Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Soner Çakmak

26 theses · Çukurova University, Çağ University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Transseksüel bireylerde agresyon ve sosyal anksiyetenin travmatik yaşantılarla ilişkisi

Amaç: Cinsel kimlik disfori sendromu (CKDS), kişinin bedensel cinsiyeti ile cinsel kimliği arasında uyumsuzluğun olduğu klinik bir durumdur. Transseksüalite, kişinin cinsiyetinden rahatsız olmasına ek olarak karşı cinse ait hissetme duygusunu da içerir. Cinsiyet disforisi yaşayan kişiler çeşitli düzeylerde ayrımcılık ve şiddetle karşı karşıya kalabilmektedirler. Transseksüel bireylerde sıklıkla yaşadıkları sosyal izolasyon nedeniyle, depresyon, anksiyete, madde kullanımı ve intihar gibi ruhsal bozukluklar sık görülür. Yaşamın erken dönemlerinden itibaren maruz kalınan bu tür travmatik yaşam deneyimleri nedeniyle, transseksüel bireylerde agresif tutum ve davranışların toplumun diğer bireylerine göre yüksek olabileceği ön görülebilir. Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniği‟ne başvuran 18-65 yaş arası transseksüel bireylerde sosyal kaygı ve agresyon düzeyleri ile travmatik yaşantıları arasındaki ilişki ve transseksüel olmayan bireylerle olan farklılıklarının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin Psikiyatri Polikliniğinde yürütülmüş kesitsel bir çalışmadır. Çalışmanın katılımcıları transseksüalite tanılı 100 olgu ve transeksüel olmayan sağlıklı 86 kadın ve erkekten oluşan kontrol grubundan oluşmaktadır. Katılımcılara sosyodemografik veri formu doldurulmuştur. Sosyal anksiyete, agresyon ve travmatik yaşantı varlığını belirlemek için sırasıyla Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği, Buss-Perry Agresyon Ölçeği ve Travmatik Yaşantılar Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma ve kontrol grupları arasında sosyal kaygı ve sosyal kaçınma puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık belirlenmemiştir. Transseksüel grupta toplam saldırganlık, fiziksel saldırganlık, öfke ve düşmanlık puanları; ergenlikte yaşanan travma puanları; kontrol grubuna göre anlamlı oranda yüksek bulunmuştur. Transseksüel grupta özkıyım girişimi öyküsü ile sosyal anksiyete, sosyal kaçınma, toplam saldırganlık, sözel saldırganlık, öfke ve düşmanlık puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu gelirlenmiştir. Transseksüel grupta sosyal kaygı ile sosyal kaçınma (r = 0,732, p<0,001), toplam travma (r = 0,474, p<0,001), toplam saldırganlık (r = 0,344, p<0,001) ve düşmanlık (r = 0,344, p<0,001) puanları; sosyal kaçınma ve toplam travma(r = 0,406, p<0,001) puanı; toplam saldırganlık puanı puanı ile fiziksel saldırganlık (r = 0,711, p<0,001), sözel saldırganlık (r= 0,645, p<0,001), öfke (r= 0,818, p<0,001) ve düşmanlık (r= 0,800, p<0,001) arasında pozitif yönde güçlü ilişkiler vardır. Sonuç: Araştırmaların da gösterdiği gibi bilhassa yaşamın erken dönemlerinde yaşanan kötü olaylar hayat boyunca bireylerde iz bırakabilmekte ve travmalara sebep olabilmektedir. Bu durum transseksüel bireylerde özkıyıma kadar varabilen psikiyatrik komorbiditelere ve agresyona neden olabilmektedir. Transseksüel bireylerle çalışırken bu gruba özgü sosyal izolasyon kaynaklı problemlerin bilincinde olunması, ruh sağlığı ve sosyal sorunlarının iyileştirilmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Transseksüalizm, Agresyon, Sosyal Anksiyete, Travma

AgregasyonAnksiyeteLGBT+3
Şule Yaman
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Şizofreni hastalarında nörobilişsel bozulmanın hastalık süresi ve yaşam kalitesiyle ilişkisi

Amaç: Bilişsel işlev bozukluğu şizofreninin temel bir özelliğidir. Bilişsel bozukluklar bellek, dikkat, sözel öğrenme ve yürütücü işlevler dahil olmakla çeşitli alanlarda, farklı şiddetlerde kendini belli edebilir. Bu bozukluklar psikozun erken dönemlerinde başlar ve çoğu hastada hastalığın seyri boyunca devam eder. Aynı zamanda nörobilişsel bozuklukların yaşam kalitesi üzerine de negatif etkileri mevcuttur. Şizofreni hastalarında bilişsel fonksiyonların ve yaşam kalitesinin değerlendirildiği çalışmalarda hastaların eğitim düzeyi, yaş ve bazı sosyodemografik özelliklerin nörobilişsel fonksiyonlar ve yaşam kalitesi üzerine etkili olduğu yönünde bulgular olsa da çelişkili bulgularda bulunmaktadır. Çalışmamız bu verilere ışık tutarak, şizofreni hastalarında nörobilişsel bozulmanın, hastalık süresi, yaşam kalitesi ve sosyodemografik özellikler ile ilişkisini araştırmayı amaçlamıştır. Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nda ayaktan ya da yatarak tedavi gören şizofrenik bozukluk tanısı almış 100 hasta bu çalışmanın örneklem grubunu oluşturmaktadır. Ayrıca şizofreni hastaları ile sağlıklı bireyler arasında nörobilişsel işlevler ve yaşam kalitesi değerlerinin karşılaştırılması ve farklılıkların belirlenmesi için genel toplumdan cinsiyet ve yaş olarak benzer 80 sağlıklı kişi kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Kontrol grubuna tarafımızca oluşturulan sosyodemografik veri formuna ek olarak Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB), Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısaltılmış Versiyonu (WHOQOL-BREF) ve Dünya Sağlık Örgütü Yeti Yitimi Değerlendirme Çizelgesi (WHODAS 2.0) ölçekleri, hasta grubuna ise bu ölçeklere ek olarak Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANNS), Beck Bilişsel İçgörü Ölçeği (BBİÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Hastalığının ilk 5 yılında olanlar ile 5 yıldan fazla süredir hasta olanların FDB puan ortalaması arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,008). Hastaneye yatış sayısına göre yeti yitimi (p=0,001), yaşam kalitesi (p=0,001) ve FDB (p=0,02) ölçek puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Eğitim durumuna göre hasta grubunda yeti yitimi (p<0,001), yaşam kalitesi (p=0,001) ve FDB (p<0,001) ölçek puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Aile öyküsü olanlar ile olmayanların yaşam kalitesi (p=0,01) ve FDB (p=0,01) ölçek puan ortalamaları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Yapılan korelasyon analizlerinde FDB toplam puanı eğitim durumu ve yaşam kalitesi toplam puanı ile pozitif yönde anlamlı ilişki; hastalık yılı ve PANSS ölçek puanları ile de negatif yönde anlamlı ilişki göstermiştir. Hastalarda yeti yitimi toplam puanı eğitim durumu ve yaşam kalitesi toplam puanı ile negatif yönde anlamlı ilişki; PANSS ölçek puanlarıyla ise pozitif yönde anlamlı ilişki göstermiştir. Çalışan hasta grubunda çalışmayanlara göre yeti yitimi daha az, yaşam kalitesi ise daha yüksek bulunmuştur. Frontal lob fonksiyonları ve yürütücü işlevlerdeki bozulma çalışmayan grupta daha fazla saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızın sonucuna göre hastalığın ilk beş yılında, eğitim düzeyi yüksek olanlarda, çalışanlarda yeti yitimi ve nörobilişsel etkilenmeler daha az görülmüş olup, yaşam kalitesi daha yüksektir. Hastaneye yatış sayısı arttıkça yeti yitimi daha fazla, yaşam kalitesi daha kötü ve bilişsel işlevlerde daha çok etkilenme görülmüştür. Hastalık süresi ve PANSS ölçek puanları yüksek olan hastalarda bilişsel işlevlerdeki bozulmanın ve yeti yitiminin daha fazla olduğu saptanmıştır. Hastalığın ilk yıllarında erken tanı, tedavi ve rehabilitasyon ile olguların eğitim hayatı ve istihdamlarında iyileşme sağlanarak daha kaliteli ve işlevsel yaşam sürmeleri için sosyal destek çalışmaları yapılmalıdır. Anahtar sözcükler: Şizofreni, Nörobilişsel İşlevler, Yaşam Kalitesi, Yeti Yitimi, Hastalık Süresi

Bilişsel işlevNörobilişsel hastalıklarPsikiyatrik hastalar+4
Gunay Hajıyeva
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antisosyal kişilik bozukluğu'nda intihar davranışının üstbiliş özellikleri ile ilişkisi

Amaç: Antisosyal Kişilik Bozukluğu (ASKB) tanılı hastaların üstbiliş özelliklerinin intihar davranışı ile olan ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ekim 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran DSM-5 tanı kriterlerine göre ASKB tanısı konan 74 kişi hasta grubu ve 74 sağlıklı gönüllü kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Örneklem grubuna sosyodemografik veri formu, Üstbiliş Ölçeği (ÜBÖ), Beck İntihar Düşüncesi Ölçeği (BİDÖ), İntihar Davranış Ölçeği (İDÖ), Beck Depresyon Envanteri (BDE), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Sonuçlar ASKB'li bireylerin kontrol grubuna kıyasla genel olarak daha kötü üstbilişsel özellikler gösterdiğini ve öncesinde intihar girişiminde bulunmuş ASKB'li bireylerde intihar girişiminde bulunmayanlara göre kontrol edilemezlik ve tehlike (KET) ile düşünceleri kontrol ihtiyacı (DKİ) alt ölçek puanlarının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Hasta ve kontrol gruplarında intihar davranışının ciddiyetini ölçen İDÖ ile DKİ alt ölçeğinin korele olduğu; İDÖ'nün ayrıca ASKB grubunda bilişsel güven (BG) alt ölçeğiyle, kontrol grubunda ise olumlu inançlar (Oİ) alt ölçeğiyle korele olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre ASKB'li bireylerde üstbilişsel inançlar ile intihar davranışının şiddeti, depresyon ve anksiyete belirtileri ilişkilendirilebilir. Kötü üstbilişsel yeteneklerin (düşünceyi kontrol ihtiyacına ilişkin inançlar ve bilişsel güven alt boyutları) ASKB'li bireylerde intihar riskinin belirlenmesi açısından faydalı olabileceği ve hastaların üstbilişsel terapi yöntemlerinden fayda görebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Antisosyal kişilik bozukluklarıKişilik bozukluklarıÜstbiliş+1
Halil Çankaya
Çukurova University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin eleştirel düşünme eğiliminin sosyo-demografik ve kişilik özellikleri ile birlikte araştırılması: Bir vakıf üniversitesi örneği

Bu çalışmada müfredat programlarında eleştirel bakış açısına daha çok yer veren Psikoloji, Türk Dili ve Edebiyatı bölümleri ile müfredat programlarında eleştirel bakış açısına daha az yer veren veya yer vermeyen İngilizce Öğretmenliği ve Uluslar arası İşletme bölümü öğrencilerinin eleştirel düşünme eğiliminin sosyo-demografik ve kişilik özellikleri ile birlikte araştırmaktır. Araştırmanın örneklemini 2017-2018 öğretim döneminde Mersin ili Çağ Üniversitesi Psikoloji, Türk Dili ve Edebiyatı, İngilizce Öğretmenliği ve Uluslar arası İşletme bölümlerinde okuyan 245 kadın, 120 erkek olmak üzere 365 1.sınıf ve son sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Araştırma verileri, "California eleştirel düşünme eğilimi (CCTDI) ölçeği", "Hızlı Büyük Beşli Kişilik Testi (HBBKT)" ve geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilmiştir. Normal dağılım gösteren sürekli değişkenlerin analizinde independent sample t testi veya tek yönlü varyans analizi, normal dağılım göstermeyen sürekli değişkenlerin analizinde ise Mann whitney U veya Kruskall Wallis testi ve kategorik değişkenlerin analizinde ise ki-kare testi kullanılarak çözümlenmiştir. Elde edilen bulgularda; müfredatlarında eleştirel bakış açısına daha çok yer veren Psikoloji ve Türk Dili ve Edebiyatı öğrencilerinin, müfredatlarında eleştirel bakış açısına daha az yer veren veya yer vermeyen İngilizce Öğretmenliği ve Uluslar arası İşletme bölümü öğrencilerine göre daha fazla eleştirel düşünme eğilimine sahip oldukları bulunmuştur (p= 0,001). Psikoloji, Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinin 4.sınıf öğrencilerinin aynı bölümlerde okuyan 1.sınıf öğrencilerine göre eleştirel düşünme eğilimi alt ölçek ve toplam puan ortalamalarında anlamlı bir fark olduğu gözlenmektedir (p=0,000). Ancak müfredatlarında eleştirel bakış açısına daha az yer veren veya yer vermeyen İngilizce Öğretmenliği ve Uluslar arası İşletme bölümünün 1.sınıf ile 4.sınıfları arasında eleştirel düşünme eğilimi alt ölçek ve toplam puan ortalamalarında anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p= 0,335). Öğrencilerin eleştirel düşünme eğilimi puanları yükseldikçe hızlı büyük beşli kişilik testi puanlarının da yükseldiği saptanmıştır (r=0,206, p=0,000). Eleştirel düşünme eğilimi ölçeği alt boyutları ile hızlı büyük beşli kişilik testi ölçeği alt boyutları arasında ilişkiler görülmüştür.

Eleştirel düşünceKişilikKişilik özellikleri+3
Elvan Güncü
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin yalnızlık düzeyleri ile tek başına olmayı tercih etme düzeyleri arasındaki ilişki

Yalnızlığın olumsuz sonuçlarına rağmen, tek başına olma tercihinin sonuçlarının olumlu olacağı literatürde ifade edilmektedir. Bu çalışmada bu iki kavram ele alınarak, aralarındaki ilişki incelenmiştir. Buradan yola çıkarak bu araştırmada üniversite öğrencilerinde yalnızlık ile tek başına olmayı tercih etme ilişkisi ve bu iki değişkenin düzeylerinin, cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi ve barınma yeri düzeylerine göre değişip değişmediğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Çukurova Üniversitesi, örneklemini Çukurova Üniversitesinde öğrenim gören 157 erkek 271 kadın olmak üzere toplam 428 öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak UCLA Yalnızlık Ölçeği, Tek Başına Olmayı Tercih Etme Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre tek başına olmayı tercih etme ile yalnızlık arasında orta düzeyde pozitif yönde (r = 0,325) istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Regresyon analizi sonucuna göre tek başına olmayı tercih etme düzeyi yalnızlık düzeyindeki değişimin %10'unu açıklamaktadır. Yalnızlık düzeyinin yaş düzeyine bağlı olarak farklılaştığı bulgulanmıştır ve yaş ilerledikçe yalnızlık düzeyi azalmaktadır. Tek başına olmayı tercih etme düzeyinin yaşa göre farklılaşmadığı sonucu bulunmuştur. Yalnızlık ve tek başına olmayı tercih etme düzeyinin cinsiyet, sınıf düzeyi ve barınma yerine göre bir farklılık göstermediği sonucu elde edilmiştir. Sonuç olarak tek başına olma tercihi düzeyi arttıkça yalnızlık düzeyi de artmaktadır.

CinsiyetTek başına yaşamaYalnızlık+2
Oğuzhan Avan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Denizcilik sektöründe çalışan gemi adamları ve kara personelinin psikolojik belirti düzeylerinin, çalışma koşulları ile birlikte incelenmesi

Dünya deniz ticaretinin çok büyük bir kısmı denizyolu ile yapılmaktadır. Denizcilik, bünyesinde hem deniz hem de kara çalışmalarını kapsayan bir sektördür. Denizde çalışma, koşulları gereği fiziki ve psikolojik olarak yapılması zor olan mesleklerden biri olarak sayılmaktadır. Yurt içinde ve yurt dışında yapılan çalışmalarda düşük uyku kalitesi, çevresel koşullar, stresli çalışma ortamı, sık liman ziyaretleri, çalışma sürelerinin fazla olması gibi faktörlerin gemi adamlarında yorgunluğa neden olduğu belirlenmiştir. Deniz kazaları da incelendiğinde büyük bir kısmının özellikle yorgunluk, dikkatsizlik ve stres kaynaklı insan hatalarının sonucu ortaya çıktığı görülmektedir. Buda denizcilik sektöründe insan faktörünün ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada da bu kadar zorlu koşullarda çalışan gemi adamları ile yine denizcilik sektöründe karada çalışan personelin Psikolojik Belirti Tarama Listesi (SCL 90-R) kullanılarak psikolojik belirti düzeyleri ve SCL 90-R alt boyut ölçek puanları incelenmiştir. Ayrıca gemi adamlarının psikolojik belirti düzeyleri çeşitli demografik değişkenler açısından ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemini 9 Şubat 2019-25 Nisan 2019 tarihleri arasında ulaşılan 292 gemi adamı ve 124 kara personeli oluşturmaktadır. Çalışmanın istatistik analizleri deniz hizmet süresi ve karada çalışma süresi 1 yıl ve üzeri olan erkek 269 gemi adamı ve 73 erkek kara personeli üzerinden yapılmıştır. Araştırma sonucu elde edilen verilerin analizi SPSS 22.0 paket programında, t test ve tek yönlü varyans analizi (one way anova) testi kullanılarak yapılmıştır. Araştırma sonucunda gemi adamlarının, SCL 90-R genel belirti indeksi puanı ve somatizasyon, depresyon, fobik anksiyete alt boyut puanları denizcilik sektöründe çalışan kara personeline göre daha yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Gemi adamlarının yıllık gemide geçirilen süreye göre SCL 90-R alt boyutları ve genel belirti indeks puanında anlamlı farklılıklar görülmektedir. Yılda 7-8 aylık süreyi gemide geçirenlerin obsesif kompulsif bozukluk, kişilerarası duyarlılık, depresyon, anksiyete, hostilite, paranoid düşünce, psikotizm ve genel belirti indeks puanları, 10 aydan daha fazla süreyi gemide geçirenlere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Yılda 7-8 aylık süreyi gemide geçirenlerin kişilerarası duyarlılık, depresyon, paranoid düşünce, psikotizm ve genel belirti indeks puanları 6 ay ve daha az gemide kalanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Gemi adamlarının medeni durum değişkenine göre obsesif kompulsif puanlarında anlamlı bir farklılık saptanmış olup; bekar olanların evli olanlara göre obsesif kompulsif puanları daha yüksek tespit edilmiştir. Gemi adamlarının çocuk sahipliği değişkenine göre öfke ve düşmanlık ile obsesif kompulsif düşünce alt boyut puanlarına değerlendirildiğinde her iki alt boyutta da çocuk sahibi olmayanların puanları çocuk sahibi olanlara göre daha yüksektir. Gemi adamlarının gemideki pozisyon, denizde toplam hizmet süresi ve yaş değişkenlerine göre psikolojik belirti düzeylerinde anlamlı bir farklılık saptanmamıştır.

Denizcilik sektörüGemi adamlarıPsikolojik belirtiler+2
Zeynep Karadağ
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinde fonksiyonel olmayan tutumların sigara kullanımı ve dijital oyun bağımlılığı ile ilişkisi

Ergenlik dönemi bireyin hayatında büyük değişimlerin meydana geldiği, fiziksel ve psikolojik olarak zorlu ve stresli bir süreçtir. Yetişkinliğe geçişin az stresli ve ciddi sıkıntı ve güçlükler olmadan yaşanması çok önemlidir. Buradan hareketle, lise öğrencileri açısından oldukça riskli olan sigara kullanımı ve dijital oyun bağımlılığı davranışlarının yaygınlığı araştırılmış ve bunun fonksiyonel olmayan tutumlar ile olan ilişkisi bu çalışmanın odağını oluşturmuştur. Çalışmanın evrenini Mersin İli merkez ilçelerinde yer alan devlet okullarının 11. Sınıflarında öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Örneklem olarak farklı türdeki okullardan 1119 öğrenciye ulaşılmıştır ki bu evrenin %10'unundan fazlasına karşılık gelmektedir. Çalışmada Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği (FOTÖ), Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği (DOBÖ-7) ve sosyodemografik bilgi formu kullanılarak veriler toplanmıştır. Araştırma sonucunda sigara kullanımı, dijital oyun bağımlılığı ve fonksiyonel olmayan tutumların birbiriyle farklı derecelerde ilişkili oldukları görülmüştür. Buna göre fonksiyonel olmayan tutumlar ve alt boyutlarından mükemmeliyetçi tutum ile sigara kullanımı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Sigara kullanan öğrencilerde FOTÖ toplam puan ortalaması ve bu ölçeğin alt boyutlarından mükemmeliyetçi tutum puan ortalaması sigara kullanmayanlara göre daha yüksek bulunmuştur. Dijital oyun bağımlılığı ve sigara kullanımı arasında yine istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Buna göre sigara kullanan bireylerde dijital oyun bağımlılığı daha fazla görülmektedir. Fonksiyonel olmayan tutumlar ve dijital oyun bağımlılığı arasında da istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. FOTÖ toplam puanı ile bu ölçeğin alt boyutlarından mükemmeliyetçi tutum ve onaylanma ihtiyacı puanları, dijital oyun bağımlılığı görülen ergenlerde istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur.

BağımlılıkBilgisayar oyunlarıErgenler+6
Tevhide Yıldız
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde obsesif inançların mutluluk korkusunu yordayıcılığının incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinde obsesif inançların mutluluk korkusunu yordayıcı etkisini incelemektir. Yasal izinler alındıktan sonra; araştırma, evreni 2901 öğrenciden oluşan Çağ Üniversitesi'nin fakültelerinde öğrenim görmekte olan lisans öğrencileri üzerinde uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemi; 395 üniversite öğrencisidir. Yapılan araştırmanın modeli, genel ilişkisel tarama modelidir. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak, 5 maddelik "mutluluk korkusu ölçeği" ve 44 maddeden oluşan "obsesif inançlar ölçeği-44" ve 9 maddelik demografik bilgi anketi kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 22.0 istatistik paket programından yararlanılmıştır. Analizlerde t-testi, tek faktörlü varyans analizi (ANOVA), kruskal wallis-h testi, mann whitney-u testi, sidak, LSD, pearson momentler çarpımı korelasyonu ve aşamalı doğrusal resgesyon kullanılmıştır. Sonuçların yorumlanmasında korelasyon değerleri için 0,01 anlamlılık düzeyi, diğer analiz sonuçları için ise 0,05 anlamlılık düzeyi esas alınmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; mutluluk korkusu ölçeği toplam puanları ile obsesif inançlar ölçeği üç alt ölçeği-obsesif inançlar ölçeği toplam puanları arasında istatistisel olarak anlamlı pozitif yönlü ilişki olduğu, sorumluluk/tehlike beklentisi ve mükemmeliyetçilik/kesinlik alt ölçeği toplam puanları mutluluk korkusunun anlamlı bir yordayıcısı olduğu ancak önem verme/ düşünceleri kontrol alt ölçeğinin mutluluk korkusunun anlamlı bir yordayıcısı olmadığı saptanmıştır.

KorkuMutlulukObsesif inanışlar+2
Fatih Özen
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabet hastalarında yaşam kalitesinin depresyon ve anksiyete belirti düzeyleri ile ilişkisi ve diyabet tipine göre farklılıkları

Diyabet hastalığı, süregelen hastalıklardan biri olarak bireyin tedavi sürecine uyumunu ve kendine bakımını gerektiren bir hastalıktır. Diyabet hastalığı, fiziksel sorunlarla birlikte psikolojik sorunlara da neden olmakta ve hastanın yaşamını olumsuz etkilemektedir. Pek çok kronik hastalıkta olduğu gibi diyabet hastalarında da yaşam kalitesi önemli bir sorun ve tedavi programlarında müdahale edilmesi gereken bir alandır. Bu çalışmada diyabet hastalarında yaşam kalitesinin anksiyete ve depresyonla ilişkisi ve diyabet tipine göre farklılıklarının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya Adana ilinde bir sağlıklı yaşam merkezine devam eden 202 diyabet hastası katılımcı olarak alınmış ve bu hastaların, yaşam kalitesi, depresyon ve aksiyete düzeylerini ve aralarındaki ilişkiyi belirlemek ve diyabet tipine göre farklılıklarını incelemek amacıyla "Kişisel Bilgi Formu", "Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu", "Beck Depresyon Ölçeği" ve "Beck Anksiyete Ölçeği" uygulanmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu normale uygunluk testleri ve histogram ile test edilmiştir. Normal dağılım gösteren sürekli değişkenlerin analizinde t testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon testleri, normal dağılım göstermeyen sürekli değişkenlerin analizinde ise Mann Whitney U, Kruskall Wallis testi ve Spearman korelasyon testleri kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin analizinde ise ki-kare testi kullanılmıştır. İstatistik analizler SPSS versiyon 22.0 paket bilgisayar programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırma sonucunda, Tip 1 diyabet hastalarında, Tip 2 diyabet hastalarına göre yaşam kalitesinin daha düşük, depresyon ve anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Hastalarda depresyon ve anksiyete belirtilerinin yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etki gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Diyabet hastalarında yaşam kalitesinin yaşla birlikte azaldığı, sigara kullanımının, düşük eğitim düzeyinin, kilo alımının, çalışmamanın yaşam kalitesini olumsuz etkilediği ve depresyon ve anksiyete belirtilerini artırdığı sonucuna ulaşılmıştır.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıDepresyon+3
Emirhan Gen
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Erken dönem uyumsuz şemaların sınav kaygısını yordayıcılığının incelenmesi

Erken dönem uyumsuz şemalar bireyin çocukluk ve ergenlik döneminde yaşantıları yoluyla edindiği anı, fiziksel duyum, duygu ve bilişlerden oluşan bireyin benliği ile uyumsuz, zamanla işlevsizleşmiş zihinsel örüntülerdir. Erken dönem uyumsuz şemaların başta kaygı bozuklukları, depresyon, kişilik bozuklukları, madde bağımlılıkları olmak üzere birçok ruh sağlığı sorunuyla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Sınav sürecinde ve öncesinde bireyin yaşadığı, performansı etkileyen; zihinsel, bedensel ve duygusal semptomları olan bir kaygı sorunu olarak sınav kaygısı özellikle eğitim hayatındaki bireyler arasında prevelansı en yüksek psikolojik sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada bireyin erken dönem uyumsuz şemalarının sınav kaygısını yordayıcılığı incelenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde düzenlenmiş olup Çukurova üniversitesinde eğitim gören 18 yaşının üstünde, araştırma formları doldurulduktan sonraki 6 ay içinde Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi'nin (ÖSYM) düzenlediği ulusal ve merkezi herhangi bir sınava girecek 444 katılımcıyla yürütülmüştür. Araştırmada, araştırmacı tarafından ilgili literatür kapsamında geliştirilen '' Kişisel Bilgiler Formu'', ''Young Şema Ölçeği Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3)'' ve ''Westside Sınav Kaygısı Ölçeği (WSKÖ) '' kullanılmıştır. Form toplam 113 madde ve 3 bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın veri analizi sonucunda; katılımcıların sınav kaygısı düzeyinin; cinsiyet, yaş, sınav türü, eğitim kademesi demografik değişkenlerinde anlamlı olarak farklılaştığı ancak algılanan ebeveyn tutumları, gelir ve doğum sırası demografik değişkenleri arasında anlamlı bir farklılaşma olmadığı bulgusuna ulaşılmıştır. Yapılan korelasyon analizi sonucunda erken dönem uyumsuz şemaların tamamı ile sınav kaygısı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Sınav kaygısı ve şemaların korelasyonu incelendiğinde; başarısızlık, iç içe geçme/bağımlılık, dayanıksızlık, terk edilme, kusurluluk, sosyal izolasyon / güvensizlik, onay arayıcılık, karamsarlık ve cezalandırma uyumsuz şemaları ile sınav kaygısı arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu; Duygusal yoksunluk, kendini feda, duyguları bastırma, ayrıcalıklılık / yetersiz özdenetim ve yüksek standartlar uyumsuz şemaları sınav kaygısı ile düşük düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu gözlendi. Ayrıca verilerin doğrusal regresyon analizi yapıldığında başarısızlık, iç içe geçme/bağımlılık, tehditler karşısında dayanıksızlık, terk edilme, kusurluluk, sosyal izolasyon / güvensizlik, onay arayıcılık, karamsarlık, cezalandırma, yüksek standartlar, ayrıcalılık / yetersiz özdenetim, kendini feda şemalarının bireyin sınav kaygı düzeyinin anlamlı yordayıcısı olduğu bulunmuştur. Aşamalı doğrusal regresyon analizi yapıldığında ise sınav kaygısını en çok sırasıyla karamsarlık, başarısızlık ve cezalandırılma şemalarının anlamlı yordadığı gözlenmiştir. Yordayıcılığın incelendiği karamsarlık, başarısızlık ve cezalandırılma şemalarından oluşan model toplam varyansın % 31,3'ünü açıklamaktadır.

Erken dönem uyum bozucu şemalarKaygıSınav+1
Halil İbrahim Yıldız
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde kültürlerarası duyarlılık ve özgüven algısı arasındaki ilişki: Çağ Üniversitesi örneği

Son yüzyılda, insanlığın farklılıklarla birlikte yaşamayı öğrenmesi gerektiği ortaya çıkmış; farklılıklar nedeniyle ortaya çıkan sosyal sorunlarla başa çıkmak için, bazı ülkeler çare olarak yeni kavramlar geliştirmiştir. Bu kavramlardan birisi de kültürlerarası duyarlılık kavramıdır. Ancak kültürlerarası duyarlılık sosyal yönleri ağır basmasına rağmen, bireysel özelliklerle de ilişkili bir kavramdır. Bu araştırma, üniversite öğrencilerinde kişisel bir özellik olarak kültürlerarası duyarlılık ve özgüven arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemini, araştırma sahası olan Mersin' deki Çağ Üniversitesi' nde çeşitli branşlarda okuyan öğrenciler arasından rastgele seçilen 259 katılımcı oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeği ve Kendine Güven Ölçeği kullanılmıştır. Çalışma sonucunda Özgüven puanı ile Kültürlerarası Etkileşimde ‎Özgüven ve Kültürlerarası Etkileşimden ‎Zevk Alma puanı arasında pozitif yönde bir korelasyonun mevcut olduğu gözlenmiştir. Ayrıca iki değişkenli karşılaştırmalarda anlamlı değişkenlerin yerleştirildiği doğrusal bir regresyon modeli oluşturulmuş ve bağımsız değişkenlerin kültürlerarası duyarlılık ortalama puanı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Sonuç olarak özgüven, psikoloji eğitimi, yabancı dil becerileri, kadın olma ve il merkezinde yaşamanın kültürlerarası duyarlılık ortalama puanını etkileyen bağımsız faktörler olduğu bulunmuştur.

Kültürlerarası duyarlılıkÖlçeklerÖz güven+1
Mehmet Selim Süzer
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Remisyonda bipolar bozukluk tip 1 hastalarında bilişsel çarpıtmalar

Bu araştırmanın amacı, Bipolar Bozukluk (BPB) tip 1 tanısı almış olan hastalarda hastalığın remisyon döneminde bilişsel çarpıtma düzeylerinin sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırarak incelemektir. Ayrıca BPB tip 1 hastalarında remisyon döneminde bilişsel çarpıtma düzeylerinin cinsiyet, yaş, eğitim ve medeni durum değişkenleri ile ilişkisi de değerlendirilmiştir. Yasal izinleri alınmış olan, araştırmanın evrenini; Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Psikiyatri Polikliniği, Bipolar Biriminde ayaktan izlenen 18 yaş üstü, remisyon dönemindeki BPB tip 1 hastalar oluşturmaktadır. Bu hastalardan çalışmaya katılmayı kabul eden 18 yaş üstü toplam 61 kişi çalışma örneklemini oluşturmaktadır. Cinsiyet ve yaş açısından eşleştirilmiş ve BPB tanısı almamış olan 51 kişi ise sağlıklı kontrol grubunu oluşturmuştur. Yapılan araştırmanın modeli, olgu-kontrol araştırma modelidir. Araştırmada veri toplama araçları olarak Sosyodemografi Bilgi Formu ve Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği (BÇÖ) kullanılmıştır. Ayrıca hastaların Bipolar biriminde kayıtlı dosya bilgilerinden son iki yıllık atak geçmişleri taranmış ve bu süreçte en az bir atak geçirenler ile tam remisyonda kalanlar belirlenmiştir. DSM-5 kriterlerine göre remisyonda bipolar bozukluk tanısı alan 61 BPB tip 1 hastanın bilişsel çarpıtma ölçeğinden aldığı puanlar 51 sağlıklı kontrol grubunun puanlarıyla karşılaştırılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; remisyonda bipolar bozukluk tanısı alan hastalarda bilişsel çarpıtma düzeylerinin toplam puan ortalaması (p=0,041) ve başarı alan puanı ortalamaları (p=0,039) açısından sağlıklı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak daha yüksek olduğu, ancak sosyal alan puanlarında anlamlı bir farklılığın bulunmadığı (p=0,107) belirlemiştir. Remisyonda BPB tip 1 hastalarının bilişsel çarpıtmalar ölçeğinden aldıkları puanlar yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi ve medeni durum özelliklerine göre karşılaştırılmıştır. BPB tip 1 hastalarında bilişsel çarpıtma düzeyleri puanlarında cinsiyet (toplam puan p=0,484; başarı alan puanı p=0,512; sosyal alan puanı p=0,512), yaş (toplam puan p=0,576; başarı alan puanı p=0,758; sosyal alan puanı p=0,407), eğitim düzeyi (toplam puan p=0,967; başarı alan puanı p=0,833; sosyal alan puanı p=0,858) ve medeni durum (toplam puan p=0,107; başarı alan puanı p=0,224; sosyal alan puanı p=0,069) değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık belirlenmezken, son iki yılda en az bir atak geçiren BPB tip 1 hastalarda, remisyonda kalan hastalara göre bilişsel çarpıtma düzeylerinde özellikle felaketleştirme (p=0,016), iki uçlu düşünme (p=0,048), kişiselleştirme (p=0,044) olmak üzere anlamlı yükseklik belirlenmiştir (toplam puan p=0,027; başarı alan puanı p=0,033; sosyal alan puanı p=0,03). Bu çalışmanın sonuçları, BPB tip 1 hastalarda bilişsel çarpıtma düzeylerinin sağlıklı kontrol grubuna göre daha fazla olduğunu ancak hastaların cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi ve yaş gibi sosyodemografik değişkenleri ile ilişkili olmadığını göstermiştir. Bilişsel çarpıtmaların iki yıldır remisyonda olan hastalarda, son iki yılda atak geçiren hastalara oranla daha düşük olarak belirlenmesi ise bilişsel çarpıtmaların BPB tip 1 hastalarında atak gelişme riski ile ilişkili olabileceğini düşündürmüştür.

Bilişsel çarpıtmaBipolar bozuklukDiabetes mellitus+2
Güneş Özyıldız
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde dijital oyun bağımlılığı ve iletişim becerileri arasındaki ilişki

Ergenlik bireylerin biyolojik, psikolojik ve sosyal yönden gelişerek birer yetişkine dönüştükleri bir dönemdir. Ergenlikte yeterli becerilerin geliştirilerek yetişkinliğe geçilmesi sağlıklı bireyler ve toplumlar için oldukça önemlidir. Dijital oyun bağımlılığı gençler arasında hızla yayılarak ekran başında geçirilen sürenin artmasına ve sosyalleşmenin azalmasına neden olmaktadır. Bu nedenle lise öğrencilerinin dijital oyun bağımlılığı ile iletişim becerileri ilişkisi bu çalışmanın odak noktasını oluşturmuştur. Çalışmanın evrenini Mersin ilinde öğrenim gören lise öğrencileri oluşturmaktadır. Örneklem olarak farklı türdeki okullardan 300 öğrenciye ulaşılmıştır. Çalışmada sosyo-demografik veri formu, Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği (DOBÖ-7) ve İletişim Becerileri Envanteri (İBE) kullanılarak veriler toplanmıştır. Araştırma sonucunda dijital oyun bağımlılığı ile iletişim becerileri arasında negatif yönlü ilişki belirlenmiştir. Dijital oyun bağımlılığı puanlarında cinsiyet, lise türü ve liseye giriş puanına göre farklılık belirlenmiş; kardeş sayısı, annenin çalışma durumu, babanın çalışma durumu ve aylık gelire göre farklılık belirlenmemiştir. İletişim becerileri puanlarında cinsiyet, kardeş sayısı, aylık gelirle, lise türü, liseye giriş puanına göre farklılık belirlenmiş; annenin çalışma durumu ve babanın çalışma durumuna göre ise farklılık belirlenmemiştir.

BağımlılıkErgenlerErgenlik+6
İsmail Cem Avcı
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Spor bilimleri fakültesindeki sporcu öğrencilerde bilinçli farkındalık ve öz şefkatin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, spor bilimleri fakültesindeki sporcu öğrencilerde bilinçli farkındalık ve öz şefkat ilişkisini incelemektir. Bununla birlikte, mevcut katılımcılarda bilinçli farkındalık ve öz şefkatin cinsiyet, edinilen en yüksek sportif derece ve bireysel ya da takım sporcusu olma durumlarına göre anlamlı şekilde değişip değişmediğini araştırmaktır. Araştırmanın katılımcılarını Gazi Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesindeki sporcu öğrenciler oluşturmaktadır. 2019-2020 bahar yarıyılında Gazi Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören toplamda 256 sporcu öğrenci kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemiyle belirlenmiş ve araştırmaya dahil edilmiştir. Katılımcılar, psikiyatrik ilaç kullanmayan ve psikolojik destek almayan kişilerden oluşmaktadır. Sporcu öğrenciler 18-32 yaş aralığında ve yaş ortalamaları 21.74'tür (SS=4.04). Sporcuların 91'i kadın 146'sı ise erkektir. Araştırmada, kişisel bilgi formu ile birlikte sporcularda bilinçli farkındalığı ölçmek için Sporcu Bilinçli Farkındalık Ölçeği, öz şefkati ölçmek için ise Öz Şefkat Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 23.00 ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak, bilinçli farkındalık toplam puanı ve farkındalık alt boyut puanı kadın sporcularda anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Bireysel ve takım sporcularında bilinçli farkındalığın alt boyutu olan farkındalık toplam puanı anlamlı şekilde kadın sporcularda daha yüksektir. Bilinçli farkındalığın alt boyutu yeniden odaklanma puan ortalaması bireysel sporcularda takım sporcularına göre anlamlı şekilde daha yüksektir. Türkiye derecesi elde etmiş sporcular herhangi bir derece elde edememiş sporculara göre bilinçli farkındalığın yargılamama alt boyutundan anlamlı şekilde daha yüksek puan almışlardır. Genel örneklemde, bireysel ve takım sporcularında bilinçli farkındalık, farkındalık ve yeniden odaklanma ile öz şefkat arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür.

Bilinçli farkındalıkSpor Bilimleri FakültesiSpor psikolojisi+3
Emre Ozan Tingaz
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Obsesif kompulsif bozuklukta semptom boyutlarının şiddeti ile bilinçli farkındalık düzeyleri arasındaki ilişki

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ruh sağlığı ve hastalıkları içinde klinik görünümünden dolayı en yaygın görülen dördüncü ruhsal bozukluktur. Bozukluğun heterojenitesinden dolayı yapılan çalışmalar giderek bozukluğun alt boyutlarına ve alt boyutların şiddetlerini belirlemeye odaklanmaktadır. OKB üzerine günümüzde en fazla çalışma yapan alanlardan bir tanesi bilinçli farkındalık temelli yaklaşımlardır. Bu çalışmanın amacı OKB tanısı almış hastalarda alt boyutlarda görülen obsesyon kompulsiyon belirti şiddetleri ile bilinçli farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğinde OKB tanısı almış 93 hasta çalışmaya alınmıştır. Hastalara sırayla Sosyodemografik Veri Formu, Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği, Boyutsal Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği ve Bilinçli Farkındalık Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmanın bulgularına göre, OKB'de zarardan, yaralanmadan veya talihsizlikten sorumlu olma alt boyutundaki obsesyon kompulsiyon belirti şiddetleri ile bilinçli farkındalık düzeyleri arasında orta düzeyde, negatif yönde, anlamlı ilişki saptanmıştır. Ancak diğer obsesif kompulsif bozukluk alt boyutlarındaki belirti şiddetleri ile bilinçli farkındalık düzeyleri arasında ilişki olmadığı saptanmıştır. Ayrıca, 3 ve üzeri sayıda çocuk sahibi olan OKB tanısı almış hastaların obsesyon kompulsiyon belirtilerinin, 2 çocuk sahibi olan hastalara göre yüksek olduğu saptanmıştır. Aile bireylerinde psikiyatrik öyküsü olan OKB tanısı almış hastaların obsesyon kompulsiyon belirti düzeyleri aile bireylerinde psikiyatrik öyküsü olmayan hastalara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak, bulguların OKB tedavisinde üçüncü dalga BDT olarak bilinen destekleyici müdahale yöntemleri için önemli olduğu düşünülmüştür.

Bilinçli farkındalıkObsessif kompülsif bozuklukRuh sağlığı+1
Faruk Gütmen
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Öğretmenlerde mesleki doyum ve yaşam kalitesi ilişkisi: Kadirli ilçesi örneği

Bu araştırmada ortaokulda görev yapan öğretmenlerin mesleki doyum ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi ve öğretmenlerin demografik özelliklerine göre mesleki doyum ve yaşam kalitesi düzeylerindeki farklılıkların incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evreni 2019-2020 eğitim ve öğretim yılında Osmaniye ili Kadirli ilçesi belediye sınırları içerisinde 15 ortaokulda görev yapan çeşitli branş ve eğitim düzeylerindeki öğretmenlerdir. Araştırmanın örneklemi 15 ortaokuldan tabakalı rastgele örnekleme yoluyla seçilen 200 öğretmenden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu; Mesleki Doyum Ölçeği ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalite Ölçeği-Kısa Formu (WHOQOL-BREF TR) kullanılmıştır. Veriler IBM SPSS 22 istatistik paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada mesleki doyum bağımsız değişken yaşam kalitesi ise bağımlı değişken olarak alınmıştır. Diğer bağımsız değişkenler kişisel bilgi formunda yer alan yaş, cinsiyet, branş, meslekte geçirilen süre, boş zaman faaliyeti olup olmama, aylık geliri yeterli bulup bulmama değişkenleridir. Mesleki doyum ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi için Spearman korelasyon analizi yapılmıştır. Diğer bağımsız değişkenlerin mesleki doyum ve yaşam kalitesi ile ilişkileri incelenirken tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U, One-Way ANOVA, Post hoch Tukey testleri kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda öğretmenlerin mesleki doyum puanları ile WHOQOL-BREF TR Ölçeği bedensel alan, ruhsal alan, çevresel alan alt boyutu ile orta düzeyde, sosyal alan alt boyutu ile düşük düzeyde pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Erkeklerin WHOQOL-BREF TR Ölçeği alt boyut puanları kadınlardan anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Öğretmenlerin yaş grupları ile WHOQOL-BREF TR Ölçeği çevresel alan alt boyutu arasında anlamlı farklılık vardır. Meslekte geçirilen süre (deneyim) bakımından 0-10, 11-20 ve 21 yıl ve üzeri diye üç gruba ayrılan öğretmenlerin mesleki doyum puanları ve WHOQOL-BREF TR Ölçeği çevresel alan alt boyutunda anlamı farklılık bulunmuştur. Aylık geliri yeterli bulan öğretmenlerin mesleki doyum ve yaşam kalitesi alt boyut puanları aylık gelirini yeterli bulmayan öğretmenlerden anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Boş zaman (hobi) faaliyeti olan öğretmenlerin mesleki doyum ve yaşam kalitesi alt boyut puanları hobi faaliyeti olmayan öğretmenlerden anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Çalışmaya katılan öğretmenlerin yaş ortalamaları ve meslekte geçirmiş oldukları süre ile mesleki doyum ve yaşam kalitesi alt boyut puanları arasında anlamlı düzeyde bir ilişki bulunmamıştır.

Osmaniye-KadirliYaşam kalitesiÖğretmenler+1
İsmail Volkan Bayram
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının tükenmişlik düzeylerinin ve problem çözme becerilerinin incelenmesi: Kadirli Devlet Hastanesi örneği

Bu çalışma sağlık çalışanlarının tükenmişlik düzeyleri ile problem çözme becerilerini etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve tükenmişlik ile problem çözme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma grubunu Kadirli Devlet Hastanesi'nde çalışan 176 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Araştırmada sağlık çalışanlarının tükenmişlik düzeylerini belirlemek amacıyla Maslach Tükenmişlik Ölçeği, problem çözme becerilerini ölçmek amacıyla Problem Çözme Envanteri ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde bağımsız gruplar için t testi, tek yönlü varyans analizi ve Pearson momentler çarpımı teknikleri kullanılmıştır. Araştırmada sağlık çalışanlarının sağlık çalışanlarının duygusal tükenmişlik, duyarsızlaşma ve kişisel başarı düzeylerinin cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, mesleki unvan ve mesleği isteyerek seçme değişkenlerine göre farklılık göstermediği görülmüştür. Sağlık çalışanlarının çalışma sürelerine göre duygusal tükenmişlik ve kişisel başarı düzeylerinin, mesleği değiştirme isteği ve alınan ücreti yeterli bulmaya göre de duygusal tükenme ve duyarsızlaşma düzeylerinin farklılık gösterdiği bulunmuştur. Sağlık çalışanlarının cinsiyet, medeni durum, mesleki unvan, meslekte geçirilen süre, mesleği isteyerek seçme, mesleği değiştirme isteği ve alınan ücreti yeterli bulma değişkenlerine göre problem çözme becerilerinin değişmediği görülmüştür. Eğitim durumu ve yaşa göre ise problem çözme becerilerinin farklılık gösterdiği bulunmuştur. Son olarak sağlık çalışanlarının tükenmişlik düzeyleri ve problem çözme becerileri arasında ilişki olduğu; problem çözme becerileri arttıkça duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma düzeylerinin azaldığı, kişisel başarı düzeylerinin ise arttığı bulunmuştur.

Devlet hastaneleriDuyarsızlaştırmaHastaneler+6
Hasan Çelik
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı duygusal travma ve bağlanma stilleri ilişkisi ve sosyodemografik değişkenlere göre farklılıklarının incelenmesi: Mersin ili örneği

Bu araştırmada erken erişkinlik döneminde olan üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı duygusal travma düzeyleri ve bağlanma stilleri arasındaki ilişkinin ve çocukluk dönemi sosyodemografik özelliklere göre farklılıklarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi üniversitede öğrenim gören 18-25 yaş aralığında gençler arasından rastgele seçilen 101 kadın ve 124 erkek olmak üzere toplam 225 bireyden oluşturulmuştur. Araştırma verileri katılımcılara Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri, Çocukluk Çağı Duygusal Travma Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu uygulanarak elde edilmiştir. Verilerin analizi için SPSS 23.0 istatistik programı kullanılmıştır. Gönüllülük esasına göre belirlenen katılımcıların onamları alınmıştır. Araştırmada sonucunda kaygılı bağlanma puanları babanın almış olduğu eğitim düzeylerine göre istatistiki olarak farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Kaygılı bağlanma puanı ile duygusal istismar alt boyut puanları arasında pozitif yönde, düşük düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Kaygılı bağlanma ile duygusal ihmal alt boyut puanları arasında pozitif yönde, düşük düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki belirlenmiştir. Bu verilere göre çocukluk çağı duygusal ihmal ve duygusal istismar düzeyleri ile kaygılı bağlanma arasında pozitif yönde anlamlı ilişki belirlenmiştir.

Bağlanma stilleriMersinSosyodemografik değişkenler+3
Ayşe Erdoğan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye profesyonel futbol liglerinde mücadele eden futbolcuların zihinsel dayanıklılıklarının olumsuz üst bilişlerle ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmada Türkiye profesyonel futbol liglerinde mücadele edilen futbolcuların zihinsel dayanıklılık düzeylerinin olumsuz üst bilişlerle ilişkisinin incelenmesi hedeflenmektedir. Bu kapsamda elde edilen veriler, Süper Lig, TFF 1. Lig, TFF 2. Lig ve TFF 3. Ligde bulunan takımlar arasından rastgele seçilen 40 takımdan 334 futbolcuya uygulanan ölçekler ile toplanmıştır. Uygulama formu, 15 maddelik Sosyodemografik Form, 14 maddelik Sporda Zihinsel Dayanıklılık Envanteri ve 30 maddelik Üst Biliş Ölçeği olmak üzere üç ölçekten oluşmaktadır. Katılımcılardan elde edilen veriler, SPSS ile analiz edilmiştir. Veri analizleri hem Sporda Zihinsel Dayanıklılık Envanteri için hem de Üst Biliş Ölçeği için elde edilen toplam puan ve alt boyutlar üzerinden yapılmıştır. İlişkisel tarama yöntemi kullanılarak yapılan bu çalışmanın normal dağılım göstermesinden dolayı parametrik testler kullanılmıştır. Bu doğrultuda iki bağımsız grup ortalamaları arasındaki niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi, ikiden fazla bağımsız grup ortalamaları arasındaki niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında ANOVA testi kullanılmıştır. ANOVA testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Tukey ve Tamhane's testi kullanılmıştır. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında da pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Futbolcuların genel zihinsel dayanıklılık düzeyi ile olumsuz üst bilişleri ve bilişsel güven düzeyleri arasında negatif yönlü düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu, futbolcuların genel zihinsel dayanıklılık düzeyi ile olumlu inançlar, kontrol edilemezlik ve tehlike ve bilişsel farkındalık düzeyleri arasında pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu ancak düşünceleri kontrol ihtiyacı ile arasında anlamlı bir ilişki olmadığı anlaşılmaktadır. Futbolcuların zihinsel dayanıklılık düzeyleri yaşlarına, profesyonel futbolculuk sürelerine, günlük uyku sürelerine, ailelerinde başka profesyonel sporcu bulunma durumlarına göre farklılaşmaktadır. Futbolcuların olumsuz üst biliş düzeyleri yaşlarına, daha önce cezalı duruma düşme durumlarına, profesyonel futbolculuk sürelerine, günlük uyku sürelerine, ailelerinde başka profesyonel sporcu bulunma durumlarına, göre farklılaşmaktadır.

FutbolFutbol ligleriFutbolcular+3
Ahmet Hüseyin Karabacak
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye profesyonel futbol liglerinde mücadele eden futbolcuların müsabaka öncesi kaygı düzeylerinin kişilik özelliklerine göre incelenmesi

Bu araştırmada Türkiye profesyonel futbol liglerinde mücadele edilen futbolcuların müsabaka öncesi kaygı düzeyleri ile kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda elde edilen veriler, Süper Lig, TFF 1. Lig, TFF 2. Lig ve TFF 3. Ligde bulunan takımlar arasından rastgele seçilen 40 takımdan 316 futbolcuya uygulanan ölçekler ile toplanmıştır. Uygulama formu, 15 maddelik Sosyodemografik Form, 20 maddelik STAI Form TX-1 ve 30 maddelik Hızlı Büyük Beşli Kişilik Testi olmak üzere üç ölçekten oluşmaktadır. Katılımcılardan elde edilen veriler, SPSS ile analiz edilmiştir. Veri analizleri STAI Form TX-1 için ölçekten elde edilen toplam puan, Hızlı Büyük Beşli Kişilik Testi için alt boyutlardan elde edilen puan üzerinden gerçekleştirilmiştir. İlişkisel tarama yöntemi kullanılarak yapılan bu çalışmanın normal dağılım göstermesinden dolayı parametrik testler kullanılmıştır. Bu doğrultuda iki bağımsız grup ortalamaları arasındaki niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi, ikiden fazla bağımsız grup ortalamaları arasındaki niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında ANOVA testi kullanılmıştır. ANOVA testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Tukey ve Tamhane's testi kullanılmıştır. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında da pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Futbolcuların müsabaka öncesi kaygı düzeyleri ile uyumluluk, sorumluluk ve deneyime açıklık arasında negatif yönlü anlamlı, dışadönüklük ve duygusal denge arasında ise pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu anlaşılmaktadır. Futbolcuların müsabaka öncesi kaygı düzeyleri yaşlarına, cezalı duruma düşme durumlarına, medeni durumuna, profesyonel futbolculuk süresine, ailelerinde başka sporcu olma durumlarına ve müsabaka öncesi ortalama uyku sürelerine göre farklılaşmaktadır. Futbolcuların kişilik özellikleri,bulundukları lig, cezalı duruma düşme sıklığına, eğitim durumunagöre farklılık göstermektedir.

Durumluk kaygıFutbolFutbol ligleri+5
Hayri Kara
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Zihinsel engelli olan ve olmayan öğrencilere eğitim veren öğretmenlerin tükenmişlik düzeyleri ile kişilik özelliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı farklı alanlarda eğitim veren (Zihinsel engellilere eğitim veren öğretmenler ile zihinsel engeli olmayan öğrencilere eğitim veren öğretmenler) öğretmenlerin tükenmişlik düzeylerini ve kişilik özelliklerini ele almaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı özel eğitim kurumlarında (Rehabilitasyon merkezi ve özel okul) çalışan öğretmenlerin tükenmişlik düzeylerinin ve kişilik özelliklerinin demografik değişkenlerle birlikte incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Osmaniye Merkez ili sınırları içinde bulunan zihinsel engellilere eğitim veren 9 rehabilitasyon merkezi ve zihinsel engeli olmayan öğrencilere eğitim veren 2 ilköğretim okulu olmak üzere toplam 11 özel öğretim kurumu oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini rastlantısal yöntemle seçilen 50 Zihinsel engellilere eğitim veren öğretmen ile 50 zihinsel engeli olmayan öğrencilere eğitim veren öğretmen olmak üzere toplam 100 öğretmen oluşturmaktadır. Tükenmişlik düzeyini ölçmek amacıyla Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ), Kişilik özelliklerini değerlendirmek amacıyla Hızlı Büyük Beşli Kişilik Testi (HBBKT) ve kişisel bilgiler için araştırmacı tarafından geliştirilen Sosyodemografi Veri Formu kullanılmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizinde MTÖ ve HBBKT'inden elde edilen puanların aritmetik ortalamaları ve standart sapmaları hesaplanmıştır. Gruplar arasında anlamlı düzeyde fark olup olmadığını saptamak amacı ile ikili gruplarda Independent Samples T-Test, çoklu gruplarda One Way Anova analizi için One Way Anova, farkın kaynağını belirlemek için ise Post Hoc testi uygulanmıştır. Araştırmada tükenmişlik ile kişilik alt ölçeklerinin ilişkisini incelemek amacıyla Pearson Korelasyon katsayısı yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen bilgiler analizinde, zihinsel engellilere eğitim veren öğretmenlerin, engelli olmayan öğrenciler eğitim veren öğretmenlere göre MTÖ duyarsızlaşma alt boyut puanları anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p=0,002). Çalışmada zihinsel engellilere eğitim veren öğretmenlerin, engelli olmayan öğrenciler eğitim veren öğretmenlere göre duygusal denge alt boyut puanları anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p=0,036). Yaşa göre zihinsel engellilere eğitim veren öğretmenlerin duygusal tükenme düzeyinin 30-39 yaş grubunda diğer yaş gruplarına göre anlamlı olarak yüksek olduğu belirlenmiştir (p=0,015). Zihinsel engeli olmayan öğrencilere eğitim veren öğretmenlerde ise yaşa göre tükenmişlik alt ölçek puanları arasında anlamlı bir farklılık belirlenmemiştir. Zihinsel engellilere eğitim veren öğretmenlerin Hızlı büyük beşli kişilik testine göre uyumluluk, sorumluluk ve deneyime açıklık alt puanları zihinsel engelli olmayan öğrencilere eğitim veren öğretmenlere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunurken (p=0,042, p=0,003, p=0,024), zihinsel engelli olmayan öğrencilere eğitim veren öğretmenlerin duygusal denge alt puanları zihinsel engelli olan öğrencilere eğitim veren öğretmenlere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p=0,009). Her iki ölçekte de, cinsiyete göre zihinsel engelli ve zihinsel engelli olmayan öğrencilere eğitim veren kadın öğretmenlerin erkek öğretmenlere göre duygusal tükenme ve uyumluluk alt boyut ortalamalarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p= 0,013, p=0,007). Her iki ölçekte de, medeni duruma göre göre zihinsel engelli ve zihinsel engelli olmayan öğrencilere eğitim veren bekar öğretmenlerin evli öğretmenlere göre duygusal tükenme ve deneyime açıklık alt boyut ortalamalarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p= 0,016, p=0,006). Zihinsel engelli öğrencilere eğitim veren öğretmenlerin görev sürelerine göre yapılan karşılaştırmada 1-5 yıl arası görev yapan öğretmenler ile 11 yıl ve üzeri görev yapan öğretmenlerin duygusal tükenme alt boyut puanları arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,025). 11 yıl ve üzeri görev yapan öğretmenlerde duygusal tükenmenin daha az olduğu belirlenmiştir. Zihinsel engeli olmayan öğrencilere eğitim veren öğretmenlerde ise görev süresi ile tükenmişlik alt boyutları arasında anlamlı ilişki belirlenmemiştir.

KişilikTükenmişlikTükenmişlik düzeyi+6
Taha Aşlamacı
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

COVİD-19 pandemi döneminde insani yardım kuruluşları çalışanlarında algılanan stres, umutsuzluk ve yaşam kalitesinin incelenmesi: Mersin ili örneği

Çin'de başlayan ve küresel bir kriz haline gelen Covid-19 salgının etkileri, siyasi, sosyal, ekonomik, psikolojik ve dini yaşam alanlarında ön plana çıkmaktadır. Covid'19 salgını başta sağlık çalışanları olmak üzere, pek çok meslek grubunu olumsuz yönde etkilemiştir. Afet ve kriz durumlarında çalışmalar gerçekleştiren insani yardım kuruluşları çalışanları da Covid'19 salgınından olumsuz yönde etkilenmiştir. Bu araştırmanın amacı, insani yardım kuruluşları çalışanlarında, pandeminin ortaya çıkardığı stres faktörlerinin çalışanların yaşam kalitesi, umutsuzluk, algılanan stres yükü üzerinde oluşturduğu farklılıklara odaklanmaktır. Bu araştırma, nicel araştırma yöntemleri kullanılarak 109 katılımcı ile yüz yüze veri toplama yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizi için SPSS 28.0 programı kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, insani yardım kuruluşları çalışanlarının yakınlarından birinin daha önce Covid'19 tanısı almış olmamalarına göre katılımcıların umutsuzluk, stres ve yaşam kalitesi düzeyleri farklılaşmaktadır. Daha önceden karantinada bulunmuş olan katılımcıların yaşam kalitesi düzeyleri farklılaşmaktadır. Katılımcıların umutsuzluk, yaşam kalitesi ve stres düzeyi, uygulanan aşı dozlarına göre farklılaşmaktadır. Daha önce Covid'19 tanısı alan ve almayan insani yardım kuruluşları çalışanları arasında umutsuzluk düzeyi, stres düzeyi ve yaşam kalitesi düzeyi açısından herhangi bir fark bulunmamaktadır. Elde edilen sonuçlar incelendiğinde, insani yardım kuruluşlarında çalışan sağlık personelinin yaşam kalitesinin alt boyutu olan eş duyum yorgunluğu düzeyleri, diğer pozisyonlarda çalışanlara göre anlamlı olarak daha yüksek düzeydedir. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda insani yardım kuruluşları çalışanlarının yaşam kalitesi düzeyinin geliştirilmesine yönelik destek sağlanması ve salgının çalışanlar üzerinde yarattığı strese ilişkin koruyucu ve önleyici faaliyetlerin arttırılması önerilmiştir.

COVID 19Gönüllü kuruluşlarGönüllü çalışanlar+7
Aylin Güleryüz
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı ve kişisel iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi: Çağ Üniversitesi örneği

İnsanların belli sınırlarla çevrelenmiş biçimde sadece kendilerine ait bir profil hesabı açması, aynı sınırlarda başka kişilerin açmış olduğu profilleri ile kendi paylaşımlarını açıkça vermesi ve onun da başka paylaşımları görebilmesi ve bu şekilde profiller ve bağlantılar arasında dolaşabilmesini sağlayan web tabanlı hizmetlerin hepsine sosyal medya veya sosyal ağlar denir. Zihinsel, duyusal ve davranışsal aşamalarla ilerleyerek bireyin yaşamındaki özel, iş/akademik, sosyal alan gibi günlük yaşamının pek çok alanında meşguliyet, duygu durum düzenleme, tekrarlama ve çatışma gibi problemlere yol açan psikolojik soruna ise sosyal medya bağımlılığı denir. Pozitif duyguların çok, negatif duyguların az hissedilmesi ve hayattan çok fazla doyum almak ise kişisel iyi oluş olarak tanımlanmaktadır. Sosyal medya bağımlılığı kişinin kişisel iyi oluşunu etkileyebilmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılık düzeyleri ile kişisel iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çağ Üniversitesi örneklemi kapsamında 101 kadın 50 erkek olmak üzere toplam 151 öğrencinin katıldığı araştırmada veri toplama aracı olarak sosyodemografik bilgi formu, Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ve Kişisel İyi Oluş Ölçeği'nden oluşan anket kullanılmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler IBM SPSS.26 istatistik programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Analizler sonucunda sosyal medya bağımlılığı ile kişisel iyi oluş arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Cinsiyete göre sosyal medya bağımlılık düzeyleri arasında anlamlı bir fark belirlenmiş ve kadınların erkeklere göre daha yüksek sosyal medya bağımlılık düzeyi gösterdikleri bulunmuştur. Sosyal medya bağımlılığının psikolog/psikiyatriste gitme değişkeni ile arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Bu araştırmanın literatürdeki sosyal medya bağımlılığının kişisel iyi oluşla ilişkisine dair kısıtlı çalışmalara destek olması amaçlanmaktadır. Bununla birlikte bundan sonra bu konu hakkında yapılacak çalışmalarda daha geniş örneklem gruplarının kullanılması ve daha çeşitli değişkenler ile çalışılması önerilir.

BağımlılıkPsikolojik iyi oluşSosyal medya+4
Ali Karaömerlioğlu
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının COVID-19 korkusu ile sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişki: Mersin ili örneği

Bu çalışma, sağlık çalışanlarının koronavirüs korkusu ve sürekli kaygı düzeylerinin sosyo-demografiközellikler ve koronavirüs pandemisi ile ilgili değişkenlere göre incelenmesi ve koronavirüs korkusu ve sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür.Araştırma Mersin ili merkez ilçelerinde (Mezitli, Yenişehir, Toroslar, Akdeniz) çeşitli sağlık kuruluşlarında çalışan 380 sağlık çalışanının katılımı ile kartopu örnekleme yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada genel tarama modelleri içersinde yer alan ilişkisel tarama modeli kullanılmış olup verilerin toplanmasında ise tarama modellerinden sıklıkla kullanılan anket tekniği kullanılmıştır. Araştırma verileri "Koronavirüs Korkusu Ölçeği" ve "Sürekli Kaygı Envanteri" kullanılarak,forms.google.com üzerinden "Google documents" aracılığı ile onlinetoplanmıştır. Araştırma sonucunda sağlık çalışanlarının koronavirüs korku düzeyi "orta", sürekli kaygı düzeyleri ise "düşük" olarak bulunmuştur. Araştırmada sağlık çalışanlarında koronavirüs korkusuve sürekli kaygı düzeylerinin çeşitli sosyo-demografik değişkenlere göre farklılıkgösterdiği belirlenmiştir. Araştırma sonucunda sağlık çalışanlarının koronavirüs korku düzeyleri ile sürekli kaygı düzeyi arasında ilişki belirlenmemiştir.

COVID 19KaygıKaygı düzeyi+6
Ayzıt Asena Meydan
Çağ University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00

Other supervisors