Theses supervised by Prof. Dr. Ayşegül Özerdem
14 theses · Dokuz Eylül University
Duygudurum dengeleyici ilaçlardan lityum ve valproik asit'in SH-SY5Y hücre hattı üzerinde koruyuculuğu
Gu?nu?mu?zde nörodejenerasyonun tedavisinde kesin bir çözu?m bulunmamış olmakla birlikte çeşitli yaklaşımlar mevcuttur. Bu yaklaşımlardan biri olan nöroproteksiyon; oluşmuş nöronal hasarı geri döndu?recek veya sonraki nöronal hasarlanmayı önleyecek bir ajanın uygulanmasıdır.Bu çalışmada, insan nöroblastoma hu?cresinde, mitokondriyal inhibitör olan Paraquat(Methyl viologen dichloride) ile indu?klenerek oluşturulacak olan toksisite modelinde, duygudurum du?zenleyici ilaçlardan lityum ve valproik asidin nöroprotektif etkisinin olup olmadığı, koruyuculuk var ise bunun hangi yollar aracılığıyla gerçekleştiğinin araştırılmasıamaçlandı.Çalışmanın ilk bölu?mu?nde, 2-10 mM Lityum ve 100- 1000 ?M ValproikAsidin 24 saat preinku?basyonunun, SH-SY5Y hu?crelerini, 500-1000 ?M Paraquat ile oluşturulan hasara karşı koruyup korumadığı araştırıldı. Çalışmanın ikinci bölu?mu?nde ise Paraquatın SH-SY5Y hu?creleri u?zerinde apoptoz yolu ile ölu?m oluşturduğu gösterilerek, lityumun apoptotik yolakta sorumlu proteinlerden Bcl-2, Bax ve Bcl-xl'in mRNA'ları u?zerinde olan etkisi qPCR yöntemiyle incelendi.Çalışmanın sonucunda; Lityumun 2mM ve 5mM dozlarında 24 saatlikpreinku?basyonunun, paraquat toksisitesine karşı hu?creleri anlamlı du?zeyde koruduğu, Valproik Asidin ise uygulanan dozlarının hu?creler u?zerinde koruyucu etkisi bulunmadığı göru?ldu?. Ayrıca Lityum preinku?basyonunun, paraquat ile oluşturulan modelde, antiapoptotik etkili Bcl-2 ve Bcl-xl mRNA miktarını arttırırken, proapoptotik etkiye sahip olan Bax mRNA'sını azalttığı belirlendi.Bu çalışma ile Lityumun, paraquat modeli u?zerinde anti-apoptotik etkisi bulunduğu ilk kez gösterilmiş oldu.
Antidepresan sağaltımı altında manik kayma geliştiren hastaların manik kayma sonrası klinik gidiş,yaşam kalitesi ile nörobilişsel işlevler açısından iki uçlu duygudurum bozukluğu ve major depresif bozukluk, yineleyici tip tanılı hastalarla karşılaştırılması
Amaç ve Hipotez: Bu çalışmada, antidepresan (AD) tedavi altında manik, karma veya hipomanik kayma geliştiren hastaların (MK) kayma sonrası klinik gidiş özellikleri, bugünkü yaşam kaliteleri ve bilişsel işlevlerinin; iki uçlu duygudurum bozukluğu (İDDB) ve major depresif bozukluk, yineleyici tip (YMDB) tanılı hastalarla karşılaştırılarak; ne gibi farklılıklar gösterdiklerinin saptanması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya, MK grubuna (s=41), İDDB grubuna (s=54) ve YMDB grubuna (s=38), olmak üzere toplam 133 hasta alındı. Kayma, AD tedavisine başlanmasından ya da doz artımından sonraki 6-8 hafta içerisinde mani, karma veya hipomani belirtileri gelişmesi olarak tanımlandı. Hastaların tümüyle SCID-I görüşmesi yapıldı. Hastaların tıbbi bilgilerini içeren tüm dosya ve diğer belgeleri incelendi, gerekli durumlarda aile bireyleriyle de görüşme yapılarak tanıları doğrulandı. Hastaların yaşam kalitelerini değerlendirmek amacıyla, özbildirime dayalı Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL-Bref) kullanıldı.Çalışmaya alınan hastalar arasından belirli ölçütleri karşılayanlara; dikkat, bellek, yürütücü işlevleri olçen bir dizi nörobilişsel test (NBT) uygulandı.Sosyodemografik ve klinik veriler, WHOQOL-Bref ve NBT puanları; ANOVA, ki-kare, t-testi ve eşleştirilmiş t-testi ile değerlendirildi.WHOQOL-Bref ve NBT puanlarının karşılaştırılmasında, karıştırıcı faktörlerin etkilerinin dışlanması amacıyla regresyon analizi uygulandı. Bulgular: İDDB grubunda, ilk psikiyatrik belirtilerin başlangıç yaşı ortalaması (25.15±7.37) istatistiksel olarak farklılık göstermese de hem MK grubundan (29.39±10.37) hem de YMDB grubundan (28.13±7.64) daha düşüktü (p=0.061). MK grubu hastalarının, MK sırasında en sık SSRI kullandıkları saptandı.Bunu, ikili etkili AD'lar izliyordu. MK grubundan 21 kişinin (%48.8) kayma sonrası spontan mani, hipomani veya karma dönemi olduğu ve MK grubunun, kayma öncesi daha sık duygudurum (DD) dönemi yaşadığı saptandı (p=0.009). İDDB grubunun (7.89±5.33), MK (5.54±3.98) ve YMDB gruplarına (3.13±1.66) göre; MK grubunun, YMDB grubuna göre; yaşam boyu toplam DD dönem sayıları daha fazlaydı (p<0.001).İDDB (0.79±0.50) ve MK (0.76±0.63) grubunun, yaşam boyu DD dönem sıklıkları birbirine benzerdi. YMDB grubu (0.37±0.26), her iki gruba kıyasla daha az sıklıkta DD dönemi geçiriyordu (p<0.001). İDDB grubunun, ortalama depresif dönem sayısı ve depresif dönemle geçirdikleri süre MK grubu ve YMDB grubuna göre anlamlı olarak daha düşük bulunurken (sırasıyla; p=0.025, p=0.038; p=0.002, p<0.001); MK ve YMDB gruplarının depresif dönem sayısı ve depresif dönemle geçirdikleri süre birbirine benzerdi.İDDB grubunda (%83.3) hastaneye yatış oranı, hem MK (%68.3) hem de YMDB grubundan (%36.8); MK grubunda yatış oranı da YMDB grubundan anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.001). MK ve İDDB gruplarında DD dengeleyici ve antipsikotik kullanımlarının benzer olduğu ancak AD kullanımından kaçınıldığı görüldü.İDDB grubunun hem fizik hem de psikolojik WHOQOL-Bref puan ortalamaları, YMDB grubuna göre anlamlı olarak daha yüksekti (sırasıyla; p=0.007, p<0.001).MK grubunun kategori akıcılık testi toplam kelime sayısı (23.58±4.48), İDDB grubuna (19.77±4.33) göre anlamlı olarak daha yüksekti (p=0.021). Sonuç: Antidepresan tedavi altındayken görülen manik, karma veya hipomanik kayma durumu tek uçlu ve iki uçlu bozukluk arasında bir geçişi yansıtıyor gibi gözükmektedir. MK yaşayan hastaların klinik özelliklerine dayanılarak, bu hastaların İDDB'na yönelik tedavi almalarına rağmen, kayma sonrası tekrarlayan spontan mani, karma ya da hipomanik dönemlerinin olduğu görülmektedir. Hastalığın seyrinin, herhangibir AD tedavinin basit bir yan etkisinden ziyade genetik bir yatkınlığın sonucu olması daha olasıdır.Depresif dönemleri uzun süren ve sık tekrarlayan tek uçlu depresyon tanılı hastalara odaklanan ileriye dönük özellikteki çalışmalar, kayma fenomeninin etyopatogenezi ve klinik özelliklerini açıklığa kavuşturacaktır. Anahtar Kelimeler: Manik Kayma, Unipolar Depresyon, İki Uçlu Bozukluk, Antidepresanlar
İki uçlu bozuklukta atipik antipsikotik ilaç kullanımı ile nörobilişsel işlevler arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı duygudurum dengeleyiciye ek olarak atipik antipsikotik ilaç (DDD+AAP) kullanan bipolar bozukluk tanılı ötimik hastalardaki bilişsel işlevlerin tek başına duygudurum dengeleyici ilaç (DDD) alan hastalar ve sağlıklı kontrollerinkiyle (SK) karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. DDD+AAP alan hastaların DDD alan hastalar ve sağlıklılardan daha bozuk nörobilişsel işlev sergileyeceği hipotezlenmiştir. Araştırmaya Bipolar Bozukluk (BB) tip I tanısı almış ötimik durumda olan toplam 82 hasta (DDD kullanan 36; DDD+AAP kullanan 46) ile yaş ve cinsiyetçe eşleştirilmiş 55 sağlıklı birey katılmıştır. Hasta grupları ve sağlıklı kontroller başlıca yürütücü işlevler, sözel öğrenme, görsel öğrenme ve bellek, dikkat ve işlem hızı, sözel akıcılık işlevlerini ölçen nörokognitif test performansları açısından karşılaştırılmıştır. . Karşılaştırılan gruplar arasında en kötü performansı DDD+AAP alan grup gösterirken bunu sırasıyla DDD ve SK grubu izledi. BB tanılı hastalarda DDD'ye ek AAP kullanımının daha fazla bilişsel alanda işlev kaybı ile ilişkili olabileceği düşünüldü. Literatürle uyumlu olarak ketiyapin kullanımının olanzapin kullanımından daha az bilişsel bozulma ile ilişkili olduğu saptandı. Randomize kontrollü araştırmalar yapılması daha aydınlatıcı bilgi verecektir
İki uçlu duygudurum bozukluğu tanılı hastalarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ek tanısı varlığında dürtüsellik, risk alma davranışının ve nörobilişsel işlevlerin sağlıklı kontrollerle karşılaştırması
Amaç: İki uçlu duygudurum bozukluğu (bipolar bozukluk, BPB) ve dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu (DEHB) sıklıkla birlikte görülebilen psikiyatrik hastalıklardır. Nörobilişsel bozulma ve dürtüsellik her iki hastalıkta da gözlenen bulgulardır. Bu çalışmanın amacı erişkin BPB ve DEHB ektanısı olan hastaların (BPB+DEHB) dürtüsellik, risk alma davranışlarının ve nörobilişsel işlevlerinin yalnız BPB tanılı, yalnız DEHB tanılı hastalar ve sağlıklı kontrollerle (SK) karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Böylece bu iki tanının birlikteliğinin belirtilen işlevler üzerine ne derecede etkilerinin olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Yöntem: Araştırmaya BPB tanısı almış 37 hasta, DEHB tanısı almış 43 hasta, BPB+DEHB tanısı almış 21 hasta ve 51 SK dahil edilmiştir. Hasta grupları ve SK'ler başlıca dürtüsellik, risk alma ve bir dizi nörobilişsel işlevler açısından karşılaştırılmıştır. Çoklu ve ikili grup karşılaştırmaları non-parametrik testler kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Her üç hasta grubunun da yürütücü işlevler, dikkat ve işlem hızı testlerinde SK'e göre anlamlı olarak daha kötü performans sergilediği; dürtüselliklerinin SK'e göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ek olarak BPB grubunun sözel öğrenme, bellek, işleyen bellek ve sözel akıcılık testlerinde, BPB+DEHB grubunun sözel akıcılık testlerinde, DEHB grubunun ise işleyen bellek testinde SK'e göre anlamlı olarak daha kötü performans sergilediği gözlenmiştir. BPB ve BPB+DEHB grupları arasında herhangi bir nörobilişsel testte farklılık olmadığı; BPB grubunun sözel öğrenme ve bellek testlerinde; BPB+DEHB ve BPB gruplarının ise bazı dikkat, işlem hızı ve sözel akıcılık testlerinde DEHB grubuna göre daha kötü performans sergilediği gözlenmiştir. Tüm hasta grupları dürtüsellik ölçeğinde SK'e göre anlamlı olarak yüksek puan almışlardır. Ayrıca DEHB ve BPB+DEHB grupları da dürtüsellik ölçeğinde BPB grubundan anlamlı olarak daha yüksek puan almışlardır. Tüm hasta grupları tepki ketleme testinde SK'e göre anlamlı olarak daha dürtüsel özellikler sergilemişlerdir. Risk alma davranışı açısından gruplar arasında fark bulunmamıştır. Sonuç: Sonuçlarımız BPB ve DEHB ektanılı hastaların, yalnız BPB tanılı hastalara benzer nörobilişsel bozulma sergilediğini; dürtüsellik özelliklerinin de yalnız DEHB tanılı hastalara benzer olarak yüksek olduğunu göstermektedir. Bu durum BPB ve DEHB ektanılı hastalarda hastalık seyrinin olumsuz gidişine ve tedavide güçlüklere sebep olabilir. Tedavinin bu sonuçlar üzerindeki etkisini araştırmak için daha büyük örneklemli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: bipolar bozukluk, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, dürtüsellik, risk alma, nörobilişsel işlevler
İki uçlu bozukluk tanılı hastalar, birinci derece akrabaları ve sağlıklı kontrollerde serum bdnf düzeylerinin ve nörobilişsel işlevlerin karşılaştırılması
Amaç: İki uçlu bozukluk manik ve depresif ataklarla karakterize kronik bir hastalıktır. Etiyolojisi hala tam olarak anlaşılamamıştır. Nörotrofinler ve nörobilişsel işlevler iki uçlu bozukluk için olası endofenotip adaylarıdır. Bu çalışmanın amacı ötimik hastalarda, onların birinci derece akrabalarında ve sağlıklı kontrollerde endofenotip adayları olarak serum BDNF düzeylerini ve nörobilişsel fonksiyonları incelemektir.Yöntem: İki uçlu bozukluk tanılı ötimik durumda olan 30 hasta ve onların 19 birinci derece akrabası ve 24 cinsiyet, yaş ve eğitim olarak hastalarla eşleştirilmiş sağlıklı kontrol çalışmaya alındı. Serum BDNF seviyeleri sandviç-ELİSA kiti kullanılarak ölçüldü. Hastalar DSM-IV-TR için yapılandırılmış klinik görüşme (SCID-I), Young Mani Ölçeği (YMÖ), Hamilton Depresyon Ölçeği-17 (HDÖ-17), İki Uçlu Bozukluklar için klinik genel değerlendirme Ölçeği-BP-GKİ (BP-CGI), İşlevselliğin Genel Değerlendirmesi Ölçeği -İGD (GAF) ile değerlendirildi. Nörobilişsel değerlendirme için geniş nörobilişsel test bataryası kullanıldı. İstatistiksel analizi için Kruskal-Wallis, Mann Whitney-U, Ki-kare, Spearman ve Pearson korelasyon analizleri kullanıldı.Bulgular: Serum BDNF düzeyleri üç grup arasında bir fark göstermiyordu. Hem hastalar hem de birinci derece akrabaları dikkat, yürütücü ve sözel bellek işlevlerinde sağlıklı kontrollere göre daha kötü bir performans gösterdiler. Birinci derece akrabaların nörobilişsel test skorları hastalarla sağlıklı kontrollerin skorlarının arasındaydı. Tüm grupta BDNF düzeyleri ile nörobilişsel test sonuçları arasında bir ilişki yoktu.Tartışma: Bu çalışmanın sonuçları göstermiştir ki serum BDNF düzeyi ötimik durumdaki iki uçlu bozukluk tip I hastalarını birinci derece akrabalardan ve sağlıklı kontrollerden ayırmamaktadır. Ancak bazı nörobilişsel işlevler hastalarla birinci derece akrabaları sağlıklı kontrollerden ayırabilmektedir. Endofenotipin hastalık döneminin yanı sıra iyilik döneminde de varolması beklendiği için BDNF, iki uçlu bozukluk için endofenotip olma ölçütlerini karşılamamaktadır. Tersine nörobilişsel işlevlerdeki bozulma ötimik hastalarda ve onların birinci derece akrabalarında gösterildiği için iki uçlu bozukluk için daha uygun bir endofenotip adayıdır.
İki uçlu bozukluk tanılı hastalar ve birinci derece akrabalarında nörobilşşsel işlevler: Kontrollü bir çalışma
İki uçlu duygudurum bozukluğu (İUB) hastalık ve iyilik dönemleriyle seyreden ve yaygın alanda görülen nörobilişsel bozulma ile karakterize bir beyin hastalığıdır. Bu çalışmanın amacı, ötimik ve depresif durumdaki İUB tanılı hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarında dikkat, bellek, sözel öğrenme ve akıcılık, yürütücü işlevler, işleyen bellek performanslarını eşleştirilmiş sağlıklı bireylerle karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Hastaların ve akrabalarının sağlıklılardan farklı, birbirlerine benzer özellikler göstereceği, , depresyonda olmanın nörobilişsel işlevleri ötimide olma durumuna göre daha da kötüleştireceği hipotezlenmiştir.Otuz iyilik döneminde, on depresif dönemde hasta, bu hastaların on beş sağlıklı birinci derece akrabaları ve yirmi altı sağlıklı kontrol çalışmaya alındı. Hastalar, birinci derece akrabalar ve sağlıklı kontroller SCID-I görüşmesi ile değerlendirildi, nörobilişsel test bataryası tüm katılımcılara uygulandı. Hasta gruba ayrıca Young Mani Ölçeği, Hamilton Depresyon Ölçeği verildi. İstatistiksel analiz için Kruskal-Wallis, Mann Whitney-U, ve Spearman korelasyon testleri kullanıldı.Tüm gruplar arasında sözel öğrenme, yürütücü işlevler, işleyen bellek ve kategori akıcılık işlevlerinde anlamlı fark bulduk. Depresif grup sözel öğrenme ve bellek testlerinde ötimik gruba göre, ayrıca işleyen bellek, kategori akıcılık ve yürütücü işlevler testlerinde sağlıklı kontrollere göre; ötimik grup sözel öğrenme, yürütücü işlevler ve işleyen bellek testlerinde sağlıklı kontrol grubuna göre; birinci derece akrabalar ise yürütücü işlevlerde sağlıklı kontrollere göre daha kötü performans gösterdiler.Yürütücü işlevlerdeki bozulma, İUB'ta depresyon ve ötimi dönemlerinde, aynı zamanda birinci derece akrabalarda görülmektedir. Depresyonda buna öğrenme ve bellek kusurları da eklenmektedir. Hastalığın hem iyilik hem de alevli dönemlerinde var olması, hastaların birinci derece akrabalarında da görülmesi nedeniyle yürütücü işlevlerdeki bozulma İUB için endofenotip adaylarından biri olabilir.
Ötimik bipolar hastalarda bilişsel işlevlerin tekli ve çoklu ilaç kullanımına göre kontrollerle karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Amaç: Bipolar bozukluk bilişsel yetilerde bozulmaya yol açan kronik gidişli bir beyin hastalığıdır. Psikotrop ilaçların bilişsel işlevler üzerinde bozucu etkileri olduğuna ilişkin çalışmalar bulunmaktadır.. Bu çalışmanın amacı, tek ve çok ilaç kullanan ötimik bipolar hastalarda bilişsel işlevlerin sağlıklı kontrollerle karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çok ilaç kullanımının tek ilaç kullanımına göre bilişsel işlevler üzerinde bozucu etkisi olabileceği hipotezlenmiştir.Yöntem: Araştırmaya 21 tek ve 27 çok ilaç kullanan DSM-IV tanı ölçütlerine göre bipolar bozukluk tanısı almış, ötimik durumda toplam 48 hasta ve yaş ve cinsiyetçe eşleştirilmiş 40 sağlıklı gönüllü katılmıştır. Klinik durum psikiyatrik muayene, Young mani ve Hamilton depresyon ölçekleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bilişsel işlevler birçok testi içeren kapsamlı bir nörokognitif batarya ile değerlendirilmiştir.. Çoklu ve ikili grup karşılaştırmaları için ilgili non-parametrik, kategorik verilerin karşılaştırılması için ki-kare, ayrıca parametrik ve non-parametrik korelasyon ve çoklu regresyon analizleri kullanılmıştır.Bulgular: Bir çok bilişsel testte her iki hasta grubu da kontrollerden daha kötü performans gösterirken; çok ilaç kullanan hastalar tek ilaç kullanan hastalardan daha iyi performans göstermişlerdir. Tüm grupta eğitim süresi ve hasta grubunda hastalık süresi ile testlerdeki başarı arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Tek ve çok ilaç kullanan hasta grubunda yapılan regresyon analizinde, eğitim ve hastalık süresi kontrol altında tutulduğunda sayı dizisi testi-geriye doğru ölçümleri, çok ilaç kullanan grubun lehine olmak üzere istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.Sonuçlar: Sonuçlar işleyen bellek işlevi üzerinde olası bir ilaç etkisine işaret etmektedir. Hipotezimizin tersine çoklu ilaç kullanımı daha iyi bir işleyen bellek performansı açısından yeğlenen bir seçenek olabilir.Anahtar Sözcükler: bipolar bozukluk, ötimi, bilişsel işlevler
Bipolar bozukluk tanılı ötimik hastalar ve birinci derece akrabalarında dürtüsellik: Sağlıklı kontrollerle karşılaştırmalı bir çalışma
Amaç: Bipolar bozukluk bilişsel süreçlerde bozulmayla seyreden, dürtüsellik özelliğine sahip nöropsikiyatrik bir hastalıktır. Dürtüsellik, çeşitli psikiyatrik bozukluklarda patolojik olarak ortaya çıkan, kişilik boyutunu, davranışsal ve bilişsel bileşenleri içeren çok yönlü bir kavramdır. Dürtüselliğin bipolar bozukluk için belirti şiddetinden ve hastalık dönemlerinden bağımsız, süreğen bir yatkınlık olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, ötimik durumdaki bipolar bozukluk tanılı hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarında, dürtüsellik ve risk alma eğilimini eşleştirilmiş sağlıklı bireylerle karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Hastaların ve akrabalarının sağlıklılardan farklı, birbirlerine benzer özellikler göstereceği hipotezlenmiştir.Yöntem: Çalışmanın örneklemini, DSM-IV tanı ölçütlerine göre Bipolar Bozukluk I tanısı almış, en az 6 aydır ötimi durumunda olan ve herhangi bir eşik altı belirtisi bulunmayan 30 hasta ile bu hastaların ulaşılabilinen 25 birinci derece akrabası ve hastalar ile yaş, cinsiyet ve eğitime göre eşleştirilmiş 30 sağlıklı katılımcı oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama araçları olarak, SCID-I yapılandırılmış görüşmesi, SKİP-TÜRK hasta bilgi formları, Barratt Dürtüsellik Ölçeği?11 (BDÖ?11), Balon Analog Risk Testi (BART), Günlük Yaşam Alışkanlıkları Anketi ve Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi kullanılmıştır.Bulgular: Risk almanın davranışsal olarak değerlendirildiği bir ölçüm olan BART'ta bipolar hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabaları sağlıklı kontrollere göre anlamlı olarak daha az öğrenme davranışı sergilemişlerdir. Bipolar hastalar, BDÖ?11 toplam puanında sağlıklı kontrollere göre anlamlı olarak yüksek puanlar almıştır. Bipolar hastaların hastalık değişkenleri (hastalık süresi, ötimide bulunma süresi, toplam hastalanma dönemi sayısı, hastaneye yatış sayısı gibi) ile ölçek ve test sonuçları arasında bir ilişki bulunmamıştır.Sonuç: Bulgular bipolar bozukluğu olan hastaların iyilik dönemlerinde de devam eden, hastalık özelliklerinden bağımsız dürtüsellik ve risk alma eğilimlerinin olduğunu göstermektedir. Hastaların birinci derece akrabalarında da benzer bir örüntünün görülmesi dürtüselliğin bipolar bozukluk için güçlü bir endofenotip adayı olduğunu görüşünü desteklemektedir.Anahtar Sözcükler: Bipolar Bozukluk, Ötimi, Dürtüsellik, Risk Alma
Depresyonda DNA hasarının ve onarımının belirtili dönem ve düzelme ile ilişkisi
Giriş ve amaç: Depresyonda tıbbi eş tanılılık, bilişsel bozukluklar ve mortalite riskinde artış görülmesi, DNA hasarı/onarımı mekanizmalarının depresyonun etyopatogenezinde merkezi bir role sahip olabileceğini düşündürmektedir. Bu çalışmada DNA hasarı/onarımı ile depresif belirtiler, depresif belirtilerin şiddeti ve belirtilerin düzelmesi arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntemler: Araştırmaya 33 unipolar depresyon, 24 bipolar depresyon tanılı hasta ve 61 sağlıklı gönüllü dahil edilmiştir. İlk görüşmede tanısal görüşmeler ve klinik ölçümler yapılmış, katılımcıların kan ve idrar örnekleri alınmıştır. Hastaların klinik ve laboratuvar ölçümleri araştırmaya dahil edildikten 8 hafta sonra tekrar edilmiş, 8. haftadaki klinik ölçümlerde düzelme saptanmayan hastaların son ölçümleri 12. haftada tekrarlanmıştır. Düzelme 17 maddeli Hamilton Depresyon Ölçeği toplam puanının ≤ 7 olması ile tanımlanmıştır. Katılımcılardan elde edilecek idrar örneklerinde hasarlı DNA nükleozidleri Sıvı Kromatografi- Tandem Kütle Spektrometresi kullanılarak ölçülmüştür. İdrar 8-OHdG düzeyleri, idrar kreatinin düzeylerine göre düzeltilmiştir. Kan örneklerinden elde edilen cDNA örneklerinden gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu ile OGG1 mRNA ekspresyon düzeyleri belirlenmiştir. Bulgular: Depresyon hastalarının idrar 8-OHdG düzeyleri sağlıklı bireylerinkine göre yüksek (p=0,008), OGG-1 ekspresyon düzeylerinin sağlıklı bireylere göre düşük olarak saptanmıştır (p=0,024). Depresif bireylerin belirtilerinin düzelmesiyle 8-OHdG düzeyleri azalmış (p=0,001), OGG-1 ekspresyon düzeyleri 2,95 kat artmış (p= 0,046) olarak saptanmıştır. Sonuç: Araştırmanın sonuçları depresyon hastalarında sağlıklı kontrollere göre daha fazla oksidatif DNA hasarı olduğunu; DNA hasar lezyonlarının DNA onarım sistemindeki geri dönüşümlü bozulmaların sonucu olabileceğini düşündürmektedir. Verilerimiz, DNA hasar/onarım süreçlerinin depresif dönemlerin nörobiyolojisi ile ilişkili olabileceğini göstermektedir. Anahtar sözcükler: Depresyon, DNA hasarı, DNA onarımı, 8-OHdG, OGG-1
Bipolar bozukluk tanılı ötimik hastalarda sosyal biliş, özyeterlilik, sosyal uyum ve tedaviye katılım ilişkisi
Amaç: Bipolar bozuklukta tedaviye katılım ve sosyal uyum, hastalığın gidişini ve yaşam kalitesini belirleyen faktörlerdir. Özyeterlilik, sosyal bilişsel işlevler ve hastalık öncesi uyumun psikiyatrik hastalarda tedaviye katılım ve şimdiki sosyal uyumu etkilediği bilinmektedir. Bu çalışmada, bipolar bozukluk tanısı almış ötimik bireylerde sosyal bilişsel işlevler, özyeterlilik ve hastalık öncesi sosyal uyum, şimdiki sosyal uyum ve tedaviye katılım arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya bipolar bozukluk tanılı, en az üç aydır ötimik durumda olan 54 hasta ile 56 sağlıklı birey alınmıştır. Tüm katılımcılar sosyal bilişsel işlevleri değerlendiren Gözler Testi ile İma Testi; Genel Özyeterlilik Ölçeği ve Sosyal Uyum Kendini Değerlendirme Ölçeği ile; hasta grubu ise ek olarak Hastalık Öncesi Uyum Ölçeği ve Morisky Tedavi Uyum Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Sosyal bilişsel işlevler ve özyeterlilik, hasta grubunda sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük bulunmuşur. Sağlıklı kontrol grubunda sosyal bilişsel işlevlerin özyeterlilik ve sosyal uyum ile ilişkisi pozitif yönde anlamlı bulunmasına karşın, hasta grubunda sosyal bilişsel işlevlerin özyeterlilik ve şimdiki sosyal uyum ile anlamlı düzeyde ilişkisi bulunmamıştır. Hastalık öncesi uyum ile özyeterlilik ilişkisi anlamlı değilken; hastalık öncesi uyum düzeyinde bozulma arttıkça şimdiki sosyal uyum düzeyinin azaldığı görülmüştür. İki grupta da özyeterlilik düzeyi arttıkça şimdiki sosyal uyum düzeyi artmıştır. Hasta grubunda özyeterlilik ve tedaviye katılım, ötimide kalma süresi ve tedaviye katılım, ötimide kalma süresi ve şimdiki sosyal uyum arasında ilişki bulunamamıştır. Sonuç: Sağlıklı kontrol grubunda sosyal bilişsel işlevlerin özyeterlilik ve sosyal uyum ile ilişkisinin anlamlı düzeyde bulunmasına karşın, hasta grubunda bu parametreler arasında anlamlı bir ilişki bulunamamasının nedeni, tek başına bipolar bozukluğun, ya da hastalık yanısıra ilaç kullanımının yol açtığı nörobilişsel bozulmanın sosyal bilişsel işlevler üzerindeki olası bozucu etkisi olabilir. Hastalık öncesi uyum düzeyi ve şimdiki sosyal uyum arasında bulunan ilişki hastalık öncesi uyumun bipolar bozukluk için öngörücü bir faktör olabileceğini göstermektedir. Tedaviye katılım ve ötimide kalma süresinin hiçbir değişkenle ilişkisinin bulunamaması, bipolar bozukluk tanılı hastaların uzun süredir ötimide olması dolayısıyla şimdiki sosyal uyum ve tedaviye katılım düzeyinin, olağan örnekleme göre zaten yüksek olduğu bir gruba odaklanılmasının sonucu olarak, örneklem yanlılığından kaynaklanıyor olabilir. Anahtar Sözcükler: Bipolar Bozukluk, Özyeterlilik, Sosyal Biliş, Sosyal Uyum, Tedaviye Katılım
Bipolar bozuklukta bilişsel işlevlerin cinsiyet, steroid hormonlar ve adet döngüsü ile ilişkisi
Giriş ve amaç: Bilişsel işlev bozuklukları bipolar bozukluğun mani ve depresyon dönemlerinde görülmekte ayrıca iyilik döneminde de sürmekte olup, hastalık için endofenotip olabileceği düşünülmektedir. Bipolar bozukluk tanısı alan hastalarda hastalık başlangıcı ve klinik seyir açısından cinsiyet farklılıklarının görülmesinin yanı sıra nörobilişsel işlevler de cinsiyet faktöründen etkilenebilmektedir. Bu araştırmada, bipolar bozuklukta cinsiyet ve cinsiyet ilişkili hormonlarla nörobilişsel işlevler arasında bir ilişki olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmaya 41 bipolar bozukluk tanılı hasta (15 kadın), 26 sağlıklı gönüllü (13 kadın) alınmıştır. Kadın katılımcılardan erken foliküler (2-4. gün) ve midluteal (20-22. gün) evrelerinde cinsiyet hormonların ölçümü için kan örnekleri alınmış, nöropsikolojik testler verilmiştir. Erkek katılımcılara da 45-55 günlük zaman aralığıyla iki kez nöropsikolojik test uygulanmış, yalnız ilk görüşmede kan örneği alınmıştır. Tüm katılımcılara ikinci kez nöropsikolojik test olarak yalnız sözel bellek ve mental rotasyon testleri uygulanmıştır. Veriler ki kare, bağımsız gruplar t testi, Kruskal Wallis, Mann Whitney U, ANCOVA ve Wilcoxon işaretli sıra testleri uygulanarak analiz edilmiştir. Bulgular: Bipolar bozukluk tanılı hastalar Rey işitsel sözel öğrenme deneme 7, Rey işitsel sözel öğrenme doğru tanıma, Wisconsin kart eşleme testi kategori sayısı, görsel kopyalama anlık testlerinde, stop-sinyal testinin dur işareti sırasında tepki verme olasılığı, dur işareti tepki süresi ve ortalama tepki süresi parametlerinde sağlıklı gönüllülerden daha kötü performans göstermiştir. İz sürme testi (A formu) ve sayı dizisi testi ileri bölümünde sağlıklı erkeklerin sağlıklı kadınlardan; mental rotasyon ve işitsel sessiz üç harf testlerinde erkek hastaların kadın hastalardan daha iyi olduğu, dur işareti sırasında tepki verme olasılığı, dur işareti gecikmesi ve ortalama tepki süresinin kadın hastaların hasta erkeklere göre anlamlı olarak kısa olduğu saptanmıştır. Sağlıklı kadınların midluteal dönemdeki sözel öğrenme ve mental rotasyon test performansı kadın hastaların daha yüksek saptanmıştır. Sağlıklı erkeklerin sözel öğrenme test performansı erkek hastalardan daha iyi olarak saptanmıştır. Kadın hastaların foliküler fazda hasta erkeklerden daha düşük mental rotasyon testi puanına sahip olduğu saptanmıştır. Bipolar bozukluk tanılı kadın hastaların midluteal fazda erken foliküler faza göre estradiol ve progesteron düzeyleri anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. Kadın sağlıklı gönüllülerde yüksek estradiol düzeyinin Rey işitsel sözel öğrenme testi toplam puan, kadın hastalarda yüksek progesteron düzeyinin Rey işitsel sözel öğrenme deneme 1 testi ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bipolar bozukluk tanılı erkek hastalar uzamsal yetenek alanında kadınlardan daha iyi performans göstermiştir. Sağlıklı kadınların midluteal dönemde mental rotasyon testinde kadın hastalardan daha iyi performans göstermiş olması, erkek hasta ve sağlıklılarda böyle bir bulgunun saptanmaması ise kadın ve erkek hastaların hastalıktan farklı etkilendiğini göstermektedir. Mental rotasyon test puanlarında foliküler fazda kadın ve erkek katılımcılar arasında fark olmaması beklenirken, bipolar bozukluk tanılı kadın ve erkek hastalarda fark saptanmıştır. Kadın hastaların foliküler fazdaki mental rotasyon performansı literatüre göre değişiklik göstermektedir. Hastalık ile ilgili tedaviler geliştirilirken cinsiyet farkının önemli olacağı düşünülmektedir.
Bipolar bozukluk tanılı ötimik bireyler ve birinci derece akrabalarında nörobiliş, sosyal biliş ve yapısal beyin görüntüleme
Giriş ve amaç: Bipolar bozuklukta (BB) nörobilişsel ve sosyal bilişsel alanlardaki bozulmaların ve beyin yapısal özelliklerindeki değişikliklerin hastalığın genetik alt yapısıyla ilişkisi henüz aydınlatılamamıştır. Bu çalışmada hastalığın seyrinin ve hastaların ilaç kullanımlarının etkilerinden bağımsız olarak genetik yatkınlığın bu bozulmalarla ilişkisini değerlendirebilmek için hastalık riski taşıyan bireyler, BB tanılı hastalar ve sağlıklı kontrollerin karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntemler: Araştırmaya 24 BBI tanılı ötimik hasta, 16 sağlıklı kardeş ve 24 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Katılımcılar DSM IV için yapılandırılmış görüşme ile değerlendirildikten sonra nörobiliş ve sosyal biliş test bataryasını tamamlamış ve 3Tesla manyetik rezonans görüntüleme (MRG) çekimine katılmıştır. Beyin görüntüleme verilerinin işlenmesi ve analizi için SPM12 üzerinden çalışan CAT12 kullanılmıştır. Kortikal kalınlık ölçümlerinin, bilişsel testlerden elde edilen puanların ve sürekli demografik değişkenlerin gruplar arasında karşılaştırmalarında ANOVA, kategorik değişkenler için ise ki kare testi kullanılmıştır. Bulgular: BBI hastalarının görsel bellek ve zihinsel durum çözümlemesi; kardeşlerin ise zihinsel durumla ilgili akıl yürütme puanlarının sağlıklı kontrollere kıyasla anlamlı olarak düşük olduğu bulunmuştur. BBI hastalarında superior frontal girus ve presantral girusta; sağlıklı kardeşlerde inferior temporal girus ve postsantral girusta sağlıklı kontrollere kıyasla korteks kalınlığının daha az olduğu saptanmıştır. Buna ek olarak, BBI hastalarına kıyasla sağlıklı kardeşlerin korteks kalınlığının rostral middle frontal girus ve medial orbitofrontal kortekste daha fazla olduğu gösterilmiştir. Sonuç: Araştırmanın bulguları BBI hastalarında ve kardeşlerde sağlıklı kontrollere göre görsel bellek ve sosyal biliş alanlarında bozulma olduğuna dair veri sunmaktadır. Kortikal kalınlığa ilişkin gruplar arasındaki farklılıkların ise yalnızca BB'nin erken tanısında kullanılacak beyin yapısına ilişkin erken dönem işaretlerine değil; dirence ilişkin belirteçlere de işaret ettiği düşünülmektedir.
Bipolar bozukluk tanılı hastaların psikososyal işlevsellikleri, sosyal problem çözme becerileri ve ilişkili nörobilişsel ve sosyal bilişsel faktörlerin incelenmesi
Giriş ve amaç: Bipolar Bozukluk (BB), psikososyal işlevsellikte ve nörobilişsel işlevlerde bozulma ile karakterizedir. Nörobilişsel bozulma ve psikososyal işlev kaybı hastalığın yalnız akut dönemlerinde değil, iyilik halinde de görülür. BB'de sosyal problem çözme süreçlerine odaklanan çalışma bulguları oldukça sınırlıdır. Çalışmanın amacı BB'de psikososyal işlevsellik ve sosyal problem çözme becerilerinin ve ilişkili nörobilişsel ve sosyal bilişsel faktörlerin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmaya BB tanılı 45 hasta ve 45 sağlıklı kontrol alınmış, katılımcılara bilişsel yetileri ölçen bir kognitif batarya ve psikometrik test uygulanmıştır. Veriler ki kare, bağımsız gruplar t testi, Kruskal Wallis, Mann Whitney U, ANCOVA, Pearson Korelasyon Analizi ve Lineer Regresyon Analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: SK ile kıyaslandığında BB grubunda global nörobilişsel (F=23,956, df=1, p=0,001) ve sözel öğrenme ve bellek (F=6,167, df=1, p=0,015) performansında anlamlı düzeyde bozulma olduğu saptanmıştır. BB'de psikososyal işlevsellik (F=13,571, df=1, p=0,001) ve sosyal problem çözme süreçlerinde (F=12,617, df=1, p=0,001) anlamlı düzeyde gerileme olduğu belirlenmiştir. BB grubu, pozitif problem çözme aşamalarında SK'ye kıyasla daha düşük (F=5,761, df=1, p=0,019), negatif problem çözme aşamalarında ise daha yüksek puan almıştır (F=4,510, df=1, p=0,037). BB'de global nörobilişsel işlevler ve sözel öğrenme ve bellek performansının zihinsel işlevsellikle (p=0,01, GA:0,146-1,039; p=0,002, GA:0,197-0,823), yine global nörobilişsel, görsel bellek ve problem çözme süreçlerinin de sosyal problem çözme süreçleriyle ilişkili olduğu saptanmıştır. Sonuç: BB'de nörobilişsel, sosyal bilişsel, psikososyal işlevlerde ve sosyal problem çözme yetilerinde bozulma olduğu, global nörobilişsel işlevlerin ve sözel bellek işlevlerinin psikososyal işlevsellik ile önemli ölçüde ilişkili olduğu, global nörobilişsel işlevlerin, görsel bellek ve problem çözme bilişsel süreçlerinin de sosyal problem çözme yetileriyle ilişkili olduğu belirlenmiştir.
Bipolar bozukluk tanısı almış bireylerin nörobilişsel işlevlerinde zamana bağlı olarak meydana gelen değişimlerin incelenmesi: Kohort çalışması
Giriş ve Amaç: Bipolar bozukluk, tekrarlayan duygudurum epizotları ile karakterize bir hastalıktır. Bipolar bozuklukta nörobilişsel işlevlerde bozulma sık görülür. Güncel araştırmalar, sağlıklı kontrollerle kıyaslandığında bipolar bozukluk tanısı almış bireylerin nörobilişsel işlevlerinde anlamlı düzeyde bozulmalar olduğunu göstermektedirBu araştırmanın amacı, bipolar bozukluk tanılı bireylerin nörobilişsel işlevlerinin zamana bağlı olarak değişim gösterip göstermediğini saptamaktır. Yöntem: Bu çalışmada, 4-10 yıl önce Dokuz Eylül Hastanesi Sinirbilimler ve Psikiyatri Anabilim dallarında nörobilişsel ölçümleri yapılmış olan bipolar bozukluk tanılı hastalardan oluşan 37 kişilik bir grup nörobilişsel işlevleri açısından yeniden değerlendirilmiş, verileri bu bireylerin eski ölçümleri, ve ekibimizce yürütülmüş diğer çalışmalara katılmış olan 37 sağlıklı katılımcının nörobilişsel işlevleri ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Hastaların ilk ölçümlerinde kontrollere göre Sayı Sembolleri (F = 0,471; t = -2,255; p < 0,027), Sözel Akıcılık (F = 1,172; t = 2,070; p = 0,042), Wisconsin Kart Eşleme (WCST) Kategori Sayısı (Z = 370,500; p < 0,001), WCST Perseveratif Hata (Z = 806,000; p = 0,021), Görsel Kopyalama Geciktirilmiş (Z = 373,000; p = 0,43) ve Kategori Akıcılık (Z = 460,000;p = 0,015) testlerinde anlamlı düzeyde daha kötü performans gösterdikleri belirlendi. Daha sonra, hastaların ilk ölçümleri ile 4-10 yıl sonra alınan yeni ölçümleri karşılaştırılmıştır. Analiz sonucuna göre Rey İşitsel Sözel Öğrenme Testi tüm alt kategorileri (p < 0,001; p < 0,001; p < 0,001, p = 0,010), Görsel Kopyalama Testi Geciktirilmiş Hatırlama (p = 0,023), İşitsel Sessiz Harf Sıralama (p = 0,020), Sayı Sembolleri Testi (p = 0,038), Sözel Akıcılık Testi (p = 0,038), Kategorik Akıcılık Testi (p = 0,006) ve Stroop Testi (p = 0,008) puanlarının hastaların eski puanlarına kıyasla anlamlı düzeyde düşük oldukları görülmüştür. Sonuç: Bipolar bozukluk hastalarının 4-10 yıllık süre içerisinde kısa ve uzun süreli hatırlama, sözel bellek, işleyen bellek, işleme hızı ve dikkat becerilerinde bozulmalar olduğu görülmüştür. Öte yandan; hastaların görsel belleğinde ve zihinsel esneklik, geribildirimlerden yararlanma ve problem çözme gibi yürütücü işlevlerinde anlamlı düzeyde bir bozulma görülmemiştir. Anahtar kelimeler: Nörobilişsel işlevler, bipolar bozukluk, kohort, izlem çalışması