Prof. Dr. İhsan Dağ danışmanlığındaki tezler
10 tez · Hacettepe University
Üniversite öğrencilerinde bağlanma stilleri, öz şefkat, stresle başa çıkma tarzları ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkiler
Mevcut çalışmada bağlanma stilleri, öz şefkat, stresle başa çıkma tarzları ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkileri incelemek ve psikolojik belirtilerin yordanmasında bağlanma stilleri, öz şefkat ve stresle başa çıkma tarzlarını bir arada ele alan aracı etkiye sahip anlamlı modeller oluşturmak hedeflenmiştir. Çalışmanın örneklemini yaşları 18-27 arasında değişen, Türkiye'nin çeşitli üniversitelerinde ve çeşitli bölümlerinde lisans eğitimine devam eden 465 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Veriler ilk başta sınıf ortamında, ardından çevrimiçi olarak kolay örnekleme yoluyla toplanmıştır. Çalışmanın hedefleri doğrultusunda katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II, Öz-Duyarlık Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkileri değerlendirmek için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi yapılmış ve değişkenler arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Değişkenleri bir arada ele alan ve aracı etkiye dayalı modelleri test etmek için Seri Çoklu Aracı Değişken Analizi yapılmıştır. Bu analiz sonucunda öz şefkatin bağlanma stilleri ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide tek başına aracı rolünün anlamlı olduğu görülmüştür. Buna ek olarak kaçınmacı bağlanma ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide öz şefkat ve stresle başa çıkma tarzlarından çaresiz yaklaşımın seri aracı etkisinin anlamlı olduğu; kaygılı bağlanma ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide çaresiz yaklaşımın tek başına aracı etkisinin ve öz şefkat ile çaresiz yaklaşımın seri aracı etkisinin anlamlı olduğu görülmüştür. Aracı etkiler karşılaştırıldığında en güçlü aracı etkiye öz şefkatin sahip olduğu; bunu sırasıyla öz şefkat-çaresiz yaklaşım seri aracı etkisinin ve çaresiz yaklaşım aracı etkisinin takip ettiği görülmüştür. Çalışmada elde edilen bulgular alanyazın ışığında tartışılmış ve son olarak çalışmanın klinik doğurguları ile sınırlılıklarına değinilerek gelecek çalışmalar için önerilere yer verilmiştir.
Opioid bağımlılığı tedavisinde olan bir grup hastada öz bildirim ile davranışsal dürtüsellik değerlerinin karşılaştırılması
Mevcut çalışmanın amacı, opioid (eroin) bağımlısı bireylerin demografik değişkenleri açısından madde kullanım özellikleri, dürtüsellik düzeylerinin, dürtüsel seçim yapma örüntülerinin ve davranışsal inhibisyon ve aktivasyon sistemlerinin incelenmesi ve opioid bağımlılığı olan bireylerin dürtüsellik düzeylerinin, dürtüsel seçim yapma örüntülerinin ve davranışsal inhibisyon ve aktivasyon sistemlerinin bağımlılık tanısı almamış sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılmasıdır. Araştırmanın örneklem grubu 49 deney 48 kontrol grubunda olmak üzere toplam 97 katılımcıdan oluşmaktadır. Veri toplama amacıyla, Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ), Barrattt Dürtüsellik Ölçeği-11 (BDÖ-11), Davranışsal İnhibisyon Sistemi/Davranışsal Aktivasyon Sistemi Ölçeği (DİS/DAS) Ölçeği uygulanmıştır. Bunların yanı sıra, deney grubunun dürtüsellik düzeyi Kirby, Petry ve Bickel (1999) tarafından tasarlanmış olan "geciken ödülün değer kaybetmesi" paradigması ile davranışsal açıdan değerlendirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, opioid bağımlısı gurubun çoğunluğunun erkek, bekâr, işsiz, ortaokul ve altı eğitime sahip, alt ve orta sosyo-ekonomik düzeyde kişiler olduğu görülmüştür. Madde kullanım özellikleri incelendiğinde, opioid ilk kullanım yaşı 21.42 olarak belirlenmiştir. Katılımcıların çoğunluğu folyo (inhalasyon yöntemi) ile madde kullanmakta ve kullanılan madde miktarı günlük ortalama 2,95 gramdır. Araştırmanın temel amacı doğrultusunda deney ve kontrol grupları karşılaştırıldığında, deney grubunun dikkat ilişkili ve motor dürtüsellik düzeyi ile DAS-eğlence arayışının kontrol grubuna kıyasla daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ödül paradigmasında ise, geciken ödülün değer kaybı bağımlı grupta daha fazladır; bu da davranışsal dürtüsellik açısından bağımlı grubun daha yüksek puanlara sahip olduğuna işaret etmektedir. Sonuç olarak, bu tez çalışması ülkemizde opioid bağımlılarının dürtüsellik düzeylerini hem öz-bildirim hem de davranışsal paradigma ile değerlendirilmiş olan ilk çalışma niteliğindedir. Opioid bağımlısı bireylerde dürtüsellik, davranışsal inhibisyon ve aktivasyon sistemleri ile davranışsal ölçüm ile değerlendirilen karar verme mekanizmaları arasındaki ilişkiyi birlikte inceleyen bu çalışmadan elde edilen sonuçların hem klinik alanda hem de araştırma alanında değerli bilgiler sunacağı düşünülmektedir.
Ebeveyn kabul-reddi ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide duygu düzenleme ile kişilerarası problemlerin rolü
Çalışmada, algılanan ebeveyn kabul reddi ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlükleri ile kişilerarası problemlerin rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini Hacettepe Üniversitesi'nde öğrenim gören toplam 580 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma verileri, Demografik Bilgi Formu, Ebeveyn Kabul-Red Ölçeği, Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği, Kişilerarası Problemler Envanteri ve Kısa Semptom Envanteri kullanılarak toplanmıştır. Ebeveyn kabul reddi, duygu düzenleme güçlükleri, kişilerarası problemler ve psikolojik belirtiler değişkenleri arasındaki ilişkileri araştırmak için Korelasyon analizi yapılmış ve değişkenler arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Demografik değişkenlerle yapılan analizlere göre, algılanan anne reddi cinsiyete göre farklılaşmazken, baba reddinin cinsiyete göre anlamlı bir şekilde değiştiği ve erkek katılımcılarda kadınlara kıyasla daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ebeveyn kabul reddi, duygu düzenleme güçlükleri, kişilerarası problemler ve psikolojik belirtiler, en çok yaşanılan yer, ailenin yanında yaşamak, anne ve babanın eğitim seviyesi, kişinin kaçıncı kardeş olduğu değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılaşmamıştır. Kardeş sayısı ile algılanan ebeveyn reddi arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Algılanan baba reddi ve psikolojik belirti puanları, algılanan ekonomik seviyeye göre farklılaşmıştır. Anneden ve babadan algılanan red ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide, duygu düzenleme güçlükleri ve kişilerarası problemlerin aracı rolünün değerlendirilmesi için kadın ve erkek katılımcılar için ayrı olarak Seri Çoklu Aracı Değişken Analizleri yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, katılımcılarda algılanan ebeveyn reddinin psikolojik belirtilerle ilişkisinde duygu düzenleme güçlüklerinin ve kişilerarası problemlerin aracı rolü bulunmaktadır. Ebeveyn kabul-reddinin psikolojik belirtiler üzerindeki dolaylı etkileri incelendiğinde, kadın katılımcılarda duygu düzenleme güçlükleri aracılığıyla, kişilerarası problemler aracılığıyla ve duygu düzenleme güçlüğü ile kişilerarası problemlerin seri aracılığıyla olmak üzere tüm dolaylı etkiler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Fakat erkek katılımcılarda, ebeveyn kabul reddinin kişilerarası problemler aracılığıyla psikolojik belirtileri etkilediği dolaylı yol anlamlı bulunmamıştır. Çalışmanın klinik doğurguları, sınırlılıkları açıklanmış ve yeni çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Ekrana maruz kalmanın çocukların iyilik hali üzerindeki etkisi: Duygu düzenleme ve aile işlevselliğinin rolü
Dijital ekranlar son yıllarda sadece yetişkinler değil, ergenler, orta yaş grubundaki çocuklar hatta okul öncesi dönemdeki çocukları etkileyen ve tüm bu grupların üzerinde, aile yaşamları, iletişimleri, ilişkileri üzerinde çeşitli etkiler yaratan bir olgu haline gelmiştir. Bir yandan insan ekran ilişkisi bir yandan da ekranın insan insana etkileşimin arasına bu denli girmesi ekran kullanımının önemli bir araştırma konusu haline gelmesine sebep olmuştur. Bu noktada, ekran kullanım süresini yordayan faktörlerin araştırılması ve bu doğrultuda risk gruplarının belirlenmesi açısından önemli hale gelmiştir. Araştırmanın amacı, ekrana maruz kalma süresinin kendini düzenleme, duygu düzenleme ve psikolojik iyilik hali üzerindeki etkilerini anlamaya çalışmaktır. Bu amaç doğrultusunda, Ankara ili içinde ağırlıklı olarak 6 farklı ortaokuldan veri toplanmıştır. Toplamda 326 çocuk ve bu çocukların ebeveyni (anne veya babasından biri) araştırmaya katılmıştır. Öğrenciler 11-14 yaş aralığında, 204'ü kız, 122'si erkek öğrencidir. Bu çocukların anne veya babasının yalnızca birinden çalışmaya dahil olması istenmiştir. Çalışmaya 250 anne, 76 baba dahil olmuştur. Çalışmada, ekrana maruz kalma süresi hakkında ayrıntılı bilgi istenmiştir. Ayrıca, Güçler ve Güçlükler Anketi, Ergenler için Öz Düzenleme Ölçeği ve Duygu Düzenleme Anketini doldurmaları istenmiştir. Ebeveynler bu ölçeklerin yanında kendileri için Kısa Semptom Envanteri, Ebeveynlik Stres Ölçeği ve Çiftler Uyum Ölçeğini doldurmuşlardır. Çocukların ekran kullanım süresi hem kendi bildirimleri hem de ailelerinin bildirimleri ile çocukların duygu düzenleme becerileri, öz düzenleme becerileri ve iyilik hali ayrıca ebeveynlerin psikolojik semptomları, ebeveynlik stresi ve eşleri ile uyumu korelasyon ve hiyerarşik çoklu regresyon analizleriyle incelenmiştir. Çalışmanın üç temel amacı vardır. İlk olarak demografik değişkenlerin çalışma değişkenleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu amaçla, demografik değişkenlerin -cinsiyet, yaş, ebeveyn eğitimi, ailenin gelir düzeyi ve kardeş sayısı-ekrana maruz kalma süresi, farklı dijital aletlerin kullanım süresi, ergenlerin iyilik hali, kendini düzenleme ve duygu düzenleme becerileri üzerindeki etkisi alanyazını kapsamında ele alınmıştır. Bunun ardından hem çocukların ve hem de anne/babanın çocuklar için yaptığı bildirim arasındaki fark alanyazındaki bilgiler dahilinde ele alınmıştır. Buna göre, çocuklar kendilerinin duygu düzenleme, kendini düzenlemede daha yetkin olduğunu bildirirken, anne/babanın çocuklarının daha az düzenleme becerilerine sahip olduğunu düşündüğü bulunmuştur. Çalışmanın üçüncü amacına yönelik olarak, çocuğun iyilik halini, kendini düzenleme becerileri ve duygu düzenleme becerilerini yordayan faktörler incelenmiştir. Ekrana maruz kalma süresinin özellikle kendini düzenleme becerilerinde ve çocuğun iyilik halini yordamada önemli etkisi olduğu görülmüştür. Bu bulgular güncel alanyazını kapsamında ele alınmıştır. Son bölümde, çalışmanın sınırlılıkları, gelecek çalışmalar için öneriler ve çalışmanın klinik doğurguları aktarılmıştır.
Ekrana maruz kalmanın çocukların iyilik hali üzerindeki etkisi: Duygu düzenleme ve aile işlevselliğinin rolü
Dijital ekranlar son yıllarda sadece yetişkinler değil, ergenler, orta yaş grubundaki çocuklar hatta okul öncesi dönemdeki çocukları etkileyen ve tüm bu grupların üzerinde, aile yaşamları, iletişimleri, ilişkileri üzerinde çeşitli etkiler yaratan bir olgu haline gelmiştir. Bir yandan insan ekran ilişkisi bir yandan da ekranın insan insana etkileşimin arasına bu denli girmesi ekran kullanımının önemli bir araştırma konusu haline gelmesine sebep olmuştur. Bu noktada, ekran kullanım süresini yordayan faktörlerin araştırılması ve bu doğrultuda risk gruplarının belirlenmesi açısından önemli hale gelmiştir. Araştırmanın amacı, ekrana maruz kalma süresinin kendini düzenleme, duygu düzenleme ve psikolojik iyilik hali üzerindeki etkilerini anlamaya çalışmaktır. Bu amaç doğrultusunda, Ankara ili içinde ağırlıklı olarak 6 farklı ortaokuldan veri toplanmıştır. Toplamda 326 çocuk ve bu çocukların ebeveyni (anne veya babasından biri) araştırmaya katılmıştır. Öğrenciler 11-14 yaş aralığında, 204'ü kız, 122'si erkek öğrencidir. Bu çocukların anne veya babasının yalnızca birinden çalışmaya dahil olması istenmiştir. Çalışmaya 250 anne, 76 baba dahil olmuştur. Çalışmada, ekrana maruz kalma süresi hakkında ayrıntılı bilgi istenmiştir. Ayrıca, Güçler ve Güçlükler Anketi, Ergenler için Öz Düzenleme Ölçeği ve Duygu Düzenleme Anketini doldurmaları istenmiştir. Ebeveynler bu ölçeklerin yanında kendileri için Kısa Semptom Envanteri, Ebeveynlik Stres Ölçeği ve Çiftler Uyum Ölçeğini doldurmuşlardır. Çocukların ekran kullanım süresi hem kendi bildirimleri hem de ailelerinin bildirimleri ile çocukların duygu düzenleme becerileri, öz düzenleme becerileri ve iyilik hali ayrıca ebeveynlerin psikolojik semptomları, ebeveynlik stresi ve eşleri ile uyumu korelasyon ve hiyerarşik çoklu regresyon analizleriyle incelenmiştir. Çalışmanın üç temel amacı vardır. İlk olarak demografik değişkenlerin çalışma değişkenleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu amaçla, demografik değişkenlerin -cinsiyet, yaş, ebeveyn eğitimi, ailenin gelir düzeyi ve kardeş sayısı-ekrana maruz kalma süresi, farklı dijital aletlerin kullanım süresi, ergenlerin iyilik hali, kendini düzenleme ve duygu düzenleme becerileri üzerindeki etkisi alanyazını kapsamında ele alınmıştır. Bunun ardından hem çocukların ve hem de anne/babanın çocuklar için yaptığı bildirim arasındaki fark alanyazındaki bilgiler dahilinde ele alınmıştır. Buna göre, çocuklar kendilerinin duygu düzenleme, kendini düzenlemede daha yetkin olduğunu bildirirken, anne/babanın çocuklarının daha az düzenleme becerilerine sahip olduğunu düşündüğü bulunmuştur. Çalışmanın üçüncü amacına yönelik olarak, çocuğun iyilik halini, kendini düzenleme becerileri ve duygu düzenleme becerilerini yordayan faktörler incelenmiştir. Ekrana maruz kalma süresinin özellikle kendini düzenleme becerilerinde ve çocuğun iyilik halini yordamada önemli etkisi olduğu görülmüştür. Bu bulgular güncel alanyazını kapsamında ele alınmıştır. Son bölümde, çalışmanın sınırlılıkları, gelecek çalışmalar için öneriler ve çalışmanın klinik doğurguları aktarılmıştır.
Beş faktör kişilik özelliklerinin genel psikolojik belirtisellik ile ilişkisinde öz-duyarlık ve algılanan sosyal desteğin rolü
Bu çalışmada beş faktör kişilik özelliklerinin psikolojik belirtisellikle ilişkisinde öz-duyarlık ve algılanan sosyal desteğin aracı rolünü incelemek amaçlanmıştır. Araştırma Hacettepe Üniversitesi'nin farklı bölümlerinde öğrenim görmekte olan 425 (300 kadın, 125 erkek) öğrencinin (Ort. Yaş= 21.19, S = 2.01) katılımıyla yürütülmüştür. Çalışma kapsamında katılımcılara "Demografik Bilgi Formu", "Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi (SDKT)", "Kısa Semptom Envanteri (KSE)", "Öz-Duyarlık Ölçeği (ÖDÖ)" ve "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ)" uygulanmıştır. Katılımcılardan elde edilen verilere psikolojik belirti düzeyini demografik değişkenler açısından incelemek amacıyla MANOVA, değişkenler arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla korelasyon ve değişkenlerin aracı etkisini incelemek amacıyla aracı değişken analizleri uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda çalışmada incelenen değişkenler ve değişkenlerin alt boyutları arasında farklı anlamlılık düzeylerinde ilişkiler gözlenmiştir. Öz-duyarlık ve algılanan sosyal desteğin aracı rolünü incelemek amacıyla yapılan aracı değişken analizleri sonucunda nevrotiklik, dışadönüklük, yumuşak başlılık ve sorumluluğun psikolojik belirtisellikle ilişkisinde öz-duyarlığın ve algılanan sosyal desteğin aracı etkiye sahip olduğu görülmüştür. Sosyoekonomik düzey (SED) ve cinsiyetin psikolojik belirtisellikle ilişkisi incelendiğinde psikolojik belirtiselliğin cinsiyet açısından anlamlı düzeyde farklılaştığı, SED açısından anlamlı bir farklılık bulunmadığı ve değişkenlerin psikolojik belirtisellik üzerinde anlamlı bir ortak etkiye sahip olmadığı görülmüştür. Çalışmada elde edilen bulgular ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmış ve değişkenlerin birbiriyle ilişkisine dair bulguların alanyazındaki diğer çalışma bulgularıyla büyük ölçüde tutarlı olduğu görülmüştür. Beş faktör kişilik özelliklerinin psikolojik belirtisellik ile ilişkisinde öz-duyarlık ve algılanan sosyal desteğin aracı etkiye sahip olmasının kişilik ve psikopatoloji arasındaki ilişkiyi anlamada önemli olduğu görülmüştür. Öz-duyarlığın alt boyutlarının aracı etkisine dair farklılıkların öz-duyarlığın olumlu bileşenlerinin psikolojik bozukluklara karşı koruyucu, olumsuz bileşenlerinin ise bozuklukların ortaya çıkmasına hazırlayıcı etkisinden kaynaklanmış olabileceği düşünülmektedir.
Obsesif kompulsif belirtilerin üstbilişsel model temelinde yordanması: Düşünce-kaynaşma inançları, ritüeller hakkındaki inançlar, durdurma işaretleri, düşünce kontrol yöntemleri ve onay arama
Mevcut araştırma, obsesif kompulsif belirtilerin üstbilişsel model temelinde yordanmasında düşünce-kaynaşma inançları, ritüeller hakkındaki inançlar, durdurma işaretleri, düşünce kontrol yöntemleri ve onay aramanın rolünü değerlendirmeyi hedeflemiştir. Bu amaçla, bir ön çalışma ile Türkçe'ye uyarlaması bulunmayan Düşünce-Kaynaşma Envanteri, Ritüeller Hakkındaki İnançlar Envanteri ve Durdurma İşaretleri Ölçekleri'nin psikometrik özellikleri bir üniversite öğrenci örnekleminde (N=120) incelenmiştir. Bu ölçeklerin Türk kültüründe geçerli ve güvenilirliğinin kabul edilebilir düzeyde olduğu gözlenmiştir. Ardından yapılan esas çalışmada yine üniversite örnekleminde (N=566) üstbilişsel inanç alanlarının Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) belirtilerinin açıklanmasında katkısı üzerinde analizler yürütülmüş ve bu ilişkide düşünce kontrol yöntemlerinin ve onay aramanın aracı değişken rolleri değerlendirilmiştir. Esas çalışmada ön çalışmadakilere ilaveten katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Padua Envanteri-Washington Eyalet Üniversitesi Revizyonu, Üstbilişler Ölçeği-30, Düşünceleri Kontrol Etme Ölçeği, Onay Arama Ölçeği, Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri - Sürekli Kaygı Formu ve Beck Depresyon Envanteri uygulanmıştır. Bulgular, depresyon ve sürekli kaygı düzeyleri kontrol edildiğinde, üstbilişsel inançların obsesif kompulsif belirtileri yordadığını, üstbilişsel inançlardan düşünce-kaynaşma inançlarının OKB belirtilerinin en güçlü yordayıcısı olduğunu ortaya çıkarmıştır. YEM sınamasına göre, üstbilişsel inançların doğrudan ve de dolaylı olarak, düşünce kontrol yöntemleri aracılığı ile; düşünce-kaynaşma inançlarının doğrudan hem de dolaylı olarak onay arama davranışları aracılığı ile OKB belirtilerine ve durdurma işaretlerinin dolaylı olarak onay arama davranışları aracılığı ile OKB belirtilerine katkıda bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca özgül üstbilişsel inanç alanları, istenmeyen düşüncelerle baş etmede kullanılan düşünce kontrol yöntemlerini tetiklemekte, düşünce kontrol yöntemleri ise OKB belirti düzeyinin artmasına katkıda bulunmaktadır. OKB belirtilerinin artması ise onay arama davranışında artışa neden oluyor görünmektedir. Elde edilen sonuçlar ilgili alan yazın ışığında tartışılmıştır.
Ebeveynlik tutumunun psikolojik belirtilere etkisinde zihinselleştirmenin, dayanıklılığın ve çocukluk çağı deneyimlerinin rolü: Nesiller arası bir çalışma
Pek çok değişimin aynı anda yaşandığı beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerin psikolojik belirti gösterip göstermemesi farklı unsurlardan etkilenmektedir. Bu çalışmada, annelerin kendi annelerinden algıladıkları ebeveynlik tutumlarının (duygusal sıcaklık, aşırı koruyuculuk ve reddedicilik) beliren yetişkinlik dönemindeki gençlerin psikolojik belirtilerine etkisinde gençlerin annelerinden algıladıkları ebeveynlik tutumlarının (duygusal sıcaklık, aşırı koruyuculuk ve reddedicilik), psikolojik ve davranışsal kontrolün, gençlerin zihinselleştirme kapasitesinin, psikolojik dayanıklılığının ve çocukluk çağı travmalarının aracı rolünün araştırılması hedeflenmiştir. Bu çalışma ayrıca, zihinselleştirme kapasitesi ve psikolojik dayanıklılığın da nesiller arası aktarım üzerinden gencin psikolojik belirtilerine etkisini göstermeyi amaçlamıştır. Bu doğrultuda çalışmaya İstanbul'daki özel üniversitelerde okuyan 400 öğrenci ve anneleri dahil edilerek katılımcılara demografik bilgi formu, Kısaltılmış Algılanan Ebeveynlik Tutumları Ölçeği, Zihinselleştirme Ölçeği, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği, Psikolojik Kontrol Ölçeği, Ergen Aile Süreci Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri uygulanmıştır. Annelerden ve gençlerden elde edilen veriler ikili aracı değişken analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular, annenin her üç ebeveynlik tutumuna dair algısının gencin psikolojik belirtilerine etkisinde gencin psikolojik dayanıklılığının ve gencin annesinden algıladığı psikolojik kontrolün aracı etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, annenin zihinselleştirmesinin gencin psikolojik belirtilerine etkisinde gencin zihinselleştirmesinin aracı etkisi ile annenin psikolojik dayanıklılığının gencin psikolojik belirtilerine etkisinde gencin psikolojik dayanıklılığının aracı etkisi olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar, annenin algıladığı ebeveynlik tutumlarının nesiller arası aktarılmasına rağmen, gencin psikolojik belirtilerine etkisinde duygusal sıcaklığın, aşırı koruyuculuğun ve reddediciliğin aracı rol oynamadığını göstermiştir. Diğer yandan annenin zihinselleştirme kapasitesinin ve psikolojik dayanıklılığının hem bir sonraki nesle aktarıldığı hem de her iki değişkenin gencin psikolojik belirtilerine etkisinde gencin zihinselleştirme kapasitesinin ve psikolojik dayanıklılığının aracı rolü olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgular ilgili alan yazın ışığında tartışılmıştır.
Farklı fakülte öğrencilerinde algılanan ebeveyn kabul-reddi ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide öz yeterliğin aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırmanın amacı farklı fakültelerde öğrenim gören üniversite öğrencilerinin çocukluk dönemlerine dair algıladıkları ebeveyn kabul reddi ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide genel öz yeterliğin aracılık etkisini incelemektir. Çalışma örneklemini, Türkiye'nin farklı üniversitelerinde öğrenim görmekte olan 18-30 yaş aralığındaki 388 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırma verileri, Demografik Bilgi Formu, Ebeveyn KabulRed Ölçeği, Genel Öz Yeterlilik Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri kullanılarak elde edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkileri değerlendirebilmek amacıyla Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi'nden, çalışmadaki ana değişkenlerin öğrenim görülen fakülte açısından farklılaşıp farklılaşmadığını belirleyebilmek amacıyla Çok Yönlü Varyans Analizi'nden, ebeveyn kabul reddi ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide öz yeterliğin aracı rolünü belirleyebilmek amacıyla dolaylı etki yaklaşımını temel alan Aracı Değişken Analizi (Hayes, 2018)'nden yararlanılmıştır. Analiz sonuçları değerlendirildiğinde, algılanan ebeveyn reddi ile psikolojik belirtiler arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki, öz yeterlik ile psikolojik belirtiler arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Aracı değişken analizi sonucunda, öz yeterlik inancının algılanan anne ve baba reddi ile psikolojik belirti düzeyleri arasındaki ilişkide aracı rol üstlendiği tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra algılanan anne ve baba reddi ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide öz yeterlik değişkenin sadece başlama boyutunun aracılık etkisi bulunmuştur. Son olarak, öz yeterlik inancının ve psikolojik belirti düzeyinin öğrenim görülen fakülte açısından farklılaştığı saptanmıştır. Çalışmanın sonuçları ilgili alan yazın temelinde tartışılmış, çalışmanın klinik doğurguları, önemi ve sınırlılıkları açıklanmış ve gelecek çalışmalar için öneriler verilmiştir. Anahtar Sözcükler Ebeveyn Kabul-Reddi, Öz Yeterlik, Psikolojik Belirtiler, Psikopatoloji
Üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn kabul-reddi ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide reddedilme duyarlılığı ve duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünün incelenmesi
Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn kabul reddi ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide reddedilme duyarlılığı ve duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolleri araştırılmıştır. Çalışmanın örneklemi, Hacettepe Üniversitesinde lisans eğitimi görmekte olan 405 katılımcıdan oluşmaktadır. Veri toplama aşamasında katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Ebeveyn Kabul-Red Ölçeği Anne ve Baba Formları, Reddedilme Duyarlılığı Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri uygulanmıştır. Araştırma verilerinin istatistiksel olarak incelenmesinde IBM SPSS 22 programı kullanılmıştır. Örneklem grubundan elde edilen veriler programa kodlanarak, kayıp, uç veri ve normallik analizleri ile veri temizliği yapılmıştır. Daha sonra araştırma sorularına yanıt bulmak amacıyla Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon, Tek Yönlü Çok Faktörlü Varyans (MANOVA) ve Seri Çoklu Aracı Değişken Analizleri yürütülmüştür. Çalışma sonuçları değerlendirildiğinde, ebeveyn kabul reddi, reddedilme duyarlılığı, duygu düzenleme güçlüğü ve psikolojik belirti değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Demografik değişkenler açısından yürütülen analizler neticesinde algılanan anne reddi, kardeş sayısı açısından farklılaşırken diğer ana değişkenlerin demografik özellikler açısından farklılaşmadığı görülmüştür. Seri Çoklu Aracı Değişken Analizi sonuçlarına göre ise katılımcıların algıladıkları ebeveyn reddi ile psikolojik belirti düzeyleri arasındaki ilişkide reddedilme duyarlılığı ve duygu düzenleme güçlüğünün kısmi aracılık rollerinin olduğu tespit edilmiştir. Bu bulgular algılanan ebeveyn reddinin, bireyleri reddedilmeye karşı hassas kılıp duygu düzenleme noktasında sorun yaşamalarına neden olarak, psikolojik belirtilere zemin hazırladığı şeklinde yorumlanabilir. Algılanan anne ve baba reddinin psikolojik belirtiler üzerindeki dolaylı etkileri incelendiğinde, reddedilme duyarlılığı ile duygu düzenleme güçlüğünün seri aracılığıyla ve duygu düzenleme güçlüğünün tek aracılığıyla olan etkiler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ancak algılanan anne ve baba reddinin reddedilme duyarlılığı aracılığıyla psikolojik belirtileri etkilediği yol anlamlı bulunmamıştır. Yani algılanan anne ve baba reddinin, duygu düzenleme güçlüğünü artırarak psikolojik belirtileri etkileyebildiği gibi, reddedilme duyarlılığı ve duygu düzenleme güçlüğü seri aracılığıyla da psikolojik belirti düzeylerini artırabildiği görülmüştür. Son olarak, çalışmanın klinik doğurguları ve sınırlılıkları açıklanmış, gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ebeveyn Kabul-Reddi, Reddedilme Duyarlılığı, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Psikolojik Belirtiler