Prof. Dr. Hayri Dayıoğlu danışmanlığındaki tezler
17 tez · Kütahya Dumlupınar University
Kütahya ilinde akraba evliliği sıkılığı ve sonuçları
Bu çalışmada, Kütahya ilinde akraba evliliği sıklığı ve bu evliliklerin konjenital malformasyonlar, kendiliğinden düşük ve ölü doğum ile ilişkisi araştırıldı. Araştırmaya Kütahya ilinde akraba evliliği yapan 300 kadın alınmıştır. Çalışma bulguları, kadınların tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı soru formu ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği kullanarak Haziran-Eylül 2017 tarihleri arasında toplanmıştır. Kadınların akraba evliliğini seçme nedenleri arasında % 71,3 ailelerin karar vermesi (görücü usulü) ilk sıradadır. Araştırmaya alınan kadınların %62'sinin ilköğretim mezunu olduğu belirlenmiştir. Kütahya ilinde akraba evlilikleri içinde en sık olarak yarım yeğen evliliği %77,4 oranında belirlendi. Katılımcı kadınların %14,3'ü doğmadan önce çocuklarında doğumsal anomali olduğunu bilerek doğumlarını gerçekleştirdikleri belirlenmiştir. Kendi kan gruplarını ve eşlerinin kan gruplarını bilen katılımcı kadınların %4,3'ün de kan uyuşmazlığı tespit edilmiştir. Akraba evliliği yapmış ailelerde mental retardasyon ve psikiatrik bozukluk, doğumsal defekt, yapısal anomali ve metabolik hastalıklar tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan kadınların %63'ünün düşük, %64,7'sinin ölü doğum yapmış olduğu saptanmıştır. Sağlık çalışanlarının akraba evliliği yapmış olan kadınları genetik danışmanlık hakkında bilgilendirmeleri ve yönlendirmeleri, akraba evliliğinin riskleri ve zararları konusunda halkın medya iletişim araçları ile aydınlatılması, kadınların akraba evliliği ile ilgili düşüncelerini inceleyen araştırmaların tekrar edilmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: Akraba evliliği, çocuk ölümü, doğumsal kusurlar, gebelik sonuçları.
Sıçan ileumu ve mesanesi düz kası kasılma ve gevşeme cevapları üzerine sinnamik asitin etki mekanizmasının araştırılması
Sinnamik Asit, Cinnamomi cortex (Tarçın) bitkisinde yaygın olarak bulunan bir fenolik asit türevidir ve adını da tarçın bitkisinden almıştır. Antimikrobial, Antitümöral, Antikanserojen ve Antifungal özelliklerinin olduğu ve vazodilatör etkisi saptanmıştır. Bu çalışma kontrol, atropin, fentolamin, propranolol, nifedipin, tetraetil amonyum ve atropin+fentolamin+propranolol uygulanan gruplar olmak üzere 7 farklı grupta ileum ve mesane için ayrı ayrı gerçekleşmiştir. Çalışmada KCl veya karbakol ile ön-kastırılmış ileum/mesane dokularına farklı antagonist ya da kanal blokörlerinin uygulanması sonrası ilgili dokuların sinnamik aside karşı kasılma-gevşeme cevapları incelenmiştir. Sinnamik asit ileum ve mesanede doza bağlı kasılma ve gevşemeler oluşturmuştur. Atropin ileumu daha fazla kastırırken gevşeme cevaplarını değiştirmemiştir. Mesanede ise kasılma cevaplarını inhibe ederken gevşemeyi arttırmıştır. Fentolamin ileum ve mesanenin kasılma ve gevşeme cevapları değişmemiştir. Propranolol ileumun kasılma cevaplarını inhibe etmiş gevşeme cevapları değişmemiştir. Mesanede ise kasılma cevapları artarken gevşeme yanıtları değişmemiştir. Nifedipin ileumda sinnamik asidin kasılma cevaplarını inhibe ederken gevşeme cevaplarını değiştirmemiş, mesanede kasılma cevaplarını etkilemezken gevşeme cevaplarını arttırmıştır. TEA ileumda kasılma ve gevşeme cevaplarını değiştirmemiş mesanede de kasılma cevaplarını etkilemezken gevşeme cevaplarını arttırmıştır. Aynı anda yapılan adrenerjik ve kolinerjik reseptör blokajı ileumda ve mesanede kasılma ve gevşeme cevaplarını değiştirmiş fakat anlamlı olarak etkilememiştir. Sonuç olarak sıçan ileum ve mesane düz kasları üzerinde uyguladığımız Sinnamik asidin kullandığımız reseptör antagonistleri ve kanal blokörlerinin dışında farklı reseptörler veya yolaklar aracılığı ile de etkide bulunduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Atropin, Fentolamin, İleum, Mesane, Nifedipin, Propranolol, Sinnamik Asit, Tetraetil Amonyum.
Sıçan trakeası düz kası kasılma ve gevşeme cevapları üzerine sinnamik asitin etki mekamizmasının araştırılması
Sinnamik Asit, Cinnamomi cortex (Tarçın) bitkisinde yaygın olarak bulunan bir fenolik asit türevidir ve adını da tarçın bitkisinden almıştır. Antimikrobial, Antitümöral, Antikanserojen ve Antifungal özelliklerinin olduğu ve vazodilatör etkisi saptanmıştır. Bu çalışma kontrol, atropin, fentolamin, propranolol, nifedipin, tetraetil amonyum ve atropin+ fentolamin+propranolol uygulanan gruplar olmak üzere 7 farklı grupta trakea için ayrı ayrı gerçekleşmiştir. Çalışmada KCl veya karbakol ile ön-kastırılmış trakea dokularına farklı antagonist ya da kanal blokörlerinin uygulanması sonrası ilgili dokuların sinnamik aside karşı kasılma-gevşeme cevapları incelenmiştir. Sinnamik asitintrakeadadoza bağlı kasılma ve gevşeme cevapları gözlenmiştir. Atropin ile yapılan birinci ve ikinci protokol çalışmalarında farklı sonuçlar alınmış, KCl varlığında atropin önemli derecede farklılığa sebep olmamışken karbakol varlığında önemli derecede kasılmalara neden olmuştur.Fentolamin ile yapılan çalışmalarda KCl varlığında gevşemelere neden olurken karbakol varlığında kasılmalaraneden olmuştur. Propranolol ile yapılan çalışmalarda hem KCl hem de karbakol varlığında kasılma ve gevşeme cevapları kontrole kıyasla önemli derecede değişim göstermemiştir. Nifedipin ile yapılan çalışmalarda hem KCl varlığında hem de karbakol varlığında kasılmalara neden olmuştur. Tetraetil amonyum ile yapılan çalışmalarda KCl varlığında kasılma ve gevşeme gözlenmezken karbakol varlığında kasılmalara neden olmuştur. Fentolamin ile yürütmüş olduğumuz çalışmalarda, KCl varlığında gevşemeler gözlenmişken, karbakol varlığında ise kasılmalara neden olmuştur.Atopin, fentolamin ve propranolol karışımından oluşan grup çalışmalarında ise kontrol grubu çalışmalarına kıyasla kasılma gevşeme cevapları KCl varlığında değişmemişken karbakol varlığında kasılmalara neden olmuştur.Sonuç olarak sıçan trakea düz kasları üzerinde uyguladığımız Sinnamik asidin kullandığımız reseptör antagonistleri ve kanal blokörlerinin dışında farklı reseptörler veya yolaklar aracılığı ile de etkide bulunduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Atropin, Fentolamin, Trakea, Nifedipin, Propranolol, Sinnamik Asit, Tetraetil Amonyum.
Kütahya bölgesi zoonozlarının epidemiyolojik değerlendirilmesi
Bu çalışmada, 2000-2008 yılları arasında Kütahya ve çevresinde görülen zoonoz vakalarının epidemiyolojik değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma bulgularına göre, 2000-2008 yılları arasında görülen toplam 12285 zoonoz vakasının 1/100000 insidens oranları şu şekildedir; Brucella abortus insanda 0.00190, koyunda 0.000124, sığırda 0.0000126, Mycobacterium bovis, insanda 0.0000142, sığırda 0.00000758, Lyssavirus (Riskli temas vakası) insanda 0.00155, (Hastalık vakası) köpekte 0.0000269, koyunda 0.000000256, tilkide 0.000013, Toxoplazmosis insanda 0.000000197, Salmonella insanda 0.0000211, Sarcoptes scabei insanda 0.000452, Bacillus antracis koyunda 0.0000141,sığırda 0.0000126, geyikte 0.0666, insanda 0.00000118, Clostiridium gondii balıkda 0.0265, Salmonella paratiphy insanda 0.00000237, Pseudomonas mallei atlarda 0.000451, Avian fluenza kanatlılarda 0.000000592 olarak tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Epidemiyolojik, hayvanlar, insanlar, zoonoz.
Bazı akuatik organizmalara bağlı olarak Felent Çayı (Porsuk-Kütahya)'ndaki kirliliğin tespiti
Bu çalışmada Porsuk Nehri'nin ana kollarından biri olan Felent Çayı'ndaki su kalitesinin belirlenmesi amacıyla epilitik diyatomeler kullanılmıştır. Felent Çayı özellikle tarımsal ve evsel kirliliğe maruz kalmaktadır. Bu çalışmada bazı kimyasal parametreler ile sucul organizmalar Haziran 2006 ile Mayıs 2007 tarihleri arasında incelenmiştir. Sonuçta, akarsu boyunca seçilen beş istasyonda 41 cinse ait toplam 117 diyatome taksonu ile bazı büyük taban omurgasızları üyeleri tespit edilmiştir. Yine Felent Çayı'ndaki su kalitesi OMNIDIA programı kullanılarak incelenmiştir. Sonuçlar IDAP, WAT, CEE ve IPS indeksleri ile ölçülen kimyasal değerler arasında oldukça yüksek korelasyon olduğunu göstermiştir.
Kütahya Belediyesi hayvan barınağındaki köpeklerin dışkılarında belirlenen başlıca parazitler
Bu çalışma Kütahya Belediyesi Hayvan Barınağı'nda bulunan köpeklerdeki parazit ve yumurtalarının yaygınlığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada barınakta bulunan değişik yaş ve cinsiyette toplam 33 köpeğin dışkı değerlendirilmesi yapılmıştır. Dışkı bakılarına göre, muayenesi yapılan köpeklerin parazitler tarafından enfekte olduğu tespit edilmiş, Kütahya Belediyesi Hayvan Barınağı' nda incelenen köpeklerin enfeksiyon oranının % 66 olduğu (33 köpeğin 22' sinde ) belirlenmiştir. Enfeksiyona neden cins ve türler Toxocara canis % 51, Toxoscaris leonina % 12, Ancylostoma caninum % 3, Isospora spp. % 15 ve bir köpekte de Demodex spp. (% 3) olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak Kütahya Belediyesi Barınağı'ndan şehre bırakılan köpekler halk sağlığını tehlikeye sokabilecek parazitlerle enfekte olmuşlardır. Bu tehlikeye karşı acil önlem alınması gerekmektedir.Anahtar Kelimeler : Kütahya Belediyesi Hayvan Barınağı, Köpek, Dışkı, Parazit
Kütahya merkez demografisine etki eden çevresel ve biyolojik faktörler
Populasyon, ekosistemin canlı öğelerinin tanımlanmasında kullanılan birimlerin en önemlisidir. Populasyonu oluşturan bireylerin sayısal durumu ile genetik ve ekolojik özellikleri, populasyonun yapısal özelliğini oluşturur. Bir populasyonun yapısında etkili olan başlıca özellikler populasyonu oluşturan bireylerin dağılış şekli, yoğunluğu, yaş dağılımı, seks oranı, populasyon büyüklüğü, genetik çeşitliliği ve bolluk değişimleridir. Kütahya İli Merkez İlçesi demografisine etki eden çevresel ve biyolojik faktörlerin incelenmesi sonucu 2003-2007 yılları arasında nüfus, bağımlı nüfus, eğitim, doğum, ölüm, göç, hava kirliliği, su kirliliği verilerine göre, son yıllarda kent nüfusu artarken, kırsal nüfus azalmaktadır. Ekonomik yönden gençler daha bağımsız hale gelmektedir. Birinci basamak sağlık kuruluşlarından yararlanma oranı artmaktadır. Sonuç olarak veriler çevresel ve biyolojik faktörlerin demografi üzerine etkileri olduğunu göstermektedir.
Belirli bazı hastalıklarla bilinen kan grubu genetikleri arasındaki ilişkiler
Kan grupları, kanda bulunan hücrelerdeki çeşitli antijenik yapılar tarafından belirlenen bir çeşit hücre kimliğidir. Bu antijenik yapıdan faydalanılarak çok sayıda kan grubu sistemi tespit edilmiştir. 19. Yüzyılın başında Landsteiner tarafından keşfedilen ABO kan grubu sistemi, hem ilk bulunan kan grubu sistemi hem de en yaygın olarak kullanılan kan grubu sistemidir.Bu çalışmada, ABO kan grubu sistemi ile bazı hastalıklar arasında ilişki araştırılmıştır. Kullanılan bilgiler 390 kişiden elde edilmiştir. Ardından SPSS istatistik programı kullanılarak veriler değerlendirilmiştir. Ki- kare (X2) anlamlılık analizi yapılmıştır. Analizi yapılan karakterlerde istatistik önem sınırına ulaşmayan kan grupları arasında kümilatif, mutlak ve oransal değerler belirlenmiştir.Kemik kırıkları, romatizmal hastalıklar, psikolojik hastalıklar, hepatit, kızamık, suçiçeği, kızıl, boğmaca, kabakulak, şeker hastalığı, kalp damar hastalıkları, tansiyon bozuklukları, alerjik hastalıklar, böbrek hastalıkları ve soğuk algınlığı araştırmanın konusunu oluşturmuştur. Bununla beraber araştırmada kan grubu dağılımı, deneklerin cinsiyet, yaş, boy, kilo gibi verileri de belirlenmiştir. Kan grubu ve hastalıklar arasında anlamlı bir ilişki bulunmamasına rağmen, kan grubu dağılımı Türk toplumunun genel kan grubu dağılımıyla uyumlu bulunmuştur.
Bursa merkezde yaşayan gebe bayanların hematolojik ve idrar sonuçlarının değerlendirilmesi
Gebeliğin izlenmesinde klinik laboratuarın önemli bir rolü vardır. Çalışmamızın amacı Bursa merkezde yaşayan gebe kadınlarında gebelik dönemindeki beslenme düzeyi ve laboratuar verilerindeki değişikliklerin değerlendirilmesidir. Kasım 2009-Ocak 2010 tarihleri arasında Bursa Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi Gebelik polikliniğine gebeliğin birinci trimesterinden itibaren düzenli olarak başvuran toplam 271 gebe çalışmaya alındı. Veriler yüz yüze görüşme tekniği ile elde edildi. Görüşmede; gebelere 25 soruluk anket soruları soruldu ve cevaplar kaydedildi. Ayrıca anket yapılan gebelerin rutin biyokimya ve idrar tahlili sonuçları alındı ve bu bilgiler kaydedildi.Olguların fiziksel özelliklerine baktığımızda vücut ağırlığının 3. Trimesterde, BMI'in 2. ve 3. trimesterde anlamlı derecede arttığı gözlenmiştir (P<0.05). Gebe kadınların biyokimyasal değerlerine baktığımızda ise WBC(Beyaz kan hücreleri) değerinin 3. trimesterde, PLT(Platelet) değerinin ise 1. trimesterde anlamlı derecede artığı (P<0.05), HCT(Hematokrit), LYMP(Lenfosit yüzdesi)(%) değerlerinin 3. trimesterde azaldığı görülmüştür (P<0.05). NEUT(Nötrofil), MONO(Monosit), NEUT(Nötrofil yüzdesi)(%), PCT(%) (Trombositlerin total kan hacmi içindeki yüzdesi ) değerlerinin 3. Trimesterde, MCHC (Eritrosit hemoglobin konsantrasyonunun yüzdesi) değerinde 2. trimesterde anlamlı derecede artığı gözlenmiştir(P<0.05). RBC(Kırmızı kan hücreleri)değerinin, açlık kan şekerinin 3. trimesterde anlamlı derecede azaldığı bulunmuştur (P<0.05). Olguların idrar değerlerine baktığımızda ALT(Alanin Aminotransferaz), BUN(kan üre nitrojen miktarı) değerlerinin 3. trimesterde anlamlı derecede azaldığı (P<0.05), BİLİRUBİN, OBHB(Eritrosit) değerlerinin ise 3. trimesterde anlamlı derecede arttığı gözlenmiştir (P<0.05). Çalışmamızda gebe kadınlarda demir bağlama kapasitesi ve SG(yoğunluk) değerlerinin ise 3. trimesterde anlamlı derecede arttığı ortaya çıkmıştır (P<0.05).Çalışmamızın sonucunda gebelikle birlikte kan hematolojik ve biyokimyasal analizlerde anlamlı değişiklikler olduğu fakat bu değişikliklerin literatürle uyumlu ve kabul edilebildiği görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Gebelik, Beslenme, Vücut Kitle İndeksi, Hematoloji.
Diklorvosla oluşturulan böbrek harabiyetine alıç özütünün etkilerinin incelenmesi
Pestisitler arasında kullanım miktarı ile göze çarpan ve etkili bir insektisit olan diklorvos, tarımsal faaliyetlerin fazla olduğu ülkelerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Pestisitler, zirai mücadelede faydalı olsalar da insan sağlığı üzerine olan etkileri göz ardı edilemez. Organofosfatlı bir bileşik olan diklorvos, tüm dünyada pestisitlere bağlı zehirlenme nedenlerinin başında gelir. Diklorvos maruz kalınan doz ve maruz kalma zamanına bağlı olarak böbrek hasarı oluşturmaktadır. Bu çalışma, alıç özütünün diklorvos ile oluşturulan böbrek harabiyeti üzerine koruyucu etkilerinin araştırılmasını amaçlamıştır. Bu amaçla 170 ? 230 g ağırlığında 40 adet erkek Wistar sıçan rastgele 4 gruba ayrılmıştır. 1. gruba mısır yağı (1,8 ml/kg), 2. gruba alıç özütü (100 mg/kg), 3. gruba mısır yağında çözülmüş diklorvos ( 10 mg/kg), 4. gruba önce alıç özütü (100 mg/kg) ve 30 dk sonra mısıryağı içinde çözülmüş diklorvos (10 mg/kg) intragastrik olarak hergün verilmiştir. Çalışmanın başlangıcından 4 ve 7 hafta sonra vücut ve böbrek ağırlıkları, üre, ürik asit, kreatinin değerleri incelenmiştir. MDA, FOX deneyleri uygulanmıştır. Histopatolojik incelemeler yapılmıştır. Sonuçta, uygulanan diklorvos miktarı böbrek üzerinde beklenen hasarı oluşturmamıştır. Bu bakımdan alıç bitkisinden, beklenen etkiler gözlemlenememiştir.Anahtar kelimeler: Alıç, Böbrek, Diklorvos, Organofosfatlı
Emet (Kütahya) civarı yeraltı sularının kalitesi
Bu çalışma, 2010 yılı içerisinde, Kütahya'nın Emet civarında bulunan ve bölgeyi en iyi temsil edeceğini düşündüğümüz 10 istasyondan alınan su örneklerinde bazı fizikokimyasal, inorganik ve mikrobiyolojik gözlemler yapılarak yeraltı sularının kalitesini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel açıdan SPSS 11.5 paket programı kullanılarak içme suyu ve sulama suyu olarak değerlendirilmiştir. Yapılan analizlerin sonuçları tablo ve grafiklerle verilmiştir. Çalışmamızın sonucunda su örneklerinin alındığı istasyonlar Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği Teknik Usuller Tebliği'n de belirtilen kriterlere göre değerlendirilmiş ve sulama suyu olarak kullanılabilir nitelikte olduğu tespit edilmiştir. Suların içme suyu olarak kullanılabilmesi için su örnekleri TSE (Türk Standartları Enstitüsü), WHO (Dünya Sağlık Örgütü) ve EPA (Amerika Çevre Koruma Ajansı) kriterlerine göre değerlendirilmiş ve içme suyu olarak kullanılmasının uygun olmadığı tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Emet, ICP-OES, su kalitesi, yeraltı suyu.
Sıçan mesane'si düz kası kasılma-gevşeme yanıtları üzerine ammonium pyrrolidine dithiocarbamate, SG-BENZ, caffeic acid phenil ester, atorvastatin kalsiyum'un etkileri
Mesanenin idrarın depolanması ve boşaltılması olmak üzere iki fonksiyonu mevcuttur. İdrarın depolanmasında işlevsel bir sfinkter, boşaltılmasında ise düz kas liflerinin yaptığı bir ağ şeklinde olan işlevsel bir detrüsor gerekmektedir. Detrüsör kasıldığında mesane içi basınç artar ve mesane boşalır, gevşediğinde ise mesane içi basınç azalır ve idrar depolanır. Mesane dolumu sırasında doluluk hissi, mesane duvarının kas tabakaları içinde yerleşmiş reseptörler tarafından algılanmakta ve getirici sinirlerle iletilmektedir. Bu reseptörlerden α adrenerjik ve kolinerjik reseptörler kasılmada, β adrenerjik reseptörler ise gevşemede rol oynar. Bazı hastalıkların reseptörleri ve sinir sistemini etkileyerek nörojenik alt üriner sistem disfonksiyonlarına yol açtığını ve tedavi için kullanılan ilaçların tam olarak olmasa da nörojenik alt üriner disfonksiyonlarında aşırı aktif mesane, az aktif mesane durumlarına etkileri bildiren literatürler ışığında asetilkolin ile prekontrakte mesane düz kaslarında sg-benz, atorvastatin,cape, pyrolidin uygulanarak mesane düz kaslarında nasıl cevaplar verdiği araştırılmıştır. Çalışma 4 grupta gerçekleştirilmiştir. Cape, atorvastatin kalsiyum, pyrrolidine ile sg-benz gruplar ve her grupta yaklaşık 10 hayvan olmak üzere toplam 40 hayvan ile çalışılmıştır. Deneyde kullanılacak olan sıçan tartıldıktan sonra servikal dislokasyonla öldürülüp orta median hattan insizyon açılarak mesanenin üreter girişlerinde kalan gövde kısmı çıkarılmıştır. İzole mesaneler Krebs-Henseleit solüsyonunun içerisinde izole organ banyosuna monte edilmiştir. KCl ile organların canlılığı test edilmiş ve prekontraksiyon için mesaneye Ach verilmiştir. CAPE, Atorvastatin kalsiyum, pyrrolidine veya SG-BENZ 10-9 - 3x10-4 M dozlarında kümülatif olarak verilerek kasılma veya gevşeme cevapları izometrik transduser aracılığıyla data acquisition analiz sisteminde kaydedilmiştir. Gruplar arasında belirli dozajlarda anlamlı farklılıklar bulunurken en yüksek gevşeme cevapları sg-benz uygulanan preperatlarda görülmüştür. Bütün maddelerin gevşeme cevabı gösterdiği ortak dozun 3x10-6 M olduğu saptanmıştır. Bu dozajda sg-benz bütün maddelerden anlamlı olarak daha fazla gevşeme cevabı oluşturmuştur. Sonra sırasıyla pyrrolidine, ator ve cape'nin geldiği gözlenmektedir. Sonuç olarak bütün maddeler Ach ile prekontrakte mesane düz kası preperatlarında doza bağlı artan gevşeme cevapları oluşturmuştur. Anahtar kelimeler; Sıçan, Ammonium Pyrrolidine Dithiocarbamate, Atorvastatin Kalsiyum, Caffeıc Acid Phenıl Ester, SG-BENZ.
Kemik dansiometrisi üzerine çevresel ve biyolojik etkiler
Bu çalışmada Kütahya'da kemik dansitesine etki eden biyolojik ve çevresel faktörlerin tespit edilmesi amacıyla DEXA cihazıyla yaşları 40 ile 82 arasında değişen ortalama yaşı 55,3 olan 113 olgunun kemik dansiometrileri ölçülmüştür. Ölçüm sonrasında KMY(Kemik mineral yoğunluğu) ve VKİ(Vücut kütle indeksi)'leri hesaplanmıştır. Olgulardan aile hikayesi ve özgeçmişi, fiziksel özellikleri, beslenme ve alışkanlıkları, egzersiz ve fiziksel aktiviteleri ile doğum hikayesini belirlemeye yönelik 64 soruluk anketi doldurmaları istenmiştir. Olgular kemik dansitesine göre normal, osteopeni ve osteoporoz olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Adet düzensizliğinin en çok normal (%52,8) ve osteopeni grubunda (%46,6 ) olduğu, aynı şekilde doğum kontrol haplarında da en çok normal ve osteopeni grubunda kullanıldığı tespit edilmiştir. Olguların aktivite düzeyleri düşük belirlenmiştir. Olguların özgeçmiş ve aile hikâyeleri değerlendirildiğinde çoğunun ev hanımı, eğitiminin ilköğretim olduğu belirlenmiştir. Romatizmal hastalık ve hiper tansiyonun, uzun süre ilaç ve kortikosteroid kullanımın osteoporozlu grupta olduğu saptanmıştır. Olgularımızda köy yaşantısını tercih eden olguların yarısından fazlası osteoporozlu olurken normal kemik dansiteli olgular kent yaşantısını tercih etmiştir. Olguların fiziksel özellikleri karşılaştırıldığında osteoporoz ve osteopeni grubunun normal gruba göre daha yaşlı ve ağrılı olduğu gözlenmiştir. Bununla birlikte normal grubun diğer gruplara göre daha uzun olduğu belirlenmiştir. Özellikle osteoporoz grubunda 3 cm den fazla boy kaybı olduğu gözlenmiştir. Beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzları bakımından belirgin fark görülmemiştir, fark yaşta görülmüştür. Sonuç olarak; değerlendirilmeye alınan olgulardan her üç grubun çevresel ve biyolojik faktörlerinin benzer olduğu belirlenmiştir. Kemik dansitesindeki farklılıkların gruplar arasındaki yaştan kaynaklandığı gözlenmiştir. Çevresel ve biyolojik faktörlerin, farklı kültür ve bölgelerde yaşayan kadınların kemik dansiteleri üzerindeki etkilerini inceleyen çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Beslenme alışkanlığı, egzersiz, fiziksel aktivite, KMY, yaş, yaşam tarzı.
Murat çayı (Kütahya)'nın epilitik diyatome florasının belirlenmesi
Bu çalışmada, seçilen 5 istasyondan Eylül 2007 ve Nisan 2008 tarihleri arasında ayda bir olarak alınan örneklerde Murat Çayı'nın diyatome florası incelenmiştir. Bacillariophyta bölümü algleri epilitik habitattan alınan örneklerin analizi ile tayin edilmiştir. İncelemeler sonucunda toplam 76 diyatome türü teşhis edilmiştir.Florada Nitzschia, Navicula, Cymbella, Gomphonema, Diatoma ve Fragilaria genuslarına ait türler dominant olarak bulunmuştur.
DPÜ arı merasındaki kovan hava akışının had analizi ile incelenmesi ve Apis mellifera L.'den elde edilen melittinin bazı mikroorganizmalardaki etkisinin araştırılması
Bu tez çalışmasında DPÜ arı sahası oluşturulmuş, Langstroth tipi boş kovanın akış akımları Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği (HAD) ile simüle edilmiş, buradaki bal arılarının (Apis mellifera L.) bakımı ve sürekliliği sağlanmıştır. Ayrıca kovan hava bileşeni GC-MS ile analiz edilmiştir. Ardından, varroa zararlısı ile mücadele için pudra şekeri yöntemi ve hazırlanan remediler uygulanmış ve karşılaştırılmıştır. Arılar Mentha piperita ile hazırlanan remedi tedavisine cevap vermiş ve varroa ile mücadeleyi kazanmışlardır. Öte yandan pudra şekeri yöntemi ile arılar hijyenik davranış kazanamamışlardır. Remedi ile tedavi edilen arılardan toplanan arı zehri HPLC kullanılarak saflaştırılmış, LC-MS ile kütle spektroskopisi yapılmıştır. Çalışmanın devamında arı zehrinden saflaştırılan melittinin, kovandan toplanan propolisin ve ek olarak ampisilinin altı farklı mikroorganizma üzerindeki etkisi ve üç farklı metot karşılaştırılmıştır. Bu yöntemler kuyucuk, damlatma ve disk difüzyonu yöntemleridir. Bu tezde çalışılan arı ürünü; antimikrobiyal ajanlar, antiviral ilaçlar ve immün sistem modülatörleri gibi tedavilerin mikrobiyal enfeksiyonların kontrol altına alınmasında etkili olabileceğine inanılan melittindir. Sonuçlar göstermiştir ki melittin, uygulanan üç metot içerisinde en çok damlatma yönteminde etkilidir. Disk difüzyonunda etkili değildir. Kuyucuk metodu ile zonlar oluşsa da değerler hem CSLI (CSLI, 2023) hem de EUCAST (EUCAST, 2023) standardizasyonu için bakterilerin dirençli olduğunu göstermektedir. Diğer taraftan ampisilin için zon oluşumu yalnızca E. coli (zon çapı:14 mm) ve S. aureus (zon çapı:30 mm) için gerçekleşmiştir. Bu sonuçlara göre E. coli'nin ampisiline direnme sınırında olduğunu ve S. aureus'un da ampisiline duyarlı olduğu söylenebilir. Ancak bu deneylerin de artırılması önerimizdir. Bununla birlikte propolis çalışmalarına da devam edilmelidir. Çünkü özellikle P. aeruginosa ve S. aureus mikroorganizmaları için duyarlı (S) sonuçlar elde edilmiştir. Yapılan deneylerdeki en yüksek zon çapı P. aeruginosa için 30 mm ve S. aureus için 19 mm değerlerinde elde edilmiştir. Bu tez, özellikle melittinin enfeksiyon tedavisinde kullanımının potansiyelini araştırmak ve antimikrobiyal ajan olarak kullanılabilirliğini değerlendirmek amacıyla yapılan bir çalışmanın sonuçlarını sunmaktadır. Literatürdeki veriler, melittinin antimikrobiyal etkilerinin olduğunu ve potansiyel bir tedavi seçeneği olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir. Bununla birlikte, daha fazla klinik çalışmaya ihtiyaç vardır ve melittinin toksisitesi göz önünde bulundurularak dozaj ve uygulama yöntemleri dikkatlice ayarlanmalıdır. Bu çalışma, yeni bir tedavi seçeneği için değerli bir başlangıç olabilir ve melittinin antimikrobiyal etkilerini daha iyi anlamak için gelecekteki araştırmalara ışık tutabilir.
Evrim kavramı hakkında sosyobiyolojik gözlemler
Tez çalışmasında Evrim kavramı hakkında sosyo-biyolojik gözlemler yapılarak Evrim kavramı ile ilgili bazı bilgiler bireylere anketler halinde birebir uygulanarak ölçülmüştür. Çalışma alanı daha çok Biyoloji bölüm öğrencilerini, mezunlarını ve akademisyenleri kapsamaktadır. Çalışmanın birinci aşamasında; anket soruları bireyler tarafından anlaşılır halde olabilecek şekilde otuz adet olarak hazırlanmış bunların ilk beş sorusu bireyin özelliklerini, durumlarını niteler haldedir. Çalışmanın ikinci aşamasında çalışma için hazırlanan anketler bireylere birebir olarak uygulanmış ve tamamı toparlanarak değerlendirmeye alınmıştır. Çalışma toplamda 1000 kişide uygulanıp değerlendirme araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 21.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotları (Sayı, Yüzde, Ortalama, Standart sapma) kullanılmıştır. Niteliksel gruplu verilerin analizinde ki-kare analizi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir.
Kırmızı yanaklı singapur tatlısu kaplumbağalarının (Pseudemys scripta elegans) akvaryum ortamında su mercimeği (Lemna minor. L) ile besleme imkanları üzerinde mukayeseli araştırmalar
Mayıs 2005- Kasım 2005 tarihleri arasında yapılan bu çalışmada, Lemna minor(Adlibitum), Lemna minor + fabrika yemi (Adlibitum), sadece fabrika yemi ve (50)sınırlı fabrika yemi ile beslenen Pseudemys sicripta elegans türünün boy ve ağırlıklarıhesaplanmıştır. Çalışma sonucunda Lemna minor (Adlibitum) ile beslenen Pseudemysscripta elegansların boy uzunluklarının diğer yemlere göre önemli üstünlük gözsterdiğitespit edilmiştir. Diğer yandan, Lemna minor + sadece fabrika yemi ile beslenenPseudemys sicripta elegansların vücut ağırlıklarında önemli derecede üstünfarklılaşmaya neden olduğu belirlenmiştir.