Theses supervised by Prof. Dr. Ercan Eren

13 theses · Yıldız Technical University

Master'sOpen AccessTR

Din ve ekonomi; kuramsal bir yaklaşım

Dinin, bireylerin günlük ekonomik yaşantısı üzerindeki etkileri, din ve ekonomi arasındaki ilişkinin incelenmesinde önemli bir etken olmuştur. Hem din hem de ekonomi, toplumsal yaşamı oluşturan ve toplumda bireyin düşünce ve davranış kalıplarına yön veren dokular veya ortamlardır. Din; rekabetçi piyasada dini kurumlar ve din adamları tarafından üretilen, ona inanan cemaat üyeleri tarafından tüketilen farklılaşmış bir maldır. Din piyasası; dini grup ve cemaatlerin varlıklarını sürdürebilmesi için kaynak ve üye bulma mücadelesi verdikleri piyasalardır. Arz edenler, bunu gerçekleştirirken, dışsallık, bedavacılık gibi sorunlarla da başa çıkmak zorunda kalmaktadır. Dinin talep yönü; Beşeri Sermaye Teorisi, Rasyonel Seçim Teorisi ve Hane Halkı Üretim Modeli ile açıklanabilmektedir. Dini talep edenler, kulüp mallarını tüketmek ve üyeliklerini devam ettirmek için katı dinler ya da dini kulüpler tarafından uygulanan bazı maliyetleri, fedakarlık yaparak ve kendilerini bu uğurda kurban ederek ödemeye istekli olmak zorundadır. Bu gibi fedakarlık beklentileri, bedelsiz kullanıcıları azaltmada rol oynamaktadır. Çalışmanın amacı; din ve ekonomi arasındaki bu ilişkiyi, kuramsal bir yaklaşımla incelemektir. Çalışmanın ileri safhalarında Max Weber'in öncü olduğu araştırmalar ışığında, Batılı Hristiyan ülkelerin ekonomik açıdan ileri seviyelerde olması, çoğu Müslüman ülkelerin ise ekonomik gelişmelerde geri kalmasında ki dinin rolü incelenmiş, dini farklılığın bu sonuca ulaştıran tek etmen olmadığı kanısına varılmıştır.

DinDin-ekonomi ilişkisiEkonomi+1
Nagihan Gönül Akdoğan
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessEN

Uluslar arası para sisteminin reformu: Dünya merkez bankacılığı mı yoksa serbest bankacılık mı

Over the centuries we have not learned origins or symptoms of crises accurately. As a result of this, we have always had the crises and lastly the 2008 financial crisis (Great Recession). The Great Recession showed we have faulty economic theories and economic policies. Thus, we need theories that can detect the origins of any crises more accurately and then cancel them. Actually, we don't need economic models when crises have already arisen. Here we initially show the flaws of the current monetary system and then proposals to solve these flaws. In this case, we will introduce two type proposals. The first category of proposals is World Central Banking Models: proposals of J.M.Keynes (Bancor Plan), P.Davidson (International Monetary Clearing Union), J.Stiglitz and B.Greenwald (Global Greenback Plan), J.D'Arista (International Clearing Agency Plan), J.A.Ocampo (SDR-based Global Reserve System), P.Alessandrini and A.F.Presbitero (SDR-based International Monetary System). According to these writers the flaws of the current global reserve system are anti-Keynesian bias (deflationary bias), the Triffin Dilemma (the currency asymmetry problem) and the instability-inequality link.The second category is Free Banking Models: proposals of G.Selgin (Productivity Norm and Free Banking), F.Hayek (Denationalization of Money and Nominal GDP Targeting), L.von Mises(Gold Standard with Free Banking), and J.H.de Soto and M.Rothbard(Gold Standard with % 100 Reserves). These authors argue that any government intervention like regulations and bailouts in the production of money or any government based institutions like central banks or treasury cause instabilities (business cycles and thereby economic crises) in the free society. According to them we should create a world freed from governments. But they differ in three issues: the identity of the money issuer, the nature of the money substitutes, and the nature of the private property. These issues led them to propose different monetary reforms. Key Words: origins, the Great Recession, flaws of the current monetary system, proposals of World Central Banking and Free Banking Models

Banking systemIMFKeynesian economy+5
Nurbek Madmarov
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Ortak mallar ve küreselleşme

Elinor Ostrom'un 2009 yılında Nobel İktisat ödülünü almasına kadar geçen sürede yapılan akademik çalışmalar, ortak mallar trajedisine 2 çözüm yolu ile yaklaşmaktaydılar. Bunlardan ilki devlet teorisi olarak adlandırılan devlet müdahalesi, ikincisi ise firma teorisi olarak adlandırılan özelleştirmedir. Ostrom, 1991 yılında yayınlanan "Governing The Commons" yani "Ortakların Yönetimi" isimli kitabında bu iki görüşe birden karşı çıkmaktadır. Ostrom bu çalışmasında ortak havuz trajedisine konu olan kaynakların kendi kullanıcıları tarafından nasıl etkin bir biçimde yönetilebilineceğini açıklamaya çalışmıştır. Ostrom'a göre ortak mallar trajedisi, geleneksel yöntemlerden ziyade kullanıcıların kendi kurallarını belirlediği bir ekonomik yönetişim kavramı ile önlenebilmektedir. Çalışmada ifade edilen ekonomik yönetişim kavramıyla, bireyler hükümet müdahalesi ve özelleştirme olmadan kendi kuralları ile ortak malların kullanımından yararlanmakta ve ekonomik verimliliği arttırmaktadırlar. Ostrom'un Nobel İktisat ödülünü Oliver Williamson ile paylaşması ile İktisat bilimine yeni bir yaklaşım kazandırılmıştır. Ortak mallar konusuna geleneksel anlayıştan çok daha farklı bir şekilde yaklaşmaları, Nobel İktisat ödülünü almaları konusunda önemli rol oynadığı söylenebilir. Başlıca 2 ana bölümden oluşan bu çalışma, ortak mallar trajedisi ile ilgili teorik tartışmalar ve geliştirilen çözüm yöntemlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Birinci bölümde, kamusal mallar ve ortak mallarla ilgili temel kavramsal çerçeve ele alınmaktadır. Ayrıca küreselleşme ile ortaya çıkan küresel kamusal mallara ilişkin açıklama ve örneklerin incelenmesine de yer verilmiştir. İkinci bölüm ise ortak mallar trajedisini ve Elinor Ostrom'un bu alanda yapmış olduğu katkıların analizini içermektedir. Son olarak ortak mallarda ekonomik yönetişim kavramı, John E. Romer'in öncülüğünü yaptığı Kantçı yaklaşıma göre oyun teorik olarak kurgulanmış ve işbirliğinin ortak mallar içerisindeki önemi açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler : Ortak Mallar, Ortak Mallar Trajedisi, Ekonomik Yönetişim,Elinor Ostrom, Küreselleşme.

Kamu mallarıKüreselleşmeOrtak mallar+1
Berna Çetin
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

İktisatta zaman ve spekülasyon

Bu çalısmada zaman, spekülatif faaliyetlerin içerisinde üç farklı formda gözlemlenmektedir. lk zaman formuna göre, zaman iktisadi ajanlara bilgi saglayan bir varlıktır. Bu bakımdan zaman içerisinde eylem veya eylemsizlik arasında bilgi saglama açısından farklılık yoktur. kinci formda zaman içseldir ve iktisadi seçimlerin zamanlaması biyolojik, psikolojik, entellektüel faktörlerin yanı sıra, olası seçeneklerin tasıdıkları özelliklerine, sayılarına ve getirilerine baglıdır. Üçüncü ve son bakıs açısı zamanın bazı ajanlarca dinamik spekülatif faaliyetlerde veya ataklarda diger ajanların piyasa davranıslarını etkilemeye yönelik bir araç olarak kullanılan dıssal bir faktör oldugunu iddia eder. Zamanın üç ayrı biçimi hisse senedi piyasasına odaklı temsili spekülatörün davranıs modellemesinde kullanılmıstır. Modellemeye baslamadan önce spekülatif piyasaların yapısına iliskin yaygın finans literatürün iddiaları ve bunun aksi yönündeki bulgular incelenmistir. Ayrıca, MKB'yi de kapsayan uluslararası piyasalarda getirilerin hafıza yapısı ve getiri dagılımlarının normalligi analiz edilmistir. Elde edilen bulgular dogrultusunda basit spekülasyon modelleri kurulmustur. Bu modellerden ilki (beklentilere dayalı spekülasyon), fiyat beklentilerine ve piyasa getirilerinin uzun dönem hafızasına dayalıdır. Daha sonra model, temsili spekülatörün diger ajanlara karsı stratejik davranabilmesine izin verecek biçimde genisletilmistir. Modeller olusturulduktan sonra, beklentilere dayalı spekülasyon modelinin karlılıgı uluslararası hisse senedi piyasalarında test edilmistir. Dinamik spekülasyonun karlılıgı ise yapay piyasa ortamında test edilmis ve bu yöntemlerin anlamlı düzeyde asırı kazanç sagladıgı gözlenmistir. Yapay piyasanın daha gerçekçi hale getirilmesi için iki ayrı test yardımıyla sıradan yatırımcıların risk/getiri egilimleri ve finansal kararlarının zaman yapısı analiz edilmis, elde edilen sonuçlara dayalı olarak yapay piyasada spekülatör olmayan yatırımcıların davranısları modellenmistir. Son olarak, spekülatif davranısın fiyat istikrarı üzerindeki etkisi incelenmistir. Sonuçlarımıza göre, hisse senedi getirilerinin yüksek volatilite tasıdıgı dönemlerde piyasada sıradan yatırımcılar ve söylenti yatırımcılarının en etkin gruplar oldugu gözlenmistir. Anahtar Kelimeler: reel zaman, spekülasyon, uzun dönem hafıza, reaksiyon zamanı, yapay piyasa

Ekonomi teorileriFinans
Atahan Çelebi
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de ücret ? üretim ilişkisine doğrusal olmayan eşbütünleşme analizi ile yaklaşım

Ekonometrik modellerin temel amaçlarından biri olan doğru öngörülere ulaşmak ancak modelin doğru kurulması ile olabileceği için doğrusallık varsayımı ile kurulan modellerle istenilen amaca ulaşılamamış ve doğrusal olmayan modeller ve bunların katsayı tahminleri üzerine çalışmalar yapılmıştır. 20 yy'ın ilk yarısında doğrusal olmayan modellerin gerekliliği ve tahmini üzerine yapılan çalışmalar olmakla birlikte konjonktürel dalgalanmaların açıklanabilmesi ve finansal zaman serileri analizlerinin yapılabilmesi için doğrusal olmayan zaman serisi modelleri kullanılması gerekliliği net bir biçimde anlaşılmıştır. Bu noktada öne çıkan çalışmalar ise TAR (Threshold Autoregressive) ve STAR (Smooth Transition Autoregressive) modelleridir.Çalışma, sanayi üretim endeksi ile reel ücretler arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Bu değişkenlerin Türkiye'de dorusal olmayan bir yapı sergilediği varsayımından hareket edilerek analiz yapılma yoluna gidilmiştir. Bu varsayım doğrultusunda da teorilerin sınanması ve geliştirilmesinin ancak doğrusal olmayan modeller aracılığı ile mümkün olabileceği varsayılmaktadır.Bu yöntemler üç ana başlık altında incelenmiştir. İlk olarak tek değişkenli doğrusal olmayan zaman serileri modelleri hakkında bilgi verilmektedir. İkinci aşamada doğrusal olmayan zaman serilerinin durağanlık analizi ve doğrusal olmayan zaman serilerinde eşbütünleşme analizi ayrıntılı bir biçimde incelenmektedir. Bu kapsam doğrultusunda teorik açıklamalar yapıldıktan sonra uygulama kısmında ise literatür taraması ve incelenen değişkenler arasındaki ilişki geleneksel birim kök testlerinin yanı sıra TAR birim kök sınaması ve sonrasında TAR eşbütünleşme analizi ile test edilmiştir.

Doğrusal olmayan modellerTAR modeliÜretim
Elçin Aykaç Alp
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye`de bilgisayar endüstrisi

Yapı-Davranış-Performans ve SWOT analizi yaklaşımları kullanılarak Türkiye bilgisayar piyasasının rekabetçi yapısı incelenmiştir. Piyasadaki firmalar beş gruba ayrılmış, firmaların giriş-çıkış engelleri, stratejik davranış ve seçimleri ile çevreden gelen fırsat ve tehditler analiz edilmiştir. İnterpro'nun 1999 yılında yapmış olduğu çalışmada yer alan firmalardan 23'ünün cevap verdiği anket çalışmada kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Rekabet, Türkiye'de Bilgisayar Endüstrisi

Bilgisayar endüstrisiBilgisayar firmasıBilgisayar sektörü+2
Serkan Dilek
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Genel denge kuramı

BelirsizlikGenel denge kuramıSabit nokta teoremleri+1
Kaan İrfan Öğüt
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya Federasyonu'nda kayıt dışı ekonomi

Kayıt dışı ekonomi olgusu tüm dönemlerde sözü edilen bir konu olmasına rağmen 1970'li yıllarda sosyal refah devleti anlayışının sorgulanması ile beraber daha sık tartışılmaya başlandı. Sosyal refah devleti anlayışının gerektirdiği politikaların finanse edilmesi için artan vergiler ve vergi benzeri kesintiler iktisadi bireyleri gelirlerini saklamaya ve ya az göstermeye sevk etmekteydi. Tüm dünyada bu eğilimler sürerken 1990'lı yılların başında Sovyetler Birliğinin çözülmesi ile beraber eskiden planlı ekonomiye sahip olan bir çok ülke, bu bağlamda Rusya piyasa ekonomisine doğru yol aldı. Geçiş döneminin ilk yıllarında Rusya Federasyonu'nda kamu işletmelerinin büyük bir bölümü özelleştirme politikaları sonucunda özel sektöre devredilmişti. Fakat özel sektörün faaliyetlerini koordine edecek ekonomik ve yasal düzenlemelerin, kurumsal yapıların hazır olmayışı, bir çok iktisadi faaliyetin denetimden uzak kalmasına ve kayıt dışı olarak gerçekleşmesine zemin hazırlamaktaydı. Özelleştirme sürecinde optimal olmayan politikaların seçilmesi sonucunda kamu mülkiyetinin baskı gruplarının eline geçmesi ülkenin ekonomik yapısını tahrip eden ve piyasa ekonomisinin gelişimini engelleyen örgütsel suç gruplarını meydana gelmesine ortam yaratmaktaydı. Eski devlet işletmelerinin kapatılması veya kısa sayılabilecek bir dönemde özel sektöre devredilmesi milyonlarca insanın işini kaybetmesine neden olmuştu ve bireyleri formel olmayan ilişkiler sisteminde iş aramaya mecbur kılmaktaydı Bu çalışmada yukarıda sözünü ettiğimiz unsurlar çerçevesinde Rusya Federasyonu'nda 1990-2000'li yıllar boyunca kayıt dışı ekonomi olgusu incelenmiştir. Kayıt dışı ekonominin diğer ülkelerden farklı olan, Rusya'ya özgü ortaya çıkış biçimleri açıklanmaya çalışılmış, geçiş döneminde yaşanan bir takım ekonomik ve toplumsal değişmelerin kayıt dışı ekonominin yükselmesine olan etkileri araştırılmıştır. Yaptığımız analiz sonucunda, Rusya Federasyonu'nda kayıt dışı ekonominin hızlı yükselişinin geçiş döneminde meydana gelen bir şok olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Bununla beraber 1998 yılı sonrası ekonomide meydana gelen genel iyileşme eğilimine bağlı olarak kayıt dışı ekonominin de azalmaya, diğer bir deyişle 'normal' oranlara doğru gerilemeye başladığı sonucuna varılmıştır. vıı

EkonomiEkonomi politikalarıKayıt dışı ekonomi+1
Şehriyar Osmanov
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası ticaret ilişkilerine kompleks ağ yaklaşımı: Türkiye örneği

Kompleksite iktisadı çerçevesinde uluslararası ticarete ağ yaklaşımı, geleneksel iktisadın bu yüzeyselliğine karşı daha derin analiz yapabilme olanağı sağlayan alternatif bir analiz yöntemi teşkil etmektedir. Kompleksite teorisi çerçevesinde yapılan incelemeler kompleks sistemlerin oluşumlarından biri olarak kompleks ağları ortaya koymuştur. İktisat alanında finansal ve ticari ilişkileri kompleks ağ olarak inceleyen çalışmalar yapılmıştır. Bu doktora çalışmasında da uluslararası ticaret ağının kompleks ağ niteliği taşıdığı hipotezinden hareketle, ekonominin üretken reel kesimini oluşturan imalat sanayiinin temel alt dalları olan tüketim, ara ve yatırım malları sanayiileri için oluşturulan uluslararası ticaret ağlarına kompleks ağlara ilişkin sınamalar yapılmıştır. Bu alt dallar ilk olarak, bir ağın kompleksliğinin göstergesi olan kuvvet yasasına uygunluk açısından sınanmıştır. Sınama sonucunda tüketim ve yatırım malları ağlarının kuvvet yasası (Pareto) dağılımına uyduğu, ara malları ağının ise Pareto 2 dağılımına uyduğu gözlemlenmiştir. Bu dağılım, ülkelerin heterojenliğini ve ticari bağlantılarını oluştururken tercihli ilave ilkesine uygun davrandıklarını göstermesi açısından önemlidir. Çalışmada ayrıca kompleks ağların önemli topolojik özelliklerinden biri olan farklılık eğilimli (disassortative) yapı tespit edilmiştir. Merkez – çevre oluşumunun bir göstergesi olan bu yapı çerçevesinde, söz konusu alt sanayii dallarının uluslararası ticaret ağındaki merkez-çevre yapısı ve yıllar itibariyle bu yapının değişimi incelenmiştir. Analizde ayrıca bir merkezilik ölçüsü olarak w-HITS algoritması uygulanmıştır. Bu kapsamda Türkiye daha kompleks ürünler olan ara ve yatırım malları sanayii ticaret ağında ithal bağımlı bir görünüm sergilemektedir. Çalışmanın bulguları genel olarak uluslararası ticaret ağının kompleks ağ özelliği taşıdığını doğrulamıştır. Anahtar Kelimeler: Kompleks Sistemler, Kompleksite İktisadı, Kompleks Ağlar, Uluslararası Ticaret Ağları.

Ağ yönetim sistemleriAğlarEkonomik sistemler+4
Semanur Soyyiğit Kaya
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessEN

Agent-based computational economics and exchange rate modeling: A Turkish case

Mainstream economics based on dynamic stochastic equilibrium models has suffered from rigorous assumptions of rationality and homogeneity, and framework of representative agent ruling out interactions between agents. Starting from late 1990s, agent-based computational approach has become increasingly popular in social sciences, especially in financial economics, industrial organization, macroeconomics, political economy, and economic network formation. Finally, 2008 global financial crisis has caused mainstream to be argued and welcome agent-based approach loudly. This new premising approach enable researchers to construct artificial worlds where agents ranging from passive world features to active decision makers who have states and rules of behavior. In this artificial world openness to the interactions which occur between two agents or between an agent and its physical environment lead agents be adaptive (learning) and create a complex adaptive system. Having bottom-up approach, agent-based models (ABMs) offer many advantages for agent-based computational economics (ACE) researchers while it has some insufficiencies. One of field that gets benefit from ABMs is the exchange rate market. In this market heterogeneity is provided by two different forecasting rules: fundamentalists and chartists. In my study, I try to explain the main dynamics of the model and explain the agent-based approach with the help of the simulations performed. I finally compare the simulation outcomes with Turkish exchange rate market and interpret behavior of agents in Turkey.

Agent based modelingAgentsIntelligent agents+2
Emrah Keleş
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessEN

Agent-based computational economics and exchange rate modeling: A Turkish case

Mainstream economics based on dynamic stochastic equilibrium models has suffered from rigorous assumptions of rationality and homogeneity, and framework of representative agent ruling out interactions between agents. Starting from late 1990s, agent-based computational approach has become increasingly popular in social sciences, especially in financial economics, industrial organization, macroeconomics, political economy, and economic network formation. Finally, 2008 global financial crisis has caused mainstream to be argued and welcome agent-based approach loudly. This new premising approach enable researchers to construct artificial worlds where agents ranging from passive world features to active decision makers who have states and rules of behavior. In this artificial world openness to the interactions which occur between two agents or between an agent and its physical environment lead agents be adaptive (learning) and create a complex adaptive system. Having bottom-up approach, agent-based models (ABMs) offer many advantages for agent-based computational economics (ACE) researchers while it has some insufficiencies. One of field that gets benefit from ABMs is the exchange rate market. In this market heterogeneity is provided by two different forecasting rules: fundamentalists and chartists. In my study, I try to explain the main dynamics of the model and explain the agent-based approach with the help of the simulations performed. I finally compare the simulation outcomes with Turkish exchange rate market and interpret behavior of agents in Turkey.

Agent based modelingAgentsIntelligent agents+2
Emrah Keleş
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessEN

Agent-based computational economics and exchange rate modeling: A Turkish case

Mainstream economics based on dynamic stochastic equilibrium models has suffered from rigorous assumptions of rationality and homogeneity, and framework of representative agent ruling out interactions between agents. Starting from late 1990s, agent-based computational approach has become increasingly popular in social sciences, especially in financial economics, industrial organization, macroeconomics, political economy, and economic network formation. Finally, 2008 global financial crisis has caused mainstream to be argued and welcome agent-based approach loudly. This new premising approach enable researchers to construct artificial worlds where agents ranging from passive world features to active decision makers who have states and rules of behavior. In this artificial world openness to the interactions which occur between two agents or between an agent and its physical environment lead agents be adaptive (learning) and create a complex adaptive system. Having bottom-up approach, agent-based models (ABMs) offer many advantages for agent-based computational economics (ACE) researchers while it has some insufficiencies. One of field that gets benefit from ABMs is the exchange rate market. In this market heterogeneity is provided by two different forecasting rules: fundamentalists and chartists. In my study, I try to explain the main dynamics of the model and explain the agent-based approach with the help of the simulations performed. I finally compare the simulation outcomes with Turkish exchange rate market and interpret behavior of agents in Turkey.

Agent based modelingAgentsIntelligent agents+2
Emrah Keleş
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Thorstein Veblen'in kriz kuramı ve 2008 krizi

Kurumsal İktisat'ın kurucusu Thorstein Veblen, iktisat bilimini bir toplum bilimi olarak görmüş ve antropoloji, sosyoloji, psikoloji vb. bilimlerle bağlantılarını kurmaya çalışmıştır. Klasik İktisat'ın basitleştirici ön kabullerinin aksine iktisat bilimini evrimsel bir anlayış ile ele almıştır, rasyonel birey düşüncesini reddederek, iktisadi ajanların kurumlar, içgüdüler ve çevrelerinin etkisiyle kararlarını aldığını düşünmüştür. Yaşadığı dönemde teknolojinin büyük gelişimini gözlemleme fırsatı bulmuş, finansal sektörün parasal değer olarak reel sektör faaliyetlerini geride bıraktığını, üretim anlayışının kâr odaklı bir hâl aldığını, firma sahiplerinin karlarını artırma adına yasal ama etik olmayan sabotaj faaliyetlerine giriştiğini düşünmüştür. Yatırım bankalarının arz ettiği kredilerin artan hacminin, oligopol piyasa yapısının ortaya çıkmasına neden olduğunu düşünmüş ve krediler temelli bir kriz teorisi oluşturmuştur. 2008 Finansal Krizi'nin başta ABD olmak üzere tüm dünyaya olumsuz etkileri olmuş, krize neden faktörler ve çözüm önerileri aranmaya başlanmıştır. Minsky'nin geliştirdiği Finansal İstikrarsızlık Hipotezi ve Veblen'in krediler temelli ekonomik krizlere dair düşünceleri, Veblen-Minsky Konjonktür Teorisi adıyla kavramsallaştırılmıştır. Teorinin temeli, gelir eşitsizliğinde artışın, kredi talebinde artışa yol açması ve borçla finanse edilen tüketim harcamalarının ekonomik kırılganlıklara yol açtığı düşüncesine dayanmaktadır. Veblen-Minsky Konjonktür Teorileri, makroekonomik bazlı ekonomide stok ve akımların birbirlerine entegre edildiği ve bunların değişimlerinin dönemsel olarak izlendiği Stok Akım Tutarlı Modelleri'yle analiz edilebilmektedir. Bu çalışmada Veblen-Minsky Konjonktür Teorilerini, 2008 Finansal Kriz'i temelinde analiz etmek adına Finansal İstikrarsızlık Hipotezi ve Veblenyen tüketim dinamiklerinin birleştirildiği modelde gelirleri azalan hanehalkının mevcut tüketim kalıplarını değiştirmemek adına tüketici kredileri taleplerini artırmasının bireysel servetlerine olan etkisinin yanı sıra ekonominin geneline olan etkisi incelenmektedir. Model sonuçları, hanehalkları arasında görülen gelir eşitsizliğinin ekonomik istikrar üzerinde bozucu etkilere yol açtığını ayrıca öykünme güdüsü ile yapılan tüketimin toplam harcamaları artırmasının yanı sıra gayri safi yurtiçi hasılayı azalttığını göstermiştir. Stok Akım Tutarlı Modeli'nin sonuçları ve 2008 Finansal Kriz öncesi durum ele alındığında, deregülasyon politikalarının, hanehalkının ödeme gücü dikkate alınmadan arz edilen kredilerin ve öykünme güdüsüyle yapılan tüketim harcamalarının krizlere yol açan faktörler olduğu sonucuna varılmıştır.

EkonomiEkonomi politikalarıEkonomik kriz 2008+7
Volkan Kaymaz
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Other supervisors