Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Serhat Yüksel

20 theses · Doğuş University

DoctorateOpen AccessTR

Çok oyunculu çevirimiçi video oyunu bağımlılığı olan genç yetişkinlerde bağımlılık şiddeti ile dissosiyatif belirtiler ve çocukluk çağı travmalarının ilişkisi

Gelişen teknoloji hayatımızı kolaylaştıran birçok yenilik yanında yeni alışkanlıklar ve bağımlılıkları da beraberinde getirmiştir. Son yıllarda internet bağımlılığı başlığı altında, sosyal medya bağımlılığı ve çevrim içi oyun oynama bağımlılıklarına da sıkça yer verilmiştir. Bu bağımlılıkların altında yatan nedenleri ve motivasyonları anlamak, bağımlılığın tedavisi açısından büyük önem taşımaktadır. Araştırmanın örneklemi Türkçe okuma yazma bilen, 18-40 yaş aralığında, çevrim içi video oyunları oynayan, 334 bireyden oluşmaktadır. Araştırmanın sosyodemografik bilgileri ve katılımcıların oyun oynama alışkanlıklarına ilişkin sorular araştırmacı tarafından geliştirilmiştir. Araştırmaya katılan bireylerin internet oyun bağımlılık düzeyleri "İnternet Oyun Oynama Bağımlılığı Ölçeği Kısa Formu (IGDS-SF)", çevrim içi oyun oynama motivasyonları "Çevrim içi Oyun Oynama Motivasyonları Ölçeği", çocukluk çağı travma düzeyleri "Çocukluk Çağı Travma Ölçeği (CTQ-28)", dissosiyatif yaşantı düzeyi ise "Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES II)" kullanılarak, "Qualtrics Survey" ile oluşturulan çevrim içi anket ile ölçülmüştür. Tüm ölçeklerin alt boyutları dahil olmak üzere internet oyun bağımlılığıyla ilişkileri incelenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modeli olarak tasarlanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 25 programı kullanılmış, istatistiksel analizlerde p<0,05 değerleri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, çevrim içi video oyun bağımlılığı olan genç yetişkinlerde, yaş ve cinsiyetin internet oyun bağımlılığı ile anlamlı ilişkisinin bulunmadığı, oyun oynamaya ayrılan sürenin internet oyun bağımlılığının yordayıcısı olduğu, çocukluk çağı travmaları ve dissosiyatif yaşantılarının internet oyun oynama bağımlılığı ile ilişkisi olduğu, bu ilişkide dissosiyatif yaşantıların aracı rolünün olduğu bulunmuştur. MMORPG bağımlılığı olan genç yetişkinlerde, çocukluk çağı travmaları, dissosiyatif yaşantılar ve çevrim içi oyun oynama motivasyonlarından kaçış motivasyonun internet oyun bağımlılığını yordamaktadır. Çevrim içi video oyunları ile ilgili son zamanlarda birçok çalışma yapılmıştır. Çevrim içi video oyunları çok geniş bir yelpazeye sahiptir. Bizim çalışmamızın, özgül olarak MMORPG oynayan grupları diğer oyun oynayan gruplardan ayırarak, çocukluk çağı travmaları, dissosiyatif yaşantılar ve çevrim içi oyun oynama motivasyonları arasındaki ilişkileri ele alarak, alanyazına büyük katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

BağımlılıkDissosiyatif bozukluklarOyun bağımlılığı+7
Ceyda Tahincioğlu
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Kişilik organizasyonları envanteri'nin Türkçe uyarlaması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması

Bu araştırmanın amaçları, Kişilik Organizasyonları Envanterinin Türkiye uyarlamasının hazırlanarak kişilik organizasyonlarını tanılamaya yönelik objektif bir testin literatüre kazandırılması ve eksen II tanılarını yordama gücüne yönelik örnek bir çalışma yapılmasıdır. Uyarlama çalışmasının örneklem grubunu İstanbul Kültür Üniversitesi mensubu 280'i kadın (%66.9) ve 138'i erkek (%33) olmak üzere toplam 418 öğrenci ve öğretim üyesi oluşturmuştur. Test tekrar test güvenirliği için ise 42 kişilik üniversite öğrencisi grubu ile çalışılmıştır. Yapılan analizlerde Kişilik Organizasyonları Envanteri alt ölçekleri Cronbach alfa katsayıları, 0,77 - 0,84 arasında bulunmuştur. Envanter iç tutarlılık analizinde, Cronbach alfa ve Spearman Brown katsayı sonuçları 0,906 ve 0,801 olmuştur. Test tekrar test analizinde elde edilen tutarlılık katsayıları, primitif savunmalar, kimlik difüzyonu ve gerçeklik testi alt ölçekleri için sırasıyla 0,935 0,847 ve 0,847 olarak bulunmuştur. Temel bileşenler analizinde yapılan oblimin (eğik) döndürme sonuçlarına göre, psikoterapi veya psikiyatri başvurusu olmayan grup üzerinde özdeğeri 1'in üzerinde toplam varyansın %40'ını açıklayan üç faktör elde edilirken; klinik başvuru bildiren grup üzerinde yapılan analiz sonuçlarına göre ise özdeğeri 1'in üzerinde toplam varyansın %48.6'sını açıklayan üç faktör elde edilmiştir. Yakınsak geçerlik kapsamında; şizotipiyi ölçümlemek adına kullanılacak ölçek takımı 98, normatif öz kavram, sosyal istenirlik, psikolojik durum ve duygulanım ölçümleri adına kullanılan ölçek takımları 320 kişiye verilmiştir. Ölçekler karışık sırada farklı takımlar halinde yanıtlanmak üzere örneklem gruplarına sunulmuştur. Yakınsak geçerlik analizlerinden elde edilen katsayılar -0,19 ile 0,62 arasında değişmiştir. Ayırt edici geçerlik analizinde, envanter puan ortalamalarının psikiyatri veya psikoterapi başvurusu olan grubun lehine anlamlı seviyede yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak elde edilen tüm bulgular Kişilik Organizasyonu Envanteri'nin güvenilir ve geçerli bir envanter olduğunu göstermiştir. Araştırmanın ikinci kısmında, Kişilik Organizasyonları Envanteri, eksen II tanılarını yordama gücü ölçümlenerek güçlendirilmiştir. Çalışmanın örneklemini, 365'i kadın (%87,7) ve 51'i erkek (%12,3) olmak üzere toplam 416 kişi oluşturmuştur. Bu aşamada kullanılan Coolidge Eksen II Plus tanı envanteri ve KOREN alt ölçekleri arasında anlamlı seviyede, yüksek korelasyonlar elde edilmiştir. Literatür ile uyumlu olarak regresyon analizi sonuçları, KOREN alt ölçeklerinin eksen II tanılarını anlamlı olarak yordayabildiğini göstermiştir. Daha net bir şekilde ifade etmek gerekirse, primitif savunmalar ve kimlik difüzyonu alt ölçeklerinin A, B ve C kümesi kişilik bozukluklarını (KB) yordayabildiği ancak, gerçeklik testi alt ölçeğinin antisosyal KB hariç, B kümesi kişilik bozukluklarını (sınır durum, histriyonik ve narsisistik KB) anlamlı olarak yordayamadığı bulunmuştur. Sonuçlar ayrıca, gerçeklik testi alt ölçeğinin, C kümesi kişilik bozukluklarından obsesif kompülsif KB, çekingen KB ve bağımlı KB üzerinde ve de A kümesi kişilik bozukluklarından şizoid KB üzerinde yodayıcı gücünün olmadığını ortaya koymuştur. Gerçeklik testi alt ölçeğinin A kümesi kişilik bozukluklarından sadece paranoid ve şizotipal kişilik bozukluklarını anlamlı olarak yordayabildiği görülmüştür. Söz konusu sonuçlar da literatür bulguları ile uyumludur. Tüm analiz sonuçları, eksen II tanılarının kişilik organizasyonlarının hangi yelpazesinde yer aldığına dair kanıları desteklemiştir. Anahtar kelimeler: Kişilik organizasyonları, ilkel savunmalar, kimlik difüzyonu, gerçeklik testi, Kernberg teori, KOREN

KişilikKişilik envanteriKişilik organizasyonları+1
Gülhan Gökçe Ceran Yıldırım
Doğuş University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Kadınlarda toplumsal cinsiyet rolleri ile erken dönem uyum bozucu şemalar, şema başa çıkma biçimleri ve beden imgesi baş etme stratejilerinin ilişkisi

Amaç: Yapılan bu çalışmanın amacı kadınlarda toplumsal cinsiyet rolleri ile erken dönem uyum bozucu şemalar, şema başa çıkma biçimleri ve beden imgesi baş etme stratejilerinin ilişkisinin incelemesidir. Yöntem: Bölgelerde ve meslek gruplarında ve diğer sosyo demografik değişkenleri ayırt etmeksizin gönüllülük temelinde katılım sağlamak koşuluyla 1000 kişilik örnekleme seçkisiz olarak ulaşılmıştır. Örneklemi oluşturan katılımcılar, gönüllülük esası dikkate alınarak araştırmaya dâhil edilmiştir. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Toplumsal Cinsiyet Roller Tutum Ölçeği, Young Şema Ölçeği, Beden Imgesi Baş Etme Stratejileri Ölçeği, Young Kaçınma Ölçeği ve Young Telafi Ölçeği kullanılmıştır. Veri toplama araçları ile elde edilen veriler bilgisayar ortamına sayısal ifade olarak girilmiş ve bu veriler sosyal bilimler için istatistik paket programı (SPSS 25) kullanılarak istatistiksel analiz edilmiştir. Bulgular: Gelenekçi tutum ile duygusal yoksunluk, sosyal izolasyon/güvensizlik, terk edilme, kusurluluk şemaları arasında pozitif ilişki saptanmıştır. Kusurluluk, duygusal yoksunluk ve terkedilme ile eşitlikçi tutum arasında negatif ilişkili bulunmuştur. Bu çalışmada, Gelenekçi tutum ile başarısızlık, tehditler karşısında dayanıksızlık, iç içe geçme/bağımlılık şemaları arasında pozitif ilişki saptandı. Bu şemaların hepsi eşitlikçi tutum ile negatif ilişkili bulundu. Gelenekçi tutum ile onay arayıcılık ve kendini feda şemaları arasında pozitif ilişki saptanmıştır. Bu şemalar ile eşitlikçi tutum arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. Gelenekçi tutum ile cezalandırma, duyguları bastırma, yüksek standartlar ve karamsarlık şemaları arasında pozitif ilişki saptanmıştır. Duyguları bastırma ve karamsarlık şemaları eşitlikçi tutum ile negatif ilişkili bulunmuştur. Toplumsal cinsiyet rolleri alt boyutu eşitlikçi tutum artıkça, olumlu mantıksal kabullenme ve görünüşü düzeltme puanları artmakta ve kaçınma puanları azalmaktadır. Geleneksel tutum puanları artıkça, görünüşü düzeltme ve kaçınma puanları artmaktadır. Çalışmamızda, young şemanın alt boyutu olan başarısızlık, terk edilme, sosyal izolasyon/güvensizlik, onay arayıcılık, tehditler karşısında dayanıksızlık, yüksek standartların görünüşünü düzeltmeyi pozitif yönde anlamlı düzeyde yordadığı görüldü. En fazla yüksek standartlar, onay arayıcılık, başarısızlığın görünüşü düzeltme üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu görülmektedir. Young Şema Ölçeğinin alt boyutu olan başarısızlık, iç içe geçme/ bağımlılık, terk edilme, kusurluluk, karamsarlık, sosyal izolasyon/güvensizlik, duygularını bastırma, onay arayıcılık, tehditler karşısında dayanıksızlık, yüksek standartlar, duygusal yoksunluğun kaçınmayı pozitif yönde anlamlı düzeyde yordadığı görülmektedir. Kusurluluk, terk edilme, duyguları bastırma, tehditler karşısında dayanıksızlık şemalarının kaçınma üzerinde daha anlamlı bir yordayıcılar olduğu saptandı. Young Şema Ölçeğinin alt boyutu olan sosyal izolasyon, terk edilme, cezalandırma, ayrıcalıklılık/yetersiz özdenetimin olumlu mantıksal kabullenme üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu bulundu. Terkedilme, cezalandırma, ayrıcalıklılık/yetersiz özdenetimin etkisi pozitif ve sosyal izolasyonun etkisi negatifti. Sonuç: Çalışmanın sonuçları kapsamında toplumsal cinsiyetlerinin erken dönem uyum bozucu şemaların oluşumunda etkili olduğu ve alanyazında yapılmış çalışmalarla sonuçlar desteklenmiştir.

Başa çıkmaBeden imajıCinsiyet rolleri+7
Kahraman Güler
Doğuş University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Psı̇kolojı̇k sağlamlık düzeylerı̇nı̇n duygusal zeka ve ruhsal zeka ı̇le ı̇lı̇şkı̇sı̇

Bu araştırma, Psikolojik Sağlamlık Düzeyleri ile Duygusal Zeka (EQ) ve Ruhsal ( Spiritüel) Zekanın (SQ) ilişkilerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma grubu; 20-50 yaş arası en az lisans eğitim seviyesine sahip, 170 kadın ve 110 erkek katılımcıdan oluşmuştur. Çalışmada, veri toplanması amacıyla; Yetişkinler için Psikolojik Sağlamlık Ölçeği Schutte Duygusal Zeka Ölçeği, Ruhsal Zeka Özellikleri Ölçeği, Empati Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu kullanıldı. Toplanan verilerin analizinde; değişkenlerin birbiri ile ilişkilerini incelemek için Spearman korelasyon analizi, değişkenlerin bağımlı değişkene olan etkisini öğrenmek için çoklu regresyon ve cinsiyete göre karşılaştırmalar için Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Yapılan çalışmada EQ ile psikolojik sağlamlık arasında pozitif ilişki bulundu (r = 0.536; p<0.010). EQ (alt boyutları ile birlikte) psikolojik sağlamlığın toplam varyansının yaklaşık % 37'sini açıklıyordu (R = 0.604, R2=0.365; p<0.010). Araştırmada SQ ile psikolojik sağlamlık arasında pozitif ilişki bulundu (r = 0.179; p<0.010). SQ'nun (alt boyutları ile birlikte) dayanıklılığı anlamlı düzeyde yordadığı ve psikolojik sağlamlığın toplam varyansının yaklaşık % 11'ini açıkladığı bulundu (R=0.336, R2=0.113; p<0.010). Empati ve EQ arasında zayıf pozitif ilişki (r=0.414; p<0.010); empati ve psikolojik sağlamlık arasında zayıf pozitif ilişki (r=0.298; p<0.010) bulundu. Empati ölçeği alt boyutlarından empatik ilgi/sempati ile EQ ölçeği ve alt ölçekleri arasında negatif ilişki olduğu görüldü (r= -0.107). Empati psikolojik sağlamlığın varyansının % 17.7'sini açıklıyordu. Empati ve EQ'nun psikolojik sağlamlığa etkisi birlikte değerlendirildiğinde, Empati ve EQ'nun ortak olarak psikolojik sağlamlık varyansının % 38.7'sini açıkladığı görüldü (R=0.622, R2 =0.387; p<0.010). Çalışmada SQ ile EQ arasında pozitif ilişki bulundu (r =0.294; p<0.010). EQ kadınlarda erkeklerden daha yüksekti (p≤0.050). Psikolojik sağlamlıkta cinsiyetler arasında anlamlı fark yoktu. Ancak sadece psikolojik sağlamlığın alt faktörlerinden sosyal kaynaklar alt boyutunda kadınlar lehine anlamlı sonuç bulundu (p≤0.010). Çalışmada ayrıca, SQ ile yaş arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (r=0.237; p<0.010). Çalışmada psikolojik sağlamlık ile duygusal zeka arasında orta düzeyde, psikolojik sağlamlık ile spiritüel zeka arasında zayıf pozitif ilişki bulundu. Psikolojik sağlamlığa etkileri bakımından empati ile duygusal zekanın farklı kavramlar olabileceğine dair ipuçları bulundu. Anahtar Kelimeler: Psikolojik sağlamlık, duygusal zeka , spiritüel zeka , empati.

Duygusal zekaPsikolojik sağlamlıkRuhsal zeka+1
Mehmet Zeki Kişi
Doğuş University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Erken dönem uyum bozucu şema alanları ile aleksitimi ilişkisinde duygusal şemalar ve şema kaçınmasının aracı rolü

Son yıllarda gelişen üçüncü kuşak yaklaşımlarla birlikte bilişsel davranışçı terapi literatüründe davranışlar, düşünceler, duygular, üst bilişsel süreçler ve duygulara ilişkin öz-değerlendirmeler bütüncül bir şekilde ele alınmaktadır. Ülkemizde, "duyguları tanıma ve ifade güçlüğü" anlamına gelen aleksitimi kavramına ilişkin yapılan araştırmaların sayısı son 10 yıl içerisinde artış göstermiştir. Alanyazın incelendiğinde, pek çok çalışmada erken çocukluk yıllarındaki deneyimlerin aleksitiminin gelişiminde etkisi olduğu vurgulanmaktadır ancak bu ilişkiye hangi değişkenlerin aracılık ettiğine ilişkin kapsamlı bilgi bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu çalışmada, üçüncü kuşak terapi yaklaşımlarından şema odaklı psikoterapi, şema odaklı terapinin bileşenlerinden şema kaçınması, Leahy'in üst biliş kuramını temel alarak geliştirdiği duygusal şema modeli ve aleksitimi ilişkisi üzerinde durulmaktadır. Bu bağlamda, erken dönem uyum bozucu şema alanları ve aleksitimi ilişkisinde duygusal şemalar ve şema kaçınmasının aracı rolü incelenmiştir. Araştırmanın bağımsız değişkeni, erken dönem uyum bozucu şema alanları, bağımlı değişkeni aleksitimi düzeyidir. Duygusal şemalar ve şema kaçınması düzeyleri ise aracı değişkenlerdir. Çalışmanın ilk adımında, 18-65 yaş arası 265 kadın 103 erkek toplam 368 (n=368) katılımcıya internet yoluyla, Kişisel Bilgi Formu, Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ), Leahy Duygusal Şema Ölçeği (LDŞÖ), Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3) ve Young-Rygh Kaçınma Ölçeği (YR-KÖ) uygulanmıştır. İlk olarak, aleksitimi, erken dönem uyum bozucu şema alanları, duygusal şemalar ve şema kaçınması değişkenleri arasındaki ilişkiler Pearson Korelasyon Analizi ile değerlendirilmiştir. Ardından, erken dönem uyumsuz şema alanları ve aleksitimi ilişkisinde duygusal şemalar ve şema kaçınmasının aracı rolü Hiyerarşik Regresyon Analizi ile incelenmiştir. Aracılık analizi Hiyerarşik Regresyon ve PROCESS (Hayes,2016) eklentisiyle yapılmıştır. Analiz sonuçları incelendiğinde aleksitimi, erken dönem uyum bozucu şema alanları, duygusal şemalar ve şema kaçınması değişkenleri arasında anlamlı ilişkiler (p<0.010) bulunmuştur. Aracı değişken analizi sonuçlarına göre, erken çocukluk dönemi uyum bozucu şema alanları, duygusal şemalar ve şema kaçınması ile birlikte aleksitimiyi (p<0.010) yordamaktadır. Çalışmanın bulguları ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır.

AleksitimiDuygusal şemaErken dönem uyum bozucu şemalar+3
Özgecan Nuryüz
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmaları ve somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitimi ve duygusal şemaların aracı rolü

Dünyanın birçok yerinde çocuklar ihmale ve istismara maruz kalmaktadır. Çocukluk çağında maruz kalınan istismar ve ihmal bireyin fiziksel, ruhsal, cinsel ya da sosyal açıdan zarar görmesine neden olmaktadır. Çocuklukta maruz kalınan travmalar yetişkinlik döneminde çeşitli psikolojik ve fiziksel problemlerin zeminini oluşturmaktadır. Çocukluk çağı travmalarının duygusal yaşantının söze dökülememesindeki en büyük etkenlerden biri olduğu ve aleksitimi kavramının bu noktada önem kazandığı görülmektedir. Araştırmada çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon ilişkisinde aleksitimi ve duygusal şemların aracı rolü olup olmadığı incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi okuma yazma bilen 18-65 yaş arası 349 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmanın sosyodemografik bilgilerine dair sorular araştırmacı tarafından hazırlandı. Araştırmaya katılan bireylerin çocukluk dönemindeki travmatik yaşantıları ölçmek için "Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ)", aleksitimiyi ölçmek için "Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAO-20)", somatik belirti düzeylerini ölçmek için "Belirti Yorumlama Ölçeği (BYÖ)" ve "Belirti Tarama Testi (SCL-90-R)", duygusal şemaları belirlemek için "Leahy Duygusal Şema Ölçeği (LDŞÖ)" ölçeği kullanıldı. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde SPSS 25 programı kullanıldı. Araştırma sonuçlarına göre çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon pozitif yönde ilişkili olduğu görüldü. Araştırmada ikili değişkenler arası korelasyon analizi yapıldığında çocukluk çağı travmaları ile duygusal şemalar, somatizasyon ve aleksitimi pozitif yönde ilişki olduğu tespit edildi. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitimi ve duygusal şemaların kısmi aracılık ettiği görüldü. Çocukluk çağı travmaları ve somatizasyon ile ilgili olarak birçok araştırma yapılmıştır. Bu çalışma çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitimi ve duygusal şemaların aracı rolünü dikkate alarak literatüre katkıda bulunmaktadır.

AleksitimiBedenselleştirmeDuygusal şema+2
Ece Ezer
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Psikolojik belirtiler ve erken dönem uyum bozucu şemalar arasındaki ilişki: Üstbiliş ve duygu düzenlemenin rolü

Yetişkinlik döneminde açığa çıkan psikolojik belirtiler farklı faktörler bağlamında gelişmekte ve sürdürülmektedir. Erken dönem uyumsuz şemaların, olumsuz duygu düzenleme stratejilerinin ve üstbilişlerdeki bozulmaların psikolojik belirtilerin gelişmesi ve sürdürülmesinde etkili faktörler olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, erken dönem uyumsuz şema alanları ile psikolojik belirtiler arasında duygu düzenleme güçlüğü ve üstbilişin aracı rolünü incelemektir. Çalışmanın örneklemi 18-65 yaş arası, 248 kadın, 168 erkek olmak üzere toplam 416 katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışmadaki değişkenleri ölçmek amacıyla katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği-Kısa Form 3, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Üstbilişler Ölçeği-30 ve Belirti tarama listesi uygulandı. Yapılan analizlerde tüm değişkenler arasında yüksek düzeyde, pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu hem şema alanlarının hem de üstbiliş ve duygu düzenleme güçlüğünün psikolojik belirtileri yordadığı gözlendi. Kopukluk, zedelenmiş sınırlar, diğeri yönelimlilik, zedelenmiş otonomi ve yüksek standartlar şema alanları ile depresyon, anksiyete ve obsesif kompulsif belirtileri arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğü ve üstbilişin kısmi aracılık etkisi bulundu. Yüksek standartlar şema alanı ile somatizasyon ve fobik anksiyete ilişkisinde duygu düzenleme güçlüğü ve üstbilişin tam aracılık etkisi olduğu; somatizasyon ve fobik anksiyete ile kopukluk, zedelenmiş sınırlar, diğeri yönelimlilik ve zedelenmiş otonomi şema alanları arasında duygu düzenleme güçlüğü ve üstbilişin kısmi aracılık etkisi olduğu saptandı. Çalışmanın sonuçları ve sınırlılıkları ilgili literatür bağlamında tartışıldı.

Duygu düzenlemeErken dönem uyum bozucu şemalarPsikolojik belirtiler+2
Deniz Türk Kıvanç
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Ağ destekli bireyselleştirilebilir müdahale programı tasarımının özgül öğrenme bozukluğu belirtileri üzerindeki etkisi

Özgül öğrenme bozukluğu (ÖÖB) tanısı alan bireyler, yalnızca kendi ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanan bireyselleştirilen eğitim planlarıyla destek almalıdırlar. Literatür incelendiğinde, alanda çalışan öğretmenlerin ÖÖB tanısı alan öğrenciler ile yaptıkları çalışmalarda Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından geliştirilen Özel Öğrenme Güçlüğü Destek Eğitim Programı'nı (ÖÖGDEP) uygulayacak zaman ve olanak bulamadıkları ve ÖÖB tanısı alan öğrencilerin ebeveynlerinin ÖÖGDEP'in eğitim sürecine yeterince katkı gösteremedikleri görülmektedir. İlgili alanyazında, eğitim teknolojisinin özel eğitime gereksinim duyan bireylerin deneyimlerini artırmada, öğrenmelerini kolaylaştırmada ve birbirinden oldukça farklı öğrenme gereksinimleri olan bu çocukların ihtiyaç duydukları bireyselleştirilmiş eğitimi sağlamada önemli bir yere sahip olduğu belirtilmektedir. Bu doğrultuda, gerçekleştirilen bu çalışmada ÖÖB ile ilişkili belirtileri azaltmaya yönelik gerekli çalışmaları, bireye özgü bir şekilde sunmak ve ÖÖB'de uygulanması gereken içeriklerin belirsizliği ve erişim kısıtlılıklarını giderebilmek amacıyla teknoloji tabanlı bir eğitim programı tasarlanmıştır. Tasarım, uygulamanın bilimsel gerçekliğe sahip olması, ülkemize özgü tanı testleri doğrultusunda etkinlik planlaması yapabilmesi, ÖÖB tanısına yönelik içeriklerden oluşması ve bu doğrultuda yazılımsal geri bildirimde bulunması hedeflenerek geliştirilmiştir. Uygulama için ÖÖB tanısı alan bireylerle çalışan ruh sağlığı, eğitim ve bilişim alanlarında akademik çalışmalarına devam eden bireylerden uzman görüşleri alınarak ve önerileri değerlendirilerek multidisipliner nitelikte etkinlik içerikleri oluşturulmuştur. Bu etkinlikler, web temelli ortamda erişilebilir hale getirilerek katılımcılara sunulmuştur. Bu çalışmaya örneklem olarak ÖÖB tanısı almış öğrenciler dâhil edilmiş ve kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Gerekli onamların alınması sırasında ve sonrasında deney ve kontrol grubundaki öğrencilerin velileri ve temasta oldukları eğitimciler araştırma içeriğiyle, hedefleriyle ve süreçleriyle ilgili bilgilendirilmiştir. Özgül Öğrenme Bozukluğu Nöropsikometri Bataryası'nda yer alan, Stroop Testi TBAG Formu, Görsel İşitsel Sayı Dizileri B Formu, İşaretleme Testi, Gessell Testi veri araçları deney ve kontrol grubu ön ve son ölçümlerinde kullanılmıştır. Hem ölçüm araçlarından elde edilen ön ölçüm değerleriyle, hem de uzman görüşleri alınarak ve MEB müfredatı incelenerek performans sorgu sayfasıyla öğrencilerin geliştirmesinde öncelik verilmesi gereken bilişsel ve akademik alanların tespiti amaçlanmıştır. Öğrencilere erişilebilir ağ tabanlı eğitim tasarımının www.barkaneskiili.com sitesi üzerinden sunulmasının ardından, bahsedilen veri araçlarının elde edilen ölçümlerle deney grubundaki katılımcıların ilk ve son ölçüm puanlarındaki farklılığın tespiti için eşli (paired) örneklem t-testi uygulandı. Ayrıca, hem deney hem de kontrol grubunun ön ölçüm puanlarını kontrol altında tutarak son ölçüm skorlarındaki değişimin incelenmesinde ve her iki grupta ön-ölçüm skorlarının son-ölçümü ne ölçüde yordadığına ilişkin kovaryans analizi (ANCOVA) uygulanmıştır. Ayrıca, deney ve kontrol gruplarının son-ölçüm karşılaştırması için eşli (paired) örneklem t-testi uygulanmıştır. Uygulanan bu analiz tekniklerinin ardından, ÖÖB tanısı alan katılımcıların kısıtlı kapasite sistemleri olarak saptanan kısa süreli bellek, odaklanmış dikkat, seçici dikkat, tepki ketlemesi, dikkati bozucu etki kontrolü, bilgi işlemleme hızı, günlük davranımlarla ilişkili yönetici işlevler vd. alanlarında işlevsel olarak anlamlı gelişim gösterdiği görülmüştür. Buradan da, ÖÖB ile ilişkili olan duyumsama/algılama, dikkat, öğrenme/bellek/hatırlama, yönetici işlevler, sıralama, kavramlaştırma, yazılı(motorik) anlatım, dilsel anlatım, motor koordinasyon, duyusal-motor koordinasyon, matematik becerileri, okuma becerileri, yazma becerileri vd. akademik performanslarda artış görüldüğü sonucuna ulaşılmıştır. Geliştirilen tasarımın bireyselleştirilebilir oluşu ve öğrencinin yetersiz olduğu yordanan alanlarla eşleşen eğitim çalışmaları sunması ile bireysel eğitim içeriklerinin kişiye özgü öğrenme ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanma gereksinimi karşılanmış olmakta ve bireylerin kendilerine uygun olmayan içeriklerle karşılaşma olasılığını azaltmaktadır. Ülkemizde gerçekleştirilen tarama modelli çalışmalar dışında, ÖÖB doğasına yönelik uygun içeriklerden oluşan teknoloji tabanlı ve deneysel yönteme dayanan multidisipliner çalışmaların alanyazına dâhil edilmesinin, ülkemiz çocuklarının özel gereksinimlerinin karşılanması adına erişilebilir ve doğru eğitim imkânları sunma açısından önemli katkıları olabileceği düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: özgül öğrenme bozukluğu, ağ destekli müdahale programı, eğitim teknolojisi, üst biliş, yönetici işlevler

Ağ destekli müdahale programıAğ tasarımıAğlar+4
Barkan Eskiili
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

İrritabl barsak sendromu ve fonksiyonel dispepsi tanıları konmuş hastalar ile tanı konmamış bireylerin mizaç, bağlanma ve kaygı özellikleri açısından karşılaştırılması

Fonksiyonel gastrointestinal hastalıklar (FGİH), organik bir sebep bulunamayan, psikososyal faktörleri içine alan hastalık grubu olarak tanımlanmaktadır. FGİH grubu içinde yer alan İrritabl Barsak Sendromu (İBS) ve Fonksiyonel Dispepsi (FD), ülkemizde ve dünyada poliklinik başvurularının önemli bir kısmını oluşturan hastalıklardır. Bu çalışmada, İBS ve FD tanıları konmuş hastalar ile tanı konmamış bireylerin mizaç, bağlanma ve kaygı özelliklerinin karşılaştırılması amaçlandı. Katılımcılar, Kadıköy Florence Nightingale Hastanesi Gastroenteroloji Servisinde ROMA IV kriterlerine göre tanı konmuş İBS (n=46) ve FD (n=35) hastaları arasından gönüllülük ve ulaşılabilirlik ilkelerine göre seçildi. Tanı konmamış bireylerden oluşan karşılaştırma grubu (n=52) aynı hastanenin çalışanlarının katkısı ve meslek grupları aracılığı ile ulaşılabilirlik ilkesine göre oluşturuldu. Mizaç değişkeni Cloninger Mizaç ve Karakter Envanteri (TCI) ile, bağlanma, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri (YİYE II) ile, kaygı, Speilberger Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI II) kullanılarak ölçüldü. Sonuçlar, Tanı (+) grubunun bağlanma ve sürekli kaygı puan ortalamalarının Tanı (-) grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğunu gösterdi. Mizaç değişkeninde; Tanı (-) grubu ile karşılaştırıldığında, İBS grubunda yenilik arayışı ve zarardan kaçınma alt ölçek puan ortalamaları anlamlı derecede yüksek iken, sebat etme alt ölçeğinde düşük bulundu, ödül bağımlılığında anlamlı bir fark bulunmadı. Tanı (-) grubu ile karşılaştırıldığında, FD grubunda, yenilik arayışı yüksek iken sebat etme puan ortalamaları anlamlı düzeyde düşük bulundu. Lojistik regresyon analizi sonuçlarına göre, bağlanma ve kaygı değişkenlerinin İBS ve FD hastalıkları üzerinde anlamlı yordayıcı etkiye sahip olmadığı; yenilik arayışı, zarardan kaçınma ve sebat etme mizaç değişkenlerinin tanılar üzerinde anlamlı yordayıcı etkisi olduğu bulundu.

BağlanmaDispepsiGastrointestinal hastalıklar+5
Ebru Erol
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğu olan bireylerin bağlanma, kişilik özellikleri ve kişilik örgütlenme düzeylerinin madde kullanımı olmayanlarla karşılaştırılması

Araştırmanın örneklemi, cinsiyet, eğitim durumu, yaş değişkenleri açısından eşleştirilmiş olan 119 madde kullanım bozukluğu tanısı alan kişiyle, madde kullanımı olmayan 119 kişiden oluşmaktadır. Araştırmaya katılanlar, Bursa Yüksek İhtisas E. A. H. Dörtçelik Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AMATEM Kliniği'ne başvuranlar arasından DSM-5 tanı ölçütlerine göre uzman psikiyatr tarafından madde kullanım bozukluğu tanısı alan 119 kişi ile madde kullanımı olmayan genel toplumdan seçkisiz örnekleme yöntemi ile seçilen 119 kişiden oluşmaktadır. Madde kullanım bozukluğu tanısı alan grup ve madde kullanımı olmayan kontrol grubunun; bağlanma, kişilik örgütlenme düzeyi ve kişilik özellikleri; Kişilik Organizasyonları Envanteri (KOREN) , İlişki Ölçekleri Anketi (İÖA), Coolidge Eksen II Envanteri (CATI) kullanılarak değerlendirilmiştir. Yapılan istatistiksel değerlendirmelere göre, iki grubun bağlanma, kişilik örgütlenme düzeyi ve kişilik özellikleri açısından farklılaştığı bulunmuştur. Madde kullanım bozukluğu tanısı olan grubun; primitif savunmalar (p<0,001) gerçeklik testi (p=0,015) ve kimlik difüzyonu (p<0,001) alt ölçek puan ortalamalarının madde kullanımı olmayan grubun puan ortalamalarından yüksek olduğu saptanmıştır. Madde kullanım bozukluğu tanısı alan grubun madde kullanımı olmayan kontrol grubuna göre güvenli bağlanma puan ortalamalarının istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha yüksek olduğu, madde kullanım bozukluğu tanısı olan grubun; şizotipal (p=0,003) , antisosyal (p=0,002), borderline (p=0,001) ve histrionik (p=0,041) alt ölçek puan ortalamalarının madde kullanımı olmayan grubun puan ortalamalarından yüksek olduğu bulunmuştur. Primitif savunmalar ve şizotipal kişilik özelliklerinin madde kullanım bozukluğu riskini artırdığı, şizoid ve paranoid kişilik özelliklerindeki puan artışının da madde kullanım bozukluğu riskini azalttığı saptanmıştır. Tüm analizler için anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Analizlerin uygulanmasında IBM SPSS 22.0 programı kullanılmıştır.

Başak Pelin Akgün
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Dikkat yanlılığı modifikasyonunun depresif duygulanıma etkisi

Depresyona yönelik koruyucu müdahaleler zamanla önem kazanmaktadır. Depresif duygulanım ve depresyonda görülen bilişsel yanlılıklardan olan dikkat yanlılığı, dikkat kaynağının negatif uyarana yönelirken, pozitif uyarandan uzaklaşma eğiliminde olmasıdır. Bilişsel yanlılık modifikasyonlarından biri olan dikkat yanlılığı modifikasyonu ise, dikkat odağının negatif uyarandan uzaklaştırılarak pozitif ya da nötr uyarana yönlendirilmesidir. Bu araştırmada, dikkat yanlılığı modifikasyonuyla dikkat yanlılığı ve depresif duygulanım düzeyinin azaltılması amaçlanmıştır. Araştırmanın ilk aşaması; çevirimiçi uygulamadaki karıştırıcı etkilerin kontrol edilmesi amacıyla, çevirimiçi ve yüz yüze uygulamaların karşılaştırılmasıdır. İkinci aşamada ise örneklem oluşturulmuştur. Örneklem, depresif duygulanıma sahip 45 katılımcıları içermektedir. Araştırma; deney grubu, plasebo grubu ve müdahale olmayan grup olmak üzere üç gruptan oluşmuş ve katılımcılar amaçlı örnekleme yöntemiyle seçkisiz olarak atanmıştır. Ön ölçüm olarak Kısa Semptom Envanteri uygulanmış ve klinik görüşme gerçekleştirilmiştir. Ön-son ölçümde ise depresif duygulanım ve dikkat yanlılığı düzeyinin ölçümü amacıyla Hamilton Depresyon Ölçeği, Duygu Durum Sıfat Çitleri Listesi ve Nokta Yeri Belirleme Görevi uygulanmıştır. Veriler SPSS 25 ile incelenmiş ve parametrik analizler kullanılmıştır. Ölçeklerin fark analizlerini değerlendirmek için Tek Yönlü Varyans Analizi (One-way ANOVA) yapılmıştır. Gruplar ile ön-son ölçümlerin birlikte etkisine bakmak için Karışık Ölçümler İçin İki Yönlü Varyans Analizi (One-way ANOVA) uygulanmıştır. Bütün analizler %95 güven aralığında yapılmış ve p değeri için referans olarak 0.05 değeri kullanılmıştır. Bulgular, deney grubundaki katılımcıların dikkat yanlılığı düzeyinin azaldığı ve plasebo ile müdahale olmayan grupta farklılık görülmediği yönündedir. Öte yandan depresif duygulanım açısından deney ve plasebo grubunda anlamlı düzeyde azalma tespit edilmiş, müdahale olmayan grupta farklılık tespit edilmemiştir. Bu bulgulara ek olarak, DDSÇL alt ölçeklerinden olan bilişsel alanda, madde toplamının karşılaştırılmasından farklı olarak deney grubunda bilişsel alanda gelişim tespit edilmiştir. Ayrıca, plasebo ve deney grubunun uygulamadaki tepki hızları zamansal olarak değerlendirildiğinde, her iki grbun da pozitif uyarana tepki hızları artarken negatif uyarana tepki süreleri uzamıştır. Ancak bu değişim eğrisi deney grubunda zamansal olarak daha hızlı oluşmuştur. Araştırma sonuçları depresif duygulanımın doğası, plasebo koşulları ve araştırma yöntemi çerçevesinde tartışılmıştır.

Nazende Ceren Öksüz Özdemir
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocukların ve annelerin bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin; çocukluk çağı travmaları, stres, depresyon, anksiyete arasındaki aracı rollerin ve diyadik (İkili) ilişkilerin incelenmesi

Annelerin çocukluk çağında yaşadıkları travmatik yaşantıların ileri yaşlarda stres, anksiyete, depresyon gibi psikopatolojik sonuçları görülmektedir. Çocukların yaşadıkları stresin onlarda depresyon ve anksiyete bozukluklarıyla sonuçlandığı görülmektedir. Bireylerin yaşadığı sıkıntı ve problemlerle bilişsel duygu düzenleme stratejilerini kullanma biçimlerinin psikopatolojiyle yakından ilişkisi bulunmaktadır. Annelerin çocukluk çağı travmaları, stresi ile anksiyete, depresyon arasında ve çocukların stres ile depresyon, anksiyete bozuklukları arasında bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü olup olmadığı incelendi. Ayrıca anne ile çocuklar arasındaki diyadik ilişkiler incelendi. Çalışmada "Kişisel Bilgi Formu", "Çocuklarda Algılanan Stres Ölçeği", "Çocuklar İçin Bilişsel Duygu Düzenleme Stratejileri Ölçeği (CERQ)", "Çocuklarda Anksiyete ve Depresyon Ölçeği-Yenilenmiş (ÇADÖ-Y)", "Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-33)", "Bilişsel Duygu Düzenleme Stratejileri (CERQ) (BDDÖ)", "Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği-21 (DASS-21)" ölçekleri kullanıldı. Çalışmamızda annelerin çocukluk çağı travmaları ile bilişsel duygu düzenleme stratejilerinden kendini suçlama, kabul etme, felaketleştirme, başkalarını suçlama arasında pozitif yönde; pozitif tekrar odaklanma, plana tekrar odaklanma, pozitif yeniden değerlendirme, bakış açısına yerleştirme arasın da ise negatif yönde; ayrıca kendini suçlama, kabul etme, ruminasyon, felaketleştirme, başkalarını suçlama bilişsel duygu düzenleme stratejileri ile depresyon, anksiyete ve stres arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğu bulundu. Ayrıca bulgularımızda annelerin depresyon, stres ile bilişsel duygu düzenleme stratejilerinden pozitif tekrar odaklanma, plana tekrar odaklanma, pozitif yeniden değerlendirme arasında negatif yönde anlamlı ilişki ve stres ile bakış açısına yerleştirme arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu. Çalışmamızda annelerin çocukluk çağı travmalarının stres üzerindeki etkisinde kendini suçlama, kabul etme, pozitif tekrar odaklanma, bakış açısına yerleştirme, başkalarını suçlama ve felaketleştime stratejisinin aracı rolü olduğu; çocukluk çağı travmalarının depresyon üzerindeki etkisinde kendini suçlama, kabul etme, felaketleştirme ve başkalarını suçlama stratejisinin aracı rolü olduğu bulundu. Ayrıca hem annelerde hem çocuklarda stresin depresyon üzerindeki etkisinde kendini suçlama, kabul etme, felaketleştirme stratejisinin aracı rolü olduğu, annelerde plana tekrar odaklanma, çocuklarda da pozitif tekrar odaklanma stratejisinin aracı rolü olduğu görülmektedir. Annelerin çocukluk çağı travmalarının anksiyete üzerindeki etkisinde kendini suçlama, kabul etme, felaketleştirme stratejisinin aracı rolü olduğu bulundu. Ayrıca annelerde stresin anksiyete üzerindeki etkisinde kendini suçlama, kabul etme, ruminasyon ve felaketleştirme stratejisinin aracı rolü olduğu bulundu.

AnksiyeteAnnelerBilişsel duygu düzenleme+6
Fatih Mehmet Aslan
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Erken dönem uyumsuz şemalarda başa çıkma: Psikodinamik, bilişsel-davranışçı ve duygusal bağlamda bir inceleme

Bilimsel araştırmalar ve klinik deneyimler, erken dönem uyumsuz şemaların ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, erken dönem uyumsuz şemalar üzerine yapılacak teorik çalışmalar ve pratik uygulamaların ruh sağlığı için oldukça önemli olduğu söylenebilir. Bu araştırmada, erken dönem uyumsuz şemaların psikolojik iyi oluş üzerindeki etkisinde savunma biçimleri, bilişsel esneklik, başa çıkma tutumları ve duygu düzenleme becerilerinin aracı rolü incelenmiştir. Araştırmada, elverişli örnekleme yöntemi ile seçilen 600 katılımcı yer almaktadır. Veri toplama araçları olarak, Sosyodemografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği, Bilişsel Esneklik Envanteri, Stresle Başa Çıkma Ölçeği, Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği, Savunma Biçimleri Testi ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada, aracılık etkisini belirlemek üzere Baron ve Kenny'nin nedensel adımlar yaklaşımı temel alınmıştır. Analizler ise Process Macro yazılımı ile yapılmıştır. Analizlerde SPSS 25 sürümü kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, genel olarak şema alanlarının -özellikle kopukluk ve zedelenmiş özerklik alanları- psikolojik iyi oluş üzerindeki etkisinde, başta duygu düzenleme becerileri ile bilişsel esneklik olmak üzere; başa çıkma tutumlarından problem odaklı başa çıkmanın ve savunma mekanizmalarından immatür savunmaların öne çıkarak aracı rol üstlendiğini gösteren sonuçlar elde edilmiştir.

Başa çıkmaBilişsel esneklikDuygu düzenleme+5
Furkan Onur Eken
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kil Alanı Terapisi'nde dokunsal ve sözel deneyimin açıklayıcı fenomenolojik analizi: Tıbbi olarak açıklanamayan belirtiler çalışma grubuyla boylamsal bir nitel araştırma

Kil Alanı Terapisi, ellerin malzemelerle ne yaptığından ziyade nasıl bir ilişki kurduğuna ve haptik algıya odaklanan bir sensorimotor sanat psikoterapisidir. Özellikle Avrupa ve Avustralya'da uzun süredir etkin bir şekilde uygulanmasına rağmen, Kil Alanı Terapisi ile ilgili çok az sayıda araştırma bulunmaktadır. Bu çalışmanın gayesi, Boylamsal Açıklayıcı Fenomenolojik Analiz yöntemini kullanarak, Kil Alanı Terapisi'nde katılımcıların dokunsal ve sözel deneyimlerinin değişim sürecini derinlemesine bir şekilde incelemektir. Bu tez, Kil Alanı Terapisi ile ilgili ilk fenomenolojik çalışma, aynı zamanda dokunma ve sözü iki fenomen olarak ele alarak bir psikoterapi sürecinde nasıl yaşandığını ve anlam dünyasının nasıl kurgulandığını inceleyen ilk niteliksel araştırma olabilir. Araştırma grubu, Tıbbi Olarak Açıklanamayan Belirtileri (TOAB) olan 25- 45 yaş arasındaki, beş Kil Alanı Terapisi danışanından oluşmaktadır. Veriler, her katılımcılının ilk ve on ikinci Kil Alanı Terapisi seansı sonrasında gerçekleştirilen, toplam on yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakatın ses kayıtlarından elde edilmiştir. Ses kayıtlarının yazı dökümlerinin sekiz aşamalı boylamsal fenomenomenolojik analizinde bütün sürecin farklı yönlerini gösteren beş üst tema ortaya çıkmıştır. Bulgular, her üst temanın sürece özgü aşamalarına işaret eden alt temalarla detaylandırılmış ve katılımcılardan alıntılarla desteklenmiş; tartışmalarda, klinik psikoloji ve fenomenolojik felsefe ile bir diyalog içine girerek yeniden yorumlanmıştır. Bu araştırma, kalımcıların Kil Alanı Terapisi'ndeki dokunsal ilişki ile söze gelmeyen psikolojik dünyalarıyla bağlantı kurabildikleri; ellerinin keşfettiği olasılıklarla, sözün yeni olasılıklarının ortaya çıktığı; dokunma ve sözün farklılıklarının zamanla birbirini tamamlayarak anlam dünyalarının yeniden kurgulandığı; belirtilerine kendilerine özgü ve detaylı açımlamalar yapabildikleri ve TOAB şikayetlerinin günlük hayatlarında da belirgin bir şekilde azaldığı süreci detaylı bir şekilde göstermektedir.

EkspresyonizmFenomenolojiKil Alanı Terapisi+3
Saba Başoğlu Yavuz
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Satır dönüşümsel sistemik terapi modeline dayalı stres altında kullanılan başa çıkma duruşları ölçek geliştirme çalışması

Bu çalışma, Satir Dönüşümsel Sistemik Terapi Modeline dayalı olarak Likert "Satir'in Başa Çıkma Duruşları Ölçeği"nin geliştirilmesi ve geçerlik-güvenirlik sınamalarını kapsamaktadır. Araştırma 18-78 yaş aralığında, 363'ü kadın, 96'sı erkek toplam 459 katılımcı ile yürütüldü. Araştırma verileri Kasım 2022-Şubat 2023 tarihleri arasında toplandı. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, Satir'in Başa Çıkma Duruşları Ölçek taslağı (SBÇDÖ), Şema Mod Envanteri, Young Telafi Ölçeği ve Young Kaçınma Ölçeği veri toplama aracı olarak kullanıldı. Satir'in Başa Çıkma Duruşları Ölçeği literatür ve uzman görüşleri doğrultusunda 5'li likert tipi şeklinde 336 madde olarak hazırlandı. Araştırmada kapsam geçerliği sonrası 50 maddeye indirgenen ölçek formu kullanıldı. Verilerin analiz edilmesinde IBM SPSS 26.0 programı kullanıldı. Verilerin Açıklayıcı Faktör Analizine (AFA) uygunluğu Kaiser Meyer Olkin Test Sonucu (KMO) ve Barlett's Testi ile değerlendirildi. AFA'da döndürme yöntemi olarak Kaiser-Varimax rotation yöntemi kullanıldı. Alakasız, Alttan alıcı, Süper mantıklı ve Suçlayıcı alt boyut skorlarının güvenirliği Croanbach'a α ile incelendi. Elde edilen analiz sonuçlarına göre Satir'in Başa Çıkma Duruşları Ölçeği dört Alt boyut (Alakasız-Alttan Alıcı-Süper Mantıklı-Suçlayıcı) sekiz faktörden (Alakasız-Davranışsal Kaçıngan, Alakasız-Duygusal Kaçıngan, Alttan Alıcı-Kendini feda eden, Alttan alıcı-Suçlu hisseden, Süper Mantıklı -Doğrucu Haklı, Süper mantıklı –Denetimci (Kontrolör), Suçlayıcı-Agresif, Suçlayıcı-İtham eden) toplam 26 maddeden oluştu. Çalışmamızda en düşük madde toplam korelasyonu 0.32 iken en yüksek korelasyon ise 0.66 olarak hesaplandı. İç tutarlılık ile ilgili yapılan analiz sonuçları Satir'in Başa Çıkma Duruşları Ölçeği'nin iç tutarlılığının yeterli düzeyde olduğu belirlendi. Bu ilk araştırma bulgularının gelecekte yapılabilecek araştırma ve uygulamalar bağlamında öncü olması beklenmektedir.

Başa çıkmaStresStresle başetme+2
Yeşim Kılıçaslan
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İnfertilite tedavisi gören kadınlarda infertilite faktörüne göre damgalanma, travma ve baş etme yöntemleri

Araştırma infertilite tedavi sürecine dahil olan kadınların infertilite faktörüne göre ayrılmış üç grupta (kadın faktör [KF], erkek faktör [EF], hem kadın hem erkek faktör [KEF]) damgalanma, travmatik stres ve baş etme yöntemlerinin birbirleriyle anlamlı bir fark gösterip göstermediğinin anlaşılması için planlandı. Betimsel nitelikte ve nedensel karşılaştırma araştırması olan bu çalışmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Veriler hem yüz yüze hem de çevrimiçi olarak elde edilmiştir. Yüz yüze elde edilen veriler Egemen Koyuncu Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Muayenehanesi'nden toplanmıştır. Aynı zamanda, sosyal medya üzerinden bu araştırmaya özel bir hesap oluşturularak veri toplama formları ve ölçekler katılımcılara çevrimiçi olarak ulaştırılmıştır. Örneklem 21.02.2022 ile 02.05.2023 tarihleri arasında toplanmıştır. Çalışmanın örneklemine 135 kadın katılmıştır. Verilerin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, İnfertilite Damgalanma Ölçeği (İDÖ), Olayların Etkisi Ölçeği (OEÖ İES-R), İnfertil Kadınlarda Baş etme Ölçeği (İKBÖ) kullanılmıştır. İDÖ toplam puanları açısından KEF grubun, KF ve EF gruplardaki kadınlardan daha yüksek düzeyde damgalanma hissettiği ortaya çıkmıştır. OEÖ (İES-R) toplam puanları açısından KF grup EF ve KEF gruptan anlamlı olarak düşük puan almıştır. İKBÖ puanlarının KF grubunda, düşüncelerle aşırı meşguliyet ve sosyal geri çekilme baş etme stillerinde EF ve KEF gruplarından anlamlı fark ile daha yüksek puan almıştır. İDÖ toplam puanı ile OEÖ (İES-R) toplam puanları arasında anlamlı pozitif ilişki bulunmuştur.

Hanım Özlem Kölan Yaraş
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2023
10
DoctorateOpen AccessTR

Sınırlı süreli şema terapi müdahale programının panik bozukluk belirtileri üzerine etkisi

Panik Bozukluk (PB) toplumda oldukça yaygın olarak görülen, kişilerin sosyal ve iş yaşamlarını bozan, genellikle diğer psikiyatrik bozukluklarla birlikte seyreden bir ruhsal sağlık sorunudur. Şema Terapi (ŞT) tedavisi zor olarak görülen ruhsal bozuklukları tedavi etmek için bütüncül bir terapi modeli olarak geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı sınırlı süreli Şema Terapi müdahale (SŞTM) programının PB belirtileri üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Yarı deneysel araştırmada 18-45 yaş aralığında 13 PB tanısı konmuş katılımcılara 12 seans SŞTM uygulandı. Veri araçları olarak Young Şema Ölçeği Kısa Formu 3 (YŞÖ-KF3 (YSQ)) ve Mental Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı 5 (DSM-5) Panik Bozukluğu Ölçeği (DPBÖ) kullanıldı. Katılımcılara SŞTM öncesinde ön test (ÖT), SŞTM sonrasında son test (ST) ve altı ay sonra izlem testi (İT) uygulandı. Analizlerde ölçümler arasındaki fark için Friedman Testi, Wilcoxon Signed-Rank testi ve DPBÖ ile YSQ alt ölçeklerinin ilişkisini saptamak için Spearman korelasyon testi kullanıldı. SŞTM sonrası hastaların PB şiddeti puanlarında SŞTM öncesine göre azalma oldu (p=0.001). PB tanısı almış hastalarda SŞTM sonrasında Başarısızlık (p=0.033), Karamsarlık (p<0.001), Sosyal İzolasyon-Güvensizlik (p=0.014), Onay Arayıcılık (p=0.037), Kendini Feda (p=0.043) ve Terk Edilme (p=0.015) şema puanlarında azalma oldu. Bu sonuçlar, altı ay sonraki izlem değerlendirmesinde de devam etti. Bu sonuçlar SŞTM'nin, PB hastaları için alternatif bir müdahale seçeneği olabileceğini düşündürmektedir

Emine Erkan
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kontrol ustalık teorisine göre psikoterapide danışan ile terapist arasında gerçekleşen diyadik ilişkilerin terapötik ittifak, pozitif-negatif duygular ve patojenik inançlar bağlamında araştırılması

Kontrol Ustalık Teorisi (KUT); psikopatoloji ve psikoterapiye ilişkin danışanların psikoterapideki aktivitelerinin güvenlik arayışlarına göre nasıl organize edildiğini anlatan, bireysel formülasyon sağlayan ve zihinsel işlevsellik içeren ilişkisel, bilişsel dinamik bir teoridir. Teori aynı zamanda terapist için tedavi sürecini netleştiren ve terapistin müdahalelerine rehberlik eden bir yapıdadır. Bu araştırma; KUT ile ilgili olarak danışan ve terapistin karşılıklı negatif-pozitif duyguları ile seansta oluşturdukları terapötik ittifak düzeylerini Aktör-Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeli (APİM) analizi kullanarak, danışanın patojenik inançlarında nasıl bir değişim ve dönüşüm olduğunu ampirik olarak göstermiştir. Araştırma KUT bağlamında, Süresi Sınırlı Dinamik Psikoterapi (SSDP) ile, 31 danışanın ilk 24 seansından toplamda 284 seans saati olarak çalışılmıştır. Tüm seans ortalamalarının yanısıra ayrıca birinci, üçüncü, sekizinci ve son seanslar APİM analizi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca terapist ve danışan arasında tekrarlayan ölçümler yapılmıştır. Araştırma, danışan ve terapistin seanstaki negatif-pozitif duygularının, danışan ve terapist arasında gerçekleşen terapötik ittifak ile karşılıklı ilişkisine bakmıştır. Bunun yanısıra danışanın patojenik inançlarındaki değişim, ilk ve son seans tekrarlı ölçümleriyle gösterilmiştir. Danışanların patojenik inançları, Young Şema Ölçeği ile incelenmiş olup, danışanların seans hedeflerini geçip geçmediği test edilmiştir. Terapötik İttifak düzeyinin değerlendirildiği seans ölçümlerinde terapötik ittifakın en çok 8. Seansta gerçekleştiği bulunmuştur. Ölçek olarak Young Şema Ölçeği, PANAS Pozitif Negatif Duygu Ölçeği, Terapötik İlişki Ölçeği Danışan ve Terapist formu kullanılmıştır.

Tuba Dursun Tuncel
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Esrar kullanım sorunu olan bireylerde motivasyonel görüşme temelli internet tabanlı kendi kendine yardım modelinin değişim aşamaları ve aşerme üzerindeki destekleyici etkisinin incelenmesi

Araştırma esrar kullanım sorunu olan bireylere motivasyonel görüşme tekniği temelinde yüz yüze görüşme yöntemi ve motivasyonel görüşme tekniği temelinde yüz yüze görüşme yöntemine ek olarak internet tabanlı kendi kendine yardım uygulaması olmak üzere yapılan iki uygulamanın, esrar maddesine duyulan aşerme ve değişim aşamaları üzerindeki etkisinin araştırılması amacıyla tasarlandı. Ön test-son test kontrol gruplu deneysel desen tasarımı kullanılan bu çalışmada, İl Sağlık Müdürlüğü AMATEM kliniği tarafından hedef gruba yönelik olarak devam ettirilen rehabiltasyon programının aynı aşamasında bulunan bireyler tabakalanarak, bu tabakalar içinden üç gruba seçkisiz atama yapıldı. Veri toplama araçları olarak, ''Bağımlılık Profil İndeksi Sosyodemografik Bilgi formu', 'Kısa Semptom Envanteri", Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ) , ''Bağımlılık Profil İndeksi Klinik Formu (BAPİ-K)'' Esrar Merdiveni ve Esrar Aşerme Ölçeği Kısa Formu ' kullanıldı. Araştırmada, esrar kullanım sorunu yaşayan bireyler ile MG temelli bireysel görüşmeler yapıldı ve deney grubunda iseler bu görüşmelere ek olarak, bireylerin değişim aşamalarına uygun kısa sesli mesajlar içeren WEB-KK müdahalesi uygulandı. İnternet erişimi olmayan veya teknik sorunlar yaşayan bireyler kontrol grubuna dahil edildi. Kontrol grubu yüz yüze motivasyonel görüşme ve sadece esrar kullanımıyla ilgili genel bilgilere yönelik iki sesli mesaj alırken, bekleme listesindeki yer alan ikinci kontrol grubundaki bireylere sadece ön ve son testler uygulandı. Bu çalışmada, motivasyonel görüşme temelli bir web tabanlı kendi kendine yardım modelinin etkileri ele alındı. Uygulanan modelin etkinliğini değerlendirmek için Karışık Ölçümler İçin İki Yönlü Varyans (Split-Plot ANOVA) ve Bonferroni testleri kullanıldı. Analiz sonuçları, deney grubundaki katılımcıların 'Esrar Merdiven' ölçeğinde ön test ve son test puanlarında anlamlı derecede bir artış (p<0.001), 'Esrar Aşerme' ölçeğinde ise anlamlı derecede bir azalma (p<0.001) gösterdi. Kontrol ve bekleme gruplarındaki katılımcılar üzerinde bu değişimler gözlenmedi (p>0.05). Bu bulgular, incelenen web tabanlı müdahalenin belirli davranışsal ve psikolojik parametreler üzerinde olumlu etkilere sahip olduğunu ve bu etkilerin deney grubu ile sınırlı olduğunu gösterdi. Sonuçlar, deney grubunda Esrar Aşerme ve Değişim aşamaları üzerinde anlamlı düzeyde düzelme göstererek, motivasyonel görüşme temelli bu yaklaşımın esrar kullanımı ile ilgili davranışları olumlu yönde değiştirebileceğini gösterdi.

Özlem Fidan Acar
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmaları ile aile işlevselliği arasındaki ilişkide empatinin aracı rolü

Çocukluk çağı travmaları yaşayan bireylerin, yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde psikolojik, duygusal ve sosyal işlevselliklerini derinden etkilenmesine neden olmaktadır. Çocukluk çağı travmalarının kalıcı etkileri, bireylerin empati yeteneklerinin ve aile içi ilişkiler üzerinde önemli rol oynadığı görülmektedir. Bu bağlamda, çocukluk döneminde yaşanan travmaların bireylerin empati yetenekleri üzerindeki etkisini anlamak ve bu empatinin aile işlevselliği üzerindeki rolünü incelemek, hem akademik hem de pratik açıdan büyük bir önem taşımaktadır. Araştırmanın örneklemi İzmir'de yaşayan 18-40 yaş arası evli ve en az bir çocuğu olan 399 katılımcıdan oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak, Çocukluk Çağı Travma Ölçeğinin Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş Türkçe Versiyonu (CTQ- 33), Temel Empati Ölçeği, Aile İşlevsellik Tarzı Ölçeği (FFSS), Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Analizler ise aracılık rolüne ilişkin Hayes Process kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS-25 programı ile gerçekleştirildi. Bu araştırmada, çocukluk çağı travmaları ile aile işlevselliği arasındaki ilişkide empatinin kısmi rolü olduğu sonucuna ulaşıldı. Çocukluk çağı ruhsal travmaların artması, temel empati düzeyinin azalmasına neden olurken, azalan empati de aile işlevselliğini olumsuz etkilemektedir.

AileAile işlevleriEmpati+3
Aleyna Elmas
Doğuş University · Institute of Graduate Studies
2024
00

Other supervisors