Prof. Dr. Cemal Oğuz danışmanlığındaki tezler

26 tez · Gazi University, Çankaya University

DoktoraAçık ErişimTR

Miras Hukukunda denkleştirme

Mirasta denkleştirme, miras bırakanın sağlığında, yasal mirasçısına miras payına mahsuben yaptığı karşılıksız kazandırmaların, mevcutsa aynen, değilse değerinin miras ortaklığına geri verilmesi veya kazandırmayı alan mirasçının miras payına mahsup edilmesidir. Denkleştirme müessesesinin amacı, mirasbırakandan sağlararası karşılıksız bir kazandırma almış olan mirasçının, böyle bir kazandırma almamış olan mirasçılara nazaran daha elverişli bir durumda olmasını önlemek ve mirasın paylaşılmasında yasal mirasçılar arasında eşitliği ve hakkaniyeti sağlamaktır.Denkleştirmeye tâbi bir kazandırmadan söz edebilmek için, bu kazandırmanın mirasbırakan tarafından sağlığında, yasal mirasçısına miras payına mahsuben yapılmış olması gerekir. Mirasbırakanın altsoyuna yapmış olduğu, çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da bir malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak ve benzerleri gibi karşılıksız kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmedikçe kanunen denkleştirmeye tâbidir.Denkleştirmeye tâbi kazandırma, denkleştirme borçlusu mirasçının yasal miras payını aştığı takdirde, mirasçı mirasbırakanın bunu kendisine bırakmak istediğini ispat ederse, denkleştirmeye tâbi olmaz. Kanun koyucu, olağan hediyelerin ve evlenme sırasında yapılan geleneğe uygun giderlerin de denkleştirmeye tâbi olmadıklarını düzenlemiştir. Ayrıca mirasbırakanın çocuklarına yaptığı eğitim ve öğrenim giderleri, alışılmış ölçüler içinde kaldığı takdirde denkleştirmeden muaf olurlar.Denkleştirme yükümlülüğü, yasal mirasçılar bakımından söz olur. Mirasbırakandan denkleştirmeye tâbi kazandırma almış olan bir yasal mirasçı, bu türden bir kazandırma almış olan veya olmayan diğer yasal mirasçılara karşı denkleştirme ile yükümlüdür. Denkleştirme yükümlülüğü mirasçılık sıfatına bağlandığından, mirası reddeden, mirasçılıktan çıkarılan, mirastan yoksun bırakılan veya feragat eden ve bu suretle mirasçılık sıfatına sahip olmayan yasal mirasçılar denkleştirmeyle yükümlü olmazlar. Bu halde mirasçılık sıfatını kaybeden mirasçıya ait denkleştirme yükümlülüğü, onun yerini alan mirasçılara, miras paylarında meydana gelen artış oranında geçer.Kanun koyucu, denkleştirme yükümlülüğü bakımından altsoy mirasçılar ile diğer yasal mirasçılar arasında bir ayrım yapmıştır. Buna göre, mirasbırakanın altsoyu lehine yapmış olduğu belirli nitelikteki sağlararası karşılıksız kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmedikçe, kanunen denkleştirmeye tâbi iken, altsoy mirasçılar dışındaki yasal mirasçılar bakımından denkleştirme yükümlülüğü, ancak bu yönde bir irade beyanının varlığı halinde söz konusu olur.Kanun'da denkleştirme yükümlülüğünün ifasında denkleştirme borçlusu mirasçıya bir seçimlik hak tanınmıştır. Buna göre, mirasçı dilerse, almış olduğu kazandırmayı miras ortaklığına aynen geri verir; dilerse kazandırmayı muhafaza eder ve değerini miras payına mahsup ettirir. Burada denkleştirme, kazandırma konusu şeyin denkleştirme anındaki değeri üzerinden yapılır. Kazandırma konusu şeyde meydana gelen yarar ve zararlar ile kazandırma sebebiyle yapılan giderler ve elde edilen gelirlerin hesaplamaya etkisi bakımından sebepsiz zenginleşme hükümlerine yollama yapılmıştır.Anahtar KelimelerMiras HukukuDenkleştirmeTerekeTenkisMirasın paylaşılması

DenkleştirmeMedeni hukukMiras hukuku+2
Gamze Turan Başara
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir zarara birlikte sebebiyet veren birden fazla kişinin hukuki sorumluluğu

Birden fazla kişi, bir zarara birlikte sebebiyet vermişlerse, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 50. maddesinden dolayı bu zarardan birlikte sorumlu olurlar. Bu sorumluluğa doktrinde tam teselsül denmektedir. Bu çalışmadaki amacımız Borçlar Kanunu madde 50'yi detaylıca incelemektir.Çalışmamızda sırasıyla bu sorumluluğun şartları, hükümleri ve yeni Borçlar Kanunu'ndaki durumu, doktrin ve Yargıtay görüşleri de belirtilerek incelenmiştir.Müteselsil sorumluluk, bir haksız fiil sorumluluğudur. Bu nedenle sorumluluk için haksız fiil sorumluluğunda aranan unsurların varlığı gerekir. Bunlar dışında, müteselsil sorumluluk için birlikte davranan birden fazla kişi ve bu kişilerin ortak kusuru da aranmaktadır.Birden fazla kişi, ortak kusurlarıyla bir zarara sebebiyet vermişlerse, asıl fail, kışkırtıcı, yardımcı ayrımı yapılmaksızın, meydana gelen zarar sonucu hükmedilen tazminatın tamamından sorumludurlar. Zarar gören, tazminatı sorumluların hepsinden talep edebileceği gibi bir kısmından ya da sadece birinden de talep edebilir. Tazminat tamamen ödeninceye kadar, birlikte sorumluluk devam eder.Zarar verenler ise kendilerinden tazminat talep edildiğinde ortak defileri ileri sürerek tazminattan indirimi sağlayabilecekleri gibi tazminatı ödemekten de kurtulabilirler. Ortak defiyi ileri sürmek bir hak olduğu kadar da bir yükümlülüktür. Kişisel defiler hakkında farklı görüşler mevcuttur. Hâkim görüşe göre, dış ilişkide ileri sürülebilmelidir.Sorumlulardan birinin zarar görene ödeme yapması halinde, bu kişi payından fazla yaptığı ödeme oranında diğer sorumlulara başvurma hakkı kazanır. Buna rücu hakkı denir. Rücu oranını hâkim, hakkaniyete, kişilerin kusuruna ve fiilden sağladıkları yarara göre takdir eder.1 Temmuz 2012 tarihinde 6098 sayılı yeni Türk Borçlar Kanunu yürürlüğe girecektir. Çalışmamızda bu kanundaki müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler detaylıca anlatılmıştır. Özellikle yapılan değişiklikler incelenmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Müteselsil Sorumluluk2.Ortak kusur3.Haksız Fiil4.Dış İlişki5.İç İlişki

Borçlar KanunuBorçlar hukukuHaksız fiil+5
Elif Şen
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

Alacaklının temerrüdü ve hukuki sonuçları

Alacaklının temerrüdü, Türk Borçlar Kanunu'nun 106 ilâ 110. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Alacaklının temerrüdünde; alacaklının, taraflar arasındaki sözleşmeye veya hukukî işlemin niteliğine göre yapması gereken bir iş birliği eylemini yapmaktan ve bu kapsamda kendisine gereği gibi önerilen ifa edilebilir nitelikteki bir edimi kabul etmekten haklı olmayan bir nedenle kaçınarak hâlihazırda ifası mümkün olan bir edimin ifasının gecikmesine neden olması söz konusudur. Alacaklının temerrüdü hukukî niteliği itibariyle bir ifa engelidir. Ayrıca; alacaklının, temerrüde düşmesi için kusurlu olması zorunlu değildir. Alacaklının temerrüdünün işlevi, borçlunun borcun ifası için kendi üzerine düşen tüm davranışları gerçekleştirmesine rağmen ifa eylemlerine devam edilmesinin veya ifanın tamamlanmasının, alacaklının iş birliğine bağlı olması durumunda; borçlunun, alacaklının iş birliği olmaksızın borcuyla olan bağını sona erdirebilmesinde görülür. Alacaklı tarafından, borcun gereği gibi ifa edebilmesi için yapılması gereken iş birliği eylemleri, kural olarak sözleşmesel yükümler değil; dava edilemez ödevlerdir. Dolayısıyla alacaklının ödevli olduğu iş birliği eylemini yapmaktan kaçınması, borcun ihlâli değil; sadece bir ödevin ihlâli sonucunu doğurur. Alacaklının ödevli olduğu bir iş birliği eylemini yerine getirmekten kaçınması üzerine; borçlu, alacaklıyı dava yoluyla söz konusu eylemi gerçekleştirmeye zorlayamaz veya alacaklıdan tazminat talep edemez. Buna karşılık alacaklının temerrüdü nedeniyle borcuyla bağlı kalmaya devam eden borçlunun durumu, alacaklının aleyhine olacak şekilde iyileşir. Alacaklının temerrüde düşmesi üzerine borçlunun sorumluluğu önceki döneme göre hafifler ve artık hasar, temerrüde düşen alacaklıya geçer. Alacaklının temerrüdü, borçlunun temerrüdünü ve ödemezlik def'ini dışlar. Alacaklının temerrüde düşmesinden itibaren para borçlarına faiz işlemez. Alacaklının temerrüde düşmesi üzerine borçlu; maddî edimlerde, edim konusunu kural olarak tevdî ederek ve istisnaen satarak; maddî olmayan edimlerde ise sözleşmeden dönerek borcundan kurtulabilir.

Alacaklı temerrüdüBorçlar hukukuMedeni hukuk+5
Aziz Erman Bayram
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde yüklenicinin temerrüdü ve sonuçları

Türk Borçlar Kanunu'nda özel olarak düzenleme alanı bulmamış olan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri, sözleşme taraflarının birbirlerine karşı ifa ile yükümlü oldukları arsa paylarının devri ile yapı veya bağımsız bölüm inşası edimleri doğrultusunda eser sözleşmesi ve taşınmaz satım sözleşmesine benzetilmektedir. Her iki sözleşmenin birleşimi olarak kabul edilen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde taraflar, edimlerinin ifası hususunda bu ifanın, zamansal ve niteliksel olarak sözleşmeye aykırılık teşkil etmesi halinde hukuki sorunlar ile karşılaşılabilmektedir. Yüklenicinin, asli edim borcu olan bağımsız bölüm inşa etme ve bunların teslimine ilişkin ifasını arsa sahibine geciktirmesi de bu sorunların en sık rastlananlarının başında gelmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmede yüklenicinin temerrüde düşmesi şeklinde gerçekleşen hukuki sorunun çözümünde, Türk Borçlar Kanunu'nun temerrüde ilişkin genel hükümleri çerçevesinde yer alan uygulamalar kapsamında incelenmiştir. Yine taraflar arasındaki sözleşmenin ani ya da sürekli edimli sözleşme niteliğinin belirlenmesi de konu açısından önem arz etmektedir. Bununla birlikte yüklenicinin temerrüde düşmesi sonucunda temerrüde maruz kalan arsa sahibinin başvurabileceği imkânlar, bu imkânlar arasında yer alan sözleşmeden dönme hakkının kullanılabilirliği, yine bu hakkın kullanılması halinde sözleşmenin ne şekilde sona ereceği, sözleşmeden dönme halinde gerek sözleşme tarafları gerek ise üçüncü kişilerin hukuki durumu ile bu sözleşmeye bağlı olarak kazanmış oldukları hakların akıbeti, çalışmamızda detaylı incelenmiştir.

Arsa payı karşılığı inşaat işleriArsa payı karşılığı inşaat sözleşmesiFesih+4
İrem Nazlı Güven
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taşınmaz mal zilyetliğine yapılan tecavüzlerin idari yoldan korunması

Dörtte biri kara parçası olan Dünyamızda insanlar geçimlerini toprağa bağlı şekilde sürdürmektedir. Toprağa bağlılık, tarımsal faaliyetlerin yanı sıra yer altı ve yer üstü kaynaklarının kullanılmasıyla da ortaya çıkmaktadır. Her toplumda olduğu gibi Türkiye'de de insanlar geçimlerini toprağa dayandırmışlardır. Tapulama ve kadastro sisteminin tam olarak uygulanamaması masraflı ve külfetli olması sebebiyle Ülkemizde tapulama işlemleri istenilen noktaya getirilememiştir. Buna karşılık alışverişine devam eden vatandaşlar taşınmaz alım ve satımlarını kendi aralarında yapmışlardır. Aynı şekilde köylerden kentlere göç eden insanlarımız gittikleri yerlerde kendilerine yaşama alanı çevrelemişlerdir. Bu gibi işgaller sebebiyle taşınmaz mal zilyetlerinin hakları ihlal edilmiştir. Uyuşmazlıkların çözümünün Mahkemelerde olması yargılamaların uzun sürmesine ve adaletin geç sağlanmasına sebep olmuştur. Tez çalışması ile taşınmaz mal, zilyetlik, tecavüz ve müdahale kavramları incelenerek Kanun kapsamı belirlenmiştir. Aynı şekilde başvuru, soruşturma ve infaz aşamaları Medeni Hukuk, İdare Hukuku ve Ceza Hukuku normları ile değerlendirilerek örneklemeler yapılmıştır.

Taşınmaz malZilyedlikİdari koruma
Veli Alper Şahin
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zorunlu mecra irtifak hakkı

Günümüz açısından değişen ve dönüşen teknoloji kapsamında taşınmazlar üzerinden yarar sağlanarak belirli bazı tesislerin kurulması gerekmektedir. Teknolojinin geliştirilmesi ve düzenlenebilmesi için yapılacak olan tesislerde mülkiyet hakkının kısıtlanması gerekliliği gündeme gelmektedir. Taşınmaz malikine ait olan mülkiyet hakkının yasal yollarla kısıtlaması gerekliliği mevcut olmakla birlikte AİHS tarafından ve ulusal hukuk açısından mülkiyetin kısıtlanmasına ilişkin maddeler düzenlenmiştir. AİHS ve diğer ulusal hukuk düzenlemeleri ile ayni hak olan ve herkese karşı ileri sürülebilen mülkiyet hakkının ne şartlar ve koşullarda ne tür haklar ile kısıtlanabileceğini belirlemiştir. Bizim açımızdan ise değişen teknoloji de mecranın kurulması mülkiyetin kısıtlanması açısından şartlar ve durumların neler olabileceğinin incelemeye alınmasının önemidir. Üç bölümden oluşan çalışmamız ilk bölümünde mecra irtifak hakkı kavramı hukuki niteliği ve çeşitleri incelemeye alınmış, ikinci bölümde ise zorunlu mecra irtifak hakkı şartları ve kurulması ve üçüncü bölümde ise zorunlu mecra irtifak hakkının, hükümleri, sona ermesi ve zorunlu mecranın güncel durumu ile uyuşmazlık halinde yargı süreci ele alınmıştır. Tezin yazım aşamalarında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ayrıca mülga 743 sayılı Türk Medeni Kanunundan gerektiğinde ve de doktrindeki görüşler ile yargı kararlarından yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: İrtifak Hakkı, Ayni Hak, Mülkiyet Hakkı, Mecra İrtifakı, Mülkiyetin Kısıtlanması

Mülkiyet hakkıMülkiyetin kısıtlamalarıZaruri mecra irtifakı+1
Beyza Saltuklu Özdemir
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taşınmaz rehnine hakim olan ilkeler

Taşınmaz rehni, bir alacağın teminat altına alınması amacıyla bir veya birden fazla taşınmaz üzerinde kurulan ve borcun ödenmemesi durumunda alacaklıya taşınmazın paraya çevrilmesini talep etme hakkını sağlayan sınırlı ayni haktır. Taşınmaz rehni özelliği itibariyle kredi temin etme amacı taşımakla birlikte, taşınmazın değerinin tedavül ettirilmesini de sağlamaktadır. Taşınmaz rehni, TMK m.850 ile m.938 hükümleri arasında düzenlenmiştir. TMK 850-880 arasında yer alan hükümler "Genel Hükümler "dir. TMK 881-897 arası hükümler ipoteğe, TMK 898-929 arası hükümler ipotekli borç senedine ve irat senedine, TMK 930¬938 arasındaki hükümler ise taşınmaz rehniyle güvence altına alınmış alacak karşılık gösterilerek çıkarılan tahvil senetlerine ayrılmıştır. Kanun koyucu, taşınmaz rehnini sağlamış olduğu teminatın kapsamı nedeniyle detaylı bir şekilde düzenlemiştir. Bu düzenleyici hükümler, taşınmaz rehnine hakim olan ilkeler şeklinde ifade edilmektedir. Taşınmaz rehnine hakim olan ilkeler; belirlilik ilkesi, kamuya açıklık ilkesi, sabit dereceler ilkesi ve teminat ilkesidir.

BelirlilikHalka açıklık ilkesiRehin+5
Hikmet Uğur Ünal
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin kiracıdan kaynaklanan nedenlerle sona ermesi

Türk Borçlar Kanunu'nun 299. maddesine göre kira sözleşmesi, Kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Bu tanım çerçevesinde; insanların, barınma ve korunma güdüsü ve temel ihtiyaçlarını karşılama amacıyla yapmış oldukları konut ve çatılı işyeri kira sözleşmeleri önem arz etmektedir. Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin bu önemi aynı zamanda uyuşmazlıkların da çokça yaşandığı bir alan olmasına neden olmuştur. Bu nedenle tezimizde konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin kiracıdan kaynaklanan nedenlerle sona ermesi incelenmiştir. Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmeleri Türk Borçlar Kanunu'nun dördüncü bölümünün ikinci ayrımında yer almaktadır. Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin sona erme halleri ise Kanunun 347 ila 352 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Tezimizin konusu olan kiracıdan kaynaklanan nedenlerle konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin sona ermesi 352. madde içerisinde düzenlenmekte olup, yasa koyucu üç neden belirlemiştir. Bunlar; tahliye taahhüdü nedeniyle kira sözleşmesinin sona ermesi, iki haklı ihtar nedeniyle kira sözleşmesinin sona ermesi ve kiracı ya da birlikte yaşayan eşe ait konut nedeniyle kira sözleşmesinin sona ermesidir. Tezimizde konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin kiracıdan kaynaklanan nedenlerle sona ermesi Yargıtay kararları ışığında, doktrinde bulunan farklı görüşler de sunulmak suretiyle incelenmiştir.

Kira sözleşmesiKiracıKonut+2
Merve Kaya
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kanuni önalım hakkı

Kanuni önalım hakkı, Türk Medeni Kanunu'nun 732., 733., 734. maddelerinde düzenlenmiştir; ancak açık bir tanımı yapılmamıştır. En genel tanımı ile önalım hakkı, paylı mülkiyette bir paydaşın payının tamamını ya da bir kısmını üçüncü bir kişiye satması halinde, diğer paydaşlara öncelikle satın alma yetkisi verir. Önalım hakkı yenilik doğuran haklardandır. Önalım hakkı ancak dava açılarak kullanılabilir. Bu hakkın kullanılabilmesi için öngörülen bildirim süreleri üç ay ve iki yıldır. Üç aylık süre satışın bildirilmesinden itibaren başlar. İki yıllık süre ise satış işleminden itibaren öngörülmüştür. Söz konusu süreler hak düşürücü niteliktedir. Hâkim kendiliğinden dikkate almaktadır.

Paylı mülkiyetTürk Medeni KanunuŞufa hakkı
İlay Zeynep Suata
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Olağan ve olağanüstü zamanaşımı yoluyla taşınmazın mülkiyetinin kazanılması

Mülkiyet hakkı devren kazanılması ve mülkiyetin aslen kazanılması olmak üzere iki temel şekilde olmaktadır. Mülkiyetin aslen kazanıldığı durumlarından birisi olan, mülkiyetin zamanaşımı yoluyla kazanılmasıdır. Zamanaşımı ile mülkiyetin kazanılması hem taşınır eşya hem taşınmazlar bakımından söz konusu olabilir. Türk Medeni Kanunu'nda hüküm altına alınan zamanaşımı yoluyla mülkiyetin kazanılabileceği gibi sınırlı aynî haklar da kazanılabilir. Türk Medeni Kanunu' nda zamanaşımı, olağan ve olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı olarak ikiye ayrılır. Olağan zamanaşımı kazanılması ile olağanüstü zamanaşımı kazanılmasının arasındaki temel fark, malın üzerinde mülkiyeti kazanmak isteyen zilyedin, zilyetliği kazandığı andan itibaren ve zamanaşımı süresi boyunca iyiniyetli olması gerekliliğidir. Oysa olağanüstü zamanaşımında mülkiyetin kazanılması bakımından böyle bir koşul aramak mümkün değildir. Zira taşınır ya da taşınmaz eşyanın olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılabilmesi için zamanaşımına konu olan bu eşyanın malikinin kim olduğunun dışarıdan anlaşılamaması, tapu sicilinin aleniyetliğini kaybetmiş olması gerekir. Öyle ki, zilyet bu eşyanın gerçekte malikinin kendisi olmadığını bilir veya bilmese dahi eşyanın gerçekte malikin kim olduğunu öğrenebilme olanağından mahrumdur. Taşınmazın olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılması ile olağan zamanaşımı ile kazanılmasından diğer bir farkı ise, taşınmaza zilyet olan kişinin mülkiyeti kazanması için on yıl değil yirmi yıl beklemesi gerekliliğidir. v Zamanaşımı ile taşınmazın mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin hükümlerin günümüzde uygulanması çok da fazla karşımıza çıkmamaktadır. Özellikle de taşınmazların olağanüstü zamanaşımı ile kazanılmasına konu olması bakımından bu durum, bir yandan ülkedeki yapılan kadastro çalışmalarının neredeyse tamamlanmış olması ve diğer yandan da Anayasa Mahkemesi'nin 2011 yılında vermiş olduğu bir iptal kararı neden gösterilebilir. Çalışmamızda Türk Medeni Kanunu'nun taşınmazlara ilişkin olağan ve olağanüstü zamanaşımı ile mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin hükümler, doktrindeki görüş ve tartışmalar ile Yargıtay' ın vermiş olduğu kararlar ışığı altında değerlendirmiş bulunmaktayız.

GayrimenkullerMülkiyet hakkıTürk Medeni Kanunu+4
Özge Çetin
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir kamu özel işbirliği modeli olarak yap-kirala-devret sözleşmesi

Bu çalışmada öncelikle, Türk Hukuk Sisteminde yeni bir kavram olan Kamu Özel İşbirliği tanımlanmaya ve bu kavram altında yer alan modellere ilişkin incelemeler yapılmış, yabancı hukukta yer alan uygulamalar ile karşılaştırmalar yapılmıştır. Öte yandan, ülkemizde daha önce uygulanmakta olan diğer kamu hizmeti görülme usulleri ile kıyaslamalar yapılmıştır. İkinci bölümde Kamu Özel İşbirliği kapsamında yer alan modellerden birisi olan Yap-Kirala-Devret metodu sözleşme hukuku bakımından, uygulamalar da dikkate alınarak incelenmiştir. Son bölümde ise sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlıklar kanun ve içtihatlar kapsamında incelenmiş; uygulanması gereken hukuk normları ve metodları tartışılmıştır.

Atipik sözleşmelerDevir sözleşmesiHizmet sözleşmesi+6
Serhan Göktürk
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genel işlem şartlarının hakim tarafından denetimi

İnsanlık tarihi kadar eski olan sözleşmeler tarihi, bireyler arasında yapılan basit sözleşmeler ile başlamış, Sanayi Devrimi ile gelişen ve karmaşıklaşan üretim zincirleri ile sözleşmeler de karmaşık bir hale gelmiştir. Hızlanan ticari yaşam ile sadece üretim yaptığı alan ile ilgilenen büyük işletmeler, al anında elde ettiği bilgi birikimi ile sözleşmeleri kendi lehine olacak şekilde düzenleyerek işletme riskini en aza indirme çabasına girişmişlerdir. Sözleşme şartlarını kendi lehlerine olacak şekilde düzenleyen işletmeler, zamanla sözleşmenin ekonomik olara k zayıf tarafı olan tüketicileri daha güçsüz hale getirmişlerdir. Ekonominin temel unsurlarını zayıflatan bu durum karşısında tüketicileri korumaya yönelik uygulamalar hukuk dünyasında yerini almaya başlamıştır. Ülkemizde de bu durumun bir yansıması olarak 6098 sayılı TBK'nın 20. 25. maddeleri arasında genel işlem şartlarına ilişkin genel hükümler düzenlenmiştir. Genel hükümler ile birlikte diğer bazı kanunlarda da genel işlem şartlarına ilişkin hükümler mevcuttur. 6502 sayılı TKHK'nın 5. maddesinde "Haksız Şartlar" adıyla genel işlem şartlarına ilişkin hükümler düzenlenmiştir. Türk hukukunda yer alan genel işlem şartlarına ilişkin genel ve özel hükümler ışığında hakim tarafından genel işlem şartlarına ilişkin yapılabilecek denetim tez konusu olarak ele alın mıştır.

DenetimGenel işlem şartlarıHakimler+4
Erol Boyraz
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ön ödemeli konut satış sözleşmesi

Bu çalışmanın konusunu "Ön ödemeli konut satış sözleşmesi" oluşturmaktadır. İnsanoğlunun barınma amacıyla konut edinmeleri her dönemde olduğu gibi günümüzde de önem arz etmektedir. Halk arasında "maketten satış", "projeden satış", "sat-yap" "örnek daire" gibi isimlerle adlandırılan sözleşmeler yapılmaktadır. Gerçekte olmayan konutların satışından dolayı tüketiciler tarafından satıcı ve sağlayıcılara ödemeler yapılmaktadır. Çoğu zaman peşin olarak veya kısım kısım olarak yapılan bu ödemelere karşın tüketiciler konutlarını edinemediği için tüketicilerin mağduriyetine neden olmuştur. Bu çalışmada ön ödemeli konut satışı sözleşmesinin tanımı, unsurları, konusu, hukuki niteliği benzer sözleşmelerden farkları, şekli, içeriği, satıcının ve tüketicinin hakları ve borçları açıklanmıştır.

KonutKonut piyasasıPeşin ödeme+5
Ufuk Dikbaş
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alt kira sözleşmesi ve kira sözleşmesinde kullanım hakkının devri

Kira sözleşmeleri esas itibariyle kiracıya sözleşmenin konusu olan kiralananı kullanmayı ve ondan yararlanmayı sağlayan, bunun karşılığında da kiracının kiraya verene kira bedeli ödemeyi üstlendiği sözleşmelerdir. Kiracı sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde kira sözleşmesinin konusu olan kiralananın tamamı veya bir kısmını üçüncü bir kişiye kiraya verebilmektedir. Bu serbesti konut ve çatılı iş yeri kiraları ile ürün kiraları açısından kiraya verenin yazılı rızasının alınması gerekliliğiyle bir miktar kısıtlanmaktadır. Alt kira sözleşmesi olarak adlandırılan bu sözleşme daha çok sosyal ve ekonomik gereksinimlerden kaynaklanmaktadır. Kiracı alt kira sözleşmesi yapmak suretiyle kiralananı kullanmadığı süre boyunca veya kiralananın kullanmadığı kısmını kiraya vererek kiracısı olduğu sözleşmeden kaynaklı kira bedelinin sebep olduğu maliyeti düşürme eğilimine gitmektedir. Alt kira sözleşmesi Türk Borçlar Kanununda düzenlenmiştir. Alt kira sözleşmesi hem bir alt sözleşme hem de bir kira sözleşmesidir. Bu nedenle de bu iki sözleşmenin özelliklerini barındırmaktadır. Alt kira sözleşmesinin yapılması bazı şartlara bağlanmıştır. Kiracının kiralananı üçüncü bir kişiye kiraya verirken bu şartlara uyması gerekmektedir. Bununla birlikte özellikle kısa süreli ve de turizm amaçlı konutların kiralanmasına ilişkin olarak son yıllarda yapılan yasal düzenlemeler alt kira ilişkilerinin kurulmasında bazı sorumluluklar ve kısıtlamalar da getirmiştir. Alt kira sözleşmesinin bir alt sözleşme olması nedeniyle alt kira ilişkisinde ikiden fazla taraf bulunmaktadır. Bu kapsamda da her bir tarafın sözleşmede yer aldığı konuma ilişkin olarak da bazı hakları ve borçları bulunmaktadır. Burada kiraya veren, kiracı ve de alt kiracının yer aldığı alt kira ilişkisinde bu ilişkinin taraflarının her birinin hakları ve borçları vardır. Bununla birlikte alt kira ilişkisinin kurulduğu hallerde her ne kadar aralarında sözleşmesel ilişki bulunmasa da kiraya veren ile alt kiracı arasında da kanundan doğan birtakım haklar ve borçlar bulunmaktadır. Borçlar Kanununda alt kira sözleşmesi ile aynı maddede düzenlenen kullanım hakkının devri, alt kira ile birlikte benzer özellikleri barındırmasına ve de aynı amaca hizmet ediyor gibi gözükse de birbirinden farklı kurumlardır. Bu farklılık taraflara farklı haklar vermekte ve de farklı borçlar yüklemektedir. Alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından birisi olan arabuluculuk kurumu son yıllarda hukukumuzda geniş yer edinmiş olmakla birlikte alt kira sözleşmelerine bağlı olarak taraflar arasında çıkan uyuşmazlıkların çözümünde de yargı yoluna başvurmadan önce arabulucuya başvurmak bir dava şartı olarak düzenlenmiştir. Alt kira sözleşmesinin bir kira sözleşmesi olması sebebiyle kira sözleşmesini sona erdiren haller alt kira sözleşmesinin sona ermesi için de geçerlidir. Ayrıca asıl kira sözleşmesinin sona ermesinin de alt kira sözleşmesi üzerinde etkileri bulunmaktadır.

Serkan Ateş
Çankaya University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Koşula bağlı borç ilişkisi

Bu çalışma koşula bağlı borç ilişkilerini konu edinmektedir. Koşul kavramının ayrıntılı incelemesine geçmeden önce tezin ilk bölümünde borç ilişkisinin temel ilkeleri ile tarafların hak ve yükümlülüklerine dair genel bir çerçeve çizilmiştir. Ayrıca koşul kavramının sıklıkla karıştırıldığı ceza koşulu ve bağlanma parası gibi bazı hukuki kurumlarla arasındaki farklar açık biçimde ortaya konulmuştur. Tezin odak noktasını oluşturan koşul, gelecekte meydana gelip gelmeyeceği belirsiz bir olaya bağlanan hukuki sonuçlar çerçevesinde ele alınmıştır. Bir koşulun hukuken geçerli sayılabilmesi için öncelikle bir hukuki işleme bağlanmış olması ve tarafların bu yönde açık bir irade beyanında bulunmuş olmaları gerekmektedir. Bunun yanında koşulun konu aldığı olayın geleceğe ilişkin olması ve gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin mevcut durumda objektif olarak belirsizlik arz etmesi geçerlilik için zorunludur. Koşulun hukuka ve genel ahlak kurallarına aykırı olmaması, baştan itibaren imkansız bir durumu içermemesi ve anlamsız ya da keyfi nitelikte olmaması gibi unsurlar da titizlikle değerlendirilmektedir. Başta geciktirici ve bozucu koşullar olmak üzere koşulun farklı türleri ile bu türlerin koşulun askıda olduğu kritik dönemde ve gerçekleşmesi ya da gerçekleşmemesi durumunda doğurduğu farklı hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Dürüstlük kuralı çerçevesinde koşulun gerçekleşmesini engellememe yükümlülüğü ve koşulun zamanla imkansız hale gelmesi gibi hukuki durumlar da önemli başlıklar arasında yer almaktadır. Bu kapsamlı değerlendirme neticesinde koşula bağlı borç ilişkilerinin Türk Borçlar Hukuku içindeki yeri ve önemi konusunda bütüncül bir bakış açısı sunulması ve bu alandaki hukuki tartışmalara anlamlı bir katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Borç, Borç ilişkisi, Koşul, Koşula bağlı borç ilişkisi, Borç ilişkisinde özel durumlar.

Zehra Üstün
Çankaya University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adam çalıştıranın organizasyon sorumluluğu(TBK M. 66/3)

Türk Borçlar Kanunu m. 66/3 hükmü ile adam çalıştıranın olağan kusursuz sorumluluğuna ek yeni bir sorumluluk türü öngörülmüştür. Maddeye göre bir işletmede adam çalıştıran işletme faaliyetleri nedeniyle oluşacak zarardan sorumludur. Ancak işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat edebilirse sorumluluktan kurtulacaktır. Bu sorumluluk doktrinde organizasyon sorumluluğu olarak adlandırılmıştır. Sorumluluğun kanunda düzenlendiği yer ve düzenleniş şekli bir takım görüş ayrılıklarına neden olmaktadır ancak sorumluluğa ilişkin düzenlemenin gerekliliği ve önemi tartışmasızdır. Nitekim gelişen teknoloji, artan üretim hacmi, kullanılan yeni enerji kaynakları, ortaya çıkan ürün ve hizmet çeşitliliği gibi pek çok faktör; hizmet ve mal sağlayan işletmelerin faaliyetleri neticesinde oluşan zararların da çeşitliliğinin, niteliğinin ve boyutlarının değişmesine neden olmaktadır. Bu çalışmada adam çalıştıranın organizasyon sorumluluğu Türk Borçlar Kanunu m. 66 kapsamında ele alınmış, sorumluluğun niteliği, şartları ve sonuçları yine Türk Borçlar Kanunu kapsamında ve doktrindeki çeşitli görüşlere ve mahkeme kararlarına yer verilerek açıklanmıştır.

Borçlar hukukuKusursuz sorumlulukTürk borçlar hukuku+3
Zeynep Baran Ulaş
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Koşula bağlı borç ilişkisi

Bu çalışma koşula bağlı borç ilişkilerini konu edinmektedir. Koşul kavramının ayrıntılı incelemesine geçmeden önce tezin ilk bölümünde borç ilişkisinin temel ilkeleri ile tarafların hak ve yükümlülüklerine dair genel bir çerçeve çizilmiştir. Ayrıca koşul kavramının sıklıkla karıştırıldığı ceza koşulu ve bağlanma parası gibi bazı hukuki kurumlarla arasındaki farklar açık biçimde ortaya konulmuştur. Tezin odak noktasını oluşturan koşul, gelecekte meydana gelip gelmeyeceği belirsiz bir olaya bağlanan hukuki sonuçlar çerçevesinde ele alınmıştır. Bir koşulun hukuken geçerli sayılabilmesi için öncelikle bir hukuki işleme bağlanmış olması ve tarafların bu yönde açık bir irade beyanında bulunmuş olmaları gerekmektedir. Bunun yanında koşulun konu aldığı olayın geleceğe ilişkin olması ve gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin mevcut durumda objektif olarak belirsizlik arz etmesi geçerlilik için zorunludur. Koşulun hukuka ve genel ahlak kurallarına aykırı olmaması, baştan itibaren imkansız bir durumu içermemesi ve anlamsız ya da keyfi nitelikte olmaması gibi unsurlar da titizlikle değerlendirilmektedir. Başta geciktirici ve bozucu koşullar olmak üzere koşulun farklı türleri ile bu türlerin koşulun askıda olduğu kritik dönemde ve gerçekleşmesi ya da gerçekleşmemesi durumunda doğurduğu farklı hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Dürüstlük kuralı çerçevesinde koşulun gerçekleşmesini engellememe yükümlülüğü ve koşulun zamanla imkansız hale gelmesi gibi hukuki durumlar da önemli başlıklar arasında yer almaktadır. v Bu kapsamlı değerlendirme neticesinde koşula bağlı borç ilişkilerinin Türk Borçlar Hukuku içindeki yeri ve önemi konusunda bütüncül bir bakış açısı sunulması ve bu alandaki hukuki tartışmalara anlamlı bir katkı sağlanması amaçlanmaktadır.

Zehra Üstün
Çankaya University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk özel hukukunda ceza koşulu

Çalışmamızın konusunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 179. ve 182. maddeleri arasında düzenlenen ceza koşulu oluşturmaktadır. Ceza koşulu, borçlu üzerinde baskı oluşturarak mevcut ve geçerli asıl borcun ifasını; asıl borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde ise alacaklının doğması muhtemel zararının tazminini güvence altına alan ekonomik değere sahip, ayrı ve bağımsız olmakla birlikte fer'i nitelik taşıyan bir edimdir. Kural olarak taraflar, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ceza koşulunu serbestçe belirleyebilirler. Ancak, serbestçe kararlaştırılan ceza koşulunun miktarı bazı hallerde hakkaniyeti zedeleyecek düzeyde aşırılık taşıyabilmektedir. Bu gibi hallerde, borçlunun ekonomik yönden sömürülmesini önlemek ve sözleşme adaletini sağlamak amacıyla sözleşme özgürlüğü ilkesi; hâkime, aşırılığa müdahale ederek ceza koşulunu indirme yetkisi verilmek suretiyle sınırlandırılmıştır. Çalışmamızda, ceza koşulu kavramı ve aşırılığı halinde ceza koşulunun indirilmesi; öğretide yer alan görüşler ve Yargıtay kararları kapsamında incelenmiştir. Çalışmamızın birinci bölümünde, ceza koşulu kavramı ele alınmış, bu doğrultuda ceza koşulunun tanımı, amacı, hukuki niteliği, unsurları ve türleri incelenmiş; ceza koşulunun kusur ve zarar ile ilişkisi ve benzer kavramlardan farkı açıklanmıştır. İkinci bölümde, ceza koşulunun indirilmesinin amacı, hukuki niteliği, şartları ve tacir sıfatını haiz borçlu bakımından ceza koşulunun indirilmesi ele alınmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise ceza koşulunun indirilmesine ilişkin usuli işlemlere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ceza koşulu, Ceza Koşulunun İndirilmesi, Aşırı Ceza Koşulu, Ceza Koşulunun Ahlaka Aykırılığı

Canan Sönmez
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İlaç temin protokolü genel işlem koşullarının mahkeme tarafından denetimi

Ülkemizde tüketiciye yönelik perakende ilaç tedariği, sadece eczaneler aracılığıyla yapılmaktadır. Eczacılar, işbu ilaç tedarik süreci için Sosyal Güvenlik Kurumu ile özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olan İlaç Temin Sözleşmesi'ni imzalamaktadırlar. İlaç Temin Sözleşmesi'nin bir tarafı kamu kurumu niteliğine haiz Sosyal Güvenlik Kurumu, diğer tarafı ise tacir sıfatını haiz eczacılardır. İlaç Temin Sözleşmesi müzakere sürecinde eczacılar adına 6643 sayılı Kanun kapsamında Türk Eczacılar Birliği yetkili kılınmıştır. Türk Borçlar Kanunu ile yürürlüğe giren genel işlem koşulları denetiminin kişi bakımından uygulama sınırı belirlenmediği için tacir olan eczacıların da bu korumadan yararlanması gerekmektedir. İlaç Temin Sözleşmesi, standart sözleşme niteliğinde olup mahkeme denetimine tabidir. Bu kapsamda ilgili sözleşme hükümleri; yürürlük, yorum ve içerik denetiminden geçecektir. Çalışmamız genelinde; taraf hak ve yükümlülükleri, mahkeme kararları, denetim süreçleri ve eczacıların genel işlem koşulları karşısında korunabilmeleri değerlendirilmiştir. Çalışmamızın sonuç bölümünde ise ulaşılan kanaat, öneri ve sonuçlara yer verilmiştir.

İbrahim Ankara
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yoksulluk nafakasında yoksulluk kriteri ve nafaka miktarının belirlenmesi

Tez çalışmamızın konusunu "Yoksulluk Nafakasında Yoksulluk Kriterleri ve Nafaka Miktarının Belirlenmesi" hususları oluşturmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde yoksulluk nafakası kurumu düzenlenmiş olmakla birlikte hükmün içeriğinde yoksulluk nafakası talebinde bulunacak eşin hangi kıstaslara göre tarafına yoksulluk nafakası verilebileceği ve hangi kıstaslara göre tarafına yoksulluk nafakası verilemeyeceği ile ilgili bir düzenleme mevcut değildir. Aynı şekilde yoksulluk nafakası miktarının hesaplanması ile ilgili de kanun metninde belirli formül ve ölçütler belirlenmemiş yalnızca "diğer taraftan mali gücü oranında" ibaresi kullanılmıştır. Kanundaki düzenlemeye göre yoksulluk nafakası; boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan tarafın, diğer taraftan kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için mali gücü oranında süresiz olarak isteyebileceği ve miktarı hakim tarafından takdir edilen nafaka türüdür. Çalışmamızın içeriğinde doktrin ve Yargıtay eğilimi çerçevesinde yoksulluk kriterleri ve nafaka miktarının hesaplanması konuları değerlendirmeye tabi tutulmadan önce nafaka kavramı ve yoksulluk kavramları ile ilgili açıklamalar yapılmış, nafakanın hukuki niteliği ve nafaka kavramının genel özellikleri üzerinde durulmuştur. Türk Medeni Hukuk öğretisinde yoksulluk nafakası kavramının diğer nafaka türlerinden hangi nafaka türü içerisinde yer aldığına değinilmiş ve devamında yoksulluk nafakası talebinde bulunabilmek için Türk Medeni Kanunu 175. maddedeki hangi koşulların gerçekleşmesi gerektiği izah edilerek çalışmamızın asıl konusu olan yoksulluk nafakasında yoksulluk kriterleri ve nafaka miktarının belirlenmesi konularıyla ilgili başlıklar halinde bilgiler aktarılmış, doktrindeki görüşlere değinilmiş ve Yargıtay'ın bakış açısına ilişkin karar metinleri sunulmuştur. Nafaka miktarının belirlenmesi konusuyla ilgili; nafaka miktarının artırılması, azaltılması ve tamamen kaldırılması davalarından da bahsedildikten sonra nafaka miktarının hakim onayından geçerek anlaşmalı suretle de belirlenebileceği hususları üzerinde durulmuştur. Yoksulluk nafakası talebi, boşanma davasında veya boşanma davasından sonra açılacak ayrı bir dava ile ileri sürülebilmektedir. Ayrıca yoksulluk nafakası miktarının artırılması, azaltılması ve kaldırılması davaları da bir mahkeme sürecinden geçtiği için çalışmamızın son kısmında usul hükümlerine değinilmiş ve çalışmamız noktalanmıştır. Anahtar Kelimeler: Nafaka, Yoksulluk Nafakası, Yoksulluk Kriteri.

Figen Üstün
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuğun kişisel verilerinin korunması

Kişisel verileri tarihsel gelişim içerisinde, sosyal medyanın, internet kullanımının oldukça artması ve popüler hale gelmesi ile ilgili kişiler kişisel verilerini internet ortamında işlemeye başlamışlardır. Bu sadece adı soyadı ile sınırlı olmayıp fotoğrafı, telefon numarası, sesi, görüntüsü, T.C. kimlik numarası, banka kartı numarası gibi birçok kişisel verinin işlenmesi ile olmaktadır. Belirtilen sebeplerle çocuklar, kişisel verilerinin nasıl işlenebileceğini yetişkinler gibi algılayamadığından, tehlikeleri fark etmediğinden ya da öncesi ve sonrasında müdahalede bulunması gerektiğini bilmediğinden zarara uğramaktadırlar. Dolayısıyla yetişkinler gibi çocukların da özenle korunması gerekmektedir. Bu sebeple bu çalışmada, hem ulusal hem uluslararası hukukta çocuğun korunması konusundaki düzenlemeler ele alınmıştır.

Kübra Karaca
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk hukukunda borcun yenilenmesi

Türk Hukukunda borcu sona erdiren sebeplerden biri olan "yenileme" kavramı, 6098 sayılı Türk Borçlar Hukukunun 133. ve 134. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu kurum, 818 sayılı Borçlar Kanununun 114. maddesinde "tecdit" olarak düzenlenmiş olup kökleri ise Roma Hukukundaki "novatio" tabirine dayanmaktadır. En kısa tabiriyle; eski borcun, yeni bir borç meydana getirilerek ortadan kaldırılması olarak ifade edilmektedir. Günümüz hukukunda yenilemenin hukuki niteliği ve hükmü ile alakalı süregelen tartışmalar, yenilemenin işlevi hakkında tereddütler yaşanmasına sebep olmaktadır. Bu sebeple; yenilemenin borçlar hukukundaki konumunun tespit edilmesi amacıyla; bu çalışmada öncelikle yenileme kavramı ile ilgili Türk Borçlar Kanununda yer alan ifadelerden, doktrinden ve yerleşik içtihatlardan yararlanılarak tanımı yapılmış; tarihçesine değinilerek günümüze ulaşmasındaki süreçten bahsedilmiş ve kavram karışıklıklarının önüne geçmek için benzer hukuki kurumlardan farkı incelenmiştir. Devamında; yenilemenin hukuki niteliği, hukuki sebebi gibi kavramlar açıklanmış ve gerçekleşmesi için gerekli olan unsurlar ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Bu aşamada yenileme karinesi yasağı ile ilgili olarak kanunda özel olarak düzenlenen haller ve cari hesaplarda yenileme konusu da incelenmiştir. Son olarak ise; yenilemenin neden olduğu hüküm ve sonuçlar etraflıca irdelenerek yenilemenin uygulamadaki görünümünden bahsedilmiştir. Bütün bu araştırmalar neticesinde; Türk hukukunda borcun yenilenmesi ile ilgili Yargıtay kararları ve yerleşik içtihatlardan da faydalanılarak bu kurumun hukuk literatüründeki önemi aktarılmaya çalışılmış ve yenilemenin bazı durumlarda hak kayıplarına yol açması gibi eksik bazı yönlerine dair alternatif çözüm yolları üretilmeye çalışılmıştır.

BorçlarBorçlar hukukuTecdid+2
Miray Özdemir
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eser sözleşmesinde yüklenicinin ayıptan sorumluluğu

Bir iş görme sözleşmesi olan eser sözleşmesi günlük hayatta pek çok şekilde ortaya çıkmaktadır. Yapımı uzun süren, ekip çalışması ve uzmanlık gerektiren, büyük, kapsamlı eserlerin ve yapıların (köprü, otoyol, hastane, havaalanı, tünel, viyadük, baraj, makine vb.) meydana getirilmesinin yanında bir terziye gömlek diktirmek, bir ayakkabıcıya ayakkabı yaptırmakta eser sözleşmesinin konusunu oluşturmaktadır. Eser sözleşmesinde, iş sahibi ödediği bedel karşılığında, yükleniciden sözleşmeyle kararlaştırılan vasıflara sahip ve kendisinden beklenen yararı tam olarak gerçekleştirmeye elverişli bir eser meydana getirmesini ve bu eseri teslim etmesini beklemektedir. Ancak bazen iş sahibinin sözleşmeyi yapmaktaki amacı ve beklentisi karşılanmaz ve yüklenici tarafından ayıplı bir eser teslim edilmiş olur. İş sahibinin beklentisini karşılamayan ve kabul edilemeyecek eserler için iş sahibinin yükleniciye karşı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 475. maddesinde seçimlik hakları düzenlenmiştir. İş sahibinin, yüklenicinin ayıptan doğan sorumluluğu hükümlerine gidebilmesi için eseri gözden geçirmesi(muayene) ve varsa ayıpları yükleniciye bildirmesi gerekmektedir. Seçimlik hakların kullanılması kanunda özel şartlara tabi kılınmıştır. İş sahibince tercih edilecek seçimlik hak, eserdeki ayıbın niteliğine ve önemine göre değişiklik gösterecektir. Ayrıca seçimlik hakların kullanılmasına rağmen giderilemeyen zararlar için de yüklenicinin kusurlu olması şartıyla iş sahibinin tazminat hakkı bulunmaktadır. Çalışmada, eser sözleşmesinin hukuki niteliği, tarafları, unsurları ve şekli eserde ayıp kavramı, ayıbın çeşitleri, ayıbın benzer kavramlardan farkı, yüklenicinin ayıptan sorumlu tutulabilmesi için aranan şartlar ve iş sahibinin ayıplı ifa nedeniyle yükleniciye karşı sahip olduğu haklar doktrindeki farklı görüşler ve güncel Yargıtay kararları doğrultusunda incelenmiştir.

AyıpAyıplı ifaAyıplı mal+4
Arda Şahankaya
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ev başkanının hukuki sorumluluğu

Aile, toplumu oluşturan bireylerin birlikte yaşamak amacıyla kurduğu en küçük birimdir. Birlikte bir hayat sürdürülebilmesi, ailenin devamı ve sağlıklı var olabilmesi için koyulması ve uyulması gereken kurallar vardır. Bunu yaparken aynı zamanda aile üyeleri arasında adil davranmak ve aile üyeleri arasında iletişimi gözetmekle yükümlü bir ev başkanı görevlendirilmiştir. Ev başkanı, aile içi düzen ve kontrolü sağlamanın yanında, aile içindeki küçüklerin, kısıtlıların, akıl hastası veya akıl zayıflı olanları üçüncü kişilere karşı verdikleri zararlardan, sorumluluğunu kaldıracak kurtuluş kanıtı getirememek şartıyla kusursuz olarak sorumlu tutulmuştur.Çalışmamızda konu üç bölümde incelenmiştir. İlk bölüm de ev başkanı kurumunun takdimi, aile ve ev başkanı kavramlarının tanımları, ev başkanlığının tarihçesi, meydana gelmesi, şartları, yetki ve görevleri işlenmiştir. İkinci bölümde sorumluluk, kapsam ve sorumluluğun şartları ele alınmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise sorumluluğun tazminat ve rücu gibi hüküm ve sonuçları yer almaktadır. Konuya ek yeni düzenlemelerin de işlendiği çalışmamızda Türk Medeni Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, yargı kararları, doktrin görüşleri ve zaman zaman 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ev başkanı, ev başkanının sorumluluğu, aile, tazmin, kusursuz sorumluluk.

Aile reisiHukuki sorumlulukKanunlar 6098 sayılı+4
Delal Kızılkaya
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00

Diğer danışmanlar