Theses supervised by Prof. Dr. Ali Said Durmuş

10 theses · Fırat University

Master'sOpen AccessTR

Oktil-siyanoakrilat ve fibrin yapıştırıcıların ensizyonel yara iyileşmesi üzerindeki etkileri

Yapılan bu çalışmada ipek iplik, oktil siyanoakrilat ve fibrin yapıştırıcıların ensizyonel yara iyileşmesi üzerine olan etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada toplam 36 adet 2-3 aylık (250-300 gr) dişi Wistar albino rat kullanıldı. Ratlar rastgele 3 ana gruba ayrıldı (n=12). Genel anestezi altında gerçekleştirilen olan bu çalışmada ratların sırt bölgesinde, bel omurları çizgisinin her iki yanında, iki adet 3 cm uzunluğunda, birbirine paralel, longitudinal tam katlı ensizyonel deri yaraları oluşturuldu. Aynı işlemler bütün ratlarda gerçekleştirilerek, her ratta 2 adet olmak üzere toplam 72 adet ensizyonel deri yarası elde edildi. Birinci gruptaki ratlardaki deri ensizyonları 3/0 ipek iplikle basit ayrı dikiş uygulanarak kapatıldı. İkinci gruptaki ratlarda oluşturulan deri ensizyonları fibrin yapıştırıcı (FA) ile, üçüncü gruptaki ratlarda oluşturulan deri ensizyonları ise oktil-siyanoakrilat (OCA) ile kapatıldı. Operasyondan sonra, makroskobik olarak yaralardaki yangısal değişiklikler, enfeksiyon şekillenmesi ve yara açılması gibi komplikasyonların yanı sıra skar oluşumu değerlendirilerek kayıt altına alındı. Operasyondan sonra 3, 7, 14 ve 21. günlerde her gruptan 3'er adet rat ötenazi edilerek ve yara bölgelerinden sağlam deri kısımlarını da içeren deri örnekleri (her bir gruptan 6'şar adet) alındı. Alınan deri örnekleri iki parçaya ayrılarak bir parçası histolojik muayeneler için, diğer parçası ise yara gerilim direncinin ölçülmesi için kullanıldı. Yara kopma kuvvetlerinin ölçümleri sonucunda elde edilen veriler sadece 7. günde FA grubunda anlamlı bir artış olduğunu gösterdi (P<0.01). Histolojik bulgular ensizyonel yaraların iyileşmesinde en iyi sonucun OCA uygulanan grupta elde edildiğini gösterdi. Sonuç olarak, ensizyonel deri yaralarının kapatılmasında OCA doku yapıştırıcısının güvenli bir şekilde kullanılabileceği kanısına varıldı.

Fibrin doku yapıştırıcılarıSiyano akrilatlarYara iyileşmesi
Abdulaziz Gündüz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Siirt ve yöresindeki koyun ve keçilerde görülen göz hastalıklarının prevalansı

Bu araştırmada Siirt ve yöresindeki koyun ve keçilerde görülen göz hastalıkları prevalans bakımından araştırılarak hayvancılık sektöründeki önemi ve ekonomik etkilerinin ortaya konulması hedeflendi. Çalışmada 15.863 koyun ve 15.021 keçi kullanıldı. Koyunların 228'inde 12, keçilerin ise 48'inde 7 farklı göz hastalığı tespit edildi. Bu çalışmada Siirt ve yöresinde koyun olarak Hamdani melezi ve keçi olarak ise Kıl keçisi melezi hakim olduğu için ırk ayrımına gidilmedi. Göz hastalıklı verilerden koyunlarda 57'inde (%24.99) cornea hastalıkları, 41'inde (%17.98) sklerit, 38'inde (%16.66) epifora, 26'ında (%11.46) göz kapakları problemleri, 19'unda (%8.33) infeksiyöz keratoconjunctivitis (IKC-pink eye), 18'inde (%7.89) lökoma, 12'sinde (%5.26) mikroftalmi, 6'ında (%2.63) amaourosis, 4'ünde (%1.75) mantar, 4'ünde (%1.75) anemi, 2'inde (%0.87) chemozis ve 1'inde (%0.43) pterygium saptandı. Keçilerde ise 12 'inde (%24.99) cornea hastalıkları, 11'inde (%22.91) sklerit, 8'inde (%16.66) göz kapağı problemleri, 6'ında (%12.5) IKC-pink eye, 6'ında (%12.5) mikroftalmi, 4'ünde (%8.33) mantar ve 1'inde (%2.11) anemi saptandı. Sonuç olarak bu araştırmada toplanan verilerden yola çıkarak koyun ve keçilerde göz hastalıklarının Siirt ve yöresinde yaygın olduğu ve keratit, sklerit ve IKC-pink eye gibi hastalıkların önemli ekonomik kayıplara neden olduğu saptandı.

Göz hastalıklarıKeçilerKoyunlar+3
Recep Işık
Fırat University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gaziantep ve yöresinde gözlenen sığır ayak hastalıklarının insidansı ve tedavileri üzerine gözlemler

Ayak hastalıkları ve deforme olmuş tırnaklar sığır yetiştiriciliği ve ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Bu çalışma Gaziantep ve yöresindeki sığırlarda gözlenen ayak hastalıklarının insidansını belirlemek ve tedavi sonuçlarının ortaya konulması amacıyla yapıldı. Çalışmanın materyalini 1912 adet sığır oluşturdu. Bu sığırların 1818 adedi (%95.09) dişi, 94 adedi (%4.91) ise erkekti. Bu çalışmadaki sığırların 1042'sinin (%54.50) holştayn, 649'unun (%33.94) simental, 143'ünün (%7.48) montofon, 56'sının (%2.93) yerli, 22'sinin (%1.15) melez olduğu gözlendi. Ayak hastalığı bulunan 213 adet sığırın %13.43'ünün holştayn, %8.93'ünün simental, %7.69'unun montofon, %5.35'inin yerli ve %4.54'ünün melez olduğu tespit edildi. Bu hastalıklar en çok üç yaşında gözlendi (%25.35). En çok (29 olgu, %13.62) interdigital hiperplazi, en az görülen ayak hastalığı ise ökçe ve taban eziği (4 olgu, %1.88) olduğu tespit edildi. Bu çalışmada 123 (%52.34) sivri tırnak, 43 (%18.30) burulmuş tırnak, 36 (%15.32) yayvan ve geniş tırnak, 14 (%5.96) makas tırnak, 11 (%4.68) ayrık tırnak ve 8 (%3.40) küt tırnak gözlendi. Tırnak deformasyonlarının, ayak lezyonlarının oluşumunda etkili olduğu saptandı. Ayak lezyonlarının %42.22'sinin tırnakta yer alan deformasyonlardan kaynaklandığı tespit edildi. Sonuç olarak, Gaziantep ve yöresinde gözlenen sığır ayak hastalıklarının yıllık insidansı 2014-2015 yılları arasında %11.14 olarak tespit edilmiştir. Sığır yetiştiricileri ayak bakımının sebepleri, sonuçları ve ayak hastalıkları oluşumu üzerindeki önemi hakkında bilgilendirilmiştir.

Ayak hastalıklarıGaziantepHayvan hastalıkları+4
Esat Keskin
Fırat University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel kemik defektlerinin iyileşmesi üzerinde biyoaktif cam ile mineralize ve demineralize kemik matriksinin etkilerinin incelenmesi

Kemik defektlerinin onarımında otojen, allojen kemik greft materyalleri ve alloplastik materyaller geçmişten günümüze kullanılmıştır. Kemik defektlerinin onarımı üzerine araştırmalar günümüzde halen devam etmektedir. Bu çalışmada tavşanlarda deneysel kemik defektlerinin iyileşmesi üzerinde biyoaktif cam, mineralize kemik matriksi (MBM) ve demineralize kemik matriksi (DBM)'nin etkilerinin incelenmesi ve klinik, radyolojik ve histolojik bulguların karşılaştırılması sonucunda en iyi greft materyalinin hangisi olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 14 adet 4-5 aylık erkek Yeni Zelanda tavşanı kullanıldı. Tavşanlar rastgele, 30 ve 60 günlük postoperatif takipleri yapılmak üzere 7'şer adetlik 2 gruba ayrıldı. Genel anestezi altında, tavşanların her iki tibiasının proksimal metafizine yakın mesafede ikişer adet olmak üzere her tavşanda dört adet tibial defekt oluşturuldu. Oluşturulan 56 adet defektten 14 adedi boş bırakılarak kontrol grubu olarak değerlendirildi. Geriye kalan defektler her bir grupta 14 adet olmak üzere sırasıyla biyoaktif cam, MBM ve DBM ile dolduruldular. Böylece, her tavşanda tüm greft grupları oluşturuldu. Klinik ve radyolojik muayeneler operasyondan hemen sonra, 15, 30, 45 ve 60. günlerde gerçekleştirildi. Postoperatif 30. ve 60. günlerde tavşanlar sakrifiye edildikten sonra greft uygulanan bölgeleri içeren kemik bölümü alınarak histolojik kontrolleri gerçekleştirildi. Radyolojik ve histolojik muayeneler sonucunda biyoaktif cam grubundaki kemik iyileşmesinin diğer gruplara göre daha iyi olduğu belirlendi. Sonuç olarak, biyoaktif camın erken dönem kemik iyileşmesini önemli miktarda artırdığı ve iyi bir kemik greft materyali olarak rahatlıkla kullanılabileceği kanısına varılmıştır. Çalışma sonuçlarının kemik grefti kullanımının zorunlu olduğu klinik olgularda greft materyali seçiminde kolaylık sağlayacağı, kısa sürede daha iyi iyileşmenin elde edilmesi ile hasta refahına katkıda bulunacağı düşünülmektedir.

Biyoaktif camlarDemineralizasyonKemik defektleri+4
Dicle Fırat Öztopalan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Tavşanlarda deneysel olarak oluşturulan kemik defektlerinin iyileşmesi üzerinde değişik greft materyalleri ve trombositten zengin fibrin'in etkilerinin incelenmesi

Kritik boyuttaki kemik defektlerinde iyileşmeyi sağlamak için greft kullanılması zorunluluğu bilinmektedir. Bu amaçla kullanılan birçok kemik greft materyali bulunmaktadır. Bu çalışmada, deneysel olarak oluşturulan kemik defektlerinde iyileşmeyi hızlandırmak için kullanılan doğal koral, hidroksiapatit (HA), trikalsiyum fosfat (TCP) ve trombositten zengin fibrin (TZF) uygulamasının kemik iyileşmesi üzerine etkilerinin araştırılması ve elde edilen bulguların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 24 adet Yeni Zellanda tavşanı kullanıldı. Tavşanların her iki tibiasının proksimal metafizine yakın mesafede ikişer adet olmak üzere her tavşanda dört adet tibial defekt oluşturuldu. Oluşturulan 96 adet defektin on iki adedi boş bırakılarak kontrol grubu olarak değerlendirildi. Geriye kalan defektler her birinden on iki adet olmak üzere koral, HA, TCP, TZF, koral+TZF, HA+TZF ve TCP+TZF ile dolduruldu. Operasyondan hemen sonra, 15, 30, 45 ve 60. günlerde klinik ve radyografik muayeneler gerçekleştirildi. Postoperatif 30. ve 60. günlerde ise her bir gruptan altı adet defekt bulunacak şekilde tavşanlar sakrifiye edilerek histopatolojik muayeneleri gerçekleştirildi. Radyolojik ve histolojik muayeneler sonucunda TZF kullanılan defektlerdeki kemik iyileşmesinin daha iyi olduğu belirlendi. Sonuç olarak, TZF'nin erken dönem kemik iyileşmesini önemli miktarda artırdığı, iyi bir greft materyali olarak rahatlıkla kullanılabileceği kanısına varılmıştır.

HidroksiapatitlerKemik defektleriKemik nakli+7
Havva Nur Can
Fırat University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Aloe vera ve nigella sativa'nın yanık iyileşmesi üzerine etkileri

Ratlarda deneysel deri yanıklarında Aloe vera (AV) ve Nigella sativa'nın (NS) yanık iyileşmesi üzerine olan etkilerinin belirlenmesi amacıyla yapılan bu çalışmada 36 adet rat kullanıldı. Ratlar her grupta 12 adet rat olacak şekilde ve kontrol (K), AV ve NS grupları olmak üzere 3 ana gruba ayrıldı. Her bir ana grup ise kendi içerisinde 7 ve 14 günlük postoperatif takipleri yapılmak üzere 6'şar adetlik 2 alt gruba ayrıldı. Ratların dorsal torasik bölgesi üzerinde 1.5 cm çapında tam katlı 2. derece termal deri yanığı oluşturuldu. 36 yanık bölgesini ince bir tabaka halinde kaplayacak şekilde 12 yanığa cold krem (kontrol), 12 yanığa AV ve kalan 12 yanığa ise NS topikal olarak günde iki kez uygulandı. Yanık oluşturulduktan hemen sonra, 4, 7, 10 ve 14. günlerde yanık ve epitelizasyon bölgeleri ölçüldü. Operasyondan sonra 7 ve 14. günlerde her üç gruptan da 6'şar adet rat ötenazi edildi. Biyokimyasal incelemeler için kan ve deri dokuları, histopatolojik muayeneler için deri örnekleri alındı. Makroskopik muayenelerde 4, 7 ve 10. günlerde AV grubundaki iyileşmenin diğer gruplardan daha iyi olduğu, 14. günde ise AV ve NS gruplarındaki iyileşmenin kontrol grubundan daha iyi olduğu gözlendi (p<0,0001). Çalışmada malondialdehid (MDA) ve redükte glutatyon (GSH) düzeyleri, katalaz (KAT), glutatyon peroksidaz (GSH-Px), glutatyon-S-transferaz (GST), süperoksit dismutaz (SOD) aktiviteleri tespit edildi. Kan dokuda 7. ve 14. günlerde kontrol grubu ile kıyaslandığında NS ve AV uygulanan gruplarda SOD dışındaki diğer antioksidan parametrelerde istatistiki olarak belirgin değişiklikler gözlendi (p<0,05 ve p<0,001). Deri dokusunda ise 7. ve 14. günde NS ve AV uygulanan gruplarda belirlenen tüm parametrelerde kontrol grubuna göre istatistiki olarak belirgin değişiklikler gözlendi (p<0,001). Histopatolojik muayenelerde gruplar arasında 7. ve 14. günlerde nekroz, Mn hücre infiltrasyonu, ödem, epitelizasyon şekillenmesi, granülasyon dokusu açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edildi. Kontrol grubunda 7. günde şiddetli düzeyde nekroz gözlenirken 7 ve 14. günlerde şiddetli düzeyde mononükleer hücre infiltrasyonu belirlendi. Ödem 7. günde AV ve NS gruplarında şiddetli olarak tespit edildi. Epitelizasyon kontrol grubu ratlarda henüz tam olarak şekillenmemiş iken, NS grubunda 7. günde orta düzeyde, AV grubunda ileri düzeydeydi. 14. günde ise AV ve NS grubunda epitelizasyon tam olarak oluşmuştu. Granülasyon dokusu oluşumunun AV grubunda ileri düzeyde olduğu belirlendi. Klinik, biyokimyasal ve histolojik bulgular, AV'nin NS'ye göre daha fazla antioksidan özelliğe sahip olduğunu ve AV'nin nekroz oluşumunu önlemede ve epitelizasyon üzerindeki olumlu etkileri ile deri yanıklarının iyileşmesini artırdığını göstermiştir. Sonuç olarak, bu çalışmada elde edilen bulgular, AV ve NS'nın termal deri yanıklarının tedavisinde güvenli bir şekilde uygulanabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Aloe vera, Nigella sativa, yanık, rat

Şeyda Hilal Kaya
Fırat University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Tavşanlarda deneysel sinir hasarının iyileşmesi üzerinde trombositten zengin fibrin'in etkisi

Bu çalışma sinir hasarlarının tedavisinde otojen trombositten zengin fibrin'in (TZF) etkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmada 28 adet 5-6 aylık erkek Yeni Zelanda tavşanı kullanıldı. Tavşanlar rastgele kontrol ve tedavi grubu olmak üzere iki ana gruba ayrıldı. Tedavi grubundaki tavşanlardan operasyondan önce 8 ml kan alınıp 400 g'de 10 dakika santrifüj işlemi yapılarak TZF hazırlandı. Genel anestezi altında ön bacağın medial yüzü üzerinde articulatio humeri ekleminin distalinden articulatio cubiti ekleminin distaline kadar deri ensizyonu yapıldı. Fasialar kesilip, kaslar ekarte edilerek pleksus brachialis'in kök kısmı ortaya çıkarıldı. Tüm tavşanlarda n. radialis ve n. ulnaris'e anevrizma klempleri ile 90 saniyelik bir basınç uygulanarak sinir hasarı oluşturuldu. Kontrol grubunda anevrizma klempleri çıkartıldıktan sonra herhangi bir işlem yapılmadan operasyon bölgesi kapatıldı. Tedavi (TZF) grubundaki tavşanlarda ise anevrizma klempleri çıkarıldıktan sonra hasarlı sinir bölgeleri operasyondan hemen önce hazırlanmış olan otojen TZF ile örtüldü. Operasyon bölgesi rutin cerrahi kurallara uygun şekilde kapatıldı. Postoperatif olarak 14 tavşan 30 gün, 14 tavşan ise 60 gün boyunca takip edildi. Tavşanlar haftalık olarak klinik muayeneye tabii tutuldu. Hayvanlarda, ayağın çekilmesine verilen tepki, derin ağrı duyusuna verilen tepki ve kavrama hareketlerinden oluşan klinik muayene bulgularına bakıldı. Operasyondan önce, operasyondan hemen sonra, 30. ve 60. günlerde elektromiyografi uygulaması yapıldı. Her bir gruptan 7'şer adet tavşan 30. günde, kalan 7'şer adet tavşan ise 60. günde sakrifiye edildi. Histopatolojik kontroller için hasar oluşturulan sinir dokuyla beraber proksimal ve distalindeki sağlam sinir dokusu da alındı. Tüm gruplarda gözlenen değişimler klinik, elektromiyografik ve mikroskobik olarak incelendikten sonra elde edilen verilerin istatistiksel değerlendirmeleri gerçekleştirildi. Klinik bulgularda; TZF grupları ile kontrol grupları arasında anlamlı farklılık gözlendi. EMG bulgularında; ilk amplitüd/son amplitüd değerlerinin karşılaştırılması yapıldığında referans değerlerinde anlamlı bir farklılık bulunmazken, 30 günlük gruplar (kontrol/TZF) ve 60 günlük gruplarda (kontrol/TZF) anlamlı farklılık tespit edildi. Histopatolojik bulgularda; kontrol gruplarına göre, TZF gruplarında dejeneratif değişikliklere daha az rastlanırken rejeneratif değişikliklere daha fazla rastlandı. Klinik, EMG ve histopatolojik bulgular deneysel sinir hasarlarında TZF'nin iyileşmeye olumlu katkısını göstermektedir (p<0.05). Sonuç olarak; TZF'nin doku uyumlu oluşu, enflamasyonu ve enfeksiyonu baskılaması, vaskülarizasyonu ve iyileşmeyi hızlandırması özellikleri nedeniyle sinir hasarlarının onarımında kullanılabileceği kanaatine varıldı.

Hayvan deneyleriPeriferik sinir hasarlarıSinir iyileşmesi+3
Merve Karabulut
Fırat University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kedi ve köpeklerde göz hastalıklarının değerlendirilmesi

KEDİ VE KÖPEKLERDE GÖZ HASTALIKLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Dünyada beslenen evcil hayvan sayısındaki artış, veteriner hekimlerin de kedi ve köpeklerde göz hastalıklarıyla daha sık karşılaşmasına neden olmuştur. Kedi ve köpeklerde yaygın olarak görülen göz hastalıkları genellikle enfeksiyon etkenlerine ve travmalara bağlı olarak şekillenebilmektedir. Planlanan bu çalışmada kedi ve köpeklerde gözlenen göz hastalıklarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın materyalini Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi Cerrahi Kliniği ve Gaziantep ili serbest veteriner hekimlerinin kliniklerine getirilen göz hastalıklarına sahip olan 107 adet farklı yaş, ırk ve cinsiyetteki kedi ile 92 adet farklı yaş, ırk ve cinsiyetteki köpekler oluşturmuştur. Hasta hayvanların ırkı, yaşı ve cinsiyeti ve anamnez bilgileri, şikayetlerin ne zaman başladığı, hastalığın oluş şekli ve gerçekleşme zamanı tespit edilerek kayıt altına alınmıştır. Göz muayeneleri gerçekleştirilen olguların saptanan anormal oluşumlarının fotoğrafları alınmıştır. Hasta hayvanlarda uygun tedavi yöntemleri gerçekleştirilerek takiplerine iyileşme sağlanıncaya kadar devam edilmiştir. Bulgular en çok karşılaşılan olguların konjunktivitis olmakla birlikte diğer hastalıklar göz hastalıklarını ise blefaritis, entropion, thelazia, trişiazis, symblepharon, harder bezi prolapsusu, keratitis, kornea ülseri, keratokonjunktivitis sicca, kist dermoid, strabismus ve yabancı cisim oluşturmuştur. Çalışmadan elde edilen bulgular alınan iyi bir anemnez, yapılan detaylı muayene ve konulan doğru teşhis sonucunda uygulanan tedavi, dış etkenlere çok açık ve hassas olan göz organının tedavisinin olumlu sonuçlanacağının mümkün olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Göz hastalığı, kedi, köpek

Sena Bozkurt
Fırat University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kedilerde dış kulakyolu hastalıkları üzerine gözlemler

Bu çalışma kedilerde dış kulak yolu hastalıklarının değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma materyalini Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi ve İstanbul ili serbest veteriner hekimlerinin kliniklerine getirilen ve ayrıca Elazığ Belediyesi Geçici Hayvan Bakım Evi ve Rehabilitasyon Merkezindeki kulak hastalıklarına sahip olan 104 adet farklı yaş, ırk ve cinsiyetteki kedi oluşturmuştur. Hasta hayvanların ırkı, yaşı ve cinsiyeti ve anamnez bilgileri, şikayetlerin ne zaman başladığı, hastalığın oluş şekli ve gerçekleşme zamanı tespit edilmiş, saptanan anormal oluşumlar fotoğraflanarak kayıt altına alınmıştır. Olgularda mikrobiyolojik ve parazitolojik analizler 104 adet kedide yapılmış en çok karşılaşılan olguların Malassezia spp. (n=101, %48.6), O. cynotis (n=67, %32.2) ve Staphylococcus spp. (n=41, %19.7) , Pseudomonas spp. (n=25, %12), Microsporum spp. (n=10, %4.8), Candida spp. (n=8, %3.8), Proteus spp. (n=8, %3.8), Aspergillus spp. (n=4, % 1.9), E. coli (n=3, %1.4), Trichophyton spp. (n=2, %1) olduğu, paraziter bulgularda ise N. cati (n=8 %3.8) ve O. cynotis (n= %32.2) akarlarının aktif rol oynadığı belirlendi. Vakalardan 58'inde birden fazla etken izole edilirken, yalnızca 28 vakada tek bir etken tespit edildi. Kafa eğme, kulak kaşıma, boyun bölgesinde yara şikayetleriyle gelen daha önce otitis eksterna geçirmemiş hastalarda bulla timpanicada polip tespit edildi. Timpanik bulladaki polip bulguları rastlanan vakalara ventral bulla osteotomisi önerildi. İşitme kaybı ve sistemik vestubüler bulgular ile seyderen prognozu tekrarlayan otitis eksterna ya da kronik otitis eksterna olan olgulara MR görüntülemesi yapıldı. Tekrarlayan otitis eksterna vakalarında, vakanın kökenini belirlemede radyografi ve BT ve MR gibi ileri görüntü tekniklerinin anamneze göre doğru şekilde seçilmesi otitis eksterna hastalığın prognozu açısından büyük önem taşıdığı belirlendi. Kedilerde dış kulak yolu hastalıklarının primer nedeninin otitis media ve kronik otitis media olduğu anlaşıldı. İleri görüntülemede intra venöz kontrast madde verilmesi sonrası timpanik bullada bulunan kolesteatoma, lenf nodlarında lenfadenopati bulgularında prognoz kötü seyirliydi. Toplamda 27 vakaya ileri görüntüleme uygulanmış polip ve malignite bulunmayan otitis medialı enfeksiyonu bullayla sınırlı olan vakalarda (n= 4/6) miringitomi ile alınan örneklerle yapılan sağaltımlarda başarılı sonuç elde edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular alınan iyi bir anamnez, yapılan detaylı muayene ve konulan doğru teşhis sonucunda uygulanan tedavi, kedilerde dış kulak yolu hastalıklarının tedavisinin olumlu sonuçlanacağını göstermiştir.

Mine Abdulfettah
Fırat University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kedilerde yüksekten düşmeye bağlı oluşan ortopedik lezyonlar

Kedilerin yüksek binalarda beslenme oranlarının artması sonucunda pencere veya balkon gibi yüksek yerlerden düşmeleri ile buna ilişkin ortopedik lezyonlarla daha çok karşılaşılmasına neden olmaktadır. Planlanan bu çalışmada yüksekten düşen kedilerde gözlenen ortopedik lezyonların gözlendiği kemik, ırk, yaş, cinsiyet, düştüğü yükseklik, uygulanan tedavi yöntemleri ve elde edilen sonuçlar gibi parametrelerin değerlendirilerek karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yapılan bu çalışmanın materyalini 2-14 kat arasındaki yüksekliklerden düşme öyküsüne sahip olan 179 adet değişik ırk, yaş ve cinsiyettteki kediler oluşturmuştur. Çalışmaya Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi Cerrahi Kliniği ve Samsun ili serbest veteriner hekimlerinin kliniklerine getirilen yüksekten düşme şikayeti bulunan kediler dahil edildi. Hasta sahiplerinden aydınlatılmış onam formları ve anamnezleri alınmış olup, inspeksiyon, palpasyon, radyolojik ve diğer gerekli muayene yöntemleri kullanıldı. Hayvanın ırkı, yaşı ve cinsiyeti ve anamnez bilgileri, hastalığın oluş şekli ve gerçekleşme zamanı tespit edilerek muayeneler sonucunda elde edilen bilgiler kayıt altına alındı. Uygun tedavi yöntemleri ile hayvanların tedavisi gerçekleştirilmiş ve hasta takiplerine iyileşme sağlanıncaya kadar devam edildi. Hastanın anamnez bilgilerinden itibaren tedavi sonrası iyileşme sağlanıncaya kadar geçen sürede elde edilen bulgular değerlendirilerek rapor haline getirildi. Çalışmada yüksekten düşme sendromu tespit edilen 179 adet kedide 62 adet femur, 22 adet radius, 27 adet tibia, 16 adet coxae, 12 adet humerus, 15 adet ulna, 1 adet carpal kemik, 21 adet metacarpus, 4 adet tarsal kemik, 1 adet metatarsus, 10 adet mandibula, 2 adet vertebra kemiklerinde ortopedik lezyonlar tespit edildi. Bir kedide ise articulatio cubiti ekleminde luksasyon tespit edildi. Olguların 90 adedini erkek, 89 adedini ise dişi kediler oluşturmuş olup cinsiyetin etkisi gözlenmemiştir. Yüksekten düşmeye bağlı kırık olguları en çok melez (tekir ve sarman) ırklarda saptanmıştır. Olguların %69.27'si 0-1 yaş aralığında bulunan genç kedilerde gözlenmiştir. Olguların %84.47'si kısırlaştırılmamış %14,53'ü ise kısırlaştırılmış kedilerde gözlenmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler yüksekten düşme sendromuna bağlı görülen ortopedik lezyonların daha çok genç ve kısırlaştırılmamış kedilerde gözlendiğini göstermektedir. Yüksek binalarda yaşayan kedilerin düşmelerinin önüne geçmek için gerekli önlemlerin alınması ve kedilerdeki aşırı hareketliliğe bağlı düşmelerin önlenmesi için kısırlaştırmanın önemli olduğu düşünülmektedir. Çalışma aynı zamanda yüksekten düşmeye bağlı oluşan ortopedik lezyonların uygun tedavi ile sorunsuz bir şekilde düzeltilebileceğini ortaya koymuştur. Yapılan bu çalışma sonucunda ile ülkemizde ve dünyada sınırlı sayıda bilimsel çalışma bulunan bu konu ile ilgili bilimsel alana ve klinik pratiğe katkı sunulduğu düşünülmektedir.

Erencan İnanlı
Fırat University · Institute of Health Sciences
2025
00

Other supervisors