Theses supervised by Prof. Dr. Hasan Tunç

26 theses · Hasan Kalyoncu University, Gazi University

Master'sOpen AccessTR

Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvuruların kabul edilebilirlik bakımından incelenmesi

Bu çalışmada, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Anayasa değişikliğiyle Türk Anayasa Hukuku'na giren bireysel başvuru kurumu genel olarak tanıtılmış, kabul edilebilirlik kriterleri detaylıca incelenmiş ve doktrindeki görüşler etraflıca ele alınmıştır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvurular konusunda 2018 tarihinde verdiği bazı kararlar da incelenmiştir. Çalışmanın pozitif temellerini, anayasanın ilgili maddeleri, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü oluşturmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde bireysel başvuru kavramına, bireysel başvurunun işlevlerine, karşılaştırmalı hukukta bireysel başvuru kurumuna, başvuru usulüne, başvurunun Anayasa Mahkemesi'nce incelenmesine ve bireysel başvuruda verilebilecek kararlara değinilmiştir. İkinci bölümde usul bakımından kabul edilebilirlik şartlarından olan başvurunun süresine, Anayasa Mahkemesi'nin kişi, zaman ve konu bakımından yetkisine ve başvuru yolarının tüketilmesi hususlarına ve son bölümde de bireysel başvurunun esas bakımından kabul edilebilirlik şartlarından olan, açıkça dayanaktan yoksunluk, önemli bir zararın bulunmaması, başvurunun anayasal açıdan önem taşımaması ve başvuru hakkının kötüye kullanılması hususları incelenmiştir.

Anayasa MahkemesiAvrupa İnsan Hakları MahkemesiBireysel başvuru+3
Mustafa Ermayası
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Seçim sistemleri ile siyasi partiler arasındaki ilişkiler

Seçim sistemleri ile siyasi partiler arasındaki ilişki, siyasal sistemin istikrarını etkileyen en önemli konulardan biridir. Nitekim seçim sistemleri öncelikli sonuçlarını siyasi partiler üzerinde doğurarak siyasal sistem üzerinde etkili olurlar. Seçim sistemlerinin siyasi partiler üzerindeki etkisi iki boyutludur. Bunlardan birincisi seçim sistemlerinin parti sistemleri üzerindeki etkisi, ikincisi ise seçim sistemlerinin parti tutarlığı, yani parti iç yapısı üzerindeki etkisidir. Seçim sistemleri ile siyasi partiler arasındaki ilişkinin açıklanması ise ancak çeşitli gözlemlerden çıkan ampirik bulguların genel mahiyetli hipotezlere dönüştürülmesini gerektiren siyaset bilimi yöntemi ile mümkündür. Dolayısıyla bu çalışmada asli olarak siyaset bilimi yöntemi kullanılmıştır. Seçim sistemleri eskiden olduğu gibi bugün de bir siyasal sistemin şekillendirilmesinde büyük rol oynarlar. Doğru bir ifadeyle seçim sistemlerinin parti sistemi üzerindeki etkisinin kökleri, derinlerde boğulmuş olabilir, ancak bunlar, elverişli aşamalar olan dönüşüm süreçlerinde, net bir biçimde parti sistemini şekillendirme fırsatı sunarlar. Dolayısıyla ne kadar tartışılırsa tartışılsın demokratik yönetimlerde seçim sistemleri, anayasal mühendisliğin en kullanışlı araçları olma özelliğini korumaktadır. Anahtar Kelimeler: 1) Seçim Sistemleri 2) Seçim Sistemlerinin Siyasal Sonuçları 3) Parti Sistemleri 4) Parti Tutarlığı 5) Siyasi Partiler

Murat Erdoğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

İpotek teminatlı konut finansman sözleşmesinin hukuki niteliği

5582 sayılı yasa ile bir çok kanunda değişiklikler ve eklemeler yapılarak ülkemizdeki konut finansman sistemine ilişkin esaslı düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelere ile bir taraftan konut finansmanına kaynak sağlamak için ipotek teminatlarıyla bir havuz oluşturulmak suretiyle özel amaçlı fonun (ipotek teminatlı menkul kıymetler ve ipoteğe dayalı menkul kıymetler) oluşumuna ve yatırımcının korunmasına ilişkin düzenlemeler getirilirken, diğer taraftan ise konut finansman sözleşmesinin tarafı olan finans kurumu ile tüketici arasındaki ilişki düzenlenmiştir.

FinansmanFinansman yöntemleriKonut finansmanı+5
Hakan Toydaş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Anayasa yapısında bireysel başvuru

Anayasamızın 2. maddesinegöre Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hukuk devleti olmanın en önemli yükümlülüğü temel hak ve hürriyetleri vatandaşlara sağlamak kadar bu haklar için koruyu tedbirler almaktır. Türkiye Cumhuriyeti de bu yükümlülüğü gereği bireysel başvuru yolunu kendi iç hukukunda tanımış ve buna istinaden 23 Eylül 2012'den itibaren tarihinde ilk defa bireysel başvuru Türkiye Cumhuriyeti'nde uygulanacaktır. Bu çalışmada ise daha önce ülkemizde uygulaması olmayan bireysel başvuru yolu tanıtılacak ve bireysel başvurunun gerek usulünde gerek esastan incelemesinde karşılaşabilecek durumlar incelenecektir. Ayrıca Türkiye'de bireysel başvurunun kabul edilmesinin arkasındaki sebeplere ve bireysel başvuru uygulamaya geçtikten sonra ülkemiz adına oluşması muhtemel olumlu ve olumsuz etkilere değinilecektir. Bu hususların yanı sıra diğer ülkelerdeki bireysel başvuru uygulamaları ile ülkemizdeki bireysel başvuru uygulamalarını karşılaştıracak ve değerlendirilecektir.Bireysel başvurunun usul ve şekli esasları ne olursa olsun, ülkemizdeki bireysel başvurunun uygulanma sebeplerinin özünde temel hak ve hürriyetlerin korunmaktan uzak olduğunun düşünülmesi vardır.Şüphesiz bireysel başvuru müessesesi uygulamada gerek demokratik bir devlet olma yönünde, gerek hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması yönünde olumlu sonuçlar doğuracaktır.AnahtarKelimeler:1.BireyselBaşvuru2.AnayasaŞikâyeti3.HukukDevletiİlkesi4.AnayasaMahkemesi5.TemelHakveÖzgürlükler

AnayasaAnayasa MahkemesiBireysel başvuru+5
Hilmi Can Turan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Hükümet sistemleri açısından 2007 anayasa değişikliği ve bu değişikliğin Türk parlamenter sistemine olası etkileri

Güçler ayrılığı kuramı ve buna dayalı hükümet sistemi sınıflandırması anayasa hukuku açısından kabul görmeye devam etmektedir. 1982 Anayasası, bazı sapmalar göstermesine rağmen temel olarak parlamenter hükümet sistemini benimsemişti. 1982 Anayasası, özellikle yürütme organı içerisinde Cumhurbaşkanını güçlendirmiştir. 2007 yılında Cumhurbaşkanının halk tarafından seçimini öngören anayasa değişikliği ile Anayasamız yarı-başkanlık sistemini kabul etmiştir. Fransa'da uygulanan bu hükümet sistemi, bir takım tereddütleri de beraberinde getirmektedir. Özellikle kohabitasyon dönemlerinde yaşanan krizlerin, ülkemizde nasıl tolere edileceği endişe uyandırmaktadır.

AnayasaAnayasa değişiklikleriDeğişim+6
Derya Doğru
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türk anayasal sisteminde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısı ve işleyişi

Yargı kuvveti, kendine özgü niteliği gereği, devletin diğer iki kuvveti olan siyasi nitelikli yasama ve yürütme gücünden ayrılmaktadır. Yargının esas işlevi; siyasal, ideolojik ve taraflı yaklaşımlardan uzak bir şekilde; adaletin sağlanması amacıyla hukuki uyuşmazlıkları kesin olarak çözmektir. Bu yönüyle adalet talebinin karşılanması, her türlü etki, baskı ve yönlendirmeden uzak bir yargı yapılanmasını gerektirir.Yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatının sağlanması, büyük ölçüde hâkimlerin atanma ve özlük işlerinde benimsenen sistemlere bağlıdır. Bu bakımdan hukuk devleti ilkesi, demokrasi ve kuvvetler ayrılığı bileşenleriyle, temel işlevi yargının idaresi ve yargı mensuplarına bu güvenceyi sağlamak; dolayısıyla tarafsız ve objektif yargılamanın altyapısını oluşturmak olan Yargı Kurullarının varlık sebebini oluşturur. Bu yönüyle çalışmamızın ilk bölümünde, yukarıda bahsedilen kavramsal çerçeve ve karşılaştırmalı hukukta yargı kurullarının yapılanmalarının nasıl olduğu konusu işlenmiştir. İkinci bölümde, Türk Anayasalarında yargının idaresi, denetimi ve hâkim ve savcıların güvencesi konusunda yetkili mekanizmalar incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise 1982 Anayasasında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı ve işleyişi, 2010 anayasa değişikliği öncesi ve sonrasına göre ayrıntılı olarak incelenmiştir.Karşılaştırmalı hukuktaki örnekler dikkate alınarak, 2010 Anayasa değişiklikleri ve yeni Hâkimler ve Sacılar Yüksek Kurulu Kanunu ile olumlu adımlar atılmış; ancak sitemin demokratik meşruiyet, bağımsız yargı ve hukuk devleti açısından eksiklikleri tam anlamıyla giderilememiştirAnahtar Sözcükler: Hukuk Devleti, Yargı Bağımsızlığı ve Hâkim Tarafsızlığı, Hâkimlik Teminatı, Yargının Denetimi, Yargı Kurulları, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

Hakimin bağımsızlığıHakimler ve Savcılar Yüksek KuruluHakimlik teminatı+2
Hilal Yazıcı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

1982 Anayasasında soyut norm denetimi ve sonuçları

Kanunların anayasaya uygunluğunun denetlenmesi ABD'de 1803'ten beri uygulanmaktadır. Anayasa yargısı sisteminin Kıta Avrupa'sında yaygınlaşması ise İkinci Dünya Savaşı sonrasında olmuştur. Avrupa'da anayasa mahkemelerinin yaygınlaşması ile günümüzde kanunların anayasaya uygunluğunun denetimi hukuk devleti ilkesinin temeli olmuştur. Günümüzde anayasa yargısının temel görevi bireyin temel hak ve özgürlüklerinin yasama organı işlemlerine karşı yargısal olarak korunması ve bu vasıtayla anayasal düzenin sağlanmasıdır. Anayasa yargısı yetkisi, ülkemizde bu amaçla kurulmuş olan özel bir mahkemeye(Anayasa Mahkemesi) verilmiştir. 1982 Anayasası'nın 150'inci maddesinde sayılan normların şekil ve esas bakımından, Anayasa'ya aykırılığı iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne doğrudan doğruya açılan dava yoluyla yapılan denetime soyut norm denetimi(iptal davası) adı verilir. İptal davası; Cumhurbaşkanı, iktidar ve ana muhalefet partileri meclis grupları ile TBMM üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki (40 milletvekili) üye tarafından açılır. İptal davası açabilmek için Anayasa'da süre yönünden sınırlamalar getirilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nce yapılan Anayasaya uygunluk denetiminin konusunu; kanunlar, kanun hükmünde kararnameler, TBMM İçtüzüğü ve şekil yönünden Anayasaya değişiklikleri oluşturur. Bir kanunun veya Anayasada sayılan diğer normların esas bakımından denetimi, normun içeriğinin Anayasaya uygun olup olmadığının araştırılmasından ibarettir. Şekil bakımından denetim ise Anayasaya uygunluğu araştırılan normun, Anayasa ve TBMM İçtüzüğünde öngörülen şekil ve usullere uygun olarak yapılıp yapılmadığının belirtilmesi demektir. Anayasa Mahkemesi'nin kararları kesindir ve bağlayıcıdır. Bu kararlar Resmi Gazetede yayımlanmakla yürürlüğe girer. Bu kararlar aleyhine yargı yoluna başvurulamaz. Anahtar Sözcükler: Anayasa Hukuku, Anayasa Yargısı, Anayasa Mahkemesi, Soyut Norm Denetimi (İptal Davası) Anayasa Mahkemesi Kararları

Ayşe Çakırca
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

1982 Anayasasında ve Türk Ceza Yargılamasında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulaması ışığında suçsuzluk karinesi

Suçsuzluk karinesi suç ile itham edilen kişinin, bir mahkeme hükmü ile itham edildiği suçu işlediği hukuka uygun delillerle adil bir şekilde yapılan yargılama neticesinde sabit kabul edilinceye kadar kişinin suçsuz kabul edilmesidir. Bu ilke birçok milletlerarası sözleşmede de ifade edilmiştir. Bu kapsamda ilkenin Evrensel İnsan Hakları Bildirisinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde de yer aldığı görülmektedir. İlke Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince adil yargılanma hakkı içerisinde, bu hakkın bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Suçsuzluk karinesi düzenlemesi hukukumuzda açık olarak ilk kez 1982 tarihli Anayasada yer almıştır. Bu düzenleme öncesinde İslam hukukundan kaynaklı olarak ilkenin hukuk uygulamamızda olduğu iddia edilmiş ise de, yazılı kural olarak ilkenin 1982 tarihli Anayasadan önce bulunmadığı görülmektedir. Suçsuzluk karinesi fonksiyonu itibariyle suskun kalma hakkı, ispat, şüpheden sanığın faydalanmasına ilişkin evrensel hale gelmiş ceza muhakemesi müesseseleri ile de çok yakından ilgilidir. Suçsuzluk karinesi tüm kişi ve kurumların saygı göstermesi gereken bir haktır. Basın ve yayın organları soruşturma ve ceza muhakemesine ilişkin haber ve yorum hak ve özgürlüğüne sahiptir ancak bu özgürlüğün kullanılmasında, basın yayın kuruluşları da soruşturulan ya da kovuşturulan kişilerin suçsuzluk karinesinden kaynaklanan lekelenmeme hakkına özen göstermek ve bu hakka uygun davranmak zorundadırlar. Türk Ceza Kanununda suçsuzluk karinesinden kaynaklanan kişisel hakkın korunması amacıyla, bu hakkın ihlaline havi eylemler suç olarak düzenlenmek suretiyle karineden kaynaklanan hak koruma altına alınmıştır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın da karineyi dikkate alarak bazı durumlarda değerlendirme yaptıkları görülmektedir. Ancak bu değerlendirmelerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yaptığı derinlikte ve genişlikte olmadığı görülmektedir. 1982 tarihli Anayasanın 90. maddesi uyarınca milletlerarası sözleşmelerin doğrudan uygulanma olanağı getirildiğinden ve AİHS'si de bu kapsamda bir sözleşme olduğundan, ayrıca Ülkemizce AİHM'nin yargılama yetkisi kabul edilmiş olduğundan, karine ile ilgili uygulama, yorum ve değerlendirmelerde milli soruşturma ve yargılama makamlarının AİHM'nin içtihatlarını gözetmeleri gerekmektedir.

Anayasa 1982AnayasaAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi+4
Said Serhan Hançerkıran
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni bir model olarak Anayasa Mahkemesi

Bu tezde, günümüzde Anayasa Yargısı ve Anayasa Mahkemesinin mevcut hali ve sorunlarından yola çıkılarak gelecek dönemde hukuk alanında, bu konularla ilgili yapılaması planlanan kapsamlı değişiklikler üzerinde durulmuştur. Dünyadaki Anayasa Yargısı Modelleri incelenmiş, incelenen bu modellerde ülke hukukumuza yararlı olabilecek kazanımlar değerlendirmeye alınmıştır. Anayasa Yargımızın daha işler, sorunlara karşı daha yapıcı olabilecek değişiklikleri tartışılmış, yöntem olarak da Anayasa Yargımızın ve Anayasa Mahkememizin hali hazırda işler sisteminin aksaklıklarından yola çıkılmıştır. Netice itibariyle, Anayasa Yargımızın ana amacı olan, temel hak ve özgürlüklerin korunması ile Hukuk Devleti olgusunun gerçekleştirilmesinde ön görülen arayışlar çalışmada yansıtılmaya çalışılmıştır.

Anayasa MahkemesiAnayasa yargısıHukuk devleti+2
Musa Erdem Altınhalka
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi açısından mesleki sorunlar

İnsan haklarına saygılı, demokratik, laik, güçlü bir devlet modelinin temelinde adalet; adil yargılanmanın temelinde de bağımsız ve güvenceli bir yargıç modeli vardır.Günümüzde klasik anlamda yasama ve yürütmeye karşı bağımsızlık anlayışının yerini, toplumda etkili sosyal baskı gruplarına karşı yargının korunması anlayışına bırakmıştır. Bu nedenle gerçek anlamda yargıçların bağımsızlığı, salt anayasa ve yasalarda tanınan teorik kalıplardan ziyade toplumda oturmuş bir demokrasi kültürüyle sağlanabilecektir.Millet adına yargılama yapan yargıçları halk iradesine dayandırmamak, egemenliğin bölünerek bir kısmı üzerindeki tasarruf yetkisinin kaldırılması anlamına geleceğinden, yapılacak yeni anayasal düzenlemede belli oranda milli iradeye söz hakkı tanınması demokratik devlet geleneğine uygun bir yaklaşım olacaktır.Adli, idari ve askeri hakim ve savcıların tek çatı altında toplanarak aynı bağımsızlık ve güvenceye sahip olmaları, yargıçlar hakkında tesis edilen işlemlere karşı yargı yolunun açılması ve yürütmenin yargı üzerindeki geniş takdir ve denetim yetkisinin sınırlandırılması hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.Yargıçların zamana bağlı ortaya çıkan yasal ve toplumsal değişikliler karşısında kendini yenileyebilmeleri iyi örgütlenmiş bir meslek içi eğitim kurumunu; bu kurumun fakültelerde verilen teorik bilgileri pratikle birleştirerek Türk Hukuk Sisteminin gelişiminde öncülük yapabilecek nitelikli bir eğitim kurumu hüviyetine bürünebilmesi de bilimsel ve kurumsal özerkliğin tanınmasını zorunlu kılmaktadır.Yargıç ve savcılara örgütlenme hakkı tanınmasında amaç hükümetin yürüttüğü adalet politikalarının süzgeçten geçirilerek demokratik toplum değerlerin korunması ve insan haklarına aykırılık oluşturan uygulamalara dikkat çekilerek bu konudaki yanlış uygulamalara son verilmesi olduğundan, yargıç ve savcıların dernek biçiminde örgütlenmesi hem söz konusu işlevin sağlanmasında etkili olmakta, hem de yasama ve yürütme karşısında bağımsız olan yargının niteliğine uygun düşmektedir.Kötü düzenlemeler iyi uygulayıcılar sayesinde adil çözümler getirebileceği gibi adil bir sistem de kötü uygulayıcılar sayesinde içinden çıkılmaz bir hal alabilecektir. Bu nedenle yargı bağımsızlığı yargının hiçbir şekilde denetiminin yapılamayacağı anlamına gelmediği gibi yargıçlık güvencesi de hiçbir yargıcının her ne sebeple olursa olsun meslekten çıkarılamayacağı anlamı taşımamaktadır.

BağımsızlıkDenetimHakimin bağımsızlığı+7
İsmail Şahbaz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

İdari yargı kararları çerçevesinde maddi ve manevi zarar

Sorumluluk hukukunun amacı kamu gücünün kullanımı nedeniyle gerçekleşen gerçek zararın tazmininin sağlanmasıdır. Ancak pozitif hukukumuzda anayasal ve yasal olarak idarenin sorumluluğu ortaya konulmuş olmakla birlikte, onun dayandırılabileceği esaslar hakkında herhangi bir açık hükme yer verilmemiştir. Bu konuda var olan boşluk idari yargı yerlerince ortaya konulan içtihatlar ile doldurulmaya çalışılmakta ve de öğreti tarafından söz konusu içtihatlar sistematik hale getirilmektedir. Zarar kavramı; hukuken himaye edilen maddi ve manevi varlıkların, ihlal edilmesinden önceki ve sonraki halleri arasında meydana gelmiş olan menfi farkı ifade etmektedir. Zarar, ilk bakışta çok belirgin ve kolay saptanabilecek bir durum gibi görünmekte ise de, tayin ve tespit edilmeye çalışıldığında çok yönlü bir kavram olduğu anlaşılmaktadır. Bu yönüyle idarenin tazmin sorumluluğu ve idarenin tazmin sorumluluğunun Anayasa'da düzenleniş biçimi, zararın neyi ifade ettiği, idari işlem ya da eylem nedeniyle kim ya da kimlerin zarara uğradığı bu çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır.

Kamu hukukuMaddi zararManevi zararlar+4
Orhan Akıncılar
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasayı değiştirme sorunu ve yargısal denetimi

Anayasalar, devletin temel kuruluşuna ilişkin kuralların yer aldığı hukuki metinlerdir. Bu özellikleri nedeniyle anayasalarda yapılacak değişiklikler büyük öneme sahiptir. Bu çalışma da önceki anayasalara da değinmekle beraber; 1982 Anayasası'ndaki anayasayı değiştirme usulü tüm ayrıntılarıyla incelenmiştir. Ayrıca bunlarla da yetinilmemiş, anayasa değişiklikleri üzerindeki yargısal denetim konusuda tartışılmıştır.

AnayasaAnayasa değişiklikleriAnayasa hukuku+2
Sercan Coşkun Kulak
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

1982 Anayasası çerçevesinde devlet memurlarının naklen atanmasında idarenin takdir yetkisinin yargı yoluyla denetimi

Bu çalısmada, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na göre görev yapmaktaolan Devlet memurlarının naklen atanmaları konusunda idareye tanınmıs olan takdiryetkisinin yargı yoluyla denetimi incelenmektedir.Bu çerçevede, iki bölüm olarak düzenlenmis olan çalısmanın ilk bölümünde,kamu görevlisi ve memur kavramının 1982 Anayasası'nda düzenlenisi, devletmemurlarının naklen atanması ile idarenin takdir yetkisi ve yargısal denetimi konularıincelenmektedir.?kinci bölümde ise, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda düzenlenis seklinegöre nakil türleri ve nakil davalarında söz konusu olan iptal sebepleri görülen bazıözel durumlarla birlikte, 1982 Anayasası hükümleri çerçevesinde ve ağırlıklı olarak enson tarihli Danıstay kararlarına gerekçeleriyle birlikte yer verilmek suretiyleincelenmektedir.Sonuç olarak, Devlet memurlarının naklen atanmasına iliskin islemlerdeidareye çesitli sebeplerle takdir yetkisi tanınmıs bulunmaktadır. Fakat, bu husustaidarenin sahip olduğu takdir yetkisi, 1982 Anayasası'nın 125.maddesinin 1.fıkrasıhükmü uyarınca yargısal denetime tabidir. Söz konusu yargısal denetimde son sözüsöyleyen yargı yeri de Danıstay'dır.Danıstay tarafından uyusmazlık konusu somut olayın özelliğine göregelistirilen bir takım ölçütlerle, zaman zaman hukukilik denetiminin sınırları yerindelikdenetimi aleyhine asılmak suretiyle yargısal denetim yapılmakta olduğu savınaulasılmıstır.Anahtar Sözcükler1. 1982 Anayasası2. Devlet memuru3. Naklen atama4. Takdir yetkisi5. Yargısal denetim

Anayasa 1982AnayasaAtamalar+4
Zeki Uysal
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

İdarenin sorumluluğunun anayasal temelleri

Çalışmamızda, idarenin, yaptığı işlem ve eylemleri sebebiyle bireylere karşı sorumluluğunun tarihsel gelişimi ve sorumluluk sebepleri de göz önünde bulundurulmak suretiyle, idarenin sorumluluğunun pozitif hukuk alanındaki temelleri, özellikle de anayasal düzenlemeler dikkate alınarak kamu gücünün sorumluluğunun anayasal sınırlarını ortaya koymak amaçlanmıştır.Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde, idarenin sorumluluğunun tarihsel süreci, genel olarak kusur sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk ilkesi incelenmiştir.İkinci bölümde, idarenin sorumluluğunun pozitif hukuk alanındaki düzenlemeleri ele alınmıştır.İdarenin sorumluluğun dayanağı konusunda çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. İdarenin sorumluluğunun dayanağı olarak ?hukuk devleti?, ?kamu yükümleri karşısında eşitlik?, ?imkan ve fırsat eşitliği? gibi ilkeler öne sürülmüştür. İdarenin sorumluluğunun dayanağı konusunda öğretide bir görüş birliğinin olmadığı, bu husustaki tartışmaların devam ettiği sonucuna varılmıştır.Anahtar Sözcükler1. İdare2. Zarar3. Sorumluluk4. Anayasa5. Kusur

AnayasaHukuki sorumlulukSorumluluk+3
Orhan Çıldıroğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Anayasa Hukuku açısından özel hayatın gizliliği ve korunması

Teknolojik ve bilimsel alandaki gelişmeler ve küresel tehditlere karşı geliştirilen koruma mekanizmaları özel hayata müdahaleyi gerektirdikçe ve müdahale yöntemlerinde çeşitlilik arttıkça önemi daha çok hissedilmeye başlayan hak kategorisinin başında özel hayatın gizliliğinin korunması hakkı gelmektedir. Uluslararası belgelerde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve devletlerin anayasalarında ve ihtiyaç doğdukça alt normlarda bu hakkın korunmasına ilişkin özel hükümler yer almaya başlamıştır.Bu tez Anayasamızdaki özel hayatın gizliliğinin korunmasına ilişkin düzenlemenin, geçmişteki düzenlemelere, uluslararası belgeler ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne göre durumunun, bu hakka yapılan müdahale çeşitliliği ve ağırlığına karşı etkin koruma sağlayıp sağlamadığının, hakkın korunmasında karşılaşılan güçlüklerin ve bunların sebepleri ile gerekiyorsa çözüm yollarının incelenmesi amacıyla hazırlanmıştır.Birinci bölümde özel hayatın gizliliği ve korunmasına ilişkin kavramlar, ikinci bölümde uluslar arası alanda ve karşılaştırmalı hukukta özel hayatın gizliliği ve korunması; üçüncü bölümde ise anayasalarımızda tarihi gelişim gözetilerek Anayasa'daki düzenleme şekil ve içeriğine göre, özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı ve haberleşme özgürlüğü kapsamında 1982 Anayasasındaki özel hayatın gizliliğinin korunması doktrin ve uygulama esas alınarak, konuyla ilgili yasal düzenlemelere de yer verilerek incelenmiştir.Özel hayatın gizliliğinin korunmasında mevzuat açısından eksikliklerin ya da muğlâklıkların neler olduğu belirlenerek, insan onurunun korunmasıyla doğrudan etkili bu hakkın korunmasında yasa koyucuya ve uygulamacılara yön verecek çözüm yolları üretilmeye çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler:1. Özel hayatın korunması2. Konut dokunulmazlığı3. Haberleşme özgürlüğü4.1982 Anayasası'nda özel hayat5. Mahremiyet

Anayasa 1982AnayasaAnayasa hukuku+6
Nurdan Okur
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları ve Türk Anayasa Yargısında yaşama hakkı

Bu tez, özellikle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi çerçevesinde yaşama hakkı kavramı ve sınırlarını incelemeyi, bu hakkın devletlere yüklediği yükümlülükleri ile istisnalarını açıklamayı, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararları ışığında Türkiye'deki yaşama hakkı ve bu hakkın ihlal edildiğine dair iddiaları incelemeyi amaç edinmiştir.Bu hedef doğrultusunda, tezin birinci bölümünde, yaşama hakkı kavramı ve sınırları, bu hakkın istisnalarına da yer verilmek suretiyle incelenmiştir. Bu çalışma ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 2. maddesinin devletlere yüklediği negatif ve pozitif yükümlülükler açıklanmaya çalışılmıştır.İkinci bölümde ise, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ve Türk anayasa yargısı açısından yaşama hakkı konusu irdelenmiştir. Bu bağlamda, Mahkemenin Türkiye'deki yaşama hakkı ihlalleri ile ilgili verdiği kararlar ve gerekçelerine yer verilmiş, özellikle de, ölüm cezası ile ilgili Türkiye'de yapılan son yıllardaki değişikliklere değinilmiştir.Sonuç olarak, bu çalışmada yaşama hakkının önemi ve bu hakkın diğer haklar açısından önceliği vurgulanmıştır. Bu çalışmada, demokratik bir toplum düzeni içerisinde, hukuk güvencesi altında, insan onuruna yakışır bir hayat sürdürebilmenin kişi hak ve özgürlüklerinin kullanılabilmesi açısından hayati öneme sahip olduğu sonuçuna ulaşılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Yaşama hakkı2. İnsan hakları3. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi4. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi5. Ölüm Cezası

Yaşama hakkı
Oktay Bahadır
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinde özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı

Özel hayatın korunması hakkı, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 8. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda zorunlu olan ölçüde ve yasa ile öngörülmüş olmak koşulu ile söz konusu olabilir.Anahtar Sözcükler1-Özel hayat2-Konut3-Özel hayatın gizliliği4-Özel hayatın ihlali5-Özel hayatın sınırlanması

İbrahim Of
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa yargısında yorumlu ret ve yokluk kararları

Anayasalar, devletin temel kuruluş ve işleyişiyle kişilerin sahip olduğu temel hak ve hürriyetleri düzenleyen hukuk metinleridir. Bu niteliği nedeniyle devletin tüm organlarının işleyişi anayasaya uygun olmalıdır.Devlet organları arasında genel nitelikte kural koyma yetkisine sahip olan yasama organının da tıpkı diğer devlet organları gibi anayasaya uygun hareket etmesi gerekir. Ancak yasama organı kimi nedenlerle anayasaya aykırı normlar koyabilmektedir. Bu tür normların anayasaya uygunluğunu denetlemek için Anayasa Mahkemeleri kurulmaktadır.Anayasa Mahkemeleri yaptıkları denetim sonunda, yasama organının denetime konu olan işlemlerinin anayasaya uygunluğunu sağlamak için çeşitli kararlar vermektedir. Tezimizin konusu olan ?yorumlu ret? ve ?yokluk? kararları da bu kararlar arasında yer almaktadır.Yorumlu ret kararı iptal kararı vermeden anayasaya uygunluğu sağlaması ve normun iptali sonucunda oluşabilecek hukuki sorunları bertaraf etmesi nedeniyle işlevsel bir karar türüdür. Yorumlu ret kararı ayrıca normların anayasaya uygun olduğuna ilişkin karinenin geçerliliğini sağlaması açısından da önemlidir.Yokluk kararı anayasaya çok açık aykırılıklar halinde verilmesi gereken ve sonuçları iptal kararına göre daha ağır olan bir yaptırımdır. Bu nedenle de tezimizde de açıkladığı üzere istisnai hallerde verilmesi gereken bir karardır.Tezimiz üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde genel olarak anayasa yargısı ve Türk Anayasa Yargısına değinilmiştir. İkinci bölümünde yorumlu ret kararları, üçüncü bölümde ise yokluk kararları incelenmiştir.

AnayasaAnayasa yargısıYokluk+1
İsmail Birsen
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

1982 anayasasında kamu görevlilerinin mali sorumluluğu

Bu tez, 1982 Anayasası ile diğer ilgili mevzuatta yer alan düzenlemelerden ve doktrindeki tartışmalardan yola çıkılarak kamu görevlilerinin mali sorumluluğuna ilişkin bugüne kadar süregelmiş uygulamanın sistematik bir biçimde değerlendirilmesi ve mali sorumluluğun nerede başladığının ve kapsamının incelenerek tartışılmasını amaçlamıştır.Kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasının, hizmetin sunumunda kamu görevlisine çizilen sınırların aşılması durumunda doğması muhtemel hukuksal sorunlarla karşılaşıldığı hallerde sorumluluk alanlarının belirlenmesinin Anayasada belirtilen ?Hukuk Devleti? ilkesi çerçevesinde değerlendirildiğinde önemli olduğu ortadadır.Tezde konu iki bölüme ayrılarak bir sistematik dâhilinde incelenmeye çalışılmıştır. Tezin birinci bölümünde, sorumluluk ve kamu görevlisi kavramlarına ilişkin genel bilgilere yer verilmekte, ikinci bölümde ise kamu görevlilerinin sorumluluğunu ortaya koyan ve sınırlarını çizen temel faktörler ele alınarak, sorumluluğu belirleyen pozitif kaynaklar incelenmektedir. Sonuç kısmında kamu görevlilerinin mali sorumluluğunun, Türk hukukundaki yeri konusunda da genel bir değerlendirme yapılarak bu alanda yaşanan problemlerin çözümüne yönelik önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Sözcükler1. Kamu görevlisi2. Sorumluluk3. Mali sorumluluk4. Rücu5. Sayıştay

Anayasa 1982AnayasaHukuki sorumluluk+3
Mesut Emre Karaköse
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda idare ajanının hukuki sorumluluğu

Kamu hizmetleri, toplumsal yaşamın sürdürülebilmesi için gerekli olan toplumsal ihtiyaçların karşılanması faaliyetinin devlet tarafından, üretim ilişkileri alanının kurallarından belirli oranda bağışık kılınarak üstlenilmesini ifade eder. Devlet, kamu hizmetlerini alanları itibariyle şartlara en uygun ve ihtiyaçlarını karşılamada en üst seviyede gerçekleştirmek için sürekli ve istikrarlı bir şekilde idare edilenlere sunmak, onların emirlerine amade bulundurmak, yani kamu hizmetlerini en etkin, en verimli ve hukuka uygun bir şekilde sağlamakla yükümlüdür. Bu borcun yerine getirilmemesi hizmet kusurunu oluşturur.Tezin birinci bölümünde, sorumluluk kavramı ve idarenin sorumluluğuna ilişkin genel bilgilere yer verilmekte, ikinci bölümde ise, idarenin ve idare ajanın hukuki sorumluluğunu ortaya koyan ve sınırların çizen temel faktörler ele alınarak, ?hizmet kusuru?, ?görev kusuru? ve ?salt kişisel nitelikteki kusur? kavramları ile, idarenin ve ajanın sorumluluğunu belirleyen pozitif kaynaklar incelenmiştir.Üçüncü bölümde ise, idare ajanının kişisel sorumluluğu, idare ajanının idareye karşı sorumluluğu ve son olarak idare ajanının doğrudan üçüncü kişilere karşı sorumluluğu ele alınarak incelenmiştir.Anahtar Sözcükler:1. İdare ajanı,2. sorumluluk,3. rücu,4. salt kişisel kusur,5. görev kusuru

Yasin Karababa
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Irak anayasalarında kuvvetler ayrılığı ilkesi

Kuvvetler ayrılığı ilkesi, yönetimi üstlenen kurulları belirleme ile ilgili sorunların ortaya çıkması bakımından, bunların görevlerini belirleme ve bu organlar arasındaki ilişkinin belirleme açısından önemli konulardan biri sayılmaktadır. Bu araştırma, 1925?2005 yılları arasında çıkarılan anayasalardaki kuvvetler ayrılığı ilkesini ele almıştır. Bu konunun ehemmiyeti şundan ileri gelmektedir. Bu temele dayanarak siyasi yönetim şekli belirlenebilmekte, yönetim ve özgürlük arasında devam eden problem, yönetimin menfaati ve ikisi arasındaki dengeyi sağlamak için bu temel ile giderilebilmektedir. Bütün bunlar üç bölümün konusunu teşkil ediyordu. Birinci bölümde kuvvetler ayrılığı ilkesini (Genel ilkelerde bir giriş araştırması)ele almıştık. İkinci bölümde ise 1925?1968 yılları arasında çıkarılan anayasalarının kuvvetler ayrılığı ilkesi ele alınmıştır. 1925 Anayasası (Temel Kanun), parlamenter krallık sistemini benimsemişti. Diğerleri ise yani 1958, 1963 ve 1964 anayasalarında cumhuriyet sistemi hâkimdi. Bu sistemde, devletin üç önemli organını tek bir kişi veya bir heyet yürütmekteydi. Bundan dolayı da milletin yönetimi, bir heyet veya tek bir kişinin eline bırakılıyordu. Üstelik bu yönetimin yanında diğer heyetler de vardı fakat bunlar aktif olmayıp ikincil görevlere sahip idiler. Üçüncü bölümde ise, 1968 anayasası, 1970 ve en son 2005 anayasalarının kuvvetler ayrılığı ilkesi konusuna değinilmiştir. 1968 ve 1970 anayasalarındaki yönetim, cumhurbaşkanı ve Irak'taki devrim iradesini temsil eden Devrim Komuta Konseyi tarafından yürütülüyordu. 2005 Anayasası ise (Günümüzdeki Anayasa), yasama organına ek yetkiler vererek bakanlar kurulunun hareketini kısıtlamıştır. Bunun sonucunda millet meclisi bakanlar kurulu üzerinde hâkimiyet sağlamıştır. Ayrıca bu anayasa cumhurbaşkanına münferit salahiyetler vererek başbakan ve bakanlar kurulunun rolünün zayıflamasına neden olmuştur.

Sabah Salem Abd Al Kdo
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının Türk devlet teşkilatındaki yeri ve Avrupa Merkez Bankası ile karşılaştırılması

Merkez Bankası bağımsızlığı kavramının gerekçesi, en yalın anlatımla, işlevleri gereği sınırsız kaynağa ihtiyaç duyan hükümetlerle, parayı basan ve para politikasını uygulayan merkez bankalarını birbirlerinden ayırma ihtiyacı olarak açıklanmaktadır. Aksi halde, ?enflasyonla mücadele edilebilmesi?, ?fiyat istikrarının sağlanabilmesi? imkansızlaşır. Bu durumun ağır iktisadi, ahlaki ve toplumsal sonuçlar doğurduğu bilinen bir gerçektir.Dolayısıyla, Merkez Bankasının bağımsız olması gerektiği yönündeki belirleme, deneysel bir iktisadi sürecin sonunda yine iktisatçılarla yapılmıştır.Ancak, bu belirlemeden sonraki sorun, daha açık bir ifadeyle, merkez bankası bağımsızlığının ne olduğu, nasıl sağlanacağı, sınırları gibi konular iktisadi olmaktan çok, hukuki niteliktedir.Değinilmeye çalışılan bu çerçeve içinde, tezde iki temel sorunun üzerinde yoğunlaşılmıştır. Bu sorulardan birincisi, Merkez Bankası'nın Devlet teşkilatımız içinde nerede ve nasıl konumlandırıldığıdır. İkinci soru ise Banka'nın bu konumunun, Avrupa Birliği'nde merkez bankaları için belirlenen hukuki kalıpla ne ölçüde örtüştüğüdür.Bu doğrultuda birinci bölümde, diğer bölümlerde temas edilmeye çalışılacak hususları temellendirebilmek amacıyla Banka'ya ilişkin genel hukuki çerçeveye ve bugüne ışık tuttuğu için tarihçeye değinilmiştir.İkinci bölüm, yukarıda değinilen asli sorulardan birincisine aranan yanıta özgülenmiştir. Bu nedenle, Banka'nın hukuki niteliği, merkezi idare içinde yer alıp almadığı, hizmet yerinden yönetim kuruluşu olup olmadığı, bağımsız idari otoriteler kategorisine dahil edilip edilemeyeceği, idarenin bütünlüğü ilkesi bakımından durumu gibi konular üzerinde durulmuştur.Üçüncü bölümde, merkez bankası bağımsızlığı kavramının ne olduğu, asgari koşulları, sınırları ve tasnifi konu edilmiştir. Ayrıca ve özellikle, kavramın demokratik ilkelere uygunluğu üzerinde durulmuştur.Seçimle gelmeyen, siyasi sorumluluğu bulunmayan merkez bankası yöneticilerinin, para politikasını hükümetten ayrı olarak, ?kendi sorumluluğu altında, bağımsız yerine getirmesini? öngören iktisadi tercihin; ?demokratik devlet? olarak özetlenebilir bir hukuki yapı içinde nasıl anlamlandırılabileceği konusu üzerinde yoğunlaşılmıştır.Üçüncü bölümün kapsadığı hususlardan sonuncusu ise, merkez bankası bağımsızlığının anayasada güvencelendirilmesi fikri ve bu fikrin anayasal iktisat öğretisinin tekelinde olup olmadığıdır.Dördüncü bölüm, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'na tanınan hukuki statünün, Avrupa Merkez Bankası'nın kullandığı kurumsal-işlevsel-bireysel ve mali bağımsızlık olarak özetlenen pratik ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesine ilişkindir.Bu değerlendirme, Avrupa Merkez Bankası'nın hukuki statüsüne değinilmesini de gerekli kılmıştır.Anahtar Sözcükler1. Merkez Bankası2. Merkez Bankası Bağımsızlığı3. Avrupa Merkez Bankası4. Merkez Bankasının Statüsü5. Merkez Bankasının Anayasallığı

AnayasaAvrupa Merkez BankasıMerkez Bankası
Mehmet Şerif Uygun
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

İnsan haklarının korunması çerçevesinde azınlık hakları

Azınlıklar, bir devletin nüfusunun geri kalanına göre sayıca az olan, egemenolmayan konumda bulunan, üyeleri o devletin vatandaşları olarak etnik, dinsel ya dadilsel açıdan nüfusun geri kalanından ayrılan özellikler taşıyan ve kültürlerini, geleneklerini, dinlerini ya da dillerini korumak amacıyla üstü örtülü bir dayanışma duygusu gösteren gruplardır.Azınlık sorunu uluslararası ilişkilerde önemli bir sorun olmuştur. ?İnsan Haklarının Korunması Çerçevesinde Azınlık Hakları? isimli bu çalışmada, azınlık hakları normatif bir biçimde ele alınmış, azınlık kavramı incelenerek sınıflandırmalar yapılmış,azınlık haklarının genel bir tarihi incelenmiştir. Azınlık haklarının kapsamı içinde, konu ile ilgili Milletler Cemiyeti ve Birleşmiş Milletler çerçevesinde uluslararası belgeler ve bölgesel nitelikte Avrupa'da meydana gelen gelişmeler, İnsan hakları sözleşmeleri, Dil Şartı ve Çerçeve Sözleşme'de yer alan haklar üzerinde durulmuştur.Azınlık sorunu, 1990'lardan itibaren salt bir ekonomik topluluktan siyasi bütünleşme hedefleyen Avrupa Birliği'nin de gündemini meşgul etmektedir. Birçok uluslararası kuruluş tarafından standart bir tanım çerçevesinde ele alınarak, somut düzenlemelerle çözümlenmeye çalışılan ?azınlıklar konusu?, uluslararası alanda net bir şekilde tanımlanamamış, dolayısıyla hukuki ve siyasi yaptırımlar ülkelerin kendi iç uygulamalarına kalmıştır.Türkiye'de azınlıkların korunmasıyla ilgili temel belge, aynı zamanda TürkiyeCumhuriyeti'nin kurucu antlaşması olan, Lozan Barış Antlaşmasıdır. Antlaşmanın ?Siyasal Hükümler? başlığını taşıyan I. Bölümünün ?Azınlıkların Korunması? başlıklı III. Kesimidir (37-45. maddeler). Bu çerçevede Türkiye'de hukuksal olarak sadece gayrimüslimlerin azınlık olarak tanınmıştır.

Doğan Kılınç
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliğine üyelik sürecinde milli egemenlik kavramı

Bu çalışmada, bir hukuk öznesi olarak AB, AB mevzuatının aday ve üye ülkelerde uyumlaştırılması ve uygulanması ve Türkiye'nin AB üyeliğinin Türk hukuk sistemine, anayasal düzene ve özellikle egemenlik kavramına etkisi incelenmiştir. AB'ye üyeliğin doğrudan doğruya hukuk alanını ilgilendiren birçok yönü bulunmaktadır. Topluluğa üye ülkelerde ortak bir hukuk oluşturmanın önemli araçlarından biri olan uyumlaştırma, ancak iç hukuka aktarmanın zamanında gerçekleştirilmesi ve ulusal makamlarca uygulanabilir tedbirlerin kullanılması halinde hedeflerine ulaşabilir. Bunun yanı sıra, belirli egemenlik yetkilerinin kullanımının Topluluk organlarına devri ve Topluluk hukukunun doğrudan uygulanması ve üstünlüğü konusunda, geçmişte birçok üye ülkede olduğu gibi Türkiye'de de önceden anayasal değişikliğe ihtiyaç vardır. Avrupa Birliğine katılım sonucunda Türk hukukunun yeni bir çerçeveye adapte olması ve özellikle egemenlik alanının köklü bir biçimde değişikliğe uğramasını gerekli kılmaktadır.

Avrupa BirliğiAvrupa Birliği hukukuMilli egemenlik+2
Almıla Özgür
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00

Other supervisors