Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Öztürk

15 theses · Sakarya University, Akdeniz University

Master'sOpen AccessTR

Farklı emülsifiye edici tuzların yağı azaltılmış kaymağın tekstürel ve duyusal özelliklerine etkilerinin incelenmesi

Obezite günümüzün en önemli sağlık sorunlarından biridir. Süt ürünlerinin yağ içeriğini azaltmak için birçok girişimde bulunulmuştur. Kaymak, yüksek yağ içeriğine (≥%60) sahip geleneksel bir Türk süt ürünüdür. Bu çalışmanın amacı, çeşitli emülsifiye edici tuzların (ET) yağı azaltılmış kaymak dokusu ve duyusal özellikleri üzerindeki etkisini araştırmaktır. Son yıllarda obezite ile mücadele için Dünya Sağlık Örgütü ve gıda üreticileri tarafından pek çok girişim bulunmaktadır. Gıda üreticileri tarafından yapılan girişimlerin bir bölümünü hazır tüketim ürünlerinde yağ azaltılması oluşturmakta olup pek çok süt ürünü yarım ve az yağlı olarak üretilmektedir. Geçmişte proteinlerin yağ ikame maddesi olarak kullanıldığı pek çok çalışma bulunmaktadır. Kazeinlerin, yapıları itibariyle birbirinden ayrılan hidrofilik ve hidrofobik bölgelerinin bulunması nedeniyle emülsifiye edici özellikleri bulunmaktadır ve pek çok süt ürününde, özellikle proses peynir çeşitlerinin üretiminde kazeinlerin bu özelliklerinden faydalanılmaktadır. benzer ürünlerden kompozisyon ve tekstür olarak ayrılmaktadır. Türk Gıda Kodeksi Krema ve Kaymak Tebliği'ne göre kaymak en az %60 süt yağı içermelidir. Diğer taraftan %60 süt yağı ile üretilen kaymaklarda tekstürel kusurlar ve raf ömrü sırasında su salma gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu nedenler ile ülkemiz üreticilerinin önemli bölümü kaymakta meydana gelen yapısal sorunları önlemek için kaymak üretiminde tebliğde belirtilen en düşük yağ miktarının %7 üzerinde, bir diğer deyişle %67 süt yağı içeren şekilde üretimlerini gerçekleştirmek zorunda kalmaktadır. Sütün en değerli ürünü süt yağı olmasından dolayı daha yüksek oranda kullanılan süt yağı üreticilerin maliyetlerini yukarı çekmekte ve tüketicinin ürüne daha yüksek fiyatla erişmesine neden olmaktadır. Emülsiye tuzlar adlarının aksine emülsiye edici özelliği olmayan fakat süt proteinlerini modifiye ederek emülsiye özellik göstermesini sağlayan maddelerdir. Geçmişte emülsiye tuzlar üzerine yapılan araştırmaların önemli bölümü tahmin edileceği şekilde emülsiye tuzların proses peynirlerin fonkisyonel özelliklerine olan etkileri üzerine gerçekleştirilmiştir. Numunelere rastgele 3 basamaklı bir sayı verilmiş ve 30 günlük depolama sonunda 4°C'de değerlendirilmiştir. Sonuç; Kaymak'ın yağ içeriğinin %62'den %30'a düşürülmesi depolama süresince kaymağın tekstürel ve duyusal kalitesini olumsuz yönde etkilemiştir. Protein içeriğinin yaklaşık 2 kat artırılması tekstürel özelliklerin telafisi için yeterli olmamıştır. Yağı azaltılmış kaymaklarda 10 mM seviyesinde TSC kullanımı kaymağın tekstürel ve duyusal özelliklerini iyileştirmiştir. Sonuç olarak, TSC'nin daha yüksek protein içeriğine (>%4) sahip yağı azaltılmış kaymakta kullanılması kabul edilebilir kalitede yağı azaltılmış kaymak üretimi için umut verici görünmektedir. Kontrol numunesi saklama sırasında en yüksek sertliği ve stabilite tutarlılığı sergilemiştir. 10 mM TSS ile üretilmiş yağı azaltılmış kaymak, ET içermeyen kaymak'a kıyasla daha yüksek sertlik sergilemiştir. Disodyum fosfat, yağı azaltılmış kaymak'ın tekstürel özelliklerini hiçbir düzeyde etkilememiştir. TSS ile üretilen numuneler, yağı azaltılmış tüm kaymak numunelerine kıyasla en yüksek duyusal kaliteyi sergilerken, TSPF ile üretilen yağı azaltılmış kaymaklar en düşük duyusal puanları almıştır. Bu çalışma, emülsifiye edici tuzların kaymak (veya herhangi bir yüksek yağ ve nem içeren süt ürünü) üzerindeki etkisini araştıran ilk çalışmadır.

Gıda üretimiKaymakKazeinler+2
Ayşen Can
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gıda endüstrisinde kullanılan gövde boru tipi ısı değiştiricilerin hesaplamalı akışkanlar dinamiği yöntemi ile tasarımı ve optimizasyonu

Bu çalışmada, gıda endüstrisinde kullanılan bir gövde boru tip ısı değiştirici modeli referans alınarak üç boyutlu tasarım çalışmaları yapılmıştır. Mevcut ısı değiştirici modelinin çalışma performans verileri elde edilmiş olup boru dizilim biçimi, şaşırtma elemanı tasarımı ve yerleşimi değiştirilerek iyileştirme çalışmaları yapılmıştır. Ayrıca gövde boru ısı değiştirici için özgün bir şaşırtma elemanı tasarımı ve optimizasyonu yapılmıştır. Tasarım çalışmaları unsur tabanlı tasarım programı olan SolidWorks 2018 programında yapılmıştır. Geliştirilen tasarımların CFD (Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği) tekniği ile termal ve hidrolik açıdan performans analizleri aynı programın Flow Simulation modülünde yapılmıştır. Çalışma kapsamında toplamda 23 adet Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği analizi yapılmıştır. Tasarlanan özgün şaşırtma elemanının üretilebilirliğinin tespiti için SolidWorks 2018 programının Simulation Modülünde statik, yer değiştirme, birleşik kuvvet ve gerilim analizleri yapılmıştır. Hidrolik ve termal açıdan en verimli boru dizilim biçiminin tespit edilebilmesi için yapılan analizlerde perforasyon, dairesel, beşgen ve tam kare boru dizilimine göre tasarımlar yapılmıştır. Termal ve hidrolik açıdan en verimli dizilimin perforasyon tipi dizilim olduğu tespit edilmiştir. Farklı sayı ve konfigürasyonlarda şaşırtma elemanları eklenmiş ve en verimli modellerin beş adet şaşırtma elemanı kullanılan modeller olduğu belirlenmiştir. Standart şaşırtma elemanı ve üç farklı özgün şaşırtma elemanı perforasyon dizilimi kullanılarak analiz edilmiştir. Şaşırtma elemanı analiz sonuçları değerlendirildiğinde, en verimli model olan P R 60 2/3 özgün şaşırtma elemanı iç ermekte olup, PS 2/3 modelindeki standart şaşırtma elemanı içeren modele göre termal açıdan %11,44 ve hidrolik açıdan %35,1 daha verimli olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre özgün şaşırtma elemanı tasarımına sahip P R 60 2/3 modeli, referans alınan şaşırtma elemanı içermeyen ısı değiştirici modeli P 0 a göre termal açıdan % hidrolik açıdan ise %0,27 verim artışı sağladığı tespit edilmiştir. Özgün şaşırtma elemanları standart şaşırtma elemanlarına göre termal ve hidrolik kriterlere göre değerlendirildiğinde üstün gelmiştir. Üretilebilirlik analizleri değerlendirildiğinde özgün şaşırtma elemanını 800kg baskı gücü sağlayan bir pres ile şekil verilip üretilebileceği seçilen AISI316 malzemesinin bu kuvvette karşı mukavim olduğu tespit edilmiştir.

Kübra Bulduk
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek ısıl işlem uygulanmış süt ile üretilmiş Türk beyaz peynirinde üretim ph'sının kalsiyum dengesi ve peynirin kesilebilirliği üzerine etkisinin incelenmesi

Beyaz peynirlerde kesme işlemi sırasında kırıkların oluşması ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Bu çalışma ile hedefimiz çeşitli (5,3, 5,0, 4,7) pH değerlerinde kapanan beyaz peynirlerin proteine bağlı kolloidal kalsiyumun (KK) miktarını tespit etmek ve kesilebilirliği incelemekti. Bu amaçla 4 farklı zamanda yüksek ısıl işlem uygulanmış süt (78°C, 8dk) kullanılarak üretilmiş beyaz peynir örneklerinin kimyasal özellikleri ve tekstürleri 1., 2., 4., ve 8. haftalarda takip edilmiştir. Kapama pH değeri 4,7 olan peynirler pH 5,3 ve 5,0'da kapanan peynirlere göre depolama süresi boyunca daha sert bir yapı (P<0,05) göstermişlerdir. Depolama süresi boyunca peynirlerin pH değerleri ile kesilme işlemi sırasında oluşan kırıkların boyutu arasında bir ilişki gözlemlenememiş, fakat kırık ağırlığı ile peynirin pH'sı arasında istatistiksel olarak anlamlı (P<0,05) negatif korrelasyon (r = 0,63) gözlemlenmiştir (başka bir deyişle pH değerindeki düşme kırık ağırlığını arttırmıştır). pH 5,3 ve 5,0'da kapatılan peynirlerin kesmeye karşı gösterdiği yapışkanlık (adhesiflik) depolama süresi boyunca artmıştır. Depolama süresi boyunca peynirlerin KK miktarları ile suda çözünen azotlu madde (SÇA) miktarları farklılık gözlemlenmemiştir. Bu çalışma ile beyaz peynirin kapama pH'sındaki artışın beyaz peynirde kesme sırasında oluşan kırık ağırlığını azalttığı ortaya konmuştur. Aynı zamanda bu çalışma ile literatürde ilk kez Türk beyaz peynirinde KK miktarı gözlemlenmiştir.

Tuğba Pamuksuz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Süzme yoğurt üretiminde ortaya çıkan atık suyun turşu üretiminde kullanılabilirliğinin incelenmesi

Yoğurt altı suyu (YAS) süzme yoğurt üretiminde orata çıkan bir yan üründür. YAS, içerdiği yüksek oranda laktik asit sebebiyle peynir alti suyu gibi işlenememesi nedeniyle işletmeler tarafından atık olarak görülmektedir. Bu çalışma ile hedefimiz YAS'nun kornişon tipi hıyar turşularında salamura olarak kullanılabilirliğini inceleyerek YAS'na ekonomik değer kazandırmaktı. Sirke ve YAS ile hazırlanan 2 farklı salamurayla 4 farklı tekerrürde fermente ve pastörize turşuların üretimi gerçekleştirilmiştir. Fermente turşular 21 gün süre ile fermente edilerek üretilmiş olup kimyasal ve mikrobiyolojik özellikleri 0.gün, 7.gün, 14.gün, 21. günlerde takip edilmiştir. Pastörize turşular dolum sonrası 74○C'de 15 dakika ısıl işlem uygulanarak üretilmişlerdir. Üretim sonrasında fermente ve pastörize turşuların 2., 4., 8. ve 12. haftalarında kimyasal, mikrobiyolojik, duyusal ve tekstürel özellikleri takip edilmiştir. YAS ile üretilmiş fermente ve pastörize turşuların kuru madde içeriği sirke ile üretilen fermente ve pastörize turşulara oranla daha yüksek çıkmıştır (P < 0,05). Laktik asit bakterileri (LAB) fermente turşuların 7. günlerinde hem sirke hem YAS ile üretilen turşularda maksimum düzeye ulaşmış olup, YAS ve sirke ile üretilen turşularda depolamaya bağlı olarak sayılarında azalma görülmüştür (P < 0,05). Pastörize edilmiş turşularda Lactococcus cinsi bakterilerinin depolama boyunca sayılarında azalma görüldüğü (P < 0,05) fakat canlılıklarını koruyabildiği görülmüştür. Lactobacillus cinsine ait bakterilerin pastörize turşularda sadece ilk iki hafta gelişim gösterebildikleri ve canlılıklarını koruyamadıkları görülmüştür. LAB'nin fermantasyonun 14. gününe kadar yoğun gelişim gösterdikleri ve ortama hâkim olmalarıyla maya-küf sayılarında düşüş meydana geldiği gözlemlenmiştir (P < 0,05). Fermente turşularda asit ve tuz tatlarının duyusal değerlendirme sonuçlarında aynı analiz noktasında asit ve tuz değerlerinde istatiksel fark gözlenmemiştir (P > 0,05). YAS ile üretilen turşularda depolamanın 2. haftasında hafif acılık tespit edilmiştir (P < 0,05). Tekstürel özelliklerde fermente turşularda istatiksel olarak bir fark gözlenmezken (P < 0,05), pastörize turşularda delinme dayanımı testinde YAS ile üretilen turşuların daha yüksek dayanıma sahip olduğu görülmüştür (P < 0,05). Renk değerlerinde 2 farklı turşu arasında fark gözlenemezken (P < 0,05), depolama boyunca L*, a*, b* değerlerinde azalma meydana gelmiştir (P < 0,05). Sonuç olarak YAS kornişon turşu üretiminde salamurası olarak kullanabilir.

Özlem Öztürk
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğurt altı suyu ve sirke ile üretilen fermente salatalık turşularında bulunan laktik asit bakterilerinin tanımlanması

Bu çalışmada sirke ve yoğurt altı suyu (YAS) ile üretilmiş turşulardan fermantasyondan sorumlu laktik asit bakterilerinin (LAB) izolasyonu ve tanımlanması, sirke ve yoğurt altı suyu ile üretilen turşuların mikrobiyal florasının kıyaslanması amaçlanmıştır. Bu nedenle yoğurt altı suyu ve sirke ile hazırlanan salamuralar kullanılarak turşular üretilmiştir ve fermantasyona bırakılmıştır. Fermantasyonun 0, 7, 14, 21, 35, 49, 77 ve 105. günlerinde M17 ve MRS besiyerlerine ekim yapılarak mikrobiyolojik sayım yapılmıştır ve farklı morfolojiye sahip koloniler seçilerek izole edilmiştir. Toplamda 257 adet izolat elde edilmiştir. Ek olarak her analiz gününde salamura ve kornişona ait tuz, asitlik ve pH değerleri takip edilmiştir. Gram boyama ve katalaz testleri yapılarak laktik asit bakterisi olma özelliği göstermeyen kültürler elenmiştir. İzolatlara farklı sıcaklıklarda gelişme, farklı tuz konsantrasyonlarında gelişme, farklı pH değerlerinde gelişme, glikozdan gaz oluşturma testleri yapılmıştır. Glikozdan gaz oluşturma özelliğine göre 8 izolat heterofermantatif olarak belirlenmiştir. İzolatların en fazla üremeyi 10 oC sıcaklığında gösterdiği, 45 oC ve 50 oC sıcaklıklarında oldukça az sayıda izolatın geliştiği görülmüştür. 9,6 pH değerinde hiçbir izolat gelişemezken 4 izolat pH 3 değerinde, 25 izolat pH 4,5 değerinde gelişmiştir. %10 tuz konsantrasyonuna 2 izolat dayanıklılık gösterebilmiştir. %6,5 ve %2 tuz konsantrasyonlarında izolatların tamamına yakını gelişmiştir. Fenotipik özelliklerine göre izolatlar gruplandırılarak her bir gruptan bakteriler seçilip API 50 CHL test kiti ile tanımlama yapılmıştır. 48 izolatın kit ile tanımlanması yapılmıştır. 19 izolat L. pentosus, 29 izolat ise L. plantarum olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak YAS ve sirke kullanılarak hazırlanan iki farklı salamura ile üretilen turşuların mikrobiyal florasının benzer olduğu görülmüştür.

Laktik asit bakterileriSirkeTurşuluk hıyar+1
Semanur Cebeci Avunca
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Arktik aktörlerin bölge stratejilerinin güvenlik sektörleri bağlamında analizi: Bütüncül bir yaklaşım

Arktik Bölge, son yıllarda, küresel siyasetin önemli sahnelerinden biri hâline gelmeye başlamıştır. Bunun başlıca sebebi, küresel ısınma sebebiyle yaşanan değişim ve dönüşüm sürecidir. Arktik Bölge, küresel ısınmanın etkisiyle, hem ekolojik ve çevresel bir değişimin hem de jeopolitik bir dönüşümün içerisindedir. Küresel ısınma sonucunda bölgedeki buzul kütle azalmakta; böylece zengin yeraltı kaynaklarına erişim kolaylaşmakta ve Arktik Okyanusu'nun Pasifik ile Atlantik arasında daha hızlı, daha uygun maliyetli ve daha güvenli bir ulaşım koridoru sunma potansiyeli ortaya çıkmaktadır. Arktik Bölge'nin sunduğu bu fırsatlar, aynı zamanda bazı jeopolitik riskleri de beraberinde getirmektedir. Fırsatların ve risklerin içiçe geçtiği bu durum, bölgeye yönelik ilginin yükselen bir ivmeyle artmasına sebep olmaktadır. Böylelikle Arktik Bölge, günümüzde sadece kıyıdaş ülkeleri ya da bölgede yaşayan halkları değil, aynı zamanda bölge-dışı aktörleri de ilgilendiren bir bölge hüviyeti kazanmıştır. Bu tezde, bölgeyle ilgili tüm aktörleri içinde barındıran ve bölge yönetişiminin en etkin platformu olan Arktik Konseyi'ni oluşturan paydaşların bölgeyle ilgili resmî strateji belgeleri, güvenlik perspektifinden, bütünsel bir yaklaşımla analiz edilmektedir. Tezin temel sorunsalı, Arktik Bölge'de etkili olan aktörlerin bölgeye dair güvenlik yaklaşımlarının, bu aktörlerinin niteliklerine ve düzeylerine bağlı olarak ne ölçüde farklılaşıp benzeştiğini ortaya çıkarmaktır. Bu soruya cevap aramak için Arktik Konseyi'ni oluşturan paydaşların bölgeyle ilgili resmî strateji belgeleri, MAXQDA Analytics Pro adlı nitel analiz yazılımı aracılığıyla analiz edilmiş ve karşılaştırılmıştır. Çalışmanın bütünselliği, hem aktör çeşitliliği ve analiz birimi çeşitliliğiyle hem de teorik altyapısıyla sağlanmaktadır. Aktör çeşitliliği, bölgesel ve bölge-dışı aktörlerin analize dâhil edilmesi sayesinde; analiz birimi çeşitliliği ise, sadece ulus-devlet düzeyindeki değil, aynı zamanda ulus-altı ve ulus-üstü düzeylerindeki aktörlere de yer verilmesi sayesinde sağlanmıştır. Bununla birlikte, çalışmanın teorik altyapısını oluşturan güvenlik yaklaşımı, yalnızca askerî güvenlik odaklı bir Klasik Güvenlik yaklaşımı değildir. Tezde, Kopenhag Ekolü'nün ortaya koyduğu, güvenliğin askerî sektörüyle birlikte siyasî, ekonomik, toplumsal ve çevresel sektörlerini de kapsayan bütüncül güvenlik yaklaşımı esas alınmıştır.

Uluslararası güvenlikUluslararası politika
Hasan Fatih Seval
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Putin dönemi Rusya'nın İslam politikası: Çeçenistan ve Tataristan örneklerinin karşılaştırmalı analizi

Bu tez Vladimir Putin döneminde Rusya'nın İslam politikasını Kopenhag Okulu'nun Güvenlikleştirme yaklaşımı çerçevesinde Çeçenistan ve Tataristan örnekleri üzerinden ele almaktadır. Etnik aidiyetleri farklı olmasına rağmen, İslam Rusya'daki yaklaşık 20 milyon Müslümanın gerek çatı kimliği olarak gerekse de siyasi ve toplumsal protesto aracı olarak işlev görmektedir. İslam'ın bu gücü doğal olarak gerek siyasi iktidar gerekse de muhalefet tarafından kullanılmaktadır. Tezin temel argümanı Putin iktidarının Müslümanlara karşı otoriter ve esnek yaklaşımları içinde barındıran faydacı bir politika izlediği ve İslam'ın siyasi amaçlar doğrultusunda araçsallaştırıldığı şeklindedir. Putin'in Rusya'da iktidara gelmesiyle İslamcı terör tehdidi güvenlikleştirme söyleminin merkezine yerleştirilmiş ve "geleneksel Rusya İslamı" ve "geleneksel olmayan İslam" şeklindeki siyasi ve yapay ayrımın sınırları kesin şekilde belirlenmiştir. Tezde Rusya'nın İslam politikasının bu ayrıma dayalı olarak şekillendiği ileri sürülmektedir. Geleneksel olmayan İslam, devlet ve siyasi iktidarın güvenliğine tehdit olarak görülüp güvenlikleştirilirken, geleneksel Rusya İslam'ı olarak tanımlanan İslam anlayışı güvenlikdışılaştırılmakta ve devlet nezdinde kabul görmektedir. Benzer ayrım ve yaklaşımlar Çeçenistan ve Tataristan örnekleri için de geçerlidir ve Moskova gibi Kazan ve Groznıy yönetimleri de İslam'ı araçsallaştırmaktadır. Rusya'da mevcut siyasi iktidarların meşruiyetini sağlayan temel ideoloji işlevi görmekten ulusal kimlik ve asimilasyona kadar çok geniş bir yelpazede araçsallaştırıldığı İslam'ın farklı tezahürleri ve rolleri din, devlet ve siyaset ekseninde ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Rusya, İslam, Tataristan, Çeçenistan, Putin

Putin, ViladimirRusyaTataristan+5
İbrahim Hasanoğlu
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Lider analizi çerçevesinde Türkiye-Rusya ilişkilerinde Recep Tayyip Erdoğan ve Vladimir Putin'in rolü

Güncel dönem Türkiye-Rusya ilişkilerinin seyrine önemli ölçüde tesirleri bulunan liderler olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Devlet Başkanı Vladimir Putin'in etkilerine ışık tutmanın amaçlandığı bu tez çalışmasında dış politika analizi temelli bir inceleme gerçekleştirilmiştir. Birim düzeyli analizde karar alıcı aktörler, politika yapma süreçlerinde danışma, uzlaşma, rekabet etme gibi farklı yöntemler izleyebilmekte ve ittifak kurma, tarafsız olma veya savaş açma gibi farklı yollar takip edebilmektedirler. Alınan kararlara bağlı olarak farklı gerçeklikler söz konusu olacağından, karar alıcıların rolü vurgulanmak istenmiştir. Bu noktadan hareketle, Dış Politika Analizi metotlarından Operasyonel Kod Analizi ile Liderlik Özelliği Analizi yardımıyla liderlerin bilişsel ve kişisel bir haritası çıkarılmış ve karar alıcılara ilişkin verileri çeşitli parametreler bakımından analiz edilerek bu iki karar alıcının liderlik kodları karşılaştırılmıştır. Türkiye- Rusya ilişkileri çerçevesinde liderlerin söylemlerinden oluşan metinlerden elde edilen sayısal veriler tablolaştırılarak karakteristiksel özellikleri arasındaki bağlantı açığa çıkarılmıştır. Bahsi geçen kodların oluşumuna dair ipuçları edinmek için ana hatlarıyla liderlerin biyografileri incelenerek çocukluktan yetişkin bireyliğe şahsi özellikleri ile dış dünyaya ilişkin algılamaları ortaya konmaya çalışılmıştır. Her iki liderin de yaşamlarının erken yıllarındaki benzer yönler saptanarak bu liderlerin karakterleri arasındaki paralleliklerin izi sürülmüştür. Söz konusu durumu somutlaştırmak adına iki ülke arası ilişkilerde vuku bulmuş 2003 Mart Tezkeresi, Akkuyu Nükleer Santrali İnşası, S-400 Antlaşması, Kırım, Karabağ, Suriye, Libya ve Kıbrıs gibi sorun alanları, 15 Temmuz Darbe Girişimi ve Karlov Suikastı gibi kritik vakalar ele alınmıştır. Bu tez, içinde bulundukları siyasi sistem ve karar mekanizmasıyla birlikte, yürüttükleri politikalar ile R. T. Erdoğan ile V. Putin'in iki lider olarak, sistemik faktörler ile tarihsel arka planın ötesinde Türkiye-Rusya ilişkilerinin seyrine önemli etkilerinin olduğunu savunmuştur. Bu nedenle çalışmanın odağı, Türkiye-Rusya ilişkileri çerçevesinde liderlerin aldıkları kararlara yön veren algılarına ışık tutarak somut veriler doğrultusunda bu iki karar alıcıyı incelemek olmuştur.

Erdoğan, Recep TayyipLiderlerLiderlik modelleri+6
Tuğba Ergezen
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Vladimir Putin dönemi Rusya Federasyonu dış politikasında jeopolitik dinamiklerin rolü

Devletlerin dış politikalarına yön veren çeşitli dinamikler bulunmakla birlikte, içinde bulunulan tarihi dönem, hayat sahası olarak coğrafya, liderin karakter yapısı, demografik özellikler ve tarihsel bilinç gibi çeşitli değişkenlerle şekillenebilmektedir. Çarlık Rusya'da etkili olan din faktörü, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin kendisini oluşturan ideolojisi ve Rusya Federasyonu'nda ise jeopolitik dinamiklerin devletin dış politikasının temelini oluşturduğuna inanmaktayız. Günümüz Rusya'sının dış politikasına yönelttiğimiz jeopolitik bakış açısı yalnızca 1991 sonrasını değil, dağınık halde yaşayan Rus beylikleri dönemine kadar uzanmaktadır. Bu düşüncenin arkasında yatan ana düşünce, Rus dış politikasının birikimlerle ilerleyen bir yapıda olduğunu düşünmemizden kaynaklanmaktadır. Altın Orda hakimiyeti altında geçen yıllarda topraklarını ve bu topraklar üzerindeki egemenliğini kaybetmiş olmanın yarattığı travma, Çarlık Rusya ve SSCB gibi iki büyük Rus devletinin uğradığı yıkım elbette Rusya Federasyonu'nun politika belleğine kaydedilmiştir. Rus dış politikasında yer alan jeopolitik etkiyi her ne kadar Federasyon ve Vladimir Putin özelinde ele almış olsak da XIX ve XX. yüzyılda etkisini gösteren düşünce akımları da aslında jeopolitik düşüncenin temellenmesinde önemli etkiler meydana getirmiştir. XIX. yüzyılda Zapadnikler ve onların karşısında konumlanan Slavyanofiller, XX. yüzyılda ise Batıcılar ve Avrasyacılar Rus dış politikasında jeopolitik eksen çatışmasının düşünsel yönünü tasvir etmektedir. Rusya Batı kültürüne mi aittir? Doğu kültürünün bir parçası mıdır? Yoksa Rus varlığının özü Avrasya topraklarına mı yayılmıştır? Günümüz Rusya'sında Vladimir Putin ile birlikte sıklıkla duyduğumuz Avrasyacılık düşüncesi, Rusya'nın jeopolitik çıkar alanını açıklamamızda yardımcı olmaktadır. Dünya üzerinde en büyük yüzölçümüne sahip olan Rusya Federasyonu, Azerbaycan, Beyaz Rusya, Çin, Estonya, Finlandiya, Gürcistan, Kazakistan, Kuzey Kore, Letonya, Moğolistan, Norveç, Ukrayna ve ayrıca Kaliningrad ile sınır komşusu olan Litvanya ve Polonya olmak üzere 14 ülkeyle kara sınırı paylaşmaktadır. Aynı zamanda Ohotsk Denizi ile Japonya, Bering Boğazı ile ABD ve Karadeniz ile Türkiye'yle ortak deniz sınırına sahiptir. Sahip olduğu coğrafi sınırlar, Rusya Federasyonu'nun devlet yapısının hem iç hem de dış politikada kendine özgü şekillenmesinde yardımcı olmaktadır. Dünya üzerinde hakimiyet kurduğu geniş sınırlar ve bunların da ötesinde etki alanları olarak ele aldığımız jeopolitik alanların korunması ve hatta genişletilmesi için askeri harcamalara yatırımlar yapılmaktadır. Coğrafyanın sunmuş olduğu doğal kaynaklar ile enerji sektörüne yatırım yapılırken, buradan elde edilen kazançla birlikte iç ve dış politikada istikrarın korunması hedeflenmektedir. Jeopolitik değerler içerisinde aldığımız komşular ve enerji sektörü, Rusya'nın küresel siyasetteki yerini belirlemektedir. Tarihsel ve güncel olaylar ile örneklendirilerek Rus dış politikasına sunduğumuz jeopolitik yaklaşım bizlere, coğrafyanın siyasal süreç üzerindeki etkisini somutlaştırmamıza yardımcı olacaktır.

AvrasyacılıkJeopolitikJeopolitik konum+3
Menekşe Doğan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya Federasyonu'nun Azerbaycan'daki kamu diplomasisi faaliyetleri: 2000-2019

Diplomasi kavramı tarih boyunca devletlerin kendi çıkarlarını korumak adına başvurdukları en önemli yöntemlerden birisi olmuştur. Diplomasinin uluslararası ilişkilere en büyük katkısı ise hiç şüphesiz devletlerin çıkar politikaları adına gerçekleşen kanlı savaşların yerine iletişim ve iş birliğini getirmesidir. İlk çağlardan beri var olan diplomasi kavramı küreselleşme ile birlikte sürekli bir değişim ve gelişim içerisine girmiştir. Diplomasi kavramının geçirdiği bu değişimlerle beraber birçok yeni diplomasi türü de uluslararası sahnede boy göstermeye başlamıştır. Bu diplomasi türleri arasındaki en etkili yöntemlerden birisi de hiç kuşkusuz kamu diplomasisi olarak addedilmektedir. Kamu diplomasisi kavramı, en temel anlamıyla bir devletin, başka bir devlete ve o devletin halkına karşı izlediği politikalarda yumuşak güç unsurlarını kullanarak cazibe kazanması ve bu sayede sert güç kullanımına oranla daha barışçıl ve daha az maliyetli bir şekilde hedeflediği politikalara ulaşması olarak ifade edilmektedir. Kamu diplomasisi özellikle 21. yüzyılda devletler tarafından daha etkin bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Gün geçtikçe önem kazanan kamu diplomasisi kavramına SSCB döneminde pek rastlanmazken SSCB'nin halefi olan Rusya Federasyonu'nda ise 2000 yılından sonra Vladimir Putin'in girişimleriyle beraber bu diplomasi türüne verilen önem artmaya başlamıştır. Zira küreselleşme ile beraber uluslararası ilişkilerde artık sert güç yerine yumuşak güç uygulamaları daha somut çözümleri de beraberinde getirmiştir. Bu noktada Rusya Federasyonu her ne kadar kamu diplomasisi faaliyetlerine hız vermiş olsa da geleneklerine duyduğu bağlılıklar sebebiyle tamamen rafa kaldırmadığı sert güç unsurlarını da kullanmaya devam etmiştir. Rusya Federasyonu, kamu diplomasisi faaliyetlerini özellikle eski SSCB coğrafyası olan BDT ülkelerinde uygulamaya öncelik vermiştir. Rusya Federasyonu açısından bakıldığında ise BDT içerisinde yer alan en önemli devletlerden birisi de hiç kuşkusuz Azerbaycan olarak görülmektedir. Bu sebeple Rusya Federasyonu, Azerbaycan'a karşı sert güç unsurlarını uygulayarak Azerbaycan'ın Batı devletlerine yaklaşmasına sebebiyet vermek yerine, dış politikasında değişikliklere giderek yumuşak güç uygulamaları vasıtasıyla Azerbaycan devleti ile iş birliği sağlamayı ve Azerbaycan halkı tarafından da sempati kazanmayı amaçlamaktadır.

AzerbaycanDiplomasiKamu diplomasisi+3
Cengiz Aközcan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

2008 krizi bağlamında Çin'in ekonomik bir güç olarak yükselişi

Çin uzun yüzyıllar dünyanın en büyük ekonomik gücü iken batının sömürgeci faaliyetleri, isyanlar ve iç savaşlarla geçen yüz yıllık bir süreç ile zayıf düşmüştür. 1949 yılında Komünist Parti liderliğinde kurulan sosyalist cumhuriyet önemli bir ekonomik atılım gerçekleştirememiştir. 1978 yılı ile beraber başlayan dönüşüm ve dışa açılma süreci ile Çin ekonomisi hızla büyümüş ve Çin önemli bir ekonomik aktör olarak ortaya çıkmıştır. 2008 Krizi'ne kadar liderlik iddia etmekten kaçınan Çin kriz ile birlikte zayıflayan ABD ekonomisi ve batı ekonomik sistemine meydan okumaya başlamıştır. Gelişmekte olan ülkeler ile işbirliği içerisinde mevcut uluslararası ekonomik, finansal ve ticari kuruluşlarda reform söylemlerinde bulunan Çin; sürecin devamında sisteme alternatif kurumların inşasına başlamıştır. Çin ekonomisi ABD ile açık bir şekilde rekabet içerisindedir. Kendi reform ve dışa açılma süreci ile Çin karakteristiğinde inşa ettiği ekonomik sistemini batı eksenli ekonomik sisteme alternatif olarak ortaya koymakta her ülkenin kendi şartlarına uygun ve politik koşulların öne sürülmediği bir sistem inşası vaad etmektedir. Çin ekonomisi hızlı bir şekilde büyümekte ve birçok ekonomik göstergeye göre dünyanın tartışmasız en büyük ekonomik gücü olma sürecindedir. Çin ekonomisi güçlü yönlerin yanında önemli zayıflıklar da barındırmaktadır. Çin reform ve dönüşümünü sürdürmektedir ve bu kapsamda bu zayıflıkların da aşılması beklenmektedir. Çalışmada Çin'in reform ve dışa açılması süreci ile ekonomik bir güç olarak ortaya çıkması ve 2008 Krizi sonrası batı eksenli ekonomik sisteme hem sistem içinde etki gücünü arttırarak hem de alternatifler geliştirerek meydan okuması ele alınmaktadır. Bunun yanında Çin ekonomisinin güçlü ve zayıf yönleri analiz edilmekte ve ABD ile rekabeti çerçevesinde değerlendirilmektedir.

EkonomiEkonomik gelişmelerEkonomik güç+5
Enes Sezer
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya Federasyonu-Almanya ekonomik ilişkilerinde enerji faktörü: 1991-2018

Dünya enerji piyasasının en etkili aktörlerinden biri olan Rusya Federasyonu ile Avrupa Birliği'nin en büyük ekonomisine sahip, uluslararası sistemin geçmiş yüzyıllardan beri ana oyuncularından biri olan Almanya arasındaki ilişkide mihenk taşını "enerji sektörü" oluşturmaktadır. Küreselleşen dünya sisteminde, enerji talebine olan artış her geçen gün Rusya'nın elini güçlendirmektedir. Alman ekonomisinin büyüme hızının sanayi üretimine bağlı olduğu düşünülürse Moskova ile olan partnerliği kaçınılmaz bir bağımlılık doğurmuştur. Enerji diplomasisinin yaratmış olduğu karşılıklı bağımlılık beraberinde yeni projeler, işbirliği ve sorunlar getirmiştir. Bu noktada, birçok aktörün söz sahibi olduğu uluslararası arenada, Almanya'ya çıkarları ekseninde Avrupa Birliği içerisinde yeni bir rol atfedilmiştir. Bu minvalde, küresel gelişmeler ışığında Moskova- Berlin ilişkileri enerji ve enerji güvenliği ekseninde şekillenmeye devam etmektedir. 2018 yılında Almanya'nın Rusya ile olan ticaret hacmi %9 artarak 62 milyar Euro'ya ulaşmıştır. Buna karşılık, Rusya'nın aylık ortalama dış ticaret hacminin yaklaşık %70'i Almanya ile gerçekleşmektedir. İki ülke arasındaki ekonomik dinamiklerin bu denli yoğun olması Moskova ve Berlin'i yakınlaştırmaktadır. Bu minvalde çalışmada, iki ülke arasında Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmelerin enerji sektörüne nasıl yansıdığı ve Almanya'nın Avrupa Birliği çatısı dışında benimsediği politikalar ele alınacaktır.

AlmanyaBoru hatlarıEkonomik ilişkiler+5
Asya Demir
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Adalet ve Kalkınma Partisi dönemi Türkiye-Sırbistan ilişkileri

Adalet ve Kalkınma Partisi dönemi dış politikası inşa edilirken, Balkanların istikrarı ve güvenliğinin sağlanmasında Türkiye'ye önemli sorumluluğun düştüğü belirtilmiştir. Bu amacın gerçekleştirilmesi ise Türkiye'nin Sırbistan ile kuracağı ilişkilerle doğrudan etkili olmuştur. Sırbistan'ın bu doğrultuda önemi dış politika uygulayıcıları tarafından sürekli olarak vurgulanmıştır. Sırbistan da bölgesel güç unsuru olarak Türkiye ile ilişkilere özel önem atfetmektedir. 2000'li yıllardan sonra karşılıklı olarak iki ülke ilişkilerin geliştirilmesi ve derinleştirilmesinden yana bir tutum izlemişlerdir. Türkiye ve Sırbistan siyasi ilişkileri belli bir zemine kavuşturduktan sonra stratejik ortaklık hedefi fikrini ortaya atmıştır. Bu hedefin sağlanması ve sürdürülmesi için de siyasi ilişkilerin yanı sıra ekonomik ve askeri ilişkilerin geliştirilmesi de gündeme gelmiştir. Ak Parti dönemi boyunca stratejik ortak olarak iki ülkenin ilişkilerde belli bir seviyeye geldiği, hatta zamanla bu hedeflerin sağlanarak yeni hedeflerin belirlendiği görülmüştür. Tez çalışmasının esas kapsamı Ak Parti döneminde ikili ilişkilerin seyri ve gelişimi üzerine olmuştur. Stratejik ortak olarak iki ülkenin zaman içerisinde elde ettiği kazanımlar sadece ikili düzeyde kalmamış, aynı zamanda da Balkanlara yansımıştır. Bu etkiyi siyasi, ekonomik ve askeri ilişkiler çerçevesinde hem ülke hem de bölge bazlı görmek mümkün olmuştur. İki ülkenin bu bağlamda elde ettiği başarılardan en önemlisi ise tez çalışmasında da cevabı aranmış olan Türkiye, Sırbistan ve Bosna-Hersek arasında oluşturulan üçlü danışma mekanizmaları ve bu mekanizmaların getirileridir. Çalışmada ikili ilişkilerin tarihi seyri geçmişten günümüze kronolojik bir sıralama ile aktarılırken, özellikle iki ülkenin dış politika anlayışları ve yöntemleri üzerinde durulmuştur. 2000'li yıllar sonrası iki ülkenin de dış politikada yaşadığı değişimin, Türkiye-Sırbistan ilişkilerine etkileri, iki ülkenin belirlemiş olduğu hedefler ve elde edilen çıktılar birlikte değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkiye-Sırbistan İkili İlişkileri, Stratejik Ortaklık, Üçlü Danışma Mekanizmaları, Yumuşak Güç, Kamu Diplomasisi.

Adalet ve Kalkınma PartisiSırbistanTürk-Sırp ilişkileri+2
Ahmet Raşit Yüksel
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya Federasyonu – Avrupa Birliği ilişkilerinde karşılıklı yaptırımların Rusya federasyonu ekonomisine olan yansımaları

daha sonBu çalışma Rusya Federasyonu ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerde Rus ekonomisi üzerindeki karşılıklı yaptırımların etkisini değerlendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Rusya Federasyonu ve AB arasındaki ilişkilerin tarihsel bir boyutu incelenmiş olup, Ukrayna'da ise Turuncu Devrim ile ilgili siyasetin rolü incelendi, 2014'ün Kırım krizinden sonra AB'nin Rusya Federasyonu'na yaptırım uygulama süreci ve Rusya ekonomisine etkisi ele alınmıştır. Çalışma, Rusya Federasyonu ve AB'nin karşılıklı yaptırımlarından doğrudan etkilenen ekonominin sektörlere olan analizi içermektedir. Şu anda iki taraf arasında gelişen ilişkiler ayrıntılı bir şekilde incelenmekte olup, tek bir kurum olarak Rusya ile AB arasındaki ilişkilerde yaşanan zorluklara dikkat edilmekte ve durumun muhtemel gelişimi ile ilgili bir sonuç hazırlanmıştır. Çalışmanın yapısı bir giriş, üç bölüm, sonuç ve kullanılan referansların bir listesini içermektedir. Batı yaptırımlarının siyasi boyuttaki nihai hedefi, Rusya'da ülkenin çeşitli bölgelere dağılmasına yol açabilecek ekonomik ve daha sonra siyasi bir krize neden olma arzusu olarak tanımlanmaktadır. Rusya'ya yaptırım uygulamasının sebeplerinden biri, Batı'nın Kırım'daki Rus eylemlerini reddetmesidir. Aynı zamanda bu çalışmada, Rusya için "Kırım meselesinin" çözülmesinin güçlü yanlarını, fırsatlarını ve temel tehditlerini ortaya koyulmasıdır. Rusya Federasyonu'nun Avrupa Birliği'nin eylemlerine cevaben yaptığı karşı yaptırımları ayrı ayrı ele almaktadır. Dolayısıyla bu çalışmada, otoriter bilgi ve istatistik kaynaklara dayanarak, AB'nin, Rusya'nın uyguladığı karşı yaptırımların, Rusya Federasyonu'ndan daha fazla ve önemli ölçüde ekonomik zarar görmekte olduğu sonucuna varmaktayız. Aynı zamanda, AB, ekonomik yaptırımlara ve Rusya'ya yönelik zorunlu önlemlere rağmen Rusya'nın en büyük ticaret ortağı olmaya devam etmektedir. ra doldurulacaktır

Avrupa BirliğiEkonomik etkiFinansal yatırım+6
Aitakin Rzaeva
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
11
Master'sOpen AccessTR

Türk-Rus ilişkilerinde enerji faktörü (1991-2017)

Günümüzde enerji uluslararası arenanın en önemli faktörlerden biri olmuştur. Enerji her ülkenin devlet dış politikasını şekillendirir ve uluslararası ilişkilerini yönetir. 20. yüzyılın sona doğru Türk ekonomisinin hızlı gelişimi ülkenin enerji taleplerinin sürekli artmasına yol açmıştır. Bu yüzden Türkiye'nin kendi enerji kaynaklarının yeterli olmaması, bunun yanısıra enerji devi olan Rusya'nın coğrafi açısından Türkiye'ye yakın olması iki ülke arasında uzun vadeli enerji işbirliğinin oluşmasına neden olmuştur. Söz konusu döneme kadar Türk-Rus ilişkileri rekabet biçimde ilerleyip ülkeler arası sağlam bir işbirliğini sağlayamamamıştır. 1990'larda SSCB'nin dağılmasından sonrası dönemde Türkiye ile Rusya Federasyonu temeli daha 1980'lerde oluşturulan enerji işbirliğinin gelişmesine başlamışlardır. Batı Hattı Doğal Gaz Boru Hattı üzerine gerçekleşen işbirliğinin başarısı hem ülkelerin yakınlaşmasına hem de yeni ülkeler arası ortak enerji projelerinin hazırlanmasına neden olmuştur. İkili ilişkilerin gelişmesi ve özellikle 2003 yılında Mavi Akım Boru Hattının devreye girmesi Türkiye ile Rusya arasındaki dış politika çizgisini belirlemiştir. Bu dönemden itibaren ülkelerin birbirine olan ilgileri artmaya başlamış ve ikili işbirliği çok kısa bir sürede yeni boyut kazanmıştır. Türk-Rus enerji işbirliğinin başarısı ülkelerin kültür, eğitim, bilim gibi diğer alanlarda işbirliğinin oluşmasına yol açmıştır. Özellikle Mavi akım üzerine gelişen bu işbirliği 2000 yıllarının başında yaşanan kriz dönemlerinde dayanıklı ve verimli olduğunu göstermiştir. Ülkeler arasında artan güven 2009 yılında Türkiye'nin ilk Nükleer Santrali olan Akkuyu ile 2014 yılında Türk Akımı Doğal gaz Boru Hattı gibi büyük ortak projelerine yol açmıştır. 2015 yılında Türkye ile Rusya arasında yaşanan Uçak Krizinin sonrası ilişkilerin düzelme sürecinde en etkili faktörlerden biri enerji olmuştur. Bu şekilde enerji sektörü 21. yüzyılda Türk-Rus ilişkilerinin başlıca gündem olup, ülkelerinin karşılıklı politika çizgisini belirleyen ana faktör konumuna geçmiştir. Çalışmada Türk-Rus enerji işbirliğinin gelişme süreci ve ikili ilişkilere olan etkileri konusu üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Rusya, Enerji, Doğal gaz, Nükleer güç.

EnerjiEnerji ekonomisiEnerji politikaları+6
Alena Iakovleva
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Other supervisors