Theses supervised by Doç. Dr. Öznur Büyükturan
12 theses · Kırşehir Ahi Evran University
Adölesan idiyopatik skolyozlu hastalarda skolyoz şiddeti ile skolyoz algısı ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Skolyoz, kolumna vertebralisin şeklindeki bozuklukları tanımlayan bir terimdir. Klinik olarak frontal düzlemde 10°' nin üzerinde lateral bir eğriliğe, horizontal düzlemde aksiyal rotasyona neden olurken, sagittal düzlemin anatomik eğrilikleri olan, kifoz ve lordozun genellikle, düzleşme yönünde bozulmasına neden olmaktadır. Birçok nedene bağlı olarak gelişebilen skolyozun, yapısal olan ve etyolojisi bilinmeyen formu olan idiyopatik skolyoz (İS) tüm skolyoz tiplerinin %75-80' ni oluşturmaktadır. Adölesan İdiyopatik Skolyoz (AİS), İS' nin bir çeşidi olup, puberte başlangıcından büyüme plakları kapanana kadar olan dönemde ortaya çıkar ve idiyopatik skolyozlu olgular arasında en çok görülen tiptir. AİS' li olguların skolyoz derecelerinin artması olguların görsel algılarında ve yaşam kalitelerinde belirgin farklılıklar oluşturabilmektedir. Etiyolojik olarak AİS' in neden olduğu spinal deformite, multifaktöriyel etiyolojiye sahip bir sendromun belirtisi olarak tanımlanabilir. AİS' li bireylerde skolyoz şiddeti, skolyoz algısı, yaşam kalitesi, alt ve üst eksremite uzunluk ölçümleri, ağrı, depresif semptomları, göğüs çevre ölçümleri ve solunum frekansı arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanan bu çalışmaya, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji polikliniğine başvuran ve Lenke tip 1 eğriye sahip olan, AİS tanısı konan ve dahil olma kriterlerini sağlayan 69 hasta dahil edilmiştir. Bireylerin sosyo-demografik bilgileri, ekstremite uzunluk ölçümleri, göğüs çevre ölçümleri, solunum değerleri kayıt edilmiştir. Ayırca eğrilik derecesi Cobb yöntemi ile, görsel deformite algılamaları Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası ile, yaşam kaliteleri Scoliosis Research Society -22 anketi ile, depresyon seviyeleri Çocuk Depresyon Anketi ile ve Ağrı değerlendirmeleri Visual Analog Skalası ile yapılmıştır. Çalışmaya dahil edilen adölesan bireylerin Cobb dereceleriyle SRS-22 yaşam kalitesi skoru, WRGDS skoru, ÇDÖ değerleri ve VASİ skoru arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuşken (p<005), Cobb dereceleri ile VASG ve VASA arasında istatistksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05) ayrıca SRS-22 Yaşam kalitesi skoru ile hem VASİ hem de WRVAS arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuşken (p<005), SRS-22 ile VASG, VASA ve ÇDÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05) WRVAS ile VASİ, VASA ve VASG arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). AİS' in vertebral düzgünlüğü etkilediği kadar yaşam kalitesini, algılanan vücut düzgünlüğünü, ağrı ve depresyon seviyesini de etkilediği bu çalışmada tespit edilmiştir. Kasım 2019 Anahtar Kelimeler: Adölesan idiyopatik skolyoz, Skolyoz şiddeti, Yaşam kalitesi, Depresyon Seviyesi, Görsel Deformite Algılaması.
Karpal tünel sendromunda hareketle birlikte ağrısız mobilizasyon tekniğinin etkilerinin incelenmesi
Periferik sinir sıkışma nöropatileri klinikte en sık karşılaşılan mononöropatilerdir. Karpal Tünel Sendromu (KTS), n. medianus'un, dar bir osteofibröz kanal olan karpal tünelden geçerken basıya uğraması neticesinde meydana gelir. KTS, genel yetişkin populasyonun yaklaşık % 3'ünü etkileyen, üst ekstremitenin en sık görülen tuzak nöropatisidir. KTS tedavisinde masaj ve mobilizasyon teknikleri analjezik etkilerinden dolayı kullanılmaktadır. Mulligan tarafından geliştirilen movement with mobilization (MWM) (HBM-hareketle birlikte mobilizasyon) tekniği, eklemde hareket kısıtlılığını düzeltmek, ağrı ve fonksiyonel bozuklukları gidermek amacıyla uygulanan bir manuel terapi yöntemidir. HBM tekniğinin diğer fizik tedavi modalitelerine göre daha hızlı ve anlık ağrısız eklem hareketi sağladığı birçok çalışmada gösterilmiştir. KTS'li hasta grubu genel populasyonda büyük yer tutmaktadır ve uzun tedavi süreçleri hem iş gücü kaybı hem de ekonomik kayba yol açmaktadır. Yapılan literatür taramasında, KTS'li hastalarda HBM tekniğinin etkilerini inceleyen herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle bu çalışmada HBM tekniğinin KTS'li olgularda etkinliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran yaş aralığı 18-65 olan 45 KTS'li hasta alınmıştır. Çalışmaya alınan bireyler eşli randomizasyon yöntemine göre iki gruba ayrılmıştır. Bu gruplar kontrol ve HBM gruplarıdır. Kontrol grubuna geleneksel fizyoterapi yöntemleri, HBM grubuna ise geleneksel fizyoterapi ve Mulligan mobilizasyon yöntemlerinden HBM tekniği uygulanmıştır. Geleneksel fizyoterapi yöntemleri; Transkutanöz Elektriksel Sinir Stimulasyonu (TENS), Ultrason (US), tendon-sinir kaydırma egzersizleri, gece splinti, germe ve kuvvetlendirme egzersizlerinden oluşmaktadır. Hastalar, tedavi öncesi ve tedavi sonrası; Vizüel Analog Skala (VAS), el bileği gonyometrik ölçümleri, kavrama kuvveti ölçümü, pinç kuvveti ölçümü, ödem ölçümü, elektromiyografi (EMG), Nelson El Reaksiyon Testi (NERT), Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand (DASH- Üst Ekstremite Bozuklukları Kol, Omuz ve El sorunları anketi), Boston Karpal Tünel Sorgulama Anketi (BKTA), Michigan El Sonuç Anketi (MESA) ile değerlendirilmiştir. Yapılan istatistiksel değerlendirme sonucunda, NERT haricinde, ölçülen tüm parametrelerde her iki grupta da iyileşme görülmüştür. Grup x Ölçüm etkileşimi açısından ise aktivite ağrısı, DASH ve MESA 1-5 parametrelerinde HBM grubu lehine istatistiksel anlamlılık bulunmuştur (p<0,05). Grup x Ölçüm etkileşimi açısından tüm parametrelerde kontrol grubu lehine bir istatistiksel anlamlılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak KTS'li hastalarda HBM tekniğinin; ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonellik üzerine olan etkisi geleneksel fizyoterapi yöntemlerine oranla daha başarılı bulunmuştur. Dolayısıyla, KTS'li hastalarda HBM tekniğinin tedavi programına alınmasının, iyileştirici etkiyi arttıracağı, özellikle ağrının hızla azalmasıyla direkt ilişkili olarak hastalarda fonksiyonellik ve yaşam kalitesinin artması sonucunda iş gücü kaybını azaltacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Karpal tünel sendromu, Hareketle birlikte mobilizasyon, Manuel terapi.
Huzurevinde kalan yaşlılarda kinezyofobinin fonksiyonel parameterlerle ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma huzurevinde yaşayan yaşlı bireylerde kinezyofobinin fonksiyonel parametrelerle ilişkisinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmamız kinezyofobi ile ilişkili yaş, denge, düşme korkusu, günlük yaşam aktiviteleri, fiziksel aktivite ve fiziksel uygunluk durumlarının yaşlı bireylerde incelenmesini kapsar. Bu çalışmaya yaş ortalaması 76,02±8,30 yıl ve yaş aralığı 61-93 yıl olan 48 yaşlı dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan yaşlı bireylerin bilişsel fonksiyonları Mini Mental Durum Testi ile; ağrı şiddeti Vizuel Analog Skalası ile; kinezyofobi seviyeleri Tampa Kinezyofobi Ölçeği ile; denge güven seviyeleri Aktiviteye Özgü Denge Güven Ölçeği ile; düşme korkuları Düşme Etkinliği Ölçeği ile; günlük yaşam ve enstrümantal günlük yaşam aktiviteleri Bartel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi ve Lawton-Brody Enstrümantal Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği ile; yaşam kalitesi seviyeleri Nottingham Sağlık Profili ile; fiziksel aktiviteleri Yaşlılar İçin Fiziksel Aktivite Ölçeği ile; fiziksel uygunlukları ise Senior Fitness Testi ile değerlendirilmiştir. Bunlara ek olarak, olguların sosyo-demografik özellikleri de kaydedilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre kinezyofobi seviyesi düşük olan yaşlıların denge güven seviyelerinin artığı, düşme korkularının azaldığı bulunmuştur (p<0.05). Aynı zamanda kinezyofobi seviyesi arttıkça günlük yaşam ve enstrümantal günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılıklarının arttığı buna bağlı yaşam kalitelerinin azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Ayrıca, fiziksel aktivite ve fiziksel uygunluk seviyesi arttıkça kinezyofobi seviyesinde azalma tespit edilmiştir (p<0.05). Yüksek yaş, kadın cinsiyeti ve artmış vücut kütle indeksi ile kinezyofobiyi artırdığı görülmüştür (p<0.05). Kinezyofobi ile ağrı arasında ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Çalışmamızda, yaşlı kişilerin kinezyofobi seviyelerinin fonksiyonel parametrelerle ilişkili olan önemli bir sağlık sorunu olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı Bireyler, Kinezyofobi, Fonksiyonel Parametreler
Adölesan voleybolcuların üst ekstremite fonksiyonelliğinin ve yaşam kalitesinin incelenmesi
Üst ekstremite mobilite ve becerileri yerine getirmek için vücudun omuz, kol, dirsek, ön kol, el ve el bileğini içerisine alan kısmıdır. Üst ekstremitenin yoğun olarak kullanıldığı voleybol profesyonel, amatör ve eğlence amacıyla her yaş kategorisindeki insanların oynadığı en popüler spor türlerinden biridir. Bu popülerlik adölesan bireylerin voleybola yönelmesine olanak sağlamaktadır. Adölesan bireylerin voleybol oynaması üst esktremitelerinde bazı parametrelerde gelişmeler meydana getirmektedir. Bu çalışmanın amacı, adölesan voleybolcuların üst ekstremite fonksiyonelliğini ve yaşam kalitesini incelemek idi. Çalışmaya Kırşehir Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'nde kayıtlı 20 adölesan voleybolcu ve spor alışkanlığı olmayan 20 sedanter birey katıldı. Çalışma değerlendirmeleri Kırşehir Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'ne bağlı Aşıkpaşa Kapalı Spor Salonu'nda gerçekleştirildi. Katılımcıların üst ekstremite fonksiyonelliği ve yaşam kalitesi WHOQOL-BREF ve Q-DASH anketleri ile Disklere Dokunma Testi, El Pençe Kuvvet Testi, Bükülü Kol Asılma Testi, Modifiye Push-up Testi, Nelson El Reaksiyon Testi, Sağlık Topu Fırlatma Testi, Sırt Kaşıma (Back Scratch) Testi ve Üst Ekstremite Y Denge Testi ile değerlendirildi. Gruplar arası istatiksel analiz sonuçlarına göre; Disklere Dokunma Testi, Bükülü Kol Asılma Testi, Modifiye Push-up Testi, Nelson El Reaksiyon Testi, Sağlık Topu Fırlatma Testi ve Üst Ekstremite Y Denge Testi sonuçlarında sporcu grup lehine anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). WHOQOL-BREF, Q-DASH, El Pençe Kuvvet Testi ve Sırt Kaşıma (Back Scratch) Testi sonuçlarına göre gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, çalışmamız adölesan dönemde voleybol oynayan bireylerin üst ekstremite kuvveti, dayanıklılığı, patlayıcı gücü, hareket hızı, reaksiyon zamanı ve dengesinin geliştiğini ortaya koymuştur. Bu nedenle adölesan dönemde bireylerin spora yönlendirilmesini düşünmekteyiz.
Patellofemoral ağrı sendromunda lumbopelvik stabilizasyonun değerlendirilmesi
Bu çalışma, patellofemoral ağrı sendrom (PFAS)'lı hastalarda lumbopelvik stabilizasyonun etkinliğini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Çalışma, Acıbadem Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde 18 ila 45 yaş aralığında PFAS tanısı almış 28 hasta birey ile 28 sağlıklı birey üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bireylerin sosyodemografik özellikleri kaydedildikten PFAS ve kontrol gruplarındaki her bir kişiye Ultrasonografi (USG) ile istirahat ve kontraksiyon halindeki Musculus Transversus Abdominis (MTrA) ve Musculus Multifidus Lumborum (MML) kas kalınlıkları , gövde kaslarının statik ve dinamik enduransları ölçüldü. Bireylerin ağrıları Vizüel Analog Skalası (VAS) ile, fonksiyonellikleri Kujala patellofemoral skoru (KPFS) ile değerlendirildi. Çalışmanın sonunda kontrol grubunda yer alan bireylerin sağ ve sol , istirahat ve kontraksiyon esnasında MTrA ve MML kas kalınlıklarının simetrik olduğu ve istatistiksel olarak benzer olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). PFAS grubunda yer alan bireylerin sağ ve sol , istirahat ve kontraksiyondaki MTrA ve MML kas kalınlıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). PFAS ve kontrol grubunda yer alan bireylerin sağ , istirahat ve kontraksiyon esnasında MTrA ve MML kas kalınlıklarının birbirinden istatiksel olarak anlamlı şekilde fark bulunmuştur (p<0,01). PFAS ve kontrol grubunda yer alan bireylerin sol , istirahat ve kontraksiyon esnasında MTrA ve MML kas kalınlıklarının birbirinden istatiksel olarak anlamlı şekilde fark bulunmuştur (p<0,01). FAS ve kontrol grubunda yer alan bireylerin dinamik gövde enduransları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0,001). FAS ve kontrol grubunda yer alan bireylerin statik gövde enduransları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0.001). Bu çalışma, PFAS'lı bireyler ve sağlıklı bireyler kıyaslandığında lumbopelvik stabilitenin etkilendiğini göstermiştir. PFAS rehabilitasyonunda lumbopelvik stabilitenin etkilenebileceği göz önünde bulundurularak tedavi programlarına lumbopelvik stabilizasyonu destekleyici müdahaleler eklenebilir. Anahtar Kelimeler: patellofemoral ağrı sendromu, lumbopelvik stabilizasyon, ağrı, gövde endurans testleri
İmplante edilebilir kardiyak elektronik cihaz bulunan hastalarda skapulotorasik disfonksiyonun değerlendirilmesi
Jeneratör kaynaklı omuz bozukluğu, implante-edilebilir kardiyak elektronik cihaz (İEKEC) implantasyonunun yaygın bir komplikasyonudur. Literatürde İEKEC implantasyonunun skapulotorasik eklem üzerine etkilerini inceleyen çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma, İEKEC implantasyonunun aynı taraf skapulotorasik eklem üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçladı. Bu çalışmada, İEKEC implante edilen 30 hasta çalışma grubuna (ÇG) ve benzer demografik ve klinik özelliklere sahip 30 sağlıklı katılımcı ise kontrol grubuna (KG) kaydedildi. Omuz eklem hareket açıklığı, kavrama kuvveti, skapulotorasik diskinezi ve omuz işlevselliği dâhil olmak üzere detaylı omuz değerlendirilmesi yapıldı ve elde edilen veriler gruplar arasında karşılaştırıldı. Omuz fleksiyon (p = 0.016) ve abduksiyon (p = 0.001) hareket açıklığı ÇG'de KG'ye göre anlamlı şekilde düşük bulundu. Omuzun diğer yönlere hareket açıklıklarında gruplar arasında fark yoktu. Jamar hidrolik el dinamometresi ile değerlendirilen kavrama kuvveti ÇG'de KG'ye göre anlamlı şekilde azalmıştı (p = 0.36). Lateral skapular kayma testi ile değerlendirilen skapular diskinezide; nötral pozisyonda gruplar arasında fark yokken, 45 (p = 0.01) ve 90 (p = 0.038) derece abduksiyonda ÇG'de KG'ye kıyasla anlamlı düzeyde yüksek skapular diskinezi sıklığı tespit edildi. Benzer şekilde Kibler Tip 3 diskinezi sıklığı ÇG'de KG'ye kıyasla daha fazlaydı (p = 0.038), diğer Kibler diskinezi tiplerinde gruplar arasında fark yoktu. Amerikan Omuz ve Dirsek Cerrahları Omuz Skoru ile değerlendirilen omuz işlevselliğinde, ÇG'de omuz bozukluğu KG'ye göre anlamlı düzeyde fazlaydı (p = 0.014). Çalışmamız daha önce omuz eklemi üzerinde olumsuz etkileri tanımlanan İEKEC implantasyonunun benzer şekilde skapulotorasik eklem üzerinede olumsuz etkileri olduğunu göstermiştir. Ameliyat sonrası omuz bozukluğu gelişen hastaların tedavisine skapulotorasik bozuklukları giderecek yöntemlerin eklenmesinin fayda sağlayacağı düşünülmektedir.
Lateral epikondilitli olgularda yaşam kalitesine etki eden faktörlerin incelenmesi
Lateral epikondilit (LE), dirseğin aşırı kullanımı ve tekrarlayan hareketleri ile ortaya çıkan dirsekte en sık görülen lezyonlardan biridir. Hastalarda görülen ağrı, kas kuvveti azalması ve hassasiyet ile kişiler günlük yaşamlarında dirseklerini kullanmaktan kaçınmakta veya etkili şekilde kullanamamaktadır. Bu durum hastaların günlük yaşam aktivitelerini etkilemekte ve yaşam kalitelerini düşürmektedir. Bu çalışma ile LE' li olgularda yaşam kalitesine etki eden faktörler ve bu faktörlerin birbirleri ile ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza LE tanısı konulan 101 hasta dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri olgu değerlendirme formuna kaydedildi. Ağrı düzeyleri Görsel Analog Skala ve Nirschl Ağrı Skalası ile; dirsek fonksiyonelliği Hasta Bazlı Ön Kol Değerlendirme Anketi, Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi, Duruöz El İndeksi, Mayo Dirsek Performans Skoru ve Oxford Dirsek Skoru ile; fonksiyonel yetersizlikleri ve GYA' ları Sağlık Değerlendirme Anketi ile; kinezyofobi düzeyleri Tampa Kinezyofobi Ölçeği ile; yaşam kaliteleri Nottingham Sağlık Profili ile; eklem hareket açıklıkları dijital gonyometre ile; parmak kavrama kuvveti pinçmetre ile; el kavrama kuvveti el dinamometresi ile ve basınç ağrı eşiği algometre ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre ağrı düzeyinin, dirsek fonksiyonunun, fonksiyonel yetersizlik ve GYA' nın ve kinezyofobi düzeyinin yaşam kalitesini anlamlı şekilde etkilediği (p<0,05); fakat dirsek, el bileği hareket açıklığı, el kavrama kuvveti, parmak kavrama kuvveti ve basınç ağrı eşiğinin yaşam kalitesini anlamlı şekilde etkilemediği bulunmuştur (p>0,05). Sonuç olarak LE' li hastalarda ağrının, dirsek fonksiyonelliğinin, fonksiyonel yetersizlik ve günlük yaşam aktivitesinin ve kinezyofobinin yaşam kalitesini etkileyen önemli parametreler olduğu tespit edilmiştir.
Pandemi dönemlerinde fiziksel aktivitenin değerlendirilmesi : Ölçeğin geliştirilmesi, birincil geçerlilik ve psikometrik özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada pandemi döneminde sağlıklı bireylerin fiziksel aktivite seviyesini belirlemek için "Pandemi Dönemi Fiziksel Aktivite Ölçeği" nin geliştirilmesi hedeflendi. Araştırma, Kırşehir genelinde dâhil edilme kriterlerine uyan bireylere yüz yüze uygulanarak 10.07.2021- 10.06.2022 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmaya başlamadan önce etik kurul izin belgesi alındı. Çalışmaya katılma kriterlerine uyan 583 kişiyle görüşüldü ve çalışmanın önemi ile amacı anlatılıp katılımcılardan bilgilendirilmiş gönüllü olur formu ile yazılı onam alındı. Araştırma verileri "Sosyo-Demografik Anket Formu", "Uluslararası Fiziksel Aktivite Kısa Formu", "Tampa Kinezyofobi Ölçeği", "Koronavirüs Anksiyete Ölçeği", "Salgın Hastalık Kaygı Ölçeği", "Uzman Değerlendirme Formu" ve geliştirdiğimiz "Pandemi Dönemi Fiziksel Aktivite Ölçeği" ile toplandı. Veriler SPSS 22 ve Lisrel 9.1 programları kullanılarak analiz edildi. İstatistiksel analizde anlamlılık değeri p<0,05 olarak kabul edildi. Tanımlayıcı istatistikler olarak sayısal değişkenler için ortalama standart sapma, medyan, minimum, maksimum; kategorik değişkenler için ise sıklık (n) ve yüzde (%) değerleri verildi. Normal dağılıma uygunluk Kolmogorov-Smirnov Testi ile değerlendirildi. Literatür taraması ve kompozisyon çalışması sonrası 325 soru havuzunu içeren taslak form oluşturuldu. Kapsam geçerliliği doğrultusunda taslak formu uzmanlar tarafından "Uzman Değerlendirme Formu" ile değerlendirildi. Değerlendirme formunun kapsam geçerliliği Davis tekniği ile yapıldı ve her maddenin Kapsam Geçerlilik İndeksi hesaplandı. İndekse göre bazı maddeler çıkartıldı ve uzman tavsiyesi ile sonunda 58 maddeden oluşan Ön Uygulama Formu oluşturuldu. Bu form, örneklem grubunu temsil eden 221 kişiye uygulandı. Ön uygulama sonucu elde edilen verilere iç tutarlılık analizi ve madde analizi uygulandı. Analiz sonucu ile uzman tavsiyesi üzerine bazı maddeler çıkartıldı ve son aşamada 34 sorudan (30 kapalı uçlu soru; 4 açık uçlu soru) oluşan nihai Pandemi Dönemi Fiziksel Aktivite Ölçeği oluştu. Ölçeğin Kaiser-Meyer-Olkin katsayısı 0,947 ve Bartlett küresellik testi anlamlı (p<0,001) olup faktörleşmeye uygun olduğu görüldü. Uygulanan Açımlayıcı Faktör Analizleri sonucunda toplam varyansın 61,704'ünü açıklayan, özdeğeri 1'in üstünde 3 alt boyut ve 31 (27 kapalı uçlu soru; 4 açık uçlu soru) maddeden oluşan ölçek elde edildi. Ölçeğin modelini test etmek amacıyla uygulanan Doğrulayıcı Faktör Analizi sonucu uyum değerlerinin χ2/Sd: 2,343; RMSEA: 0,048; IFI: 0,955; CFI: 0,954; GFI: 0,912; NFI: 0,923; NNFI: 0,950; AGFI: 0,896; RMR: 0,060; SRMR: 0,047 olarak uyum indekslerinin kabul edilebilir düzeyde olduğu görüldü. Benzer ölçekler ile korelasyon katsayısına bakıldığında Salgın Hastalık Kaygı Ölçeği ile -0,464 (p<0,001), Koronavirüs Anksiyete Ölçeği ile -0,368 (p<0,001); Tampa Kinezyofobi Ölçeği ile -0,511 (p<0,001) anlamlı negatif korelasyonlar tespit edildi. Ölçeğin güvenilirliği için iç tutarlık analizi yapılıp Cronbach alfa katsayılarını hesaplandı. Birinci faktörün 0,953; ikinci faktörün 0,915; üçüncü faktörün 0,829 olduğu görüldü. Ölçeğin toplam Cronbach Alfa katsayısı ise 0,912 olarak oldukça güvenilir bulundu. Test-tekrar test güvenilirliğinde ölçeğin sınıf içi korelasyon katsayısı 0,958 olarak yüksek korelasyonda bulundu; Cronbach alfa katsayısı 0,864 olarak yüksek güvenilirlikte hesaplandı (p<0,001). 27 maddenin test önce-sonrası korelasyon değerleri incelendiğinde değerlerin 0,576 ile 0,853 arasında değiştiği görüldü (p<0,001). Yapılan analizler sonucunda geliştirdiğimiz Pandemi Dönemi Fiziksel Aktivite Ölçeği'nin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu, pandemi döneminde fiziksel aktivite seviyesini ölçmek için kullanılabileceği sonucuna varıldı. Anahtar Sözcükler: Fiziksel Aktivite, Ölçek Geliştirme, Pandemi, Psikometri
Adölesan idiyopatik skolyozlu olgularda ve sağlıklı adölesanlarda yürüme parametrelerinin karşılaştırılması
Bu çalışma, adölesan idiyopatik skolyozlu (AİS) ve sağlıklı adölesanlarda yürüyüş farklılıklarını değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Ayrıca AİS'li olguların yürüyüş parametreleri ve diğer değişkenleri arasındaki korelasyonu değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmaya 40 adölesan birey dahil edilmiştir. Bu bireylerden 20'si AİS'li olgu iken 20'si sağlıklı adölesandan oluşmaktaydı. Bu çalışmada her bir olgunun yürüme analizi Biodex Ağırlıksız Sistem (Inc. Shirley, USA) ile, omurga deformitesi algılarını Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası (WRGDS) ile, gövde deformitesinin öz algısı Gövde Görünüm Algı Skalası (GGAS) ile, yaşam kalitesi Skolyoz Araştırma Derneği -22 (SRS-22) ile, ve hareket korkusu ise Tampa Kinezyofobi ölçeği (TKÖ) ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonuçlarına göre; AİS'li olguların sağlıklı kontrol grubu ile kıyaslandığında daha kısa tek ayak üzerinde kalma süreleri (p=0,028), daha kısa ortalama adım döngüsü (p=0,003), daha uzun ortalama sağ adım uzunluğu (p=0,035), daha uzun ortalama sol adım uzunluğu (p=0,039) ve daha kötü ambulasyon indeksleri (p=0,036) anlamlı farklılıklar olduğu gösterilmiştir. Buna ek olarak AİS'li grubun Cobb açısı ile WRGDS ve GGAS arasında, Ortalama Yürüyüş Hızı (OYH) ile yaş, TADT, TKÖ ve OAD arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak AİS'li olguların sağlıklı adölesanlar ile kıyaslandığında bazı yürüme parametrelerinin normalden sapmalar gösterdiği tespit edilmiştir.
Adölesan idiopatik skolyozlu olgularda normal eklem hareketi değerlerinin incelenmesi
GiriĢ: Skolyoz, kolumna vertebraliste ortaya çıkan en yaygın deformite kaynağıdır. Uzanma pozisyonunda çekilen direkt grafilerde, frontal düzlemde 10° ve üzerinde meydana gelen lateral eğrilikler skolyoz olarak tanımlanmaktadır. OluĢan deformite sadace frontal düzlem ile sınırlı kalmamakta, aksiyel ve sagittal düzlemleri de kapsayan üç boyutlu bir deformasyon oluĢmaktadır. Etiyolojisi bilinmeyen yapısal skolyozlar konjenital, nöromüsküler veya idiyopatik skolyoz (ĠS) olarak sınıflandırılmaktadır. ĠS‟un bir çeĢitli olan Adölesan idiopatik skolyoz (AĠS), puberte baĢlangıcından büyüme plakları kapanana kadar geçen dönemde meydana gelmektedir. AĠSʼde laterale deviasyonla beraber sagital ve transvers düzlemlerde de deformasyonlar ortaya çıkmaktadır. Materyal ve Metod: AĠS‟ li bireylerde normal eklem hareketi değerlerini incelenmeyi amaçlayan bu çalıĢmaya, AĠS tanısı konan ve dahil olma kriterlerini sağlayan 83 AĠS‟li ve 100 sağlıklı birey dahil edilmiĢtir. Bireylerin sosyo-demografik bilgileri sorgulandıktan sonra, normal eklem hareketlerinin (NEH) ölçümünde 360 derecelik universal gonyometre kullanılarak omurga, temporamandibular eklem, üst ekstremite (omuz, dirsek ve el bileği) ve alt ekstremite (kalça, diz ve ayak bileği) eklemleri ölçülmüĢ ve kaydedilmiĢtir. Bulgular: AĠS‟li bireylerin üst ve alt ekstremite, omurga ve temporomandibuler eklem, eğri durumuna göre üst ve alt ekstremite NEH açıklığı ölçümlerinin bazı parametrelerinde anlamlı farklılıklar kaydedilmiĢtir (p<0,05). Aynı zamanda servikal bölge, temporomandibular eklem, dirsek, ön kol, el bileği, diz, ayak bileği eklemlerinin NEH açıklıklarının bazı parametrelerinde ise istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıĢtır.(p>0,05) Sonuç: AĠS‟li bireyler ve sağlıklı bireyler üzerinde yaptığımız ölçümler sonucunda omurgada meydana gelen rotasyon ve lateral fleksiyonların ekstremite ve gövde eklem hareketlerini etkileyerek bir asimetri yarattığı ve bu asimetrinin de eğrilik tipi ve sayısı ile iliĢkili olduğunu söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: Ġdiopatik Skolyoz, Adölesan Ġdiopatik Skolyoz, Normal Eklem Hareketi
Comparison between two deffirent treatments on carpal tunnel syndrome
Carpal tunnel syndrome (CTS) is defined as an entrapment of the median nerve in the carpal tunnel in the wrist, generally associated with an increase in carpal tunnel pressure. It is the most common peripheral neuropathy in the upper quadrant. CTS is characterized by pain and paresthesia in the distributions of the median nerve, including the palmar side of the first finger, the second and third finger and the radial half of the fourth finger; it also involves a loss of sensitivity, manual dexterity and functionality. High amplitude acoustic waves which focus on a region of the body are mentioned as extracorporeal shock wave therapy (ESWT). The shock waves are characterized by high positive pressure up to 100 Megapascals (MPa), fast peak duration (10 to 30 nano-sec), and short pulse duration (5 microsec). This study was conducted at Al-Najaf teaching hospital. 40 patients (male=9 and female=31) range of their ages (21-60) years with CTS voluntarily participated in the study. Participants were selected from orthopedic and rheumatology clinics in Al-Najaf teaching hospital and randomly divided into two groups, in each group 20 person. Visual analogue scale (VAS), disability of arm, shoulder and hand score (DASH), figure-of-eight shape for hand oedema, Boston carpal tunnel questionnaire (BCTQ), wrist joint range of motion in 4 directions (ROM) and hand grip strength (JAMAR) are used as outcome measurements. A group were treated with ESWT for five sessions (single session per week) and B group were had oral medical treatment (pregabalin, nerubion NISIDs), the follow up has been made after two weeks of interventions. In statistical analysis, there was a highly significant improvement in A group of: DASHS, FSS of BCTQ, SSS of BCTQ, VAS and JAMAR P= 0.001. There were no significant differences in ROM and figure-of-eight shape for hand oedema. In this study we aimed to assess the pain, functional status, symptoms and hand grip strength, we found that there is an improvement in patients whom treated with ESWT more than patients whom took pharmacotherapy.
Affecting factors on physical activity in patients after cardiac surgery
The heart and blood vessels make up the cardiovascular system. Heart and blood vessel problems known as cardiovascular diseases (CVD) include coronary heart disease, cerebrovascular disease, and congenital heart disease. The most common cause of mortality and disability worldwide is cardiovascular disease (CVD), and this trend is likely to continue. The cardiovascular system is susceptible to a wide range of issues, including endocarditis, rheumatic heart disease, and irregularities in the conduction system. Although CVD may directly result from a variety of etiologies, including rheumatic fever that causes valvular heart disease and emboli in patients with atrial fibrillation that result in ischemic stroke, addressing risk factors associated with the development of atherosclerosis is crucial because it is a common factor in the pathophysiology of CVD. Drug treatment, physical activity, good eating, and heart surgery are the mainstays of CVD treatment. As the number of ways to treat CVD has grown quickly, cardiac surgery has become less invasive, and deaths from CVD have gone down. The time after surgery can be hard. Physical and mental problems and symptoms, such as pain, anxiety, depression, the inability to move, breathing problems, not getting enough sleep, and feeling tired, can lower the quality of life and make it harder for the body to work. Adequate, regular physical exercise lowers the risk of subsequent cardiac events, hospitalizations, symptoms, sadness, anxiety, and enhances quality of life. Physical activity after cardiac surgery helps individuals recover, whereas inactivity can impair recovery. Even though physical exercise following heart surgery is crucial for avoiding negative outcomes, postoperative patient participation in physical activity has typically been insufficient. This study was conducted at Ibin AL-Bitar hospital for cardiac surgery. 300 patients after cardiac surgery (185=Male and 115=Female) range of their ages (18-75) years voluntarily participated in the study. Participants were selected from surgical wards in the Ibin Al-Bitar hospital for cardiac surgery during first week postoperative. Patients were evaluated with Short-Form International Physical Activity Questionnaire (SF-IPAQ), Short Form-36 health survey (SF-36), Visual Analogue Scale (VAS), pain catastrophizing scale (PCS), Tampa scale for kinesiophobia (TSK-11), Dyspnea-12 questionnaire (D-12), Pittsburgh sleep quality index (PSQI), cardiac depression scale (CDS), fatigue severity scale (FSS), 6-minute walking test (6MWT) are used as outcome measurements. All of the patients completed scales and tests during the first week postoperatively. In statistical analysis, there was a statistically significant association between the SF-IPAQ score and type of physical activity, day of assessment after surgery, VAS score (at rest and at activity), PCS, PSQI, FSS, TSK-11, D-12, CDS, 6MWT and physical functioning subscale of SF-36, P-value < 0.001. In this study we aimed to determine affecting factors on physical activity after cardiac surgery. We found that fatigue, kinesiophobia, sleep disorders, depression, dyspnea, pain and pain catastrophizing negatively affected physical activity in post-surgery cardiac patients. Also, we observed that improvement in functional capacities and qualities of lives lead to enhanced in the physical activities. December 2022, 81 pages. Keywords: Cardiovascular diseases, cardiac surgery, physical activity, pain, functional capacity, kinesiophobia, fatigue, quality of life.