Theses supervised by Doç. Dr. Nedim Meriç

10 theses · Çağ University, Akdeniz University

Master'sOpen AccessTR

İcra Hukukunda rehin açığı belgesi

"İcra Hukukunda Rehin Açığı Belgesi" başlığını taşıyan bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmada, İcra ve İflas Kanunu madde 152'de düzenlenen (kesin) rehin açığı belgesi ve İİK m. 150/f'de düzenlenen geçici rehin açığı belgesi doktrin görüşleri ve yargı kararları da dikkate alınarak incelenmiştir. Birinci bölümde, rehin hakkının tanımı, rehin hukukunda geçerli ilkeler ve rehnin güvence altına aldığı alacak kapsamı ile ilgili genel bilgiler açıklanmıştır. İkinci bölümde, rehin hakkı sahibinin, İcra ve İflas Kanunu madde 45'te düzenlenen rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe başvurması zorunluluğu ile geçici rehin açığı belgesi ve kesin rehin açığı belgesine ilişkin düzenlemeler arasındaki ilişki cebri icra hukukundaki menfaatler dengesi dikkate alınarak ortaya koyulmuştur. Üçüncü bölümde, kesin rehin açığı belgesinin tanımı, hukukî niteliği, düzenlenmesi, hüküm ve sonuçları aktarılmıştır. Bu bölümde, belgenin düzenlenme koşulları, koşulların gerçekleşmesi ile takip hukuku bakımından doğurduğu sonuçları üzerinde durulmuştur. Ayrıca bu belgeye bağlanan alacağa ilişkin maddi hukuktaki hükümlerle incelenerek bilgi verilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise, geçici rehin açığı belgesinin tanımı, düzenlenmesi ve takip hukukunda doğurduğu hüküm ve sonuçları açıklanmıştır.

Rehin açığı belgesiİcra hukuku
Döne Nurdan Korkmaz
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni Usul Hukukunda delillerin gösterilmesi

Bu çalışmada medeni usul hukukunda delillerin gösterilmesi konusunu işlemeyi amaçladık. Çalışmamız iki ana bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden ilki delillerin gösterilmesi ve ilkeler ışığında değerlendirilmesi başlığı altında işlenmiş olup ikincisi ise delillerin sonradan gösterilmesi ve kanun yolu aşaması başlığı altında işlenmiştir. İlk bölümün birinci kısmında öncelikle medeni usul hukukunun amacı üzerinde durulmuş, daha sonra bu amaç doğrultusunda medeni usul hukukuna hakim olan ilkelerin, delillerin gösterilmesi faaliyeti açısından nasıl bir etkisi olduğu değerlendirilmiştir. İlk bölümün ikinci kısmında ise delil göstermenin ne olduğu, delillerin hangi aşamaya kadar gösterileceği, yazılı yargılama ile basit yargılama usullerinde delillerin nasıl gösterileceğinden bahsedilmiş, her bir delil türü açısından ayrı ayrı değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünün ilk kısmında ise delillerin sonradan gösterilmesi konusu ele alınmıştır. Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun hangi durumlarda sonradan delil gösterilmesine izi verdiği, ıslah ile delil gösterilip gösterilemeyeceği ve fer'i müdahilin delil gösterme imkanı bu kısımda ele alınmıştır. Son kısımda ise kanun yolu aşamasında delil gösterilip gösterilemeyeceği değerlendirilmiştir. Özellikle istinaf kanun yolunun hukukumuza girişi ile birlikte kanun yolu aşamasında hangi durumlarda delil gösterilip gösterilemeyeceği, yine temyiz aşamasında delil gösterilmesinin mümkün olup olmadığı irdelenmiştir.

DelilDelil tespitiKanıt+1
Mert Kaya
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İcra iflâs hukukunda icra inkâr tazminatı

Çalışma konumuzu, İcra ve İflâs Kanunu'nda düzenlenmiş olan "icra inkâr tazminatı" oluşturmaktadır. Çalışmamız beş ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ilk olarak, icra inkâr tazminatı kavramının; tanımı, amacı ve hukuki niteliği hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra ise icra inkâr tazminatının tarihsel gelişimi ve dünden bugüne, İcra ve İflâs Kanunu'nda hüküm altına alınış şekilleri incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci ve üçüncü bölümlerinde, icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesinin şartları; itirazın iptali davası ve itirazın kaldırılması yargılaması bakımından ele alınmıştır. Çalışmamızın dördüncü bölümünde, İcra ve İflâs Kanunu'ndaki diğer tazminat düzenlemeleri incelenmiştir. Bu tazminatların özellikleri ve hükmedilme şartları ele alınarak, icra inkâr tazminatı olup olmadıkları değerlendirilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise; davaya son veren taraf işlemlerinin tazminata etkisi, tazminatın miktarının tespiti ve tazminatın icrası konuları üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: İcra İnkâr Tazminatı, İtirazın İptali Davası, İtirazın Kaldırılması Yargılaması

Tazminatİcra hukukuİcra ve İflas Kanunu+3
Nida Derya Ayhan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Takip yolunun değiştirilmesi (İİK. m.43/2)

Çalışmamızın konusu, İcra ve İflas Kanunu'nun 43. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiş olan takip yolu değişikliğidir. Takip hukukumuzda, iflâsa tabi şahıslar hakkında takip alacaklının seçimine göre, haciz veya iflâs yoluyla yapılabilmektedir. Çalışma konumuz olan takip yolunun değiştirilmesi düzenlemesinde, iflâsa tabi borçlusu hakkında haciz veya iflâs yoluyla ilamsız takibe başvuran alacaklının, seçmiş olduğu takip yolunu bir defaya mahsus olmak üzere bırakarak diğerine harçsız olarak yeni baştan müracaat edebileceği düzenlenmiştir. Çalışmamızın amacı takip yolunun değiştirilmesini, doktrin ve yargı kararları çerçevesinde tüm yönleriyle incelenmesidir. Çalışmamız 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, iflâsa tabi şahıslar hakkında yapılan takiplerde alacaklının takip yolunu seçme hakkı, ardından ise iflâsa tabi şahıslar hakkında yapılan takiplerde alacaklının takip yolunu değiştirme hakkı ele alınmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde, takip yolunu değiştirme hakkının şartları, usulü süresi hakkında ayrıntılı açıklamalara yer verilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise, takip yolunu değiştirme hakkının kullanılmasının hukuki sonuç ve etkileri ele alınmıştır.

HacizTakip yolunun değiştirilmesiİcra ve İflas Kanunu+1
Kardelen Karagüllü
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

İflâsta istihkak iddiası ve çözüm yolları

İflâs, alacaklıların alacaklarını tahsil edebilmek için iflâs organları tarafından, borçlu müflisin tüm malvarlığı üzerinde yürütülen bir cebri tasfiye usulüdür. İflâs açıldığı zaman müflisin haczi mümkün bütün malları ile masa oluşturarak, borçların ödenmesine tahsis edilir (İİK m. 184). Bu aşamada masaya dahil edilmiş bir mal üzerinde, üçüncü kişinin, mülkiyet hakkı veya herkese karşı ileri sürülebilen bir başka hakkı ihlal edilmiş olabilir. Üçüncü kişinin, söz konusu malın müflisin borçları için kullanılmasını engelleyebilmek amacıyla takip edeceği yol, istihkak iddiası prosedürü olacaktır. Benzer şekilde, üçüncü kişinin elinde bulunan bir mal üzerinde müflisin bir mülkiyet hakkı veya herkese karşı ileri sürülebilen bir başka hakkının bulunması söz konusu olabilir. Bu durumda iflâs masası, bu malı veya mal üzerindeki hakkı, müflisin borçlarının ödenmesi için masaya dahil etmek için üçüncü kişiye karşı istihkak iddiasında bulunabilecektir. Bu yönüyle iflâsta istihkak iddiası, üçüncü kişinin veya iflâs masasının, bir mal üzerinde herkese karşı ileri sürülebilen bir hakkın var olduğu iddiasına dayanarak, bu malın masadan çıkarılmasını veya masaya dahil edilmesini sağlayan hukuki bir çözüm yoludur. Hukukumuzda iflâsta istihkak iddiası, münhasıran İİK m. 228'de ve yalnızca üçüncü kişilerin mülkiyet hakkı bakımından düzenlenmiştir. Ancak iflâsta istihkak iddiasının kapsamı daha geniş düşünülmelidir. Zira üçüncü kişinin mülkiyet hakkı haricinde herkese karşı ileri sürülebilen bir hakkının da istihkak iddiasına konu edilmesi mümkün olabileceği gibi, iflâs masasının da müflisin üçüncü kişide bulunan bir malı üzerinde istihkak iddiasında bulunması olasıdır. İstihkak iddiasının muhatabı tarafından reddedilmesi halinde, iddia sahibi bu ret kararına karşı istihkak iddiasını mahkemede dava açarak sürdürebilir. Bu dava süreci, istihkak iddiasında bulunan taraf ve istihkak iddiasına esas olan hakka göre değişiklik gösterecektir. Üçüncü kişi, masaya karşı ileri sürdüğü mülkiyet hakkının masa tarafından reddedilmesi kararına karşı iflâsta istihkak davası (İİK m. 228) ve mülkiyet hakkı haricinde kalan herkese karşı ileri sürülen bir başka hakka dayanan istihkak iddiasının reddedilmesi kararına karşı sıra cetveline itiraz davası (İİK m. 235) açabilecektir. Masa, üçüncü kişiye yönelttiği istihkak iddiasının reddedilmesi halinde istihkak davası (TMK m. 683/1) açarak istihkak iddiasını sürdürebilir. Bunun yanı sıra masa, taşınmaz malın yolsuz tescille müflis yerine üçüncü kişi adına tescil edildiği iddiasındaysa, üçüncü kişiye karşı tescil talepli bir tapu sicilinin düzeltilmesi davası (TMK m. 1025/1) açabilecektir.

İflas hukuku
Derya Buluttekin
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni usul hukukunda adli tatil

Mahkemeler adli tatil nedeniyle her yıl 20 Temmuz'dan 31 Ağustos'a kadar kural olarak yargılama faaliyeti gerçekleştirmezler. Adli tatile ayrılmayan hâkim ve savcılar, bu süreçte ancak kanunda sayılan dava ve işlerle sınırlı olmak üzere yargılama faaliyetine devam ederler. Adli tatilin kaldırılmasına ilişkin tartışmalar defalarca gündeme gelse de oluşturulan gerekçe ve kapsam değişiklikleriyle kurumun uygulanmasına devam edilmiştir. Adli tatil düzenlemesiyle, hâkim ve savcıların dinlenme haklarını yıl içinde tek seferde ve toplu olarak kullanmaları sağlanarak, adli yılda yargılama faaliyetinin kesintiye uğramaması amaçlanmaktadır. Ancak, yargı mensuplarından azınlıkta kalan bir kesim adli tatilden faydalanmaktadır. Çoğunluğu nöbetçi kalmayı tercih eden hâkim ve savcıların adli tatilde kanunda sayılanlarla sınırlı olmak üzere yargısal işlem yapabilmeleri büyük bir iş kaybına sebep olmaktadır. Adli tatil, yargıda düzeni sağladığı düşüncesinin aksine, yargılama sürelerinin uzamasına yol açmaktadır. Anahtar Kelimeler: Adli tatil, çalışmaya ara verme, ara verme, mahkeme tatili, adliye tatili

Adli tatilMahkemelerMedeni usul hukuku+1
Bani Karaçuha Doğan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İşçilik alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklarda karineye dayalı makul indirim

Hukukumuzda Yargıtay içtihatlarıyla fazla çalışma ve ulusal bayram, genel tatil ücreti alacakları bakımından uygulama alanı bulan "karineye dayalı makul indirim" kavramı yasal bir dayanağa sahip değildir. Bu noktada, hâkimlerin TMK madde 4 hükmüyle takdir yetkisine haiz kılınması ve böylece hakkaniyete göre karar verme olanağının tanınmış olduğu göz önüne alındığında karineye dayalı makul indirim uygulamasının TMK madde 4 ile hüküm altına alınan hâkimin takdir yetkisi kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışılmaya muhtaçtır. Yine indirimin uygulama alanı bulduğu işçilik alacakları bakımından; talep edilen alacağın ispatı, bu hususta hâkimin delilleri değerlendirmesi, indirim oranının belirlenmesinde göz önüne alınacak hususlar ile alacağa ne oranda indirim uygulanacağı, işçilik alacağına uygulanan indirim oranı nedeniyle alacağın reddedilen kısmı için vekalet ücretinin doğup doğmayacağı hususları bakımından uygulamada boşluklar bulunmaktadır. Bununla birlikte karineye dayalı makul indirim oranının bilirkişilerce belirlenmesi ve indirimin uygulanması halinde hükmedilecek olan tutarın da bilirkişi raporunda belirtilmesi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Alacak hakkıKarineye dayalı makul indirimTakdir yetkisi+4
Büşra Dişcioğlu
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Avukatın hapis hakkı

Çalışmamız, genelde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 950 ilâ 953. maddelerinde düzenlenen genel hapis hakkı ile özelde 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 39/2 ile 166/1 maddelerinde düzenlenen avukatın hapis hakkını konu almaktadır. Genel olarak hapis hakkı, borçlunun taşınır mallarına ve kıymetli evrakına onun rızasıyla zilyet bulunan alacaklının muaccel olan ve bu eşya ve evrakla doğal bir bağlantısı bulunan alacağının güvencesi olarak alıkoyma ve paraya çevirme yetkisi veren bir aynî haktır. Avukatın hapis hakkı ise, avukatın, muaccel hale gelmiş akdi ve bazı hallerde yasal vekâlet ücreti ile yaptığı giderlerden doğan alacakları nedeniyle ve önceden yazılı bildirimde bulunup hesap vermek şartıyla, müvekkili tarafından kendisine verilen veya ahzu kabz yetkisiyle müvekkili namına kendisinin aldığı para, mal ve diğer kıymetleri müvekkiline iade etmeyip elinde tutmasını sağlayan ve gerektiğinde de paraya çevirme yetkisi tanıyan bir haktır. Avukat, Avukatlık Kanunu'ndan kaynaklanan bu hakkını, sadece muaccel olan vekâlet ücreti alacakları ile yaptığı giderler oranında ve hapis hakkını kullanmadan önce müvekkiline yazılı bildirim yaparak kullanabilmektedir. Aksi halde, avukatın hapis hakkının şartları yerine getirilmeden hapis hakkının kullanılması ve dolayısıyla avukatın hapis hakkının hükümlerinin doğması mümkün olmamaktadır. Anahtar Kelimeler: Hapis Hakkı, Avukatın Hapis Hakkı, Avukatın Hapis Hakkının Şartları, Hapis Hakkının Kullanılması ve Hükümleri

AvukatlarAvukatlıkHapis hakkı+1
Ahmet Yiğit
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Anglo Amerikan hukuku ile karşılaştırmalı olarak medeni usul hukukunda bilirkişilik

Günümüzde birçok uyuşmazlığın sadece hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün değildir. Yargılamada karar verici konumunda olan kimselerin somut olayda doğru ve adil bir sonuca ulaşabilmeleri ve tarafların kendi iddia ve savunmalarını sağlıklı bir şekilde sunabilmeleri, çoğu zaman özel ve teknik bilgiyi ve dolayısıyla uzmanların yardımını gerektirmektedir. Bilimin ve teknolojinin mevcut ilerlemesi dikkate alındığında, bu ihtiyacın artarak devam edeceğinden şüphe etmemek gerekir. Ancak özel ve teknik bilginin, uzmanlar vasıtasıyla hukuk sahasına taşınması, birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu sorunların aşılması, özel ve teknik bilginin mümkün olduğunca yargılamada hedeflenen amaçlara uygun olarak aktarılması için ise farklı hukuk sistemleri farklı tercihlerde bulunmuştur. Çalışmamızın amacı da Kıta Avrupası hukuk sisteminin benimsendiği Türk hukukunda ve Anglo Amerikan hukuk sisteminin uygulandığı Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere hukuklarında düzenlenen bilirkişilik sürecini incelemek, Türk hukuku ile karşılaştırma yapmak ve ülkemiz için faydalı olabileceği düşünülen bazı uygulama ve kurumlar hakkında bilgi sahibi olunmasını sağlamaktır.

Amerikan hukukuAnglo-AmerikanBilirkişi+5
Fatih Zora
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İcra ve iflas Hukukunda borç ödemeden aciz belgesi

Borç ödemeden aciz belgesi, alacağın borçludan cebri icra yolu ile tahsili girişiminde, girişiminin tam anlamıyla başarı ile neticelenmediğini gösterir bir belgedir. Bu durum hem haciz takibi için hem de iflas takibi için geçerlidir. Her iki takip türünde de alacağına tam olarak kavuşamamış alacaklılar için düzenlenir. Bu çalışmada borç ödemeden aciz belgesinin incelemesi, cüz‟i icra hukuku (haciz) ve külli icra hukuku (iflas) perspektifinde yapılacaktır; fakat cüz‟i icra hukukndaki aciz belgesi daha ayrıntılı incelenecektir. Doktrin ve Yüksek Mahkeme kararları eşliğinde borç ödemeden aciz belgesi kavramı, bu belgenin etki alanının icra ve iflas hukuku ile ispat hukuku bakımından sınırları, tanzim edilme koşulları ve koşulların gerçekleşmesi halinde hangi makam tarafından ve ne şekilde düzenleneceği ele alınacaktır. İcra hukukundaki aciz belgesinin meydana getirdiği sonuçlar sadece icra ve iflas hukuku ile sınırlı değildir, diğer özel hukuk dallarında ve kamu hukukunda da bazı sonuçları mevcuttur. Aciz belgesi ile yeniden icra takibi yapılabilmesi, bu belgenin yeni takipte arz edeceği özellikler, hacze iştirak kurumu ve tasarrufun iptali davası ile bağlantısı, hukukumuzda yeni bir uygulama olan aciz belgesi sicilinin işleyişi incelenecektir. Öte yandan özel hukukta ve kamu hukukunda sonuç bağlanan diğer hükümlere de değinilecektir. Ayrıca hukuk sistemimizde mevcut borç ödemeden aciz belgesine benzer başka belgeler ile karşılaştırması yapılacaktır. Kanun koyucu, kanunda sayılan şartların mevcudiyeti ile haciz tutanağını da borç ödemeden aciz belgesi niteliğinde kabul etmiştir. Haciz tutanağı, borçlunun haczi mümkün hiç malının olmadığını gösteriyorsa borç ödemeden aciz belgesinin doğurduğu tüm sonuçları meydana getirecek, haczedilen malların alacağı karşılamayacağını gösteriyorsa ise etkisi çok daha kısıtlı olup "geçici aciz belgesi" olarak adlandırılacaktır. İflas hukukunda düzenlenen aciz belgesi, bu yolun kendine has özelliklerinden dolayı düzenlenmesi ve içeriği farklılık arz etmektedir. Bu gerekçelerden ötürü ortaya çıkardığı neticeler de, icra hukukundaki aciz belgesi ile birebir aynı değildir.

Aciz belgesiBorçlarBorçlu+3
Melih Işık
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Other supervisors