Theses supervised by Prof. Dr. Ahmet Türk

18 theses · Manisa Celal Bayar University, Dokuz Eylül University

Master'sOpen AccessTR

Ti6Al4V alaşımına uygulanan farklı yüzey modifikasyonlarının EPD yöntemi ile üretilen hidroksiapatit kaplamalara etkisinin incelenmesi

Titanyum (Ti) ve alaşımları metalik implant malzemeler arasında yüksek özgül dayanıma sahip bir malzemedir. Dolayısıyla biyomalzeme uygulamaları için en popüler ve ortopedik uygulamalarda kullanımı yaygın olan metalik implant malzemelerden birisidir. Biyomalzeme alanında yüksek korozyon direncinden dolayı en yaygın kullanılan Ti alaşımı ise Ti6Al4V alaşımıdır. Ti6Al4V alaşımı, yüksek korozyon dayanımına sahip olsa da aşındırıcı koşullar altında dayanımları düşebilmektedir. Ti ve alaşım elementlerinin çözünmesi nedeniyle çevredeki dokuya bırakılan iyonlar, implantta kemik dokuyla tam bir uyum gerçekleşmemesi sebebiyle aseptik gevşeme, dokuda renk kaybı, enfeksiyonlar ve dokularda yaraların oluşması gibi çok ciddi problemlere neden olabilmektedir. Bu problemi ortadan kaldırmak için Ti6Al4V alaşımına kimyasal, elektrokimyasal ve termal olarak çeşitli yüzey modifikasyonları ve kaplama işlemleri yapılmaktadır. Ti6Al4V implantlara biyoaktiflik kazandırmak ve biyouyumluluğu arttırmak için ise en sık uygulanan yöntemlerden birisi de implant yüzeyinin Hidroksiapatit (HA) ile kaplanmasıdır. Fakat seramik esaslı kaplamaların metalik yüzeylere yeterli tutunamamasından kaynaklı kaplama problemleri ortaya çıkabilmektedir. Bu kapsamda yapılan bu tez çalışmasında farklı yüzey modifikasyon işlemleri ile yüzey özellikleri değiştirilen Ti6Al4V altlıkların üzerine elektroforetik kaplama (EPD) yöntemiyle hidroksiapatit biriktirilmiş ve yapılan yüzey modifikasyonlarının HA kaplamasına etkisi incelenmiştir. Bu amaçla sunulan tez çalışmasında, ilk olarak yüzeyi hazırlanmış Ti6Al4V numunelere çeşitli parametrelerde termal, kimyasal ve elektrokimyasal yüzey modifikasyonları gerçekleştirilmiştir. Ardından yüzey modifikasyon işlemlerinin etkisini belirlemek amacıyla yüzey pürüzlülüğü ölçümü, temas açısı testi ve SEM/EDS analizleri yapılmıştır. Ayrıca EPD yöntemiyle Ti6Al4V alaşımlarına çeşitli parametrelerde HA kaplanması gerçekleştirilmiş ve en uygun EPD parametresi belirlenmiştir. Ardından çeşitli yüzey modifikasyonu uygulanmış numunelere EPD yöntemiyle belirlenen parametrede HA kaplamalar yapılmıştır. Kaplama sonrasında yüzey modifikasyon işleminin etkisini belirlemek amacıyla SEM/EDX analizi ve çizik testi yapılarak karakterizasyon işlemleri tamamlanmıştır. Karakterizasyon sonuçlarına göre yüzey modifikasyon işlemlerinin, altlık yüzeyinin pürüzlülüğünü ve hidrofilikliğini değiştirerek HA kaplamanın kalitesine olumlu etkide bulunduğu tespit edilmiştir.

Anodik oksidasyonBiyomalzemelerElektroforetik+7
Alperen Kızılöz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Metal oksit katkılı nanofiber üretimi ve karakterizasyonu

Antibiyotiklerin kötüye kullanılması ve bunun sonucunda ilaca dirençli bakterilerin ortaya çıkması sebebiyle bakteriyel enfeksiyonlar insanları etkileyen ve yaşamı tehdit eden bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Bu sebeple antibakteriyel özellik gösteren yeni malzemelerin geliştirilmesi son derece önemli bir konu olmaya devam etmektedir. Nanoteknolojinin gün geçtikçe artan gelişimi sayesinde, nanomalzemeler bakteriyel enfeksiyonla mücadele araştırmaları için önem kazanmaya başlamıştır. Nanoyapıdaki malzemeler, bakterilerin üremesini önleyerek güçlü antibakteriyel aktivite gösterdiği için sağlık uygulamalarında yeni gelişmekte olan bir alandır. Günümüzde polivinilalkol (PVA) hidrofilik, biyouyumlu ve toksik olmayan yapıya sahip en çok kullanılan biyomalzemelerden biridir. Çalışmalarda PVA nanofiberlerin kullanımı ile daha yüksek yüzey alanı sağlanması ve dolayısıyla hücrelerin daha kolay büyümesine olanak sağladığından biyomalzeme alanında kendisine geniş bir yer bulmaktadır. PVA nanofiberler, üç boyutlu yapısının hücre çoğalması ve büyümesindeki pozitif etkisi sayesinde doku mühendisliği uygulamalarında doku iskelesi çeşitlerinin yapımı veya onarımında kullanılmaktadır. Ayrıca PVA nanofiberlerin yara örtüsü, doku iskelesi, ilaç salınımı, membranlar ve yumuşak doku uygulamaları gibi birçok alanda kullanımı yaygınlaşmaktadır. Polimer esaslı nanofiberlerin üretiminde düşük maliyetli ve kolay uygulanabilir olması nedeniyle en çok kullanılan yöntem elektroeğirme prosesidir. Elektroeğirme yönteminde önceden belirlenmiş oranda hazırlanan polimer çözeltisine yüksek gerilim uygulanarak nanofiber yapısı oluşturulmakta ve bir toplayıcıda biriktirilmesi ile nanofiber mat üretimi gerçekleştirilmektedir. Bu tez çalışmasında antibakteriyel özellik göstermesi beklenen metal oksit katkılı PVA nanofiberlerin üretilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, molibden oksit (MoO3) katkısı ile PVA nanofiberler elektroeğirme yöntemi ile elde edilmiştir. İlk olarak, MoO3 tozlarının partikül boyut analizi ve elektroeğirmede kullanılmak için oluşturulan solüsyonların viskozite ölçümleri yapılmıştır. Üretim sonrası elde edilen numunelerin morfolojik özelliklerinin belirlenmesi için Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) kullanılmıştır. Bunların yanı sıra numunelerin yapısal özelliklerinin belirlenmesi için Enerji Dağılım Spektrometre (EDS), Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FTIR) ve X-Işını Kırınımı (XRD) analizleri yapılmıştır. Son kısımda ise ısıl işlem sonrası numunelere in vitro özelliklerini belirlemek amacıyla yapay vücut sıvısı (SBF) içinde biyoaktivite testi ve antibakteriyel aktivitesini belirlemek için ise disk difüzyon ve koloni sayımına dayalı yöntemler uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre MoO3 katkısının nanofiberin antibakteriyel özelliklerine pozitif etkisi olduğu belirlenmiştir.

Almila Özten
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

PEEK polimer altlık üzerine Ti esaslı kaplamalar ve uygulama alanları

Günümüzde yaşlanmaya bağlı hastalıkların ve yaralanmayla sonuçlanan kazaların artması sonucunda, kemik ve eklem sistemleriyle ilgili birçok hastalıkta, kemik kırılmalarında, kemik tümörü ve tüberküloz gibi vakalarda ciddi bir artış olduğu tespit edilmiştir. Bu tür vakaların tedavisinde de ortopedik cerrahi tarafından en çok tercih edilen yöntem implant kullanımıdır. Ortopedik cerrahi alanında metalik implant malzemelere alternatif olarak öne çıkan Polietereterketon (PEEK), kafatası ve omurga diskleri gibi vücudun çeşitli bölgelerinde kullanılabilen, yarı-kristal yapıya sahip sentetik bir termoplastik polimerdir. Yüksek ergime noktası, yüksek aşınma direnci, yüksek yorulma dayanımı, X-ışınlarına karşı transparan olması, bağ ve kemik dokusuna karşı toksik özellik göstermemesi ve insan kemiğine benzer değerlerde elastik modüle sahip olması bu polimerin implant olarak kullanılmasında etkin rol oynamaktadır. Bu üstün özelliklerinin rağmen PEEK biyomalzemeler implantasyon sonrasında kemik dokuya bağlanma hızını azaltan biyoinert bir yapıya sahiptirler. Bu sebeple PEEK implantların biyokativitesinin arttırılması, bu malzemenin kullanımı açısından son derece önem arz etmektedir. Bu tez çalışması kapsamında, PEEK biyomalzemelerin yüzeyinin biyoaktivitesinin arttırılması amacıyla, Atmosferik Plazma Sprey (APS) yöntemi kullanılarak, Titanyum (Ti), Titanyumoksit (TiO2) ve Hidroksiapatit (HA) tozları ve bunların çeşitli kombinasyonları ile kaplanmıştır. Kaplama sonrası üretilen numunelerin yüzey pürüzlülük değerleri belirlenmiş ve elektron mikroskobu (SEM) kullanılarak yapısal karakterizasyonu yapılmıştır. Ayrıca kaplanan numunelerin kimyasal karakterizasyonu için EDS, XRD ve FT-IR analizleri yapılmıştır. Son aşamada ise kaplanmış ve kaplanmamış numuneler in vitro teste tabi tutulmuştur. Çalışma sonucunda PEEK implantların biyoaktivitesini arttıran ve kemik doku ile bağ kurmasını sağlayan, farklı kombinasyonlarda kaplamalar üretilmiştir.

Fatih Sargın
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ti6Al4V alaşımının HA ile kaplanmasında farklı altlık sıcaklıklarının kaplama özelliklerine etkisi

Ti6Al4V alaşımlarının implantasyonu sonrasında implantın çevre doku ile bağ kurması implantın sağlamlığı ve istikrarı açısından önemlidir. Bu amaçla termal sprey işlemleriyle Ti6Al4V alaşımları biyoaktif bir malzeme olan hidroksiapatit (HA) ile kaplanmaktadır. Termal sprey sistemleri ile yapılan HA kaplamalarda HA, püskürtme sırasında bozunarak farklı fazların bir arada bulunmasına neden olmaktadır. Ayrıca amorf faz oluşumu da bu sistemlerde sıklıkla görülmektedir. Farklı fazlar ve amorf yapının bir arada bulunması ile kaplamaların vücut içerisinde çözünme davranışlarını etkileyerek çözünme hızını arttırmaktadır. Hızlı çözünme kalsiyum iyonlarının konsantrasyonunu arttırarak çevre dokulara olumsuz etkiye sebep olmaktadır. Dolayısıyla, bu çalışmada kaplamaların vücut içerisinde istikrarını ve dayanımını arttırmak amacıyla farklı altlık sıcaklıklarının ve farklı termal sprey üretim yöntemlerinin etkisi incelenmiştir. Kaplamalar splatların birikmesiyle elde edildiğinden çalışmada farklı altlık sıcaklıklarında alev sprey ve plazma sprey yöntemleriyle Ti6Al4V altlığı üzerinde splatlar üretilerek kaplamanın altlığa yakın kısımlarında altlık sıcaklığına ve üretim yöntemine göre mikroyapısı, faz yapısı değişimi ve in vitro koşullarda çözünmesi belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre altlık sıcaklığının artışı ile kaplamaların çözünme hızının azaldığı ve en uygun üretim yönteminin plazma sprey işlemi olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre plazma sprey yönteminde belirlenen parametreler kullanılarak iki farklı altlık sıcaklığında kaplamalar üretilmiş ve altlık sıcaklığının kaplamanın yapışma mukavemetine etkisi belirlenmiştir. Çalışma sonucuna göre altlık sıcaklığının artışı ile kaplamaların yapışma mukavemetinin arttığı bulunmuştur.

Kürşat Kanbur
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

SLE (seçici lazer ergitme) yöntemi ile üretilen Ti6Al4V alaşımının ısıl işlemi ve karakterizasyonu

Katmanlı İmalat (Kİ) yöntemi tamamen işlevsel karmaşık geometrilerin dijital bir modelden malzemeyi tabaka halinde kat kat birleştirerek üretme kabiliyetinden dolayı gün geçtikçe daha da artarak endüstrinin ilgi odağı olmuştur. Bu teknoloji, geleneksel imalat yöntemleriyle üretimi mümkün olmayan parçaların üretiminde kolaylık sağlamaktadır. Sağladığı avantajlardan dolayı özellikle uzay, havacılık ve biyomedikal alanlarda tercih edilen bir yöntem haline gelmiştir. Fakat üretilen parçalarda kalıntı gerilmeler oluşmakta ve bu durum malzemenin mukavemetini azaltmaktadır. Biyomedikal alanda kullanılacak malzemelerin sünekliliği ve tokluğu yüksek olması istenir. Aksi durumun istenmemesinin sebebi, kemikle bütünleşen implantın kemik içinde gevrek kırılmasına neden olmasıdır. Bu durumda, gevrek biyomedikal malzemelerde istenilen özellikleri tam olarak karşılamamasına sebep olur. Bu malzemelerin yapısal ve mekanik özelliklerini iyileştirmek amacıyla üretim işlemi sonrası bazı ek işlemlerin uygulanması gerekmektedir. Bu yüksek lisans tezinde, Ti-6Al-4V Alaşımlı toz malzeme kullanılarak Toz Yatak Proses-Seçici Lazer Ergitme (SLE) yöntemiyle üretilen numunelere ısıl işlem uygulamasının ve anotlama ile yüzeyde oluşturulan mikro ve nano yapılı TiO2 filmlerin alaşımın biyomedikal uygulama şartlarına etkisi araştırılmış ve üretilen numuneler yapısal (porozite miktarı, optik, SEM, XRD) ve mekanik (yüzey pürüzlülüğü, mikrosertlik) olarak karakterize edilmiştir. Yapılan analizlerde, uygulanan ısıl işlem ve anotlama işlemi sonrasında SBF (biyouyumluluk testi) uygulanarak biyomedikal alanda kullanıma uygun malzeme özellikleri elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlarla birlikte çesitli testler uygulanarak yeni bir üretim yöntemi olan bu teknoloji medikal sektörü için karakterize edilmiştir. Yapılan çalışmalar bu teknolojinin ilerleyen yıllarda küresel alanda önemli bir pazara sahip olabileceğini ve geleneksel üretim yöntemlerinin yerini alabileceğini ortaya çıkarmıştır.

Esra Zerina Appavuravther
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Talk ve kalsit ilavesinin YYPE nin mekanik – kimyasal özelliklerine etkisi ve koruge borular için uygulanabilirliği

Altyapı boru hatlarında geleneksel malzemeler yerini, mekanik ve kimyasal özellikleri sebebiyle polimer ve polimer esaslı kompozit malzemelere bırakmaktadır. Altyapı boru malzemesi olarak kullanılan en yaygın polimer, özellikle basınçlı içme suyu, doğalgaz hatlarında polietilendir. Polietilen mekanik, kimyasal özelliklerinin yanında maliyeti ve ulaşılabilirliği sebebi ile tüm alt yapı borularında yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak iç hidrostatik basınç gerektirmeyen, trafik yükü gibi dinamik yüklerin etkin olduğu sistemlerde, özel bir tasarıma sahip koruge borular kullanılmaktadır. Bu tasarımın ana amacı boruların dayanımını arttırırken, hammadde ve işçilikten tasarruf sağlamaktır. Bu çalışmada yüksek yoğunluklu polietilen içerisine %10, %15, %20, %25, %30, %35, %40 oranında talk, kalsit ve talk + kalsit karışımı ilave edilmiştir. Elde edilen polimer kompozit malzemelere kimyasal testler uygulanarak, ilavelerin malzeme özelliklerine etkisi incelenmiştir. Kimyasal testler sonucunda dolgu ilaveleri, malzemelerin yoğunluk ve eriyik kütle akış hızını arttırdığı için polietilenin işçilik ve hammadde maliyetlerini azaltacağı gözlenmiştir. Hazırlanan numunelere uygulanan mekanik testler ile malzemelerin akma mukavemeti, elastisite modülü, % kopma uzaması, sertliği, darbe mukavemeti, eğme mukavemeti belirlenmiş ve ilavelerin etkisi incelenmiştir. Yapılan bu incelemeler sonucu optimum mekanik özellik gösteren karışımlar belirlenmiştir. Optimum özellik gösteren karışımlardan çift katmanlı koruge borular üretilmiştir. Üretilen koruge borulara, halka rijitliği, halka esnekliği, darbe ve ısıl kararlılık testleri uygulanarak, dolgu ilavelerinin koruge boru üretimine uygulanabilirliği incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Polimer, Polietilen, Talk, Kalsit, Koruge Boru, YYPE, Dolgu İlavesi

Dolgu malzemeleriKompozit malzemelerKompozit polimerler+4
Ömer Faruk Özkan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
DoctorateOpen AccessEN

Design, production and industrial applications of ferroelectric photovoltaic cells

In this thesis, LaFe1-xMnxO3 (x = 0, 0.5, and 1) ferroelectric powders were prepared via sol-gel method for dye-sensitized solar cell applications. With this context, precursor solutions were synthesized from all nitrate salts of the respective cations (La, Fe and Mn), using distilled water as a solvent, and citric acid monohydrate and ammonium hydroxide as chelating agents. The obtained gel films were dried at 200 °C for 2 hours and then annealed at temperatures of 500 and 850 °C for 2 hours in air. The thermal, structural, microstructural, particle size, optical and magnetic properties of the powder samples were characterized by Differential Thermal Analysis-Thermogravimetric Analysis (DTA-TGA), Fourier Transform Infrared Spectroscopy (FTIR), X-Ray Diffraction (XRD), X-Ray Photoelectron Spectroscopy (XPS), Scanning Electron Microscopy (SEM), Particle Size Analyzer (PSA), UV Vis Spectrophotometer and Vibrating Sample Magnetometer (VSM) machines. DTA-TGA results revealed that endothermic and exothermic reactions are observed at temperatures between 29 °C and 1000 °C due to solvent removal, combustion, decomposition, oxidation, and phase formation of the samples. The spectrum of La-Fe-Mn based powders annealed at 500 °C and 850 °C shows an absence of absorption bands corresponding to organics and hydroxyl groups. FTIR spectra of, in the range 400-1000 cm-1, all perovskite samples confirm the presence of MO bonds (M=La, Fe, and Mn) in different sites. XRD findings show that the as-synthesized perovskite powders have excellent crystallinity, and Scherrer's Equation is used for the estimation of crystalline sizes (within 20 nm to 36 nm). Survey scan and high-resolution XPS spectra of La-3d5, Fe-2p and Mn-2p for LaFeO3, LaMnO3 and LaFe0.5Mn0.5O3 samples are given. SEM analysis revealed that xerogels have agglomerated into dense networks and their particle sizes are in the range of ∼4 μm to 40 μm because of their high water-holding capacity, after heat treatment, they show poorer water holding property and their particle sizes become lower such as at 500 oC in the range of ∼50 nm to 1500 nm and 850 oC in the range of ∼50 nm to 250 nm. The particle size distributions were denoted for all-ceramic powder materials, and values were determined in the range of 58-1400 nm, respectively. UV-Vis Spectroscopy analysis results show that the optical band gap values (Eg) as measured on all particles were found in the range of 0.93 - 2.42 eV. In addition to all analyses, the annealed powders show strong ferromagnetic behavior. All three materials synthesized at both temperatures show ferromagnetic properties and the ferromagnetic properties of both Fe-based ferroelectric powders decrease with increasing annealing temperature. These results revealed that there is a possibility to further increase the performance and efficiency of perovskite-based cells. These ferroelectric powders were used in dye-sensitized solar cell (DSSC) applications. In the DSSC, two FTO coated conductive glass cell contacts. One of these conductive glass surfaces was coated the first TiO2 and then with a doctor blade technique using a paste-like ferroelectric material powder (LaFeO3) using Triton X-100, while the other conductive glass surface was coated with Pt. These two surfaces are placed on top of each other with a 5 mm offset and clipped on both sides. Electrolyte (containing iodide/tri-iodide redox couple) is injected as the transfer medium between the two surfaces. With the solar simulator, the current-voltage values of the solar cell were obtained open-circuit voltage (Voc) is 0,3V, short circuit current (Isc) is 0.0000142A, Vmax is 0.2 V, Imax is 0.0078 mA, Fill Factor (FF) is 0.366197%, and their efficiency ((η-PCE) was calculated as 0.001114%. With this thesis, a successful ferroelectric photovoltaic cell has been obtained and it is aimed to be a guide for future studies.

Deniz Çoban Özkan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni Türk Ticaret Kanunu'na göre anonim ortaklıklar hukukunda azınlığın bilgi alma ve inceleme hakkı yoluyla korunması

Anonim ortaklıklar, ekonomik ve hukuki yaşamımızın önemli bir parçasıdır. Tüzel kişiliği haiz olan anonim ortaklıklar, toplum içinde sosyal bir organizma olarak serbestçe hukuki işlemler yapabilmektedir. Tüzel kişilerin faaliyetlerini sürdürebilmesi hem dış hem de iç ilişkide iletişim ile mümkündür. Çünkü tüzel kişiliklerde irade oluşumu iletişime bağlıdır. Bu nedenle, kanun koyucu, anonim ortaklıkların organizasyonuna büyük önem vermektedir. Örneğin, kanun koyucu, anonim ortaklıklarda zorunlu organları ve bu organlar arasındaki ilişkileri, önemli ölçüde ve doğrudan doğruya Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlemiştir. Organlar ve organ üyeleri arasındaki ilişki iletişim gerektirmektedir. Tüzel kişilerdeki iletişimin konusu daima "bilgi"dir. Anonim ortaklıklar, pay sahiplerinden oluşmaktadır. Pay sahipleri, yatırımlarını yönetmek ve ortak sıfatından kaynaklanan haklarını kullanmak için ortaklık hakkında bilgiye ihtiyaç duyarlar. Bu çalışma, Türk Ticaret Kanunu'nun özellikle pay sahiplerinin bilgilendirilmesine yönelik hükümlerini değerlendirmektedir. Çalışmanın ana hipotezi, yasada çeşitli hükümlerde yer almasına rağmen, anonim ortaklıklarda üç aşamadan oluşan bir bilgilendirme sisteminin var olduğu savunusudur. Bu nedenle, pay sahibinin bilgilendirilmesine yönelik tüm kurallar, aynı yasal zeminde ve söz konusu sistem gözetilerek, yorumlanmalıdır. Bunun için önce, söz konusu sistemin oluşturulmasının ardında yer alan ekonomik ve yasal gereklilikler ortaya konmaya çalışılmıştır. Daha sonra, bu genel esaslar temelinde, pay sahibinin talebe bağlı bilgilendirmeye yönelik haklarına ilişkin yasal hükümler sistemli bir şekilde incelenmiştir. Çalışmada aynı zamanda, pay sahiplerinin bilgi alma ve inceleme haklarını dava yoluyla kullanımı da değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yeni Türk Ticaret Kanunu, Anonim Ortaklıklar Hukuku, Bilgi Alma Hakkı, İnceleme Hakkı.

Anonim ortaklıklarAzınlık haklarıAzınlıklar+7
Direnç Akbay
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Ticari işletmede şube kavramı ve sonuçları

Günümüz ticaret hayatındaki işletmeler arası rekabet, işletme ağını daha geniş pazarlara taşıma ihtiyacı doğurur. Çünkü işletmelerin iktisadi açıdan büyüyüp gelişmesi, yeni pazarlara açılma ve müşterilerin çoğalmasıyla doğru orantılıdır. Ticari faaliyetlerini, geniş coğrafyalara ve farklı müşteri çevrelerine ulaştırmak isteyen tacirin, başvuracağı yolların başında şube açmak gelir. Bu ihtiyaç sonucu ortaya çıkan şubeler, bir merkeze bağlı olmakla birlikte dışa karşı üçüncü kişilerle kendi başına işlemler yapabilen ticari işletmenin asli birimleridir. Bu açıdan ticari işletmenin merkezi ile şubeleri, aynı ticari işletme organizasyonun fonksiyonel olarak farklı yerlerde faaliyet gösteren birimleridir. Nitekim merkez ve şubelerden oluşan ticari işletme organizasyonları, ortak işletme amacıyla bağlı ve aynı işletme konusunu yerine getiren birden fazla işletmeden müteşekkil bütünsel yapı olarak tanımlanabilir. Aynı gerçek veya tüzel kişiye ait bu işletme topluluğunda, merkez gibi şubelere de kanun koyucu önemi sebebiyle birtakım özel hüküm ve sonuçlar bağlamıştır. Ticari işletmede şube kavramı, Türk Ticaret Kanunu'nda tanımlanmamıştır. Bunun yerine uygulama alanı sınırlı bazı kanunlarda ve Ticaret Sicil Yönetmeliği'nde şube tanımı yapıldığı görülmektedir. Bu tanımlardan hangisinin esas alınacağı, hem uygulama hem de doktrinde farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu bakımdan şube kavramının, ne anlama geldiği ve hangi unsurları taşıması gerektiği önemli bir hukuki sorundur. Çünkü kanun koyucunun şube olmaya bağladığı hüküm ve sonuçlar, ancak şube niteliği taşıyan birimlere uygulanabilir. Ticari işletmede şube kavramı ve sonuçları adlı bu çalışmada, öncelikle ticari işletme organizasyonu tanıtılıp, bu bütünsel yapıda şube kavramının ne anlama geldiği ve esaslı unsurları tespit edilmiştir. Daha sonra şube kavramına özel hukukta bağlanan hüküm ve sonuçlar incelenip, şubeyle ilgili birtakım özel hususlar üzerinde durulmuştur.

Ticari işletmelerTürk Ticaret KanunuŞubeler
Ferhat Kayış
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Sermaye piyasası hukuku bakımından kripto varlıklar

Kripto varlık, kendine özgü bir teknoloji olan blokzincir aracılığıyla yaratılan ve kullanılan dijital verilerdir. Blokzincir, sistem kullanıcıları arasında bir aracıya gereksinim olmasızın, eşler arası işlemler gerçekleştirmeyi olanaklı kılar. Kripto varlık, her ne kadar öncelikle elektronik ödeme sistemlerine bir alternatif yaratmak amacıyla ortaya çıkmışsa da, teknolojik sistemin benzersiz doğası, kripto varlıkların birçok farklı amaçla da yaratılmasına olanak tanımıştır. Kripto varlıklar, bir girişimin projesinin fonlanması veya finansman ihtiyacının karşılanabilmesi amaçlarıyla yaratılıp, halka sunulmakta ve karşılığında katılımcılardan fon toplanmaktadır. Bu finansman metoduna kripto varlık ilk arzı adı verilmektedir. Kripto varlık ilk arzları ile katılımcılara sunulan kripto varlıklar, farklı niteliklere sahip olabilse de, bir kısmı menkul kıymetlerin sağladığı haklara benzerlik göstermektedir. Çıkarılan tüm kripto varlıklar, çevrimiçi platformlarda değişime konu olmakta, böylece, kripto varlıkların ikincil bir piyasası da oluşmaktadır. Bununla birlikte, çevrimiçi platformlar kripto varlıklara ilişkin aracılık ve saklama faaliyetleri ya da tavsiye hizmetleri sunabilmektedir. Kripto varlıkların ilk arzı ve kripto varlık hizmet sağlayıcıların yasal düzenlemeye kavuşturulması güncel bir hukuki sorundur. Kripto varlık ilk arzları bakımından, arz edilen kripto varlıkların hukuki niteliğinin belirlenerek, hangi durumlarda sermaye piyasası düzenlemeleri kapsamında kalabileceğinin değerlendirilmesi gerekir. Kripto varlık hizmet sağlayıcılar v bakımından ise, çevrimiçi platform ile kullanıcı arasındaki sözleşmenin hukuki niteliğinin belirlenmesi önem taşımaktadır. Bunun yanında, kripto varlık piyasası piyasa katılımcıları açısından bazı riskler barındırmaktadır. Bu piyasadaki risklerin belirlenmesi ve piyasanın sermaye piyasasının en önemli amaçlarından biri olan yatırımcının korunması ilkesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Anahtar Kelimeler: Kripto Varlık, Kripto Varlık İlk Arzı, Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcılar, Kripto Varlık Piyasası, Kripto Varlık Piyasasındaki Riskler

Kripto para birimiKripto varlıkRisk+4
Müge Çetin
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Karşılıksız çek keşide etmenin hukuki ve cezai sorumluluğu

Türk Hukukunda, karşılıksız çek keşide edilmesi durumuna hukuki ve cezai sorumluluk yüklenmiştir. Hukuki koruma, hem müracaat boçlularına hem de bankaya sorumluluk getirilerek sağlanmaya çalışılmıştır. Türk Ticaret Kanunu madde 810 ile madde 783' e göre, çekin karşılıksız kalması durumunda, yasa koyucu hamile ve çek bedelini ödeyen keşideci dışındaki diğer müracaat borçlularına, çekten kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla kendisine sorumlu olanlara karşı müracaat hakkı (başvuru hakkı) tanımıştır. Müracaat hakkının kullanılamaması veya çekin tahsil edilmemesi durumda ise hamilin, kambiyo senedine özgü sebepsiz zenginleşme davası açmak, taraf olması durumunda temel ilişkiye dayanabilmek ve karşılığın devri olmak üzere yararlanabileceği üç tür hukuki koruma getirilmiştir. Bankalara da, çekin karşılıksız çıkması durumunda her bir çek yaprağı için kanunî garanti miktarını hamile ödeme yükümlülüğü getirilmiştir. Aynı zamanda çekin karşılığı olmasına rağmen karşılığın ödememesi veya çek hesabı açılırken özen yükümlülüğünü yerine getirilmemesi halinde de hukuki sorumlulukları doğacaktır. Cezai Koruma ise, 6728 Sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile yapılan değişiklik sonucu, karşılıksız çek keşide edilmesi durumunda, keşide eden bakımından öncelikle adli para cezası, ödenmediği takdirde hürriyeti bağlayıcı ceza yaptırımına bağlanmak sureti ile sağlanmıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde, çek ve karşılıksız çek kavramı üzerinde durulacaktır. İkinci bölümde, karşılıksız çek keşide etme durumunda hukuki sorumluluğu, müracaat edenin hukuki sorumluluğu ve bankanın hukuki sorumluluğu başlıkları altında anlatılacaktır. Son bölümde ise, karşılıksız çek keşide etmenin cezai sorumluluğundan öncelikle yasa değişikliklerinden bahsedilerek, akabinde mevcut yasal düzenlemeye değinilecektir.

Cezai sorumlulukHukuki sorumlulukKarşılıksız çek+4
Alev Deniz Dursun
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anonim ortaklığın borca batıklık nedeniyle iflâsı ve iflâsın konkordato yoluyla önlenmesi

Anonim ortaklıklar, ülke ekonomisinde önemli yere sahiptir. Diğer ticaret ortaklıkları ile karşılaştırıldığında, daha geniş bir çevreyi ilgilendirmektedirler. Bu kadar geniş bir çevreyi etkileyen anonim ortaklığın, mali durumunun bozulması önemli sorunlara sebep olur. Borca batıklık durumu da sermaye kaybı gibi, anonim ortaklığın mali durumunun bozulması anlamına gelmektedir. Borca batıklık durumuna ilişkin temel düzenleme Türk Ticaret Kanunu'nun 376. maddesinde yer almaktadır. Bu çalışmada, anonim ortaklıkların borca batıklık durumunun tespit edilmesinin ve sonuçlarının hukuki yönleri ile açıklanarak değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, borca batıklık kavramı, borca batıklık durumunun benzer kavramlardan farklılığı, borca batıklık durumunun tespiti ile borca batıklık durumunun sonuçları incelenmeye başlanacaktır. Bununla birlikte birinci bölümde borca batıklık bildiriminin hukuki sonuçları incelenecektir. Bu çerçevede, ilk olarak borca batıklık durumuna bağlanan en ağır sonuç olarak iflâs durumu ele alınacaktır. ikinci olarak, iflâsın açılmasına yer olmadığı durumuna yer verilecektir. Borca batıklık durumunda konkordato müessesesi de düzenlenmiştir. Son olarak bu bölümde mülga iflâsın ertelenmesi ve konkordato müessesi de genel hatları ile açıklanmaya çalışılacaktır. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise, mülga iflâsın ertelenmesi kurumu ile iflâsın konkordato yoluyla önlenmesi karşılaştırmalı olarak incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Anonim ortaklıklarda borca batıklık, anonim ortaklık, borca batıklık, iflâs, konkordato, iflâsın ertelenmesi.

Anonim şirketlerBorçlarBorçlar hukuku+4
Munise Seray Göncü Döner
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anonim ortaklıkta genel kurulu toplantıya davet

Günümüzde sermaye ortaklıkları içerisinde uygulama alanı en geniş olan, ticaret yaşamında oldukça önemli bir yeri bulunan ve bu sebeple de en fazla yasal düzenlemeye ihtiyaç duyan ortaklık türü, anonim ortaklıktır. Genel kurul ise ortaklığın işleyişi hakkında pay sahiplerinin bilgi aldığı, ortaklıkla ilgili önem arz eden konuların görüşüldüğü, müzakere edildiği ve kararların alındığı zorunlu bir organdır. Bu durum ortaklığın işleyişi bakımından hayati önemi bulunan genel kurulun önemini artırmaktadır. Bu sebeple toplantılarının yapılması, toplantıların hazırlığı, pay sahiplerinin bu toplantılara davet edilerek tüm pay sahiplerinin yapılacak olan toplantılardan haberdar edilmesi ve bu sayede pay sahiplerinin en önemli haklarından biri olan genel kurul toplantılarına katılma haklarının etkin bir şekilde kullanmalarının sağlanması amaçlanmış, bu amaçla da genel kurulun toplantıya davet edilmesi konusunda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda oldukça ayrıntılı yasal düzenlemelere yer verilmiştir. Bu çalışmamızda anonim ortaklıkta organların tanımı yapıldıktan sonra bir organ olarak genel kurulun tanımı, özellikleri, yetkileri ve türleri incelenmiş, ardından yasal düzenlemeler çerçevesinde anonim ortaklıkta genel kurulu toplantıya davet yetkisi bulunan kişi ve organlar incelenmiş, son olarak genel kurulu toplantıya davet prosedürü, toplantı gündeminin belirlenmesi ve diğer davet hazırlıklarına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Anonim Ortaklık, Genel Kurul, Genel Kurul Toplantısı, Davet Prosedürü, Davet Yetkilileri.

Anonim ortaklıklarDavetGenel kurul+4
İclal Nihal Baraç
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin Rekabet Hukukundan kaynaklanan sorumluluğu

Bu çalışmada anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin Rekabet Hukukundan kaynaklanan sorumluluğu incelenmiştir. Anonim şirket kural olarak yönetim kurulu tarafından alınan kararlar ile faaliyetini sürdürür. Anonim şirkette yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan kişiler birtakım haklara sahip oldukları gibi yükümlülük altına da girerler. Yönetim kurulu üyeleri kanunda kendileri için getirilen yükümlülüklerini ihlal ettikleri takdirde halinde yönetim kurulu üyelerinin hukuki ve cezai sorumluluğuna gidilir. Anonim şirket yönetim kurulunun hukuki sorumluluk sebepleri ve sorumluluğun şartları Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Yönetim kuruluna yaptırım uygulanabilecek düzenlemeler Türk Ticaret Kanunu'nda düzenleniyor olmakla birlikte, yönetim kurulu üyelerine yaptırım uygulanmasına imkan veren düzenlemeler mevcuttur. Bu düzenlemelerden biri de Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'da yer almaktadır. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 16'ıncı maddesinde hem teşebbüs yahut teşebbüs birliklerine hem de teşebbüs ve teşebbüs birliğinin yönetici yahut çalışanına yaptırım uygulanmasına imkan veren düzenleme yer almaktadır. Söz konusu düzenleme uyarınca, , anonim şirket rekabeti sınırlayıcı anlaşma, uyumlu eylem ve kararlar, hakim durumun kötüye kullanılması yahut birleşme veya devralma sebebi ile idari para cezasına hükmedilmesi mümkündür. Maddede aynı zamanda Rekabet Kanunu'nun 16'ıncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince teşebbüs veya teşebbüs birliklerine üçüncü fıkrada belirtilen idarî para cezaları verilmesi halinde, ihlalde belirleyici etkisi saptanan teşebbüs veya teşebbüs birliği yöneticilerine ya da çalışanlarına teşebbüs veya teşebbüs birliğine verilen cezanın yüzde beşine kadar idarî para cezası verilebileceğine ilişkin düzenleme yer almaktadır. Çalışmanın birinci kısmında genel olarak Rekabet Hukukuna değinilecektir. İkinci kısmında ise Rekabet Kanunu'nun 16'ıncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca teşebbüs ve teşebbüs birliklerine uygulanacak yaptırımın şartları ve yaptırımın uygulanması usulü incelenecektir. Çalışmanın son kısmında ise anonim şirket yönetici ve çalışanlarına uygulanacak yaptırımın koşulları ile yaptırımın uygulanması usulü ayrıntılı olacak incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Anonim Şirket, Yönetim Kurulu, Rekabet Hukuku, Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu, Ticaret Hukuku, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun.

Anonim şirketlerRekabet hukukuSorumluluk+2
Seda Seyman
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Adi ortaklıkta çıkma ve çıkarılma

Adi ortaklıkta çıkma ve çıkarılma ilk kez 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile pozitif hukukumuza kazandırılmıştır. Çıkma, bir ortağın tek taraflı ve diğer ortaklara varması gerekli bir irade beyanı ile ortaklıktan ayrılması şeklinde tanımlanabilir. Çıkma hakkı, diğer bir anlatımla, bir ortağın ortaklıktan kendi isteğiyle ayrılmasıdır. Çıkarma ise, ortağın kendi rızası ve isteği olmaksızın diğer ortaklar tarafından ortaklıktan uzaklaştırılması şeklinde tanımlanabilir. Her ikisi de ayrılma üst kavramının kapsamı içine girerler. Türk Borçlar Kanunu'nun sistemine göre, ortaklıktan çıkmak veya çıkarılmak için TBK m. 633'de sayılan sebeplerin gerçekleşmiş olması gerekir. Maddede belirtilen sebepler sınırlayıcı bir surette kaleme alınmadığından, çıkma ve çıkarma sebeplerinin ortaklık sözleşmesiyle genişletilmesi veya daraltılması olanaklıdır. Kanun koyucunun çıkma ve çıkarma sebeplerini düzenlerken İsviçre hukukundan yararlandığı (OR Art. 545) göze çarpmaktadır. Buna karşılık çıkma ve çıkarmanın hukuki sonuçları açısından ise Alman sisteminin (BGB 738- 740) esas alındığı görülmektedir. Çalışmamızın birinci bölümünde, ortaklık sıfatı, çıkma hakkı, çıkarma hakkına değinilmiştir. Bu bağlamda; haklı sebeple çıkma hakkına ve iki kişilik adi ortaklıkta çıkma- çıkarma haklarının gösterdiği özelliğe işaret edilmiştir. İkinci bölüm çıkma ve çıkarma nedenlerine, haklı sebeple çıkarmaya ve çıkma çıkarma prosedürüne ayrılmıştır. Haklı sebeple çıkarma kısmında, Alman hukuk öğretisinin zenginliğini ortaya koyması itibariyle, haklı sebep olmaksızın çıkarma sorunsalına yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise çıkma ve çıkarılmanın hukuki sonuçları, özellikle; ortaklık sıfatının yitirilmesi, ayrılma payı, ayrılan ortağın tamamlanmamış işlerin sonucuna katılma hakkı, bilgi alma hakkı ile borçlardan kurtarılma talebi, ayrılan ortağın açığı kapama yükümü, ayrılan ortağa sözleşme ile yüklenen yükümlülükler ve ayrılan ortağın hukuki sorumluluğu konularının üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ortaklık Sıfatı, Ayrılma, Çıkma, Çıkarılma, Haklı Sebep, Ayrılma Payı

Adi şirketHaklı nedenKanunlar 6098 sayılı+6
Emre Türkmen
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Marka hukukunda önceye dayalı haklar

Bu tez çalışmamızda, marka hukukunda özellikle uygulamada sıkça karşılaştığımız ve mevzuatta açık hükümler bulunmayan, her somut olaya göre farklı kararlar verilebilen ve yer yer doktrinde dahi görüş birliği bulunmayan marka hukukunda öncelik hakkı incelenmiştir. Tez çalışması hazırlanma süresinde iken, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu kabul edildiğinden dolayı; tez içeriğindeki açıklamalar genel olarak 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu çerçevesinde değerlendirilmeye, getirilen yenilikler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Marka hakkının elde edilmesi, "tescil yoluyla" ya da "kullanım yoluyla - gerçek hak sahipliği ile" mümkün olmaktadır. Marka hakkı iki farklı şekilde de elde edilebildiğinden dolayı, aynı marka üzerinde iki farklı yönden "hak" sahibi olan gerçek ya da tüzel kişiler arasında çoğu zaman uyuşmazlıklar çıkmaktadır. Tezimizin çıkış noktası olan konu, bu tür uyuşmazlıklarda "marka hakkı sahibinin" hangi kriterlere göre tespit edileceğidir. Uygulamada eskiye dayalı olarak ticaret unvanları, işletme adları, internet alan adları gibi tanıtma vasıtalarını ya da tescilsiz işaretleri kullanan kişilerle daha sonradan bu ibareleri marka olarak tescil ettiren kişiler arasında, haksız rekabet ile marka hakkına tecavüz davaları doğmaktadır. Ayrıca, tescilsiz işaretlerin yabancı bir ülkede tescilli işaretler karşısındaki hukuki durumu da birçok uyuşmazlığı ortaya çıkarmıştır. Bu uyuşmazlıklarda sicile tescil ile korunan marka hakkı sahibinin mi yoksa hakkaniyet gereği eski tarihlerden beri bu ibareleri kullanan kişilerin mi korunması gerektiği, bu korumanın kötü niyet çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği doktrinde ve Yargıtay kararlarında çözüme kavuşturulmaya çalışılmaktadır. Çalışmamızın ilk bölümünde, marka hukukunda tescil ilkesi ve gerçek hak sahipliği ilkesi, marka hukukunda eskiye dayalı öncelik hakkının sınırları, markanın tescille korunması ilkesi ile gerçek hak sahipliği ilkesinin çatışması ve aralarındaki ilişki, gerçek hak sahipliğinin hakları açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde marka hukukunda tescil ilkesinin istisnasını oluşturan tescilsiz işaretlerin tanınmış marka, rüçhan hakkı, kullanım sonucu ayırt edicilik, önceye dayalı kullanım ve başkasının telif ya da sınai mülkiyet hakkı sınırları çerçevesinde ne derece korunduğu Türk mevzuatı ve uluslararası mevzuat hükümleri ile irdelenmiştir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise tescilli bir marka ile tescilli bir ticaret unvanı / işletme adı / alan adı / coğrafi işaret ya da Paris Sözleşmesi'ne üye ülkelerde tescilli markalar arasındaki tarihsel öncelikler işlenmiştir. Burada, tarih olarak önce tescil olan tarafa başka bir koşula bakmaksızın hak bahşedilip bahşedilmeyeceği tartışılmış; bu tartışma aynı zamanda ticaret unvanı / işletme adı / alan adı / coğrafi işareti kullanan tarafın bu haklarını "markasal" olarak kullanıp kullanmadığı, hakkaniyet çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılmıştır. Son olarak, tezimizin esas konusu olan gerçek hak sahipliğinin, ileri sürülemeyeceği durum olan sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesi kavramı ve şartları doktrin görüşleri, ulusal ve uluslararası içtihatları örnek verilerek incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Marka, Gerçek Hak Sahipliği, Öncelik, Eskiye Dayalı Kullanım, Ticaret Unvanı, İşletme Adı, Tescilsiz Marka

Kanunlar 6769 sayılıMarka hakkıMarka hukuku+2
Selin Şenel
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası tahkim ve uluslararası tahkimde üçüncü kişi finansmanı

Uluslararası tahkim, günümüzde uluslararası uyuşmazlık çözümünde en popüler çözüm yollarının başında gelmektedir. Artık, neredeyse bütün uluslararası sözleşmelerin vazgeçilmez bir maddesi haline gelen "Tahkim şartı" ileride doğması muhtemel bir uyuşmazlıkta tarafların haklarını devlet mahkemelerinde değil, özel ve devletlerden bağımsız bir kurum olan,ve tarafların hakimiyetinin devlet yargısından çok daha fazla olduğu, tahkim yoluyla çözümleneceği anlamına gelmektedir. Uluslararası tahkim bu derece popüler hale gelip yaygınlaşırken, tahkim yargılamasına dair belirsizlikler ve problemler de güncellenmekte, eski bazı sorunlar ortadan kalkarken, yeni kurumlar da belirmektedir. Uluslararası terminolojide Third-party Funding olarak adlandırılan, dilimize Üçüncü Kişi Fonlaması olarak çevirebileceğimiz yeni bir kurum, tahkim konferanslarında son zamanların en hararetle tartışılan popüler bir konusu haline gelmiştir. Temel olarak, taraflardan en az birinin tahkim yoluna başvuracak maddi imkandan mahrum olması durumunda, tahkim masraflarının tarafın bulacağı bir fon aracılığıyla karşılandığı kuruma verilen bu isim adalete erişimi kolaylaştırırken, hukuki bir çok problemi de beraberinde getirmiştir. Bu tez, üç bölüme ayrılmaktadır. Tezin ilk bölümünde uluslararası tahkimin bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak temel ilkelerinin ve kaynaklarının neler olduğu anlatılacak, tahkimin gelişiminin daha iyi anlaşılması için kısa bir tarihçesinden ve gelişiminden bahsedilecektir. İkinci bölüm üçüncü kişi fonlamasında dünyadaki gelişmeleri incelemekte, İngiltere ve diğer önemli tahkim merkezlerinde bu konu hakkında verilen önemli yargı kararlarını değerlendirerek, üçüncü kişi fonlamasında ülkelerin ve mahkemelerin hangi safta yer aldığını açıklamaktadır. Üçüncü bölümde de piyasanın temel oyuncuları, en önemli fon şirketleri ve onların konumu incelenecektir. Merkezleri genelde Londra'da olan bu şirketler bünyelerindeki hukuki departmanlar aracılığıyla fon isteklerini incelemekte, tarafın davayı kazanma ve kaybetme olasılıklarına göre fonlamayı kabul veya reddetmektedirler. Bu bölümde fonlama süreci hakkında okuyucunun kafasında, fon teklifinin gelmesinden fonlama kabul veya red edilinceye kadar ne gibi süreçler olduğu hakkında fikir oluşturulması amaçlanmaktadır.

FinansmanMilletlerarası Tahkim KanunuTahkim+2
Can Eken
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Kartlı ödeme sistemlerinde kartın kötüye kullanılmasından kaynaklanan sorumluluk

Bu çalışmada kartın kötüye kullanılmasından kaynaklanan sorumluluk bahsi özel hukuk boyutuyla incelenmektedir. Çalışmanın teknik bir konu olması nedeniyle ilk etapta kartlı sistemler hakkında genel bilgiler ele alınmış, ardından kötüye kullanım rizikosunun taraflar arasında nasıl paylaştırılacağı hususu, kart kuruluşu ile kart hamili ve kart kuruluşu ile üye işyeri arasında olmak üzere ikili ilişkiler özelinde açıklanmaya çalışılmıştır. Kartın kötüye kullanılmasından kaynaklanan sorumluluk bahsinde, hazırlar arası işlemlerdeki temel paradigma, yani prensip olarak kötüye kullanımdan kart kuruluşunu sorumlu tutma eğilimi, çalışmamızda da kabul görmüş; hatta kanun koyucuya rağmen bir adım daha ileri gidilerek bu paradigmanın mesafeli işlemler bakımından da kabul edilme gerekliliği üzerinde durulmuştur. Hazırlar arası işlemler ile mesafeli işlemlerde kural olarak kart kuruluşu sorumlu tutulmakla birlikte, kötüye kullanımda kart hamilinin veya üye işyerinin de katkısının bulunması halinde onların da rizikoya katılmaları, hatta bazı durumlarda tamamen katlanmaları gerekir. Çalışmada üye işyerleri ile kart hamillerini hangi hallerde ve ne ölçüde sorumlu tutmak gerektiği hususu, cari mevzuat ve uygulamada karşılaşılan örnekler üzerinden açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. İkili ilişkiler özelinde yapılan analizlerde, özellikle kart hamilinin sınırlı sorumluluğunu düzenleyen 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu m. 12'de kıstas olarak aranan 24 saatlik süre koşulu ile mesafeli işlemlerde hamilin sorumsuzluğunu öngören BKKKK m. 15/III kuralı eleştiri konusu olmuştur.

Banka kartıHukuki sorumlulukKredi kartları+2
Alper Özboyacı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Other supervisors