Theses supervised by Doç. Dr. Mustafa Kaya
13 theses · Van Yüzüncü Yıl Üniversity, Fırat University, Ankara Yıldırım Beyazıt University, Afyon Kocatepe University
Türkçe öğretim merkezlerinde görev yapan öğretim elemanlarının eğitim durumları, akademik faaliyetleri ve eğitim-öğretim süreçlerinde yaşadıkları sorunlar
Bu çalışmanın amacı, Türkçe Öğretim Merkezlerinde (TÖMER) görev yapan öğretim elemanları ile ilgili bir durum analizi yapmak ve öğretim elemanlarının yaşadıkları sorunları tespit etmektir. Çalışmanın ilk boyutunda nitel araştırma desenlerinden durum çalışması yapılırken ikinci boyutunda yarı yapılandırılmış görüşme yoluyla veriler toplanmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve bu araştırma durum desenine göre yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma evrenini Türkiye'de TÖMER'lerde görev yapmakta olan öğretim elemanları oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklem grubunu seçkisiz örnekleme ile belirlenmiş, TÖMER'lerde görev yapan 14 eğitici oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen "Yapılandırılmış Görüş Bildirim Formu (YGBF)" ile "Öğretim Elemanı Kontrol Formu (ÖEKF)" kullanılmıştır. Araştırma kapsamında veriler toplanırken TÖMER'lerde görev yapan 14 eğiticiden görüş alınmıştır. TÖMER'lerde görev yapan öğretim elemanlarıyla ilgili bilgi toplanırken incelenen TÖMER'lerden 91'inin de öğretim elemanlarıyla ilgili bilgilere ulaşılmıştır. Toplanan verilerin analizi yapılırken YGBF'de nitel veri çözümleme araçlarından içerik analizi, ÖEKF'de ise nitel veri analiz tekniklerinden betimsel analiz kullanılmıştır. Araştırma sonucunda TÖMER'lerde çalışan öğretim görevlilerinin maddî imkânsızlıklar ve altyapı eksikliğinden, planlama ve yönetim sorunlarından, sınıf ve ders düzenlemesine yönelik uygulamalardan, dil ve dil bilgisi öğretiminden, materyal eksikliğinden, ölçme ve değerlendirme uygulamalarından kaynaklanan birtakım sorunlar yaşadıkları tespit edilmiştir. Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesine yönelik bir lisans programının olmayışının eğitim-öğretim uygulamalarına olumsuz yansıdığı görülmüş, TÖMER'lerin uluslararası ölçütlere göre akredite edilmesi gerektiği saptanmıştır. Türkçenin yabancı dil olarak öğretimine yönelik düzenlenen sertifika programlarının bu alanın işleyişini olumsuz yönde etkilediği bulgulanmıştır. TÖMER'lerde çalışan öğretim görevlilerinin bir kısmının Maarif Vakfı tarafından hazırlanan programı incelemedikleri görülmüş, inceleyen öğretim görevlilerinden büyük bir kısmının ise programın Diller için Avrupa Ortak Başvuru Metnine uygun hazırlandığını düşündüğü tespit edilmiştir. Ayrıca TÖMER'lerde görev yapan müdürlerin, müdür yardımcılarının ve öğreticilerin genel itibariyle lisans, yüksek lisans ve doktora mezuniyetlerinin Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden olduğu tespit edilmiş ve incelenen kişilerin Türkçenin yabancı dil olarak öğretimine yönelik yayın yüzdeliğine bakıldığında yayın sıklıklarının az olduğu görülmüştür.
Türkçe öğretmenlerinin Türkçe dersinde drama yöntemini uygulama durumları ve drama tekniklerine ilişkin öz yeterlilik algıları üzerine bir inceleme
Bu araştırmanın temel amacı Türkçe öğretmenlerin drama yöntemini uygulama ve drama tekniklerine ilişkin yeterliliklerin ne düzeyde bildiklerini ve bildiklerini ne düzeyde uyguladıklarını belirlemeye yönelik bir durumu tespit etmektir. Araştırmada nicel yöntemlerden olan tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Millî Eğitim Bakanlığına bağlı resmî ortaokullarında görev yapan 133 Türkçe öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmanın amacı kapsamında Karadağ, Çalışkan, Korkmaz ve Yüksel (2008) tarafından geliştirilen drama lideri olarak öğretmen ve eğitimsel drama uygulama yeterliği ölçeği ile Koç (2013) tarafından geliştirilen drama yöntemi tekniklerine ilişkin yeterlilik anketi veri toplam aracı olarak kullanılmıştır. Türkçe öğretmenlerinden toplanan verilerin analizi, iki farklı şekilde yapılmıştır. İlk olarak anket formundan elde edilen verilerin analizinde SPSS 21 programı kullanılmıştır, katılımcıların drama yöntemi tekniklerine yönelik yeterliklerini incelemek için elde edilen verilerin betimsel istatistiği yapılmıştır. Araştırma sonucunda Türkçe öğretmenlerinin drama tekniklerinden en çok öykü- olay canlandırmasını, en az ise parmak oyunu tekniği hakkında bilgi sahibi oldukları, derslerde drama tekniklerini kullanma düzeylerine bakıldığında en yüksek kullandıkları tekniğin doğaçlama, en az kullandıkları tekniğin ise parmak oyunu olduğu tespit edilmiştir. Türkçe öğretmenleri drama yöntemini uygularken araç-gereç eksikliği, öğrenci sayısının fazla olması, velilerin tutumu, yönetimin tutumu, drama yöntemiyle ilgili bilgi eksikliği, ders konularının yetiştirilememesi ve sınıfın dar oluşu gibi sorunlar olduğunu dile getirmişlerdir. Türkçe öğretmenlerinin drama uygulama yeterlilik düzeylerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Türkçe öğretmenlerinin drama yöntemini uygulama yeterlik düzeyleri ile cinsiyet, mesleki kıdem yılı, tiyatroya gitme durumu, görev yeri ve sınıf mevcudu değişkenlerine göre anlamlı bir farklılığın olmadığı; lisans döneminde drama dersi alma, herhangi bir kursta drama eğitimi alma, tiyatro metinlerini okuma ve inceleme değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir.
Karşılıklı öğretim tekniğinin 7. sınıf öğrencilerinin okuma motivasyonu, okur öz algısı, okuduğunu anlama başarısına etkisi ve uygulamalara ilişkin öğrenci görüşleri
Bu çalışmanın amacı, karşılıklı öğretim tekniğinin ortaokul öğrencilerinin okuma motivasyonu, okur öz algısı, okuduğunu anlama başarısı üzerindeki etkilerini tespit etmek ve yapılan uygulamaya ilişkin öğrenci görüşlerini ortaya çıkarmaktır. Çalışmada karma araştırma yöntemlerinden açımlayıcı sıralı desen kullanılmıştır. Araştırmanın nicel boyutunu gerçek deneysel desenlerden ön test son test kontrol gruplu seçkisiz desen kullanılırken araştırmanın nitel boyutunda ise nitel araştrıma tekniklerinden görüşme kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Van'ın Tuşba ilçesine bağlı İskele Ortaokulunda 7. sınıfta öğrenim gören 26'sı deney, 26'sı ise kontrol grubunda olmak üzere 52 oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri; "Okuma Motivasyonu ve Okumaya Adanmışlık Ölçeği", "Okur Öz Algısı Ölçeği", "Okuduğunu Anlama Başarı Testi" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" ile toplanmıştır. Araştırmada elde edilen nicel veriler JAMOVİ 2.3.28 programı ile, nitel verilerin analizi ise içerik analizi ile çözümlenmiştir. Çalışmadaki sonuçlara göre deney grubu ile kontrol grubu arasında okuduğunu anlama başarısına ilişkin deney grubunun lehine anlamlı farklılığın olduğu bulgulanmıştır. Bu bulgulardan hareketle karşılıklı öğretim tekniğinin mevcut müfredata göre okuduğunu anlama başarısında daha etkili sonuçlar sunduğu tespit edilmiştir. Araştırmada karşılıklı öğretim tekniğinin okuma motivasyonuna etkisi de incelenmiştir. Çalışmadaki son test sonuçlarına göre deney grubu ile kontrol grubu arasında deney grubunun lehine anlamlı farklılığın olduğu bulunmuştur. Çalışmada kullanılan tekniğin okur öz algısı üzerine etkisi de değerlendirilmiştir. Bu sonuçlara göre deney grubu ile kontrol grubu arasında deney grubunun lehine anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Çalışmada ulaşılan son sonuçlar ise deney grubunda yer alan öğrencilerin karşılıklı öğretim tekniği ile ilgili görüşlerine ilişkin bulgulardır. Bu sonuçlara göre katılımcılar, karşılıklı öğretim tekniğinin öğrencilerin kelime dağarcığını geliştirdiğini, okuduğunu anlama becerilerini artırdığını ve farklı bakış açıları kazanmalarına katkı sağladığını belirtmiştir. Öğrenciler, bu tekniğin sadece Türkçe değil, diğer derslerdeki başarılarını da olumlu yönde etkilediğini ifade etmişlerdir. Çalışmada ulaşılan sonuçlar doğrultusunda çeşitli önerilere yer verilmiştir.
Çocuk edebiyatı eserlerinin ortaokul öğrencilerinin merhamet, yardımseverlik duygularına etkisi ve öğrencilerin yapılan uygulamalara ilişkin görüşleri
Bu araştırmanın temel amacı, çocuk edebiyatı eserlerinin ortaokul öğrencilerinin merhamet ile yardımseverlik duygularına etkisini ve öğrencilerin yapılan uygulamalara ilişkin görüşlerini tespit etmektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmada nicel ve nitel veri toplama tekniklerinin birlikte yer aldığı karma yöntem kullanılmıştır. Çalışmanın nicel bölümünde gerçek deneysel desenlerden "ön test-son test kontrol gruplu seçkisiz desen" kullanılmış, nitel bölümünde ise "görüşme" yöntemine başvurulmuştur. Araştırmanın çalışma grubunu Van ili Muradiye ilçesinde yer alan Fatih Sultan Mehmet Ortaokulunda öğrenim görmekte olan 6. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Fatih Sultan Mehmet Ortaokulunda öğrenim görmekte olan 6. sınıf seviyesinden 20 öğrenci random yöntemiyle deney grubu, 20 öğrenci de kontrol grubu olarak seçilmiştir. Bu çalışmada nicel veri toplama aracı olarak Nas ve Sak (2020) tarafından geliştirilen "Merhamet Ölçeği" ile Erken (2009) tarafından geliştirilen "Yardımsever Davranış Ölçeği" kullanılırken nitel veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından geliştirilmiş "Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Araştırmanın nicel verilerinin analizinde SPSS 18 paket programı kullanılarak deney grubu ve kontrol grubunun merhamet ölçeği ve yardımsever davranış ölçeğinin ön test ve son testinden aldıkları puanların normallik değerlerine bakılmıştır. Yapılacak analiz teknikleri için normallik varsayımlarından olan Shapiro-Wilk değerlerine bakılmıştır. Bu analiz sürecinde deney ve kontrol gruplarının ölçeklerden aldıkları ön test ve son test puanlarının aynı grubun kendi içinde karşılaştırılması için bağımlı örneklemler t-testi, grupların birbirleriyle karşılaştırılması içinse bağımsız örneklemler t-testi analizi yapılmıştır. Araştırmanın nitel verilerinin analizinde betimsel analiz kullanılmıştır. Araştırma sonucunda çocuk edebiyatı eserlerinin ortaokul öğrencilerinin merhamet ve yardımseverlik duygularının gelişimi üzerinde pozitif bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca ortaokul öğrencileri, okutulan çocuk edebiyatı eserlerinin merhamet ve yardımseverlik duyguları üzerinde olumlu etkileri olduğunu ifade etmişlerdir.
Windows olay günlüklerinde grafik dönüştürücü ağlar ile anomali tespiti
Bu araştırma, artan siber tehditlere karşı güvenlik sisteminin etkinliğini artırmak amacıyla Windows Olay Günlüklerinden alınan verileri analiz etmek için Graph Transformer Network (GTN)'den esinlenilen grafik tabanlı bir yaklaşım sunmaktadır. GTN'nin temel aldığı GCN tabanlı yapı, Windows olay günlüklerinin ayrıntılı incelenmesine odaklanarak karmaşık ve çeşitli veri kaynaklarının analiz edilmesi için yeni olanaklar açar. Kullanılan veri kümesindeki olay günlükleri; kayıt defteri ve sistem değişikliklerini, güvenlik ihlallerini ve tehdit simülasyonlarını içerir. Veri seti, gelişmiş tehdit aktörlerinin taktik, teknik ve prosedürlerini simüle eden olay günlüğü verilerinden oluşmaktadır. Bu yaklaşım, mevcut güvenlik çözümlerinin güçlendirilmesine ve yeni savunma stratejilerinin geliştirilmesine bu yaklaşım yardımcı olur. Aynı zamanda bu veri setini kullanan araştırma sonuçları, siber güvenlik uzmanlarının ve araştırmacıların saldırı vektörlerini ve saldırı yüzeylerini daha iyi anlamalarını sağlayabilir. Bu çalışma, veri kümesindeki her olayı ve olaylar arasındaki etkileşimleri grafik tabanlı bir yapıda modellemektedir. GTN tabanlı modellerde her olay bir düğüm olarak temsil edilir ve düğümler arasındaki kenarlar bu olayların birbirleriyle olan etkileşimlerini ve bağlantılarını gösterir, böylece karmaşık siber tehdit senaryoları içindeki ilişkisel bağlantıları ve yapısal kalıpları ortaya çıkarır. GTN, bu grafiklerdeki karmaşık yapısal kalıpları ve bağlantıları öğrenerek normal ve anormal davranışlar arasındaki farkları ayırt edebilir. Geleneksel güvenlik sistemlerinin gözden kaçırabileceği ince ayrıntıları ve ilişkileri belirlemede bu yaklaşım etkilidir. Alışılagelmiş grafik tabanlı sinir ağlarından farklı olarak GTN modeli, uzun mesafeli bağlantıları ve büyük yapısal kalıpları öğrenmede daha iyidir; bu, Windows Olay Günlükleri gibi karmaşık verileri işlemek için önemlidir. Bu çalışma, GTN prensiplerinden esinlenilen bir yaklaşımın ayrıntılı bir veri seti üzerinde uygulanmasını gösterecek, siber güvenlik tehditlerinin daha iyi anlaşılmasını ve tanımlanmasını kolaylaştıracak, sonuçta siber güvenlik alanında tehdit tespit ve analiz yöntemlerini geliştirecek ve siber güvenlikle ilgili mevcut literatüre önemli ölçüde katkıda bulunacaktır.
Evaluation of the V-tail configuration on a machine learning and CFD based design framework
Recent works show that unconventional tail configurations like Vee-Tails might be good alternatives to conventional tails in terms of providing less weight and reduced drag in commercial airplanes. In this study, a conventional tail configuration consisted of an horizontal and a vertical stabilizer has been replaced by a Vee-Tail. The baseline airplane is the CSR-01, which is an hypothetical aircraft from the CeRAS repository. Various sizing cases for the Vee-Tail configuration have been considered. The sizing variables have been selected as the following 4 geometric parameters that define the Vee-Tail: The span length, the root chord, the taper ratio and the dihedral angle. The flows over the whole airplane have been computed using a Reynolds-Averaged Navier-Stokes solver. The Spalart-Allmaras turbulence model has been employed to compute the eddy viscosity. All the flow computations have been done in a parallel computation environment. Once the flows have been computed, the aerodynamic performance of the Vee-Tail has been established using the Support Vector Regression, which is a machine learning algorithm. A Vee-Tail geometry has been determined matching the lift, drag and pitching characteristics of the original configuration as close as possible.
Aerodynamic investigation of very closely flying fighters to develop new formation types
New generation fighters act as key-player in the operational environment within the scope of today's technological capabilities. At present, the old generation fighters have to be more challenging against the 5th generation fighters. Considering the improvements for the new generation fighters, to be more successful in an operational area, except those the technological developments, the fighters need to differentiate their level of performance, the performance of subsystems, and the most crucial thing, the concept of operations. As part of system and performance capabilities for fighters, many effective tactical formation sequences used to increase the performance of the fighters in operational environment. This thesis covers the studies to increase the "Survivability" and "Lethality" factors for Friendly (Blue) Force systems by using a new close flight formation sequence against the problems encountered in the targeting and detection algorithms of the Opponent (Red) Force fighters' airborne radar systems. For this scope, single F-16 aerodynamic analyses were performed using CFD methods on ANSYS Fluent to decide on triple and quadruple formation sequences depend on aerodynamic and formation requirement limits. Aerodynamic analyses of close-flight formation of older generation fighters were performed using CFD methods for triple and quadruple F-16 arrays. Finally, RCS calculations were made for the new formation sequences and the predicted results were obtained. The results have been interpreted with the Operational Analysis perspective to analyse the effectiveness in the operational environment, and new tactical developments and operational perspectives were gained on the effectiveness of the 4.5th Generation Fighters and older generations in the operational environment.
On the drag of a warhead fragment flying at different orientation angles
This study investigates the aerodynamic characteristics of a non-spherical fragment at Mach numbers 0.8, 1.0, and 1.2 across 30 distinct orientations, focusing on the drag coefficient (CD) and drag force in each configuration. Results reveal significant variability in CD values due to changes in orientation and exposed area, with values ranging widely at each Mach number. Average CD values were determined as 1.27, 1.28, and 1.28 for Mach 0.8, 1.0, and 1.2, respectively, accompanied by corresponding increases in average drag forces with higher Mach numbers. In contrast, a geometrically optimized shape derived from averaged coordinates consistently displayed lower CD values and reduced drag forces, underscoring the potential of optimized configurations to achieve meaningful reductions in aerodynamic drag. The analysis also shows that while larger exposed areas generally lead to higher CD values, this relationship is not strictly linear, indicating that shape and orientation plays a critical role in aerodynamic behavior. In practical applications, using an average CD for trajectory calculations provides a balance between computational efficiency and predictive reliability. This approach simplifies calculations and is particularly advantageous for real-time assessments, where computationally intensive orientation-specific models are less feasible. These findings highlight the importance of adaptable modeling techniques, such as machine learning-based surrogates, which can provide accurate aerodynamic predictions while minimizing computational demands. This study contributes to a better understanding of fragment dynamics in supersonic conditions and supports the development of efficient predictive models for safety-critical applications.
Aerodynamic evaluation of blunted conic shaped war head nose geometries for transonic flow conditions
The aerodynamic shape optimization is performed to improve aerodynamic performance by changing missile geometry and to investigate the effects of shape optimization on missile performance at transonic speeds. Under the specified constraints, missile model shape change is numerically investigated to decrease aerodynamic drag coefficient. For spherical blunted conic shaped warhead nose cone missile models, the effects of nose cone length, missile diameter, missile length and Mach number are analyzed in terms of drag and moment coefficient. Different missile shapes are created using 4-Parameter Box Behnken Design of Experiments (DOE) method and the nose cone optimization study is performed using Response Surface Methodology (RSM). 25 different missile designs were analyzed under zero angle of attack. Steady state turbulent flow fields around this missile are calculated by solving Reynolds Averaged Navier-Stokes equations. Spalart-Allmaras turbulence model with extended wall function is used to calculate turbulent viscosity. It is observed that there are some cases where drag and moment coefficient values change significantly. Moreover, it has been observed that these four parameters have a significant effect on the formation and properties of the shock wave. The Response Surface Method is used to optimize the missile geometry. Optimization results show that the aerodynamic performance of the missile is improved by approximately 54% over the baseline model and 8% over the lowest drag coefficient case obtained from the experimental design.
Kierkegaard'da özgürlük ve maneviyat ilişkisi
Bu tez önerisi, modern felsefenin önemli figürlerinden Søren Kierkegaard'ın özgürlük ve maneviyat kavramlarını ele alarak, bireyin varoluşsal durumunu ve bu durumun manevi boyutlarını derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır. Kierkegaard'ın felsefesi, bireyin kendi varoluşunu anlamlandırma süreciyle yakından ilişkilidir ve bu süreç, bireyin manevi yolculuğuyla iç içe geçmiştir. Bu bağlamda, özgürlük sadece dışsal sınırlamalardan bağımsızlık anlamına gelmez, aynı zamanda bireyin içsel çatışmaları ve manevi sorgulamalarıyla yüzleşmesini de kapsar. Tez, Kierkegaard'ın özgürlük kavramını, onun manevi deneyim ve inanç yapısıyla nasıl temellendirdiğini incelemektedir. Kierkegaard'a göre özgürlük, bireyin Tanrı ile olan ilişkisi bağlamında en üst düzeyde anlam kazanır. Bu ilişki, bireyin varoluşsal kaygı ve çaresizlik deneyimlerinden geçerek otantik bir inanç ve teslimiyet durumuna ulaşmasını gerektirir. Bu süreçte, özgürlüğün manevi boyutları ve bireyin manevi yolculuğu, varoluşsal çatışmalar ve krizlerle şekillenir. Bu nedenle, özgürlüğün nihai anlamı, bireyin Tanrı'ya olan teslimiyetiyle doğrudan ilişkilidir.
Cam fiber plakalarla kesmeye karşı güçlendirilmiş betonarme kirişlerde ankraj sayısının etkisinin analitik olarak modellenmesi
Bu çalışmada deneyleri daha önce yapılmış ve deney sonuçları mevcut olan betonarme T kesitli kirişlerde, yüzeylerine yapıştırılan cam elyaf lif takviyeli polimer (GFRP) şeritlerin üzerinde bulunan ankrajların sayısının, kirişlerin kesme dayanımına olan etkisi analitik olarak incelenmiştir. Bu doğrultuda laboratuar sonuçları mevcut olan bu betonarme kirişlerin ABAQUS/CAE (Complete Abaqus Enviromental) sonlu eleman programı ile modellemesi yapılmıştır. Sonlu elemanlar metodu uygulanmıştır. Beton modeli olarak Concrete Damaged Plasticity (CDP) beton hasar modeli kullanılmıştır. Donatı için Classical Metal Plasticity (CMP) modeli kullanılmıştır. Bu modellerin nonlineer analizleri yapılmıştır. Daha önceden yapılmış laboratuar deneylerinden elde edilmiş olan yük-deplasman grafiklerine ait değerler ile analiz sonuçlarının karşılaştırılması sağlanmıştır. Toplam 5 adet model hazırlanmıştır. Model-1 kesme donatısı yeterli güçlü referans eleman, Model-2 kesme donatısı yetersiz zayıf referans elemanıdır. Güçlendirme yapılan Model-3, Model-4 ve Model-5 için kullanılan kesme donatısı oranı Model-2 ile aynıdır. Aynı GFRP şeritleri kullanılan Model-3, Model-4 ve Model-5 için tek değişken GFRP şeritlerine uygulanan ankraj sayısıdır. Aynı kesme donatısına sahip ve aynı GFRP şeritleri kullanılan Model-3, Model-4 ve Model-5 için sırasıyla her GFRP şeridine 2, 3 ve 4 adet ankraj bulonu kiriş yüzeylerinden karşılıklı olarak montajı yapılmıştır. Model-1, Model-3, Model-4 ve Model-5 için deney sonuçlarındaki yük-deplasman grafiklerine yakın sonuçlar elde edilirken Model-2 için yük değerinin arttırılması ile deplasman değerlerinin deney sonuçlarına göre arttığı tespit edilmiştir. Bu durumun Model-2'nin kesmeye karşı yetersiz olması ve Model 2'ye herhangi bir güçlendirme takviyesi uygulanmamasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Model-2 kesme donatısı yetersiz zayıf referans elemanı olduğundan üzerine uygulanan yükler doğrultusunda büyük yük değerlerine ulaşamadan küçük yük değerleri altında büyük deplasmanlar yapmıştır.Ankraj sayısının artması ile kesme dayanımın arttığı analiz sonuçlarındaki yük değerleri ile görülmektedir.
Âyetlerde dua üslubu
Kur'ân-ı Kerimin indirildiği dönemde, Arap toplumunda sözlü edebiyat altın çağını yaşamaktaydı, bu edebiyat içinde önem arz eden bir alt konu da belagatti. Hitap ettiği kimselere göre, münasip ve tam yerinde düzgün ve hakikatli güzel söz söyleme sanatı olan belagat, diğer bir ifadeyle, fasih ve yerinde ifadelerle konuşmadır. Belagat ilmi, söylenen sözün belagati ve sözü dinleyenin belagati anlama istidadı olmak üzere iki başlıkta incelenir. Belâgat ilmi; beyân, me'ânî ve bedî' ilimlerinden müteşekkildir. Bu ilimler ise, şu konulardan bahseder; metnin manasındaki belâgat, nazmındaki belâgat, üslubundaki belâgat. Biz de bu çalışmamızda yapılan bu ilmi tasnifler doğrultusunda, Kur'ân-ı Kerimden aldığımız bazı örnek dua metinlerini inceleyerek, bu duaların Kur'ân-ı Kerimde hangi üslupla geçtiklerini ve bu üslupların nevilerini anlatmaya çalışacağız. Allah Teâlâ beşerin en seçkinleri olan bu insanların dualarını, Kur'anda bize naklederek, insanın halini dışa aksettirme yöntemlerinden biri olan lisanlarıyla ulaştıkları gaye ve neticeleri anlatır. Bu çalışmamızda, belagi üsluplar ilminin yön göstermesi ile bu konuyu anlamaya çalışacağız. Anahtar Kelimeler: Dil, Arap dili, Kur'ân-ı Kerim, dua, belagat, beyân.
Arapça'da fiil türetimi ve fiil kalıplarının morfosemantiği
İnsana özgü bir kabiliyet olan dilin anlam ve kavramları ifade etme gücü kelime türetme kabiliyeti ile doğru orantılıdır. Dillerin kelime varlığının önemli bir kısmını fiiller teşkil etmekte olup fiil türetimi, dilin kelime varlığını besleyen önemli bir unsurdur. Bu çalışma, kadîm bir dil olan Arapça'nın morfolojik yapısını, fiil varlığını besleyen kanalları, Arapça'da fiil türetimini ve geçmişten günümüze konunun nasıl çalışıldığını ele almakta, Arap dilinin bir zenginliği olmakla birlikte Türkçe dilbilgisi perspektifinden bakıldığında oldukça karmaşık olan fiil kalıplarının anlam ve fonksiyonlarını açıklamaya çalışmaktadır. Ayrıca fiil kalıplarının fonksiyonlarıyla ilgili olan Müte'addî, lâzım mutâva'at, müşâreket gibi kavramların Türkçe karşılıklarını incelemektedir.