Theses supervised by Prof. Dr. Erkan Göksu
13 theses · Dokuz Eylül University, Akdeniz University
Delhi Türk Sultanlığı kuruluş dönemi (1206-1320)
Delhi Sultanlığı, çekirdek toprakları günümüzde Afganistan sınırları içerisinde yer alan ve XII. yüzyılda kısa bir süre imparatorluk mahiyetini kazanan Gûr Devleti'nin içinden neşet ederek Kuzey Hindistan ve Bengal'de kurulmuştur. Coğrafya, savaş ve yaşam pratikleri ve inanç bakımından birbirinin tamamen zıttı gibi görünen örgütlenmelerin çarpışması sonucu gerçekleşen bu süreç Güney Asya'nın kalıcı olarak Müslümanlaşmasını sağlamıştır. Bu süreçteki en önemli politik teşvik ve faktör Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun zayıflamasının ardından Gûrluların, Harezmşahlarla girdiği rekabettir. Gûrlu çekirdek topraklarının iklim, coğrafya ve insan kaynağı bakımından büyük dezavantajlara sahip olması bu rekabette ordularını Hindistan'ın kuzeyine yönlendirmesine neden olmuştur. Paleoklimatoloji çalışmaları da dahil olmak üzere aksini iddia eden birçok teori bulunsa da iklimin bu süreçteki rolü teşvik edici olmaktan uzaktır. Müdafi Hint devletlerinin X. – XIII. yüzyıllardaki idari, toplumsal ve dini yapısının bu fetihleri hızlandırdığına yönelik iddialar ise karşılaştırmalı kendine has problemleri bulunan ana kaynaklar üzerinden yapılan karşılaştırmalı değerlendirmelerle anlamsızlaşmaktadır. Gûrlu askeri unsurlarının organizasyon, insan kaynağı ve savaş teknolojisi bakımından daha kısıtlı imkânlara sahip Hint devletlerine olan üstünlüğü, Hindistan tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilen Delhi Sultanlığı'nın kuruluşundaki en önemli faktör olarak öne çıkmaktadır. Sefer vev muharebelerde başta Kutbüddin Aybeg olmak üzere gulâm sistemi içerisinde yetişmiş ehil kumandanlar, bozkır savaş kültürünün taşıyıcısı olan zırhlı süvari birliklerini, savaş filleri ve okçu piyadelerden müteşekkil Hint ordularına karşı etkin bir şekilde yönetmişlerdir. Kale fetihleri ve savunmalarındaki tecrübeleri ise başarıyı getiren bir diğer önemli unsur olmuştur.
Dîvânu Lugâti't-Türk'e göre Türklerde ordu (Savaş, at ve teçhizat)
Dîvânu Lugâti't-Türk 11. yy. da Kâşgarlı Mahmud tarafından yazılmıştır. Yaptığım bu çalışmanın amacı, o dönemin Türk Savaş Sanatını bu eserden hareketle incelemektir. O yüzyıllarda, Türkler için çok önemli olan ve çeşitli amaçlar için kullanılan at, savaş araç-gereçleri, kullanılan savaş taktikleri ve orduları üzerine bir araştırma yaptım ve bunu da Dîvânu Lugâti't-Türk'e dayandırdım. Bilhassa İslami döneme ait adabü'l-harb (savaş adabı, strateji, taktik) kitapları, furûsiyye (atçılık, atlı savaşçılık) ve ilmü'n-nüşşâb (okçuluk) kitapları askeri tarihe ışık tutuyor. Fakat Dîvânu Lugâti't-Türk yazıldığı dönem içerisinde her alanda Türk tarihine ışık tutan bir eser niteliğindedir. Araplara Türkçe öğretmek için yazılmış sözlük mahiyetinde olan bu eser, içerisindeki kelimeler, atasözleri ve şiirlerle o dönemi bize ayna misali yansıtır. Çalışmamın ilk bölümünde Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugâti't-Türk' bahsedeceğim. İkinci bölümde ise kısaca 11. yy. Türk devletlerinden, Türklerin savaş taktiğinden ve ordu yapısından bahsedeceğim. Üçüncü bölümde at türleri, atın kullanıldığı alanlara ve at bakımına değineceğim. Dördüncü bölümde ise Türk ordusunda kullanılan silah çeşitlerinden bahsedeceğim. Tabi ki tüm bunları Dîvânu Lugâti't-Türk ışığında inceleyeceğim. Son olarak çalışmamı ulaştığım sonuçlarla ve kaynakçayla bitireceğim. Anahtar Kelimeler: Dîvânu Lugâti't-Türk, Kâşgarlı Mahmud, Türk Savaş Sanatı.
Fas'ta İslâm'ın yayılışı ve ilk İslâm eğitim-öğretim kurumları
Mağrib ülkelerinden bugünkü resmî adı el-Memleketü'l-Mağribiyye olan Fas'ın, ilk sakinleri hakkında hemen hiçbir şey bilinmemektedir. Bu nedenle Masmûde, Zenâte ve Sanhâce adlı üç büyük Berberî kabile Fas'ın yerlileri olarak kabul edilmektedir. Fenike, Roma ve Bizans tarafından kolonilerin kurulduğu bu ilgi odağı topraklar Târık b. Ziyâd döneminde Berberî kabilelerin İslâm'ı kabulleriyle Müslümanların eline geçmiştir. İslâm hâkimiyetinden sonra ise Fas'a sırasıyla; İdrîsîler, Zenâteler, Murâbıtlar, Muvahhidler, Merînîler, Vattâsîler, Sa'dîler ve daha sonra günümüze kadar gelen Filâlîler hükmetmişlerdir. UNESCO ve Guinness Dünya Rekorları gibi bazı kaynaklar tarafından dünyanın en eski üniversitesi veya sürekli olarak faaliyet gösteren en eski yükseköğrenim kurumu olarak gösterilen El-Karaviyyin Camii, Fatıma el-Fihri adında genç bir kadın tarafından 9. yüzyılın ortalarında 859 yılında Fas'ın Fez şehrinde kurulmuştur. Camii ilk olarak Fatıma el-Fihri adını taşımış olsa da Zenâteler döneminden sonra kasaba halkının merkezi camisi anlamına gelen Karaviyyin ismiyle anılmaya başlanmıştır. Naklî ilimlerin yanında aklî ilimlerinde tedris edildiği Karaviyyin Camii, İbn Haldûn, İbn el-Arabî gibi bilim adamlarının yanı sıra Maymonides, Leo Africanus ve Aurillac Gerbert gibi bilim adamları da yetiştirmiştir. Fakat sonraki yıllarda savaş ve afet gibi nedenlerden ötürü eğitim-öğretimin kalitesi düşmüş ve 1912'de Fransız sömürgesi altındayken de sadece din ilimlerinin okutulduğu bir kurum haline gelmiştir. 1931 ve 1933'te Filâlî sultanı V. Muhammed döneminde ilk, orta ve yükseköğretim şeklinde eğitim-öğretim müfredatı yeniden düzenlenen Karaviyyin Camii, 1963'te modern Fas Devlet üniversiteleri arasında kendisine yer edinmiş ve 1965'te de Karaviyyin Üniversitesi olarak yeniden isimlendirilmiştir.
Akdenı̇z Ünı̇versı̇tesı̇ hastanesı̇ acı̇l servı̇sı̇nde gı̇rı̇şı̇msel sedasyon ve analjezı̇ uygulanan pedı̇atrı̇k hastaların retrospektı̇f analı̇zı̇
Bu çalışmanın amacı; acil servise GSA ihtiyacı doğuran nedenlerle başvuran (cilt kesileri, apse drenajı, kırık, çıkıklar vs.) çocuk hasta popülasyonunda, ketaminin sedasyondaki başarısını, olası yan etkilerini, komplikasyonlarını ve hastaların sedasyon sonrası hastanede kalış süresini incelemek, sedasyon sırasında ETCO2 ölçümüne dayanan dalga formlu kapnografi cihazı ile sedasyonun korkulan komplikasyonlarından olan solunum depresyonu riskini incelemek ve sedasyon sırasında ventilasyonu değerlendirmektir. Bu çalışmaya 21.06.2021-17.09.2021 tarihleri arasında girişimsel sedasyon ve analjezi uygulanan 60 çocuk hasta dahil edildi. Çalışma katılımcılarının yaş ortalaması 3.5±1 yıl, popülasyonun 46'sı (%76,7) erkek ve 14'ü (%23,3) kadın idi. Hastaların ağırlık ortalamaları 16±5 idi. Hastaların %93,3'ünde (n=56) alerji hikayesi yok iken, 4 hastada (%6,7) alerji öyküsü mevcut idi. Tüm vakalarda kılavuzların önerdiği katı ve partikülsüz içecek zamanlamasına uyulduğu tespit edildi. Destek oksijen tedavisi 19 (%31,7) hasta alırken, 41 hastaya (%68,3) destek oksijen tedavisi verilmesi gerekmedi. Hastaların 59 (%98,3)'u ASA 1 ve 1 hasta (%1,7) ASA 2 olarak sınıflandı. Tüm hastalarda ilk olarak damar yolunun açıldığı tespit edildi. Hastaların 10'una (%16,7) ilave doz ilaç vermek gerekmemiş ve 50 hastada (%83,3) ilave doz ketamin uygulamak gerekmiş. Hastaların işlem öncesi vital bulguları kaydedildi. Bu çalışmaya dahil edilen tüm çocuk hastalarda sedasyon ve analjezi uygulamasında ketamin uygulandı. Uygulanan ketamin için ortalama doz 26.5±10 mg, ortanca değer 25 olarak tespit edildi. Girişim öncesi, girişim esnasında ve girişim sonrasındaki tüm değerlendirmelerde ritim düzenli olarak tespit edildi. Çalışmanın sonucunda toplam 10 hastada ajitasyon, 7 hastada hıçkırık, 6 hastada kas seğirmeleri, 4 hastada hafif, 1 hastada orta derecede toplam 5 hastada sekresyon artışı, 2 hastada bulantı, 2 hastada kusma, 1 hastada nistagmus, 1 hastada geçici apne ve oksijen satürasyonunda düşme, 1 hastada fiziksel ve sözel stimülasyon gerekliliği olmuştur. Hiçbir hastada ileri hava yolu müdahalesi gerektirecek durum yaşanmamış ve hastalar güvenle taburcu edilmiştir. Ketamin reseptör çeşitliliğin vücutta yaygın olarak bulunması nedenli ortaya çıkan yan etkilerin çoğunun ciddiyet arz etmediği anlaşılmış ve yan etkilerin kendiliğinden gerilediği görülmüştür. Ketamin reseptörlerinin solunum merkezinde olmaması veya çok az olması nedenli solunum depresan etkisi yok denecek kadar azdır fakat olan vakalar da bildirilmiştir.
Acil serviste pulmoner emboli ön tanısı ile bilgisayarlı anjiografi istenen hastaların retrospektif değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Pulmoner tromboemboli (PTE), miyokard enfarktüsü ve inmeden sonra dünya genelinde kardiyovasküler ölümlerin en yaygın üçüncü nedenidir. Acil servise nefes darlığı, göğüs ağrısı, takipne ve senkop gibi semptomlar ile başvuran hastalarda, pulmoner emboli hayatı tehdit eden ve tanı konmazsa mortaliteyi artıran nedenlerden biridir. Bizim çalışmamızda PTE tetkik süreçlerini standardize etmek, doğru tetkik isteme farkındalığını artırmak amacıyla, Haziran 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servise başvuran ve PTE ön tanısı ile bilgisayarlı tomografi tetkiki istenen hastalarda, tetkik öncesinde doldurulması istenen bir form düzenlenmiştir. Bu çalışmada bu formlarda toplanan verilerin geriye dönük olarak değerlendirilmesi yapılmıştır. Materyal ve Metod: Haziran 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil servisine başvuran ve başvuru yakınması ile ilişkili ön tanıda PTE düşünülen ve bu nedenle bilgisayarlı anjiografi tetkiki yapılan hastalar dahil edildi. acil servise başvuran ve PTE ön tanısı ile bilgisayarlı tomografi tetkiki istenen hastalarda, tetkik öncesinde doldurulması istenen formlar geriye dönük olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 352 hastanın yaş ortalaması 55±17 yıl, 189'u (%53.7) kadın, 163'ü (%46.3) erkek idi. 352 hastaya acil serviste bilgisayarlı pulmoner anjiografi tomografisi çekildi ve çalışmamızda pulmoner tromboemboli prevelansı %11,4 (40 hasta) olarak bulundu. Hastalar PERC değerlendirildiğinde 327 (%92.9) hastada pozitif ve 25 (%7.1) hastada negatif olarak tespit edildi. PERC açısından negatif olan hastalarda PBTA'da PTE tespit edilmedi. Hastaların Wells Algoritmaları değerlendirildiğinde 149 (% 42.3) hasta düşük risk, 180 (%51.1) hasta orta risk ve 23 (%6.5) hasta yüksek risk olarak değerlendirildi. Hastaların risk skorlamasına göre PTE sayıları düşük risk grubunda %4, orta risk grubunda %15, yüksek risk grubunda ise %30.4 olarak bulundu. Hastaların YEARS Algoritması açısından değerlendirmesinde 224 (%74.7) hastada PTE dışlanamazken, 76 (%25.3) hastada dışlanabileceği şeklinde değerlendirilmiştir. YEARS algoritmasına göre PTE dışlanan 76 hastanın 2'sinde PTE tespt edildi, PTE dışlanamayan 224 hastanın 31'inde PTE tespit edildi Sonuç: Pulmoner tromboemboli tanısı koymak için spesifik bir test yoktur. Yapılan çalışmalarda PERC, Wells skoru, d-dimer ve YEARS skorları kullanılarak PTE tanısını konusunda bize yardımcı olmaktadır. PBTA kullanımı ise tanıyı doğrulamıza yardımcı olur. Literatürdeki çalışmalar ve bizim çalışmamızdaki sonuçlar değerlendirildiğinde PERC negatif hastaların PTE açısıdan güvenle dışlanabileceğini göstermiştir. Wells ve YEARS gibi skorlama sistemleri ise PTE açısından risk sınıflaması oluşturmak ve tanı koyma sürecinde güvenli şekilde kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Pulmoner tromboemboli, D-dimer, PERC, Wells skoru, YEARS skoru, Pulmoner Bilgisayarlı Anjiografi
Ege Adaları'nda hâkimiyet mücadelesi ( Bizanslılar, Venedikliler, Türkler)
Ege adaları sosyo-ekonomik ve siyasi açıdan tarihin her döneminde büyük bir öneme sahip olmuştur. Orta Çağ'da da Akdeniz'de sıçrama tahtası olan Ege adaları ilk olarak Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğu'nun, daha sonra başta Venedik olmak üzere İtalyan devletlerinin ve Türkmen Beyliklerinin dikkatini çekmiştir. Hatta Müslümanlığın yayılması sırasında Araplar Ege adalarını ele geçirip VIII.yüzyılda Bizans'ın başkenti Konstantinopolis (İstanbul)'e kadar ilerlemiştir. Bizans, Girit ve Rodos gibi önemli Ege adalarını Araplar'a kaptırsa da daha sonra buraları geri almıştır. Fakat IV. Haçlı Seferi'nden sonra Bizans en önemli Ege adalarını önce Venedik'e sonra da Ceneviz'e vermek zorunda kalmıştır. XIV.yüzyılda Ege adalarında Venedik'i en çok rahatsızlığa uğratan Gazi Umur Paşa liderliğinde Aydınoğulları ve Menteşeoğulları olmuştur. XV. yüzyılda ise Ege adalarının çoğunluğu bir başka Türk Devleti olan Osmanlı Devleti'nin eline geçmiştir. Anahtar Sözcükler: Orta Çağ, Türkmen Beylikleri, Venedik, Ceneviz, Bizans, İtalyan Devletleri, Osmanlı, Adalar, Ege Adaları, Akdeniz, Araplar, Girit, Rodos, Gazi Umur Paşa, Menteşeoğulları, Aydınoğulları.
Entübasyon esnasında farklı havayolu cihazlarının ön kesici dişlere yaptığı kuvvetin değerlendirilmesi
Kritik hastaların Acil Servis'te entübasyonu esnasında yumuşak doku ve dental travma görülebilir. Videolaringoskopların havayolu yönetimi esnasında daha az havayolu travması yarattığı farz edilir. Bu maket çalışmasının amacı farklı laringoskoplar ile maksiller kesici dişlere entübasyon esnasında uygulanan kuvvetlerin karşılaştırılmasıdır. Farklı mezuniyet sonrası yıldan 45 araştırma görevlisi, üç farklı laringoskop türü ve 6 farklı bıçak ile normal ve zor (boynu sabitlenmiş) havayolu senaryosunda orotrakeal entübasyon uyguladılar. Cihazlar her bir katılımcı için randomize edildi. Maksiller kesici dişlere uygulanan kuvvet artan sıklıkla McGrath MAC #3 ve X bıçak, takiben, Glidescope and CMAC-d ve maksiller dişlere en fazla kuvvet uygulanması CMAC ve Macintosh laringoskop fazla idi. Bu çalışmanın sonuçları göstermektedir ki, laringoskop bıçağının şekli daha az oranda da video özelliği ön kesici dişlere uygulanan basıyı belirlemektedir.
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi acil servisinde orotrakeal entübasyon uygulanan hastaların retrospektif analizi
Amaç: Bu retrospektif çalışma, bir yıllık dönem içerisinde acil serviste entübe edilen hastaların demografik özelliklerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Materyal ve Metod: Bu retrospektif çalışmada entübasyon endikasyonu, hastaların entübasyon öncesi hemodinamik profilleri, preoksijenizasyon yöntemi, premedikasyon, indüksiyon ve paralizi için kullanılan ilaçlar, laringoskopi tipi, hastanın entübasyon entübasyon sırasındaki pozisyonu, Cormack-Lehane sınıflaması, entübasyon girişim sayısı, işleme bağlı komplikasyonlar ve hastanın entübasyon sonrası prognozu toplandı. Sonuçlar: Toplam 195 hasta dahil edildi. Popülasyonun ortalama yaşı 63±20 idi ve hastaların %61,9'u erkekti. En yaygın üç entübasyon endikasyonu solunum yetmezliği, kafa travması ve kardiyak arrestti. Popülasyonun %58'i entübasyon öncesi hemodinamik olarak stabildi. BVM preoksijenizasyon için seçilen havayolu cihazıydı. Fentanil premedikasyon ajanı, ketamin ve midazolam indüksiyon ajanı, nöromuskuler bloke edici ajan ise roküronyumdu. Çalışma popülasyonunun %87,6'sı CL I veya II idi. İlk girişim için başlangıç seçimi %68 ile bir videolaringoskoptu. Hastaların %72,8'i ilk girişim sırasında entübe edildi. 195 hastanın 113'ünde entübasyon prosedürleri komplikasyonsuz tamamlandı ve çalışma popülasyonunun %91'i hastanemizde tedavi edildi. Tartışma: Çalışmamıza göre acil servisteki acil entübasyon önceki çalışmalarla kıyaslandığında yüksek ve artan bir başarı oranına sahiptir. Entübasyon ilk geçiş başarısını arttırmak ve komplikasyonları azaltmak için daha fazla çalışma gereklidir.
Yetişkin temel yaşam desteği (tyd) simülasyon modelinde 30:2 uygulaması ile sadece göğüs basısı uygulamanın, kardiyopulmoner resüsitasyon (kpr) kalite parametrelerine kısa ve uzun dönem etkilerinin akıllı telefon programı ile değerlendirilmesi
Bu randomize kontrollü çalışmanın amacı cep telefonu KPR programının halk kurtarıcıları üzerindeki sadece bası ile KPR performansına olan kısa ve uzun dönem etkilerini incelemektir. Çalışmada Resusci Anne maketi (Laerdal Medical, Stavanger, Norway) kullanılmıştır. Üç senaryo [ program açık telefonla KPR (senaryo-a), program kapalı telefonla KPR (senaryo-b) ve sadece elle KPR (senaryo-c) randomize şekilde bütün katılımcılara uygulanmıştır. Bütün katılımcılar her bir senaryoda iki dakika boyunca TYD uygulamışlardır. Her bir senaryo için göğüs basısı hızı, ortalama bası derinliği ve göğüsün geri gevşeme verileri kaydedilmiştir. Yüzotuzyedi birinci sınıf paramedik okulu öğrencisi bu çalışmaya katılmıştır. Ortalama göğüs basısı hızı senaryo a, b ve c'de sırasıyla 108±5.9, 112±9.2 ve 112±9.5 idi. Senaryo b ve c ile karşılaştırıldığında telefon program açık halde yapılan (senaryo-a) KPR'de bası hızı anlamlı olarak farklı bulundu (p<0.001). Üç ay sonraki KPR göğüs basısı hızı senaryo-a'da diğerlerine göre istatistiksel anlamlı bulundu. Hiçbir senaryoda kısa ve uzun dönemde ortalama göğüs basısı derinliği istatistiksel anlamlı değildi. Başlangıç ve üç ay sonraki bası derinlikleri karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı idi. İstatistiksel farklılıkların klinik değerleri sorgulanabilir olsa da akıllı cihaz uygulamaları halk kurtarıcılarının KPR'sinde rol oynayabilir.
Perientübasyon ETCO2 değerinin serebral oksimetre üzerine etkisi
Perientübasyon ETCO2 Değerinin Serebral Oksimetre Üzerine Etkisi Hızlı ardışık entübasyon (HAE), daha az invaziv yöntemlerle oksijenizasyonunu ve ventilasyonunu sağlayamayan hastalarda standart havayolu yöntemidir. HAE protokolünün tüm basamakları doğru uygulansa da hastanın klinik durumu nedeniyle zararlı hemodinamik yan etkileri olabilir. Serebral oksimetre FDA tarafından onaylanan, non-invaziv yakın kızıl ötesi spektrofotometri cihazıdır ve beynin yüzeyel kısımlarından bölgesel serebral oksijen saturasyonun (rSO2) ölçer. End-tidal karbondioksit (ETCO2) acil serviste sıklıkla ölçülür. ETCO2 bakım sağlayıcılara endotrakeal tüp pozisyonu, resüsitasyon kalitesi ve asit-baz durumu hakkında bilgiler verir. Bu çalışmanın amacı peri-entübasyon hemodinamik kompramizasyon gelişmesini etkileyen faktörler ve ETCO2, peri entübasyon hemodinamik kompramizasyon ve serebral oksimetre arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Materyal ve Metod Bu prospektif gözlemsel çalışmaya, 18 yaşın üzerinde ve primer hekimi tarafından entübasyon kararı alınan hastalar dahil edildi. rSO2 ve ETCO2 ölçümleri sürekli olacak şekilde uygulandı. Kan basınçları hemen entübasyon öncesinde, hemen entübasyon sonrasında ve daha sonra her 10 dakikada bir olacak şekilde 3 kez tekrarlandı. 30 dakika sonra ETCO2 ve rSO2 kayıtları hasta için sonlandırıldı. Serebral oksimetre değerlerinde ≥%25 ölçümü serebral hipoperfüzyon olarak kabul edildi. Sonuçlar Bu çalışmaya 76 hastanın verileri dahil edildi. Hasta popülasyonunun ortalama yaşı 65.5±19.8 idi. Hasta popülasyonunun entübasyonu %12 hastada travma ve %88 hastada medikal nedenli idi. Ortalama ve ortanca rSO2 değerleri sırasıyla 60.1±20 ve 63 (IQR 51-72.5) idi. Hastaların önemli bir grubunda entübasyon sonrası hemodinamik kompromizasyon gelişti (%46.7). Entübasyon öncesi sistolik ve gerekse de diyastolik kan basıncı, hemen entübasyon sonrası, 10., 20. veya 30. dakikalardan istatistiksel anlamlı olarak yüksek tespit edildi. Serebral oksimetre ölçümlerinde %13 hastada ≥%25 azalma tespit edildi ve peri-entübasyon hemodinamik instabilite ile serebral oksimetre arasında zayıf ve negatif bir korelasyon tespit edildi ve tekrar ETCO2 ve rSO2 arasında [r=0.30 (p=0.06)] zayıf korelasyon tespit edildi. Sonuç Her ne kadar hemodinamik kompramizasyon görece sık görülse de, bu durum serebral oksijenizasyonla etkileşmemektedir. Anahtar Kelimeler: Kapnometri, Serebral Kan Akımı, Hemodinamik İnstabilite, Hızlı Ardışık Entübasyon, Serebral Oksimetre
Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda rüya motifi
Osmanlı kroniklerinde yer alan rüya motifi ile ilgili bilgilerin karşılaştırmalı bir şekilde incelenerek, Osmanlı Devleti'nin kuruluş sürecindeki egemenlik, meşruiyet söylemleri ve mücadelesi çerçevesinde değerlendirilmesi bu çalışmanın temel amacıdır. Rüya, sadece psikolojik anlamı ve işlevi olan bir kavram değil, aynı zamanda tarih yazımında da çeşitli amaçlarla işlenen önemli bir motiftir. Osmanlı Devleti'nin oldukça problemli ve karmaşık bir dönemi olan kuruluş süreci hakkında yapılan önemli çalışmalarla beraber, rüya motifinin de bu problemli çerçevede önemli bir yer işgal ettiğini belirtmek gerekir. Türk ve İslam tarihi kaynaklarında meşruiyet amaçlı kullanılan rüya motifinin, bahsi geçen dönemin Osmanlı kroniklerinde de benzer bir işlev gördüğü söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Kuruluş, Meşruiyet, Osmanlı, Osman Bey, Rüya.
Geçici iskemik atak olgularında difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntülemenin inmeyi öngörmede risk skorlarına ilave katkısı
Bu retrospektif çalışmanın amacı Acil Servis'e GİA düşündüren bulgularla başvuran hastalarda ABCD ABCD2 ABCDI skorlarının 2., 7. ve 30. günlerdeki prediktif değerinin validasyonu ve bu skorların difüzyon-ağırlıklı MRG ile inme arasındaki ilişkiyi göstermektir. Uygun olan 54 hastanın ortalama yaşı 60.2±18'di ve çalışma popülasyonunun 26'sı (%48.1) erkekti. SVO insidansı 7. ve 30. günlerde sırasıyla %14.3 ve %14.3'tü. Başvurudaki nörolojik semptomlar: 24 hastada (%4.4) tek taraflı kuvvetsizlik, 12 hastada (%22.2) konuşma bozukluğu ve 15 hastada (%27.8) diğer nörolojik semptomlardı. Kontrast madde verilmeden çekilen beyin tomografileri ve difüzyon-ağırlıklı MRG'ler arasındaki ortalama gecikme süresi sırasıyla 34.4±25.8 ve 249±210 dakikaydı. Acil Servise GİA düşündüren bulgularla başvuran hastalarda 2., 7., ve 90. günlerde ABCD, ABCD2 ABCDI skorları inme için prediktif değildir. Kaliforniya, ABCD ve ABCD2 skorları ve pozitif difüzyon-ağırlıklı MRG sonuçları arasında bağlantı bulunamadı. Çalışmamız sonucunda, ABCD ABCD2 ABCDI skorları ve hastaları hastaneye yatırma kararı arasında bir bağlantı saptanmadı. Başvuru semptomları ve pozitif difüzyon-ağırlıklı MRG sonuçları arasında bağlantı bulunmadı. GİA düşündüren semptomlardan 2., 7. ve 30. gün içinde inme öngörmede Kaliforniya, ABCD, ABCD2 skorları prediktif değildir. Kaliforniya, ABCD, ABCD2 skorları, pozitif difüzyon-ağırlıklı MRG sonuçları belirlemede prediktif değildi.
Servikal immobilizasyon sağlanan standart havayolu maketinde c-mac video laringoskop, mcgrath video laringoskop ve macıntosh laringoskobun karşılaştırılması
Servikal İmmobilizasyon Sağlanan Standart Havayolu Maketinde C- MAC Video Laringoskop, McGRATH Video Laringoskop ve Macintosh Laringoskobun Karşılaştırılması Amaç: Bu çalışmanın amacı servikal immobilizasyon sağlanmış standart havayolu maketinde entübasyon deneyimi az olan katılımcıların yaptığı ETE işleminde C-MAC, McGrath ve Macintosh laringoskobun karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma prospektif, randomize kontrollü ve kesitsel bir çalışmadır. Birincil veri entübasyon süresidir. İkincil veri ölçümleri ise ortalama başarı oranı, endotrakeal tüpün (ETT) yerleştirilme süresi, glottik açıklığın görülme süresi, dental travma varlığı, entübasyon girişim sayısı, POGO ve Cormack-Lehane dereceleridir. Bulgular: Bu çalışmaya toplamda 99 deneyimsiz katılımcı katıldı. Endotrakeal entübasyon süresi (p=0.14), ortalama entübasyon başarısı, ETT yerleştirilme süresi (p=0,83) ve entübasyon girişim sayısı açısından cihaszlar arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. Ancak glottik açıklığın görülme süresi (p<0,001), Cormack-Lehane ve POGO skorları (p<0,001) ve dental travma varlığı (p<0,001) video laringoskoplarla daha iyi saptandı. Sonuç: Video laringoskopların kısa öğrenme periyodu ve glottik açıklığın daha iyi görülmesi gibi avantajları mevcuttur. Entübasyon başarısı açısından benzer olduklarından video laringoskoplar direk laringoskoplar yerine tercih edilebilir. anahtar sözcükler: servikal omurga immobilizasyonu, video laringoskop, havayolu yönetimi