Theses supervised by Prof. Dr. Ayfer Gemalmaz

20 theses · Aydın Adnan Menderes University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

18-36 aylık çocuklarda otizm spektrum bozuklukları riskinin araştırılması: Aydın il merkezi örneği

Giriş: Yapılan ilk epidemiyolojik çalışmalardan beri otizm spektrum bozukluğu (OSB) sıklığında artış görülmüştür. OSB'nin erken tanısındaki zorluklara rağmen hastalığın erken tanınmasıyla bilişsel ve davranışçı terapilerin uygulanması prognozu olumlu yönde etkilemektedir. Hastalığın sıklığındaki artış ve erken tanının olumlu sonuçları düşünüldüğünde OSB taramasının önemi daha iyi anlaşılmaktadır. ASM' lerin OSB taramasındaki rolü azımsanmayacak kadar büyüktür. Aydın il merkezinde ASM' lere başvuran 18-36 ay arası çocuklarda M-CHAT tarama testini kullanarak OSB riskini arttıran faktörleri belirlemeyi, OSB riski yüksek olan çocukları saptamayı ve bu çocukları Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Polikliniği'ne yönlendirip tanı almalarını sağlamayı, Aydın il merkezindeki OSB sıklığı hakkında ön bilgi edinmeyi ayrıca da OSB konusunda farkındalık yaratmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: İlk aşamada Aydın il merkezindeki belirlediğimiz ASM'lere başvuran 431 çocuğa M-CHAT ölçeği ve anket formu uygulandı. OSB açısından riskli bulunan 25 çocuk Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Polikliniği'ne yönlendirildi ve bu çocuklardan 4'ü OSB tanısı aldı. Bulgular: Çalışmamızda Aydın il merkezinde OSB riski %5,8; OSB sıklığı %0,92 olarak bulunmuştur ve OSB açısından riskli olan ve olmayan gruplar arasında çocukların cinsiyeti, aşı takvimine göre aşılanmama durumu, doğum ağırlığı, doğum haftası ile ailelerin gelir düzeyi, annenin gebelikte ilaç kullanımı durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar tespit edilmiştir. Sonuç: Erken tanının tedavideki rolü göz önüne alındığında; 18-36 aylık çocuklar için genellikle ilk başvuru yeri olan ASM'de çalışan sağlık personellerinin ve 36 aydan küçük çocuğu olan ailelerin OSB konusundaki farkındalıklarını arttıracak ve bilgi düzeylerini ölçecek daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: M-CHAT, otizm, Aydın il merkezi

Aile hekimliğiAydınOtistik bozukluklar+4
Seçil Asrav Şentosun
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Efeler'de aile sağlığı merkezlerine başvuran hastaların kolorektal kanser bilgi düzeyi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Kolorektal kanser (KRK), yaygın görülen, önemli morbidite ve mortalite nedeni olan bir hastalıktır. Kolorektal kanserler tüm dünyada, erkeklerde en sık üçüncü sırada, kadınlarda en sık ikinci sırada yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2018 yılında 1.8 milyon insan kolorektal kanseri tanısı almış, 862 bin ölüm kolorektal kansere bağlı gelişmiştir. KRK, dünya genelinde kansere bağlı ölümlerin ikinci önde gelen nedenidir. Etkili tarama programlarının uygulanmasıyla mortalite ve morbiditesi azalmaktadır. Çalışmamızda 50-70 yaş arası bireylerin kolorektal kanser taraması hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi ve sağlık inançlarının kolon kanserine ilişkin tarama davranışlarına etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızı 2019 yılı Eylül ve 2020 yılı Şubat ayları arasında Aydın ilindeki dört ayrı aile sağlığı merkezinde yürüttük. Aile Sağlığı Merkezlerine kayıtlı 50-70 yaş arası 227 kişi çalışmaya dahil edildi. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerini sorgulamak ve KRK hakkındaki bilgi düzeyi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla literatür eşliğinde hazırlanan anket ve katılımcıların sağlık inançlarının kolon kanserine ilişkin tarama davranışlarına etkisini değerlendirmek amacıyla KRK Sağlıklı İnanç Modeli Ölçeği yüz yüze görüşme tekniği ile uyguladık. Verilerin analizi ve değerlendirilmesi SPSS 21.0 ile yapılmıştır. İstatistiksel olarak anlamlı değer p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaşları ortalama (standart sapma) 60,64 (6,29) idi. Katılımcıların %58,6'sı kadın, %41,4'ü erkekti. Katılımcıların %49,3'ünün ailesinde kanser tanısı, %12,5'inin ailesinde KRK tanısı vardı. Katılımcıların %63,5'i KRK tarama testini duyduğunu, %92,6'sı KRK tarama testi yapılmasının gerekli olduğunu, %36,6'sı KRK tarama testi yapılması için en uygun merkezin ASM olduğunu, %70,5'i daha önce KRK tarama testi yaptırdığını belirtmiştir. Güven yarar alt boyutu puanı ailede kanser öyküsü olanlarda, Duyarlılık alt boyutu puanı lise ve üstü düzeyi eğitimi olanlarda, geliri giderden fazla olanlarda, bağırsak kanseri tarama testi yaptıranlarda, Engel alt boyutu puanı bağırsak kanseri tarama testi yaptırmayanlarda, Sağlık motivasyonu alt boyutu puanı lise altı düzeyi eğitimi olanlarda ve ailede kanser öyküsü olanlarda, Ciddiyet alt boyutu puanı ailede kanser öyküsü olanlarda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksekti. Sonuç: Çalışmamızda katılımcıların büyük çoğunluğunun kolorektal kanser tarama testini duyduğunu ve yaptırdığını gördük. KRK taraması hakkında bilgisi olanların daha fazla tarama yaptırdığını gördük. Katılımcıların büyük çoğunluğu KRK tarama testi yapılmasının gerekli olduğunu, üçte biri KRK tarama testi yapılması için en uygun merkezin ASM olduğunu belirtti. Sağlık hizmeti sunumunda önemli rol oynayan ASM'lerin KRK tarama testindeki rolü arttırılmalıdır. Topluma sağlıklı yaşam davranışlarının kazandırılması için hekimlerin ve diğer sağlık personellerinin eğitmen ve danışman rollerini daha çok üstlenmesi gerekir. Özellikle risk grubunda olan fakat yadsıma davranışı geliştiren bireylere yönelik ayrı eğitim programları oluşturulabilir. Bireylerin kolorektal kanserin erken tanısına yönelik sağlık inançlarını belirlemek için nitel çalışmalar yapılmalı. Anahtar kelimeler: kolorektal kanser, sağlık inancı, tarama

Aile sağlığı merkeziAydın-EfelerBilgi düzeyi+4
Hikmet Kazım Coşar
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran doğurgan çağdaki kadınların rubella ve CMV seroprevalansının retrospektif olarak incelenmesi

Giriş ve Amaç: Gebelerde özellikle birinci trimesterde Rubella virüs ve CMV enfeksiyonu fetal hasar oluşturduğu için doğurgan çağdaki kadınlar için önemli bir risk faktörüdür. Hayatı tehdit eden ve yaşam kalitesini son derece etkileyen ciddi sekellerin önüne geçebilmek için, doğurgan çağdaki kadınların taranması, hastalıkları geçirip geçirmediklerinin öğrenilmesi, riskli grupların belirlenmesi, takip edilmesi, koruyucu önlemlerin planlanması önemlidir. Bu yüzden çalışmamızda Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran doğurgan çağdaki kadın hastalarda retrospektif olarak Rubella ve CMV seroprevalansının araştırılmasını, Rubella enfeksiyonu açısından aşılanmanın önemini vurgulamayı, gebelikte ya da gebelik düşünen kadınlarda CMV bulaşının önlenmesi konusunda kişinin bilgilendirilmesinin önemini vurgulamayı hedefledik. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız 01/01/2014-31/12/2020 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran 15-49 yaş aralığındaki kadın hastalarda retrospektif olarak Rubella ve CMV seroprevalansının araştırılmasıdır. Bulgular: 01/01/2014-31/12/2020 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran 15-49 yaş aralığında Rubella IgG, Rubella IgM, CMV IgG, CMV IgM tetkiklerinden biri ya da birden fazlası istenmiş toplam 4339 kadın hasta vardır. Hastaların median yaşı 29 yıldı. Rubella IgG tetkiki istenen 3017 kişi olup 2834 (%93,9)'ü pozitif, 158 (%5,2)'i negatif, 23 (%0,8)'ü ara değer, 2(%0,1)'si numune yetersizliğine bağlı red şeklinde sonuçlanırken, Rubella IgM tetkiki istenen 2242 kişiden 80 (%3,6)'i pozitif, 2130 (%95,0)'ü negatif, 26 (%1,2)'sı ara değer, 6 (%0,3)'sı red, CMV IgG istenen 1663 kişiden 1630(%98,0)'u pozitif, 28 (%1,7)'i negatif, 1 (%0,1)'i ara değer, 4 (%0,2)'ü red, CMV IgM tetkiki istenen 1837 kişiden 47 (%2,6)'si pozitif, 1758 (%95,7)'i negatif, 27 (%1,5)'si ara değer, 5 (%0,3)'i red olarak saptanmıştır. CMV IgG (p>0,05) ve CMV IgM (p>0,05) seropozitifliğinin yaş ile arasında istatistiksel olarak anlamlılık bulunmamış iken Rubella IgG ve Rubella IgM seropozitifliği 15-29 yaş grubunda diğer yaş gruplarına göre istatististiksel olarak daha fazla anlamlı olduğu görülmüştür.(p<0.001) Sonuç: Çalışmamızda Rubella ve CMV seroprevalansı yüksek olmakla birlikte doğurgan çağdaki kadınlarda Rubella enfeksiyonu için aşılama, CMV enfeksiyonu için ise hijyen kurallarına dikkat etmek oldukça önemlidir. Anahtar Kelimeler: CMV, Doğurgan çağ, Rubella.

KadınlarRetrospektif çalışmalarRubella+3
Ayça Bursal
Aydın Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik ayak hastalarında depresyon ve anksiyete düzeyi ve ilişkili faktörler

ÖZET DİYABETİK AYAK HASTALARINDA DEPRESYON VE ANKSİYETE DÜZEYİ VE İLİŞKİLİ FAKTÖRLER Giriş ve Amaç Diyabetik ayak infeksiyonları; hızla artan prevalansı, major amputasyon ve mortalite oranlarının yüksekliği nedeniyle modern dünyanın önde gelen sağlık sorunlarındandır. Diyabetik ayak gibi işlev kaybıyla seyreden kronik hastalıklarda depresyon ve anksiyete sıklığının arttığı bilinmektedir. Bu bağlamda kronik hastalıkların izleminde hastaların mental, ruhsal ve psikososyal açıdan da değerlendirilmesi çok önemlidir. Bu çalışmanın amacı diyabetik ayak hastalarında depresyon ve anksiyete görülme durumunu ve ilişkili faktörleri belirlemektir. Yöntem 1 Mart 2017–31 Ağustos 2017 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kronik Yara ve İnfeksiyonları Bakım Ünitesine başvuran ve diyabetik ayak tanısıyla takip edilen hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik ve tıbbi özgeçmiş veri formuyla beraber, 'Hastane Anksiyete–Depresyon Ölçeği' yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmış; tanısal doğrulama ve tedavi planı oluşturma amacıyla hasta merkezli klinik görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın etik izni Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu'nun 09.03.2017 tarih ve 6 nolu kararı ile alınmıştır. İstatistiksel analiz SPSS 16.0 programında yapılmıştır. Bulgular Çalışmaya 47'si erkek (%72,3) 65 hasta alındı ve yaş ortalaması±SS 60,28±10,62 idi. Özgeçmişinde depresyon-anksiyete tanısı olan hasta sayısı 20 (%30,8) iken; halen antidepresan tedavi alan hasta sayısı 9 (%13,8) idi. Hasta görüşmelerinin sonucunda 26 (%40,0) hastaya uyum bozukluğu tanısı konuldu. Depresyon ve anksiyete düzeyini artıran, uyum bozukluğu varlığı ile ilişkili önde gelen faktörler; şiddetli ağrı varlığı (p:0,002), yakın dönem major amputasyon varlığı (p:0,036), immobilizasyon durumu (p:0,000), özgeçmişinde depresyon-anksiyete öyküsü olması (p:0,001), yatarak tedavi görme (p:0,006), nefropati varlığı (p:0,016), nörolojik komorbidite (p:0,018) ve kronik hastalık sayısıydı (p:0,015). Depresyon ve/veya anksiyete varlığını yatarak tedavi almak 5,5 kat, özgeçmişinde depresyon-anksiyete varlığı ve immobilizasyon yaklaşık 9'ar kat, şiddetli ağrı varlığı ise 17 kat artırıyordu. Sonuç Bizim çalışmamızdaki hastaların toplam tanı oranı %50'ye yakındı; fakat görüldü ki öncesinde birçok hekim tarafından değerlendirilen bu hastaların tedavi alma oranı çok düşüktü. Çalışmamıza göre hastaların etkili ağrı palyasyonunun sağlanması, erken dönemde mobilize edilip eve taburculuğunun planlanması ve tedavinin ayaktan sağlanması, depresyon ve anksiyete açısından koruyucu olabilir. Özellikle özgeçmişinde depresyon ve/veya anksiyete tanısı olan hastalar olmak üzere tüm DA hastaların mevcut tedavilerinin yanı sıra mutlaka psikolojik açıdan da değerlendirilip, uygun tedavilerin ivedilikle düzenlenmesinin tedavi başarısını ve sağ kalımı artıracağını düşünmekteyiz. Anahtar sözcükler: diyabetik ayak, depresyon, anksiyete, HADS

AnksiyeteDepresyonDiabetes mellitus+2
Yahya Utlu
Aydın Adnan Menderes University
2018
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kas-iskelet ağrısı yakınması olan hastalarda ağrı algısının yaşam kalitesi ve depresif belirtiler üzerindeki etkisi

Amaç: Kas-iskelet ağrısının seyri, şiddeti ve sağaltıma yanıtı her bireyde farklılık göstermektedir. Bu farklılıkların ortaya konulup sağaltımda başarının artırılmasında; hem ağrıyı ortaya çıkaran, hem de iyileşme süresini uzatan nedenler araştırılmalı, organik nedenler kadar psikososyal özellikler de incelenmelidir. Bu bağlamda çalışmamızda; Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine kas-iskelet ağrısıyla başvuran hastalarda ağrı süresi ve ağrı algısının sosyodemografik özellikler, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete düzeyiyle ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Kas-iskelet ağrısı olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 302 hasta, sosyodemografik bilgi ve klinik görüşme formu, Görsel Analog Skala (GAS), Hastane Anksiyete ve Depresyon (HAD) Ölçeği, Kısa Form-36 Sağlık Taraması (SF-36) ile değerlendirildi. Verilerin analizinde bir istatistik programı kullanıldı. Tanımlayıcı analizlerde yüzdeler, ortalama ve standart sapma (SS) ile ortanca gibi değerler kullanıldı. Normal dağılıma uyan verilerin analizleri için T-testi ve Pearson Korelasyon testi; uymayanlar için Spearman Korelasyon ve Mann-Whitney U testleri; nominal veriler için gruplar arası karşılaştırmalarda Ki-kare testi, bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki etkisini belirlemek için korelasyon analizi ve anlamlı bulunan veriler için de logistik regresyon analizi yapıldı. Anlamlılık düzeyi 0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların 212'si (%70,2) kadın, 90'ı (%29,8) erkek ve yaş ortalaması 48,5±15,1 yıl (18-86 yaş arası, ortancası 49) idi. Katılımcıların GAS skoruna göre ağrı algısı ortalaması 7,7±1,8 idi ve %73,5'inin ağrı algıları yüksekti. Ağrı süresi ortalaması 6,7±9,02 yıldı ve %41,7'sinin ağrı süresi 5 yıl ve üstündeydi. Katılımcıların %87,7'sinde birden fazla bölgede ağrısı mevcuttu ve bel ağrısı en sık gözlenen ağrıydı. SF-36 ile değerlendirilen fiziksel yaşam kalitesi ortalaması 42,9±22,6, mental yaşam kalitesi ortalaması 50,5±23,4 idi. Hastaların HAD ölçeğiyle değerlendirilen anksiyete ve depresyon riski puan ortalaması anksiyete için 8,1±5,3, depresyon için 6±5,2 idi. Katılımcıların %37,7'sinin (114 kişi) HAD anksiyete alt ölçeği puanı 10 ve üzerinde olup anksiyete riski yüksekken; %37,4'ünün (113 kişi) HAD depresyon alt ölçeği puanı 7 ve üzerinde olup depresyon riski yüksekti. Yaş ve çocuk sayısı arttkça, kadın cinsiyette, ev hanımı ve emeklilerde ve mesleğinden memnun olmayanlarda ağrı süresi artmaktaydı. Eğitim düzeyi düştükçe ağrı algısı artmaktaydı ve ağrı algısı yüksek olanlarda fiziksel yaşam kalitesi düşüktü. Ağrı algısı ve ağrı süresi ile ilişkili faktörlerin regresyon analizinde fiziksel yaşam kalitesinin düşük olmasının ağrı algısını artırdığı ve ağrı süresini uzattığı saptandı. Sonuç: Bu sonuçlara dayanarak kas-iskelet ağrısı tedavi başarısını artırmak için; yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon riski değerlendirilerek tedavi amaçlarına yaşam kalitesinin artırılması, depresyon ve anksiyetenin tedavisi eklenmeli, psikososyal etkenler değerlendirilerek değiştirilebilir risk faktörlerine gerekli müdahaleler yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Kas-iskelet ağrısı, yaşam kalitesi, anksiyete, depresyon

AnksiyeteAğrıAğrı algısı+7
Fatma Tezcan
Aydın Adnan Menderes University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk acil servisine başvuran adolesan dönem çocukların hastalık dağılım profillerinin değerlendirilmesi

"Çocuk acil servisine başvuran adolesan dönem çocukların hastalık dağılım profillerinin değerlendirilmesi" Giriş ve Amaç: Adolesan dönem, hızlı büyümenin son evresi olup, cinsel ve psikososyal gelişim tamamlandığı ve çocukluktan erişkinliğe geçiş evresidir. Travma, cinayet, intihar sık karşılaşılan adolesan dönem mortalite nedenleri olmakla; gelişmekte olan ülkelerde istenmeyen gebelik, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, alkol ve madde kullanımının istenmeyen düzeyde olduğu belirtilmektedir. Bu çalışmanın amacı çocuk acil servisine başvuran adolesan dönem çocukların hastalık dağılım profillerinin değerlendirilmesidir. Materyal ve Method: Tek merkezli ve retrospektif olarak tasarlanan çalışmaya, Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Acil Polikliniğine 1 Ocak 2017 ile 31 Aralık 2017 tarihleri arasında başvuran 3807 adolesan hastadan sırasıyla her üç hastadan biri seçilerek 1269 hasta dahil edildi. Veriler SPSS Paket Program 20.0 sürümü ile analiz edildi. Bulgular: Olguların %57,1'inin kız, %43'ünün erkek olduğu, %61,1'inin şehir merkezinde yaşadığı ve kızlarda ve erkeklerde yaş ortalamasının, sırasıyla 13,5 ± 2,29 yıl ve 13 ± 2,25 yıl olduğu tespit edildi. Elde edilen bulgular tanılar sistemlere göre gruplandırıldığında, en sık olarak, sırasıyla, üst solunum yolu enfeksiyonu, genitoüriner sistem hastalıkları ve gastrointestinal sistem hastalarının yer aldığı, üst solunum yolu enfeksiyonunun her iki cinsiyette de en sık konulan tanı olduğu ve en sık başvuru şikayetinin her iki cinsiyette de karın ağrısı olduğu bulundu. Başvuru semptomları sistemlere göre gruplandırıldığında, en sık olarak, sırasıyla, gastrointestinal sistem semptomları, solunum sistemi semptomları ve nörolojik/psikiyatrik sistem semptomları yer aldığı belirlendi. Olguların %49'unun ise herhangi bir ağrı şikayeti ile başvurduğu tespit edildi (p=0,000). Mevsimlere göre başvurular incelendiğinde en sık oranda kış döneminde başvuru olduğu (p=0.008), hastaların %48,3'üne medikal tedavi planlanırken, %26'sına acil serviste müdahale yapıldığı ve %14,9'una servis yatışı verildi belirlendi. Tetkik durumunun cinsiyete göre dağılımında, kız hastalardan daha fazla tetkik istendiği ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p=0,011). Hastaların konsültasyon isteme durumu, sevk edilme durumunun ve servise yatışın cinsiyete göre dağılımı incelendiğinde ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Tanı konulmayan 398 olgu (%31,4) tespit edildi. Tanı konan ve konmayan olgular cinsiyet, ağrı semptomu ile başvurma, konsültasyon isteme ve servise yatış durumlarına göre değerlendirildiğinde ağrı sikayeti ile gelenlerde tanı konma oranının anlamlı olarak daha düşük olduğu tespit edildi (p=0,000). Tanı konmayan olgulardan daha fazla konsültasyon istendiği (p=0,002) ve servislere daha az yatırıldığı belirlendi (p=0,027). Tanı konanlar ve konmayanlar arasında cinsiyet açısından anlamlı bir farklılık tespit edilmedi (p=0,492). Sonuç: Sonuç olarak, yapılan bu güncel çalışmada, adolesan olguların çoğunluğunun üst solunum yolu enfeksiyonu ile en fazla kış aylarında başvurduğu ve kız çocuklarının daha fazla oranda başvurduğu tespit edildi. Genel olarak değerlendirildiğinde; acil servisin sıklıkla acil vakalardan çok genel poliklinik hastalarının başvurduğu belirlendi. Olguların acil servise ulaşımının kolay olması, oluşan sağlık sorunlarında ailelerin hızlı ve tatmin edici sonuç alma isteklerinin olması nedeniyle uygun olmayan başvurularının olduğu tespit edildi. Acil servislerin ciddi vakalar dışında normal poliklinik hastaları tarafından meşgul edilmesinin önlenmesi için birinci basamak sağlık hizmetleri ve diğer basamaklardaki çocuk polikliniklerinin yeterli hizmet vermesi sağlanmalıdır. Ayrıca ebeveynlere çocuklarda sık karşılaşılan sağlık sorunlarıyla ve izleyecekleri yol ile ilgili eğitimlerin verilmesi çocuk acil servislerinin daha uygun kullanılmasını sağlayacaktır.

DağılımErgenlerHastalık+3
Pınar Macana
Aydın Adnan Menderes University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Efeler'de Aile Sağlığı merkezlerine başvuran 6-13 yaş arası çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu taraması

Giriş: Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) yaş ve gelişim düzeyine uygun olmayan; aşırı hareketlilik, istekleri erteleyememe, kalıcı dikkatsizlik belirtileriyle kendini gösteren nöropsikiyatrik bir bozukluktur (1,2). DEHB, erken çocukluk döneminden başlayarak, kişinin gelişim basamaklarının tümünde, ciddi sosyal, akademik ve psikyatrik sorunlara yol açabilmektedir. Okul çağında DEHB tanılı çocukların, bu tanıyı almayanlara göre akademik işlevselliklerinin daha fazla bozulduğu, okul başarılarının daha düşük olduğu ve sınıf tekrarı yapma oranlarının arttığı bildirilmektedir (3). DEHB nedeniyle performans gerektiren işlerde, aile içinde veya kişilerarası ilişkilerde zorlanan bireylerde ruhsal iyilik hali etkilenebilmekte ve olumsuz davranışlar gelişebilmektedir. Çoğu zaman öğretmenler ve ailelerin, bu çocukların davranış problemleri karşısında kendilerini çaresiz hissetmeleri, DEHB konusundaki çalışmaların önemini artırmaktadır. Aydın Efeler'de Aile Sağlık Merkezlerine (ASM) başvuran 6-13 yaş arası çocuklarda Çocuk ve Ergenlerde Davranış Bozuklukları Tarama Ölçeği (ÇEDBÖ) tarama testini kullanarak DEHB riskini arttıran faktörleri belirlemeyi, DEHB riski yüksek olan çocukları saptamayı ve bu çocukların Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Polikliniği'ne yönlendirip tanı almalarını sağlamayı, Aydın Efeler'de DEHB risk sıklığı hakkında ön bilgi edinmeyi ayrıca da DEHB konusunda farkındalık yaratmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: İlk aşamada Aydın Efeler'de belirlenmiş 4, 14, 24 nolu ASM'ler ile Çeştepe ve Tepecik ASM'lerine başvuran 6-13 yaş arası ve çalışmaya katılmayı kabul eden 266 katılımcıya ÇEDBÖ ölçeği ve anket formu uygulandı. DEHB açısından riskli bulunan 29 çocuk, tanıya yönelik ileri değerlendirme için Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Polikliniği'ne yönlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda Aydın Efeler'de DEHB riski %10,9 saptandı. DEHB açısından riskli olan ve olmayan gruplar arasında, annenin gebelikte geçirdiği hastalıklar ve ailedeki çocuk sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05). Sonuç: Annenin gebelikte hastalık geçirmesi DEHB riskini artırmaktadır. Aynı zamanda ailede çocuk sayısı attıkça DEHB açısından risk azalmaktadır. Sağlık personellerinin ve ebeveynlerin DEHB konusundaki farkındalıklarını arttıracak ve bilgi düzeylerini ölçecek daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Aydın Efeler, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, ÇEDBÖ.

Aile sağlığı merkeziAydın-EfelerDikkat+3
Rıta Nabıyeva
Aydın Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kadın kuaförü çalışanlarının kan yoluyla bulaşan enfeksiyonlar konusundaki bilgi, tutum, davranışları ve etkileyen faktörler

GİRİŞ Kadın kuaförü çalışanlarının kan yoluyla bulaşan enfeksiyonlar ile ilgili bilgi, tutum, davranışları ve bunları etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi, bilginin tutum ve davranışa dönüşüp dönüşmediğinin irdelenmesi ve bunun nedenlerini belirlemek hedeflenmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM Çalışma kesitsel tanımlayıcı bir araştırma olarak tasarlandı. Aydın Esnaf ve Sanatkarlar Odası'na kayıtlı olan 150 kuaför salonu çalışmanın evrenini oluşturdu. Örneklem seçilmedi ve evrenin tamamına ulaşılması planlandı. Yüzelli kuaför salonunun telefon ve adres bilgileri elde edildi. Telefon ve adres bilgileri yanlış, eksik veya değişmiş olan 9 kuaför salonuna ulaşılamadı. Ulaşılan 141 kuaför salonundan 8 kuaför salonu çalışmaya katılmayı kabul etmedi. Sonuçta 133 kuaför salonunda 18 yaş ve üzeri 500 kuaför çalışanı çalışmaya dahil edildi. Gerekli izinlerin alınmasını takiben 01.09.2014-31.11.2014 tarihleri arasında katılımcılar ile yüz yüze görüşülerek anket uygulandı ve onam formu imzalatıldı. Veriler istatistik programıyla oluşturulan veri tabanına işlenerek istatistiksel değerlendirme yapıldı. BULGULAR Çalışmaya katılanların 289'u (%57,8) kadın, 211'i (%42,2) erkekti ve yaş ortalamaları 25.27±9.1 yıl idi. Katılımcıları mesleklerine göre gruplandırdığımızda 147'si (%35,3) çırak, 110'u (%26,5) kalfa, 159'u (%38,2) usta, 84'ü (%16,8) manikürcü idi. Kuaför çalışanlarının %86,8'i mesleki riskler ve kan yoluyla bulaşan hastalıklar konusunda eğitim aldığını belirtti. Bilgi kaynakları olarak en fazla okul (Çıraklık Eğitim) (%52 ), daha sonra Meslek Odasından (%46,2) bilgi aldıklarını belirttiler. Araştırma grubunda kan yoluyla bulaşan hastalıklar açısından mesleğini riskli görenlerin oranı %81,8 idi. Katılımcıların %24,6'sı işyerini tehlikesiz görmekteydi. HBV, HCV, AIDS gibi hastalıkların kan yoluyla bulaştığını doğru bilenlerin oranı %87,6 iken, bu hastalıkların havlu, çatal, bardak kullanımıyla da geçebileceğini ifade edenlerin oranı %67 idi. Makas, jilet vs. yoluyla geçebileceğini ifade edenlerin oranı ise %77,2 bulundu. Katılımcıların sadece %43,4'ü Hepatit-B aşısı yaptırdığını belirtti. Son bir ay içinde kesici-delici alet ile yaralandığını ifade eden 160 kişi (%32) bulunmaktaydı. Çalışma sırasında her işte eldiven kullanan sadece 32 kişi vardı (%6,4). Aletlerin temizliğinde(dekontaminasyon işleminde) %55,2 ile alkol kullanma oranı en yüksek bulundu. İşlemlerden önce ve sonra el yıkayanların oranı %76,4 idi. Sterilizasyonda kuru ısı yöntemini kullananlar %54,8 olarak bulundu. Katılımcıların bilgi puanı ortalaması 12 üzerinden 8,81±1,81 olarak bulundu. Bilgi puanını cinsiyet, yaş, eğitim, manikürcü olmak, medeni durum, meslek içi eğitim alma, meslekte sürenin olumlu etkilediği gözlendi. Katılımcıların davranış puanı ortalaması 10 üzerinden 6,63±1,4 saptandı. Davranış puanını cinsiyet, yaş, eğitim, manikürcü olmak, meslekte sürenin olumlu etkilediği gözlendi. SONUÇ Çalışmamızda katılımcıların kan yoluyla bulaşan hastalıklar konusunda bilgi düzeyinin ve uygulamalarının yetersiz olduğu görülmüştür ve bu durum toplum sağlığı açısından risk oluşturmaktadır. İlgili kurumların hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim çalışmalarının daha etkin hale getirilip çalışanları biliçlendirmeleri önem taşımaktadır. Özellikle genç ve tecrübesiz katılımcıların eğitimine öncelik verilmesi önemlidir. Ülkemizde Hepatit B aşısı ücretsiz olmasına rağmen katılımcı kuaför çalışanlarının aşılı olma oranları yeterli değildir. Gerek kuaför çalışanlarına gerekse erişkinlere yönelik bağışıklama programlarının aktif bir şekilde uygulanması hastalık bulaşını önemli ölçüde azaltacaktır. Toplum sağlığı açısından berber ve kuaförlerin sorumlu kuruluşlar tarafından yapıcı bir şekilde denetlenmesi, çalışanların sağlık kontrollerinin düzenli olarak yapılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Kadın kuaförü, kan yoluyla bulaşan hastalıklar, bilgi ve davranış

EnfeksiyonHastalıkKadınlar+3
Semra Sümer
Aydın Adnan Menderes University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Efeler'de erken ek gıdaya başlamanın anne sütüyle beslenme üzerine etkisi: 2015 yılında kesitsel bir çalışma

GİRİŞ Aydın Efeler'de 6-24 ay bebeği olan annelerin emzirme durumlarını, süresini ve etkileyen faktörleri, bebeklerin anne sütü alma, ek gıdaya başlanma durumlarını ve etkileyen faktörleri, erken ek gıdaya başlamanın anne sütüyle beslenme üzerine etkisini ortaya çıkarmak hedeflenmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM Araştırmamız tanımlayıcı ve kesitsel bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Aydın ili Efeler ilçesinde bulunan Aile Sağlığı Merkez'leri (ASM) çalışmanın evrenini oluşturdu. Örneklem seçiminde çok aşamalı örneklem metoduyla kullanıldı. Örneklem büyüklüğü 348 olarak belirlendi. Seçilen ASM'lere 01 Şubat-30 Nisan 2015 tarihleri arasında başvuran 6-24 aylık bebeği olan annelerle (n=348) yüz yüze görüşülürek anket uygulandı ve onamları alındı. Anket uygulandığı sırada emzirmekte olan annelere 6 ay sonra ulaşarak anket formundaki iki soru tekrar soruldu. Veriler SPSS 18.0 istatistik programıyla oluşturulan veri tabanına işlenerek istatistiksel değerlendirme yapıldı. BULGULAR Annelerin yaş ortalaması 29,21±5,11 idi. Bebekler ortalama olarak 13,45±5,08 aylıktı. Bebeklerin %46,3'ü erkek, %53,7'si kızdı. Bebeklere ilk gıda olarak annelerin %95,7'si kolostrum vermişti. Gelir düzeyi yüksek olan annelerin ilk besin olarak anne sütünü tercih etme oranları diğerlerine göre daha fazla idi.. Doğum sonrası annelerin %88,2'si ilk 1 saat içinde anne sütüne başlamıştı. Bebeklerin %64,5'i halen emzirilmekteydi, %42,2'si emzik kullanıyordu. Bebekler ortalama olarak 10,62±5,06 ay emzirilmişti. Doğum şekli ve emzik kullanılmasının emzirme süresini etkilediği saptandı. Sezaryenle doğan ve emzik kullanan bebeklerin diğerlerine göre daha kısa emzirildiği görüldü. Emzirme döneminde annelerin %90,2'si bebeği ile geceleri aynı odada kalmıştı. Bebekleri ile geceleri aynı odada kalan annelerin toplam emzirme süreleri daha uzundu. Tek başına anne sütü alma süresi ortalama 5,07±1,62 ay ve ilk 6 ay tek başına anne sütü alma oranı %56,0'dı . Annelerde en sık görülen emzirme problemleri sırasıyla meme başında yara ve çatlak oluşması (%49,7), tecrübesizlik (% 6,6) , mastit (%3,7) idi. Annelerin %35,5'i emzirmeyi kesmişti ve en sık emzirmeyi kesme nedenleri sırasıyla bebeğin memeyi almaması (%17,5), sütün yeterli miktarda gelmediğini düşünme (%13,2), bebeğin yeterli kilo alamaması (%4,6) idi. Emzirmeyi kesen annelerin toplam emzirme süreleri emzirmeye devam edenlere göre daha kısaydı. İlk ek gıda olarak; annelerin %49,1'i yoğurdu tercih etmişti. Annelerin %37,9'u altı aydan önce ek gıdaya başlamıştı. Anneler en sık ek gıda başlama nedeni olarak sırasıyla doktor önerisi (%58,9), bebeği daha iyi beslemek (%26,2) anne sütünün yetmemesini (%23,6) belirtmişlerdi. Emziren annelerle 6 ay sonra tekrar görüşüldüğünde %63,6'sı emzirmeye devam etmekteydi. Emzirmeyi kesenlerin en sık kesme nedeni sırasıyla bebeğin 2 yaşına gelmesi (%30,8), bebeğin memeyi almaması (%21,8) ve sütün yeterli gelmemesi (%20,5) idi. Annenin yaşı, emzirme durumu, emzik kullanma durumu ile erken ek gıda başlama zamanı arasında anlamlı ilişki görüldü. Annenin 29 yaşından genç olması, emzirmeye devam etmemesi ve emzik kullanımı erken ek gıdaya başlanması açısından risk faktörleriydi. SONUÇ Çalışmamızda Aydın Efeler'de erken ek gıdaya başlama oranı Türkiye ortalamasına göre yüksek bulunmuştur. Ek gıdaya başlanma konusunda halen sıkıntılar yaşanmaktadır ve ülkemizde son beş yılda erken ek gıdaya başlama oranı artmıştır. Bu sonuç eğitimin en etkili biçimi olan yüz yüze eğitimin yetersizliğini göstermektedir. Kalıcılığı olan eğitici uygulamaların gerçekleştirilmesi ile bebeklerin tek başına anne sütü ile beslenme süresini uzatacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Anne sütü, emzirme, emzirme süresi, ek gıda.

Anne sütüBebek bakımıBebek beslenmesi+5
Tuğba Akbaş
Aydın Adnan Menderes University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp öğrencilerinde tükenmişlik ve etkileyen faktörler

Giriş ve amaç: Son yıllarda tükenmişlik ile ilgili yapılan araştırmaların önemli bir grubunu tıp öğrencileri oluşturmaktadır. Bu çalışma ile Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin tükenmişlik durumlarını etkileyen faktörleri tespit etmeyi amaçladık. Ayrıca tespit edeceğimiz risk faktörlerinin, tükenmişliği önleyici müdahale programlarına rehberlik edeceğini düşünüyoruz. Gereç ve yöntem: Kesitsel analitik bir araştırma olarak planlanan çalışmada, Adnan Menderes Tıp Fakültesinde 2014-2015 yılında eğitim görmekte olan 965 öğrencinin 861'i katıldı. Çalışmaya katılan öğrencilerden, araştırmacının gözetimi altında anket formlarını doldurmaları istendi. İki bölümden oluşan anket formunun ilk kısmında; sosyodemografik özellikler ile tükenmişlikle ilişkili olabilecek çeşitli faktörleri araştıran sorular yer alıyordu. Anket formunun ikinci kısımda ise, öğrenci tükenmişliğini değerlendiren Maslach Tükenmişlik Envanteri – Öğrenci Formu (MTE – ÖF) kullanıldı. Veriler SPSS 17.0 istatistik programıyla oluşturulan veri tabanına işlenerek istatistiksel değerlendirme yapıldı. Bulgular: Çalışmamıza katılan erkek öğrencilerin kadınlara göre, daha fazla duyarsızlaşma gösterdikleri saptandı. Sınıf düzeyi bakımından; 1. ve 6. sınıf öğrencileri, 3. ve 4. sınıf öğrencileri göre daha fazla duyarsızlaşma gösteriyordu. Ayrıca 1. sınıf öğrencileri daha düşük yetkinlik puanlarına sahipti. Öğrencilerin kardeş sayısı, aylık geliri, sosyal güvencesi, anne-babalarının eğitim ve çalışma durumları gibi çeşitli sosyodemografik özelliklerin tükenmişlik puanlarına etkisinin çok sınırlı olduğu veya hiç olmadığı saptandı. Öğrenim süresince aileleriyle yaşadıklarını belirten öğrenciler, diğer öğrencilere göre daha düşük tükenmişlik gösteriyordu. Tıp öğrencisi olduğu için mutlu olduğunu ve hekimliğin kendine uygun meslek olduğunu düşünen öğrenciler daha az tükenmişti. Tıp fakültesini kendi isteği ile seçen ve hekimlik mesleği hakkında ön bilgiye sahip olan öğrenciler daha az tükenmişlik gösteriyordu. Yıl/staj kaybı olduğunu ve daha önce tıp fakültesini bırakmayı düşündüğünü belirten öğrenciler ise daha fazla tükenmişliğe sahipti. Fakültemizde verilen eğitimi yeterli bulmayan ve TUS'a hazırlanmadığını ifade eden öğrenciler daha fazla tükenmişlik gösteriyordu. Maddi güçlük çektiğini, uyku sorunu yaşadığını, kendine yeterince zaman ayıramadığını belirten öğrencilerin de daha fazla tükenmişlik gösterdikleri saptandı. Sonuç: Çalışmamızda öğrencilerin tıp öğrencisi olma ve hekimlik mesleği ilgili görüş ve tutumları ile bazı diğer özelliklerin; tükenmişlik puanlarını yordalamada, sosyodemografik özelliklere göre daha etkili olduğu görülmüştür. Bu anlamda saptanan risk faktörlerine yönelik hazırlanacak eğitim ve müdahale programlarının, tükenmişliğin fark edilmesi ve önlenmesinde etkili olacağını düşünmekteyiz.

TükenmişlikTükenmişlik sendromuTıp eğitimi+2
Özer Çelik
Aydın Adnan Menderes University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kanser hastaları ve bakım veren yakınlarının tükenmişlik durumları ve stresle başa çıkma tarzları

Giriş ve amaç: Tükenmişlik sendromu son yıllarda çeşitli araştırmalara konu olan ve bireylerin iş yaşamlarını etkileyen bir durum olarak göze çarpmaktadır. Yapılan araştırmaların önemli bir grubunu ise kronik hastalıkları olan hastalara bakım veren yakınları oluşturmaktadır. Ortaya çıkan kronik stresin tükenmişlik durumuna neden olabildiği düşünülmektedir. Bu açıdan kişilerin stresle başa çıkma tarzları ile tükenmişlik arasında ilişki olduğu düşünülebilir. Bu çalışma ile ADÜ Tıp Fakültesi hastanesinde tedavi alan hastaların stresle başa çıkma tarzlarını ayrıca hastalara bakım veren yakınlarının tükenmişlik durumlarını etkileyen faktörler ile stresle başa çıkma tarzlarını tespit etmeyi amaçladık. Gereç ve yöntem: Kesitsel analitik bir araştırma olarak planlanan çalışmaya, ADÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Onkoloji kliniği ve Ayaktan Kemoterapi Ünitesi‟nde 01.02.2016-31.05.2016 tarihleri arasında tedavi almakta olan 240 hasta ve 240 yakını katıldı. Anket formu hastalara yöneltilen iki, bakım veren yakınlarına yöneltilen üç bölümden oluşmaktaydı. Anket Formlarının ilk bölümlerinde sosyodemografik özellikler ve tükenmişlikle ilişkili olabilecek çeşitli faktörleri araştıran sorular yer alıyordu. Anket formunun ikinci kısımda ise, bireylerin stresle başa çıkma tarzlarını değerlendiren Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBTÖ) kullanıldı. Bakım vericilere uygulanan üçüncü bölümde ise bireylerin tükenmişlik durumlarını değerlendiren Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ) kullanıldı. Katılımcılara, araştırmacı tarafından sosyodemografik bilgileri içeren anket formu yüzyüze uygulanmıştır. Hastalardan ve yakınlarından MTÖ ve SBTÖ formlarını ise kendilerinin doldurmaları istendi. Veriler SPSS 17.0 istatistik programıyla oluşturulan veri tabanına işlenerek istatistiksel değerlendirme yapıldı. Bulgular: Çalışmamıza katılan kadın bakım vericilerin erkeklere göre, daha fazla duygusal ve toplam tükenme yaşadıkları saptandı. Hastaların hastalık evresinin ilerlemesi ile bakım veren yakınlarının tükenmişlik düzeylerinin arttığı tespit edildi. Bakım verme süresi arttıkça bireylerin daha fazla duyarsızlaĢma yaşadıkları tespit edildi. Bakım verenlerin gelir durumu, sigara ve alkol kullanımı, daha önce bakım verme tecrübesinin olması, evde bakıma muhtaç başka birey varlığı gibi çeşitli sosyodemografik özelliklerin tükenmişlik durumlarına etkisinin çok sınırlı olduğu veya hiç olmadığı saptandı. Bakım veren bireylerden bir işte çalışan bireylerin daha az tükenmişlik yaşadıkları tespit edildi. Ayrıca bakım veren bireyin kronik hastalığının olması, eğitim durumu, medeni durumu, hasta ile aynı evde yaşaması, hastaya yakınlık durumu, bakıma yardımcı başka bireyin olmaması gibi faktörlerin tükenmişlik üzerinde etkili olduğu tespit edildi. Hastaların ve yakınlarının stresle başa çıkma tarzlarında etkili yöntemler olarak düşünülen tarzları daha fazla kullandıkları tespit edildi. Bakım verenlerden kadınların erkeklere oranla etkisiz yöntemlerden olan çaresiz yaklaşımı daha fazla kullandıkları tespit edildi. Stresle başa çıkmada etkili yöntemi kullananların diğerlerine oranla daha az tükenmişlik yaşadıkları görüldü. Etkisiz yöntemi kullananların ise daha fazla tükenmişlik yaşadıkları tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda bakım veren bireylerin sosyodemografik özelliklerinin ve stresle başa çıkma tarzlarının tükenmişlik üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Bu anlamda saptanan risk faktörlerine ve stresle etkin başa çıkma tarzlarının benimsenmesine yönelik hazırlanacak eğitim ve müdahale programlarının, tükenmişliğin fark edilmesi ve önlenmesinde etkili olacağını düşünmekteyiz.

Hasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrasıHasta yakınları+6
Fatih Uludağ
Aydın Adnan Menderes University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

ADÜ Aile Hekimliği Polikliniği'nde hasta memnuniyeti ve etkileyen faktörler

Giriş ve amaç Üniversitemizin Aile Hekimliği polikliniğindeki hasta memnuniyeti düzeyini ve bu duruma etki eden faktörleri belirlemek, uygulamadaki eksiklikleri tespit ederek giderilmesine yardımcı olmak ve uzmanlık eğitimi programımızın değerlendirilmesine katkı sağlamaktır. Gereç ve yöntem Araştırma tanımlayıcı bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Örneklem büyüklüğü g-power programı ile hesaplanarak 145 olarak hesaplandı. Çalışmaya ADÜ Aile Hekimliği polikliniğine 1 Kasım 2016-31 Ocak 2017 tarihleri arasında başvuran 715 hastadan katılmayı kabul eden ve alınma kriterlerini karşılayan 199 hasta dahil edildi. Katılımcılardan sosyodemografik soru formu ve 23 soruluk EROPEP-TR ölçeği ile genel memnuniyet düzeylerini ölçmeye yönelik 3 sorudan oluşan anket formunu doldurmaları istendi. İstatistiksel analiz için SPSS 18.0 programı kullanıldı. Tanımlayıcı analizlerde yüzdeler, ortalama ve standart sapma; gruplar arası karşılaştırmalarda ki-kare testi, student-t testi kullanıldı. Normal dağılmayan verilerin analizinde Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanıldı. İstatisitiksel anlamlılık olarak p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular Yaş ortalaması 34,4±13,4 olan katılımcıların %64,9 (n=129)'u kadındı. Katılımcıların %54,8 (n=109)'i evli, %64,9 (n=129)'u üniversite mezunu, %63,8 (n=127)'i çalışıyordu. %61,3 (n=122)'ünün aylık geliri 1300-2999 TL olup, %99,0 (n=197)'nın sosyal güvencesi vardı, %71,9 (n=143)'u il merkezinde yaşıyordu ve %23,6 (n=47)'sının en az bir kronik hastalığı mevcuttu. Grubun %55,8 (n=111)'i muayene olmak için başvurmuştu. İlk kez başvuranların oranı %72,4 (n=144) idi. Ölçekteki her bir soruya 4 ve üzeri puan verenler memnun olarak değerlendirildi. Katılımcıların %50,8 (n=101)'i memnun iken, %49,2 (n=98)'si memnun değildi. Memnuniyet düzeyi en yüksek olan soru; %94,3 (n=188) ile 'Doktorun işini tam yapması', memnuniyet düzeyi en düşük olan soru ise; %44,2 (n=88) ile 'Doktorunuza telefon ile ulaşabilmeniz', en fazla 'ilgisiz/uygun değil' kolonunun işaretlendiği soru da; 'Doktorunuza telefon ile ulaşabilmeniz' idi. Katılımcılardan erkek katılımcıların; 'Sizi dinlemesi açısından ne kadar memnunsunuz?'(Z=-2,174, p=0,030) sorusunda, yaşı 56 ve üzerinde olanlarda; 'Görüşmeler sırasında yeterli zamanınızın olduğunu hissettirmesi (KW=13,835, p=0,08), sorunlarınızı ona söylemenizi kolaylaştırması (KW=9,867, p=0,043), hastalıklardan korunmanız için sunduğu hizmetler (KW=12,464, p=0,014), bekleme odasında harcadığınız zaman (KW=12,882, p=0,012), bu poliklinikte verilen sağlık hizmetlerini nasıl buluyorsunuz?' sorularında, gelir düzeyi orta (1300-2999 TL) olanlarda; 'Bekleme odasında harcadığınız zaman (KW=9,177, p=0,027) sorusunda, Yaşanılan yer olarak beldede yaşayanlarda; 'Görüşmeler sırasında yeterli zamanınızın olduğunu hissettirmesi (KW=10,564, p=0,014), sorunlarınızı ona söylemenizi kolaylaştırması (KW=9,273, p=0,026)' sorularında, emekli olanlarda; 'Görüşmeler sırasında yeterli zamanınızın olduğunu hissettirmesi (, KW=8,864, p=0,012), sorunlarınızı ona söylemenizi kolaylaştırması (KW=8,588, p=0,014) açısından ne kadar memnunsunuz?' sorularında, herhangi bir kronik hastalığı olanlarda; 'Görüşmeler sırasında yeterli zamanınızın olduğunu hissettirmesi (Z=-2,189, p=0,029,), sizin özel durumunuzla ilgilenmesi (Z=-2,381, p=0,017), sorunlarınızı ona söylemenizi kolaylaştırması (Z=-2,151, p=0,031), size uygun zamanlara randevu alabilmeniz' (Z=-2,177, p=0,029) sorularında, Kronik hastalık olarak hipertansiyonu olanlarda; 'Görüşmeler sırasında yeterli zamanınızın olduğunu hissettirmesi (Z=-2,350, p=0,019), sizin özel durumunuzla ilgilenmesi (Z=-2,049, p=0,040), sorunlarınızı ona söylemenizi kolaylaştırması (Z=-2,671, p=0,08), hastalıklardan korunmanız için sunduğu hizmetler (Z=-2,325, p=0,020), test ve tedavilerin amaçlarını açıklama (Z=-2,163, p=0,031), şikayetleriniz veya hastalığınız hakkında istediğiniz bilgileri vermesi (Z=-2,651, p=0,008), bekleme odasında harcadığınız zaman (Z=-2,270, p=0,023), sağlık durumunuza bağlı duygusal sorunlarla başa çıkmanıza yardımcı olması (Z=-2,374, p=0,018) açısından ne kadar memnunsunuz?' sorularında, kronik hastalık olarak diabetes mellitus'u olanlarda; 'Günlük ihtiyaçlarınızı görecek kadar iyi hissetmenize yardım etmesi (Z=-2,309, p=0,021), bekleme odasında harcadığınız zaman (Z=-1,978, p=0,048,), bu poliklinikte verilen sağlık hizmetlerini nasıl buluyorsunuz?' (Z=-2,242, p=0,025), sorularında memnuniyet düzeyleri anlamlı olarak daha yüksekti. Kronik hastalık olarak psikiyatrik hastalığı olanlarda ise; 'Tıbbi bakımınızla ilgili kararlara sizi de katması (Z=-2,556, p=0,011), sağlık durumunuza bağlı duygusal sorunlarla başa çıkmanıza yardımcı olması (Z=-1,984, p=0,047), önceki görüşmelerde yaptıklarını ve söylediklerini bilmesi (Z=-2,253, p=0,024), uzmana ya da hastaneye sevkten beklemeniz gerekenler konusunda sizi hazırlaması (Z=-2,658, p=0,008), sağlık merkezine telefonla ulaşabilmeniz (Z=-2,172, p=0,030), acil sağlık sorunları için hızlı hizmet sunması (Z=-2,173, p=0,030), bu poliklinikte hizmet verilen yerin fiziki koşullarını (bekleme odası, WC, temizlik, ısıtma, aydınlatma..vs) nasıl değerlendiriyorsunuz?' (Z=-2,685, p=0,007) sorularında memnuniyet düzeyleri anlamlı derecede daha düşüktü. Sonuç Çalışmamızda hasta memnuniyetinin; yüksek olduğu ve hastaların bazı sosyodemografik özelliklerinden, tedavi sürecine ilişkin faktörlerden ve hasta-hekim ilişkisinden etkilendiği bulunmuştur. Ayrıca hasta memnuniyetinin sağlık kurumlarındaki hizmet kalitesinin değerlendirilmesinde kullanılan temel bir kriter olduğu ve kaliteyi arttırmak için düzenli aralıklarla ölçülmesi ve memnuniyetsizlik yaratan konularda düzenlemelerin yapılmasının son derece önemli olduğu düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: hasta memnuniyeti, EUROPEP ölçeği, aile hekimliği.

Aile hekimliğiDoktor-hasta ilişkileriDoktorlar+3
Ceyda Yuvanç
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

ADÜ çocuk acil polikliniğine başvuran 3-6 yaş arası çocuklarda tam idrar tetkiki ile idrar kültürü bulguları arasındaki ilişki

Giriş ve Amaç: Çocukluk çağı enfeksiyonları arasında İYE solunum yolu enfeksiyonlarından sonra ikinci sıklıkla görülür. Özellikle çocukluk çağında İYE renal skarlanma, son dönem böbrek yetmezliği, hipertansiyon gibi komplikasyonlara neden olabilir. Bu komplikasyonların önlenmesi açısından hastalığın erken tanı ve tedavisi önemlidir. İYE'nun tanısında altın standart idrar kültüründe etken patojenin üretilmesidir. Ancak özellikle birinci basamak sağlık kuruluşlarında idrar kültürü yapma olanağının çok kısıtlı olması, idrar kültürünün sonuçlanmasının zaman alması farklı tetkiklerle hastayı değerlendirmeyi gerektirir. Bu amaçla kullanılan Tam İdrar Tetkiki (TİT) ve idrar mikroskobisi hekimlere yol gösterici olabilir. Biz de çalışmamızda TİT parametrelerinden olan lökosit esteraz (LE) ve nitritin; idrar mikroskobisi ile saptanabilen piyüri, hematüri ve bakteriürinin İYE tanısında yerlerini ve bu tetkiklerin semptomlarla birlikteliğinin tanısal sürece katkısını ortaya koymayı hedefledik. Gereç ve yöntem: Araştırmaya 01.01.2016 – 31.12.2016 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama Ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Polikliniğine başvuran, aynı muayenede tam idrar tetkiki ve idrar kültürü istenmiş ve her iki numuneyi de verebilmiş olan 3-6 yaş arası, toplam 728 hasta alındı. Hastaların dosyaları MiaMedR Hastane Bilgi Yönetim Sistemi yazılımından geriye yönelik taranarak veriler kaydedildi, SPSS 18.0 İstatistik Paket Programı ile değerlendirildi. Verilerin sıklık analizleri yapıldı, ki kare testi ve Lojistik regresyon analizi ile değerlendirildi, p<0,05 değerleri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya 425 (%58,4) kız, 303 (%41,6) erkek hasta alındı. İdrar kültüründe üreme olan hastaların %70,269,5'si kız, %29,830,5'i erkekti. İdrar kültüründe %2,3 oranında kontaminasyon görüldü. Çalışmaya alınan hastalarda en sık görülen semptom %41,6 oranıyla ateşti. İYE saptanma olasılığı yüksek olan iki semptom ise hastaların %13,6'sinde görülen dizüri ve %8,2'sinde görülen idrarda renk ve koku değişikliği idi. TİT parametrelerinin hepsinin idrar kültürü ile ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,01). TİT'de LE, nitrit, lökosit, eritrosit ve bakteri görülmesinin idrar yolu enfeksiyonu saptamadaki duyarlılıkları sırasıyla %63,1; %21; %59; %34,7; %12,6 özgüllükleri sırasıyla %78,4; %99,6; %81,3; %85,8; %99,8 olarak hesaplanmıştır. Sadece semptomları içeren lojistik regresyon analizinde dizüri varlığının İYE olasılığını 3,15 kat artırdığı, TİT parametreleri değerlendirildiğinde idrarda lökosit varlığının İYE olasılığını 2,52 kat, nitrit varlığının 19,76 kat, bakteri varlığının 13,43 kat artırdığı görüldü. Sonuç: İdrar yolu enfeksiyonlarının tanısında semptomlar varlığında TİT ve idrar mikroskobisi yol gösterici bilgiler vermektedir. LE ve lökosit negatifliği tanıyı dışlamada daha etkinken, nitrit ve bakteri pozitifliği tanıyı desteklemekte yardımcıdır. Bu konuda daha fazla öngörü sahibi olabilmemiz için hem erişkin hem pediatrik popülasyonda ve toplum temelli başka çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: İdrar yolu enfeksiyonu, tam idrar tetkiki, lökosit esteraz, nitrit

EsterazlarLökositlerNitritler+5
Funda Ekimci Deniz
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran hastalarda gıda takviyesi kullanım durumu ve temel beslenme bilgi düzeyini etkileyen faktörler

Giriş: Çağımızda her tür bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğu bilinmekle birlikte bu bilgilerin bir kısmı kafa karıştırıcı da olabilmektedir. Özellikle medya ve sosyal medyanın da katkılarıyla sağlıklı beslenmeye dikkat çekildiği ve gıda takviyelerine olan ilginin arttığı görülmektedir. Beslenmeyle ilişkili olabilen kronik hastalıkların önlenmesinde sağlıklı besin tüketimi önemli rol oynamaktadır. Buradan yola çıkarak çalışmamızda Adnan Menderes Üniversitesi 25 No'lu Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran hastalarda gıda takviyesi kullanım durumunu, beslenme bilgi düzeyini saptamayı ve başta COVID olmak üzere, ilişkili faktörleri ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışma dönemi içinde (altı ay) Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran 18 yaş ve üzeri gebe olmayan tüm hastalara ulaşılması hedeflenmiştir. Çalışmanın yapıldığı 1 Mayıs 2022-30 Ekim 2022 tarihleri arasında Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 309 kişiyle yüz yüze görüşülerek, sosyodemografik ve klinik özellikler ile gıda takviyesi kullanımıyla ilişkili sorulardan oluşan veri toplama formu ve Yetişkinler için Beslenme Bilgi Düzeyi Ölçeği (YETBİD) kullanılarak beslenme bilgi düzeyi değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 22.0 veri tabanına girilerek istatistiksel değerlendirmeler yapıldı. Tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra gruplar arası karşılaştırmalarda parametrik testlerden Student t test ve ANOVA testi, nonparametrik testlerden ise Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi kullanıldı. Sayısal değişkenler arasındaki ilişkinin belirlenmesi için ise Pearson ve Sperman Korelasyon Analizi kullanıldı. Ayrıca karıştırıcıları dışlayabilmek için regresyon analizi uygulandı. Çalışmanın yapılabilmesi için gerekli etik kurul izinleri Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurul'undan alındı. Bulgular: Çalışmamızdaki katılımcıların yaş ortalaması 42,96±16,62 yıl olup, katılımcıların 167 (%54)'si kadındı. Son 1 yıl içerisinde gıda takviyesi kullananlar, katılımcıların %60,5'ini (n=187) oluşturmaktaydı. En çok kullanılan gıda takviyeleri; Vitamin D (%38,5 n=119), Vitamin C (%26,5 n=82), Vitamin B12 (%23,3 n=72), Demir (%22,3 n=69) ve Multivitamin (%18,8 n=58) idi. Katılımcıların temel beslenme ve besin sağlık bilgisi orta düzeyde olup, besin tercihi bilgisi iyi düzeyde bulunmuştur. Sağlık çalışanı olan katılımcıların ise temel beslenme ve besin sağlık bilgisi iyi düzeyde olup, besin tercihi çok iyi düzeyde saptanmıştır. YETBİD Beslenme ve Besin Sağlık Bilgisi COVID geçirenlerde geçirmeyenlere göre 4,284 kat, sigara içmeyenlerde içenlere göre 3,495 kat, sağlık çalışanlarında sağlık çalışanı olmayanlara göre 6,64 kat, içeceklere eklediği şeker miktarı 3'den az olanlarda 3 ve üzeri olanlara göre 2,414 kat daha yüksekti. Sonuç: Covid geçirenlerde, sigara içmeyenlerde, sağlık çalışanlarında, içeceklere daha az şeker ekleyenlerde YETBİD Beslenme ve Besin Sağlık Bilgisi daha yüksek düzeydeydi. Bilgi düzeyi daha düşük olan gruba sağlıklı beslenme konusunda bilgilendirme yapılması ve bu konuda farkındalık yaratılması önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Beslenme Bilgisi, COVID-19, Gıda takviyesi, Sağlık Çalışanları.

AydınBesin destekleriBeslenme+6
Doğancan Güneş
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koronavirüs pandemisinin sağlık çalışanları üzerinde yarattığı korku ve anksiyete düzeyi ve etkileyen faktörler

Giriş: 2019 yılının Aralık ayında ortaya çıkan ve tüm dünyaya yayılan Koronavirüs Pandemisinin başladığı dönemlerde belirsizliklerle dolu olması ve kötü klinik tablolara yol açması toplumda korku ve benzeri ruhsal problemlere neden olmuştur. Bu aşamada ön safhada savaşan sağlık çalışanlarının korku ve anksiyete yaşamaları öngörülebilir bir sonuçtur. Çalışmanın amacı Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi'ndeki sağlık çalışanlarının Covid-19 nedeniyle geliştirdiği korku ve anksiyete düzeyini ve etkileyen faktörleri belirlemekti. Gereç ve Yöntem: Çalışma 15 Nisan 2021-30 Haziran 2021 tarihleri arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi'nde çalışmakta olan 2141 sağlık çalışanı üzerinde yapıldı. Yapılan güç analizi ile çalışmaya 326 kişi alınması hedeflendi, çalışma tarihleri arasında 391 kişiye ulaşıldı. Katılımcılara, sosyodemografik verilerinin toplanmasının yanı sıra FCV-19S, CAS ve STAI-T uygulandı. Veriler SPSS 22.0 paket programı ile analiz edildi. Grupların karşılaştırılmasında kategorik değişkenler için Ki-kare testi, sayısal değişkenler için Mann Whitney U testi ve ilişki analizi için ise Spearman Korelasyon analizi yapıldı. Ayrıca karıştırıcıları dışlayabilmek için regresyon analizi uygulandı. Çalışmanın yapılabilmesi için gerekli etik kurul izinleri Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurul'undan alındı. Bulgular: Çalışmaya katılan 391 katılımcının %63,4'ü (s=248) kadın ve yaş ortalaması 35,2±9,2 yıl idi. Katılımcıların %73,4'ünde (s=287) korku düzeyi yüksek saptandı. Ayrıca %98,7'sinde (s=386) Covid-19'a bağlı anksiyete düzeyi düşük bulundu. Daha önceden var olan anksiyete düzeyi yüksek saptanan kişi sayısı ise 223 (%57,0) idi. Yaş, meslekte geçirilen süre ve önceden var olan anksiyete düzeyi arttıkça korku düzeyinin arttığı görüldü. İkili analizlerde anlamlı çıkan yirmi dört değişken regresyon analizine dahil edildi. Covid-19 korku düzeyi erkek cinsiyette kadın cinsiyete göre 0,29 kat, diğer bölümlerde çalışanlarda Temel Tıp Bilimlerinde çalışanlara göre 14,35 kat, Covid semptomu olanlarda olmayanlara göre 2,39 kat, ağır geçirme korkusu olanlarda olmayanlara göre 5,74 kat ve kaygı düzeyi yüksek olanlarda olmayanlara göre 1,06 kat daha yüksek saptandı. Sonuç: Kadın cinsiyette, Temel Tıp Bilimleri dışındaki bölümlerde çalışanlarda, Covid semptomu yaşayanlarda, yaşadığı korku/stres/anksiyeteyi ağır geçirme korkusu ile açıklayanlarda ve Spielberger Sürekli Kaygı Ölçeği'nden yüksek puan alanlarda yalın Covid-19 korkusu saptandı. Yüksek korku düzeyi saptanan grupların bu tür süreçlerdeki çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve bu gruplara psikolojik destek sağlanması toplumların pandemi sürecinden ciddi düzeyde etkilenmesini önleyecektir. Benzer durumlarda yaşanabilecek zorlukların en kısa sürede giderilmesi adına çalışmaların erken dönemlerde yapılması ve geliştirilmesi sürecin en az zararla atlatılmasına yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Covid-19 Korkusu, Pandemi, Sağlık Çalışanları, Koronavirüs

AnksiyeteCOVID 19Korku+4
Mehmet Orhan Büyükdinç
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışan asistan hekimler arasında algılanan stres ve ilişkili faktörler: Kesitsel çalışma

Giriş ve Amaç: Uzmanlık eğitimi döneminde asistan hekimlerin maruz kaldıkları ağır iş yükü, kötü çalışma koşulları, sosyal ve ekonomik problemler gibi stres faktörleri hekimleri olumsuz etkilemektedir. Yüksek stres düzeyleri bir yandan hekimlerin hayatını diğer yandan sağlık hizmetlerinin uygulanmasını ve kalitesini kötü etkiler. Bu çalışma ile Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki asistan hekimlerin algılanan stres düzeyinin ve buna etki eden faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma strese neden olabilecek değiştirilebilir faktörler için yapılacak iyileştirme çalışmaları açısından bir ön çalışma olarak değerlendirilebilir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel, tanımlayıcı tipte olan çalışmamız Ekim-Aralık 2022 tarihleri arasında, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışan 332 asistan hekimle tamamlanmıştır. Belirtilen tarihler arasında aktif olarak çalışmakta olan ve çalışmaya katılmayı onayladığını bildiren asistan hekimler çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara, katılımcıların tanıtıcı özelliklerini içeren ve literatür taranarak hazırlanan sosyodemografik veri formu ve Algılanan Stres Ölçeği yüz yüze yöntemle uygulanmıştır. Veriler SPSS istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 28,65±2,57 (24-41 yaş arası) ve % 53,9 'u (s=179) kadın, %63,3'ü (s=210) bekardı. Katılımcıların Algılanan Stres Ölçeği puan ortalaması 27,54±7,62 olarak tespit edildi. Ölçek iki kategoriye ayrılacak şekilde 28 puan kesme noktası olarak alındığında, ölçek skoru ≥28 olan ve stresli olduğu kabul edilen toplam katılımcı oranının % 52,1 olduğu görüldü. Katılımcıların sosyodemografik, ruhsal ve iş hayatına dair bazı özellikleri ve düşüncelerinin algılanan stres düzeyiyle ilişkili olduğu tespit edildi. Sonuç: Asistan hekimlerin yarısı kadarının algılanan stres düzeyi yüksek seviyedeydi. Özellikle yüksek stres düzeyi saptanan grupların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve bu gruplara psikolojik destek sağlanarak stres yönetimi programlarının yürütülmesi, toplum sağlığını da etkileyebilmesi açısından önemlidir.

AlgıDoktorlarStres+2
Uğur Akmeşe
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Adnan Menderes üniversitesi 25 no'lu Eğitim Aile Sağlığı merkezi'ne başvuran erişkin bireylerde tip 2 diyabet riskinin belirlenmesi ve etkileyen faktörler

Giriş ve Amaç: Diabetes Mellitus, tüm dünyada en önemli bir halk sağlığı sorunlarından biridir. Tip 2 diyabet ise tüm diyabet olgularının %90-95 kadarını oluşturmaktadır. Türkiye'de yaş ve cinsiyete göre standartlaştırılmış diyabet prevalansı, son yıllarda artış göstererek %13,7 seviyelerine ulaşmıştır. Bu nedenle, erken teşhis ve düzenli tedavi çok önemlidir ve toplumda diyabet farkındalığının artırılması gerekmektedir. Bu çalışma ile, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi 25 No'lu Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran erişkin bireylerin diyabet riskini ve ilişkili faktörleri saptamak, riski yüksek bireylere kısa bir bilgilendirme yapılıp konu hakkında farkındalık yaratarak, yaşam tarzı değişikliği ve erken tanının sağlanmasına katkıda bulunmak amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel, tanımlayıcı tipte olan çalışmamız Şubat-Nisan 2023 tarihleri arasında, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi 25 No'lu Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran 312 kişi ile tamamlanmıştır. Katılımcılara bazı sosyo-demografik özellikleri, genel sağlık bilgileri ile beslenme durumlarıyla ilgili soruları içeren bir anket ve 8 soruluk FINDRISK ölçeği yüz yüze yöntemle uygulanmıştır. Veriler SPSS 18.0 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 35,15±15,24 (18-80 yaş arası), %59'u (s=184) kadın, %62,2'si (s=194) bekardı. Tüm katılımcıların FINDRISK toplam puan ortalaması 8±5,32 olup öğrencilerde anlamlı olarak daha düşüktür. Değerlendirme ölçütüne göre on yıl içinde tip 2 diyabet olma riski 'hafif risk' derecesinde bulunmuştur. Sonuç: Tip 2 diyabet riski yüksek ve çok yüksek kişilerin oranı %14,1 saptanmıştır. Diyabet riskini azaltmak için sağlıklı beslenme ve aktif yaşam tarzını benimsemek son derece önemlidir. Bu nedenle yüksek risk taşıyan bireylerin tespit edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması büyük bir önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Tip 2 diyabet, Risk, Diyabet risk skoru

İrfan Nergiz
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamak hekimlerinin çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerini tanıma durumu

Birinci Basamak Hekimlerinin Çocuk İstismarı Ve İhmalinin Belirti Ve Risklerini Tanıma Durumu Giriş: Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) çocuk istismarını "Yetişkin biri kanalıyla kasıtlı veya kasıtsız olarak gerçekleşen ve çocuğun sağlığını, fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimini kötü etki eden davranışlar" olarak tanımlamaktadır. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin sürekliliği sebebiyle çocuğa istismar ve ihmali tanıma ve riski değerlendirmede birinci basamak hekimleri ve diğer sağlık çalışanlarına büyük görev düşmektedir. Çalışmamızda birinci basamak hekimlerinin çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerini tanıma durumunu, konu ile ilgili bilgi düzeylerini ve bunların sosyodemografik verilerle olan ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı kesitsel olan çalışmamız, basit rastgele yöntemle yedi coğrafi bölgeden seçilen yedi ilimizdeki, aile hekimleri, aile hekimliği asistanları ve aile hekimliği uzmanlarını kapsamaktadır. Ağustos 2020 ile Aralık 2020 arasında, demografik özellikler ve çocuk istismarı ile ilgili eğitim ve mesleki tecrübelere ilişkin soruların yer aldığı "Bilgi Formu" ile "Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek Formu'' online olarak uygulanmıştır. Bulgular: Hekimlerin 145'i (%63,9) mezuniyet öncesi, 80'i (%35,2) mezuniyet sonrası çocuk istismarı ve ihmali konusunda eğitim almıştır. Katılımcıların mezuniyet öncesi çocuk istismarı ve ihmali konusunda eğitim alma durumlarına göre ÇİİBRTYÖ puanları karşılaştırıldığında, genel ve alt ölçek puanlarının tümü eğitim alan grupta, almayan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Hekimlerin 195'i (%85,9'u) çocuk istismarı konusunda kendini yeterli bilgide görmemektedir. Sonuç: Hekimlerin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bazı alanlarda yetersiz bilgi düzeyi ve farkındalığa sahip oldukları görülmektedir. Çocuk istismarı ve ihmali konusu tıp fakültesinden itibaren hekim adayı öğrencilere tıp eğitimi boyunca ve sonrasında sahada çalışan hekimlere düzenlenecek hizmet içi eğitim programları ile anlatılmalı, bu konudaki bilgi düzeyi ve farkındalık, üst seviyede tutulmaya çalışılmalıdır.

Birinci basamak sağlık hizmetleriDoktorlarDoktorlar-aile+3
Bilal Kılıç
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran erişkinlerin Akdeniz diyetine uyum düzeyi ile depresif semptomlar arasındaki ilişki

Giriş ve Amaç: Besin tüketimi ile ruh sağlığı arasında iki yönlü bir ilişki vardır. Duygu durum bozuklukları beslenme tarzını etkilediği gibi beslenme tarzı da uzun dönemde bireyin duygu durumunu etkilemektedir. Çalışmamızda Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Eğitim Aile Sağlığı Merkezi (EASM)'ne başvuran erişkinlerin Akdeniz Diyetine uyum gösterme düzeyi ile depresif semptomlar arasındaki ilişkinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda merkezimize kayıtlı olan nüfusta sağlığın korunması ve geliştirilmesi ile ilgili değiştirilebilir diyetsel faktörler konusunda yapılacak bilgilendirmelere, eğitimlere ve yaşam tarzı değişikliklerine yol göstermek hedeflenmiştir. Yöntem: Çalışma, prospektif, kesitsel ve analitik bir araştırmadır. Araştırma, ADÜ Tıp Fakültesi Dekanlığı ve Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan alınan izinlerin ardından başlamış ve 343 katılımcıya ulaşınca sonlanmıştır. EASM'ne başvuran 18-65 yaş arası çalışmaya katılmaya gönüllü kişilere yüz yüze görüşme yöntemiyle anket formu doldurularak uygulanmıştır. Anket formunu sosyodemografik veri formu, Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği(ADBÖ) ve Birinci Basamak Beck Depresyon Tarama Ölçeği(BB-BDÖ) oluşmuştur. İstatistiksel analizler SPSS 21 paket programı ile yapılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler sayı ve yüzde ile belirtilmiş olup, normal dağılıma uymayan ikili gruplar Mann Whitney U, ikiden fazla gruplarda Kruskal Wallis ile analiz yapılmıştır. Bulgular: Çalışma 343 kişinin katılımıyla tamamlanmıştır. Katılımcıların %59.5'u kadın %40.5'u erkektir, bireylerin yaş ortalaması 36.4±14'tür. Katılımcıların %75,5'inde BB-BDÖ ile yapılan depresyon taramasında depresyon riski olmadığı %24,5'inde depresyon riski olduğu tespit edildi. Katılımcıların %24,4'ü (s=70) Akdeniz diyetine uyumsuz; %36,7'si (s=126) uyumlu; %42,9'u (s=147) ise sıkı uyumlu idi. Bireylerde BB-BDÖ ile elde edilen depresyon risk puanları yükseldikçe ADBÖ'nden aldıkları toplam puan anlamlı olarak azaldı. Sonuç: Cinsiyet, VKİ, medeni durum, yaşanılan bölge, gelir düzeyi, sigara veya alkol bağımlılığı, meslek ile depresyon riski arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmedi. Gelir algısı, yakınında depresyon tanısı almış birey varlığı ve olumsuz olay yaşadığında paylaşabilecek birinin olup olmaması ile depresyon riski arasında anlamlı ilişki bulundu. Katılımcıların diyet uyumları ile majör depresyon açısından uygunluk kategorileri karşılaştırıldığında kategoriler arasında anlamlı fark bulundu. Bizleri sağlıklı yaşama yaklaştıracak önemli yaşam tarzı değişikliklerinden olan beslenme düzeninin depresyon gibi sık rastlanılan ve önemli sonuçları olan bir hastalığa olan etkileri önemli bir araştırma konusudur. Birinci basamağa başvuran hastaların depresyon taraması açısından ele alınması ve uygun beslenme önerilerinin bireylere aktarılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Depresyon, Akdeniz diyeti, Birinci basamak

İmge Reyhanoğlu
Aydın Adnan Menderes University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi intörn hekimlerinin tıbbi atık konusundaki bilgi, tutum ve davranışları

Giriş ve Amaç: Sağlık hizmetlerinin sunumu sırasında ortaya çıkan tıbbi atıklar, uygun şekilde yönetilmediğinde hem toplum sağlığı hem de çevre için ciddi riskler oluşturmaktadır. Sağlık çalışanlarının farkındalığı, güvenli ve sürdürülebilir sağlık hizmeti sunumu açısından büyük önem taşır. Bu çalışma, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi intörn hekimlerinin tıbbi atık yönetimi konusundaki bilgi, tutum ve davranış düzeylerini belirlemek ve bu düzeyleri etkileyen sosyodemografik faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki bu çalışma, 01.12.2024 - 30.04.2025 tarihleri arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde eğitim gören 264 intörn hekim ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyodemografik özellikler ve bilgi düzeyi formu ile "Tıbbi Atık Tutum ve Davranış Ölçeği (TATDÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %52,3'ü erkektir ve yaş ortalaması 24,5±1,4 yıldır. İntörn hekimlerin tıbbi atık bilgi puanı ortalaması 18 üzerinden 9,47±2,08 (orta düzey); TATDÖ toplam puan ortalaması ise 120 üzerinden 95,47±14,59 (yüksek düzey) olarak saptanmıştır. Kadın katılımcıların bilgi puanları erkeklere göre; not ortalaması 3,00 ve altında olanların bilgi puanları ise daha yüksek not ortalamasına sahip olanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Hayatının çoğunu kentsel bölgede geçirenlerin ölçek puanları, kırsal bölgedekilere göre anlamlı derecede yüksektir (p<0,05). Bilgi puanı ile tutum ve davranış ölçeği puanı arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: İntörn hekimlerin tıbbi atık konusundaki bilgi düzeyleri orta, tutum ve davranışları ise yüksek düzeydedir. Bilgi düzeyinin artması, tıbbi atık yönetimi konusundaki farkındalığı olumlu etkilemektedir. Mezuniyet öncesi tıp eğitim müfredatında tıbbi atık yönetimine yönelik pratik uygulamaların artırılması ve farkındalık eğitimlerinin sürekliliğinin sağlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Tıbbi atık, atık yönetimi, intörn hekim, bilgi, tutum.

Tıbbi atıkTıp öğrencileri
Murat Furkan Ayyıldız
Aydın Adnan Menderes University
2025
00

Other supervisors