Theses supervised by Prof. Dr. Esra Hatipoğlu
13 theses · İstanbul Nişantaşı University
Lobicilik ve Türkiye'de lobi faaliyetleri
İnsanlar için iletişim olmazsa olmaz, doğal, kaçınılmaz bir olgudur. İletişim kurarız çünkü çevremizle ilişkiye girmek, bilmek, anlamak isteriz. İletişim toplumsal bir gereksinimdir. Gerek sosyal hayatta gerek siyasette eğitimde, kültürde, teknolojide bir araç görevi görür. Fikir verir, eğitir, bilgilendirir, yönlendirir, denetler, öğretir , endişeleri azaltır, anlaşma sağlar. Lobiler ise baskı gruplarının bir türüdür. Amaçlan yalnızca karar alma mekanizmalarını çıkarlarına yönelik yasal düzenlemeler gerçek¬leştirmeleri için etkileyebilmektedir. Baskı grupları gibi örgütlenmiş kişilerin oluşturduğu topluluklar olarak lobilerin gerçekleştirdiği çalış¬malara lobi faaliyetleri ya da lobicilik adı verilmektedir. Lobicilik yal¬nızca lobilere özgü bir dizi faaliyete verilen genel ad değil, baskı grup¬larınca da belirli hedeflerine (karar almaya yönelik) ulaşmada uyguladıkları bir baskı metodudur. Lobi faaliyetleri kapsamında, çok sayıda yöntem ve teknikten yararlanılarak, özellikle yasal düzenlemeleri ger¬çekleştiren devlet görevlileri ile olumlu ilişki ortamının yaratılması istemektedir. Benzer yöntem ve tekniklerden yararlanan iki faaliyet arasındaki en önemli fark, hedef kitlelerinden kaynaklanmaktadır. Halk¬la ilişkilerin hedef kitlesi; çıkar sahipleri, toplum, müşteriler, kaynak ve kredi sağlayanlar, rakipler, düzenleyici ve denetleyicilerdir. Lobici¬likte ise belli bir hedef kitle saptanmıştır. Bu hedef de, yasal düzenlemeleri gerçekleştiren, karar verici olarak önem taşıyan kanun yapıcılar, faaliyetlerin merkez noktası oluşturur. Belirlenen hedefe yönelik lobi faaliyetlerinde, alacağı kararlarda hedefi etkileyecek diğer devlet işlevlerine (yürütme ve yargı) yönelik çalışmalarda gerçekleştirilmektedir. Sonuç olarak lobi faaliyetleri hem halkla ilişkiler yöntem ve tekniklerinden yararlanan, hem de kendine özgü bir takım yöntem ve tekniklere sahip olan bir halkla ilişkiler etkinliğidir. Lobi faaliyetlerinin çalışma sahası çok çeşitlidir. Ülke içindeki menfaat sahiplerince veya bir ülkenin çıkarlarını yabancı hükümetler ve uluslararası örgütler nezdinde savunmak ile bu doğrultuda yasal dü-zenlemeler oluşturmak işi, lobiciliğin faaliyetlerinin yönlendirdiği temel çalışma alanıdır.
Başkanlık sistemi ve yarı başkanlık sistemi analizi: ABD ve Fransa örneği
Hükümet sistemleri kuvvetler birliği ve kuvvetler ayrılı ilkelerine göre değişiklik göstermektedir. Kuvvetler birliği ilkesine göre diktatörlük, monarşi ve meclis hükümeti sistemleri; kuvvetler ayrılığı ilkesine göre ise parlamenter, yarı başkanlık ve başkanlık sistemleri mevcuttur. Bu çalışmanın amacı parlamenter sistem, yarı başkanlık sistemi ve başkanlık sistemin karşılaştırılmasıdır. Analiz kısmında ise ABD ve Fransa örnekleri üzerinden başkanlık ve yarı başkanlık sistemi analiz edilmeye çalışılacaktır. Anahtar
Türkiye'de suyun durumu ve Türkiye'nin su yönetimi
Su, geçmişten günümüze tüm medeniyetlerin varoluşundan çöküşüne kadar tüm gelişmelerine etkide bulunmuş, hayati bir unsur olmuştur. Gitgide azalmakta olan hayati yaşam maddesi, günümüzde siyasi bir unsur niteliği de kazanmıştır. Günümüzde su, kıt bir kaynak olarak kabul edilmeye başlanmış ve 20. yüzyıl başlarından beri sıcak gündemde oturan petrolün yerine geçme yolunda ilerlemektedir. Çok sayıda kişi sağlıklı sudan yoksun şekilde yaşamakta ve sağlıklı suya erişemediği için hayatını kaybetmektedir. Bu çalışmanın amacı da, Türkiye'de su durumunu ortaya koymak ve Türkiye'nin su yönetimini ele almaktır. Bu kapsamda birincil kaynaklar ve açık basın kaynakları incelenerek betimsel anlatım tekniği kullanılarak çalışma tamamlanmıştır. Üç bölüme ayrılarak tamamlanan çalışmanın birinci bölümünde suyun ve su sorununun kavramsal çerçevesine yer verilmiştir. İkinci bölüm, dünyada ve Türkiye'de suyun mevcut durumunun ele alındığı bölümdür. Burada su konusunda yapılan uluslararası çalışmalara da yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise Türkiye'nin su politikaları ele alınmıştır.
Uçak krizinin Türk-Rus ilişkilerine ekonomik ve siyasi etkileri
Türk–Rus ilişkileri özellikle 1991 sonrası dönemde farklı paradigmaların oluşturduğu bir yapıya sahiptir. İki ülkenin bölgesel meselelere bakışı siyasi ilişkilerini etkilese de ekonomik ilişkileri de bir yandan sürmekteydi. 2000li yıllardan itibaren ise daha yakın bir siyasi ve ekonomik ilişki süreci başlamıştı. Bu süreçte ana aktör enerji arzı ve iki ülkenin arz-talep ilişkisinin oluşturduğu ekonomik ortamdı. Türkiye için Rusya ana enerji sağlayıcı konumunda ülke haline gelmiştir. Rusya içinse Türkiye hem önemli bir Pazar hem de Avrupa enerji piyasası için farklı bir güzergah anlamı taşımaktaydı. Bunun yanı sıra özellikle 2009-2012 yılları arasında iki ülke arasında gerçekleştirilen bir çok ziyaret ile siyasi ilişkiler stratejik ortaklık boyutuna dönüştürülmüştü. Ancak 2015 yılında yaşanan Uçak Krizine kadar tarihin en iyi seviyesinde olan ilişkiler bu kriz sonrasında soğuk savaş döneminden dahi daha kötü bir 9 aylık süreç yaşamıştır. Bu çalışmada, Sovyetlerin dağılmasından 2015 yılına kadarki süreçte Türk –Rus siyasi ve ekonomik ilişkileri ele alınacak olup, 2015 yılında yaşanan Uçak Krizi'nin bu ilişkiler üzerindeki rolü ve etkileri üzerine tartışılacaktır.
Sosyal belediyecilik çerçevesinde engellilere sunulan hizmetler: İstanbul Büyükşehir Belediyesi örneği
Gelişen, büyüyen ve nüfusu sürekli artan Türkiye Cumhuriyeti'nde merkezi hükümet vatandaşlara sosyal politikalar bağlamında ne kadar hizmet vermek amacında ve gayretinde olsa da, bu hizmetleri yerel yönetimlere indirgemeden vatandaşların tamamına ulaşmasının çok güç olduğu açıkça ortadadır. Bu sebepten dolayı merkezi yönetim belediyelere gerekli desteği vererek vatandaşların ihtiyaçları ve sıkıntılarını gidermek hususunda yerel yönetimleri etkin bir şekilde kullanma zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Sosyal belediyecilik bu noktadan sonra devreye girmektedir. Bu çalışmada, sosyal belediyecilik kavramı incelenmiş, sosyal belediyeciliğin işlevleri açıklanmış Türkiye Cumhuriyeti'nde sosyal belediyeciliğin tarihçesine değinilmiş, sosyal belediyeciliğin hukuki altyapısı açıklandıktan sonra engelli ve engellilik kavramları irdelenmiş, sosyal belediyecilik çerçevesinde engellilere sunulan hizmetler, merkezi ve yerel yönetimlerin sosyal hizmetlerinin yasal dayanakları üzerinde durulmuştur. Son olarak, sosyal belediyecilik çerçevesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin engellilere yönelik sosyal hizmetleri incelenmiş, sunulan hizmetlere dair değerlendirmeler, toplanan veriler ışığında değerlendirmeler yapılmıştır.
A. Sezai Karakoç'un eserlerinde diriliş anlayışı
Cumhuriyet döneminin önemli şair ve fikir adamlarından olan A.Sezai Karakoç kendisi ile özdeşleşen Diriliş ekolünü topluma duyurmak için Diriliş Partisini kurmuş İslâm dünyasının yaşadığı ekonomik, sosyo-kültürel sorunları analiz etmiş, bu sorunlara çözüm önerileri getirmiş, İslâm medeniyetinin sorunlarının kısa vadede değil, diriliş nesli ile uzun vadede çözülebileceğini savunmuştur. Tez çalışmamız bir giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde A.Sezai Karakoç'un Siyasi Kimliği ve Hayatı, 1. bölümde A.Sezai Karakoç'un Diriliş Ekolündeki Siyasi İlkeleri, 2. bölümde A.Sezai Karakoç'da İç Siyaset Anlayışı, 3. bölümde A.Sezai Karakoç'da İktisat Anlayışı, 4. bölümde A.Sezai Karakoç'da Dış Siyaset Anlayışı konuları yer almaktadır
Türk solunun eleştirisi: Birikim dergisi (1975-1980) örneği
Türkiye'de sol düşünce ve siyasi hareketlerin 1960-1980 yıllarında önemli bir yükseliş gösterdiğini söylemek mümkündür. Bu tarihlerde Türk solu hem düşünsel performansıyla entelektüel camiada bir karşılık bulmuş hem de toplum içinde önemli sayıda insanı mobilize ederek siyasal bir hareket olarak dikkat çekmeye başlamıştır. Ancak 1980'den bulunduğumuz 2017 yılına kadarki dönemde siyasi bir hareket olarak toplum içerisinde bir zamanlar sahip olduğu karşılığı kaybetmiştir. Türkiye'nin 1980 sonrası siyasetine ve toplum düşüncesine damgasını vuran genel olarak liberal fikirler ve temalar olmuştur. Akademide ve çeşitli entelektüel mecralarda sol düşüncenin belirli bir ağırlığından söz etmek hala mümkünse de liberal düşüncenin fikir ve temalarının hegemonyası karşısında sol entelektüel üretimin 1960-1980 yıllarda sahip olduğu ağırlığı kaybettiğini söylemek mümkündür. Bu çalışma solun bahsi geçen etkililik kaybının nedenlerini mesele edinecek ve sorunu, sosyalist bir düşünce dergisi olan Birikim'in 1975-1980 yılları arasındaki nüshalarında sola yönelik olarak getirmiş olduğu eleştiriler üzerinden ele alacaktır. Solun etkililik kaybı genellikle dışsal gelişmelerde aranmaktadır ve bu etkililik kaybında solun kendisinin ne tür "katkıları" olduğu sorusu göz ardı edilmektedir. Bu nedenle solun gerilemesinde solun katkılarını tespit etmek için 1980 öncesi özeleştirilere bakmakta fayda vardır. Bu çalışmada, Birikim dergisinde sosyalist hareketin bir içsel eleştirisinin söz konusu olup olmadığı, dışsal gelişmelerden bağımsız olarak sosyalist hareketin ne tür problemlere sahip olduğu noktasındaki tespitleri ortaya konulacaktır. Anlaşılabileceği gibi bu çalışmada sosyalist hareketin gerilemesinin nedenlerini, 1980 sonrasında yaptıklarına bakarak değil, en iyi olduğu zamanlardaki, yani 1980 öncesi zaaflarına bakarak tespit etmek amaçlanmıştır. Böylece meselenin bir siyasi hareketin kendi dışındaki gelişmelere ayak uydurup uyduramamasıyla ilgili veya sınırlı olup olmadığı tartışmaya açılabilecektir.
Obama dönemi Türk Amerikan ilişkileri (Müttefiklikten çatışmaya)
20. ve 21. yüzyılın ülkeler arasında değişen güç dengeleri çerçevesinde ABD ve Türkiye'nin ikili ilişkilerinde, ABD başkanı Barack Hussein Obama dönemi gelişen olaylar; ülkeler arası ilişkinin müttefiklikten ziyade çatışma dönemine evrilmiştir. İki iyi müttefikin Ortadoğu'da başlayan halk hareketlerine farklı bakış açıları ve yaklaşımları ülkeler arasındaki ilişkilerin gerilmesine sebep olmuştur. İsrail'in Mavi Marmara Baskınında Türk tarafının uluslararası kanunlarda verilmiş olan haklarını görmezden gelmesi ve bu tavır karşısında ABD başkanı Obama'nın sessiz kalması; ABD için İsrail'in daha önemli olduğu düşüncesini akla getirmiştir. Türkiye, İran ile yürütülen Nükleer Müzakerelerde, Tahran mutabakatı ile olası bir savaşı engellemek için çaba göstermiştir. Suriye'de patlak veren Arap Baharı sürecinde, ABD tutarsız politikalar izlemiştir. Bu politikalar sonucunda, Irak ve Suriye'de İŞİD ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu terör örgütü Türkiye'yi ekonomik ve sosyal olarak çok etkilemiş ve bunun sonucunda, Suriye'deki iç savaştan kaçan halkın Türkiye'ye gelmesiyle oluşan mülteci sorununun nedenleri bu tezde ele alınmıştır. ABD, Suriye lideri Beşar Esad'a direkt müdahale etmemiş ve PKK'nın Suriye kolu olan PYD gibi terör örgütleri ile Suriye yönetiminin saf dışı bırakılmasına çalışmıştır. Nitekim bu terör örgütlerine verilen silahların ilerde Türkiye'ye karşı kullanılma ihtimali üzerinde durulmaktadır. Bu tezde İŞİD'in elinde bulunan Suriye topraklarına Türkiye tarafından yapılan Fırat Kalkanı operasyonunun yeterli olup olmadığı irdelenmiştir. Ayrıca 15 Temmuz darbe girişiminin ve FETÖ terör örgütü elebaşısı Fethullah GÜLEN'in ABD de ikamet ediyor olması ve ABD istihbarat örgütü tarafından korunması bu darbe girişiminin arkasında ABD'nin olup olmadığına dair araştırmalar yapılmıştır. ABD tarafından FETÖ terör örgütünün liderinin iadesinin Türkiye'ye yapılmaması ve bunun yanı sıra darbe girişiminde bulunan kişilere Türkiye'de ikamet eden ABD vatandaşlarının yardım ettikleri şüphesinden dolayı tutuklanmasının nedenleri araştırılmıştır.
Soğuk savaş sonrası Rusya'nın sert güç yumuşak güç kullanımı: Gürcistan örneği
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)'nin 1991 yılında resmi olarak dağılması ile birlikte dünyada yeni bir sistemin varlığı söz konusu olmuş ve bu yeni tek kutuplu sistemde ABD tek süper güç olarak kalmıştır. Siyasi çevreler, SSCB'nin sonunun geldiğini düşünürken bu yeni yapıda Rusya Federasyonu olarak kendine yer edinme çabasına giren eski süper güç, 1996 yılında Putin'in başbakan seçilmesiyle birlikte yeni bir kalkınma dönemine girmiş ve toparlanarak iki kutuplu yapıda olduğu gibi tekrar uluslararası sistemde söz sahibi olmak için çabalamıştır. Bu doğrultuda, dış siyasi politikalarını yeniden şekillendiren Rusya, askeri alanda gelişmek için önemli çalışmalar yapmış ve çaba harcamıştır. Günümüzde gelinen noktada dünyada askeri güç olarak kesin varlığını kabul ettirmiş ve çabalarının sonuçlarını somut bir biçimde elde etmiştir. ABD'nin bölgede kendi güdümünde ülkeler oluşturma çabaları öteden beri var olmakla birlikte bu çabalardan birisi de Gürcistan olarak ortaya çıkmıştır. Gürcistan, dağılan SSCB'den ayrılan ve özerkliğe kavuşan bir ülke olmanın yanı sıra Rusya'nın tarihsel algısında hala kendi güdümündeki yapılardan biri olarak algılanmakta ve öyle muamele görmektedir. ABD'nin Gürcistan'a yönelik tutumu karşısında Rusya'nın bu sınır kapısı niteliğindeki ülkede yaşanan gelişmelere seyirci kalması Rus dış politikasıyla tamamen ters görünümde olacaktır. Bu sebepten siyasi ilişkileri oldukça minimal seviyelerde ve İsviçre üzerinden yürütülen Gürcistan'a karşı Rusya'nın kayıtsız kalmamakla birlikte kendi güdümünden çıkmaması için sert güç uygulaması gündeme gelmiştir. Bundan dolayı 2008 yılında Osetya'ya müdahalesi söz konusu olmuş ve iki ülke arasındaki ilişkiler daha da minimal seviyelerde yine İsviçre üzerinden devam etmiştir.
Bölgesel güç olma bağlamında Türkiye Lübnan siyasi ilişkileri (1943-1958)
Bu çalışması ilk bölümümde güç kavramı, ana akım uluslararası ilişkiler teorileri realizm, İdealizm ve Marksizm ekseninde tartışılmaya başlanmış ve gücün bölgeselliği üzerine durulmuştur. Bölgesel güç incelemesinde bir ülkenin bulunduğu bölgede etkin veya hakin olması için gereken özellikler açıklanmıştır. Bu özellikler nüfus, gayri safi yurtiçi hâsıla (GSYİH), üretim yapısı, dış ticareti, tasarruf ve sermaye birikimi, yabancı sermaye, teknolojik gelişmeler ve AR-GE, dış politika, diplomasi ve jeopolitik ekseninde işlenmiştir. İkinci bölümünde başında Lübnan ülke bilgisi verilerek Lübnan'ın Coğrafyası, Lübnan devlet, toplum, nüfus, ekonomik erişim ve taşımacılık yapısı ile ilgili bilgili verilmiştir. Daha sonra Türkler ve Lübnan arasında tarihten buna yana gelişen ilişkiler incelenmiştir. Emeviler döneminden başlayarak Cumhuriyet dönemi öncesi Osmanlı ilişkileri değerlendirildikten sonra Lübnan'ın bağımsız bir devlet olması sonrası Türkiye ile Lübnan arası ilişkiler Ortadoğu özelinde değerlendirilmiştir. Bu kısımda İsmet İnönü dönemi ilişikler ve sonrasında da Adnan Menderes dönemi ilişkiler incelenmiştir. Bağımsız iki ülke arasında 1958'e kadar en yoğun yaşanan ilişkiler Türkiye'nin Bağdat Paktı'na dâhil olduktan sonra olan kesimde yaşandığı için bu bölümde Bağdat Paktı üzerinde hususi durulmuştur.
2017 Almanya seçimleri örneği ile Avrupa'da aşırı sağın yükselişinin sosyal inşacılık kuramı açısından analizi
2010 yılı sonlarında başlayan Arap Baharı ve 2011 Suriye iç savaşı nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan mülteciler Avrupa ülkelerine göç etmişlerdir. 2015 yılında büyük bir mülteci krizi yaşanmıştır ve bu süreçte göçmen karşıtı söylemleri ile aşırı sağ partiler yükselişe geçmiştir. 2013 yılında Euro ve göçmen karşıtı olarak kurulan AfD, 2017 seçimlerinde oyların %12,6'sını alarak, Almanya siyasi tarihi boyunca federal parlamentoya girebilen ilk aşırı sağ partidir. Bu çalışmanın amacı, aşırı sağın yükselişini sosyal inşacılık kuramı açısından analiz etmektir.
15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin Türk basınındaki yankıları
Darbe, bir ülkede demokratik yollar denenerek veya zor kullanarak hükümetin istifaya zorlanması, rejim değişikliğine sebep olacak şekilde yönetimin değiştirilmesi olayına denir. Tarih sürecine bakıldığında silahlı unsurlar bu gücü kullanarak mevcut iktidarı devirmeye çalışmışlardır. Türkiye Cumhuriyeti tarihine baktığımız zaman ise birden fazla darbe girişimi olduğu sonucuna varırız. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsü cumhuriyet tarihimizin en önemli olayları arasındadır. 15 Temmuz 2016 gecesi, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisine sızmış olan bir terör örgütü (FETÖ) darbe teşebbüsünde bulunmuş ancak, bu kez milletin direnişi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın darbecilere karşı duruşu darbe girişimi önlenmiş ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yeni bir sürece girilmiştir. Cumhuriyet tarihimizin bu en önemli olaylarından biri ve ardından başlayan süreç, beklendiği gibi basında çok geniş bir yer bulmuştur. Tüm medya kuruluşları ve gazeteler, olaya kendi açılarından yaklaşmış, siyasî köşelere sahip tüm köşe yazarları bu konuda çok sayıda yazı yazmıştır. Bu çalışmada, 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan askerî darbe girişimi ve sonrasında yaşananları köşe yazılarıyla basına taşıyan 4 önemli köşe yazarının yazıları, bu yazarların konuya bakış açıları, benzerlik ve farklılıkları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Darbe, 15 Temmuz Darbe Girişimi, Türk Basını, Terör Örgütü
Türk siyasi tarihinde Prof. Dr. Necmettin Erbakan
Siyasi yapı, ülkelerin yönetimlerine şekil veren etkenlerden birisidir. Bu yapı içerisinde yer alan bireyler toplumun tercihi ile farklı görevlerde bulunabilmektedir. Türkiye'de bu bireylerden birisi de Prof. Dr. Necmettin Erbakan'dır. Akademik başarıları ve akademisyen görevleri sonrasında siyasi yaşama atılan Erbakan, farklı dönemlerde çeşitli siyasi parti kuruculuğunda rol oynamış ve ülke yönetiminde bulunmuştur. 19. Yüzyılın ikinci yarısında hem akademik yaşamındaki Leopard Tank projesi ile hem de siyasi yaşamında ortaya koyduğu başarılı projeler ile adından birçok kez söz ettirmiştir. Başbakanlık görevini yürüttüğü sırada Türkiye tarihinde ilk kez havuz sistemi olarak bilinen yapıyı uygulamaya koyan Erbakan, yine Türk hükümetler tarihinde ilk kez gerçekleştirilen denk bütçe ile ekonomik yönden açık vermemiştir. Erbakan, girdiği bir çok seçimde sandıktan galip olarak çıkmasına karşın çok kısa bir süre başbakanlık görevini yürütebilmiştir. Görevi sırasında askeri kanattan gelen baskılar Erbakan'ın başbakanlık görevini bırakmasına neden olmuştur. Son derece nitelikli ve kariyer sahibi olan bir insanın, layık olduğu makamlarda yeterli süre görev yapamamış olması incelenmesi gereken bir konu olarak görülmüştür. Bu çalışmanın birinci bölümünde; doğumundan akademik yaşamına kadar Erbakan'ın hayatı, ikinci bölümünde 1969-1974 yılları arasındaki siyasi faaliyetleri, üçüncü bölümünde 1974-1980 yılları arasındaki siyasi faaliyetleri ve dördüncü bölümünde 1987-1997 yılları arasındaki siyasi faaliyetlerine yer verilmiştir. Çalışmanın beşinci bölümünde ise Erbakan'ın Başbakanlık görevinden istifa etmesi sonrası siyasi faaliyetlerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Siyaset Bilimi, Necmettin Erbakan, Denk Bütçe, Havuz Sistemi