Theses supervised by Prof. Dr. Edibe Pirinçci

15 theses · Fırat University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinin geleneksel ve tamamlayıcı tıp konusundaki bilgi, tutum ve davranışları

Dünyada ve ülkemizde geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) yöntemlerinin kullanım sıklığı giderek artmaktadır. Bu çalışma geleceğin hekim adayları olan tıp fakültesi öğrencilerinin bu konudaki bilgi, tutum ve davranışlarının saptanması amacıyla yapılmıştır. Kesitsel, tipteki bu çalışmada, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesindeki 912 öğrenciden 825'ine ulaşılmıştır (%90,4). Araştırma verileri sosyodemografik özellikler, GETAT yöntemlerinin bilgi ve kullanım durumlarıyla ilgili sorular ve Bütüncül Tamamlayıcı ve Alternatif Tıbba Karşı Tutum Ölçeği (BTATÖ) sorularından oluşan anketin direkt gözlem altında uygulanması ile toplanmıştır. Öğrencilerin %52,1'i kadın olup yaş ortalaması 21,57±0,08 yıldır. GETAT uygulamaları hakkında öğrencilerin en fazla bilgi sahibi oldukları yöntemler; masaj, akapunktur ve vitaminler olarak bulunmuştur. GETAT yöntemleri hakkında bilgi edilen kaynaklarlarda birinci sırada internet, ikinci sırada medya gelmektedir. Öğrencilerin %22,1'i GETAT yöntemlerinden herhangi birini kullanmıştır. Öğrencilerin %50,1'i GETAT yararı konusunda kararsızdır ve %53,1'i Tıp eğitimi müfredatında yer alması gerektiğini düşünmektedir. Öğrencilerin %59,4'ü GETAT yöntemleri konusunda eğitim almayı istemektedir. GETAT yöntemlerini kullananların %47,8'i yararlı bulurken, %4,4'ü yararsız bulmaktadır (p<0,05). Öğrencilerin BTATÖ toplam puan ortalaması 32,7±0,17 olarak belirlenmiştir. GETAT yöntemlerini kullanmış olanlar kullanmayanlara göre GETAT uygulamalarına karşı daha olumlu tutum göstermişlerdir (p<0,05). Sonuç olarak öğrencilerde GETAT yöntemleri hakkında bilgi eksiği olmakla beraber bu konuda tutumları olumludur ve eğitim almaya isteklidirler. Geleceğin hekim adayları olan tıp fakültesi öğrencilerinin gelecekte hem GETAT uygulayacak hem de bilgi verecek donanımlı kişiler olarak yetişebilmesi için doğru bilgiye ulaşmaları önemlidir. Anahtar kelimeler: Geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT), tıp, öğrenci

BilgiTamamlayıcı tedavilerTutumlar+3
Hale Kırsoy
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde algılanan sosyal destek, tükenmişlik ve psikolojik sıkıntı durumlarının incelenmesi

Tıp öğrencileri arasında kendiliğinden bildirilen psikolojik stres ve tükenmişlik prevalanslarının genel popülasyona kıyasla yüksek olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin algılanan sosyal destek, tükenmişlik ve psikolojik sıkıntı düzeylerinin ne boyutta olduğunu, birbirleri ile ve diğer bazı faktörlerle ilişkilerini incelemek amaçlanmıştır. Kesitsel tipte olan bu çalışma Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesinde Nisan-Haziran 2019 tarihleri arasında öğrenim görmekte olan öğrencilerde yapılmıştır (cevaplılık oranı %81.3). Çalışmada araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulmuş sorular, Psikolojik Sıkıntı Ölçeği (K10-PSÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve Maslach Tükenmişlik Envanteri-Öğrenci Formu'ndan (MTE-ÖF) oluşan anket formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H testleri ve Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın yapılabilmesi için etik onay ve idari izinler yazılı olarak alınmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21.87±2.35, %53.8'i kadın, %99.2'si bekârdır. Katılımcıların %91.5'i kendisini yıpranmış hissetmekte, %60.1'i uyku düzensizliği yaşamaktadır. Öğrencilerin %83.0'ünde psikolojik sıkıntı görüldüğü tespit edilmiştir. Kadınlarda erkeklere göre daha fazla psikolojik sıkıntı ve duygusal tükenme görülmüş, algılanan sosyal destek daha fazla bulunmuştur (p<0.05). Preklinik öğrencilerinin klinik öğrencilerine göre daha fazla psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik durumu olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Aktiviteler için yeterli zamanı olmadığını belirten, meslek seçiminden memnun olmayan, okuldan memnun olmadığını belirten, gelecekten beklentisi olmayan ve uyku düzensizliği olan öğrencilerde psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik yüksek bulunmuştur (p<0.05). Psikolojik sıkıntı ve tükenmişlik ölçeklerinin puanlarının birbirleriyle pozitif, algılanan sosyal destek ile negatif korele olduğu gözlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, öğrencilerdeki psikolojik sıkıntı prevalansının yüksek olduğu, psikolojik sıkıntıya tükenmişliğin eşlik ettiği ve algılanan sosyal destek yükseldikçe öğrencilerin psikolojik sıkıntı ve tükenme yaşama durumunun azaldığı görülmüştür.

Algılanan sosyal destekPsikolojiPsikolojik durum+7
Tuğçe Dartılmak
Fırat University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi öğrencilerinde yeme tutum davranışı ve depresyon belirtilerinin değerlendirilmesi

Depresyon ve yeme bozukluğu günümüzde kişilerin fiziksel ve psikolojik sağlığını kötü yönde etkileyen, günlük yaşamında aksamalara sebebiyet veren önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışma Elazığ Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesinde okuyan öğrencilerde depresyon belirtisi görülme sıklığı ile yeme bozukluğu belirtisi arasındaki ilişkiyi araştırmak için yapılmıştır. Kesitsel tipteki bu araştırma Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesinde bulunan 272 öğrenciyi kapsamaktadır. Araştırmada araştırmacılar tarafından oluşturulan anket formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Yeme Tutum Testi (YTT) kullanılmıştır. Anket uygulaması araştırmacılar tarafından online şekilde yapılmıştır. Veriler istatistik paket programına kaydedilmiş, istatistiksel analizlerde ki-kare analizi, Kolmogorov-Smirnov ve Spearman korelasyon testleri kullanılmıştır. Öğrencilerin yaş ortalamaları 21,2±2,9 yıl olup, %41,9'u kadındır. Araştırmaya katılan öğrencilerin BDÖ toplam puan ortancası 17 (9-24), YTT toplam puan ortancası ise 11,5 (8-19)' dur. Çalışmaya katılan öğrenciler arasında depresyon belirtisi görülme sıklığı %50.7 ve yeme bozukluğu görülme belirtisi ise %9.6'dır. Çalışmamıza katılan öğrencilerde depresyon ile yeme bozukluğu belirtileri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.01). Sonuç olarak; çalışmamıza katılan öğrencilerin yarısında depresif belirtiler ve yüzde onunun da yeme bozukluğu belirtileri gösterdiği bulunmuştur. Depresyon ve yeme bozukluğuna sebebiyet verecek risk faktörleri göz önünde bulundurulup önleyici ve tedavi edici programlar planlanmalıdır. Anahtar Sözcükler: Öğrenci, Depresyon, Yeme Bozukluğu,

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme davranışı+7
Hümeyra Yaman Kılıçbey
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin nargile kullanımları ve kumar oynama durumlarının incelenmesi

Son yıllarda gençlerde yaygın görülen nargile kullanımı ve kumar oynama gibi bağımlılıklar önemli halk sağlığı sorunlarındandır. Bu çalışma, bir üniversitedeki öğrencilerin nargile kullanımını, kumar oynama durumlarını incelemek ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma kesitsel tiptedir. Araştırmanın örneklemini bir üniversitedeki 1724 öğrenci oluşturmuştur. Tabakalı rastgele örneklem yöntemi kullanılmıştır. Veri toplamada Anket Formu ve South Oaks Kumar Tarama Testi (SOKTT) kullanılmıştır. Araştırmadaki veriler SPSS 18.0 programında sayı, yüzde, ortalama, Independent Samples t testi, Anova, Kikare, ve Lojistik Regresyon testleriyle değerlendirilmiştir. Öğrencilerin yaş ortalamaları 23.38±4.98 yıl olup, %57.3'ü erkektir. Nargileye ortalama başlama yaşı 17.84±3.61 yıl olup, nargile içme oranı %20.9'dur. Nargilenin sigaraya göre zararsız olduğunu, bulaşıcı hastalığa neden olmayacağını ve bağımlılık yapmayacağını düşünen nargile kullanıcılarının nargile içme oranları yüksek bulunmuştur (p<0.05). Yaştaki azalma, erkek olma, sigara kullanma ve yakın çevresinin nargile içmesi öğrencinin nargile kullanımını arttırmaktadır (p<0.05). Çalışmada yaşamında en az bir kez kumar oynama %22.8, muhtemel patolojik kumar oynama ise %1.0'dır. Yaşın artması, not durumunun düşüklüğü, alkol kullanma, aile iletişimi iyi olmama ve yaşamından memnun olmama SOKTT puanını arttırmaktadır. Kumar oynama sıklığı, süresi, stratejiyle oynama ve kaybettikçe kazanılabileceğini düşünme durumları öğrencinin patolojik kumar oynama durumunu arttırmaktadır (p<0.05). Sonuç olarak katılımcıların hem nargile içme hemde hayatlarında en az bir kez kumar oynama oranı beşte birden fazladır. Nargile kullananların yaşı ve nargile hakkında bilgi seviyesi düşüktür ve yakın çevrelerinden etkilenmektedirler. Kumar sorunu ise aile iletişimi kötü, alkol kullananlarda ve yaşı büyük olanlarda fazladır. Öğrencilerde nargile içme ve kumar bağımlılığının tehlikeleri konusunda farkındalık oluşturup ilgilerini başka alanlara çekmek için kampanyalar yürütülebilir.

Kumar oynamaNargileTütün+2
Mehmet Ali Şen
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamak sağlık kurumlarında çalışan hekimlerin sigara bırakma danışmanlığı ve ikinci el sigara dumanı hakkındaki davranışlarının değerlendirilmesi: Elazığ örneği

ÖZET Tütün salgını, dünyanın karşılaştığı en büyük halk sağlığı tehditlerinden biridir. Bu çalışmada Elazığ ili birinci basamak sağlık kurumlarında çalışan hekimlerin sigara bırakma danışmanlığı (SBD) ve ikinci el sigara dumanı hakkındaki davranışlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipte olan bu araştırmanın evrenini Elazığ ili birinci basamak sağlık kurumlarında çalışan 262 hekim oluşturmuştur. Örneklem seçim yöntemi kullanılmadan evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiş ve evrenin %95,42'sine (250 kişi) ulaşılmıştır. Veri toplama amacıyla "Demografik ve Mesleki Özellikler-Sigara İçme Durumu", "Sigara Bırakma Danışmanlığı" ve "İkinci El Sigara Dumanı" hakkında sorular içeren anket formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler frekans, yüzde, Ortalama ± Standart sapma, Ki kare, Mann-Whitney U testi ve ikili lojistik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Hekimlerin yaş ortalaması 40,86 ± 10,58 yıl olup, %68,0'i erkektir. Hekimlerin %30,4'ü halen sigara içmekte, %17,6'sı sigara kullanmayı bırakmış, %52,0'ı hiç içmemiştir. Hekimlerin SBD 5Ö yönteminin basamaklarını "sıklıkla-her zaman" uygulama sıklıkları şu şekildedir: %38,8 "Öğren", %81,6 "Öner", %68,4 "Ölç", %66,8 "Önderlik et", %31,2 "Örgütle". Hekimlerin %16,0'ı SBD eğitimi almıştır. Hekimlerin %13,2'si hastalara ikinci el sigara dumanı maruziyetini "sıklıkla-her zaman" sormakta, %34,8'i hastalara ikinci el sigara dumanı maruziyetinten korunmalarını "sıklıkla-her zaman" önermektedir. SBD eğitimi almış olanlar Öğren (p<0,05), Önderlik et (p<0,05) ve Örgütle (<0,001), hekim tavsiyesinin hastanın sigara bırakma olasılığını arttıracağına inananlar Öner (<0,001), Önderlik et (p<0,05) ve Örgütle (p<0,01) basamaklarını istatistiksel anlamlı olarak daha sık uygulamaktadır. Sonuç olarak; Elazığ ili birinci basamak hekimlerinin SBD uygulama sıklıklarının hedeflenenin oldukça gerisinde olduğu görülmektedir. SBD uygulanma sıklığının arttırılabilmesi için SBD eğitimi alan hekim sayısının arttırılmasına ve bu eğitimlerle hekimlerin SBD hakkındaki olumlu inançlarının güçlendirilmesine ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Sigara Bırakma, ikinci el sigara dumanı, birinci basamak sağlık hizmeti, hekim, koruyucu sağlık hizmeti

Birinci basamak sağlık hizmetleriDanışmanlıkDoktorlar+4
Fatma Nur Karaçorlu
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesi pediatri kliniğinde yatan 0-6 yaş gurubu çocukların ev kazası görülme sıklığının değerlendirilmesi

Ev kazalarından yaşlılar, özürlüler ve en çok da çocuklar etkilenmektedir. Bu çalışmada Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Kliniğinde yatan 0-6 Yaş gurubu çocukların ev kazası görülme sıklığının ne boyutta olduğunu, kazayı etkileyen faktörleri, en çok görülen kaza türlerini, 0-6 yaş çocuklarda Annelerin Ev Kazalarına Yönelik Güvenlik Önlemlerini Tanılama Ölçeğinden aldıkları puan ile çocukların kaza geçirme durumları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipte olan bu çalışma Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Kliniğinde Ocak-Haziran 2021 tarihleri arasında yatan 0-6 yaş çocukların annelerinde yapılmıştır. Veriler, sosyodemografik özellikler, çocukların geçirdiği kazaların özelliklerini içeren sorular ve 0-6 yaş çocuklarda Annenin Ev Kazalarına Yönelik Güvenlik Önlemlerini Tanılama Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Elde edilen veriler, Ki-kare, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testleri kullanılarak değerlendirilmiş, p<0.05 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmanın yapılabilmesi için etik onay ve idari izinler yazılı olarak alınmıştır. Araştırmaya katılan annelerin hastanede yatan çocuklarının yaş ortalaması 3,24±2,05 yıl olup, %50,9'u kızdır. Hastanede yatan çocukların kaza geçirme oranı %43,2 iken annelerin 0-6 yaşındaki tüm çocukları sorgulandığında kaza geçirme oranı %31,7 olarak bulunmuştur. Kaza geçiren tüm çocukların %52,9'u erkek olup, çocuklar en sık % 30,0 oranında üç yaşındayken kaza geçirdiği tespit edilmiştir. Çocukların en sık düşme (%47,7) ve yanık (%18,7) kazalarını, en çok oturma odası/salon (%30,4) ve mutfakta ( %28,0) geçirdiği tespit edilmiştir. Kaza geçiren çocukların %50,2'sine evde müdahale edilmiş ve %65,9'u tamamen iyileşmiştir. Kaza sonrası en çok baş-boyun (%33,8) bölgesi etkilenmiştir. Anne ve babanın eğitim seviyesi azaldıkça, ekonomik durum algısı kötüleştikçe ve babanın sağlık sorunu varlığında, çocukların kaza geçirme durumları artmıştır (p<0,05). Ayrıca müstakil/bahçeli evde yaşayan ve soba ile ısınan ailelerde çocukların daha fazla kaza geçirdiği tespit edilmiştir (p<0,05). Araştırma grubunda bulunan annelerin "0-6 Yaş Çocuklarda Annenin Ev Kazalarına Yönelik Güvenlik Önlemlerini Tanılama Ölçeği" nden aldıkları puan ortalaması 70,36±13,732 (min:40, max:111) olarak bulunmuştur. Anne eğitim durumu arttıkça, anne gelir getiren bir işte çalışmıyorsa, anne boşanmış veya eşi ölmüş ise, ekonomik durumunu iyi olarak algılıyorsa, ev tipi olarak apartmanda yaşayan ailelerde annelerin ölçekten aldıkları puanlar anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, 0-6 yaş çocukların yaklaşık olarak üçte birinin ev kazası geçirdiği tespit edilmiş olup, çocukların bakımından primer sorumlu anneler başta olmak üzere, çocuğa bakım veren diğer kişilerin ve ailenin yaşadığı yerin, ev özelliklerinin çocuğun kaza geçirme durumunu etkilediği görülmüştür. Çocuğun bakımında etkin rol oynayan anneler başta olmak üzere çocuğa bakım veren tüm kişilere eğitim vererek çocuk kazaları konusunda farkındalık oluşturulması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Ev kazası, yaralanma, 0-6 yaş çocuk, anne

AnnelerEv kazalarıHastaneler-üniversite+3
Rüveyda Şeker
Fırat University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Fırat Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğrencilerinde internet bağımlılığı ve fiziksel aktivite düzeylerinin belirlenmesi

İnternet bağımlılığı ve fiziksel inaktivite sıklıkla görülen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırma, Elazığ Fırat Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin internet bağımlılık durumlarını, fiziksel aktivite düzeylerini ve bunlarla ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu çalışma öğrencilerin (697 kişi) 638'ine ulaşılarak yapılmıştır. Araştırma kapsamına alınan kişilere; sosyo-demografik özellikler, internet kullanımı ve fiziksel aktivite alışkanlıkları ile ilgili olduğu düşünülen sorular, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ)(kısa form) ve Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği'ni içeren anket direkt gözlem altında uygulanmıştır. Verilerin analizinde yüzde, ortalama, standart sapma, ki-kare, t testi, Spearman korelasyon analizi ve tek yönlü varyans analizi, post hoc Tukey HSD testi uygulanmıştır. Araştırma kapsamına alınanların %64.6'sı kadındır. Öğrencilerin yaş ortalamaları 20.43±2.49, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği puan ortalamaları 30.94±18.97 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin %83.4'ü tanımlanan internet bağımlılık puanlarına göre semptom göstermeyenler, %15.2'si sınırlı semptom gösterenler ve %1.4'ü patolojik internet kullanıcısı olarak saptanmıştır. İnternet bağımlılığı ölçeği puan ortalamalarının erkek cinsiyette, ders başarı durumu kötü, anne-baba eğitim ve gelir düzeyi yüksek olanlarda, sigara, alkol kullananlarda, fazla kilolu-obezlerde ve kendine ait bilgisayara sahip olanlarda daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). IPAQ puan ortalamaları 1697.77±1847.07 MET (Metabolik Eşdeğer) dk/hafta olup, IPAQ'a göre öğrencilerin %28.1'i inaktif, %56.3'ü minimal aktif, %15.7'si ise çok aktif fiziksel aktivite düzeyinde bulunmuştur. Erkeklerde, fazla kilolu ve obez olanlarda, sigara kullananlarda, ikinci sınıfta öğrenim görenlerde, düzenli spor yapan ve spor kulübü üyeliği olan öğrencilerde toplam IPAQ puan ortalamalarının daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Fiziksel aktivite düzeyi azaldıkça, öğrencilerin internet bağımlılığı ölçeği puan ortalamaları anlamlı olarak artmaktadır (p<0.05). Öğrencilerin fiziksel aktivite ve internet bağımlılık düzeyleri arasında negatif yönde, anlamlı fakat zayıf bir ilişki bulunmuştur (p<0.01). Sonuç olarak internet bağımlılığının fiziksel aktiviteyi olumsuz etkilediği görülmüştür. Üniversite öğrencilerinin internet bağımlılığının önlenmesi, fiziksel aktivite düzeylerinin arttırılmasına yönelik düzenlemeler yapılmalıdır. İnternet bağımlılığı ve fiziksel inaktivite ile ilişkili risk faktörleri değerlendirilerek, öğrencilere yönelik uygun koruyucu, tedavi edici ve rehabilitasyon hizmetleri düzenlenmelidir. Anahtar Kelimeler: Üniversite öğrencileri, internet bağımlılığı, fiziksel aktivite.

BağımlılıkElazığFiziksel aktivite+4
Ezgi Yaraşır
Fırat University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Status of cigarettes smoking and alcoholconsumption among foreign students,studying in firat university

Cigarette smoking and alcohol consumption are the most common serious social practices which have profound health effect. This research was aimed to determine the status of cigarettes smoking, alcohol consumption and related factors among foreign student study at Firat University. The universe of this cross-sectional study was composed of all foreign students studying at Fırat University, and 337 students selected from this universe. The data of the research; A questionnaire including socio-demographic characteristics, questions about smoking and alcohol use and Fagerström nicotine addiction test was used. The data obtained were recorded in the SPSS package program and percent, average, Chi-square and Fisher's Exact Test were used for statistical analysis. 82.8% of the students included in the study are male and their average age is 23.61 ± 4.68 years. 36.5% of students have tried smoking at least once, while 31.8% still smoke. 13.4% of the students participating in the research use alcohol. As the educational status of students increases, smoking rate decreases (p <0.05). While the rate of smoking increased significantly in alcohol users and hookah smokers (p <0.05), there was no significant relationship between age, gender, department and smoking (p> 0.05). As the age progresses and the level of education increases, the alcohol drinking rate decreases (p <0.05). No significant relationship was found between students and their alcohol use status by gender and country (p> 0.05). Alcohol drinking rate is low in Muslim students (p <0.05), from this result, the rate of smoking and alcohol use is high among foreign students at Firat University. It may be suggested; to conduct trainings on this subject, the cost-effective reducing rate involve the participation of families, teachers and other stakeholders to deliver health education about the health risks associated with smoking and alcohol consumption, restrict the accessibility and advertising. Potential interventions could include campus-wide smoking and drinking bans, increased social/sports entertainment, are highly recommended.

AlcoholismElazığSmoking+1
Bukharı Abubakar Adam
Fırat University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elazığ ilinde hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sağlık okuryazarlığı ve ilişkili faktörlerin incelenmesi

Kronik Böbrek Hastalığı (KBH) dünyada ve ülkemizde salgın halini almış önemli bir halk sağlığı sorunudur. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)' ne göre sağlık okuryazarlığı "sağlık okur-yazarlığı genel okur-yazarlık ile ilişkili olup insanların yaşamları boyunca sağlık hizmetleri ile ilgili konularda kanaat geliştirmek ve karar verebilmek, sağlıklarını korumak, sürdürmek ve geliştirmek, yaşam kalitesini yükseltmek için sağlık ile ilgili bilgi kaynaklarına ulaşabilme, sağlık ile ilgili bilgileri ve mesajları doğru olarak algılama ve anlama konularındaki istekleri ve kapasiteleridir". Sağlık Okur Yazarlığı (SOY) düzeyindeki düşüklük, tıbbi öneri ve/veya talimatlara bağlılıkta yetersizlik, hastanede yatma sıklıklarının ve kalma sürelerinin uzun olması, mortalitede yükseklik gibi sonuçlar doğurmaktadır. Bu durum özellikle Kronik Böbrek Yetmezliği (KBY) gibi ciddi kronik hastalıklarda daha önem kazanmaktadır. Bu çalışma ile kronik hastalıklar içinde sıklıkla görülen böbrek yetmezliğinde en sık kullanılan replasman tedavisi olan hastanede hemodiyaliz alan hastaların sağlık okuryazarlığı düzeyi ve ilişkili olduğu faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırmanın evrenini; Elazığ ilinde hemodiyaliz alan 400 hasta oluşturmaktadır. Araştırmada herhangi bir örneklem seçim yöntemi kullanılmadan evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir. Veri toplama amacıyla araştırmacılar tarafından literatür taranarak geliştirilen anket formu ve SOY ölçeği kullanılmıştır. Anket uygulaması araştırmacılar tarafından yüz yüze görüşme ile yapılmıştır. Veriler istatistik paket programına kaydedilmiş, istatiksel analizlerde, Mann-Whitney U, Kruskal- Wallis, Spearman Korelasyon testleri kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 56,57±15,66 olup, %61,1' i erkektir ve %88' i herhangi bir işte çalışmamaktadır. Hastaların %42,3' ü 3 yıl ve daha az süredir hemodiyaliz tedavisi almaktadır ve %66,1'inin KBY ye eşlik eden hastalığı olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılanların sağlık okuryazarlığı ölçeği toplam puan medyanları 2,86 (1,25-4,18) olarak tespit edilmiştir. Hastaların puanları değerlendirildiğinde; hemodiyaliz hastalarının SOY özellikleri açısından zorluk çekme düzeyleri 3.0-3.6 arasında değiştiği ve yaşanan zorluğun ''az zorluk çekiyorum ile biraz zorluk çekiyorum'' düzeyinde algılandığı belirlenmiştir. SOY ölçeği toplam puanı; hastalık durumunda ilk başvuru yeri ASM olan hastalarda daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak; toplumun SOY düzeyini yükseltecek çalışmaların sağlık harcamalarının maliyet etkin kullanılmasına büyük katkı sağlayacağı düşünülmekte ve araştırmaya katılanların hastaların tedavi süreçlerine aktif katılımları ve bireysel olarak başka birine ihtiyaç duymadan kendi tedavi sürecini takip edebilen bireyler hedeflenmeli ve bunun için düzenli eğitim verilip bu eğitimlerin SOY düzeyini nasıl etkilediği takip edilmelidir. Anahtar sözcükler: Sağlık Okuryazarlığı, Hemodiyaliz, Kronik Hastalık.

Şule Kavak Genç
Fırat University
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bir hastanenin fizik tedavi ünitesine başvuran 65 yaş ve üzeri bireylerde yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Yaşlılık bireyin yeti yitimlerinin arttığı, fiziksel açıdan kayıp yaşadığı, ruhsal sorunların gözlendiği ve çevreye olan bağımlılığının arttığı bir dönemdir. Yaşlılık döneminde artan yaşam kalitesi fiziksel ve psikolojik hastalıklara karşı önleyici olacaktır. Bu çalışmada Elazığ ilinde Fethi Sekin Şehir Hastanesi Fizik Tedavi Ünitesine başvuran 65 yaş ve üzeri bireylerin yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Kesitsel tipteki bu çalışma Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi Fizik Tedavi Ünitesine başvuran 65 yaş ve üzeri 250 hastayla yapılmıştır. Araştırmada araştırmacılar tarafından hazırlanan katılımcıların demografik, sosyal ve sağlık bilgilerinin sorgulandığı 48 soruluk anket formu ve Yaşlılar İçin Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Modülü (WHOQOL-OLD) yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Veriler SPSS 22 paket programında analiz edilerek sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma, Kolmogorov-Smirnov testi, student t testi, ANOVA, Pearson korelasyon testi kullanılmıştır. Analizlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre; hastaların yaş ortalaması 70,4±5,5 yıl olup, %53,2'si kadındır. %95,2'sinin kronik bir hastalığı mevcut olup, kronik hastalık olarak birinci sırada hipertansiyon gelmektedir. Hastaların %20,4'ü günlük yaşam aktivitelerinde bağımlı olup, %33,6'sı fiziksel olarak aktiftir. WHOQOL-OLD Yaşam Kalitesi Ölçeği toplam puan ortalaması 81,4±13,1 olup alt grup puan ortalamaları ise, yakınlık alt boyutu 14,5±2,5 puan ile en yüksek puan ortalamasına sahip iken, sosyal katılım alt boyutunun 12,5±3,0 puan ile en düşük puan ortalamasına sahip olduğu saptanmıştır. Yaş arttıkça yaşam kalitesi azalmaktadır (p<0,05). Erkeklerin yaşam kalitelerinin kadınlara göre, evlilerin bekarlara göre yaşam kalitelerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Eğitim düzeyi arttıkça yaşam kalitesi anlamlı olarak artmaktadır. Fiziksel aktivite yapanların, gelecekten umutlu olanların, günlük yaşam aktivitelerinde bağımlı olmayanların, sağlığını iyi olarak algılayanların yaşam kalitesi yüksek bulunmuştur (p<0,05). Bunun yanısıra çocuğu olanlarda, herhangi bir işte çalışanlarda, eş veya çocuklarıyla beraber yaşayanlarda, vücut kitle indeksi normal olanlarda, bedensel engeli olmayanlarda, kronik ağrısı olmayanlarda, son bir yıl içerisinde düşme hikayesi olmayanlarda yaşam kalitesi yüksek bulunmuş olup sonuç anlamlı bulunmamıştır. WHOQOL-OLD toplam puan ile Vücut Kitle İndeksi ve hissedilen yaş arasında negatif yönlü anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Sonuç olarak, yaşlıların yaşam kalitelerinin artırılması için fiziksel aktivite, sağlıklı ve dengeli beslenme ve düşme problemlerini önlemeye yönelik uygun eğitimler yapılarak bu konulardaki farkındalık artırılmalıdır. Düşmeye neden olan faktörler belirlenmeli ve bu konuda gerekli önlemler alınmalıdır. Yaşlıların moral ve motivasyonunu artırmak için sosyal aktiviteler düzenlenmelidir. Yaşlıların yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi için daha geniş çapta çalışmalar yapılmalıdır.

Sümeyye Keleş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Elazığ beslenme ve obezite danışmanlığı hizmetleri birimi'ne başvuran kişilerde obezite sıklığı ve obeziteyi etkileyen faktörler

Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Obezite oluşumunda yanlış beslenme, fiziksel aktivite azlığı, genetik, hormonal bozukluklar, psikolojik sorunlar gibi faktörler yer almaktadır. Bu çalışma Elazığ Beslenme ve Obezite Danışmanlığı Hizmetleri Birimi'ne başvuran kişilerde obezite sıklığı ve obeziteyi etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan bu çalışma Elazığ Merkez Toplum Sağlığı Merkezine bağlı Beslenme ve Obezite Danışmanlığı Hizmetleri Birimi'nde Eylül- Kasım 2015 tarihleri arasında, gönüllülük esasına göre 15 yaş ve üzeri başvuran ilk 302 kişiye yapılmıştır. Veriler, araştırmacı eşliğinde yüzyüze olarak toplanmıştır. Anket formu konu ile ilgili literatürden yararlanılarak hazırlamıştır. Elde edilen veriler Fisher's Exact ve Ki-Kare testleri kullanılarak değerlendirilmiş, p<0,05 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırma grubunun yaş ortalaması 36,98±12,19 yıl olup %89,7'si kadındır. Beden kütle indeksleri ortalamaları 29,05±6,64 kg/m2, bel çevresi ortalamaları ise; 95,15±14,66 cm'dir. BKİ'ye göre %5,6'sı zayıf, %22,8'i normal, %25,5'i hafif şişman ve % 46,0'sı obez, %4,6'sı ise morbid obezdir. Kadınlarda obezite oranı % 48,7, erkeklerde obezite oranı ise %22,6'dır (p<0,05). Evlilerde obezite oranı %54,3 olup bekârlarda ise bu oran %17,6'dır (p<0,05). Okuryazar olmayanlarda obezite oranı % 85,7 iken üniversite mezunlarıda bu oran % 25,3'tür (p<0,01). Yemeğini yavaş olarak yiyenlerde obezite oranı % 41,5 iken yemeğini hızlı yiyenlerde bu oran %53,8'dir (p<0,01). Fiziksel aktivite yapanlarda obezite oranı %40,4 iken fiziksel aktivite yapmayanlarda % 48,4 olarak bulunmuştur ( p<0,01). Ana öğünü atlayanlarda obezite oranı %48,4 iken ana öğünü atlamayanlarda obezite oranı %42,1'dir (p<0,05). Sigara kullanmayanlarda, anne sütü almayanlarda, ailesinde obez birey bulunanlarda obezite yüksek olup anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak danışanların dörtte biri hafif şişman, yaklaşık yarısı obezdir. Kadınlarda, evli olanlarda, fiziksel aktivite yapmayanlarda, yemeğini hızlı olarak yiyenlerde obezite oranı yüksektir. Eğitim düzeyi arttıkça obezite oranı azalmaktadır. Toplumu obeziteden korumak için yeterli ve dengeli beslenme, fiziksel aktivite gibi konularda eğitim ve hizmet sunumlarına öncelik verilmelidir.

Burçin Aygün Çevik
Fırat University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Elazığ ilinde sağlıklı hayat merkezlerine başvuran yetişkinlerde çocukluk çağı travmaları ile depresyon belirtileri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Çocukluk çağı travmatik yaşantıları ve depresyon, bireylerin sağlığını fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan olumsuz yönde etkileyen önemli halk sağlığı sorunlarındandır. Travmaya maruz kalmış çocukların ilerleyen yaşlarında depresyon gibi psikiyatrik sorunların görülmesi yönünden risk altında oldukları bilinmektedir. Bu çalışmada Elazığ ilinde bulunan sağlıklı hayat merkezlerine (SHM) başvuran yetişkinlerde çocukluk çağı travmaları ile depresyon belirtileri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırma Elazığ il merkezinde bulunan tüm Sağlıklı Hayat Merkez'lerine başvuran 18 yaş ve üzeri 370 kişiyle yapılmıştır. Araştırmada araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılmıştır. Anket uygulaması araştırmacılar tarafından yüz yüze görüşme ile yapılmıştır. Veriler istatistik paket programına kaydedilmiş, istatiksel analizlerde, Mann-Whitney U, Kruskal- Wallis, Spearman Korelasyon testleri kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalamaları 34.53±10.00 yıl olup, %57.8'i kadındır. Araştırmaya katılanların ÇÇTÖ toplam puan ortancası 34.00 (29.00-44.00), BDÖ puan ortancası ise 12.00 (6.00-21.00)'dır. Katılımcılar arasında çocukluk çağı travması görülme sıklığı %43.0, fiziksel istismar %33.2, duygusal istismar %34.9, cinsel istismar %11.9, fiziksel ihmal %47.3, duygusal ihmal %31.1 ve depresyon belirtileri görülme sıklığı ise %34.9'dur. Çalışmamızda katılımcıların çocukluk çağı travmaları ile depresyon düzeyleri arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur (p˂0.05). Sonuç olarak; araştırmaya katılanların yaklaşık yarısının çocukluk çağı travması yaşadığı ve üçte birinde depresyon belirtileri gözlendiği görülmüştür. Çocukluk çağı travması görülme oranı arttıkça depresyon belirtilerinin de arttığı bulunmuştur. Çocukluk çağı travmaları ve depresyona sebep olabilecek risk faktörleri değerlendirilip multidisipliner yaklaşımla koruyucu, tedavi ve rehabilite edici hizmetler planlanmalıdır. Anahtar sözcükler: Sağlıklı Hayat Merkezi, Çocukluk Çağı Travmaları, Depresyon.

DepresyonElazığSağlıklı yaşam+1
Sibel Erdem Direk
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık bilimleri fakültesindeki öğrencilerin ortorektik davranışlarının ve obezite önyargılarının incelenmesi

Kısıtlayıcı bir beslenmenin sonucunda ortaya çıkan sağlıklı beslenme takıntısı (ortoreksiya nevroza) ile aşırı beslenme sonucu oluşan obeziteye karşı önyargılar birer halk sağlığı sorunlarıdır. Bu araştırma Fırat Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi birinci ve üçüncü sınıf öğrencilerinde ortorektik davranışların ve obezite önyargısını etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırmada 640 öğrencinin 556'sına ulaşılarak gerçekleştirilmiştir. Veri toplama araçları olarak kişisel bilgi formu, ORTO-15 ölçeği, GAMS-27 obezite önyargı ölçeği kullanılmıştır. Veriler istatistik paket programına işlenerek, istatistiksel analizde Kolmogrov Smirnov, ortalama, standart sapma, Ki-kare, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis, Spearman korelasyon testleri yapılmıştır. Araştırma kapsamına alınan öğrencilerin %84.2'si kadın olup Beden Kitle İndeksi (BKI) ortalamaları 21.78±3.23 kg/m²'dir. Öğrencilerin %11.3'ünün ortorektik eğilimlerinin olduğu bulunmuştur. Erkeklerde ve beslenme ve diyetetik öğrencilerinde daha fazla ortorektik eğilimler saptanmıştır (p<0.05). Öğrencilerin %16.7'si obez bireylere karşı önyargısız, %61.0'ı önyargıya eğilimli ve %22.3'ü önyargılı bulunmuştur. Hemşirelik bölümü öğrencilerinde, fiziksel görünümünü kendi beyanlarına göre obez olarak belirtenlerde ve BKI sınıflandırmasına göre obezlerde diğer gruplara göre GAMS-27 obezite önyargı ölçeği puanları daha yüksek olup obez bireylere karşı daha fazla önyargıya eğilimli oldukları bulunmuştur (p<0.05). ORTO-15 toplam puanıyla ile her üç alt boyutta da anlamlı bir şekilde pozitif korelasyon bulunurken, GAMS-27 obezite önyargı ölçeğiyle anlamlı bir korelasyon saptanmamıştır. Sonuç olarak erkekler kadınlara göre daha fazla ortorektik eğilim göstermektedir. Öğrencilerde obeziteye karşı önyargı ve önyargıya eğilimli olma oranı yüksektir. Bu sonuçlar doğrultusunda geleceğin sağlık çalışanları adayları olan öğrencilerde ortorektik tutumlarının ve obezite önyargılarının azaltılmasına yönelik farkındalık ve bilinç düzeyini artıracak multidisipliner çalışmalar yürütülmelidir. Anahtar Kelimeler: Obezite Önyargısı, Ortorektik Davranışlar, Öğrenci

ObeziteOrtoreksiya nervozaSağlık eğitimi+2
Edanur Balalan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin acil durumlara ve afetlere hazırlıklarının değerlendirilmesi

Toplumun sağlığını büyük kitleler halinde ve olumsuz etkileyen, toplumun yaşam düzenini bozan afetler halk sağlığı açısından büyük öneme sahiptir. Türkiye başta deprem riski altında olan bir ülke olmak üzere, toprak kayması, seller gibi diğer birçok afette sık sık görülmektedir. Çalışmamızda ilimizdeki üniversite öğrencilerinin acil durumlara/afetlere bireysel hazırlık durumlarının ve bunları etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Analitik kesitsel tipteki bu araştırmanın evrenini; Fırat Üniversitesi'ne bağlı tüm fakültelerdeki lisans öğrencileri oluşturmaktadır. Tabakalı rastgele örnekleme yöntemi ile Fırat Üniversitesinde bulunan fakülteler sağlık, fen bilimleri, sosyal bilimler ve eğitim bilimleri olarak gruplandırılmış ve her gruptan rastgele bir fakülte cinsiyete ve sınıflara göre orantılı seçimle öğrencisi oranında 786 öğrenci örnekleme dahil edilmiştir. Veri toplama amacıyla araştırmacılar tarafından literatür taranarak geliştirilen anket formu ve Genel Afet Hazırlık İnanç Ölçeği kullanılmıştır. Anket uygulaması araştırmacılar tarafından yüz yüze görüşme ile yapılmıştır. Veriler istatistik paket programına kaydedilmiş, istatiksel analizlerde, Mann-Whitney U, Kruskal- Wallis, Ki kare testleri kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 21.17±2.88 yıl olup, %52.9'u erkektir. Öğrencilerin %78.9'u daha önce afet yaşamış olup öğrencilerin en fazla yaşadığı afet deprem (%76,6) olarak ifade edilmiştir. Kadın, ekonomik durumunu iyi/orta olarak algılayan, anne ve babası sağ olan, genel sağlık durumunu iyi olarak algılayan, okul başarısını iyi olarak algılayan, afet yaşayan, acil durum/afet çantası sahibi olan, yaşadığı yerde afet/acil durum planı olan, yaşadığı bölgenin afet riskini bilen, Kendini olası afetlere karşı hazırlıklı gören, afetle ilgili eğitim alan, afet eğitimi almak isteyen, afet tatbikatına katılan öğrencilerin genel ölçek puanları istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır. Sonuç olarak; afetlerde ilk saniyelerden başlayarak tüm bireyler kendisiyle baş başadır; kişinin afette hazırda olma durumu ve konuyla ilgili bilgisi afetin zararlı etkilerinden koruyacaktır. Afetlerden korunmada büyük öneme sahip olan afet eğitimleri, toplumun afetler, tehlikeler, riskler, güvenilir bilgi kaynakları, yaşanılan çevre ve bu çevredeki afetler, afet öncesi, sırası ve sonrasında yapılması gerekenler, afetlerde görev alan kurum ve kuruluşlar hakkında bilgi sahibi olmasını ve böylece afetlere karşı daha hazırlıklı olmalarını sağlar. Anahtar sözcükler: Afet, Acil durum, Afete bireysel hazırlık,Üniversite öğrencileri.

Şengül Azar
Fırat University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde akdeniz diyeti skoru ile bazı biyokimyasal parametreler ve depresyon belirtileri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Akdeniz diyeti hem fizyolojik hem de ilgi kaybı, değersizlik hissi, isteksizlik üzüntü, karamsarlık ile seyreden depresyon gibi ruhsal sağlık sorunları üzerine olumlu etki ile ilişkilendirilen yüksek miktarda bitkisel kaynaklı besin tüketiminin önerildiği bir beslenme modelidir. Bu çalışmada Elazığ ilinde Şehit Mehmet Aygün Sağlıklı Hayat Merkezi Sağlıklı Beslenme Danışmanlığı'na başvuran kişilerde Akdeniz diyetine uyum düzeylerinin belirlenmesi ve bunun bazı kan parametreleri, antropometrik ölçümler ve depresif belirti durumları ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Kesitsel ve tanımlayıcı tipteki bu çalışma Sağlıklı Beslenme Danışmanlığı Birimi'ne ilk kez başvuran ve çalışma kriterlerini karşılayan 19-65 yaş arası 270 yetişkin kişi üzerinde yapılmıştır. Araştırmada araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyo-demografik özellikler, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıklarının sorgulandığı anket formu, Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği (MEDAS) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılmış ve anket yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Veriler istatistik paket programına kaydedilerek istatistiksel analizlerde Ki-Kare, Fisher's Exact, Independent Sample T, Mann-Whitney U, Pearson ve Spearman Korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalamaları 35.50±11.20 yıl olup %86.7'si kadındır. Katılımcıların MEDAS puanı ortalaması 4.93±1.71, BDÖ puanı ortalaması 7.98±5.42'dır. Akdeniz diyetine yetersiz uyum gösterenlerin oranı %79.6, kabul edilebilir uyum gösterenlerin oranı %16.7, sıkı uyum gösterenlerin oranı %3.7'dir. Depresyon belirtisi görülme sıklığı %8.9'dur. Araştırma sonucu elde edilen verilerde Akdeniz diyetine uyum sıklığı 25-34 yaş grubunda, üniversite ve üzeri eğitim düzeyinde, gelir getirici işi olanlarda, sosyoekonomik durum algısı iyi olanlarda, düzenli fiziksel aktivite yapanlarda, sigara kullanmayanlarda, normal BKİ grubunda olanlarda anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Akdeniz diyetine uyumu olan bireylerin olmayanlara göre vücut ağırlığı, beden kütle indeksi, bel çevresi, vücut yağ oranı, vücut yağ kütlesi, kas ağırlığı, sıvı ağırlığı, bazal metabolizma hızı, açlık kan glukozu, total kolesterol, LDL kolesterol, trigliserid, ALT, insülin, HOMA-IR, HbA1c değerleri ve BDÖ puanı anlamlı olarak daha düşük iken HDL kolesterol değeri anlamlı olarak daha yüksektir (p<0.05). Akdeniz diyeti ile depresyon düzeyleri arasında negatif yönlü anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0.001). Sonuç olarak katılımcıların beşte biri Akdeniz diyetine uyum göstermekte olup yaklaşık on kişiden birinde de depresyon belirtileri görülmektedir. Akdeniz diyetine uyumun, yetişkinlerde antropometrik ölçümler, kan parametreleri ve depresif belirti gösterme durumu üzerinde olumlu etki gösterebildiği belirlenmiştir. Akdeniz tipi beslenme modelinin yararları konusunda farkındalık yaratmak ve bu beslenme modelinin toplum genelinde benimsenmesini sağlamak için toplumun bilgilendirilmesi sağlanmalıdır. Akdeniz diyetinin sağlık üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla tüm toplumu yansıtacak daha geniş çaplı araştırmalar yapılmalıdır.

Berivan Küçük
Fırat University · Institute of Health Sciences
2025
00

Other supervisors