Theses supervised by Prof. Dr. Ergün Laflı

13 theses · Dokuz Eylül University

DoctorateOpen AccessTR

Hadrianopolis pişmiş toprak buluntuları

Bu tez çalışmasında Güneybatı Paphlagonia Bölgesi'nde (Orta Anadolu'nun kuzeybatısı) bulunan Hadrianopolis Örenyeri'nde 2005 ile 2008 yılları arasında ele geçen seramik buluntular tanıtılmaktadır. Batısında Bithynia, doğusunda Pontus ve güneyinde Galatia ile sınırlanan Paphlagonia, Orta Anadolu ile Batı Karadeniz kıyıları arasında yer almaktadır. Bu tez çalışmasının odak noktasını Hadrianopolis kenti ile yayılım alanında, farklı bir ifade ile Karabük İli, Eskipazar İlçesi'ndeki Viranşehir ve yakın çevresinde ele geçmiş olan arkeolojik pişmiş toprak buluntular oluşturmaktadır. 2005 ve 2008 yılları arasında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi'nden arkeolojik bir ekip Hadrianopolis ve yakın çevresinde arkeolojik yüzey araştırmaları, kazılar ve restorasyon çalışmaları gerçekleştirmiştir. Bu dört sezon arazi çalışmasında Demir Çağı öncesi dönem (en erken İ.Ö. 4. bin yıl) ile Orta Bizans Dönemi (en geç İ.S. 11. yüzyıl sonu/İ.S. 12. yüzyıl başı) arasına ait olan 1550 adet seramik parçası ele geçmiş olup, pişmiş toprak buluntular arasında en yoğun grubu Geç Roma-Erken Bizans Dönemi (İ.S. geç 5. yüzyıldan İS. 8. yüzyılın ortasına dek) kaba seramiği oluşturmaktadır. Bu çalışmada kronolojisine, işlevine, yüzey işlemlerine, renk ve katkı maddelerine dayanarak 30 adet ana seramik grubu oluşturulmuştur. Bu çalışma, seramik gruplarının her birinin buluntu alanını, tipolojilerini ve hamurlarının ayrıntılarını, kapsamlı bir kataloğunu ve her parçanın fotoğrafının yanı sıra, çizimlerini içerir. Geçerli bir kronoloji veren ve tüm seramik gruplarını sürekli ve bütüncül bir düzen içinde sunan bu tez çalışması Karadeniz Bölgesi'nin ilk geniş kapsamlı arkeolojik seramik değerlendirmesidir.

ArkeolojiGeç Antik DönemGüney Karadeniz+7
Gülseren Kan Şahin
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Anadolu ve Kafkasya'daki son Tunç Çağı Erken Demir Çağı dikilitaşları

Genel bir tablo itibariyle Batı Anadolu'da Girit, Yunanistan kıyılarında İ.Ö. III. bin yıl başlarında ortaya çıkan arkeolojik buluntular esasıyla Tunç Çağı'nın başlangıcında yaklaşık İ.Ö. 3300-1000'li yıllarda açığa çıkartılan Son Tunç Çağı dönemine göre farklılıklar arz etse de Doğu Anadolu'da İ.Ö.1200/1000'li yıllarda göç yoluyla sona erdiği ardından Demir Çağı geçiş sürecinde kesintiye uğrayarak devamlılığını sürdüren kronolojik bir bağlantı taşımaktadır. Son Tunç Çağı'nda başlayan Neolitik dönem izli kalıcı yaşam anlayışını getirmek isteseler de kuzeydoğu'ya göç yoluyla gelen Hitit İmparatorluğu İ.Ö.1100/1000 yıllarında yangın tahribatına uğramakla beraber yerleşim kalıntısına dair varlığa rastlanmaması geçiş sürecine yansıyarak göç etme anlayışlarının getirdiği sonuçların önemli faktörü olmaktadır. Hitit İmparatorluk devri dahil olmak üzere İ.Ö. XII. yüzyılda kesinlikle Tunç Çağı'na ait olmakla birlikte, nitekim Hitit, Minos, Miken, Mezopotamya ve Levant uygarlıklarının bir arada incelendiklerinde bu medeniyetlerin bir takım adası halinde ''Tunç Çağı İmparatorlukları'' ifadesiyle ele alınmasına sebebiyet vermiştir. Aristoteles'ten de bilindiği gibi Hellenistik dönemin başlangıcı olmakla da birlikte demir (sideros) adıyla Hellence kökeniyle İ.Ö. XV. yüzyıldan itibaren demir madeninin altın kadar olmasa da önem arz ettiği bilinmektedir. Ayrıca kolonizasyon hareketlerinin öncüsü olan Deniz Kavimleri Göçü, Hitit İmaparatorluklarının yıkılışı, Aiol ve İon kolonizasyon hareketleri gibi v Anadolu'nun kültürel ve arkeolojik önemli bilimsel problemlerin kaynağını bu dönemler üzerindeki bilgilerin netlik kazanmamasından ötürü belirgin bir yaklaşım biçimine ulaşılamamıştır. Böylelikle Erken Demir Çağı'nın bir kolonileşme hareketinin uzantısı olarak aynı zamanda kolonizasyon aşaması olduğu bilinmektedir. Kuzey Kafkasya'dan Hazar denizi boyunca kuzeyde Gürcistan'dan batıda Malatya'ya doğudan İran'ın kuzeybatı kıyılarının pek çok yönleriyle ortak özellikler taşıyan uzun ömürlü ve homojen bir kültür süreci taşımaktadır. Transkafkasya halklar, Anadolu'nun kuzeydoğu kesiminin yüksek yaylalarında İ.Ö. II. bin yıl başlarında eski dönemin yerleşik çiftçi yaşantısından yepyeni bir göçebe sistemden kabile biçimindeki bir düzene geçmelerinin ve günümüzde de sürüp giden bu anlayışın temellerinin Tunç Çağı'nın sonlarında atıldığı bilinmektedir. Bunun sonucunda coğrafi yapısı, iklim hareketleri ve sosyal yaşamları etkisiyle Prehistorik dönemden beri Anadolu Yarımadası'nın farklı karakteristik yapıya sahip bir yaşam alanı olmaktadır. Son Tunç Çağı ve Erken Demir Çağı dönemleri ağırlıklı olarak ele alınmakla beraber, Doğu Anadolu ve Kafkasya bölgesindeki dikilitaşlar, bengi taşlar, mezar stelleri olmak üzere birbirleriyle sürekli etkileşim içinde olmuş olan sosyal, ekonomik ve kültürel ilişkilerine, yaşayışsal-düşünsel sistemlerine yansımış olan bir bölgesel kültür ağı şeklinde adlandırılmaktadır. Ayrıca dönemin yansıtılışını temsil eden, Tunç Çağı başlangıcı sonrasında Demir Çağı'nın başlangıcı dahil olmak üzere önem arz eden Doğu Anadolu bölgesi Hakkari taşları, Kafkasya ve Orta Asya'daki dikilitaşlar, kaya resimleri son olarak kurganların benzerlik taşıdığını özellikle Azerbaycan ve İran Azerbaycan'ı olmak üzere bengi taşların varlığına rastlanılması, Doğu Anadolu'da daha önceden bir Proto-Türk kavminin olduğuna işaret etmektedir. Orta Asya bölgesinde Sibirya dolaylarında yaşayan İskit kavminin varlığı Ön-Türk geleneğiyle bağdaştırılmış olmakla birlikte antropomorfik stellerin varlığı ispatlanmıştır. Ayrıca Ön-Türkler kökensel olarak Altay Teorisi'nin önem kazandığı, balbal ve taş babaların ölen kişinin yaşamının sonsuzluğunu Ön-Türklerin ne tür yaşam özelliklerine sahip oldukları ve vi yerleştikleri yerler olmak üzere göç yollarına bağlı olarak göç faktörüne neden olan şartların sonuç kazanması, Urmu denilen kentin Van Gölü'ne yakın bir noktada yer alması ve buradan ismini alarak '' Urmu Teorisi '' ile bağdaştırılmaktadır. Yapılan arkeolojik araştırmalar sonucu Kafkasya bölgesi üzerinden birtakım boylar yerleşerek bozkır kültürünün ise uzantısı olarak göç dalgasıyla karşılaşılması, Doğu Anadolu'da yaşayan toplulukların İ.Ö. 10.000 yıl öncesinden itibaren önemli bir kilit nokta taşıyan bölgelere doğru göçlere maruz kalan halkların gelmesiyle, incelemelerin sonucunda ise Proto -Türk kavminin bu bölgelerin özelliklerini yansıtan biçimde yaşadıkları bunun göstergesi olarak kanıtlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Son Tunç, Erken Demir Çağı, Hakkari, Doğu Anadolu, Kafkasya, Azerbaycan, Orta Asya, Altay, İskit

AzerbaycanDikilitaş geleneğiDoğu Anadolu bölgesi+5
Deniz Meltem Daşdan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hatay Arkeoloji Müzesi'nde bulunan bronz eserlerden bir grup

Geçmişten günümüze çeşitli amaçlara hizmet etmesi için üretilen takılar günümüzde sadece süs eşyası olarak kullanılmaktadır. Takıların en çok hizmet ettiği amaç olan dini unsurları ele aldığımızda karşımıza; tılsımlara, koruyucu özellik taşıyan figürlerden sonra dini temsil ettiğine inanılan sembollere kadar gelmekteyiz. Yapılan takılarda madenlerin keşfinden önce renkli taşlar, organik malzemeler ve boncuklar; sürtme kazıma, delme ve aşındırma yöntemleri ile bölgedeki halkın zevkine, geleneğine ve inancına göre şekillenerek takı olmuştur. Madenleri keşfeden insanoğlu kolay işlenen madene yönelmiştir. Bu yöneliş Mısır Kültürü'nde statü simgesi olmuş ve varlıklı aileler madenlerden yapılmış takılara yönelmeye başlamıştır. Yöneliş sonucunda takılar bir statü simgesi olma özelliği kazanmış ve hizmet edecek bir alana daha sahip olmuştur. Sahip olduğu bu yeni alan o kadar yerleşmiştir ki yaşayan insanların yanı sıra ölenleri de bu takılarla süslemek gibi gelenekler edinmişlerdir. Mezopotamya' da erkeklerde kadınlar kadar takı kullanırdı. Erkekler genelde mühür için kullanılan yüzükleri tercih etmiştir. Bu durum takılara bir hizmet amacı daha oluşturmuştur. Genelde bu yüzükler kişinin sembolü ya da statüsünü belirten unsurlar taşırdı. Takının bu unsurları taşıması için belirli bir işlem görmesi gerekmekteydi. Görülen bu gereksinim Anadolu' da döküm tarihinin başlamasını sağlamış, yeni iş imkanı oluşturmuştur. Her alanda olduğu gibi bu yeni meslek alanı da yaşanan kültürel olaylarla gelişmiştir. Oluşan gelişmeleri, takı isimleri ve yapım teknikleri gibi bilgileri; yazılı kaynaklardan, Antik vazo ve duvar resimlerinden, sikkeler ve hatta heykeller üzerindeki takıların betimlemelerinden öğrenmekteyiz. Teknolojik gelişmeler yeni meslek alanı olan kuyumculuğu da geliştirmiştir. Zamanla kuyumculuk o kadar gelişmiştir ki insan ya da hayvan gibi plastik unsurlar bulunduran takılar yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hatay Arkeoloji Müzesi, Bronz Eserler, Takı, Roma Dönemi, Bizans Dönemi, Antiocheia Ad Orontes

Göknur Geçimli
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
11
Master'sOpen AccessTR

Antik Çağ'da yapılarda iç mekan aydınlatması ve havalandırma

Bu çalışmada Antik Çağ'da yapılarda iç mekan aydınlatması ve havalandırma konusu incelenmiştir. Antik Dönem'de coğrafyanın mimari yapılar üzerinde son derece etkili olduğu gözlemlenmiştir. Özellikle mevsimsel değişiklikler sonucunda yapıların gün içerisinde güneş ışığından mahrum kaldığı görülmüştür. Bundan dolayı yapıların yerel koşullara uydurularak planlanması gerektiği anlaşılmıştır. Antik Yunan ve Roma'daki yapıların birçoğu bu doğrultuda planlanmıştır. Yapılar güneş ışığından üst düzeyde faydalanacak şekilde planlanmış ayrıca giriş kısmı, pencereler gibi bölümlerde bu doğrultuda mekanlara adapte edilmiştir. Ayrıca mimari yapıların akşam saatlerinde de yoğun bir şekilde kullanıldığı gözlemlenmiştir. Bu zaman diliminde ise aydınlatma araçları başlıca aydınlatma kaynağı olmuştur. Bu çalışmada; Antik Yunan ve Roma İmparatorluk Dönemi'ndeki mimari yapılar ele alınarak antik kaynaklar ve arkeolojik belgeler ışığında konunun araştırılması yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Antik Çağ, Antik Yunan, Antik Roma, Mimari Yapılar, Doğal Aydınlatma, Yapay Aydınlatma, Havalandırma

Antik ÇağAydınlatmaDoğal aydınlatma+4
Taşkın Şahan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir Yahudi mezarlıkları

İzmir tarihinde önemli bir yere sahip olan Yahudiler, yüzyıllardır İzmir ve çevre yerleşimlerde yaşamaktadırlar. 1492 yılında yaşanan İspanya göçü sonrasında İzmir'e yerleşen Yahudiler, İzmir nüfusunda artışa sebebiyet vermişlerdir. Sonraki yıllarda nüfusları çoğalan İzmir Yahudileri kendilerine mezarlık alanları belirlemişlerdir. Bahribaba Maşatlığının İzmir'in ilk Yahudi Mezarlığı olma ihtimali günümüzde devam etmektedir. Yapılan araştırmalar ışığında Bahribaba, Gürçeşme, Bornova, Bergama ve Tire Mezarlıklarının eskiden İzmir Yahudileri tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Adı geçen mezarlıklarda yer alan mezar taşları İzmir Yahudileri hakkında önemli bilgiler sağlamaktadır. İbranice mezar taşlarının okunması sonucunda, kullanılan dil ve teknik dışında mezar taşlarında, ölen kişilerin isimleri, soy isimleri, meslekleri, ölüm yaşları, ölüm yılları, cinsiyetleri, medeni halleri gibi İzmir Yahudilerini yakından tanımamıza sebebiyet verecek önemli bilgileri içerdiğine ulaşılmıştır. Mezar taşlarından alınan bilgilerin yanında İzmir Yahudilerine ait ölü gömme gelenekleri hakkında yapılan araştırmalar, Yahudilerin ahret inançları, defin öncesi ve sonrası gelenekleri, yas tutma süreçleri hakkında bilgiler vermesi açısından önem teşkil eder. Anahtar Kelimeler: İzmir Yahudileri, İzmir Yahudi Mezarlıkları, İzmir Yahudilerine Ait Ölü Gömme Gelenekleri.

Mezar taşlarıMezarlarMezarlıklar+3
Rakel Mizrahi
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bergama Müzesi Bizans Dönemi kurşun mühürleri koleksiyonu

Çalışmada Bergama Müzesi'ne kayıtlı bulunan, 1992-1999 yılları arasında müzeye satın alma yoluyla kazandırılmış, Bizans Dönemi'ne tarihlenen, 31 adet kurşun mühür incelenmiştir. Kurşun mühürler üzerinde yer alan coğrafi konumlar, unvanlar, kişi isimleri ve dinsel figürler sayesinde, başta karmaşık olan Bizans devlet hiyerarşisi olmak üzere, devletin kurumları, coğrafi sınırları, dini ve kullanılan dili hakkında birinci elden bilgiler sunmaktadır. Yapılan çalışma sonucunda mühürlerden biri İ.S. 6. yy., on biri 7. yy., beşi 8. yy., ikisi 9. yy., yedisi 10. yy., dördü 11. yy. ve biri 12. yy.'a tarihlendirilmiştir. İncelenen bir eserin ise Geç Bizans Dönemi'ne tarihlenen bir amulet olduğunu düşünmekteyiz. Dolayısıyla bu mühür grubu, Bergama ve ilişkide bulunduğu kurum ve kentlerin, İ.S. 6. yy.'dan 12. yy.'a kadar kesintisiz bir şekilde Bizans Dönemi'ne ışık tutmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kurşun Mühür, Bizans Dönemi, Bergama Müzesi, Batı Anadolu, İ.S. 6.-12. yy..'lar, Sigillografi, Prosografi, Diplomasi, Amulet.

Arkeolojik eserlerBergama MüzesiBizans Dönemi+5
Doğukan Çağlayan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal sorumluluk projelerinin arkeolojik arazi çalışmalarında uygulama örnekleri

Yaşadığımız coğrafya arkeolojik değerler açısında oldukça önemli bir yere sahiptir. Ancak ülkemizde arkeoloji bilimine gösterilen ilgi arkeologlar ve tarihçiler ile sınırlı kalmaktadır. Özellikle günümüz koşulları ve teknolojik gelişmeler değerlendirildiğinde, arkeolojiye yönelik toplumsal çalışmaların yetersiz olduğu görülmektedir. Bu noktada atılacak ilk adım, arkeoloji bilimini yalnızca alan içi çalışmalarla sınırlamak yerine, bilimsel çalışmalarda ulaşılan bilgileri toplumun geri kalanına en uygun yöntemlerle aktarmaktır. Arkeolojik çalışmalar, diğer bilimsel çalışmalarda olduğu gibi ulaştığı bilgileri paylaşma konusunda maddi bir beklenti içerisinde değillerdir. Bununla beraber yapılacak uygulamaların sosyal sorumluluk çerçevesinde gerçekleştirilmeleri en uygun yöntemlerden biridir. Ülkemizde son yıllarda popüler hala gelen sosyal sorumluluk projeleri birçok kurum ve kuruluşun bünyelerinde yaygın olarak yer verdiği çalışmalar olmaktadır. Bu bağlamda arkeolojik arazi çalışmalarında kurumlar ve kazılar arasında gerçekleştirilecek iş birlikleri ile ülkemizdeki kültürel mirasın korunması ve bilinç kazandırılması adına yapılacak olan uygulamalar, hem toplumun bilgilenmesini hem de yapılan çalışmaların toplumla paylaşılmasını sağlayacaktır. 2000'li yılların başlarından itibaren ülkemizde gerçekleştirilmeye başlanan örnek çalışmalar, kültürel mirasın korunması ve tanıtılması alanında farkındalık yaratmak ve eğitime katkı sağlamak adına gün geçtikte birikimlerle ilerlemektedir. Bu tez çalışmasına dahil edilen arazi çalışmalarındaki sosyal sorumluluk projeleri, yaptıkları çalışmaların sürdürülebilirliği ve içeriğindeki uygulamalarla değerlendirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca arkeolojik arazi çalışmalarında başlayan projelerin müze uygulamalarına da ilham kaynağı olması ile beraber, müze eğitimleri ve atölye faaliyetleri de tez çalışması içerisinde değerlendirmeye dahil edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Arkeoloji, Sosyal Sorumluluk, Arkeoloji Eğitimi, Arkeopark

Arazi kullanımıArkeolojiArkeolojik alanlar+4
Cumhur Özüm Ertüzün
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bursa Arkeoloji Müzesi'nden yedi adet Hellenistik ve Roma dönemi steli

Çalışmamızın konusu, Bursa Arkeoloji Müzesi teşhirinde bulunan Hellenistik ve Roma Dönemleri'ne tarihlenen yedi adet mezar stelini kapsamaktadır. Eserler müzede yerinde incelenmiş, tanımı yapılmış ve fotoğraflanmış, literatür araştırması yapılarak, benzer örneklerin saptanmasına çalışılmıştır. Tezin ilk bölümünde Mysia Bölgesi'nin coğrafi konumu, stellerin buluntu yerleri ve Bursa Arkeoloji Müzesi hakkında bilgi verilmiş olup, ikinci bölümle beraber ilk stelimizin katalog çalışması ile tez konusu mezar stelleri ile konuya giriş yapılmıştır. Konu kapsamı içerisinde çalışma alanımızda bulunan Bursa ve çevre illerden getirilen eserler ikonografik ve epigrafik açıdan incelenip, çevre bölgelerde bulunan veya müzelerde sergilenen eserlerle form ve stilistik karşılaştırmaları yapılıp, değerlendirilmiştir. Amacımız daha önce yayınlanmış ve yayınlanmamış stelleri revize etmektir. Anahtar Kelimeler: Bursa, Mysia, Kuzeybatı Anadolu, steller, heykel sanatı, epigrafi, Hellenistik Dönem, Roma Dönemi.

Arkeoloji müzeleriBursaHelenistik Dönem+4
Alev Çetingöz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adana Arkeoloji Müzesi'ndeki bir grup mezar steli

"Adana Arkeoloji Müzesi'ndeki Bir Grup Cenaze Steli" başlıklı tezimde müzenin depolarında ve teşhir salonlarında bulunan 72 adet cenaze stelinin fotoğraflanması, tanımlanması, ikonografik ve epigrafik açıdan yorumlanması, karşılaştırma yapılması şeklinde katalog haline getirilmesi amaçlanmaktadır. Bu katalog ileride yapılacak olan çalışmalara ışık tutacaktır. Adana'nın içinde bulunduğu coğrafya, antik kaynaklardan elde edilen bilgiler ışığında sunulmuştur. Mezar stellerinin gelişimi ve mezar yazıtları hakkında kısa bilgiler yer almaktadır. Gaziantep sınırları içerisinde yer alan Zeugma, Belkıs Höyük, günümüzde Suriye sınırları içerisinde yer alan Cerablus'tan, Adana Müzesi bünyesine girmiş olan, stellerin kökeni irdelenmiştir. Sonuç olarak farklı tarihlere ve buluntu yerlerine sahip, müze envanterine girmiş olan steller, genel olarak tanımlama ve kataloglama amaçlanmıştır.

AdanaArkeolojiArkeoloji müzeleri+4
Doğancan Aksu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mustafakemalpaşa ilçesi arkeolojik kültür envanteri

Çalışmada, Bursa iline bağlı Mustafakemalpaşa ilçesinin, arkeolojik kültür Miletopolis ile yerleşimi halen devam etmekte olan Kirmasti'nin geçmişi hakkında bilgi envanteri çıkarılmıştır. Yapılan incelemede halen sahada bulunan ve daha önce yayınlanmamış eserler bulunmaya çalışılmış, kentte yerleşimi olduğu düşünülen verilmesi amaçlanmıştır. Kentler hakkında detaylı arkeolojik çalışmalar yapılmamış olsa da arkeolojik buluntular, antik kaynaklar, modern yazarların vermiş olduğu bilgiler ve araştırmacı tarafından yapılan araştırmalar sonucunda ilçenin eski yerleşimleri ile ilgili bilgi verilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca araştırma sonucunda Miletopolis ve Kirmasti'den günümüze ulaşan arkeolojik eserlerin kataloğu çıkarılmıştır.

ArkeolojiArkeolojik alanlarArkeolojik eserler+2
Mustafa Erman Uyar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Yunan ve Roma toplumlarında toplumsal cinsiyetin şekillenmesi ve cinsellik kavramı

İnsanın bilişsel evrimi beraberinde insanın kendini doğanın bir parçası olarak görmekten vazgeçtiği yeni bir dönemi getirdi. Neolitik Dönem ile birlikte insan, artık yiyeceğini tesadüfen bulan bir canlı olmaktan çıkıp onu üreten ve böylelikle toprağı ele geçiren bir güç haline geldi. Toprak ananın fethi bir sürü dönüşümü beraberinde getirdi. Kendi besinini üretebilen insanlar, kaderini tayin edebilmelerinin ötesine geçmiş, küçük topluluklar halinde yaşayan eski konar-göçerler artık yerleşik hayatla tanışmışlar, besini depolamak ve biriktirmekle birlikte, onu koruma altına almak adına devlet organizasyonunu da oluşturmak zorunda kalmışlardır. Artık toplumsal ilişkiler daha da karmaşık hale gelmiş ve toplum içerisindeki fiziksel ve biyolojik farklılıklardan doğan toplumsal cinsiyet rolleri ile birlikte cinsiyetler arasındaki eşitsizlikler belirgin şekilde ortaya çıkmaya başlamıştır. Toprağın bereketini, kadının doğurganlığı ile bir tutan ve kan bağının "anne" üzerinden belirlendiği anaerkil dönem son bulmuş, günümüzde de halen varlığını sürdüren ataerkil dönem başlamıştır. Yerleşik hayatın beraberinde getirdiği yeni sistem ile birlikte kadının izi silinmeye başlarken, buna ters düşecek şekilde uzun bir süre Ana Tanrıça kültü etkin olarak varlığına devam etmiştir. Friglerin Kybelesi ile bu kült Yunan ve Roma dünyasında izlerini gösterse de, katı bir erkek egemen kültür bizleri beklemektedir. Günümüzde hala sürmekte olan kadın mücadelesi içerisindeki en temel sorun olarak değerlendirilen cinsiyetler arası eşitsizliğin ortaya çıkışını çoğu araştırmacı, Antik Yunan olarak göstermektedir. Gerçekten de Yunanlıların yaşam tarzlarına baktığımızda, kadın sadece erkeğin üremesinde rol oynamaktan öteye geçmemiştir. Kadın her daim kyrios denilen erkek efendinin buyruğunda olmak zorunda bırakılmıştır. Kyrios bazen baba, bazen başka bir akraba ya da eş olmuştur; bunlardan hiçbiri hayatta değil ise kadın kendi oğlunun emrine tabi olmak zorunda bırakılmıştır. Ev içerisinden tek başına dışarı çıkamamakla birlikte hane içerisinde bile erkeğe ait oda olan andron içine girmeleri yasaklanmıştır. Özellikle erkeklerin demokrasi ile birlikte kentler içerisinde aktif rol üstlenmeye başladıkları dönemlerde evde düzenledikleri şölenlerde, hane içerisinde yaşayan kadınların görülmesi bile çok nahoş bir durum yaratabilmekteydi. Antik Yunan düşünürlerinin, kadın ve erkek fizyolojisi üzerinden yaptığı kıyaslarda da, kadın bedenini her zaman yetersiz görüldüğü göze çarpmaktadır. Bu yüzden kadın zekası da erkek zekasının altında kalmaktadır ve erkek evlendiği kadını yetiştirmek ve eğitmek zorundadır. Toplumda saygı gören ve rahatça hareket eden tek kadın grubu fahişeler içerisinde yer alan Hetaira'lar ise, kendilerini ilginç bir şekilde her alanda yetiştirme şansını elde edebilmişler ve erkekler dünyasına, özellikle de şölenlere dahil olabilmişlerdir. Kadının bir lanet olarak yaratıldığına inanılan Yunan toplumunda, erkek bedeninin kutsanması ve idealize edilmesi de şaşırtıcı değildir, özellikle Gymnasium'larda erkeklerin çıplak olarak spor aktivitelerinde bulunduğu görülmektedir. Kadınların Sparta dışında Gymansiumlar'da sporcu olarak kendilerini göstermesini Yunan toplumundan beklememiz yanlış olacaktır. O dönemde Yunanlılar, Sparta'daki genç kızların kendilerini teşhir etmelerini ahlaksız olarak nitelendirmişlerdir. Yunan Arkaik Dönemi eserlerinde de erkek tasvirleri olarak anılan Kurosların çıplak olduğu görülürken, genç kız heykelleri olarak adlandırılan Koreler ise her zaman giyiniktirler. Kadın bedeninin çıplaklığı Helenistik Dönem eserlerine kadar karşımıza çıkmamıştır. Kadının akıl yönünden de erkeklerden eksik kaldığı kabul edilen bir toplumda, kadının yetiştirdiği erkek çocuğunda hem duygusal hem de sosyal yönden yetersiz kabul edilmesi de, Yunan toplumunda oğlancılık olarak tabir edilen bir geleneği doğurmuştur. Ancak buradaki oğlancılık, eşcinsellik olarak karşımıza çıkmamaktadır. Eşcinsellik kavramının karşılığı, Yunanca'da bulunmamaktadır. Etkin ve edilgen olarak ayrıştırılan iki erkeğin birlikteliği, etkin olanın öğretmenliği ve edilgen olan öğrenciliği olarak düzenlenmiştir. Bu ilişki aslında yeni yetişen erkeğin topluma kabul edilmesinin bir koşulu olarak ortaya çıkmaktadır. Öğrencilik ve yatak arkadaşlığının iç içe girdiği bu ilişkinin başlangıcı, erkek çocuğunun yeni ergenliğe girdiği 12-13 yaşları olarak kabul edilmektedir. Kıllarının çıkmaya başladığı dönem ise ilişkinin bitmesini işaret etmektedir. Bu ilişkide her ne kadar edilgen olan bir taraf olsa da, kadınsı özellikler gösteren erkekler toplum tarafından tecrit edilmiştir. Bu erkeklerin bu özellikleri göstermesinin nedeni fizyolojik olarak vücut ısılarının yetersizliği ile açıklanmaya çalışılmıştır. Helenistik Dönem ticari olarak Yunan dünyasında değişimleri getirirken toplumsal olarak kadının da kendini ifade etmesinin kapılarını aralamaya başlamıştır. Bu dönem kadın açısından özgürlüklerin yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığı dönem olmuş; sanat, felsefe ve edebiyatta artık kadın isimlerinin de ortaya çıkmaya başladığı görülmüştür. Erkeklerin kendi aralarında sürdürdükleri yatak ilişkileri de, bu dönemde önemini yitirmeye başlamıştır. Yunanlıların artık siyasal olarak önemini yitirmesi ile birlikte karşımıza çıkan Roma toplumunda ise erken dönemde katı bir ataerkil sistem ile kendisini göstermeye başlamıştır. Aile yapısının mutlak hakimi olan babanın, özellikle Erken İmparatorluk Dönemi'nde tam yetki ile kuşanıp hane içindeki bireylerin yaşama haklarına kadar müdahale ettiği bilinirken, kadının herhangi bir söz hakkının bulunmadığını görmekteyiz. Ancak ilerleyen süreç içerisinde kadın, evin içerisinde ve dışında söz sahibi olmaya başlamış ve hatta ülke yönetiminde imparator ile birlikte kendine yer edinebilmiştir. Eşcinsellik ise yine Roma toplumunda da, günümüzdeki anlamından oldukça uzak bir şekilde, yine etkin ve edilgen erkekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Köleci bir toplum olan Roma toplumunda da edilgenlik sadece köleler için geçerli olup, özgür bir vatandaşın edilgen olması hoş karşılanmamakta ve hatta yasalar içerisinde bile yaptırıma konu olmaktadır. Bu çalışma, Yunan ve Roma halklarının, gündelik hayatlarına yalın bir şekilde göz atma olarak özetlenebilir. Birbirinin ardılı olan bu iki kültürün kadına, erkeğe, eşcinselliğe yaklaşımlarına, bu toplumlarda evlilik kurumunun nasıl işlediğine, fahişelerin toplumdaki yerine, insanlarla benzer karakteristik özellik gösteren tanrı ve tanrıçalar alemine değinilecektir. Anahtar kelimeler: Biyolojik Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet, Kadın, Erkek, Antik Yunan ve Roma.

AnatanrıçaAnatanrıça kültüAntik Yunan+6
Özge Şimşekdir
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu'daki Minos ve Myken eserlerinden bir seçki

Batı Anadolu M.Ö. II. Binde yoğun olarak deniz aşırı kültürlerin ilgi odağında olmuştur.Bu kültürlerden Girit'ten gelen Minos ve kıta Yunanistanı'ndan gelen Myken kiültürleri bölgeyle yoğun olarak ilişki içinde olmuştur. Yerli halklarla yoğun olara ticaret yapmış ve karşılıklı olarak birbirlerinden etkilenmişlerdir. Ayrıca Oniki adalardan gelen Kiklad kültürü de bu kültürlere öncülük etmiştir. Bu ilişkilerin izleri çeşitli yerleşimlerde arkeolojik buluntularda görülmektedir. Bu buluntular çoğunlukla üzengi kulplu kap, alabastron ve amphora gibi seramik eserler ve kılıç, hançer gibi metal buluntulardan oluşmaktadır. Anahtar kelimeler: Seramik, kılıç, ticaret, höyük, Minos, Myken.

ArkeolojiArkeolojik alanlarBatı Akdeniz bölgesi+4
Kerim Özgür Özgen
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bergama Müzesi antik Yunanca yazıtlı eserlerinden bir seçki

İzmir'in Bergama ilçesinde bulunan Bergama Müzesi envanterinde kayıtlı olan ve müze yetkililerince taş eserler deposundan fotoğraflanan Yunanca yazıtların belli bir kısmı incelenmiştir. Toplamda 27 adet yazıtın analizi tarih sıralarına göre yapılmıştır. Aralarından 5 adedinin yayınına ulaşılamadığı için, en temelden incelenmiş, diğer 22 adet ise bölgelerine göre ayrılarak, yayınları yardımıyla tanımlamaları tamamlanmıştır. En erkeni İ.Ö. 4. yy.'ın 2. yarısına tarihlenen yazıtların en çok işlendiği tarih İ.S. 2. yy.'dır. Lydia ve Pergamon bölgelerine ait yazıtlarda bulundukları dönemler yakın olsa bile, epigrafik anlamda ayırt edici unsurları bulunmaktadır.

Antik YunanBergama MüzesiLidya+4
Gökçe Çiçek Keskin
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Other supervisors