Theses supervised by Doç. Dr. Selin Sert Sütçü
20 theses · Çağ University, Akdeniz University, Antalya Bilim University
Evlilik birliğinin Türk medeni Kanunu'nun 162. maddesi'ne göre sona ermesi
Evlilik, karşı cins iki kişinin kendi iradeleriyle kurdukları bir birlikteliktir. Bu birliktelik, evlilik birliği olarak adlandırılır ve eşlerin birbirlerine karşı sorumlu oldukları yükümlülüklerini yerine getirmeleri ile devam eder. Ancak eşler bazı durumlarda bu birliği sonlandırılabilmektedir. Tezimizin konusunu da "Evlilik Birliğinin Türk Medeni Kanunu'nun 162. Maddesi'ne Göre Sona Ermesi" oluşturmaktadır. Tezimiz üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, TMK m. 162 hükmüne dayalı boşanma sebepleri ve sonuçlarının daha iyi anlaşılabilmesi açısından; evlilik birliği ve evlilik birliğinin sona erme halleri tanımlanacaktır. Akabinde ise boşanma ve TMK'de düzenlenmiş olan boşanma sebepleri ele alınacaktır. Tezimizin ikinci bölümünde ise TMK m. 162 hükmü kapsamında boşanma sebepleri olan hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış sırasıyla tanımlanacak olup daha sonra bu nedenlere dayalı olarak açılabilecek boşanma konusu Yargıtay kararları ışığında işlenecektir. Üçüncü bölüm olan son bölümde ise TMK m. 162 hükmüne dayanılarak açılan boşanma davalarının sonuçları ele alınacaktır. Bu sonuçların neler olduğu ve nasıl meydana geldikleri üzerinde durulacaktır.
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi
Taşınmaz satış vaadi, taraflarına taşınmaz satış sözleşmesinin kurulmasını talep edebilme yetkisi veren, tam iki tarafa borç yükleyen ve doktrinde ağırlıklı olarak kabul edildiği üzere bir ön sözleşmedir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri ile taraflar sözleşmeden doğan borcun yerine getirilmesi adına kişisel bir hakka sahiptir. Bu kişisel hak, tapu kütüğüne şerh ile birlikte ayni bir hak vasfı kazanmaz; ancak üçüncü kişilere karşı tıpkı ayni bir hak gibi kuvvete sahiptir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, tıpkı taşınmaz satış sözleşmesi gibi resmi şekilde düzenlenmektedir. Ancak taşınmaz satış sözleşmelerinden farklı olarak satış vaadi sözleşmelerini düzenleyen makam ise tapu memur ve muhafızları değil; noterlerdir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinde borcunu yerine getirmeyen vaat borçlusuna karşı tapu iptal ve tescil davası açılıp borcun hükmen yerine getirilmesi talep edilebilir. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sözleşmenin kurulması ve özellikle taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin karakteristiği ve hukuki nitelendirilmesi üzerine inceleme yapılacaktır. Çalışmamızın ikinci bölümünde sözleşmenin hükümleri, sözleşmeden doğan borcun yerine getirilmemesi halinde tarafların birbirlerine karşı açabileceği davalar incelenecektir. Çalışmamızın son bölümünde ise sözleşmenin sona ermesi ile uyuşmazlığın çözümü için tarafların hangi çözüm yollarına başvurabileceği hakkında değerlendirmelerde bulunulacaktır.
Aile içi kadına yönelik şiddete karşı kadının korunması
Kadınların insan haklarının ihlali olarak nitelendirilen kadına yönelik şiddet kavramı Dünya'da olduğu gibi Türkiye'nin de en önemli sorunlarından biridir. Kadınlar yaşamların her döneminde, her alanda şiddete maruz kalmaktadırlar ve bu şiddetin en önemli sebebinin toplumun ataerkil yapısı olduğu bilinmektedir. Toplumun kadına bakış açısı sonucu kadın her dönemde ikinci plana atılmış ve ayrımcılığa maruz kalmıştır. Bu bakış açısı ile beslenen erkek egosu da kadına yönelik şiddeti doğurmuştur. Ülkemizde 1970'li yıllarda gündeme gelmeye başlayan kadına yönelik şiddetin önlenmesinde en önemli araç hukuksal düzenlemelerdir. 2001 yılından itibaren Avrupa Birliği'ne uyum süreci içinde kadın- erkek eşitliğini sağlamaya, ayrımcılığı önlemeye ilişkin, kadını şiddetten korumaya yönelik hukuksal düzenlemeler yapılmıştır. Çalışmamız kadına yönelik şiddet ve bu konudaki iç hukukumuzdaki düzenlemeleri içeren üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, aile, şiddet ve aile içi kadına yönelik şiddet kavramı, şiddetin türleri ve kadın, erkek, çocuk üzerindeki olası etkilerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde aile içi kadına karşı şiddetle ilgili kanunlarımızdaki düzenlemeler yer almaktadır. Üçüncü ve son bölümde ise, kadının korunması için alınacak önlemler; devletin, hangi hallerde ve ne şekilde müdahale etmesi gerektiği hususları üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede TMK, 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun ve 6284 sayılı Aile İçi Şiddet ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında, hâkimin ve idarenin kadının korunması adına alabileceği koruyucu ve önleyici tedbirler ele alınmıştır.
Sigorta hukuku bakımından hekimin hukuki sorumluluğu
Sağlık hizmetlerinin ifa edilmesinde ortaya çıkabilen tıbbi uygulama hataları ve bunların neticesinde açılan tazminat davalarında son yıllarda görülen artış, hekimlere mesleki koruma sağlanmasının ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Öte yandan, sorumluluk kavramının hukuki boyutlarıyla çok yönlü gelişmesine paralel olarak sorumluluk sigortası da aynı oranda gelişme göstermiş ve birçok sektörde tatbik edilmeye başlanmıştır. Özellikle son yıllarda, hekim, noter, mimar, avukat, mali müşavir gibi meslek grupları mesleki sorumluluk sigortaları ile kendilerini teminat altına alma ihtiyacı hissetmiştir. Hekimlerin aşırı bir sorumluluk baskısı altında olmaları, mesleklerini yerine getirirken kendilerini güvensiz hissetmelerine, zor ve riskli uygulamalardan kaçınmalarına sebep olabilmektedir. Bu durum ise, kamu sağlığına olumsuz etkiler yapma ve ciddi mağduriyetlere yol açma potansiyeli taşımaktadır. Bu noktada, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, gerek serbest çalışan gerekse kamu veya özel kurumlara bağlı olarak çalışan hekimlerin hukuki sorumluluk nedeniyle karşı karşıya kalabilecekleri mali yükten kurtulmaları, zarar gören hastaların ise kendilerine zarar veren hekime karşı tazminat istemlerini karşılayacak bir mali kuruluşa müracaat etmelerini sağlaması bakımından önemli bir işlev görmektedir.
Yargıtay kararları ışığında velayet davaları ve velayet davalarında çocuğun görüşünün alınması
Çalışma konumuzu "Yargıtay Kararları Işığında Velayet Davaları ve Velayet Davalarında Çocuğun Görüşünün Alınması" oluşturmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nda velayet madde 335- 351 hükümleri arasında düzenlenmiştir. Velayet davaları çocuğu ilgilendiren en önemli düzenlemelerdendir. Çalışmamızda velayet davaları, ilgili Yargıtay kararları ile birlikte incelenmiştir. Anayasa ve uluslar arası sözleşmeler uyarınca idrak çağındaki çocuk, velayetin belirlenmesi sırasında sürece dahil edilmeli ve çocuğun görüşü alınmalıdır. Çalışmamızda çocuğun idrak çağı, çocukla yapılacak görüşmenin yöntemi, çocuğun yüksek yararı ve görüşünün alınması arasındaki denge ve hakimin velayet konusundaki takdir yetkisi üzerinde durulmuştur.
Çocuk sağlığı ve hastalıkları (pediyatri) doktorlarının hukuki sorumluluğu
Hukuk düzeninde kişinin vücut bütünlüğü ve yaşam hakkının korunması diğer bütün hakların kullanılabilmesinin ön koşuludur. Sağlık ve iyileşmek adına dahi olsa gerçekleştirilen tıbbi müdahale bakımından hastanın ve doktorun kurallar çerçevesinde korunması, beraberinde tarafların sorumluluğunu getirmektedir. Doktor hasta ilişkisi hukuken ne kadar belirlenebilir ve koruyucu olursa hem doktor hem hasta bu denli amaca ulaşabilecektir. Tıbbi müdahalenin hukuka uygunluk şartlarının yanında, müdahalenin çocuklar bakımından ne şartlarda ve nasıl uygulanması gerektiğini belirlemek, tıp ve hukuk biliminin öncelikli konusu olmalıdır. Çocuk hastanın hakları ve doktorun sorumluluğu hukuk sınırıyla çevrelenmedikçe toplum sağlığının da tehlikeye düşmesi kaçınılmaz bir sonuç olacaktır. Uygulamada, çocuk doktorlarına ilişkin diğer uzmanlıklara göre daha fazla tıbbi hata ve uyuşmazlık olması ve hastanın çok kez korunmaya muhtaç çocuk olması sebebiyle çocuk doktorlarının sorumluluğunun diğer doktorlara nazaran daha hassas ve önemli olduğunu söylemek hatalı olmayacaktır. Çocuk doktorlarının görevlerini, karşılaşmaları pek muhtemel yargılamalara karşı endişe duymadan yapabilmeleri ve mesleki özerkliklerini koruyabilmeleri çocuk sağlığını ve dolayısıyla uzun vadedeki toplum sağlığını belirleyecektir. Kişinin kişiliğinin, yaşamının ve haklarının hukuken korunması gerekliliği karşısında, bakıma ve temsile muhtaç çocuğun ise daha fazla korunmasının gerekliliği ortadadır. Tıbbi müdahaleyi hukuka uygun kılan aydınlatma, çocuğun kişisel sağlık verileri bakımından, müdahaleye rıza verme ise kişiye sıkı sıkıya bağlı hak olması bakımından çocuk hastaların bu durumlar karşısındaki konumu ve doktorun yaklaşımı hukuken tartışılmaya değer konulardır. Diğer yandan tıp hukukunda, doktoru otorite kabul eden ve bir nevi hastanın yerine kendini koyarak hareket eden babacıl anlayış terk edilerek artık kişinin geleceğini belirleme hakkına dayanan otonom anlayışa geçilmiştir. Çocuk doktoru ile hasta ilişkisinde de, ayırt etme gücü olan çocuklar bakımından değil doktorun, velinin dahi çocuk üzerinde hüküm kurmasını kabul etmeyen bir eğilim gelişmektedir.
Anlaşmalı boşanma
Anlaşmalı boşanma, evlilik birliğinin sona erdirilmesinde tarafların anlaşarak, boşanma yargılaması yapılmaksızın mahkeme kararı ile boşanma işlemini gerçekleştirdikleri bir yöntemdir. Bu çalışma, anlaşmalı boşanmanın hukuki süreçlerini ve uygulamadaki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Boşanma hukukuna hâkim olan ilkeler ve Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen boşanma sebepleri, anlaşmalı boşanma sürecinin anlaşılması için önemli bir temel oluşturur. Bu nedenle, ilk olarak boşanma kavramı ve bu kavramın hukuki çerçevesi genel olarak incelenmiş ve Türk hukukundaki boşanma sebepleri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Anlaşmalı boşanmanın tarihçesi ve gelişimi, bu yöntemin ortaya çıkışını ve zaman içinde nasıl evrildiğini anlamamıza yardımcı olabilmektedir. İkinci bölümde, Türk Hukuku'ndaki evrimi diğer ülke hukuklarındaki benzer uygulamalarla karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş, anlaşmalı boşanmanın geçmişten günümüze nasıl değiştiği ve geliştiği açıklığa kavuşturulmuştur. Anlaşmalı boşanmanın asli unsurlarından biri olan boşanma protokolü, bu yöntemin en önemli belgesidir. Protokolün hukuki niteliği, içeriği ve tarafları bağlayıcılığı gibi konular ele alınarak, bu belgenin nasıl düzenlenmesi gerektiği ve hangi hususları kapsaması gerektiği üçüncü bölümde tartışılmıştır. Anlaşmalı boşanmanın uygulamadaki etkileri ve bu süreçte karşılaşılan sorunlar, pratik uygulamada ortaya çıkan hukuki zorluklar incelenmiştir. Tezin son bölümünde ise anlaşmalı boşanmanın sonuçları ve özellikle de anlaşmalı boşanmanın çekişmeli boşanmaya dönüşmesinin, öğretide ve içtihatta belirtilen sonuçları ele alınmıştır. Bu bölümde, anlaşmalı boşanmanın pratik uygulaması ve mahkeme kararları incelenmiştir.
Kasko sözleşmesi
Gelişen teknoloji, değişen sosyal ve ekonomik ihtiyaçlar sonucunda ortaya çıkan kasko sigortası, gerçekleşmesi halinde ekonomik anlamda yıpratıcı ya da yıkıcı sonuçlara yol açabilecek bazı riskler sebebiyle araç sahiplerinin sıklıkla başvurduğu bir sigorta türüdür. Bir araç üzerinde maddi menfaati bulunan kimseler için meydana gelebilecek zararların sigortacı tabir edilen kişi tarafından üstlenilmesi, kişilerin kendilerini güvende hissetmelerini sağlamaktadır. Sigortacı tarafından sağlanan teminatın kaynağı ise kasko sözleşmesidir. Çalışmamızın konusunu kasko sözleşmeleri oluşturmaktadır. Çalışmamızın amacı ise kasko sözleşmelerinin; özel hukuk sözleşmeleri için genel hükümler barındıran Türk Borçlar Kanunu, sigorta türleri için ortak hükümler barındıran Türk Ticaret Kanunu ve kasko sözleşmelerinin temelini oluşturan Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları kapsamında değerlendirilmesidir. Birinci bölümde kasko sözleşmelerinin tarihi gelişimi ve önemi, kaynakları, tanımı, nitelikleri, unsurları, sözleşmenin kuruluşu ve değiştirilmesi konuları incelenmiştir. İkinci bölümde kasko sözleşmesinde tarafların borç ve yükümlülükleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde kasko sözleşmesini sona erdiren sebepler, halefiyet, zamanaşımı ve uyuşmazlık çözüm yolları incelenmiştir.
Kişisel verilerin korunması hukuku bağlamında sağlık bilimlerinde yapay zeka kullanımı
Teknoloji ve dijitalleşme çağında "yapay zeka" ve "kişisel verilerin korunması" kavramları sıkça gündeme gelmektedir. Yapay zekanın kullanıldığı en önemli alanlardan biri sağlıktır. Sağlık bilimlerinde yapay zeka uygulamalarının faaliyette bulunabilmesi için veri hukukunca yüksek koruma öngörülen kişisel sağlık verilerine ihtiyaç duyulmaktadır. Yapay zekanın kişisel sağlık verilerini hukuka aykırı işlemesi ile veri ihlalleri oluşabilmekte, bazı durumlarda hukuka uygun işlemeden söz edilebilse de algoritma sapması kaynaklı zararlar meydana gelebilmektedir. Bu tez ile sağlık bilimlerinde yapay zeka ile kişisel sağlık verilerinin işlenmesi halinde ortaya çıkabilecek sorunların belirlenmesi, bu sorunlara karşı başvurulabilecek önlemlerin incelenmesi ve kişisel sağlık verilerinin korunmaması durumunda yapay zekanın özel hukuk sorumluluğunun tespiti amaçlanmaktadır. Tezimizin birinci bölümünde, yapay zeka ve kişisel verilerin korunmasına dair genel kavramlar ve hukuki düzenlemeler üzerinde durulmaktadır. Tezimizin ikinci bölümünde, kişisel sağlık verilerinin işlenmesine ilişkin kurallar incelenip yapay zekanın kişisel sağlık verisi işlemesi, sonuçları ve oluşabilecek sorunlara dair önlemler üzerinde durulmaktadır. Tezimizin üçüncü bölümünde, kişisel sağlık verilerinin yapay zeka ile işlenmesi sonucunda oluşabilecek zararlara karşı başvurulabilecek hukuki yollar ile sorumluluk tespiti üzerinde durulmaktadır.
Mimari proje düzenleme sözleşmesi
Mimari proje düzenleme sözleşmeleri, bir yapının meydana getirilmesinin ilk aşaması olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapının meydana getirilmesi için öncelikle projesinin hazırlanması gerekmektedir. Çalışmamızın konusunu mimari proje düzenleme sözleşmelerinin tarafları, sözleşmenin hukuki niteliği ve buna bağlı olarak tarafların hak ve borçları oluşturmaktadır. Çalışmamızda mimar ile yapılan sözleşmelerden sadece biri ele alınmış, bir yapının projesinin hazırlanması hususu incelenmiştir. Konu ele alınırken öğretideki tartışmalı görüşler belirtilerek Yargıtay kararlarından örnekler verilmiştir. Mimari proje düzenleme sözleşmelerinin hukuki niteliği ve bu sözleşmelere uygulanacak hukuk öğretide tartışmalı olduğundan taraflar arasında çeşitli uyuşmazlıklar çıkmaktadır. Çalışmamız ile bu tartışmalar ortaya konularak sözleşmeye uygulanacak hukuk açısından açıklamalara yer verilmiştir. Çalışmamızın ilk bölümünde mimari proje düzenleme sözleşmesinin tanımı, tarafları, konusu ve hukuki niteliğini incelenmiş öğretide yer alan çeşitli görüşlere yer verilerek bu konudaki görüşümüz açıklanmıştır. İkinci bölümde tarafların sözleşmeden kaynaklanan hak ve yükümlülükleri anlatılmıştır. Bu kapsamda sözleşmenin tarafı olan mimarın telif hakkına da değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise sözleşmenin ihlali özellikle telif hakkı ihlali üzerinde durulmuştur. Sözleşmenin sona erme sebepleri, zamanaşımı ve sözleşmeye uygulanabilecek alternatif uyuşmazlık çözüm yolları da bu bölümde ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Mimar, Mimarlık Sözleşmeleri, Mimari Proje, Mimarın Yükümlülükleri, Mimarın Telif Hakkı
Boşanma davalarında ispat sorunları ve hak ihlalleri
Tezimizin konusunu "Boşanma davalarında ispat sorunları ve hak ihlalleri" oluşturmaktadır. Çalışmamız üç bölümden oluşmakta olup; ilk bölümünde evliliğin sona ermesi ve özellikle boşanma kavramı, boşanmanın dayandığı ilkeler, Türk Medeni Kanunu'nda boşanma sebepleri, boşanma yargılamasında ispat incelenmiştir. İkinci bölümde hukuka aykırı deliller, bu konuda doktrindeki ve uygulamadaki görüşlere yer verilmiş, boşanma davalarında kullanılması mümkün olan deliller ele alınmıştır. Üçüncü bölümde hukuka aykırı delillerin boşanma davalarına yansımaları örneklerle açıklanmaya çalışılmış, son olarak bu konudaki kanaatimiz belirtilerek çalışmamız tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Boşanma sebepleri, ispat hakkı, hukuka aykırı delil, kusur ilkesi
Türk Medeni Kanunu ve Yargıtay kararlarına göre edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi
İsviçre Medeni Kanunu'nda 1 Ocak 1988 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan "Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi", 4721 s. Türk Medeni Kanunu ile 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girerek yasal mal rejimi haline gelmiştir. TMK m. 218-241 hükümleri arasında düzenlenen sistem; bünyesinde kendi esaslarını ve ilkelerini barındırmakta, genel borç ilişkilerinin dışında bir çizgi göstermektedir. Evlilik ile başlayan rejim, kanunda gösterilen sona erme halleri ile nihayete ermekte ve tasfiyesi gündeme gelmektedir. Bu tasfiye neticesinde, yasal rejimin devamı sırasında eşler tarafından edinilen mallar ya da sunulan katkılar, birer alacak kalemine dönüşür. Eşlerin yasal rejim boyunca edindikleri aktif malvarlıklarından borç mahiyetindeki pasif değerlerin çıkarılması neticesinde elde edilen artık değerin yarısı üzerinde tarafların katılma alacağı mevcuttur. Artık değere ulaşma yolunda değer artış payı alacağı, eklenecek değer, denkleştirme işlemi gibi enstrümanlar devreye girerler ve eşin alacak hakkı olan net değeri meydana getirirler. Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi içerisinde gerek hukuki niteleme gerekse değerleme yapma işlemi esnasında hususiyet arz eden birtakım malvarlıkları söz konusu olabilir. Şirket payları, borsa ve faiz gelirleri, marka ve patent hakkı, kredi ile alınan malvarlıkları gibi değerler söz konusu olduğunda bunların rejim içerisinde ele alınış yöntemi ayrı bir inceleme konusunu oluşturmaktadır.
Diş hekiminin hukuki sorumluluğu
Kişi ve toplum sağlığından bağımsız olarak düşünülemeyecek olan ağız, diş ve çene sağlığının tesisi ve korunmasında diş hekimliği müdahaleleri önemli bir yer tutar. Diğer tıbbi müdahale türlerinden ayrılarak müdahalenin yaş veya cinsiyet ayrımına tabi olmaması, herkesin hayatında en az bir kere başvurduğu tıbbi müdahale türü olması gözetildiğinde bu önem daha da artmaktadır. Diş hekimliği müdahaleleri, kişilerin fiziksel sağlıkları kadar kendilerini dış dünyaya sunuş şekillerinde de doğurduğu etkiyle, günümüzde her zamankinden daha fazla hukuki uyuşmazlık konusu yapılmaktadır. Bu uyuşmazlıkların çözümünde ise sağlık hukuku mevzuatı yetersiz kalmakta, çözümleri adeta doktrin görüşleriile yargı kararlarına terk edilmiş konuların başında diş hekimliği müdahalelerinin hukuki niteliği gelmektedir. Hukuka uygunlukları belirli şartları sağlamasına tabi olan diş hekimliği müdahaleleri, müdahalede bulunan diş hekimi ile hasta arasındaki ilişkinin özelliğine göre hukuki nitelemeler kazanır. Diş hekiminin mesleğini serbest olarak ya da kamu görevlisi sıfatıyla icra etmesine bağlı ayrım, taraflar arasındaki ilişkinin tabi olacağı hukuk kurallarının ve taraf yükümlülüklerinin belirlenmesinde rol oynar. Diş hekiminin, temelini hukuki nitelemelerden alan yükümlülükleri kadar, her türlü hukuki nitelemenin üzerinde konumlanarak diş hekimliği mesleğinin etik ilkelerinden ve diş hekimi ile hasta ilişkisinin özünden kaynaklanan yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu yükümlülüklerin ihlali, ihlal edilen norm ve değerlerin özelliğine göre diş hekiminin sorumluluğuyla sonuçlanır. Anahtar kelimeler: Diş hekimi, diş hekiminin hukuki sorumluluğu, diş hekimliği müdahaleleri, hukuki sorumluluk.
Sosyal medya paylaşımlarının boşanma davalarında hukuki delil olabilme niteliği
Günümüzde insanlar yaşadığı birçok durumu çeşitli sosyal paylaşım siteleri üzerinde kendilerine ait sosyal medya hesaplarından paylaşmak suretiyle aleniyet kazandırmaktadır. Sosyal medya hesaplarını aynı zamanda diğer insanlarla bir haberleşme aracı olarak da kullanabilmektedirler. Söz konusu sosyal medya üzerinden gerçekleşen paylaşımlar, boşanma davaları taraflarınca iddia ve savunmalarını ispatlayabilmek adına delil olarak mahkemeye sunulabilmektedir. Taraflarca boşanma dava dosyalarına git gide artan sayıda sunulan sosyal medya paylaşımlarının, iddia ve savunmaların doğruluğuna ilişkin hakimi ikna etmek adına kullanılabilecek hukuka uygun bir delil olup olamayacağı noktasındaki hukuki tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Sosyal medya paylaşımı yapmak suretiyle gerçekleştirilen eylemlerin boşanma davasına taraf olan eşler adına kusurlu bir davranış olarak kabul edilip edilmeyeceği de yine tartışmalı bir konu olarak yerini almıştır. Yapılan çalışma ile genel olarak sosyal medya, sosyal paylaşım sitesi ve boşanma kavramları ele alınarak sosyal medyada eşler tarafından gerçekleştirilen eylemlerin ne şekilde boşanma davalarına yansıdığı, Türk Medeni Kanunu'nda yer alan boşanma nedenleri ve sosyal medya üzerinden eşler tarafından gerçekleştirilen eylemlerin boşanma nedenleri üzerinde etkili olup olmadığı açıklanarak boşanma davalarına eşler tarafından sunulan sosyal medya paylaşımlarının hukuka uygun bir delil olarak boşanma davasına bakan mahkemeler tarafından hükme esas alınıp alınmadığı incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, Boşanma, Boşanma Davaları, Boşanma Davalarında Delil, Hukuka Uygun Delil, Sosyal Medya Paylaşımları
Trafik kazalarında bedensel zararlar nedeniyle oluşan maddi tazminat davası
Trafik kazaları çok uzun yıllardır süregelmektedir. Günümüzde trafik kazalarının artması ile birlikte trafik kazasında yaralanan kişilerin sayısı da artmıştır. Trafik kazaları nedeniyle kişiler bedensel zarara uğramış ve bu sebeple malul durumda kalmışlardır. Kişilerin malul durumda kalması sebebiyle maddi zararları meydana gelmiş ve zararların giderilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu sebeple bu zararların giderimi için zarar gören kişiler trafik kazasında sorumluluğu bulunanlara karşı maddi tazminat davası açmaya başlamışlardır. Çalışmamızın genelinde trafik kazasından kaynaklı yaralanan kimselerin, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 2918 sayılı Karayolları Trafik kanunu ve ilgili yönetmelikler ışığında maddi tazminat haklarının neler olduğu ve bu hakları talep etmede nasıl bir usul izlemeleri gerektiği, hangi mahkemelerin yetkili ve görevli olduğu üzerinde durulmuştur. Çalışmamızın birinci bölümünde trafik kazası kavramı, trafik kazasındaki taraflar, trafik kazasının unsurları, trafik kazası nedeniyle sorumluluk hükümlerinin mevzuatta nerelerde düzenlendiği açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde bedensel zarar kavramı, bedensel zararın tanımı, unsurları, türleri, bedensel zararın giderilmesi açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise trafik kazalarında bedensel zarar nedeniyle oluşan maddi tazminat davasında usul konusundan bahsedilmiştir. Anahtar Kelimeler: Trafik kazaları, bedensel zarar, maddi tazminat davası, haksız fiil, zarar, zarar gören, zarar veren
Devletin tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan sorumluluğu
Tapu sicili, taşınmaz üzerinde bulunan hakları ve taşınmazın yasal statüsünü yansıtan bir sicildir. Tapu sicili, devlet dışında herhangi bir kişi veya kurum tarafından tutulamayacak kadar önemli olup, aynı zamanda resmi sicil niteliğine sahiptir. Tapu sicili ile ilgili faaliyetlerin hakka ve hukuka uygun şekilde gerçekleştirilmesi, hem birey hem de toplum menfaatini korumaktadır. Aksi halde, sicile güvenerek işlem yapan bireyler zarara uğrayabilir. Bu nedenle, tapu siciline güvenin korunması maksadıyla, tapu siciline güvenerek işlem yapan ve zarara uğrayanların zararlarının karşılanması gerekir. Bu nedenle yasa koyucu, TMK. m. 1007 hükmü uyarınca, tapu sicilinin hukuka aykırı tutulmasından kaynaklanan tüm zararlardan devleti sorumlu tutmuştur. Bu suretle, tapu siciline duyulan güven teminat altına alınmıştır. Çalışmanın, "Tapu Sicilinde Genel Bilgiler" başlıklı birinci bölümünde, tapu sicilinin tanımı açıklanarak, sicil ile ilgili unsurlar ve sicilin tutulması usulü anlatılmıştır. Yine, sicile yapılan kayıtlar ve iyi niyetle ayni hak kazanımının korunduğu durumlar izah olunmuştur. Sonrasında, "Tapu Sicilinin Tutulmasından Doğan Sorumluluk" başlıklı ikinci bölümde, devletin sorumluluğunun doğabilmesi için gereken unsurlar ve devletin sorumluluğunun haksız fiil sorumluluğu olması nedeni ile aranacak olan unsurlar, detayları ile açıklanmıştır. Bunlar, sicilin tutulması, hukuka aykırılık, zarar ve illiyet başlıklarında kapsamlı şekilde ele alınmıştır. Akabinde, TMK. m. 1007 hükmünün ne şekilde düzenlendiği, mülga Medeni Kanun'un 917. Maddesinden farklı olarak ne yenilik getirdiği, AİHM ve Yargıtay kararı ile örneklendirilerek açıklanmıştır. Devamında ise, kusursuz sorumluluk kavramı ve asli sorumluluk kavramı ile haksız fiil sorumluluğu kavramları açıklanmıştır. Sicile yapılan kayıtların hukuka aykırılık halleri ile hukuka aykırılığı tartışmalı olan haller irdelenmiştir. "Sorumluluktan Doğan Hukuki Sonuçlar" başlıklı üçüncü bölümde ise, devlete karşı açılacak davalar ile devletin sorumlulara karşı açacağı davaların hukuki nitelikleri incelenmiş olup, sonrasında, her iki dava türünde hangi mahkemelerin görevli ve yetkili olduğu, zamanaşımı süreleri, taraf teşkili ile davalarda hükmolunacak tazminatın nasıl belirleneceği soruları, uyuşmazlık mahkemesi ve Yargıtay kararları ile uygulamadaki duruma ışık tutularak örnekler verilmek sureti ile açıklanmaya çalışılmıştır. Son olarak ise, devlete karşı açılacak bu davalarda arabuluculuk dava şartı hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tapu Sicili, Devlet, Sorumluluk, Tazminat, Güven
Çocuklara ait kişisel verilerin Türk Medeni Kanunu ve kişisel verilerin korunması kanunu kapsamında korunması
Günümüzde teknolojinin de gelişmesine paralel olarak kişiler hiç tanımadığı, dünyanın diğer ucunda yaşayan kişilerle ilgili bilgiler elde edebilmektedir. İlk bakışta bu durum sakıncalı olarak görülmese de esasında bu verilerin dijital hafızadan hiç silinmediği, kişilerin yaşamları sona erse dahi dijital hafızada yer alacakları, pazarlamacılık faaliyetleri kapsamında şirketlere satılabileceği ve hatta kötü niyetli kişilerce elde edilmesi durumunda istenmeyen sonuçlar doğuracak şekilde kullanılabileceği göz önüne alındığında kişisel verilerin üçüncü kişilerle paylaşılması dikkat edilmesi gereken bir husustur. Bu kapsamda ülkeler kişilerin verilerinin etkin bir şekilde korunabilmesi için iç hukuklarında ve uluslararası alanda düzenlemeler yaparak verilerin işlenmesini çeşitli kurallara bağlamasının yanı sıra korunmasını sağlayan hükümler de öngörmüşlerdir. Kişiler, verilerinin işlenmesi ile ilgili olarak bağlayıcı olan hukuk kurallarının uygulanmasını talep edebilecek ve olumsuz bir durum ile karşılaştıklarında koruyucu hükümlerden faydalanabileceklerdir. Ancak kişisel verileri kendi iradesi dışında ana babası, kardeşi veya üçüncü kişiler tarafından kullanılan çocuklar çoğu zaman yetişkinler kadar etkin bir koruma mekanizmasını işletebilecek yetenekte değildirler. Üstelik bu veriler dijital hafızadan silinmediğinden henüz hayatının çok erken bir döneminde kişisel verileri paylaşılan çocukların ileriki dönemde bu durumdan psikolojik olarak olumsuz etkilenebilecekleri de göz ardı edilmemelidir. Çalışmamızın amacı çocukların kişisel verilerinin Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve Türk Medeni Kanunu kapsamında korunması ile ilgili hükümlerin değerlendirilmesidir. Birinci bölümde çocuk üzerinde sahip olunan velayet hakkı ve çocukların kişilik hakkını oluşturan kişilik değerleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde kişisel veri kavramı açıklanmış, uluslararası ve ulusal mevzuat hükümleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde çocukların kişisel verilerine yönelik gerçekleştirilebilecek saldırılar örneklendirme yoluyla açıklanmış, bu saldırılara karşı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve Türk Medeni Kanunu kapsamında başvurulabilecek hukuki yollar üzerinde durulmuştur.
Türk Medeni Kanunu kapsamında yoksulluk nafakası
Aile hukuku, toplumun en temel yapıtaşlarından olan "aile" kurumuna ilişkin taraflar arasında doğabilecek anlaşmazlıkların çözüm yollarıyla ilgili hükümleri barındıran bir hukuk dalıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve T.C. Anayasasında aile kurumuna yer verilmiştir. Aile Hukuku mahiyeti gereği; toplum içerisindeki huzur, düzen ve aile birliğinin korunması için temel teşkil etmektedir. Ailenin yapılanmasında, aile kurumunun sona ermesindeki taraflar arası menfaatlerin dengelenmesi noktasında ve toplum düzeninin korunmasında aile hukuku önemli rol oynamaktadır. Aile kurumunun sona ermesiyle, yoksulluğa düşecek olan taraf lehine, diğer taraf aleyhine hükmedilen aile hukukunun alt başlıklarından olan yoksulluk nafakası kurumu düzenlenmiştir. Tezimizin konusu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında yoksulluk nafakasıdır. Türk Medeni Kanununda yoksulluk nafakasının düzenlendiği m. 175 hükmü ayrıntılarıyla incelenmiştir. Yoksulluk nafakasının getiriliş amacında sosyal ekonomik kaygılar yer almaktadır. Zayıfın güçlü olana karşı korunması, yoksulluk nafakasının temelinde yer alan düşüncelerden biridir. Yoksulluk nafakası; boşanma sebebiyle yoksulluğa düşecek veya düşme tehlikesi ile karşılaşacak olan tarafın, diğer taraftan kusurunun daha fazla olmaması kaydıyla mahkeme tarafından hükmedilen mali bir yardımdır. Yoksulluk nafakası, evlilik birliğinin devamı sürecinde eşlerin yardım ve dayanışma yükümlülüğünün boşanma sonrası da devamı olarak nitelendirilebilir. Yoksulluk nafakası boşanmanın mali sonuçları arasında yer almaktadır. Nafaka türleri arasında, bakım nafakaları üst başlığı altında yer alır. Tez çalışmamız kapsamında, yürürlükteki Türk Medeni Kanununda yoksulluk nafakası incelenmiş olup, 743 sayılı Eski Medeni Kanunumuz ile farklarına da değinilmiştir. Ayrıca uygulamada Yargıtay Kararları kapsamında yoksulluk nafakasının nasıl ele alındığına yönelik konuyla ilgili kararlara da yer verilmiştir. Tez çalışmamızda, nafaka kavramına, nafakanın hukuki niteliği ve özelliklerine değinilmiş; yoksulluk nafakasının başlangıcı, usul hükümleri ve sona erme şartları incelenerek çalışmamız tamamlanmıştır.
Mücbir sebep, aşırı ifa güçlüğü ve COVID-19 pandemisi sürecinin kira sözleşmeleri üzerinde etkileri
Tez çalışmamızın konusunu, konuya ilişkin temel kavramlar ile mücbir sebep, aşırı ifa güçlüğü kavramlarının ele alınması ve Covid-19 sürecinde pandeminin kira sözleşmelerine etkisi oluşturmaktadır. İrade ve sözleşme serbestisi çerçevesinde düzenlenen kira sözleşmelerinin bir taraftan sözleşmeye bağlılık ilkesi kapsamında hükümlerinin korunması esas iken, meydana gelen mücbir sebep niteliğindeki olağanüstü değişiklikler sebebiyle ortaya çıkan ifa imkansızlığı ve ifa güçlüğü gibi sözleşmeye bağlılık ilkesinin istisnası olan durumlar tek tek ele alınarak çalışma kapsamında yorumlanmıştır. Mücbir sebep kavramının tanımının yapılarak unsurlarının ortaya konulması, hukuki sonuçlarının değerlendirilerek hangi durumlarda ifa imkansızlığı, hangi durumlarda aşırı ifa güçlüğü kavramlarının mevcut olduğu ve bu kavramların sözleşmenin ifa edilememesi halleriyle farklılığı ortaya konulmuştur. Çalışmamızın içeriğinde halihazırda içinde bulunduğumuz Covid-19 pandemisinin hukuki niteliği de ele alınarak kira sözleşmelerine etkisi incelenmiş, emsal niteliğindeki mahkeme kararları doğrultusunda değerlendirmeler yapılmıştır. Tez çalışmamızda kira sözleşmeleri ayrı başlık olarak geniş bir biçimde ele alınmış, tarafların yükümlülükleri tek tek ele alınarak Covid-19 sürecinin bu yükümlülüklere etkileri değerlendirilmiştir. Kira sözleşmelerinin uyarlanması ve kira bedelinin tespiti konuları da hem genel hükümlere hem de Covid-19 süreci etkilerine göre değerlendirilerek birlikte incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Temel kavramlar, Mücbir sebep, Aşırı ifa güçlüğü, Sözleşmeye bağlılık, Kira Sözleşmesi
İpotek sözleşmelerinin genel işlem koşulları açısından incelenmesi
İktisadi faaliyetlerin artması ile birlikte büyük şirketlerce, özellikle banka ve sigorta şirketlerince, genel işlem koşulu içeren standart ipotek sözleşmeleri kullanılmaya başlanmıştır. Ancak, ipotek sözleşmeleri tapu siciline tescil ile kurulduğundan ve resmi şekle tabi olduğundan, genel işlem koşulları ile ilgili olarak gerekli hassasiyet gösterilmemektedir. Tapu sicil memuru tarafından, Tapu Sicil Müdürlüklerince Düzenlenen Resmi Senetlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik m.11/1 gereğince sadece esaslı unsurlar yönünden inceleme söz konusudur. Genel işlem koşulları denetimi ise sözleşmesinin yan unsurları yönünden yapılmaktadır. Uygulamada bu hususta bir aksaklık olduğu düşüncesiyle, çalışmamızda, ipotek sözleşmesinin esaslı ve yan unsurları genel işlem koşulları açısından incelenecek ve tespit edilen genel işlem koşullarına hangi tür denetimlerin uygulanabileceği ve denetimin hukuki sonucu açıklanacaktır. İpotek, sınırlı ayni haklar arasında yer aldığından, ipoteğe ilişkin birçok husus kanunda düzenlenmiş ve düzenlemelerin çoğunluğu emredici nitelikte olduğundan, ipotek sözleşmelerindeki geçersizliklerin daha çok TBK.m.27 gereği kesin hükümsüzlük niteliği taşıdığı görülmüştür. Çalışmamızda, genel işlem koşulları denetimine tabi olabilecek yan unsur niteliğindeki hükümler, örnek olarak hazırlanan ve ekte yer alan ipotek sözleşmesi üzerinden karşılaştırılarak incelenecektir.