Theses supervised by Prof. Dr. Feryal Çelikel

26 theses · Feyziye Schools Foundation Işık University

Master'sOpen AccessTR

Bağlanma stillerinin bilişsel esnekliği yordamasında öz yeterliliğin aracı rolü

Amaç: Bu çalışmanın amacı yetişkinlerde bağlanma stilleri ile bilişsel esneklik arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkide öz yeterliğin aracı rolünü incelemektir. Değişkenlerin birbiri ile olan ilişkisine bakılmasına ek olarak söz edilen değişkenlerin farklı sosyodemografik değişkenler açısından incelenmesi de amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın örneklemi, yaş ortalaması 42.36±14.05 olan, yaşları 18 ile 65 arasında değişen, ilişkisi en az 2 aydır devam eden, 395'i kadın ve 115'i erkek olmak üzere toplam 510 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmada ölçüm araçları olarak Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II, Bilişsel Esneklik Envanteri ve Genel Öz Yeterlik Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinde, frekans analizi, hiyerarşik regresyon analizi, bağımsız gruplar t-testi, Pearson korelasyon analizi, hiyerarşik regresyon analizi ve PROCESS aracı etki analizi uygulanmıştır. Bulgular: Kaygılı ve kaçıngan bağlanma stilleri bilişsel esnekliği ve öz yeterliliği negatif düzeyde yordamaktadır. Öz yeterlilik ise bilişsel esnekliği pozitif yönde yordamaktadır. Öz yeterliliğin, bağlanma stilleri ve bilişsel esneklik arasındaki ilişkide kısmi aracılık rolü bulunmaktadır. Kaygılı ve kaçıngan bağlanma düzeyleri arttıkça öz yeterlilik ve bilişsel esneklik düzeyleri düşüş göstermektedir. Öte yandan, öz yeterlilik arttıkça bilişsel esnekliğin de arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç: Bireyin ebeveynleri ile ilişkisinde oluşturduğu bağlanma stillerinin yetişkin hayatında romantik ilişkilerinde gözlemlendiği görülmüştür. İlişkilerinde sahip olduğu bağlanma stilleri bilişsel esneklik ve öz yeterlilik düzeyini etkilemektedir. Bilişsel esnekliğin bağlanma stilleri ile olan ilişkisinde de öz yeterliliğin önemli bir role sahip olduğu görülmüştür.

Eda Karabudak
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bilişsel duygu düzenleme stratejileri ile intihar düşüncesinin ilişkisinde umudun düzenleyici rolü

Bu çalışmanın amacı bireylerin kullandıkları bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin intihar düşüncesi düzeyleri ile ilişkisini incelemek ve bu ilişkide sürekli umudun düzenleyici rolünü ele almaktır. Ayrıca söz konusu kavramları farklı sosyodemografik değişkenler, intihar ve kayıp ile ilgili faktörler ve ilişkisel koruyucu faktörler açısından da incelemek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi, yaş ortalaması 34.79±13.22 olan ve yaşları 18 ile 65 arasında değişen 431 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmada İntihar Düşüncesi Ölçeği, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği, Sürekli Umut Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri kullanılmıştır. Veriler çevrimiçi olarak paylaşılan ölçek formları aracılığıyla toplanmıştır. Veri analizinde, bağımsız gruplar t-testi, Pearson korelasyon analizi, basit doğrusal regresyon analizi ve hiyerarşik regresyon düzenleyici değişken analizleri uygulanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre bilişsel duygu düzenleme stratejilerinden kabul etme, kendini suçlama, ruminasyon, diğerlerini suçlama ve yıkımın intihar düşüncesini pozitif yönde yordadığı saptanmıştır. Bununla birlikte, pozitif tekrar odaklanma, plana tekrar odaklanma, pozitif yeniden gözden geçirme intihar düşüncesini negatif yönde yordamaktadır. Sürekli umut intihar düşüncesini negatif yönde yordamaktadır. Bunun yanında, ruminasyon, kendini suçlama ve pozitif tekrar odaklanmanın intihar düşünceleri ile ilişkisinde sürekli umudun düzenleyci rolü gözlenmiştir. Bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin intihar düşünceleri üzerinde anlamlı etkilerinin bulunduğu görülmüştür. Sürekli umudun intihar düşünceleri üzerinde koruyucu etkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte sürekli umudun risk oluşturan stratejilerin etkisini zayıflatabileceği ve uyumlu stratejilerin etkisini güçlendirebileceği gözlenmiştir.

Özge Talman
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde çocukluk çağı travması ve benlik saygısının ilişki bağımlılığı üzerindeki yordayıcı rolü

Bu çalışmada Türkiye'de yaşayan yetişkinlerde çocukluk çağı travmalarının ve benlik saygısının, ilişki bağımlılığı üzerindeki yordayıcı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Oluşturulan anketler internet üzerinden 228'i kadın (%53,1) 201'i erkek (%46,9) olmak üzere toplam 429 katılımcıya ulaştırılmıştır. Örneklemin yaş ortalaması 34,77±11,56 olup 19-70 aralığındadır. Katılımcıların 213'ü evli (%49,7), 216'sı romantik ilişkisi olan bekar (%50,3) bireylerdir. Çalışmada Sosyodemgorafik ve Diğer Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travma Ölçeği (ÇÇTÖ), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RSBÖ) ve Spann-Fischer İlişki Bağımlılığı Ölçeği (SFİBÖ) kullanılmıştır. Araştırmada sosyodemografik değişkenlerin çocukluk çağı travmaları, benlik saygıları ve ilişki bağımlılığı üzerindeki etkisini incelemek için bağımsız örneklem t-testi, başlıca hipotezlerini test etmek için ise Pearson korelasyon analizi ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Yapılan analizin sonuçlarına göre evli katılımcılarda ÇÇTÖ alt boyutlarından duygusal ihmal ve istismar ile aşırı koruma-kontrol ilişki bağımlılığının anlamlı bir yordayıcısıdır. Romantik ilişkisi olan katılımcılarda ise, ÇÇTÖ alt boyutlarından fiziksel ihmal ve istismar ile duygusal ihmal ve istimarın ilişki bağımlılığının anlamlı bir yordayıcı olduğu bulgusu elde edilmiştir. Bulgular, benlik saygısı değişkeninin hem evli olan hem de romantik ilişkisi olan bekar katılımcılar içim ilişki bağımlılığı anlamlı bir şekilde yordadığını ortaya koymaktadır. Bu çalışma, bireylerin erken dönem ve genç erişkinlikte yaşadıkları travmatik yaşantıların ve benlik saygılarının, gelecekte eş/partner ilişkilerindeki bağımlılık düzeylerinin üzerindeki önemini işaret etmektedir. Araştırmanın bulguları doğrultusunda ilişki bağımlılığının, çocukluk çağı travma alt boyutları ve benlik saygısı ile ilişkili olduğu gözlenmiştir.

BağımlılıkBenlik saygısıYetişkinler+2
Arda Küçükyıldız
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Başa çıkma tutumları, belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişki: COVID-19 sürecine özgü bir çalışma

Amaç: Bu çalışmanın amacı, bireylerin başa çıkma tutumları, belirsizliğe tahammülsüzlükleri ve psikolojik belirtilerin ilişkisini Covid-19 süreci içerisinde incelemektir. Yöntem: Çalışmaya 370'i kadın ve 205'i erkek olmak üzere toplam 575 yetişkin katılımcı dahil edilmiş olup yaş ortalaması 32.10±11.54'tür. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak sırasıyla Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12), Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) kullanılmıştır. Veri analizinde Bağımsız Gruplar T Testi, Tek Yönlü Anova, Pearson Korelasyon ve Basit Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Örneklemin çoğunluğunu kadın (%64.3), evli olmayan (%56.2), ekonomik durumu orta düzeyde (%67.5) ve sağlık sigortası olan (%90.4) bireyler oluşturmaktadır. Katılımcıların çoğunun hane halkından biri Covid-19 tanısı almamış (%89) ya da bu nedenle yakın kaybı yaşamamıştır (%85.2); ayrıca, büyük çoğunluğu evinde kişisel alana sahip (%85.9) olup çoğunluğunun hanesinde risk grubu (%84.3), 65 yaş üzeri (%64.2) ya da kronik hastalığı olan (%71.8) kişiler bulunmamaktadır. Sonuçlarımız, belirsizliğe tahammülsüzlüğün işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarını yordadığını; belirsizliğe tahammülsüzlük ve işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarının ise psikolojik belirtileri yordadığını göstermektedir. Aynı zamanda bu değişkenler sosyodemografik özelliklerle ve pandemi ile ilişkili tutumlarla ilişkili bulunmuştur. Sonuç: Belirsizliğe tahammülsüzlüğü yüksek olan bireylerin işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarına yönelme eğiliminde oldukları; Covid-19 sürecinde belirsizliğe tahammülsüzlüğü yüksek olan ve işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarına yönelen bireylerde psikolojik belirtilerin görülme sıklığının daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Bireylerin duruma yönelik algıları, belirsizliğe tahammülsüzlükleri, başa çıkma tutumları ve psikolojik faktörler salgınları yönetme stratejilerinin başarısında kritik bir öneme sahiptir. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Pandemi, Belirsizliğe Tahammülsüzlük, Başa Çıkma Tutumları, Psikolojik Belirtiler

Başa çıkmaBelirsizliğe tahammülsüzlükCOVID 19+5
Hanife Nur Salihoğlu
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmalarının dissosiyatif yaşantılar ile ilişkisi: Zaman perspektifi ve duygu düzenlemenin aracı rolü

Bu araştırmanın amacı klinik olmayan bir örneklemde çocukluk çağı travmaları ile dissosiyatif yaşantılar arasındaki ilişkide zaman perspektifi ve duygu düzenlemenin sıralı aracı rolünü araştırmaktır. Araştırmaya yaşları 18 ve 57 arasında değişen, yaş ortalaması 32.82±7.84 olan 223 kadın ve 171 erkek olmak üzere toplam 389 kişi katılmıştır. Örneklemin büyük çoğunluğunu lise ve üniversite mezunu (%69.7), çalışan (%74.3) ve evli olmayan (%56.3) katılımcılar oluşturmaktadır. Araştırmanın amacı doğrultusunda Sosyodemografik Bilgi Formu, Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES-II), Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), Zimbardo Zaman Perspektifi Envanteri (ZZPE) ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Örneklem T-Testi, Tek Yönlü ANOVA, Pearson Korelasyon Analizi ve Hayes'in Yöntemi ile SPSS Process eklentisindeki Seri Çoklu Aracı Değişken Analizi uygulanmıştır. Çalışma sonucunda örneklemin demografik özelliklerine göre dissosiyatif yaşantıların evli olmayanlarda, çalışmayanlarda ve gençlerde anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmüştür. Kadınlarda cinsel istismar, erkeklerde fiziksel ihmal öyküsünün daha fazla olduğu ve evli olmayanlarda travma düzeyinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Kadınların erkeklere göre daha gelecek odaklı oldukları, evli olanlarda zaman perspektifinin daha dengeli olduğu ve çalışmayanlarda geçmiş olumsuz perspektifin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Yaş arttıkça şimdi hazcı ve geçmiş olumsuz perspektif azalmaktadır. Evli olmayanlarda, çalışmayanlarda ve gençlerde duygu düzenleme güçlüğünün daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bu çalışmada çoklu travmaya maruz kalanlarda dissosiyatif yaşantıların daha fazla olduğu görülmüştür. Son olarak, çocukluk çağı travmaları ile dissosiyatif yaşantılar arasındaki ilişkide geçmiş olumsuz ve şimdi kaderci zaman perspektifi ile duygu düzenleme güçlüğünün sıralı aracı rolü olduğu ortaya konmuştur. Çocukluk çağı travmaları yetişkinlikte yaşanan dissosiyatif yaşantılar ile ilişkilidir ve bu ilişkide kişinin geçmiş zamanda sıkışıp şimdide kaderci yaklaşımı benimsemesi ile duygu düzenlemede güçlük yaşanmasının etkisi bulunmaktadır.

Dissosiyatif yaşantılarDuygu düzenleme güçlüğüPsikolojik travma+3
Aslı Karan
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Evli bireylerde mizah tarzlarını yordamada bağlanma stilleri ve aleksitiminin rolü

Amaç: Bu araştırmanın amacı, yetişkin bireylerdeki bağlanma stilleri, aleksitimi, mizah tarzları arasındaki ilişkiyi incelemek ve bağlanma stilleri ile aleksitiminin birlikte mizah tarzları üzerindeki yordayıcı etkisini araştırmaktır. Bunların yanı sıra değişkenler, yaş, cinsiyet, evlilik süresi, eğitim, gelir durumu gibi sosyodemografik özellikler açısından da incelenmiştir. Yöntem: Araştırmaya 254'ü kadın, 184'ü erkek olmak üzere toplamda 438 evli birey katılmıştır. Örneklemin yaş ortalaması 40.01±10.09 ve evlilik süre ortalaması 12.55±10.60 yıldır ve büyük çoğunluğunu üniversite mezunu (%58), çalışan (%68) bireyler oluşturmaktadır Tüm katılımcılara www.docs.google.com üzerinden Sosyodemografik Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE–II), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Mizah Tarzları Ölçeği (MTÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan analizler sonucunda kaygılı bağlanma stilinin kendini yıkıcı ve saldırgan mizah tarzları ile pozitif yönde anlamlı ilişkisinin olduğu saptanmıştır. Kaçınmacı bağlanma stilinin ise katılımcı ve kendini geliştirici mizah tarzları ile negatif, kendini yıkıcı mizah tarzı ile pozitif yönde anlamlı ilişkisinin olduğu gözlenmiştir. Bununla birlikte, aleksitimi uyumlu mizah tarzları ile negatif, uyumsuz mizah tarzları ile pozitif yönde ilişkili bulunmuştur. Bulgularımıza göre aleksitimi ile kaygılı bağlanma stili kendini yıkıcı mizah tarzını ve aleksitimi ile kaçınmacı bağlanma stili ise katılımcı mizah tarzını yordamaktadır. Sonuç: Çalışmamızda, güvensiz bağlanma stillerinin olumsuz mizah ile ilişkili olduğu gibi aleksitiminin olumsuz mizahı yordayan rolüne dair bulgular elde edilmiştir. Araştırma sonuçları ilgili literatür ışığında tartışılmıştır.

AleksitimiBağlanmaBağlanma stilleri+5
İdil Çağıl Toğrul
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Aile içi şiddet, çocukluk çağı travmaları, aleksitimi ve bedenselleştirme arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı evli kadınlarda aile içi şiddet yaşantıları, çocukluk çağı travma ve aleksitimi düzeyleri ile bedenselleştirme belirtileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Araştırmaya yaş ortalaması 37,94±9,69 olan 18 yaş ve üzeri toplam 383 kadın katılmıştır. Katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik Bilgi Formu, Aile İçi Şiddet Ölçeği (AİŞÖ), Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (ÇÇTÖ), Toronto Aleksitimi Ölçeği-20 (TAÖ-20), Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği (BDAÖ) uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmanın sonucunda, AİŞÖ toplam puanı ile ÇÇTÖ, TAÖ-20, BDAÖ toplam puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca, ÇÇTÖ toplam puanının, AİŞÖ toplam puanını ve AİŞÖ toplam puanının TAÖ-20 ve BDAÖ toplam puanlarını yordadığı belirlenmiştir. Evlilik ile ilgili özelliklerden evlilik süresi, evlilik biçimi, evlilik yaşı, evlilik sayısı, eşin evlilik sayısı ve çocuk sahibi olma ile AİŞÖ toplam puanı arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Araştırmamızda, çocukluk çağı travmatik yaşantılarının yetişkin kadınların şiddete maruz kalmalarında bir risk faktörü olabileceğine işaret etmektedir. Benzer şekilde, çocukluk çağı travmatik yaşantıları ve aile içi şiddet düzeyi yüksek kadınların aleksitimi ve bedenselleştirme eğiliminin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Elde edilen bulgular, şiddete maruz kalan kadınlar ile çalışan uzmanlara müdahale stratejileri oluştururken yol gösterici olması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: şiddet, aile içi şiddet, çocukluk çağı travmaları, aleksitimi, bedenselleştirme.

Aile içi şiddetAleksitimiBedenselleştirme+4
Şahika İzgi
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Aile içi şiddet mağduru olan kadınlarda kendilik algısı, psikopatoloji ve bilişsel duygu düzenleme stratejileri

Problemin Tanımı: Bu çalışmanın amacı, şiddete maruz kalan kadınlarda bilişsel duygu düzenleme stratejileri, kendilik algısı ve psikopatoloji arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Şiddete maruz kalan ve kontrol grubunu oluşturan şiddete maruz kalmayan kadınların, kullandıkları bilişsel duygu düzenleme stratejileri, kendilik algısı ve ruh sağlıkları arasında farklılaşma olup olmadığı da değerlendirilmiştir. Yöntem: Çalışmaya şiddete maruz kalan 121 kadın, şiddete maruz kalmayan 86 kadın olmak üzere toplam 207 kadın alınmıştır. Katılımcılara Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (BDDÖ), Sosyal Karşılaştırma Ölçeği (SKÖ), Belirti Tarama Listesi (SCL-90-R), cinsel ve fiziksel şiddeti değerlendirmek amacıyla Kadına Yönelik Şiddeti Derecelendirme Ölçeği (KYŞDÖ), sözel ve ekonomik şiddet yaşantılarını içeren anket ile sosyodemografik özellikler ve bilgi formu verilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 32,34±10,82 olup, %46,6'sı evli, %59,9'u üniversite mezunudur. Şiddete maruz kalan kadınların SCL-90-R ve BDDÖ alt ölçeklerinden kendini suçlama, felaketleştirme ve diğerlerini suçlama puanlarının anlamlı derecede yüksek; kendilik algısı puanlarının ise anlamlı derecede düşük olduğu saptanmıştır. Kendilik algısı ile kendini suçlama, felaketleştirme, kabul bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve SCL-90-R'nin tüm alt ölçekleri arasında negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır. SCL-90-R alt ölçekleri ile bilişsel duygu düzenleme stratejileri arasında anlamlı ilişkiler saptanmış olup felaketleştirme stratejisinin somatizasyon, anksiyete, hostilite düzeylerini pozitif yönde; kabul stratejisinin kişilerarası duyarlılık, depresyon, anksiyete düzeylerini pozitif yönde; bakış açısına yerleştirme stratejisinin depresyon düzeyini negatif yönde yordadığı bulunmuştur. Sonuç: Aile içi şiddet; beden, zihin ve ruh bütünlüğü açısından bir risk faktörüdür. Şiddete maruz kalan kadınlarda, uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejileri kullanıldıkça psikopatoloji düzeyleri artmakta ve kendilik algısı olumsuz etkilenmektedir. Olumsuz kendilik algısıyla, psikopatoloji belirtilerinde de artış gözlenmektedir. Şiddet mağduru kadınların kendilik algısının, psikopatoloji belirti düzeylerinin ve uyumsuz stratejilerinin yükselme eğiliminde olduğu saptanmıştır. Elde edilen bulgular, şiddete maruz kalan kadınlar ile çalışan uzmanlara müdahale stratejileri oluştururken yol gösterici olabilir. Anahtar Kelimeler: Şiddet, Aile içi şiddet, Kadına şiddet, Bilişsel duygu düzenleme, Psikopatoloji, Kendilik algısı.

Aile içi şiddetBenlik algısıBilişsel duygu düzenleme+3
Zeynep Şahin
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ortorektik belirtiler ve yeme tutumu ile benlik saygısı ve mükemmeliyetçilik arasındaki ilişki

Amaç: Bu araştırmanın amacı ortorektik belirtiler ve yeme tutumu ile benlik saygısı ve mükemmeliyetçilik arasındaki ilişkiyi ve değişkenlerin sosyodemografik özelliklere göre ne şekilde farklılık gösterdiğini incelemektedir. Yöntem: Çalışmanın örneklemini erişkin yaşta 287 kadın ve 236 erkek olmak üzere toplam 523 katılımcı oluşturmaktadır. Örneklemin yaş ortalaması 27.22±5.99'dur ve psikiyatrik tedavi gören katılımcılar araştırmadan dışlanmıştır. Tüm katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik Özellikler ve Bilgi Formu, ORTO-11 Testi, Yeme Tutum Testi (YTT-40), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) ve Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (FÇBMÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Örneklemin ORTO-11 puanları ile YTT-40 ve FÇBMÖ toplam ve alt boyutlarından hata yapma endişesi, kişisel standartlar, ailesel beklentiler, yaptığından emin olamama ve düzen puanları arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Ayrıca yapılan hiyerarşik regresyon analizine göre FÇBMÖ'nün kişisel standartlar ve düzen alt boyutlarının ORTO-11 puanlarını yordadığı gözlenmiştir. Örneklemin YTT-40 puanları ile FÇBMÖ'nün hem toplam hem tüm alt boyut puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Ayrıca yapılan hiyerarşik regresyon analizine göre FÇBMÖ'nün kişisel standartlar alt boyutunun YTT-40 puanlarını yordadığı gözlenmiştir. Örneklemin ORTO-11 puanları ve YTT-40 puanları ile RBSÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı ve RBSÖ'nin ORTO-11 ve YTT-40 puanlarını yordamadığı saptanmıştır. Sonuç: Araştırmada elde edilen bulgulara göre örneklemde ortorektik belirtiler arttıkça yeme tutumundaki bozulmalar ve mükemmeliyetçiliğin hata yapma endişesi, kişisel standartlar, ailesel beklentiler, yaptığından emin olamama ve düzen alt boyutlarının düzeyleri de artmaktadır. Ayrıca örneklemde her boyutu ile mükemmeliyetçilik düzeyleri arttıkça yeme tutumundaki bozulmalar da artmaktadır. Mükemmeliyetçiliğin kişisel standartlar ve düzen alt boyutları ortorektik belirtilerin; mükemmeliyetçiliğin kişisel standartlar alt boyutu ise yeme tutumundaki bozulmaların açıklanmasında rol oynamaktadır.

Benlik saygısıMükemmeliyetçilikOrtoreksiya nervoza+3
Hasan Hüseyin Karatay
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının iş doyumu, kaygı ve tükenmişlik düzeylerinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırmada, sağlık çalışanlarının iş doyumu, kaygı ve tükenmişlik düzeylerinin ölçülmesi ve ardından çalışanların sosyodemografik ve işe dair özellikleri ile tüm değişkenlerin ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma, herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayan ve işi gereği hastayla yüz yüze çalışmakta olan 183'ü kadın ve 65'i erkek toplam 248 sağlık çalışanı katılımıyla yapılmıştır. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Özellikler ve Bilgi Formu, Minnesota İş Doyum Ölçeği (MDÖ), Spielberger Sürekli Kaygı Envanteri (STAISürekli) ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ) kullanılmıştır. Bulgular: Sağlık çalışanlarından oluşan örneklemimizde, kadın katılımcıların STAI-Sürekli puan ortalamalarının ve MTÖ alt boyutlarından yalnızca kişisel başarı puan ortalamalarının erkek katılımcılara göre anlamlı derecede yüksek, MDÖ puan ortalamalarının ise anlamlı derecede düşük olduğu gözlenmiştir. Evli olan katılımcıların STAI-Sürekli puanları evli olmayanlara oranla anlamlı düzeyde yüksek, MDÖ puanları anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Katılımcılardan gelir düzeyi daha düşük olanların MTÖ alt boyutu duygusal tükenme puanlarının, geliri daha yüksek olanlardan anlamlı derecede yüksek olduğu görülmektedir. Kadrolu olarak çalışan katılımcıların STAI-Sürekli puanlarının ve MTÖ duygusal tükenme ve duyarsızlaşma alt boyutlarının puanlarının sözleşmeli çalışanlara oranla anlamlı derecede yüksek, MDÖ puanlarının ise düşük olduğu belirlenmiştir. Meslekte çalıştığı süre beş yıl ve üzeri olan katılımcıların STAI-Sürekli puanlarının ve MTÖ duygusal tükenme puanlarının çalışma süresi beş yıldan az olanlardan anlamlı düzeyde yüksek, MDÖ puanlarının anlamlı düzeyde düşük olduğu gözlenmiştir. Araştırmamızda sağlık çalışanlarının, sürekli kaygı düzeyleri arttıkça duygusal tükenme ve duyarsızlaşmanın arttığı, kişisel başarının ise azaldığı ortaya konmuştur. Katılımcıların iş doyum düzeyleriyle sürekli kaygı, duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Bu bilgiler doğrultusunda sağlık çalışanlarının, iş doyum, sürekli kaygı ve tükenmişlik düzeyleri sosyodemografik ve iş alanı özellikleriyle ilişkili olarak tartışılmıştır. Elde edilen bulgulara dayanarak gelecekte yapılacak olan çalışmalara öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanları, iş doyumu, kaygı, tükenmişlik

KaygıSağlık personeliTükenmişlik+3
Zehra Dicle Öztürk
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bireylerin medya tercihleri ile kişilik özellikleri ve üstbilişleri arasındaki ilişki

Amaç: Araştırmamızın amacı, kişilik özellikleri, üstbiliş ve medya (film/müzik) tercihleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: 247'si kadın, 169'u erkek olmak üzere toplam 416 katılımcıya (yaş ortalaması 41,72±12,62) Sosyodemografik ve Medya Tercihleri Bilgi Formu, Eysenck Kişilik Anketi-Gözden Geçirilmiş Kısa Formu (EKA-GGK) ve Üstbiliş Ölçeği-30 (ÜBO-30) uygulanmıştır. Bulgular: Farklı cinsiyet, yaş ve eğitim düzeyindeki katılımcılar EKA-GGK ve ÜBO-30 puanları bakımından farklılık göstermektedir. EKA-GGK nörotisizm ve dışa dönüklük puanları kadınlarda, nörotisizm ve psikotisizm puanları daha genç ve daha yüksek eğitimli gruplarda anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Erkeklerin ÜBO-30'dan bilişsel güven ve düşünceleri kontrol ihtiyacı hariç tüm alt ölçek puanları kadınlara oranla, lise ve altı eğitim düzeyindekilerin olumlu inançlar ve bilişsel güven hariç diğer alt boyutlardaki puanları yüksek eğitim grubundakilere oranla anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Çalışmamızda farklı medya tercihlerine sahip katılımcılar arasında EKA-GGK ve ÜBO-30 puanları bakımından anlamlı farklar gözlenmiştir. Farklı sıklıkta film izleyenler arasında tüm EKA-GGK ve ÜBO-30'dan olumlu inançlar puanları, farklı türlerde film izleyenler arasında tüm EKA-GGK ve ÜBO-30 puanları, farklı amaçlarla film izleyenler arasında EKA-GGK'dan dışa dönüklük, ÜBO-30'dan kontrol edilemezlik ve tehlike hariç tüm alt ölçek puanları anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Farklı sıklıkta müzik dinleyenler arasında EKA-GGK'dan dışa dönüklük ve psikotisizm, ÜBO-30'dan düşünceleri kontrol ihtiyacı, farklı türlerde müzik dinleyenler arasında EKA-GGK'dan pskitotisizm, ÜBO-30'dan düşünceleri kontrol ihtiyacı, farklı amaçlarla müzik dinleyenler arasında EKA-GGK'dan nörotisizm ve dışadönüklük, ÜBO-30'dan bilişsel farkındalık puanları anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Sonuç: Bulgularımız literatür eşliğinde incelenmiş, kişilik özellikleri ve üstbiliş düzeylerinin medya tercihleriyle olan ilişkisi tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Kişilik özellikleri, üstbiliş, medya tercihleri, film, müzik

FilmKişilik özellikleriMedya+4
Ayşegül Gacal
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Obsesif kompulsif belirtiler, belirsizliğe tahammülsüzlük ve kaygı arasındaki ilişki: Covid-19 sürecine özgü bir çalışma

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Covid-19 pandemi sürecindeki bireylerde obsesif kompulsif belirti, belirsizliğe tahammülsüzlük ve durumluk kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmada 233'ü (%70.2) kadın ve 99'u (%29.8) erkek olmak üzere toplam 332 yetişkin katılımcıya internet üzerinden ulaşılmış olup yaş ortalaması 32.11±10.89 yıldır. Tüm katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Padua Envanteri-Washington Eyalet Üniversitesi Revizyonu (PE-WEÜR), Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği Kısa Formu (BTÖ-12) ve Durumluk Kaygı Ölçeği (DKÖ) uygulanmıştır. Verilerin analizi aşamasında bağımsız gruplar t test, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), basit doğrusal regresyon ve çoklu doğrusal regresyon kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmada katılımcılar DKÖ toplam puanı bakımından karşılaştırıldığında, bekar, yalnız yaşayan, toplu taşıma kullanan, evinde Covid-19 risk grubundan bireyler ile yaşayan, ekonomik düzeyi düşük katılımcıların kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Yapılan basit doğrusal regresyon analizi sonuçlarına göre BTÖ-12 alt boyutlarından hem ileriye yönelik kaygının hem de engelleyici kaygının kaygı düzeyini yordadığı görülmüştür. Yapılan çoklu regresyon analiz sonuçlarına göre ise birlikte ele alındıklarında belirsizliğe tahammülsüzlük kaygıyı yordarken obsesif kompulsif belirtilerin kaygıyı yordamadığı saptanmıştır. Sonuçlar: Çalışmanın bulgularından yola çıkarak belirsizliğe tahammülsüzlük düzeylerinin obsesif kompulsif belirti düzeylerini yordayıcı bir etken olduğu gözlenmektedir. Pandemi sürecinin belirsizlik içeren doğası düşünüldüğünde, belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyi yüksek olan bireylerin bu dönemde kaygı düzeylerinin de yüksek olması beklenen şekilde doğrulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Pandemi, Obsesif Kompulsif Belirtiler, Belirsizliğe Tahammülsüzlük, Kaygı.

BelirsizlikBelirsizlikten kaçınmaBelirsizliğe tahammülsüzlük+4
İrem İskenderoğlu
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmalarının akılcı olmayan inançlar ve psikopatolojik belirtiler ile ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada yetişkin bireylerin çocukluk çağı travmaları, akılcı olmayan inanç düzeyleri ve psikopatolojik belirti düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Online anket yöntemi ile 276'sı kadın, 130'u erkek olmak üzere toplamda 406 katılımcıya ulaşılmış olup katılımcılarının yaş ortalaması 27,34±7,49 (18-59)'dur. Örneklemin çoğunluğu kadın (%68), eğitim seviyesi (%77) ve aylık gelir seviyesi (%60), yüksek, anne eğitim (%51) ve baba eğitim (%51) seviyesi düşük, çocuklukta ebeveynleri ayrılmayan ya da boşanmayan (%83), çocuklukta esas bakımı annesi ve diğer aile üyeleri tarafından üstlenilen (%51) bireylerden oluşmaktadır. Çalışmada Sosyodemografik ve Aileye Ait Bilgiler Formu, Çocukluk Çağı Travma Ölçeği (ÇÇTÖ), Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği (AOİÖ) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) kullanılmıştır. Bulgular: Örneklemimizde ÇÇTÖ toplam puanın yanı sıra duygusal ihmal, fiziksel ihmal, duygusal istismar, cinsel istismar ve fiziksel istismar alt boyut puanları ile KSE toplam puanı ve obsesif-kompulsif belirti, somatizasyon, kişilerarası duyarlılık, depresyon, anksiyete, fobik anksiyete, paranoid düşünce ve psikotisizm alt boyut puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Diğer yandan katılımcılarımızda AOİÖ toplam puanı ile KSE toplam puanı ve alt boyutlardan obsesif-kompulsif belirtiler, somatizasyon, kişilerarası duyarlılık, depresyon, anksiyete, fobik anksiyete, paranoid düşünce ve psikotizm alt boyut puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler gözlenmiştir. Örneklemimizde ÇÇTÖ toplam puanı, alt boyutlardan duygusal ihmal, fiziksel ihmal, duygusal istismar, cinsel istismar ve fiziksel istismar alt boyut puanları ile AOİÖ toplam puanı arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Sonuç: Elde edilen bulgular yetişkin bireylerin, çocukluk çağı travma, akılcı olmayan inanç ve psikopatolojik belirti düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğunu göstermektedir. Bu durum çocuklukta yaşanan travmaların erişkin hayattaki akılcı olmayan inanç ve psikopatolojik belirti düzeyi açısından önemli bir risk faktörü olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, Akılcı Olmayan İnançlar, Psikopatolojik Belirtiler, Bilişsel Çarpıtmalar, Çocukluk Çağı İhmal ve İstismar.

Akılcı olmayan inançlarBilişsel çarpıtmaPsikolojik belirtiler+6
Özgenur Kaya
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınlarda kendini nesneleştirme ve kendini susturmanın dissosiyatif yaşantılarla ilişkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı klinik olmayan bir kadın örneklemde kendini nesneleştirme ve kendini susturmanın dissosiyatif yaşantılarla ilişkisini araştırmaktır. Yöntem: İnternet üzerinden yaşları 18 ile 73 arasında değişen ve yaş ortalaması 41,57±12,83 olan 441 kadın katılımcıya ulaşılmıştır. Örneklemin çoğunluğunu lise ve üniversite mezunu (%69,4), çalışan (%60,8) ve aylık hane geliri 10.000 TL'nin üzerinde (%62,4) kadınlar oluşturmuştur. Çalışmada Sosyodemografik ve Diğer Bilgiler Veri Formu, Nesneleştirilmiş Beden Bilinci Ölçeği'nin Beden Gözetimi ve Beden Utancı alt boyutları, Kendini Susturma Ölçeği ve Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinde Bağımsız Gruplar T-Testi, Mann-Whitney U testi, Pearson Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmamızın sonuçlarına göre kadınlarda kendini nesneleştirme ile dissosiyatif yaşantı düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki (r=.271, p<.01) kendini susturma ve dissosiyatif yaşantı düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki (r=.367, p<.01) saptanmıştır. Ayrıca kendini nesneleştirme ve kendini susturmanın dissosiyatif yaşantıları anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur (β=.122, p <.05; β=.295, p <.001). Sonuç: Örneklemimiz olan kadın katılımcılar arasında kendini nesneleştirme ve kendini susturma arttıkça dissosiyatif yaşantıların da arttığı gözlemlenmiştir.

Dissosiyatif yaşantılarKadınlarKendilik nesnesi+3
Deniz Soysaltürk
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Alkol ve madde kullanım bozukluğu olan erkeklerde narsisizm düzeylerinin nüks ve tedavi motivasyonu ile ilişkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı alkol ve madde bağımlılığı olan erkeklerde narsisizm düzeylerinin tedavi motivasyonu ve nüks ile ilişkisini incelemektir. Yöntem: Araştırmaya Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Alkol ve Madde Tedavi Merkezi'nde alkol veya madde kullanım bozuklukları tanılarıyla yatarak tedavi gören, yaş ortalaması 38,80±12,21 olan 75 erkek hasta katılmıştır. Katılımcılara sırasıyla Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu, Sosyodemografik ve Klinik Bilgi Formu, Kendilik Psikolojisi Envanteri (KPE) ve Tedavi Motivasyonu Anketi (TMA) uygulanmıştır. Araştırma verileri SPSS for Mac 23.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda KPE alt boyutu olan savunmacı büyüklenmeci kendilik ile TMA kişiler arası yardım alt boyutu arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca sosyal destek alan hastaların TMA içsel motivasyon, dışsal motivasyon ve toplam puanlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu gözlenmiştir. Çocuk sahibi olanların nüks sayılarının daha düşük olduğu; çocuk sayısı ve ilk tedaviye başvuru yaşının nüks ile negatif yönde anlamlı düzeyde ilişkili olduğu saptanmıştır. Örneklemimizde alkol/maddeye başlama yaşı ve narsisizm arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Ailede psikiyartik öyküye sahip olmayan alkol/madde kullanımına bağlı adli olay ve iş/okul kaybı yaşamış olan hastaların TMA alt boyutlarında anlamlı düzeyde yüksek puanlar aldığı bulunmuştur. Sonuç: Araştırmamız travmatik erken dönem yaşantıları ile patolojik gelişen, KPE alt boyutu olan savunmacı büyüklenmeci kendilik ile ölçülen narsisizmin alkol ve madde kullanım bozukluklarında tedavi motivasyonu için bir risk faktörü olabileceğini göstermektedir. Elde edilen bulguların, bağımlılıkta tedavi protokolleri geliştirilmesinde yol gösterici olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: alkol kullanım bozukluğu, madde kullanım bozuklukları, narsisizm, tedavi motivasyonu, nüks

Alkol bağımlılığıAlkol içmeAlkolle ilgili bozukluklar+7
Selin Kahvecioğlu
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn tutumları ile sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişkide kaygı duyarlılığının ve psikolojik dayanıklılığın aracı rolleri

Amaç: Üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn tutumları (aşırı koruyucu, reddedici, duygusal sıcak) ile sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkide kaygı duyarlılığı ile psikolojik dayanıklılığın aracı rol üstlenip üstlenmediğini tespit etmektir. Yöntem: Araştırmamıza, Kocaeli ve İstanbul illerinde yaşayan, özel ve devlet üniversitelerinde lisans düzeyinde eğitim gören 18-33 yaş aralığında bulunan 175'i kadın ve 210'u erkek olmak üzere toplamda 385 kişi katılmıştır. Bütün katılımcılara Sosyodemografik ve Diğer Bilgiler Veri Formu, Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları Ölçeği Çocuk Formu, Anksiyete Duyarlılığı İndeksi-3, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan korelasyon analizi sonucunda, algılanan ebeveyn tutumlarından aşırı koruyucu ve reddedici tutumların, sürekli kaygı ve kaygı duyarlılığı ile anlamlı düzeyde pozitif yönde, psikolojik dayanıklılık ile anlamlı düzeyde negatif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Bunun tersine, algılanan ebeveyn duygusal sıcaklığının sürekli kaygı ve kaygı duyarlılığı ile anlamlı düzeyde negatif yönde, psikolojik dayanıklılık ile anlamlı düzeyde pozitif yönde ilişkili olduğu bulgulanmıştır. Yapılan aracı değişken analizi, psikolojik dayanıklılığın algılanan ebeveyn tutumlarından duygusal sıcaklık ile sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkiye tam, ebeveynler tarafından algılanan aşırı koruyucu tutum ile sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkiye kısmi olarak aracılık ettiğini ortaya koymuştur. Son olarak kaygı duyarlılığının algılanan aşırı koruyucu ve duygusal sıcak ebeveyn tutumları ile sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkilere kısmi olarak aracılık ettiği bulunmuştur. Sonuç: Bulgularımız uyumsuz ebeveyn tutumlarının, yetişkin bireylerde bilişsel savunmasızlık algısının ortaya çıkmasında ve sürekli kaygı gibi belirli psikopatolojilerin gelişiminde rol oynayacağını öne sürmektedir. Çalışmanın literatüre katkısı, sınırlıkları, gelecek çalışmalara sunulacak öneriler üzerinde de durulmuştur. Anahtar kelimeler: Algılanan Ebeveyn Tutumları, Sürekli Kaygı, Psikolojik Dayanıklılık, Kaygı Duyarlılığı

Ana-baba tutumuAnksiyete duyarlılığıKaygı+4
Özge Demirsu
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınlarda şiddete maruz kalma durumu ile sosyal destek algısı, depresyon ve psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkiler: Karşılaştırmalı bir çalışma

Özet Amaç: Bu araştırmanın amacı, kadınlarda şiddete maruz kalma durumu ile sosyal destek algısı, depresyon ve psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmada, hayatının herhangi bir döneminde herhangi bir şiddet türüne maruz kalan kadınlar ile hayatının herhangi bir döneminde hiçbir şiddet türüne maruz kalmamış kadınlar karşılaştırılmaktadır. Araştırmanın örneklemi, İstanbul'un çeşitli içlerinde yaşamakta olan yetişkin, okur-yazar olan ve hayatının herhangi bir döneminde fiziksel, cinsel veya sözel şiddete maruz kalmış 111 kadın oluşurken, kontrol grubu ise yetişkin, okur-yazar olan ve hayatının herhangi bir döneminde herhangi bir şiddet türüne maruz kalmamış 119 kadından oluşmaktadır. Veriler, Sosyodemografik Bilgi Formu, Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışma ve kontrol grubu yaş ortalamaları sırasıyla, 34,39±10,25 ve 35,45±7,77 olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Çalışma grubu ile kontrol grubu arasında medeni durum, meslek, çalışma hayatı, çocuk durumu ve aile sahiplenme durum değişkenleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Şiddete maruz kalan kadınlarda YPDÖ puanları kontrol grubundaki kadınlara oranla anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur. Her iki grubun ÇBASDÖ puanları incelendiğinde, şiddete maruz kalan kadınların puanları, kontrol grubundaki kadınlara oranla anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur. Şiddete maruz kalan kadınların BDÖ puanları da kontrol grubundaki kadınlara oranla anlamlı düzeyde daha yüksektir. Sonuç: Özetle, çalışmamızda toplumun en büyük problemlerinden biri olan kadına yönelik şiddetin; şiddete maruz kalan kadınlarda psikolojik dayanıklılık, sosyal destek algısı ve depresyon düzeylerine dikkat çekilmiş, bu değişkenler açısından incelenmiş ve sonuçlarımız literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Şiddet, şiddete maruz kalan kadınlar, psikolojik dayanıklılık, sosyal destek algısı, depresyon.

Algılanan sosyal destekDepresyonKadınlar+3
Nazlı Hazal Aydöner
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Cinsel doyum ile beden imajı ve benlik saygısı arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışmanın amacı, cinsel hayatı olan yetişkin bireylerin başlıca sosyodemografik özellikleri ve cinsel yaşama dair değişkenleri dikkate alındığında cinsel doyum, beden imajı ve benlik saygısı bakımından aralarında fark olup olmadığını araştırmaktır. Yöntem: Araştırmanın örneklemi gönüllülük usulüne göre, internet üzerinden Surveey anket sistemine katılım sağlamış, heteroseksüel cinsel hayatı olan 266'sı kadın, 138'i erkek, toplam 404 erişkin birey ile yürütülmüştür. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği (GRCDÖ), Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ) ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmamızın sonucunda katılımcıların cinsel doyumu ve beden imajı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu, cinsel doyumu ve benlik saygısı arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca beden imajı ile benlik saygısı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Demografik ve diğer özellikler içerisinde medeni durum, çalışma hayatı, gelir düzeyi ve cinsel yaşam düzenine göre RBSÖ puanlarının farklılık gösterdiği bulunmuştur. Ek olarak, cinsel yaşam düzeni ve eğitim düzeyine göre GRCDÖ puanlarının farklılık gösterdiği gözlenmiştir. Kadınlarda GRCDÖ ve RBSÖ ile yaş arasında, erkeklerde ise GRCDÖ ile yaş arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç: Bu araştırma klinik olmayan örneklemdeki bireylerde cinsel doyum, beden imajı ve benlik saygısı arasındaki ilişkiyi değerlendirmek üzere oluşturulmuştur. Araştırmanın bulguları doğrultusunda hem kadın hem de erkek katılımcılarda cinsel doyum, beden imajı ve benlik saygısı kavramlarının ilişkili olduğu gözlenmiştir. Elde edilen bulgular literatür ışığında tartışılmış ve gelecekte yürütülecek olan çalışmalar için öneriler sunulmuştur.

Beden imajıBenlik saygısıCinsel doyum
Müge Kılıçlar
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Evli bireylerde güvensiz bağlanma, ruminatif düşünme biçimi ve evlilik uyumunun ilişki ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler ile ilişkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı evli bireylerde ruminatif düşünme biçimi ve evlilik uyumunun kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile romantik ilişki odaklı ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirtiler üzerindeki aracı rolünü araştırmaktır. Yöntem: Örneklem, yaşları 23-70 arasında değişen ve ortalaması 38,9±9,77 olan 351 evli bireyden oluşmaktadır. Örneklemin çoğunu kadın (%65,2), üniversite mezunu (%77,2), çalışan (%76,4) ve ilk evliliğini sürdüren (%96,3) bireyler oluşturmuştur. Çalışmada Sosyodemografik Form, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II Kısa Formu, Ruminatif Düşünme Biçimi Ölçeği, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği, Romantik İlişki Odaklı Obsesyon ve Kompulsiyonlar Ölçeği ve Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirtiler Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinde, bağımsız gruplar t-testi, Pearson korelasyon analizi, hiyerarşik regresyon analizi ve PROCESS aracı etki analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonuçlarına göre evli bireylerde romantik ilişki ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeyleri kaygılı bağlanma, kaçınmacı bağlanma ve ruminatif düşünme biçimi tarafından anlamlı düzeyde pozitif yönde, evlilik uyumu tarafından anlamlı düzeyde negatif yönde yordanmaktadır. Ek olarak, ruminatif düşünme eğilimi ve evlilik uyumu, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif belirti düzeyi arasındaki ilişkide kısmi aracı rolü olduğu düşünme eğilimi ve evlilik uyumu, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif belirti düzeyi arasındaki ilişkide kısmi aracı rolü olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, ruminatif düşünme eğilimi ve evlilik uyumu, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeyi arasındaki ilişkide tam aracı rolü bulunmuştur. Sonuç: Evli bireylerde, romantik ilişki ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeylerinin yordayıcıları olarak kaygılı bağlanma, kaçınmacı bağlanma, evlilik uyumu ve ruminatif düşünme biçimi bulunmuştur. İncelenen aracı modellerinde, güvensiz bağlanma stillerinin romantik ilişki ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeyleri ile doğrudan ilişkisinin olumsuz olduğu, bu ilişkinin artan ruminatif düşünme eğilimi ve azalan evlilik uyumu ile açıklandığı bulunmuştur.

BağlanmaEvli çiftlerEvlilik uyumu+6
Burçak Güler
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım geçmişi olan erkeklerde emosyonel şemalar ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin çocukluk çağı travmaları ile ilişkisi: Bir kontrollü çalışma

Amaç: Bu araştırmanın amacı madde kullanım geçmişi olan erkeklerin emosyonel şemaları ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin çocukluk çağı travmaları ile ilişkisini kontrollü bir çalışmada incelemektir. Yöntem: Araştırmanın çalışma grubunu, Umut Çocukları Derneği'nin Hayata Yeniden Başlıyorum Projesi'ne ve Balıklı Rum Hastanesi Anatolia Bağımlılık Klinikleri'ne başvuran 85 erkek, kontrol grubunu ise madde kullanım geçmişi olmayan 109 erkek katılımcı oluşturmuştur. Veriler Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Leahy Emosyonel Şema Ölçeği, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği ve Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışma ve kontrol grupları yaş ortalamaları sırasıyla 26,72±5,91 ve 25,92±7,47 olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Araştırmamızda madde kullanım geçmişi olan erkeklerin çocukluk çağı travmaları ile emosyonel şema toplam puan ve alt boyutlarından kontrol edilmezlik, duygulara karşı zayıflık, ruminasyon, farklılık, uzlaşı, duyguları zararlı görme ve suçluluk arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Bununla birlikte çalışma grubunun çocukluk çağı travmaları ile işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme boyutlarından kendini suçlama, diğerlerini suçlama, düşünceye odaklanma ve felaketleştirme arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki vardır. Emosyonel şema toplam puan ile işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme boyutlarından ise kendini suçlama, diğerlerini suçlama, düşünceye odaklanma ve felaketleştirme arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Aynı zamanda çocukluk çağı travmaları alt boyutları ile işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve uyum bozucu emosyonel şemaları arasında anlamlı ilişki olduğu bilgilerine ulaşılmıştır. Sonuç: Özetle çalışmamızda geçmiş dönemlerde madde kullanımına yönelen erkeklerin madde kullanım geçmişi olmayan erkeklere kıyasla işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri kullanma ve uyum bozucu emosyonel şemalara sahip olma düzeylerine dikkat çekmiş, bu durumun çocukluk çağı travmaları açısından ilişkisi incelenmiş ve sonuçlarımız literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelime: madde kullanımı, emosyonel şemalar, bilişsel duygu düzenleme, çocukluk çağı travması.

Bilişsel duygu düzenlemeDuygusal şemaErkekler+4
Fatma Aktaş
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım geçmişi olan erkeklerde emosyonel şemalar ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin çocukluk çağı travmaları ile ilişkisi: Bir kontrollü çalışma

Amaç: Bu araştırmanın amacı madde kullanım geçmişi olan erkeklerin emosyonel şemaları ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin çocukluk çağı travmaları ile ilişkisini kontrollü bir çalışmada incelemektir. Yöntem: Araştırmanın çalışma grubunu, Umut Çocukları Derneği'nin Hayata Yeniden Başlıyorum Projesi'ne ve Balıklı Rum Hastanesi Anatolia Bağımlılık Klinikleri'ne başvuran 85 erkek, kontrol grubunu ise madde kullanım geçmişi olmayan 109 erkek katılımcı oluşturmuştur. Veriler Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Leahy Emosyonel Şema Ölçeği, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği ve Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışma ve kontrol grupları yaş ortalamaları sırasıyla 26,72±5,91 ve 25,92±7,47 olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Araştırmamızda madde kullanım geçmişi olan erkeklerin çocukluk çağı travmaları ile emosyonel şema toplam puan ve alt boyutlarından kontrol edilmezlik, duygulara karşı zayıflık, ruminasyon, farklılık, uzlaşı, duyguları zararlı görme ve suçluluk arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Bununla birlikte çalışma grubunun çocukluk çağı travmaları ile işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme boyutlarından kendini suçlama, diğerlerini suçlama, düşünceye odaklanma ve felaketleştirme arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki vardır. Emosyonel şema toplam puan ile işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme boyutlarından ise kendini suçlama, diğerlerini suçlama, düşünceye odaklanma ve felaketleştirme arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Aynı zamanda çocukluk çağı travmaları alt boyutları ile işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve uyum bozucu emosyonel şemaları arasında anlamlı ilişki olduğu bilgilerine ulaşılmıştır. Sonuç: Özetle çalışmamızda geçmiş dönemlerde madde kullanımına yönelen erkeklerin madde kullanım geçmişi olmayan erkeklere kıyasla işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri kullanma ve uyum bozucu emosyonel şemalara sahip olma düzeylerine dikkat çekmiş, bu durumun çocukluk çağı travmaları açısından ilişkisi incelenmiş ve sonuçlarımız literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelime: madde kullanımı, emosyonel şemalar, bilişsel duygu düzenleme, çocukluk çağı travması.

Bilişsel duygu düzenlemeDuygusal şemaErkekler+4
Fatma Aktaş
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bulgaristan göçmeni yetişkinlerde travmanın kuşaklar arası aktarımı ile benlik saygısı arasındaki ilişkide sosyal desteğin rolü

Amaç: Bu araştırmada, 1989 zorunlu Bulgaristan göçü yaşamış yetişkinlerin olaydan etkilenme ve travma düzeyleri ölçülerek ikinci kuşaktaki bireylerin benlik saygıları incelenmiş ve bu ilişkide algılanan sosyal desteğin rolü araştırılmıştır. Yöntem: Çalışmaya Bulgaristan göçüne maruz kalmış 200 yetişkin (birinci kuşak) ve onların çocuklarından oluşan 200 birey (ikinci kuşak) katılmıştır. Veri toplama evresinde göçü yaşamış katılımcılara Sosyodemografik Veri Formu, Travmaya Maruziyet Ölçeği, Olayların Etkisi Ölçeği ve Kültürel Uzaklık Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmamızın ikinci kuşağını oluşturan bireylere ise Sosyodemografik Veri Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Örneklemimiz göçe maruz kalmış yetişkinler ve ikinci kuşaktaki bireyler olmak üzere iki gruptan oluşmaktadır. Göçe maruz kalmış yetişkinlerin yaş ortalaması 56.89±8.03 ve ikinci kuşaktaki bireylerin yaş ortalaması 27.09±4.87'dir. Çalışmamızda, göçe maruz kalmış bireylerin olaydan etkilenme ve travma maruziyet puanları ile ikinci kuşaktaki bireylerin benlik saygıları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Araştırmamızda göçe maruz kalmış yetişkinlerin, travma maruziyetleri ve olaydan etkilenme düzeyleri ile ikinci kuşaktaki bireylerin benlik saygısı arasındaki ilişkide algılanan sosyal desteğin etkisi incelenmiş ve anlamlı bir ilişki bulunmaması nedeni ile aracı değişken ölçütlerini karşılamamıştır. Göçe maruz kalmış yetişkinlerin olaydan etkilenme düzeyleri ve yetişkinlerin kültürel uzaklık düzeyleri arttıkça olaylardan etkilenme düzeyleri de artmaktadır. Ayrıca göçe maruz kalmış yetişkinlerin kültürel uzaklık düzeyleri azaldıkça ikinci kuşaktaki bireylerin benlik saygısının da artmakta olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Özetle çalışmamızda, göçe maruz kalmış yetişkinlerin olaydan etkilenme ve travmaya maruz kalma düzeyleri ile ikinci kuşaktaki bireylerin benlik saygısı arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Anahtar Kelimeler: Göç, travmanın kuşaklararası aktarımı, benlik saygısı, sosyal destek

Benlik saygısıBulgaristanGöçmenler+4
Nalan Özgür
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kolorektal kanser tanılı hasta yakınlarında farkındalık, bilgi düzeyi ve psikopatolojinin değerlendirilmesi

Problemin tanımı: Bu çalışmada amaç, kolorektal kanser (KRK) tanılı hastaların birinci derece akrabalarında bilgi düzeyi ve hastalık hakkındaki farkındalıklarını ölçerek somatizasyon, depresyon ve anksiyete düzeyleri ile ne şekilde ilişkili olduğunu belirlemektir. Yöntem: Çalışmaya İstanbul Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı'nda takip edilmekte olan KRK nedeniyle ameliyat edilmiş 52 erişkin hastanın birinci derece yakınları (ebeveyn, kardeş, çocuk) dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında Sosyo-Demografik ve Tıbbi Bilgi Formu, Belirti Tarama Listesi (SCL-90-R) ve Sağlık Anksiyetesi Ölçeği (Kısa Versiyon) kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların 27'si (%52) kadın, 25'i (%48) erkekti ve tüm örneklemin yaş ortalaması 37,52±11,74 yıldı. KRK tanılı hastaların ortalama hastalık süresi 14,37±13,19 ay idi. Kendisinde kanser riskinin artmış olduğunu bilen hasta yakınlarında sağlık anksiyetesi, SCL-90-R ile ölçülen depresyon ve anksiyete puanları anlamlı düzeyde daha yüksekti. Hastalık evresinin farkında olan hasta yakınlarında sağlık anksiyetesi, SCL-90-R depresyon, anksiyete ve Genel Belirti İndeksi (GBİ) puanları anlamlı düzeyde daha yüksekti. Ostomi bakımını yapanlar ile yapmayanlar arasında sağlık anksiyetesi, SCL-90-R ile ölçülen depresyon, anksiyete, somatizasyon ve Genel Belirti İndeksi (GBİ) puanları açısından anlamlı düzeyde bir fark saptanmamıştır. Benzer şekilde, kemoterapi sürecinde hastalarının yanında bulunanlarda sağlık anksiyetesi, SCL-90-R ile ölçülen depresyon, anksiyete, somatizasyon ve Genel Belirti İndeksi (GBİ) puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Sonuç: Bu çalışmada elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde, kolorektal kanser tanılı hastaların yakınlarında, hastalık hakkındaki bilgi düzeyi ve farkındalık arttıkça psikopatolojik belirtilerde de artma gözlenmiştir. Bu noktadan yola çıkılarak, kanser tanılı hasta ve tedavisinin yanı sıra hasta yakınlarının da dikkate alınması ve gereksinimi olan hastalara psikolojik destek sağlanması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Kolorektal kanser, anksiyete, depresyon, somatizasyon, sağlık anksiyetesi.

AnksiyeteBedenselleştirmeBilgi yapısı+7
Merve Kunduz
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmaları ile mükemmeliyetçilik, ortorektik belirtiler ve yeme tutumu arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağında yaşanmış olan travmalar ile erişkinlikteki mükemmeliyetçilik eğiliminin, ortorektik belirtilerin ve yeme tutumunun birbiriyle ve tüm değişkenlerin sosyodemografik özellikler ile olan ilişkisini incelemektir.Yöntem: Bu araştırma www.docs.google.com bağlantısı yoluyla herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayan erişkin yaştaki 180'i kadın ve 200'ü erkek olmak üzere toplam 380 katılımcı ile yürütülmüştür. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak sırasıyla Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmalar Ölçeği (ÇÇTÖ), ORTO-11 Testi, Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (FÇBMÖ) ve Yeme Tutumu Testi (YTT) kullanılmıştır. Analizler sonucunda örneklemin FÇBMÖ ve ORTO-11 testi puanlarının normal dağılım; ÇÇTÖ ve YTT toplam puanlarının normal olmayan dağılım gösterdiği bulunmuştur. Örneklemin yaş ortalaması 25.82±7.31 ve yaş aralığı 18 ile 57'dir. Bulgular: Araştırmanın örnekleminin çoğunluğunu eğitim düzeyi üniversite ve üzeri (%87.1), bekar (%87.9) ve gelir düzeyi orta (%63.9) olan bireyler oluşturmuştur. Katılımcıların ORTO-11 ve YTT puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunurken; FÇBMÖ ile negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Örneklemin ÇÇTÖ toplam puanları ile FÇBMÖ alt boyutlarından hata yapma endişesi, ailesel eleştiri ve yaptığından emin olamama puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler gözlenmiştir. Sonuç: Araştırmanın bulgularına göre örneklemimizin çocukluk çağı travma düzeyleri arttıkça mükemmeliyetçilik alt boyutlarından hata yapma endişesi, ailesel eleştiri ve yaptığından emin olamama düzeyleri de artmaktadır. Çocukluk çağı travma düzeyleri ve ortorektik belirti düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.Örneklemimizde ortorektik belirti düzeyleri arttıkça yeme tutumunda bozulmalar artmakta ve mükemmeliyetçilik düzeyleri azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı travmaları, mükemmeliyetçilik, ortoreksiya nervoza, yeme tutumu, sosyodemografik özellikler

MükemmeliyetçilikOrtoreksiya nervozaSosyodemografik özellikler+2
Kıymet Yıldız
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00

Other supervisors