniz çok zor olmaktadır. Bu durum çalışma dünyasının değişen doğasının bir sonucudur. Organizasyonun yeniden yapılandırılması, örgütsel değişimleri, çalışanların eğitimi, personel seçimi, işe alımlar gibi tüm konularda planlamaları insan kaynakları birimi yapmaktadır. İnsan kaynakları yönetimi bir işletme için verimlilik kazandıracak çalışmalar yapmaktadır. Bunun için farklı yöntemler kullanabilir. Bunlar arasında performans ve ödüllendirme yöntemi verimli sonuçlar alınan metotlar arasında sayılabilir. Şirket verimliliğinin doğrudan artmasını sağlayan insan kaynakları yönetimleri her firmanın üzerinde ciddiyet ile durması gereken bir birimdir. Bu kapsamda çalışmanın amacı, Elâzığ ilindeki elli ve üzeri işçi çalıştıran işletmelerde çalışmakta olan insan kaynakları yöneticilerinin profillerinin çıkarılması ve insan kaynakları uygulamalarına ilişkin algılarının tespit edilmesidir. Aynı zamanda bu çalışma ile hem insan kaynakları alanına katkıda bulunmak hem de Elâzığ ilindeki insan kaynakları yöneticileri ile ilgili az sayıda çalışmalara katkı sağlanması da hedeflenmektedir. Araştırmanın evrenini Elâzığ ilindeki elli ve üzeri işçi çalıştıran işletmelerdeki insan kaynakları yöneticileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini evreni temsilen seçilen 100 insan kaynakları yöneticisi oluşturmaktadır. Çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılmış ve veriler anket yöntemi kullanılarak elde edilmiştir. Çalışmaya ilişkin verilerin analizi SPSS-22.0 paket programı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kullanılan başlıca analizler; frekans dağılımı, aritmetik ortalama, standart sapma, geçerlilik ve güvenilirlik analizleri, t-testi ve tek yönlü (Anova) varyans analizi şeklindedir. Çalışma sonucunda insan kaynakları yöneticilerinin, insan kaynakları uygulamalarına ilişkin algıları cinsiyete, çalışan sayısına, personel tedarik yolları ve ücret artışı faktörü değişkelerine göre anlamlı farklılık göstermediği ancak yaş, eğitim düzeyi, sektör, işletme niteliği, faaliyet yılı, İK planlama süreci ve karar verici merci değişkenleri açısından anlamlı farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi okul öncesi öğretmenliği öğrencilerinin yaratıcılık düzeyleri
Araştırmanın amacı, okul öncesi öğretmenliği bölümü öğrencilerinin kendi algılarına göre yaratıcılık düzeylerini, yaratıcılık düzeyi ile değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Araştırmanın örneklemini Elazığ İli Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenliği öğrencilerinden 236 katılımcı oluşturmaktadır. Raudsepp (1977) tarafından geliştirilen ve Çoban (1999) tarafından türkçeye uyarlanan "Ne Kadar Yaratıcısınız?" (How Creative Are You?) ölçeği uygulanmıştır. Yapılan güvenirlik analizi sonucunda uygulanan ölçekteki 50 soru için Cronbach's Alpha değerinin 0.837 sonucuna ulaşılmış ve ölçek yüksek güvenilirlikte değerlendirilmektedir. Ölçekten elde edilen puanlar cinsiyet, yaş, sınıf, kardeş sayısı, yaşadığı şehir, anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi gibi değişkenlere göre farklılaşma düzeyleri incelenmiştir. Verilerin analizinde frekans, ortalama, standart sapma, sig, t-testi, Anova ve Tukey testlerinden yararlanılmıştır. Çalışmamızda elde edilen sonuçlara göre öğrencilerin yaratıcılık düzeylerinin genel ortalamasına bakıldığında 38,936 değer aldığı ve yaratıcılık düzeyinin ortalamanın altında bir değer olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Okul öncesi öğretmenlerinin yaratıcılık düzeyi ile sınıf düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Okul öncesi öğretmenlerinin yaratıcılık düzeylerinin cinsiyet, yaş, kardeş sayısı, yaşadığı şehir, anne eğitim düzeyi ve baba eğitim düzeyine göre yaratıcılık düzeylerinde istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Çalışmamızda yaratıcılık düzeyi sonuçlarında ki genel ortalamaya bakıldığında öğrencilerin genel yaratıcılıklarının, yaratıcılık düzeyinin ortalamanın altı olduğu sonucuna ulaşılmış. Sınıflara göre sonuçlara tek tek bakıldığında yaratıcılık düzeyi sonuçlarının 1. sınıf, 3. sınıf ve 4. sınıf öğrencilerinin yaratıcılıklarının, yaratıcılık düzeyi ortalamanın altında olduğu ve 2. sınıf öğrencilerinin yaratıcılık düzeyi sonuçlarının ise yaratıcılık düzeyinin orta seviyesinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaratıcılık, Yaratıcılık Düzeyleri, Okul Öncesi Öğretmen Adayları
Sağlık hizmetlerinde kalite yönetimi: Elâzığ örneği
Bireylerin yaşamlarını mutlu olarak sürdürebilmelerindeki en önemli etken 'sağlıklı olma' dır. Sağlığın bozulması durumunda tedavi olmak amacıyla sağlık hizmetlerinden yararlanılmaktadır. Günümüz toplumlarının sosyo-ekonomik gelişme düzeylerinin en önemli göstergelerinden birisi de sağlık hizmetlerinin sunumudur. Son yıllarda sağlık hizmetlerinin verimli ve kaliteli bir şekilde sunulabilmesi için Toplam Kalite Yönetimi uygulamaları hız kazanmıştır. Sağlık hizmeti sunan kurumların varlıklarını sürdürebilmek, kar etmek ve rekabet edebilmek için hizmet kalitesi ve hasta tatminine önem vermesi gerekmektedir. Sağlık ve sağlık hizmeti sunumu, insan yaşamının sürdürülmesinde, yaşam kalitesinin yaratılmasında ve korunmasında özel bir öneme sahiptir. Son dönemlerde hizmet sektöründe müşteri istekleri doğrultusunda yöntemler geliştiren kuruluşlar, rakiplerine karşı öncelik elde etmektedir. Bu inceliği sağlamak için toplam kalite anlayışını benimsemek gerekmektedir. Zamanla kalite uygulamalarını standart hale getirmek için çeşitli standartlar geliştirilmiştir. Bunlardan özellikle sağlık kuruluşlarında uygulananlar, ISO 9001:2008 Kalite Yönetim Sistem Standardı, EFQM ve JCI olup, bu alanda JCAHO gibi organizasyonlar oluşturulmuştur. Sağlık hizmeti sunan kuruluşlarda kaliteyi artırmak maksadıyla kalite standartları uygulamaları eksiksiz olarak yerine getirilmelidir. Sağlık kurum ve kuruluşlarının sunmuş oldukları sağlık hizmetleri kalitesinin iyi olması, sağlık hizmetlerinden yararlananların beklentilerini ne derecede karşıladığı ve sunulan hizmetin nasıl algılandığı ile doğrudan ilişkilidir. Bu araştırma, sağlık kurumlarında sunulan hizmet kalitesinin ve hastanelerde uygulanan kalite standartlarının Elazığ ilinde bulunan özel ve kamu hastaneleri yöneticileri (Başhekim, başhekim yardımcısı, müdür ve müdür yardımcısı) tarafından değerlendirilmesi, SKS'nin, daha etkin ve verimli hale gelebilmesi için neler yapılması gerektiği konusunda bilgiler edinilmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel, tanımlayıcı ve çıkarımsal niteliğe sahip olan bu çalışmanın örneklemi kolayda örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Veriler 21 soruluk kalite yönetimi anket formu ve 20 ifadeden oluşan kalite algısı ölçeği ile elde edilmiştir. Araştırmanın evrenini Elazığ'daki özel hastaneler (Özel Elazığ Hayat Hastanesi, Elazığ Özel Mediline Hastanesi, Medikal Park Elazığ Hastanesi, Özel Doğu Anadolu Hastanesi) ve kamu hastaneleri (Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi, Fırat Üniversitesi Hastanesi) oluşturmaktadır, örneklemi ise hastanelerde görev yapan Başhekim, Başhekim yardımcısı, müdür ve müdür yardımcıları olmak üzere toplamda 28 kişiden oluşmaktadır. Çalışmanın genel sonucuna bakılırsa yöneticilerin toplam kalite yönetimini ve sağlıkta kalite standartlarını önemsedikleri, kurumun daha iyi sağlık hizmeti sunması için yoğun çaba sarf ettikleri, değerlendirmelerde bulunup eksik ve hataların düzeltilmesi için gerekenleri yaptıkları tespit edilmiştir.
Alkol-madde bağımlılığı olan ve olmayan bireylerin dürtüsellik, saldırganlık ve depresyon düzeylerinin incelenmesi
Dürtüsellik, depresyon ve saldırganlığın alkol- madde bağımlısı bireylerde yüksek düzeyde var olduğu düşünülmektedir. Toplum açısından çeşitli olumsuzlukları beraberinde getiren bu durumun incelenmesi ve alkol-madde bağımlılığı tedavisi gören kişilere bu doğrultuda destek olunmasının tedavi süreçlerine önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Yapılan literatür taramasında saldırganlık, dürtüsellik ve depresyon değişkenlerinin aynı çalışmada incelendiği bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu tezin hem araştırmacılar hem de AMATEM'de çalışan sağlık personellerine kaynak oluşturabileceği düşünülmektedir. Bağımlı bireyin yaşadığı dürtüsellik, depresyon ve saldırganlık gibi davranışların hem tedavi hem de tedavi sonrasını olumsuz etkileme ihtimali olması yönünden önemlidir. Bağımlı bireyde gözlenen bu tür davranışların hafifletilmesi yönünde yapılacak çalışmalar tedavinin devamlılığı açısından önem taşımaktadır. Alkol-madde bağımlısı bireylerde depresyon, dürtüsellik ve saldırganlık düzeylerinin tespit edilmesi hastalara hem tedavi aşamasında hem de tedavi sonrasında nasıl yardımcı olunabileceği ile ilgili konuların ortaya çıkmasını sağlayabilmekte ve bu doğrultuda sağlık çalışanlarının hastaların tedavi sürecinde tedavilerini olumlu etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu bağlamda yapılan çalışmanın amacı alkol-madde bağımlılığı olan ve olmayan bireylerin dürtüsellik, saldırganlık ve depresyon düzeylerinin ne olduğunu belirlemektir. Yapılan çalışma iki grubun arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla ilişkisel tarama modeline dayandırılarak tasarlanmıştır. Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinde yer alan AMATEM servisinde araştırmanın uygulanabilmesi için etik kurul onayı alınmış olup; İl Sağlık Müdürlüğünden "gerekli izinler" alınmıştır. Araştırmanın evrenini Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi AMATEM servisinde yatarak tedavi gören alkol - madde bağımlılığı olan 360 kişi oluşturmaktadır. Bu çalışma 01.05.2021 - 01.05.2022 tarihleri arasında Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi AMATEM servisinde yürütülmüş ve veriler araştırmacı tarafından toplanmıştır. Bu araştırmada, "Kişisel Bilgi Formu", "Barrat Impulsivite Skalası (BIS-11)", "Buss Pery Saldırganlık Ölçeği (BSÖ)", "Zung Depresyon Ölçeği (Zung Self-Raiting Depression Scale)" kullanılmıştır. Tedavi süreci boyunca bütün AMATEM'lerde hastalara verilen SAMBA eğitimleri verildikten sonra ölçek formlarıyla son testler uygulanmıştır. Alkol-madde bağımlılığı olmayan bireylere ise sadece ölçek formları uygulanmıştır. Araştırma kapsamında toplanan veriler, bilgisayar ortamına aktarıldı. Veriler lisanslı SPSS 22.0 paket programına girildi ve ilk olarak ölçekler ve alt boyutlarının normallik varsayımını gerçekleştirip gerçekleştirmediğine bakıldı. Bağımlı değişkenler arasında ne düzeyde ve yönde bir ilişki olduğunu belirlemek için Korelasyon Analizi yapıldı. Çalışmada kullanılan katılımcıların vermiş oldukları cevaplar doğrultusunda yapılan normallik sınaması doğrultusunda çalışmanın verilerinin normal dağılım gösterdiği görülmektedir. Bundan dolayı çalışmanın analizlerinde parametrik testlerden yararlanılmıştır. Bu araştırmada katılımcıların madde kullanımına başlama nedenleri incelenmiş ve elde edilen sonuçlara göre ise denek grubu için alkol bağımlılığına başlama nedeni olarak en yüksek dağılımın %35,4 ile çevresel faktörlere bağlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır (Tablo 10). Madde kullanımında sosyal çevrenin tetikleyici bir nitelik taşıdığına ilişkin detay sunan bu bulgu genel perspektifte önemli bir risk faktörü olarak sayılmaktadır. Bu araştırmada denek grubunu oluşturan katılımcıların ağırlıklı olarak hangi maddeyi kullandıkları incelenmiş ve % 16,3'lük oranla en çok kullanılan maddenin esrar olduğu tespit edilmiştir. Bu durum esrarın ucuz ve kolay ulaşılabilen madde olduğu fikrini düşündürmektedir. Bu çalışma kapsamındaki denek grubunun bağımlılıktan kurtulmak adına tedaviye başlama nedenleri incelendiğinde katılımcıların %52,4'ünün kendi istekleri doğrultusunda tedavi sürecine dâhil oldukları görülmüştür (Tablo 12). Yapılan çalışmada katılımcılara birinci dereceden akrabalarının alkol/madde bağımlılığına sahip olup olmadığı sorulmuştur. Yanıt olarak deney grubu üyeleri %62,6 kontrol grubu üyeleri %80,5'lik oranla birinci dereceden akrabalarının alkol madde bağımlılığına sahip olmadıklarını belirtmişlerdir (Tablo 14). Bu araştırmada katılımcıların istismara maruz kalma durumları incelenmiş olup; elde edilen bulgulara göre deney grubunun %87,8 kontrol grubunun ise %85,6 ile herhangi bir istismara maruz kalmadıkları belirlenmiştir (Tablo 15). Gerçekleştirilen çalışmada katılımcıların intihar girişimi durumları incelendiğinde elde edilen bulgular neticesinde deney grubunun %64.6, kontrol grubunun ise %83,9 luk oranla intihar girişiminde bulunmadıkları belirlenmiştir (Tablo 16). Bu araştırmada elde edilen bulgulara göre saldırganlık alt boyutu olan fiziksel saldırganlık seviyesi sırasıyla denek grubu tedavi öncesi sonrası ve gruplar arası olacak şekilde incelenmiş ve denek grubu katılımcılarında fiziksel saldırganlık parametresinin AMATEM'de uygulanan tedaviden etkilenmediği (p>0,05), ortalama değerlerinde yükseliş olduğu belirlenmiştir (ön test 22,51±8,29 son test 23,62±7,79). Çalışmada gruplar arası veriler incelendiğinde denek grubunun ortalama değerinin yüksek olduğu (denek grubu 23,62±7,79 kontrol grubu 22,60±7,40) görülmüş, ancak ortalamalardaki bu farklılığın anlamlılık oluşturacak düzeyde olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Anahtar Kelimeler: Alkol Madde bağımlılığı, Dürtüsellik, Saldırganlık, Depresyon
Kamu hastanelerinde hasta memnuniyeti: Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi örneği
Teknolojinin gelişmesi, bilgiye hızlı bir şekilde ulaşılabilirlik, toplumun yaşam standartlarını yükseltmek isteme talebi ve tüketici alışkanlıklarının değişmesi hizmet sektörünü önemli bir hale getirmiştir. Hizmet sektörünün kendine has özelliklerinden dolayı, hizmetin mal üreten sektörlere göre kolay olmayan bir şekilde sunulmasına neden olmaktadır. Sağlık hizmetlerinin konusu insan sağlığı olduğundan ve sağlık hizmetlerinin kendine özgü özellikleri bulunduğundan sağlık hizmetleri, hizmet sektörü içerisinde ayrı bir yer edinmektedir. Hem kamu hastaneleri hem de özel hastaneler gelir-gider dengelerini korumak zorundadır. Bu zorunluluk sağlık kuruluşlarının daha fazla hastaya hitap etme ve sunmuş oldukları hizmetleri çeşitlendirme çabası içine girmelerine neden olmaktadır. Bundan dolayı sağlık kuruluşları, diğer işletmeler gibi rekabet içerisinde olduklarından, hasta memnuniyetini önemsemek zorundadır. Bu araştırma; Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yatarak tedavi gören hastaların memnuniyet düzeylerini ölçmek ve bu memnuniyet düzeyleri ile katılımcıların cinsiyet, yaş, yatış süresi, eğitim durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıkların olup olmadığını tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma nicel araştırma tekniklerinden olan anket uygulama tekniği ile gerçekleştirilmiş, tanımlayıcı ve kesitsel bir araştırmadır. Araştırma evreni, Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi ana binasında 2022 yılı Haziran ayında yatarak tedavi gören (poliklinik hastaları, yoğun bakımlar, acil, palyatif servisi ve psikiyatri servisinde tedavi gören hastalar hariç olmak üzere) ve tedavi sonrası taburcu olan 2660 hastadan oluşturmaktadır. Örneklem grubu ise basit rastgele örneklem yöntemi ile seçilen 390 hastadır. Veriler, Sağlık Bakanlığı Kalite ve Verimlilik Daire Başkanlığının yayınlamış olduğu Yatan Hasta Memnuniyet Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde betimleyici özelliklerin belirlenmesinde yüzde ve frekans istatistiklerinden, hasta memnuniyetinin ölçülmesinde ortalama istatistiğinden, niceliksel verilerin karşılaştırılmasında iki grup durumunda, normal dağılım gösteren parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında bağımsız örneklem t testi, niceliksel verilerin karşılaştırılmasında ikiden fazla grup durumunda, normal dağılım gösteren parametrelerin karşılaştırmalarında tek yönlü anova testlerinden yararlanılmıştır. Araştırmada Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yatarak tedavi gören hastaların memnuniyet düzeyleri ölçülmüştür. Hasta memnuniyet düzeyleri ile katılımcıların cinsiyetleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıkların bulunmadığı, hasta memnuniyet düzeyleri ile yaş, yatış süresi, eğitim durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıkların bulunduğu sonucuna varılmıştır. Sağlık yöneticilerinin; cinsiyet, yaş, yatış süresi, öğrenim durumu değişkenlerine göre, hasta beklentileri doğrultusunda, hastane hizmet sunumunda düzeltmeler yapması, sunulan hizmetin kalitesinin artmasına dolayısıyla hasta memnuniyet düzeylerinin artmasına yardımcı olacaktır.
Dijitalleşmenin bilgi üretimine katkıları ve postmodern yaklaşımlarla incelenmesi
Aklın üretkenliği dil ile birlikte bilgi üretimini de beraberinde getirmektedir. Kültürel evrim içerisinde gelişen insan bilgi üretimi yaparak yaşamın sorunlarını ve konularını dile açığa kavuşturmaktadır. Klasik dönem öncesi çağlarda yerleşik yaşama geçme, tarım, hayvancılık, yazı, şehirleşme, yönetim kurumları gibi oluşumlar ortaya çıkan sorunlara çözüm aramak gibi zihinsel faaliyetlerin gelişmesine yol açmıştır. Bu dönemden itibaren bilim ve teknoloji basit anlamda gelişmeye başlamıştır. Daha sonraki dönemlerde bilgi anlayışını oluşturan düşünceler farklı tanımlamalarla ve farklı arayışlar içinde ortaya çıkmaktadır. Bu süreçte bilginin üretilmesi ve şekillenmesini anlayabilmek için filozofların görüşleri yol gösterici olmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın konusu dijitalleşmenin bilgi üretimine olan katkılarını incelemekte ve bu katkıları postmodernist görüşler çerçevesinde değerlendirmektir. İletişim çağında bilginin üretimi ve bu süreçte teknolojinin rolü ve etkileri değerlendirilmektedir. İnternet, sosyal medya, akıllı cihazlar, yapay zeka ve diğer iletişim teknolojileri bilgi üretim sürecini değiştirmekte ve bu değişimin toplum, kültür, ekonomi ve eğitim gibi alanlara olan etkileri ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bilgi, Bilgi felsefesi, Bilgi üretimi ve yönetimi, Postmodern bilgi, İletişim çağı, İletişim teknolojileri, Dijitalleşme
Teknoloji geliştirme sürecinin değerlendirilmesi için olgunluk modeli önerisi: ARGE–500 firmalarının faaliyet ve yaklaşımlarına yönelik bir uygulama
Firmalarda teknoloji geliştirme girişimleri çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlanmaktadır. Bunun temel nedeni, firmalarda teknoloji geliştirme girişimlerinin genel olarak üst düzey yöneticiler ile personellerin sezgisel kararlarına göre gerçekleşmesinden kaynaklanmaktadır. Sezgisel kararlar ile bireysel düzeyde başarılı kişi ve ekipler teknoloji geliştirme girişimlerinde başarılı sonuçlar elde edebilmektedir. Ancak, teknoloji geliştirme gibi karmaşık süreçleri yönetmek ve doğru yargılara varmak için firmaların şans, sezgisel kararlar ve bireysel başarılardan daha fazlasına ihtiyacı vardır. Firmaların ihtiyacı olan şey, firma düzeyinde kabul görmüş ve uygulanan yapılandırılmış bir sürecin varlığıdır. Bu durumun varlığı, fikirlerin elde edilmesinden üretim aşamasına kadar uygulanan faaliyetlerin ve uygulama düzeyinin araştırılmasını teşvik etmiştir. Bu çalışma, en fazla arge harcaması yapan firmalarda yapılandırılmış teknoloji geliştirme sürecinin organizasyon düzeyinde uygulanmasının ve sürecin performansı üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi için bir olgunluk modelinin geliştirilmesi amacıyla tasarlanmıştır. Bu amaç çerçevesinde, yapılandırılmış teknoloji geliştirme sürecinin hangi faaliyetler ve aşamalardan oluştuğu ile sürecin performansı üzerinde nasıl bir etki meydana getirdiğinin belirlenmesine yönelik bir model geliştirilmiştir. Modelin geliştirilmesinde, anket yöntemi kullanılmış ve en fazla arge harcaması yapan firmalardan elde edilen verilerden faydalanılmıştır. Çalışma sonucunda, teknik araştırma, ticari araştırma, geliştirme aşamalarından oluşan bir teknoloji geliştirme süreç modeli elde edilmiştir. Araştırma sonucunda, teknik araştırma aşaması ve ticari araştırma aşamasının geliştirme aşaması üzerinde belirleyici bir etkisi vardır. Sürecin performansı üzerinde geliştirme aşamasının belirleyici bir etkisi varken, teknik araştırma ve ticari araştırmanın sürecin performansı üzerinde bir etkisi olmadığı görülmüştür. Ayrıca, firmaların içinde bulunduğu endüstri düzeyi ve arge harcamalarının teknik araştırma aşaması, ticari araştırma aşaması ve geliştirme aşamasına göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Ancak teknoloji geliştirme süreci, arge personel büyüklüğüne göre farklılık göstermediğine ilişkin kanıtlara ulaşılmıştır.
X, Y ve Z kuşağı tüketicilerinin elektronik ticarete ilişkin tutum ve kaygılarının araştırılması: Elazığ ili örneği
Bu araştırmanın temel amacı, X, Y ve Z kuşağı tüketicilerin e-ticarete ilişkin tutum ve kaygı düzeylerinin tespiti ve kuşakların demografik özellikleri açısından e-ticarete ilişkin tutum ve kaygı düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesidir. Araştırma evreni, Elazığ İlinde ikamet eden 1965-1979, 1980-1999 ile 2000 yılı sonrası doğan kişilerdir. Örneklemi ise, evreni temsil eden rastgele seçilmiş 400 katılımcı oluşturmaktadır. Anket yöntemi ile elde edilen veriler, SPSS-22 programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde; betimleyici istatistikler, güvenilirlik (cronbach alpha) analizi, Bağımsız t testi ve tek yönlü varyans analizi (Anova) yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmada, X kuşak tüketicilerinin e-ticarete ilişkin tutumları ile aylık gelir, internet alışverişinde kredi kartı kullanmaları ve internette alışveriş yapma sıklığı durumları arasında farklılaşmanın olduğu fakat cinsiyetleri açısından bir farklılaşmanın olmadığı tespit edilmiştir. Y kuşak tüketicilerin e-ticarete ilişkin tutumları ile internet alışverişinde kredi kartı kullanmaları durumu arasında farklılaşmanın olduğu ancak cinsiyetleri, aylık gelir ve internette alışveriş yapma sıklık durumları açısından bir farklılaşmanın olmadığı saptanmıştır. Z kuşak tüketicilerin e-ticarete ilişkin tutumları ile cinsiyetleri arasında farklılaşmanın olduğu ancak internet alışverişinde kredi kartı kullanmaları, internette alışveriş yapma sıklıkları ve aylık gelir durumu açısından bir farklılaşmanın olmadığı tespit edilmiştir. Buna karşın araştırmada X, Y ve Z kuşak tüketicilerin e-ticaret tutum ölçek geneli puanları arasında eğitim düzeyine, çalışma durumuna, internet kullanım süresi ve internete girişte kullanılan cihaza göre istatiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Araştırmada, X kuşak tüketicilerin e-ticarete ilişkin kaygıları ile aylık gelir, internet alışverişinde kredi kartı kullanmaları ve internette alışveriş yapma sıklığı durumları arasında farklılaşmanın olduğu fakat eğitim düzeyleri açısından bir farklılaşmanın olmadığı tespit edilmiştir. Y kuşak tüketicilerin e-ticarete ilişkin kaygıları ile internet alışverişinde kredi kartı kullanmaları durumu arasında farklılaşmanın olduğu ancak eğitim düzeyleri, aylık gelir ve internette alışveriş yapma sıklık durumları açısından bir farklılaşmanın olmadığı saptanmıştır. Z kuşak tüketicilerin e-ticarete ilişkin kaygıları ile eğitim düzeyleri arasında farklılaşmanın olduğu ancak internet alışverişinde kredi kartı kullanmaları, internette alışveriş yapma sıklıkları ve aylık gelir durumu açısından bir farklılaşmanın olmadığı tespit edilmiştir. Yine araştırmada X, Y ve Z kuşak tüketicilerin cinsiyet, çalışma durumu, günlük internet kullanım süresi, internete girişte kullanılan cihaza ilişkin kaygılarında bir farklılaşmanın olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca araştırmada, Y ve Z kuşak tüketicilerin e-ticaret tutum düzeylerinin X kuşak tüketicilerden daha yüksek olduğu ve e-ticarete yönelik kaygıları açısından ise, X kuşağı tüketicilerin Y ve Z kuşak tüketicilerden daha yüksek olduğu saptanmıştır.
Kültürel farklılıkların teknoloji kabulüne etkisi: Anamur belediyesi çalışanları üzerine bir araştırma
Bu çalışmada, kültürel farklılıkların teknoloji kabulü üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Kültürel farklılıkların tespitinde Geert Hofstede tarafından geliştirilen ''Ulusal Kültür Boyutları'' temel ölçek olarak kullanılmıştır. Bireylerin teknolojiye yönelik tutumları ise Parasuraman ve Colby tarafından geliştirilen ve 4 alt boyuttan oluşan teknolojiye hazır olma indeksi, Damerji ve Salimi tarafından hazırlanan tek alt boyuttan oluşan yapay zekâ teknoloji benimseme ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın uygulaması çalışmaya katılmak isteyen 123 Anamur Belediyesi çalışanı üzerinde yapılmıştır. Araştırma gurubuna kültürel boyut ve teknoloji kabulüne yönelik literatürden maddelerin bulunduğu bir anket uygulanmıştır. Katılımcıların önceden hazırlanmış anket formuna yönelik katılım dereceleri 5'li likert ölçeği ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen veriler SPSS 22.0 ve AMONS 21.0 paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Analiz aşamasında güvenilirlik ve geçerlilik analizleri yapılmıştır. Ardından, yapısal eşitlik modeli ile araştırma modeli test edilmiştir. Araştırma sonucunda bireylerin kültürel özelliklerinin teknoloji kabul düzeylerini kısmen etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma hipotezleri ile sonuçlar kontrol edildiğinde tahmin edilenin dışında birtakım sonuçlara da ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlardan yola çıkılarak yeni teknolojileri kullanacak olan işletme ve kurumların bünyesinde bulunan çalışanların kültürel farklılıklarına dikkat etmesi gerektiği hususunda önerilerde bulunularak çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kültür, Kültürel Farklılık, Hofstede, Teknoloji, Teknoloji Kabul Modeli
Sosyal girişimcilik ve sosyal sermayenin etkileri "Fırat Üniversitesi örneği"
Bu araştırma, sosyal girişimciliğin sosyal sermaye üzerindeki etkilerini kapsamlı biçimde inceleyerek toplumsal kalkınma bağlamında yarattığı değişimleri anlamayı amaçlamaktadır. Çalışma, sosyal girişimlerin yerel topluluklar üzerindeki uzun vadeli etkilerine dair literatüre derinlemesine bir bakış açısı kazandırmayı hedeflemektedir. Sosyal girişimcilik ve sosyal sermaye arasındaki ilişki, toplumsal kalkınma süreçlerinde önemli bir yer tutmasına rağmen, bu etkileşimin niteliği ve sosyal girişimlerin toplumsal etkilerinin sürdürülebilirliği konusunda yeterli sayıda araştırma bulunmamaktadır. Araştırma, sosyal girişimlerin sosyal sermayeyi nasıl dönüştürdüğünü ve yerel topluluklarda güven, işbirliği ve dayanışmayı nasıl güçlendirdiğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu araştırmada nicel araştırma yöntemleri kullanılarak betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Veri toplama sürecinde anket yöntemi kullanılmış ayrıca sosyal girişimcilik ve sosyal sermayenin en etkili kullanıldığı iktisadi ve idari bilimler fakültesi öğrencileri örneklem olarak seçilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 25 programı ile analiz edilerek faktör analizi ve regresyon analizi gibi istatistiksel tekniklerle hipotezler test edilmiştir. Araştırmada, Soba ve Yıldız (2020) tarafından geliştirilen "Yükseköğretimde Sosyal Girişimcilik Yeterliliği Ölçeği" ile Uçar (2016) tarafından geliştirilen "Kurumsal Güven Ölçeği" ve "Grup Aidiyeti Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular, katılımcıların sosyal girişimcilik yeterlilik algılarının genel olarak orta-yüksek düzeyde olduğunu; özellikle sorumluluk, yardımlaşma ve ekip çalışması alanlarında güçlü tutumlar sergilediklerini göstermiştir. Yenilikçilik ve öğrenmeye açıklık boyutlarındaki yüksek algılar, sosyal girişimcilikte yenilikçi düşünceye ve öğrenmeye açıklığın önemini vurgulamaktadır. Sosyal girişimcilik eğitimi alanların yeterlilik algılarının daha yüksek olması, eğitimin bu alandaki gelişime olumlu katkısını ortaya koymaktadır. Ancak girişimcilik niyeti ve gönüllülük boyutlarında düşük algılar, bu alanlarda gelişme gerekliliğine işaret etmektedir. Ayrıca, sosyal girişimcilik algısının yaş ve gelir gibi demografik değişkenlere göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Katılımcıların kurumsal güven algıları genel olarak orta-alt düzeyde olup, devlet kurumlarının işlevselliğine kısmi güven duydukları, ancak adalet ve eşitlik konularında eleştirel tutum sergiledikleri tespit edilmiştir. Kadınlar ile 24 yaş ve üzeri öğrencilerin kurumsal güven algısı daha yüksek bulunmuştur. Bölümler arasında farklılıklar gözlenirken, sosyal girişimcilik eğitimi ve ebeveyn eğitim düzeyinin kurumsal güven üzerinde anlamlı etkisi olmadığı, gelir durumu düşük olanların ise daha yüksek güven algısına sahip olduğu görülmüştür. Grup aidiyeti açısından katılımcılar, sosyal gruplarında ortak amaçlara ve karşılıklı güvene güçlü inanç göstermekte; sosyal destek ve dayanışmanın aidiyet duygusunu güçlendirdiği anlaşılmaktadır. Kadınların grup aidiyeti algısı erkeklere göre yüksek olurken, yaş, bölüm ve sınıf düzeyine göre anlamlı farklar bulunmamıştır. Gelir durumu aidiyet algısında belirleyici olurken, sosyal girişimcilik eğitimi ve ebeveyn eğitim düzeyinin etkisi görülmemiştir. Ayrıca, kurumsal güveni yüksek bireylerin grup aidiyeti algılarının daha güçlü olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları, sosyal girişimcilik yeterliliği ile kurumsal güven arasında anlamlı bir ilişki olmadığını, ancak sosyal girişimcilik yeterliliği ile grup aidiyeti arasında orta düzeyde; kurumsal güven ile grup aidiyeti arasında ise düşük-orta düzeyde anlamlı pozitif ilişkiler olduğunu göstermektedir. Bu bulgular, sosyal girişimcilik becerilerinin bireylerin aidiyet duygusunu güçlendirdiğini, ancak kurumsal güven algısını doğrudan etkilemediğini ortaya koymaktadır. Genel olarak, sosyal girişimcilik yeterliliği ve kurumsal güvenin grup aidiyeti ile ilişkili fakat birbirinden bağımsız değişkenler olduğu sonucuna ulaşılmıştır.