Theses supervised by Doç. Dr. İlkay Dilber
11 theses · Manisa Celal Bayar University
Sağlık sistemlerinin ülkeler bazında karşılaştırılması: Türkiye için politika önerileri
Tüm dünyada, her bireyin din, dil, ırk ve sosyo-ekonomik statü ayrımı gözetilmeksizin sağlıklı yaşam hakkı olduğuna dair genel bir kabul söz konusudur. Bununla birlikte insan sermayesinden maksimum verimlilikte faydalanmanın en önemli koşulu da bireylerin sağlıklı olmasıdır. Bu kapsamda her ülke, vatandaşların sağlık statüsünü yükseltmek amacıyla sağlık sektörüne önemli oranda kaynak aktarmaktadır. Bu kaynakların verimli kullanılması hem ülke ekonomisi açısından hem de toplumsal açıdan oldukça büyük bir önem arz etmektedir. Ülkeler yaşlanan nüfus, yeni hastalık koşullarının ortaya çıkışı ve tıbbi teknolojinin gelişmesi nedeniyle artan sağlık harcamalarına bağlı olarak kaynaklarının önemli bir kısmını sağlık hizmetlerine tahsis ettiği için özellikle son yıllarda sağlık alanında etkinlik ölçümüne yönelik yapılan analizler önem kazanmıştır. Sağlık harcamalarındaki artış her ülkede farklı etmenlere bağlı olarak devam ederken, ilgili harcamaların etkinliğini yükseltmeye yönelik uygulamalara gidilmediği takdirde, harcama etkinliği düşük olan ülkelerin hem sağlık sistemlerinde hem de sosyal ve ekonomik göstergelerinde olumsuzlukların gözlenebileceğini ileri sürmek mümkündür. Bu kapsamda sağlık hizmetlerinde etkinliğin gerçekleştirilmesi ekonomik istikrar ve büyüme için de en önemli koşullardan biri olup, her ülkenin sağlık politikaları belirlerken bu kaideyi göz önünde bulundurması gerekmektedir. Bu noktada kaynakların verimli kullanılıp kullanılmadığını değerlendirmek ve ülkeler arasında karşılaştırma yaparak sistemlerin başarısını ölçmek, etkinliği artıran politikaların belirlenebilmesi için büyük önem arz etmektedir. Bu doğrultuda ortaya konan "Sağlık Sistemlerinin Ülkeler Bazında Karşılaştırılması: Türkiye için Politika Önerileri" isimli çalışmada sağlık sistemlerinin etkinliği ülkeler bazında karşılaştırılarak, Türkiye için dikkate alınması gereken unsurlar belirlenmiştir. Bu kapsamda ilk olarak sağlık sistemlerinin kavramsal çerçevesi çizilmiş olup, ardından seçili ülkelerde kullanılan sağlık sistemleri incelenmiştir. Çalışmanın sonunda ise Veri Zarflama Analizi kullanılarak sağlık sistemlerinin etkinliği karşılaştırılmış olup, her bir ülke için etkinlik ve etkinsizlik gerekçeleri değerlendirilmiştir. Bu gerekçeler doğrultusunda Türkiye açısından sürdürülebilir etkinliği tehdit eden faktörler göz önünde bulundurularak bazı öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Sağlık sistemi, Sağlık finansman modelleri, Sağlık politikaları, Türk sağlık sistemi, Sağlık sistemlerinin karşılaştırılması.
Uygulanan döviz kuru politikalarının tüketiciler üzerindeki etkisinin davranışsal iktisat açısından değerlendirilmesi Türkiye örneği
İnsanların her zaman, her koşulda ekonomi biliminin beklediği gibi rasyonel davranışlarda bulunmamaları son dönemlerde dikkat çekmiş ve davranışsal iktisat kavramı üzerinde durulmaya başlanmıştır. Bu doğrultuda iktisat ve psikoloji bilimi birleşerek insanların irrasyonel davranışlarına karşılık açıklama getirmeye çalışmışlardır. Bu tezde, döviz kuru tanımı, özellikleri ve tüketici davranışlarına olan etkisi üzerinde durulacak ve özellikle son yıllar içerisinde yaşanan pandeminin etkisi ile de iyice artış gösteren döviz kurlarındaki değişmelerin bireylerin hayatlarına olan etkisi incelenecektir. Bu değişimler ve uygulanan politikalar karşısında ne yönde hareket ettikleri, kararlarını hangi doğrultuda uyguladıkları konuya daha detaylı ve doğru bir yaklaşım sağlayabilmek, bireylerin kararlarını da daha net inceleyebilmek açısından davranışsal iktisat çerçevesinde ele alınacaktır.
İnovasyon ekonomisinde teknokentlerin yeri ve önemi: Türkiye örneği
Teknokentler, teknoloji geliştirme amacına hizmet eden en önemli mekanizmalardır. Üniversite-sanayi-devlet-toplum işbirliğinin kurulması adına köprü işlevi gören teknokentler son 30-40 yıldır gelişmiş ülkelerin teknolojik ilerlemesinde büyük bir öneme sahip olmuştur. Türkiye'de ise 2001 yılında yürürlüğe giren Teknoloji Geliştirme Bölgeleri kanunu ile gelişim göstermeye ve sayıları günden güne artmaya başlamıştır. Bu çalışmanın amacı; Türkiye'de bilim, teknoloji ve inovasyon politikalarını ve teknokentlerin kurulumuna zemin hazırlayan unsurları belirleyerek, inovasyona dayalı ekonomik sistemin oluşmasında teknokentlerin önemini ortaya koymaktır. Çalışmada öncelikle bilim, teknoloji ve inovasyon kavramları, Türkiye'de bilim ve teknoloji politikalarının tarihsel gelişim süreci ve ulusal inovasyon sisteminin unsurları ele alınmıştır. Türkiye'de teknokentlerin gelişimi, bu yapıların yaygınlaştırılması ile ulaşılmak istenen ekonomik, sosyal ve kültürel hedefler, teknokentlerin önceliği olan Ar-Ge faaliyetlerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi ve teknolojik inovasyonların ekonomik sorunların ortadan kaldırılması hususunda oynadığı role değinilmiştir. Son olarak, Türkiye'de teknokentlerin ekonomik etkilerini ortaya koymak amacıyla teknokentlere ait değişkenler ile yüksek teknolojili ürün ihracatı arasındaki ilişkiyi belirlemek için regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda teknokentlerin ekonomik etkisi güçlü olan, önemli bir yapılanma olduğu ortaya konmuştur.
Türkiye'de 1994 ve sonrasında yaşanan krizlerin insani gelişme endeksine etkisi
İkinci Dünya Savaşı'na kadar ekonomik büyüme ile eşdeğer tutulan kalkınma kavramı, özellikle savaş sonrasında insan odaklı bir kavrama dönüşmüştür. Yaşanan krizlerden çıkmaya çalışan, ekonomik olarak yeniden yapılanan ve küreselleşme sürecine giren ülkeler büyümenin tek başına yeterli olmadığı ve büyüme gösteren her ülkenin kalkınma yaşamadığı konusunda birleştiler. Bu sebeple Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (United Nations Development Programme- UNDP) sağlık, eğitim ve gelir unsurlarıyla insani gelişme adına bir ölçüt oluşturmuştur. 1990 yılından itibaren birçok ülke için hesaplanan ve her sene yayımlanan rapor; insani gelişmede gelir ile birlikle beşeri unsurların da yaşam kalitesinde önemli olduğunu vurgulamaktadır. Bu çalışmada; 1990 sonrasında Türkiye'de yaşanan ekonomik krizlerin insani gelişme endeksine ne şekilde etki ettiği ve insani gelişmeyi ülkede en çok etkileyen bileşenler üzerinde durulmuştur. Ekonomik krizlerin ardındaki yıllarda insani gelişme bileşenleri üzerinde varsayımlar yapılarak endeks rakamının değişimi konusunda tahminler ve karşılaştırmalar yapılmıştır.
Üçüz açık hipotezinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: Türkiye örneği
Bu çalışmada Türkiye'de 1980'den 2017 tarihine kadar takip eden yıllarda üçüz açık hipotezinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışmanın amacı; üçüz açık hipotezini oluşturan bileşenlerin birbirlerini nasıl etkilediğini bilmek ekonomi içinde oluşan bu açıklar ile mücadele etmek ve bu üçüz açığın ülkenin ekonomik büyümesini de etkilemesi açısından önem taşımasıdır. Çalışmanın ampirik uygulamayı kapsayan son bölümünde yıllık veriler kullanılarak 1980-2017 dönemi üçüz açığı oluşturan bileşenlerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi Vektör Otoregresyon (VAR) model yöntemiyle test edilmiştir. Analiz sonucunda üçüz açık bileşenlerinin ekonomik büyüme üzerinde etkin rolleri olduğu ve en fazla açıklayan değişkenler olduğu görülmüştür. VAR Granger Nedensellik testine göre yapılan analiz sonuçlarına göre ise ithalattan kamu bütçe gideri ve özel tasarruflara doğru tek yönlü bir nedensellik, kamu bütçe gideri ve ihracat arasında çift yönlü nedensellik tespit edilmiştir. Aynı zamanda kamu bütçe giderinden gayri safi yurtiçi hâsıla yani ekonomik büyümeye doğru tek yönlü nedensellik, kamu bütçe gelirinden de ihracat ve kamu bütçe giderine doğru tek yönlü bir nedensellik bulunmaktadır.
Eğitim harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi (Türkiye örneği)
Ülkeler arasında ekonomik büyüme ilgili karşılaştırmalar yapılırken birçok farklı kriter kullanılmaktadır. Bu kriterler parasal ölçeğe dayalı unsurlar olabileceği gibi sosyal alanda özellikle beşeri sermayeye ilişkin kriterler de olabilmektedir. Sosyal sermaye içinde ise en önemli etken eğitim harcamalarının aldığı paydır. Bu nedenle eğitim harcamaları emek verimliliği üzerinde oluşacak etkinin temel yapısını oluşturmaktadır. Eğitim harcamalarının ekonomik büyüme içindeki payının nasıl şekillendiği ve etkisinin nasıl olacağının belirlenmesi bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu çalışmada, eğitim harcamaları ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin açıklanması için Zaman Serileri Analizi kapsamında Vektör Otoregresif (VAR) Model oluşturulmuş, Türkiye'nin 1997-2017 yılları arasına ait 21 yıllık verileri kullanılmıştır. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, Eğitim Harcamaları, Okullaşma Oranı, Eğitim Endeksi, Araştırma ve Geliştirme Harcamalarının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla İçindeki Payı, Kamu Harcamalarının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla İçindeki Payı, Eğitim Harcamalarının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla İçindeki Payı değişkenlerinden yararlanılmıştır. Analiz sonucunda GSYH değişkeni ile eğitim harcamları değişkeni arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu yani eğitim harcamalarındaki değişimlerin ekonomik büyümenin nedeni olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'deki gelir dağılımı eşitsizliğinin Türkiye'nin büyüme oranlarına etkisi
Gelir dağılımı, bir ülkede belirli bir dönemde meydana getirilen milli gelirin o ülkede yaşayan kişiler ya da üretimde görev alan üretim faktörleri arasındaki dağılımını ifade etmektedir. Gelir dağılımında adaletin sağlanması ve eşitsizliğin önlenmeye çalışılması uzun yıllardır Türkiye'de üzerinde durulan bir sorundur. Çünkü gelişmekte olan ülkelerdeki gelir dağılımındaki dengesizlik sosyal ve ekonomik sorunların kaynağını oluşturmaktadır. Bu çalışma iktisat politikasının temel amaçlarından biri olan adil gelir dağılımı konusuna dikkat çekmek ve Türkiye'de gelir dağılımı eşitsizliğinin büyüme oranları üzerine etkisi olup olmadığını göstermek amacıyla hazırlanmıştır. Bu perspektifle çalışmanın birinci bölümünde gelir dağılımının kavramsal ve kuramsal çerçevesi incelenerek, ikinci bölümünde Türkiye'de gelir dağılımı türleri, 1980- 2013 yılları arasında ölçülen verilere ve Türkiye'nin dünya ülkeleri arasındaki durumuna yer verilmiştir. Üçüncü bölümünde ise 1980-2013 dönemi için Türkiye' de gelir dağılımı eşitsizliğinin büyüme ile arasındaki ilişkinin yönünü ve büyüklüğünü ortaya koyabilmek için ekonometrik uygulama yapılmıştır.
Gelişme sürecinde olan ülkelerde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını belirleyen temel unsurlar: Türkiye örneği
Ekonomik, siyasal ve sosyal boyutlarıyla etkili olan küreselleşme sürecinin ortaya çıkardığı en önemli olgulardan biri, genellikle gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere yapılan orta ve uzun vadeli sermaye ve teknoloji getiren doğrudan yabancı yatırımlardır. Doğrudan yabancı yatırımlar (DYY), ülkelerin ekonomilerini ayakta tutan temel taşlardan birini oluşturmakta, ekonomik büyüme ve kalkınmanın gerçekleştirilmesi için gerekli ve önemli bir araç olarak kabul edilmektedir. Araştırmanın amacı, gelişmekte olan ülkelere yapılan doğrudan yabancı yatırımları çeken belirleyicilerin neler olduğunun kuramsal ve amprik bir çerçevede açıklanmasıdır. Girişi takip eden ilk bölümde DYY kavramının tanımı ve nedenleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde DYY'nin dünyada ve Türkiye'deki görünümüne dair bilgiler verilip, DYY'nin temel belirleyicileri irdelenmiştir. Son bölümde literatürün incelenmesinin ardından ülkelerin çektikleri DYY miktarlarını belirleyen ekonomik, politik ve yatırım ortamına ilişkin faktörlerden hangilerinin, DYY'yi ne yönde etkilediğine dair ekonometrik model oluşturulmuştur. 18 gelişmekte olan ülkeye ait DYY girişleri üzerinde etkili olduğu düşünülen 12 farklı değişken, 1996–2014 dönemi için panel veri yöntemiyle analiz edilmiştir. Yapılan çalışma ışığında, yolsuzluk kontrolü, dışa açıklık oranı, teknoloji, toplam işgücü ve hukukun üstünlüğü değişkenlerinin DYY girişlerini olumlu yönde etkilediği görülürken, borç stoğu, gayri safi sabit sermaye ve alt yapı değişkenin ise DYY girişlerini olumsuz yönde etkilediği sonucuna varılmıştır.
1996-2016 yılları arasında uygulanan ihracat politikalarının rekabet gücüne etkisi (Türkiye örneği)
Uluslararası ticaretin hacimsel olarak artışı, beraberinde rekabet olgusunu getirerek, ülkeleri uzmanlaşacakları malları belirlemeye ve rekabet güçlerini ölçmeye itmiştir. Ülkelerin, rekabet güçlerini ölçme amacıyla birçok yöntem mevcutken bu çalışmada ilk olarak Liesner (1958) tarafından ortaya atılan ve 1965 yılında Balassa tarafından geliştirilen Karşılaştırmalı Üstünlükler Endeksi (AKÜ) kullanılmıştır. Çalışmanın aralığı, 1996-2016 olarak sınırlandırılmıştır. Söz konusu dönemde uygulanan ihracat politikalarının yansımaları, tarihsel süreçte en önemli ticaret partner olmasından dolayı Avrupa Birliği ile özellikle son yıllarda alternatif pazarlar bulma noktasında ön plana çıkan, Kuzey Afrika - Ortadoğu (ODKA) ve Latin Amerika ülkeleri üzerinden değerlendirilmiştir. Endeks hesaplamaları ise sözü edilen her bir bölgeden, ihracatın en yüksek olduğu ilk ülkeler alınarak yapılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular, Türkiye'nin Almanya karşısında hammadde yoğun ve emek yoğun endüstri grubunda karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu, buna karşın kolay taklit edilebilir ve zor taklit edilebilir AR-GE yoğun endüstriler ile sermaye yoğun endüstri grubunun birkaç sektörü dışında tüm sektörlerde dezavantajlı pozisyonda olduğu yönündedir. Türkiye-Brezilya karşılaştırmasında Brezilya, hammadde ve imalat sanayinde Türkiye'ye göre güçlü bir karşılaştırmalı üstünlüğe sahip iken, emek yoğun endüstri grubunda, genel anlamda Türkiye'nin avantajlı olduğu söylenebilir. Diğer endüstri gruplarında avantajlı ve dezavantajlı pozisyonlar sektör bazında ve yıllar içinde değişiklik göstermektedir. Faktör yoğunluklarına göre Türkiye-Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) karşılaştırmasında ise, Türkiye 3 numaralı mineral yakıtlar, yağlar vb. damıtılmasından elde edilen ürünler hariç, hammadde yoğun sektörler dahil olmak üzere tüm endüstri gruplarında, BAE karşısında genel bir karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Anahtar Kelimeler: İhracat Politikaları, Rekabet Gücü, Balassa Endeksi, Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler.
Türkiye'de kadın girişimcilere uygulanan teşvik sistemi ve yarattığı ekonomik değerler (2000-2015)
Çalışma hayatına bakıldığı zaman, kadınlar erkeklere oranla daha fazla sorunla karşılaşmaktadır. Kadının sosyal hayattaki rolü değişmedikçe, bu sorunlar günden güne artmaya devam edecektir. Diğer taraftan ekonominin canlanması için kadın girişimcilere teşvik sistemleri uygulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmada kurumların ve devletin sunduğu teşvik sistemlerinin, hangi ölçüde ekonomik değer yarattığı anlatılacak, meydana gelen sorunların çözülmesi için öneriler sunulacaktır. Bu çalışmada kadınlara verilen teşvik primlerinin ekonomide yarattığı katma değer incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde istihdam ile ilgili temel bilgiler verilmiş ve hemen akabinde ise iktisat okulları ve emek piyasasına değinilmiştir. İkinci bölümde ise; Girişimcilik kavramı üzerine eğilip, kadın girişimciliğine detaylı bir şekilde yer verilmiştir. Üçüncü bölüme gelindiği zaman ise, kadın emeği konusuna değinilmiştir. İlerleyen kısımlarda Türkiye'de çalışan kadın profili detaylı bir şekilde irdelenmiştir. Çalışmanın son bölümüne gelindiğinde ise, kadınlara verilen teşvik primlerinin Gayri Safi Yurt İçi Hasıla üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Anahtar kelimeler; Kadın, çalışma hayatı, teşvik sistemi
Genç istihdamı teşvik edici politikalar açısından Türkiye Polonya karşılaştırılması
Günümüzde dünya ülkelerinin en önemli sorunlarından biri işsizliktir. İşsizlik sorunundan en çok etkilenen kesim ise 15-24 yaş aralığındaki gençlerdir. Küresel rekabet artışı, teknolojik gelişmelerde görülen yenilikler işgücü piyasa koşullarını etkilemekte ve işverenler yeterli bilgi donanımına sahip, tecrübeli gençleri istihdam etmek istemektedir. Özellikle eğitimli genç nüfus mezun olduktan sonra işgücü piyasa koşulları ile ilk defa tanıştığı için mesleki donanım ve tecrübe konusunda yetersiz kalmaktadır. Bunun yanı sıra çoğu zaman gençlerin maaş beklentileri ile iş hayatının sunduğu imkanlar birbirleriyle uyuşmamaktadır. Genç nüfusun hızlı artışına rağmen yeterli düzeyde yeni iş alanların yaratılamaması, eğitim-istihdam arasındaki bağın kurulamaması genç işsizliğini çözümü zor bir durum haline getirmektedir. Genç işsizliğinin mücadele sürecinde ülkelerin uyguladıkları istihdam politikaları farklılık göstermekle birlikte, ülkeler en çok aktif istihdam politikalarından yararlanmaktadır. Çalışmada, işsizlik tanımları, türleri ve istihdam teorileri hakkında açıklamalara yer verilmiştir. Genç işsizlik kavramı ve genç işsizliğe neden olan sebeplerden bahsedilerek, Türkiye'de işgücü piyasasında genç işsizliğin durumu ve genç işsizlikle mücadele sürecinde uygulanan istihdam politikalarından söz edilmiştir. Sonrasında Avrupa Birliği'ne üye ülkeler arasında yer alan Polonya'da genç işsizliğin durumu ve uygulanan mücadele politikalarından bahsedilmiştir. Son olarak da Türkiye'de ve Polonya'da genç işsizliği oranı ve büyüme oranı arasındaki ilişki ekonometrik analizler aracılığıyla incelenmiştir.