Theses supervised by Prof. Dr. Aysun Özkan

14 theses · Eskişehir Technical Üniversity, Akdeniz University

Master'sOpen AccessTR

Cam elyaf takviyeli polyester atıklarının farklı yöntemlerle değerlendirilmesi

Bu tezde, giderek artan cam elyaf katkılı polyester (CTP) atıklarının değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Tez çalışması, CTP atıklarının Çok Ölçütlü Karar Verme Teknikleri (MCDM) ile karşılaştırılması, en uygun yöntemin örnek atık üzerinde uygulanması, elde edilen yan ürünler ile yeni ürün eldesi ve atıktan elde edilen ürünün fiziksel özelliklerinin testi olmak üzere dört aşamadan oluşmaktadır. Çalışmanın ilk aşamasında CTP atıkları için uygulanan mekanik geri dönüşüm, yakma, piroliz ve kimyasal geri dönüşüm alternatifleri bir MCDM yöntemi olan Analitik Serim Süreci (ANP) ile karşılaştırılmış ve CTP atığının değerlendirilmesi için piroliz en uygun yöntem olarak belirlenmiştir. CTP atığı 400, 500 ve 600 °C sıcaklıklarda piroliz işlemine tabi tutularak, ürün karakterizasyonları gerçekleştirilmiştir. Piroliz sonucu oluşan katı ürünlerden cam elyaf elde edilmiş ve el yatırması yöntemiyle yeni CTP ürünler üretilmiştir. Elde edilen ürünlerde çekme mukavemeti testleri gerçekleştirilmiş ve piroliz sonrası elde edilen cam elyafın, polyester reçinenin çekme mukavemetini yaklaşık %43 oranında arttırdığı tespit edilmiştir.

Gökhan Koçak
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kompozit ambalaj atıklarından karbon nanotüp eldesinin yaşam döngüsü değerlendirmesi

Karbon nanotüpler (CNT'ler) paha biçilmez mekanik, termal ve elektriksel özellikleri nedeniyle çok çeşitli endüstriyel uygulamalarda ve ürünlerde önemli bir role sahiptir. Kimyasal buhar çöktürme (CVD), CNT'lerin üretiminde en yaygın sentez yöntemidir. Bu çalışmada, CVD yöntemiyle sentezlenen çok duvarlı karbon nanotüplerin çevresel performansını belirlemek için Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi (LCA), ve ekonomik değerlendirme için parasallaştırma çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Sistem sınırları hammadde temini ve üretim sürecini kapsayan, "beşikten kapıya" şeklinde oluşturulmuştur. Fonksiyonel birim, laboratuvar ölçekli CVD reaktöründe sentezlenen bir deney setindeki 0,553 g CNT olarak belirlenmiştir. Envanter verileri yerinde ölçümler, malzeme kullanımı ve Ecoinvent veri tabanı ile sağlanmıştır. LCA hesaplamaları lisanslı SimaPro 8.5.0.0 yazılımı kullanılarak yapılmıştır. Çevresel etki değerlendirmesinde, seçilen etki kategorileri (abiyotik kaynakların tükenmesi, küresel ısınma, toksisite, fotokimyasal oksidasyon, ozon tabakasının tükenmesi, asidifikasyon ve ötrofikasyon) için CML-IA yöntemi kullanılmıştır. LCA ve parasallaştıma sonuçlarına göre, harcanan enerjinin en büyük etkiye sahip aktivite olduğu görülmüştür.

Kübra Cebeci Topbaş
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Vaks içeren kompozit atıkların yönetiminin farklı karar verme teknikleriyle değerlendirilmesi

Vaks içeren kompozit atıklar, karmaşık yapıları nedeniyle sürdürülebilir atık yönetim sistemlerinde yönetilmeleri zor olan atık türlerindendir. En uygun değerlendirme yönteminin belirlenmesi aşamasında çevresel, ekonomik, teknik açıdan bütünsel bir yaklaşım sergilenmesi önemlidir. Bu noktada, birçok alandaki problemlerin çözümünde belirli kriterlerin yardımıyla en uygun alternatifin seçiminin yapılabildiği Çok Kriterli Karar Verme Teknikleri (MCDM)'nin kullanımı mümkündür. Bu nedenle bu tezde, Analitik Serim Süreci (ANP) ve TOPSIS metodu kullanılarak vaks içeren kompozit atıkların yönetim süreci bütünsel bir yaklaşım ile değerlendirilmiştir. Belirlenen kriterler Entropi, SWARA ve CRITIC metotları ile ağırlıklandırılmıştır. Her bir ağırlıklandırma metodundan elde edilen sonuçlarla ayrı ayrı TOPSIS ve ANP ile değerlendirmeler yapılmıştır. Kullanılan tüm ağırlıklandırma yöntemleri ile yapılan ANP ve TOPSIS sonuçlarında piroliz alternatifinin en uygun seçenek olduğu belirlenmiştir.

Ece Yılmazbilek
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Atıklardan elde edilen karbon nanotüplerden kompozit malzeme üretimi ve karbondioksit tutucu olarak kullanım potansiyellerinin belirlenmesi

Küresel hedefler doğrultusunda atmosfere salınan karbondioksit (CO2) emisyonlarının azaltılması için çözüm yollarının bulunması önemlidir. Günümüzde CO2 adsorpsiyonu ile ilgili farklı malzemeler kullanılmaktadır. Katı malzemeler arasında, karbonlu malzemeler, yapısal özellikleri ve zorlu ortamlara karşı yüksek dayanıklılığı nedeniyle CO2 adsorpsiyonu için tercih edilmektedir. Karbon nanotüpler (CNT) de yüksek filtreleme özelliği nedeniyle filtre ve adsorban olarak, dayanımı yüksek olduğundan birçok kompozit malzeme ile uygulama alanı bulunmaktadır. Bu tez çalışmasında, atıklardan üretilen karbon nanotüplerin karbondioksit tutucu olarak kullanım potansiyelinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tezde, atıktan üretilen CNT ve ticari CNT'lerin adsorpsiyon verimleri karşılaştırıldıktan sonra, adsorpsiyon verimini artırmak için CNT ile polivinil alkol (PVA) ve etilendiamin tetra asetik asit (EDTA) kullanılarak kompozit malzeme üretilmiştir. Elde edilen malzemelerle de adsorpsiyon çalışmaları gerçekleştirilmiş ve sonuçlar karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre en yüksek verime PVA ile hazırlanan kompozit malzemede ulaşılmış olup, atıktan elde edilen bir ürünün ticari uygulaması ile günümüzde oldukça önemli hale gelen karbondioksit tutucular için yeni bir ürün alternatifi oluşturulabilmiştir.

AdsorpsiyonKarbon dioksitKarbon nanotüp+1
Gamze Yılmaz
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tıbbi atık yönetiminde Swot analizi ve çok ölçütlü kararverme teknikleri ile çözüm önerilerinin geliştirilmesi

Tıbbi atıklar, içerdikleri yüksek riskler nedeniyle dikkatle yönetilmesi gereken atık türlerindedir. Tıbbi atık yönetiminin mevcut durumunu ortaya koyarak, tıbbi atık profiline en uygun arıtım/bertaraf yöntemini belirlemeyi amaçlayan bu çalışmanın bulgularında tıbbi atık yönetimi açısından önemli bilgiler elde edilmiştir. Tıbbi atık yönetimi kapsamında belirlenen yöntemler (Yakma, Mikrodalga Işınlama, Sterilizasyon ve Kimyasal Dezenfeksiyon), seçilen kriterlere göre (Yatırım ve İşletme Maliyeti, İşlem Sonrası Hacimsel Azalma, Emisyon ve Sera Gazı Yayılımı ile Enerji Geri Kazanımı) SWOT analizine tabi tutulmuş ve mevcut durum tüm yönleriyle ortaya konulmuştur. Bu noktada, birçok alandaki problemlerin çözümünde belirli kriterlerin yardımıyla en uygun alternatifin seçiminin yapılabildiği Çok Kriterli Karar Verme Teknikleri (MCDM)'nin kullanımı mümkündür. Belirlenen kriterler Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) ve CRITIC metotları ile ağırlıklandırılmıştır. Her bir ağırlıklandırma metodundan elde edilen sonuçlarla ayrı ayrı AHP, COPRAS ve MULTIMOORA metodu kullanılarak değerlendirmeler yapılmıştır. Kullanılan tüm ağırlıklandırma yöntemleri ile yapılan AHP, COPRAS ve MULTIMOORA sonuçlarında öncelikli olarak yakma ve takiben mikrodalga ışınlama alternatifleri belirlenmiştir.

Analitik hiyerarşi süreciAtık yönetimiCOPRAS yöntemleri+2
Tolgahan Akkurt
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Katı atık yönetiminde sıfır atık yaklaşımının performans değerlendirmesi

Günümüzde döngüsel ekonomi yaklaşımı ile birlikte hem ulusal hem uluslararası alanda atıkların sıfır atık yaklaşımıyla yönetiminin önemi artmıştır. Sıfır atık yaklaşımıyla birlikte atıklardan en fazla fayda sağlanması amaçlanmaktadır. Bu konuda, atık üreticileri, karar vericiler, atık işleyenler gibi birçok paydaş etkin rol oynamaktadır. Dolayısıyla, sıfır atık yaklaşımının doğru uygulanması ve sistemdeki aksaklıkların giderilmesine yönelik çalışmalar yapılması gerekmektedir. Bu noktadan hareketle bu tezde, sıfır atık yönetimi ile ilgili mevcut durum irdelenmiş ve sistemin geliştirilmesine yönelik öneriler sunulmuştur. Öncelikle, ilgili paydaşlardan oluşan bir ekip ile birlikte SWOT analizi yapılmıştır. SWOT analizi çalışmasından elde edilen bulgularla sistemin geliştirilmesine yönelik alternatifler oluşturulmuştur. Söz konusu alternatifler TOPSIS ve VIKOR yöntemleriyle değerlendirilmiştir. En iyi alternatifler "geri dönüşüm sektöründeki lisanssız firmaların ve toplayıcıların lisans almasının sağlanması" ve "lisanslı tesis kurulumu ve atık toplama ekipmanları için teşvik verilmesi" olarak belirlenmiştir.

Atık yönetimiSWOT analiziSıfır atık+2
Ongun Koparal
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kompozit ambalaj atıklarının pirolizi ve gaz üründen karbon nanotüp eldesi

Tezde, kompozit ambalaj atıklarının hem çevresel hem de ekonomik açıdan değerlendirilmeleri gerekliliğinden yola çıkılmış ve bu malzemenin piroliziyle elde edilen gaz üründen katalitik kimyasal buhar çöktürme yöntemi (CCVD) ile karbon nanotüp (CNT) eldesinin yanı sıra, sıvı üründen vaks ve katı üründen alüminyum geri kazanımı hedeflenmiştir. Birinci aşamada; C/LDPE ambalaj atıkları 5, 10 ve 20C/dk ısıtma hızları ile 400, 500 ve 600℃ sıcaklıklarda piroliz edilmiştir. En yüksek gaz ürün veriminin elde edildiği koşullarda, analitik örneklere sırasıyla ağırlıkça %5, 10 ve 15 zeolit eklenerek piroliz tekrarlanmıştır. Isıtma hızı, sıcaklık ve katalizör miktarının, piroliz ürün dağılımı üzerindeki etkileri belirlenmiştir. İkinci aşamada; katı ürünün alüminyum içeriği belirlenmiş, sıvı ürünlerin kimyasal ve fiziksel özellikleri belirlenerek, ticari vakslarla karşılaştırılmıştır. Gaz üründe ise gaz kromotografisi analizi gerçekleştirilerek, gazın bileşimi belirlenmiştir. Üçüncü aşamada; belirlenen optimum şartlardaki piroliz sırasında oluşan gaz üründen, demir ve nikel katalizörlüğünde 600-900℃ aralığında dört farklı sıcaklıkta, borusal reaktörde CCVD yöntemi ile CNT eldesi çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Katalizör türünün, sıcaklığın ve karbon kaynağı besleme hızının elde edilen CNT'lerin özellikleri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Tezde üretilen CNT'ler ticari bir ürün ile karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak; C/LDPE atığının 20℃/dk ısıtma hızı ile 600℃'de pirolizi sonucu, katı üründen alüminyum ve sıvı üründen vaks geri kazanılmıştır. Gaz üründen Ni katalizörlüğünde 800°C'de 20-30 nm çapında ve mikrometre mertebesinde uzunluğa sahip, yüksek kaliteli ve ticari ürünlerle karşılaştırılabilir çok duvarlı karbon nanotüpler üretilmiştir.

Karbon nanotüpKimyasal buhar çöktürmePiroliz+1
Ece Yapıcı
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Atık ilaç blister ambalajlarından geri kazanılan alüminyum ve tarımsal atıklardan kompozit malzeme üretimi

Bu tezde, karmaşık ve kompozit benzeri yapısı sebebiyle geri dönüşümü ve geri kazanımı oldukça zor olan atık ilaç blister ambalajları ve ülkemizde önemli bir paya sahip olan bir tarımsal atıkla (şeker pancarı küspesi) birlikte piroliz edilerek hem ambalajda bulunan alüminyumun geri kazanılması hem de daha etkin bir atık yönetim sisteminin oluşturulması hedeflenmiştir. Bu hedef doğrultusunda tezin birinci aşamasında; şeker pancarı küspesi ve atık ilaç blister ambalajları, 10°C/dk ısıtma hızında 400, 450 ve 500°C sıcaklıklarda önce ayrı ayrı piroliz edilmiş, daha sonra aynı ısıtma hızı ve sıcaklıklarda ko-piroliz işlemi uygulanmış ve ürün verimleri hesaplanmıştır. Tezin ikinci aşamasında ise maksimum katı ürün veriminin elde edildiği 400°C'de elde edilen katı ürünlerin karakterizasyonu için elementel analiz, XRD analizi ve klor analizleri ve sıvı ürünlerin karakterizasyonu için elementel analiz, FT-IR, H-NMR ve klor analizleri gerçekleştirilmiştir. Tezin üçüncü aşamasında, piroliz ve ko-piroliz proseslerinde elde edilen katı ürünler ve ticari alüminyum hidroksit ve günlük hayatımızda oldukça sık kullanılan ve atık olarak karşılaşılan düşük yoğunluklu polietilen kullanılarak ekstrüzyon yöntemi ile kompozit malzemeler üretilmiş ve üretilen kompozit malzemelerin karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir.

Blister testEkstrüzyonKompozit malzemeler+2
Merve Serhan
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Atık biyokütlelerden elde edilen karbon aerojellerin enerji depolama malzemesi olarak kullanım potansiyelinin belirlenmesi

Karbonlu malzemeler gözenek yapıları ve elektriksel iletkenliklerinin uygun olmasından dolayı enerji depolama ve dönüştürme sistemlerinde yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Doğal biyokütleden üretilen karbonlu malzemeler, geniş ve sürdürülebilir kaynakları ve düşük maliyetleri nedeniyle büyük ilgi görmektedir. Selüloz bazlı biyokütle atıklarından elde edilen karbon aerojeller, elektriksel ve termal özelliklerinin iyi olması, makro-mikro gözeneklere sahip olması ve yapısal özelliklerinin kontrol edilebilmesi nedeniyle pek çok alanda kullanılmaktadır. Bu tezde, bir atık biyokütle türü olan atık nar kabuklarından, karbon aerojel üretilmiş ve karakterizasyonları gerçekleştirilmiştir. Çalışmada; karbon aerojellerin üretimi için iki farklı yöntem kullanılmıştır. İlk yöntemde dondurarak kurutmanın ardından piroliz ile karbon aerojel üretilmiş, ikinci yöntemde birinci yönteme ek alarak hidrotermal karbonizasyon yöntemi kullanılmıştır. Her iki yöntemde de piroliz sıcaklıkları 400-600-800 °C ve ısıtma hızı 5 °C/dk seçilerek deneysel çalışmalar yapılmıştır. Son aşamada ise, üretilen karbon aerojellerin yoğunluk tayini, elementel analiz, FT-IR, Raman, TGA, DSC, XRD ve SEM analizleri ile ürünlerin karakterizasyonları yapılmıştır. Buna paralel olarak yapılan iki yöntem karşılaştırılmış ve yapısal özelliği en iyi olan karbon aerojeller tespit edilmeye çalışılmıştır. Hidrotermal karbonizasyon ile elde edilen karbon aerojellerin yapısal özelliklerinin daha üstün olduğu ve daha kararlı karbon yapılarına sahip olduğu yapılan karakterizasyon çalışmaları ile belirlenmiştir. Karbon aerojellerin sentezi ve enerji depolama alanında kullanılabilirliği için hidrotermal karbonizasyon prosesi kullanımının biyokütlenin kütle ve enerji değerini yükselttiği sonucuna varılmıştır.

BiyokütleEnerji depolamaKarbon aerojel+1
Hicret Tavusbay
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Carbon quantum dots obtaining from waste and determining their environmental impacts with a life cycle assessment approach

Nanomaterials have enormous potential in various technical applications due to their unique properties. In particular, the great potential of carbon quantum dots has attracted much attention in recent years due to their unique optical properties. Given their wide range of applications, the development of their large-scale synthesis is extremely necessary. From this perspective, hydrothermal synthesis has become the most popular method due to its simplicity, low cost, and high efficiency. On the other hand, biomass waste is emerging as a renewable, sustainable, and easily accessible carbon source for the production of CQDs. However, the CQDs produced from biomass usually have low quantum yields, and this problem is addressed by doping with other elements, especially nitrogen.In this study, the hydrothermal method is preferred for the synthesis of CQDs from horse chestnut and horse chestnut combined with EDTA as a doping agent. First, the hydrothermal method at 180°C for 4, 8, 16, and 24 hours was applied to produce CQDs from horse chestnut, and then horse chestnut combined with EDTA was used to produce nitrogen-doped CQDs under the same conditions. The obtained products were characterized by XRD, FT-IR, UV-Vis, and PL. It has been determined that CQDs produced from horse chestnut combined with EDTA showed better structural properties, especially under 8 hours of reaction time. Finally, Life Cycle Assessment (LCA) was carried out to assess the environmental impacts of the production for the optimum conditions.

Mohammad Qadder Ahmadı
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Katekolün parental ve epurubicin dirençli akciğer kanseri hücrelerinde apoptozisi hangi sinyal yolu ile uyardığının araştırılması

Bu çalışmada bir benzen türevi olan katekolün parental akciğer kanseri (P H1299), epirubicin-HCl dirençli akciğer kanseri (R-H1299) ve sağlıklı fibroblast (Bj) hücreleri üzerine olan sitotoksik, antiproliferatif, hücre döngüsü bloke edici ve apoptotik etki mekanizmaları araştırılmıştır. Her bir hücrede, apoptotik sinyal yolunun en fazla hangi mekanizma ile uyarıldığı ortaya konulmuştur. Katekolün hücreler üzerine sitotoksik etkisi Cell Titer-Blue® Cell viability assay kiti ile belirlenmiştir. Katekolün P-H1299, R-H1299 ve Bj hücrelerindeki IC50 değeri (hücrelerin %50 sini öldüren konsantrasyon) sırasıyla 58 µg/ml, 90 µg/ml ve 207 µg/ml olarak hesaplanmıştır. Katekolün P-H1299 hücreleri üzerindeki sitotoksik etkisi hem R-H1299 hem de Bj hücrelerinden daha yüksek bulunmuştur. Çalışmamızda kaspaz 3/7 aktivitesi ve mRNA ekspresyonları katekolün IC50 konsantrasyonu ile 24 saat muamele edilen hücrelerde çalışıldı. Hücrelerde apoptotik yolağın anahtar enzimlerinden biri olan kaspaz-3/7 aktivitesi ApoTox-Glo Triplex Assay (Promega) kiti kullanılarak ölçüldü. Hücrelerdeki kaspaz 3/7 aktivitesi kontrol hücrelerle karşılaştırıldığında P-H1299 hücrelerinde 2,8 kat, R-H1299 hücrelerinde 2,3 kat ve Bj hücrelerinde 1,6 kat fazla bulundu. P-H1299 hücrelerinin kaspaz 3/7 aktivitesi, R-H1299 hücrelerinden 1,2 kat, Bj hücrelerinden 1,75 kat daha yüksek bulundu. Katekolün hücrelerde apoptozisi hangi sinyal yolu ile uyardığını araştırmak için RT-PCR (ters transkriptaz polimeraz zincir reaksiyonu) ile Bax (Bcl-2 Associated X Protein), Bcl-2 (B-Hücre Lösemi 2), ATM (Ataxia telangiectasia mutated kinase), ATR (Ataxia telangiectasia and Rad3-related), siklin D1, PCNA (prolifere hücre nükleer antijeni) genlerinin mRNA ekspresyonları araştırılmıştır. Katekol uygulanan tüm hücreler karşılaştırıldığında, antiproliferatif etkiyi ortaya koyan PCNA ve hücre döngüsü belirteci olan siklin D1 mRNA ekspresyonları en düşük P-H1299 hücrelerinde bulunmuştur. Katekolün hücrelerdeki apoptotik sinyal yolunu uyarma mekanizmalarından biri de pro-apoptotik bir gen olan Bax'ın mRNA ekspresyonunun antiapoptotik bir gen olan Bcl-2'nin mRNA ekspresyonuna oranının ölçülmesidir. Katekole 24 saat maruz kalan P-H1299, R-H1299 ve Bj hücrelerinde Bax/Bcl-2 oranları sırasıyla 1,5 kat, 2,0 kat ve 0,8 kat olarak hesaplanmıştır. Bax/Bcl-2 sinyal yolu en fazla R-H1299 hücrelerinde uyarılmıştır. Katekol P-H1299 ve R-H1299 hücrelerinde Bax/Bcl-2 oranının artmasına neden olarak apoptotik etki göstermiştir. Ancak Bj hücrelerinde Bax/Bcl-2 oranının azalmasına neden olarak antiapoptotik bir etki göstermiştir. Katekolün hücrelerde meydana getirdiği DNA hasarını ortaya koymak için ATM ve ATR genlerinin mRNA ekspresyon düzeyleri ölçülmüştür. Katekol ile muamele edilen P-H1299, R-H1299 ve Bj hücrelerinde hem ATM hem de ATR mRNA ekspresyonu kontrole göre artmıştır bu artış katekolün hücreler üzerinde DNA hasarına neden olduğunu göstermektedir. Sağlıklı hücrelerle kıyaslandığında R-H1299 hücrelerinde ATM ve ATR mRNA ekspresyonu P-H1299 hücrelerinden daha düşük bulunmuştur. Ancak tüm hücrelerdeki PCNA, siklin D1, Bax, Bcl-2, ATM ve ATR mRNA ekspresyonu seviyeleri kontrol hücreleri ile karşılaştırıldığında en fazla ATM ve ATR genlerinin mRNA ekspresyonunun arttığı görülmüştür. Sonuç olarak katekolün her ne kadar çoklu sinyal yolu ile apoptotik etkiye neden olduğu görülse de en etkili uyarılan sinyal yolunun DNA'da tek ve çift zincir kırıklarının varlığı ile açıklanan ATM ve ATR sinyal yolu olduğu ortaya konmuştur.

Akciğer neoplazmlarıApoptozisKatekol+1
Zeynep Demir
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni tanı multipl miyelom hastalarında kemik iliğinde cd4+cd25+ foxp3+ pd-1+ regülatör t hücrelerin düzeyinin ve pd-1, pd-l1 mrna ifadesinin araştırılması

Multipl miyelom (MM) habis bir plazma hücre kanseridir. Yeni tedavi seçenekleri ve kök hücre nakline rağmen hemen hemen her zaman hastalarda nüks gelişir. Gerek yeni tanı MM gerekse tedavi almış MM hastalarında regülatör T hücre (Treg) artışı kötü klinik seyir ile ilişkilendirilir. Tregler immün yanıtı baskılayan bir T hücre alt popülasyonudur. Programlanmış hücre ölümü proteini 1 (PD-1) sinyal yolağı Treg gelişimi ve fonksiyonunda önemli rol oynar. PD-1 bir immün kontrol noktası olarak kabul edilir ve hem antijene spesifik T hücrelerinde apoptoz indüklenmesi hem de Treg hücrelerinde apoptozu inhibe etme yoluyla otoimmün tepkilere karşı korur. MM'da PD-1 ve ligandı PD-L1'e yönelik inhibitör ilaçların kullanıldığı klinik çalışmaların sayısı hızla artmaktadır. MM'da bu klinik çalışmaların varlığına karşın kemik iliği mikroçevresinde Treg hücrelerinin dağılımı konusunda bilgiler yetersizdir. Çalışmada MM hastalarında kemik iliğindeki PD1+ Treg hücre dağılımları ve PD1/PD-L1 genleri ifade seviyelerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada yeni tanılı 20 MM olgusu ve kontrol grubu olarak idyopatik trombositopenik purpura (İTP) ile takip edilen 9 olgu değerlendirilmiştir. Kemik iliği örneklerinden fikol ayrıştırma yöntemiyle elde edilen mononükleer hücrelerde CD4, CD25, Foxp3 ve PD1(CD279) proteinlerinin ifadesi akış sitometri yöntemiyle incelenmiştir. PD1 (PDCD1) ve PD-L1 (CD274) genleri mRNA ifadelerinin belirlenmesi amacıyla kemik iliği örneklerinden silika kolon yöntemi ile total RNA elde edilmiştir. Reverse transkriptaz PCR ile mRNA'dan cDNA sentezlenmiş ve kantitatif PCR yöntemi kullanılarak hedef genlerin göreli ifade seviyeleri belirlenmiştir. Çalışmada MM hastalarında PD-1 ve PD-L1 mRNA ifade seviyeleri daha yüksek düzeyde bulunmuştur. MM hastalarında CD4+CD25+FoxP3+PD-1+ Treg hücreleri (%) ölçümleri daha yüksek düzeyde tespit edilmiştir. Hastaların evrelerine göre CD4+CD25+FoxP3+PD-1+ Treg hücreleri (%) ve PD-1 mRNA ölçümlerinin farklı düzeylerde olmadığı görülmektedir. Hastaların evrelerine göre PD-L1 mRNA ölçümlerinin farklı düzeylerde olduğu ve farkın evre I olan hastaların PD-L1 mRNA ölçümlerinin Evre II ve III hastalarına göre daha yüksek düzeylerde olmasından kaynaklandığı görülmüştür. Bu çalışma yalnızca hasta tedavisinde terapötik seçeneklere kılavuzluk ettiği için değil aynı zamanda da bu ilaçlarla tedavi edilen hastalarda alınan yanıtı güçlendirme stratejilerini bulmak açısından da önemlidir. ANAHTAR KELİMELER: Multipl miyelom, PD-1, PD-L1, Treg

Deniz Ekinci
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Phellinus igniarius (L.) Quél ve Phellinus torulosus (Pers.) Bourdot & Galzin türlerinden elde edilen ekstraktların epidermoid karsinoma hücrelerinin membranı üzerine prooksidan ve antioksidan etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada, Phellinus igniarius (L.) Quél ve Phellinus torulosus (Pers.) Bourdot & Galzin türlerinden elde edilen metanol ve su ekstraktlarının epidermoid karsinoma (A431) ve sağlıklı fibroblast (Bj) hücrelerinin membranı üzerine antioksidan ve prooksidan aktiviteleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. P. igniarius ve P. torulosus ekstraktlarının A431 ve Bj hücre dizileri üzerine prooksidan (sitotoksik) etkisi, MTT (3-(4, 5-dimetiltiazol-2-il)-2, 5-difeniltetrazolyum bromid) testi ile belirlenmiştir. Ektraktlarımızın antioksidan etkisini ortaya koymak için hücreler farklı konsantrasyonlarda ekstraktlar ile (

Bürke Çırçırlı
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Resveratrolün insan akciğer kanseri hücrelerinde (H1299) antioksidan etkisinin araştırılması

Bu çalışmada polifenolik bir bileşen olan resveratrolün insan akciğer kanseri hücre dizisi (H1299) üzerine antioksidan etkisi araştırılmıştır. Antioksidan etki hücrelerin resveratrol uygulaması sonrasında güçlü bir oksidan olan hidrojen perokside maruz bırakılarak MDA ve GSH düzeyleri ile Se-bağımlı-GPx, Se-bağımsız-GPx, GRx ve GST aktivitelerinin ölçülmesiyle ortaya konmuştur. İnsan embriyonik akciğer fibroblast hücreleri (MRC-5) pozitif kontrol olarak kullanılmıştır. Resveratrolün ve H2O2'in hücreler üzerine sitotoksik etkisi ve resveratrolün H2O2 sitotoksisitesine karşı koruyucu etkisi Hücre Canlılık Testi (Cell Titer-BlueR Cell viability assay kiti) kullanılarak ölçülmüştür. Resveratrolün membran üzerine etkileri, hücrelerde oluşan MDA miktarının floresan spektrofotometrede ölçülmesiyle gözlenmiştir. Kantitatif protein miktarları Bradford metodu ile ölçülmüştür. Glutatyon düzeyi ve antioksidan enzimlerin aktiviteleri spektrofotometrik ölçümlerle gözlenmiştir. H1299 hücrelerinin resveratrol ile 24, 48 ve 72 saatlik inkübasyona bırakılması sonucunda IC50 değerleri sırasıyla 200 µM, 100 µM ve 50 µM olarak hesaplanmıştır. Hücrelerin güçlü bir oksidan olan H2O2 ile 72 saat inkübasyonundan sonra IC50 ve IC70 değerleri sırasıyla 300 µM ve 420 µM bulunmuştur. Resveratrolün IC50'den daha düşük konsantrasyonları hücrelerde H2O2 sitotoksisitesine karşı koruyucu (antioksidan) etki göstermiştir. En etkili koruyucu doz IC30 olarak bulunmuştur. Hücreler IC50 ve IC70 resveratrol konsantrasyonları ile inkübe edildiklerinde MDA miktarı artmıştır. Bu da resveratrolün yüksek konsantrasyonlarda membran hasarına neden olduğunu göstermiştir. IC30 resveratrol ile ön inkübasyona maruz bırakıldıktan sonra H2O2'e maruz bırakılan hücrelerde azalan MDA miktarları resveratrolün H2O2'e karşı membran koruyucu etkisi olduğunu göstermiştir. 72 saat süreyle IC50 ve IC70 konsantrasyonlarında resveratrole maruz bırakılan hücrelerde Se-bağımlı ve Se-bağımsız-GPx aktivitesi, GST aktivitesi ve GRx aktivitesi kontrol grubuna göre istatistiksel açıdan önemli derecede yüksek bulunmuştur. Resveratrol yüksek konsantrasyonlarda prooksidan gibi etki göstermiştir. H2O2 uygulaması öncesinde IC30 resveratrol ile ön uygulamaya maruz bırakılan hücrelerde ise bu değerler azalmıştır. Resveratrol hücrelerde oksidan ve antioksidan etkiye sahiptir ve bu etkileri konsantrasyona bağlı olarak göstermiştir.

Öznur Yurdakul
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00

Other supervisors