Theses supervised by Prof. Dr. İsmail Şık

17 theses · Çukurova University

Master'sOpen AccessTR

İslam inanç esasları açısından deizm eleştirisi

Bu çalışma İslam düşüncesi açısından akli ve nakli delillendirmeler getirmek suretiyle deizme yönelik eleştirileri kapsamaktadır. Çalışmada İslam'ın inanç esaslarına aykırılık teşkil eden deist öğretiler incelenmiş, İslam düşüncesi açısından bu öğretilere karşı gerek ayetler ışığında gerekse de İslam alimleri perspektifinde çeşitli savunular yapılmıştır. Ele alınan çalışmanın birinci bölümünde, eleştirilerin sağlam dayanaklar üzerine oturtulabilmesi için deizm akımı genel hatlarıyla tanıtılmıştır. Buna göre; deizmin çeşitli tanımlamalarına yer verilmiş ve bu akımın diğer inanç modellerinden olan teizm ve ateizm ile olan mukayesesi yapılarak aralarındaki farklar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte deizmin çeşitlerine ve tarihsel sürecine de değinilmiş, bu akımın öğretilerinin tarihin çeşitli dönemlerinde var olduğu, ancak sistematik bir akım olarak deizmin İslam'a karşı değil; Hristiyanlık dinine karşı tepkisel olarak ortaya çıktığı vurgulanmıştır. Çalışma, deizmin çıkış süreci olarak Hristiyanlığın yarattığı çıkmazlardan kurtulma arzusunun bir tezahürü olduğunu ele alsa da, asıl amaç, deizmin İslam dinindeki öğretilerin tam karşısında olduğunu ortaya koyarak İslam esasları açısından deizme yönelik teolojik cevaplar verebilme gayesini taşımaktadır. Günümüzde popülaritesini arttıran deizm akımının temel doktrinleri olduğu bilinmektedir. İlahi bir bilgi kaynağı olan vahyi reddeden deizm akımı, Tanrı'ya olan bakış açısıyla dikkat çeker. Onlara göre salt akıl, vahyin varlığını anlamsız kılmaktadır. Vahyin reddedilmesi ise aklın öncelenerek Tanrı'nın pasifize edilmesi anlamına gelmekte, Tanrı'nın insana ve aleme olan müdahaleciliği yok sayılmaktadır. İşte aklın otorite konumunda olması, deizmde ön plana çıkan hareket noktası olduğundan dolayı bu çalışmada irdelenmiş, İslam ile deizmin akla verilen yetkinlik konusundaki temel parametreleri ele alınmıştır. Çalışmanın ana omurgasını oluşturan ikinci bölümde ise, İslam'a ve deizme göre din ve Tanrı tasavvurları ile nübüvvet kurumu ve ahiret hayatı konuları hakkında bilgiler verilmiş, deist öğretilere karşı delillendirme ve eleştirel değerlendirmeler bu bölümde yapılmıştır. Üçüncü bölüm ise, deizmin sosyolojik anlamda bıraktığı etkileri kapsamaktadır. Bundan hareketle, toplumdaki deizm tehlikesine karşı İslam dininin tam anlamıyla anlatılamamasına ve İslam'ın karşısında duran gerek deizm gerekse de diğer inanç modellerine karşı ne tür tedbirler alınması gerektiğine özellikle dikkat çekilmiştir. Anahtar Kelimeler: Deizm, Deist, Deizm Eleştirisi, Akıl, Tanrı, Yaygınlaşan Deizm

AkılDeizmTanrı+2
Yunus Ergin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İslam düşüncesinde engellilik

Engellilik tüm toplumlarda rastlanılan bir durum olması açısından evrensel bir niteliğe sahiptir. Bu yönüyle, dinin sahip olduğu evrensellikle de paralellik göstermektedir. Bundan dolayı ilahiyat alanında yapılması gereken çalışmalarda engellilik konusu önemli bir yer tutmalıdır. Bizim engelliliği konu edindiğimiz araştırmamız da, alanda yapılacak çalışmalara mütevazi bir katkı sağlama teşebbüsüdür. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öncelikle engellilik kavramının çeşitli zeminlerde ki tanımlarına yer verilmiştir. Daha sonra bu tanımlardan hareketle engelliliği ifade edebilecek en makul ifadelerin neler olması gerektiği tartışılmıştır. Son olarak, engelliliğin tarihi seyrine bakılarak belirli dönem ve medeniyetlerde kavramın nasıl yorumlandığı tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde, engelliliğin teolojik yönü irdelenmiştir. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet gibi üç büyük dinin öncülüğünde başlayan bu teolojik araştırma, sınırlı bir şekilde ilkel dinler ve yerel dinlerde de konunun nasıl işlendiğine ışık tutmuştur. Dinlerin engellilik üzerine yorumlarının nerelerde benzeşip nerelerde ayrıştığı bu bölümün muhtevasında yer etmiştir. Üçüncü ve son bölümde Kelam ve İslam Felsefesi alanlarında yer alan engellilik anlatımları işlenmiştir. Kelam'da Mutezile, Eşari ve Maturidi okullarının konu hakkındaki yorumları mercek altına alınırken İslam Felsefesin'de, İbn Sina, Farabi ve İbn Rüşd gibi isimlerin engelliliği hangi başlıklarda ve ne şekilde işlediklerine odaklanılmıştır.

EngellilikKaderKelam+5
Süleyman Akbayram
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Tarihsel süreçte İmâmiyye-Mutezile ilişkisi

İmâmiyye-Mutezile ilişkisi II./VIII. asrın ilk yarısında başlamıştır. Bu tarihten III./IX. asrın ortalarına uzanan dönem, İmâmiyye ile Mutezile arasında ciddi bir rekâbetin varlığına işâret etmektedir. İki ekolün mensupları arasındaki münâzaralar ve oluşturulan reddiye literatürü bunun canlı şâhidi konumundadır. Bu dönemde felsefeyle beslenen Mutezile, akılcı din anlayışını benimsemiş, tevhitte mutlak tenzihi, adâlette insanın tam hürriyetini savunmuştur. İmâmiyye ise nasçı din anlayışını benimsemiş, imamlarının otoritesi sebebiyle dış etkilere kapalı bir görünüm sergilemiştir. İmâmiyye kelâmının özünü, tevhitte "teşbihsiz isbât", adâlette "ne cebir ne de tefvîz" prensipleri oluşturmuştur. III./IX. asrın ortalarından IV./X. asrın ikinci çeyreğine uzanan dönem, iki ekolün ilişkisi açısından gerilimli geçmiştir. Bunda Mutezile'nin mihne sonrası süreçte Sünnî ekole yakınlaşma çabaları başat rol oynamıştır. Bazı Mutezilîler bu çabaya tepki olarak İmâmiyye saflarına katılmış, diğer taraftan bazı Mutezilî fikirler gaybet meselesinin doğurduğu kaosta kendisine güvenli bir liman arayan İmâmiyye'ye sirâyet etmeye başlamıştır. Dinde akla belli bir yer veren Usûlî İmâmîler bu fikirlerden geniş ölçüde, rivâyet merkezli din anlayışını benimseyen Ahbârî İmâmîler ise sınırlı ölçüde etkilenmişlerdir. Büveyhîler döneminde (320/932-454/1062) İmâmiyye-Mutezile yakınlaşması zirveye ulaşmıştır. Bu sebeple iki ekolün önce arkadaş, sonra kardeş olduğu ifade edilmiştir. Bu dönemde Mutezile'nin Usûlî İmâmiyye üzerindeki etkisi, bir önceki döneme göre daha derin ve kalıcı olmuştur. Usûlîler birçok konuda Mutezile'den etkilenseler de imâmet, bedâ, rec'at, takiyye gibi İmâmiyye'ye ana rengini veren konulardaki kadim görüşleri savunmaya devam etmişler, hatta bunları aklî yöntemlerle desteklemişlerdir. Bu sebeple Usûliyye'yi İmâmî karakteri ağır basan bir İmâmiyye-Mutezile sentezi olarak değerlendirmek mümkündür.

AhbarilikDin anlayışıMezhepler+4
Ahmet Sonay
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çağımız Türkiye'sinde mezhepler tarihçiliği (Sönmez Kutlu örneği)

Sönmez Kutlu, ülkemizde son dönem Mezhepler Tarihçiliği'nin önemli isimlerinden biridir. Kutlu, çalışmalarıyla Mezhepler Tarihi'ne önemli katkılarda bulunmuş ve bulunmaya devam eden bir ilim insanıdır. Bu çalışmanın birinci bölümünde Sönmez Kutlu'nun hayatına, etkilendiği fikir adamlarına, ikinci bölümünde mezhep anlayışına, mezheplerin nasıl ortaya çıktığı ile ilgili görüşlerine, ilk defa kendisi tarafından ele alınan mezheplerin zihniyetlere göre tipolojilendirilmesine, Mezhepler Tarihi'nde ortaya çıkan sorunlara, kaynakları nasıl kullandığına, 73 fırka hadisi hakkındaki görüşüne, Mezhepler Tarihi'ne yapmış ve yapmakta olduğu katkılara yer verirken, üçüncü bölümünde ise mezheplere bakışına, mezheplerle ilgili görüşlerine ve bu mezhepleri zihniyetlere göre nasıl tipolojilendirdiğine, kendisinin de çok önem verdiği Maturidilik mezhebi ile ilgili değerlendirmelerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sönmez Kutlu, Mezhep, Mezhepler Tarihi, Mezhepler Tarihçiliği, İmam Mâturîdî ve Maturidilik.

Kutlu, SönmezMaturidiMezhepler+2
Hatice Asya Yılmaz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Şemsüddin Semerkandî'de ontoloji ve epistemoloji bağlamında kelam-felsefe etkileşimi

Şemsüddin Semerkandî, Hanefî-Mâtürîdî kelam geleneğinde felsefî kelam yöntemini benimseyen ilk âlimdir. O, Semerkand'da doğmuş, muhtelif alanlarda birçok eser vermiş ve hicri 722 yılında vefat etmiştir. Semerkandî örnekleminde ontoloji ve epistemoloji bağlamında kelam-felsefe ilişkisini incelediğimiz bu çalışma giriş, sonuç ve üç bölümden oluşmaktadır: Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynaklarının yanı sıra Semerkandî'nin hayatı ve ilmî kişiliği, kelam-felsefe ilişkisi, kelam ontolojisi ve kelam epistemolojisi konularında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Semerkandî perspektifinde varlık, mâhiyet, mevcûd ve bu kavramlara ilişkin problemler hakkında genel ontolojik kavramlar ve kuramlar incelenmiştir. İkinci bölümde arazlar başlığı altında Semerkandî'nin epistemoloji, teorik fizik, ahlak ve mantıksal kategoriler hakkındaki görüşleri analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde Semerkandî'nin cismânî ve rûhânî cevherler, cevher-i ferd ve psikoloji hakkındaki görüşleri değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise Semerkandî'de ontoloji ve epistemoloji bağlamında kelam-felsefe ilişkisi ortaya koyulmuştur.

EpistemolojiFelsefeHanefiler+7
Tarık Tanrıbilir
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
11
Master'sOpen AccessTR

Kadının fiillerinde irade hürriyeti

Yakın dönem kelamcıları, kadın meselesini onun hakları, statüsü, varlığı, değeri üzerinden ele almıştır. Daha önce kadının fiillerinde irade hürriyeti açısından konu ele alınmadığı için böyle bir çalışmaya gereksinim duyulmuştur. İslâm toplumlarında kadına biçilen roller erkeğe biçilen rollerden daha farklı işlenmiştir. Birtakım İslâmi öğretilerle iradesi sınırlandırılan kadın, sosyal alanda kendini ifade edememiştir. Bu sebeble İslâm'ın daha doğru anlaşılmasını sağlayabilmek adına birtakım izahlarla konu ele alınmıştır. Çalışmada dini öğretilerde yer alan problemli yaklaşımlara hukuk, sosyo-kültürel ve din anlayışları perspektifinden yaklaşılarak kadına verilen sorumluluk, rol-model ve fiil ehliyeti meselesi aydınlığa kavuşturulmaya çalışılmıştır.

FiilFiil ehliyetiKadınlar+6
Fatma Betül Temel
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Modern dünyada klasik bir Sünni yaklaşım olarak Habeşilik ve Türkiye'deki durumu

Abdullah el-Habeşî, Habeşistan'ın Herer şehrinde 1910 yılında Müslüman bir ailede dünyaya gelmiştir. İlk eğitimini doğduğu şehirde aldıktan sonra Habeşistan'ın farklı şehirlerine ve bölgelerine ilim öğrenmek için çeşitli yolculuklar yapmıştır. Aldığı eğitimlerden ve yaptığı yolculuklardan sonra Etiyopya ve Somali civarında tanınır hale gelmiş, bu durum Herer'in müftüsü gibi itibar görmesine sebep olmuştur. Habeşî'nin düşünceleri, içinde yaşadığı siyasal yapıyla çoğu zaman ters düşmüş, bundan dolayı Habeş kralı tarafından 1947 yılında ülkeden uzaklaştırılmıştır. 1950 yılında Beyrut'a geldikten bir süre sonra el-Ezher Üniversitesi'nin Lübnan'daki şubesi tarafından bir şeyh olarak kabul edildiği için Lübnan'da ciddi taraftar kitlesi kazanarak birçok alanda faaliyetlerine başlamış ve fikirlerini yaymıştır. Habeşîler Cemaatinin şeyhi ve lideri olarak ünlenen Habeşî, 2 Eylül 2008 yılında doksan sekiz yaşındayken Beyrut'taki evinde vefat etmiştir. Habeşî kendisinin ve cemaatinin Ehl-i Sünnet'e mensup olduklarını ve bulunduğu coğrafyada yaşayan radikal İslâmî grupların aşırı şiddet söylemlerinden farklı bir yol izlediklerini belirterek bu kitle tarafından tepkileri üzerine çekmiştir. Cemaat günümüzde hem Lübnan'da hem de Dünya'nın farklı ülkelerinde dernekler aracılığı ile faaliyetlerine devam etmektedir. Türkiye'de ise Hıdır Yeşilyurt liderliğinde faaliyetlerini sürdüren cemaat, Habeşî'nin kitaplarını Türkçe'ye çevirerek taraftarlarına sunmakta ve fikirlerini ortaya koymaktadır. Cemaat çeşitli yayın kuruluşları ve dernekler aracılığı ile ülkemizde faaliyetlerine devam etmekte ve taraftar kitlesini arttırmaya çalışmaktadır.

Dini akımlarHabaşilerKur'an-ı Kerim+7
Büşra Karasu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hudûs teorisinde Tanrı-zaman ilişkisi: İmam Mâtüridî örneği

Hudûs; Müslüman Kelâmcıların alemin sonradan yaratıldığı fikrinden yola çıkarak Allah'ın varlığını ispat etmek amacıyla oluşturdukları bir teoridir. Hudûs fikrine göre Tanrı ezeli, ebedi ve ihtiyaçsız olan tek varlıktır. Allah zamanın, mekânın ve bütün mevcudatın mutlak yaratıcısıdır. O'nun dışında kalan bütün varlıklar zamanda yaratılmışlardır. Yani başlangıçları ve sonları olan varlıklardır. Yaratılış Kuran'da belirtildiği üzere sonradan olma belli bir zaman ve mekânda gerçekleşme özelliğini taşır. Kelâmcılara göre Tanrı hem zâtî hem de zamansal anlamda evrenden önce yer alır. Bu düşünce zamansal hudûs olarak adlandırılır. İslâm filozofları ise ay-üstü alemde Tanrı'nın varlığı sadece zatıyla öncelediğini ay-altı alemde ise hem zatı ile hem de zamansal olarak öncelediğini söyleyerek zâtî hudûs fikrini savunurlar. Müslüman kelamcılar ay-üstü alemde bulunan varlıkların zamansal olarak Tanrıyla bir kabul edilmesinin alemin kadim olduğunu savunmak anlamına geldiğini söylerler. Bu düşünce tevhit ilkesiyle çeliştiği için eleştirilmiştir. Mâtüridî hudûs fikrini sistemli olarak ele alan ilk düşünürlerdendir. Kelâmın henüz felsefe ile iç içe girmediği bir dönemde yaşayan Mâtüridî söz konusu yaratılış teorisinde Allah'ın evrenle sürekli etkileşim halinde olduğunu ifade etmiştir. Tanrı evreni yaratırken belli bir zaman diliminde yaratmaya mecbur olmaksızın dilediği anda yaratmıştır. O'na göre Allah sıfatları ve fiilleriyle kadimdir, fiillerin taalluku ise hâdistir

HudusKur'an-ı KerimMaturidi+5
Rabia Tutarlı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Seyyid Şerif el-Cürcânî'nin nübüvvet anlayışı

Seyyid Şerif el-Cürcânî, hicrî sekizinci asrın ikinci yarısı ile dokuzuncu asrın başlarında yaşamış olan Eş'arî kelâm ekolünün önemli şahsiyetlerinden birisidir. Bu doğrultuda Cürcânî'nin nübüvvet anlayışını ele alan bu araştırma giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntem ve kaynakları hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde; peygamberlikle ilgili, nebî ve resûl kavramları, Kur'ân ve hadislerde peygamberlik, nübüvvetin ispatı, kelâm ekolleri ve filozoflara göre nübüvvetin imkânı, gerekliliği, nübüvveti inkâr problemi, peygamberliğin vehbîliği, filozofların peygamber algısı, peygamber göndermenin faydaları, nübüvvete özü gereği yapılan itirazlar, teklif bağlamında nübüvvete yönelik itirazlar, aklın yeterli görülmesi nedeniyle nübüvvete yönelik itirazlar ve peygamber göndermenin gerçekleşmediğine dair yapılan itirazlar ele alınmıştır. Bunun yanı sıra mucize kavramı, mucizenin şartları, mucizenin gerçekleşme şekli, nübüvvetin mucize ile temellendirilmesi, mucizeye yapılan eleştiriler, mucizenin delâletine yönelik eleştiler, mucizenin görmeyenler tarafından tasdiki ve irhas, keramet, maûnet, istidrâc ve ihanet türü olağanüstü olaylarla ilgili konulara yer verilmiştir. İkinci bölümde vahiy ve vahyin geliş şekilleri ve niteliği, ilham, kitap, suhuf ve melek kavramları, meleklerin masumiyeti fikri ve bunu reddedenlerin delilleri, bunlara verilen cevaplar, peygamberlerin meleklere üstünlüğü meselesi, meleklerin üstünlüğünü iddia edenlerin delilleri ve bu görüşlerin değerlendirilmesi ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Hz. Muhammed'in nübüvveti, ismet kavramı, Hz. Peygamber'in masumiyeti, peygamberlere isnat edilen günahlar ve Cürcânî'nin bu isnatlara cevabı, Kur'ân'ın i'câzı ve buna yönelik eleştiriler, Cürcânî'ye göre Kur'ân dışındaki deliller, aklî, hissî, haberî ve diğer delillere ait konulara yer verilmiştir. Dolayısıyla bu çalışmada Cürcânî'nin nübüvvet anlayışı ortaya konmuştur.

Kur'an-ı KerimPeygamberlikSeyyid Şerif Cürcani+1
Mehmet Arıcı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sadrüşşerîa'nın Tadilü'l-Ulum adlı eserinin kelam kısmının tahkik, tercüme ve değerlendirmesi

Şadruşşerîa, Hanefî-Mâtürîdî kelam geleneğinde felsefî kelam yöntemini benimseyen etkili bir bilim adamıdır. O, Buhara da doğmuş, farklı alanlarda birçok eser vermiş ve hicri 747 yılında vefat etmiştir. Sadruşşerîa Tadilü'l-Ulum adlı eserinin kelam kısmının tahkik, tercüme ve değerlendirmesi yaptığımız bu çalışma giriş, sonuç ve dört bölümden oluşmaktadır: Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, eserin önemi ve tahkik nedeni yanı sıra araştırma planı bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Sadruşşerîa'nın yaşadığı dönem, sosyal kültürel özellikler, Ta'dîlü'l-Ulûm eserine dair bilgiler ve tahkik çalışması hakkında izlendiği incelemeler yapılmıştır. İkinci bölümde Sadrüşşerîa'ya göre Kelam İlminin, tanımı, konusu, gayesi ve bu ileme verilen adlar yanı sıra Sadrüsşşerîa'ya göre istidlâl ve telakkî kaynakları incelenmiştir. Üçüncü bölümde Sadruşşerîa perspektifinde varlık, mâhiyet, mevcûd ve bu kavramlara ilişkin konular hakkında genel ontolojik düşünceleri ve kuramlar hakkındaki görüşleri analiz edilmiştir. Dördüncü bölümde Sadruşşî'nin Ulûhiyet konular hakkındaki görüşleri değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise Sadruşşerî'nın Tadilü'l-Ulum eserinde kelam anlayışı ortaya koyulmuştur.

Arkan Qasım Abbas
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İslâm kelâmında delâilü'n-nübüvve geleneği (hicri V. asır)

İslâm kelâmının temel esaslarından biri olan nübüvvet, insanın Tanrı'yla olan iletişimini sağlayan önemli bir müessesedir. İnsanın Hz. Âdemle başlayan dünya serüveninde Allah'ın lütfu ve inâyeti gereği çok sayıda peygamber gönderdiği bilinmektedir. Peygamberler Allah'ın elçileri olduklarını ispat etmek üzere tabiî yasaları bozan olağaüstülükler sergilemişlerdir. Bu bağlamda son peygamber Hz. Muhammed'in de nübüvvetini ispat edecek olağanüstülükler sergilediği bildirilir. Çalışmamızda Hz. Peygamber'in nübüvvetinin hicri V. asırda telif edilen eserler merkezinde ispat edilmesi hedeflenmektedir. Çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı ve önemi, yöntemi ile kaynak ve sınırlılıklarına değinilirken birinci bölümünde nübüvvet kavramı üzerinde durularak bu müessesenin imkânı, gerekliliği ve tarihî gerçekliğine temas edilmiştir. İslâm öncesi dinlerin nübüvvet anlayışlarına değinildikten sonra İslâm düşüncesinde nübüvvet anlayışı ve nübüvveti savunmak için tesis edilen delâl'ün-nübüvve literatürü ele alınmıştır.İkinci bölümde delâil geleneğini oluşturan beşâir ve irhas hadiselerinin nübüvvete olan delâleti incelenirken önceki dinlerde Hz. Peygamber'in nasıl müjdelendiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ardından irhas haberlerinin delâleti hakkında verilen örnekler hakkında çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise mûcizelerin Hz. Peygamber'in nübüvvetine delâleti aklî, hissî ve haberî olmak üzere üç yönden incelenmiştir. Sonuç kısmında ise V. asır delâil geleneğinin İslâm nübüvvet anlayışına olan yansımaları ortaya konulmuştur.

Hamdi Akbaş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ehl-i Sünnet akâidinin oluşumunda Âmentü metninin tarihsel gelişimi

İlk insan ve peygamber olan Hz. Âdem'den son peygamber olan Hz. Muhammed'e kadar bütün elçiler hiçbir değişikliğe mahal vermeden Tanrı'nın muhatap aldığı insanlara Tevhid inancını tebliğ etmiştir. Bu bağlamda Hz. Âdem'in bireyleri ve toplumu çağırdığı inanç ile Hz. Muhammed'in davet ettiği inanç arasında herhangi bir değişiklik bulunmamaktadır. Zira iman esasları beşerî müdahaleden uzak kaldığında zamana ve mekâna göre değişkenlik göstermez. Bu bağlamda İbrahimî dinlerden Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam, Tanrı tarafından Tevhid inancının ortak ilke olarak belirlenmesiyle insanlara farklı elçiler aracılığıyla gönderilmiştir. Söz konusu Tevhid inancının beşerî unsurlar nedeniyle dinin inananları tarafından tahrifata uğratılması dinlerin birbiri ardına gelmesine sebebiyet vermiştir. Tanrı, muhatabı olan insana inanılması zaruri olan ilkeleri kutsal kitaplarla bildirmiş ve örnek teşkil etmesi açısından elçiler göndermiştir. Elçilerin vefatıyla birlikte Tanrı ile irtibatı kısıtlı hale gelen dindarlar tecrübe ettiği siyasi, sosyal ve kültürel olaylar karşısında dinin ıslah ve ihya etmeyi amaçladığı geçmiş toplum kabullerini tekrar gündeme getirmişlerdir. Eskiye nazaran insanların benimsemiş olduğu bu unsurlar dinî bir boyut kazanmış ve siyasi-itikâdî kitleler tarafından dinin asıllarından kabul edilerek metinleşmiştir. Yahudi, Hıristiyan ve İslam dinlerinin özü itibariyle aynı olmasına rağmen ayrışması ve birbiri yerine ikâme edilmesi söz konusu dinlerin iç dinamiklerinde de etkili olmuş ve dinin içinde de farklılaşmalar yaşanmıştır. Bu bağlamda Allah, Kur'an'da İslam'ın temel inanç esaslarını bildirmesine rağmen siyasi ve ictimai olaylara dinî anlam yüklemek Müslümanları da tıpkı Ehl-i Kitap mensupları gibi ayrıştırmıştır. Tevhid ortak paydasında bulunmasına rağmen insanlar tarih boyunca ortaya koydukları Âmentüler neticesinde birbirlerini din dışına itmiş ve ötekileştirmiştir. İbrahimî dinlerin erken dönemlerinde gelişen sosyal ve siyasi hadiseleri araştırmak, inanç ilkelerinin yalnızca Allah tarafından belirlenebileceğini ortaya koymak, beşerî saikler neticesinde teşekkül eden ve iman ögesi haline gelen unsurların gayr-i ilâhi olduğunu saptamak bu bağlamda önem arz etmektedir.

Ali Metin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Eş'arî kelamında sorumluluk algısı

Sorumluluk; Müslüman kelamcıların, insanın mesuliyeti ve mükellefiyeti çerçevesinde ele aldıkları bir kavramdır. Eş'arî kelamcıları, sorumluluğun bilinmesini Kur'an ile temellendirerek görüşlerini açıklamışlardır. Onlar, sorumluluğu bilmeyi ise vahye muhatap olma şartına bağlamıştır. Eş'arîler, insanın sorumluluğu hakkında kanaatlerini belirtirken Allah'ın ilim, irade ve kudretine vurgu yaparak yegâne yaratıcı olduğunu zikretmişlerdir. Eş'arî düşünürlerce kurgulanan Tanrı tasavvuru, insana yönelik sorumluluk algısına nüfuz etmiş ve insanın konumu Allah'ın mutlak hükümranlığı üzerinden değerlendirilmiştir. İnsanın iradesi ise ilahî iradeye bağlanılarak tercih imkânı kısmen sınırlandırılmıştır. Ancak Eş'arîler akli delilleri, nakli delilleri desteklemek veya açıklamak amacıyla kullanarak sorumluluk algısında insanın etkinliğine de temas etmişlerdir. Allah-âlem-insan arasındaki ilişki, sürekli yaratma düşüncesi perspektifinden incelenerek Allah'ın yeryüzüne her an müdahalede bulunduğu fikri savunulmuştur. Kelam ekolleri tarafından insanın fiillerindeki rolü ve fiillerini özgür iradesiyle tercih edip etmediği konusu tartışılmıştır. Eş'arîler, Allah'ın takdirini, âlemdeki her şeyin belirleyici sebebi konumunda görerek konuyu insanın fiilleri ekseninde değerlendirirler. Onlar, insana sorumluluk alanı açmak amacıyla da kesb teorisini geliştirmiş ve konuya açıklık getirmeye çalışmıştır. Diğer kelam ekollerinde olduğu gibi Eş'arîler de etkileşimde oldukları sosyo-kültürel ve siyasal bağlam ile mensuplarının zihniyet yapılarından etkilenerek süreç içerisinde değişim ve dönüşüme uğramıştır.

Ahsen Kala
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Ebû Saîd Muhammed El Hâdimî'nin kelâmi görüşleri

Ebû Saîd Muhammed el-Hâdimî (1701-1762), 18. yüzyılda yaşamış, Osmanlı medrese geleneği içerisinde yetişmiş çok yönlü bir ilim adamıdır. Kendisi Ehl-i sünnet'in Hanefî-Mâtürîdî ekolüne mensup olup sûfî yönüyle de tanınmıştır. "Ebu Said el-Hâdimî" künyesiyle meşhur olan Hâdimî, çeşitli kaynaklarda "Büyük Hâdimî", "Nakşibendi", "Konevî" ve "Hüseynî" gibi nispetlerle de anılmış, ayrıca "Mevlânâ Müftî" lakabını da almıştır. Hâdimî, eserlerinde kelâm ilminin mebâdî ve mesâiline dair birçok konusunu tartışmıştır. Yapılan bu çalışmada kendisinin kelâmî görüşleri; varlık, bilgi, ilâhiyyat, nübüvvet ve âhiret altında değerlendirilmiştir. Hâdimî, varlık kavramını "şey" ve "vücûd" kelimeleri üzerinden açıklamıştır. Yüce yaratıcıyı zorunlu varlık (vâcibu'l-vücûd) olarak kabul eden Hâdimî, diğer bütün varlıkları mümkin varlıklar olarak değerlendirerek bunları sınırlı görmüştür. Vâcibu'l-vücûdu mutlak kabul etmiş, O'nu kendi zâtıyla kâim ve her türlü tartışmanın ötesinde bir varlık olarak tasvir etmiştir. Ona göre, tüm hâdis varlıklar Allah'ın takdiri, ilmi, iradesi ve kazâsıyla gerçekleşmiştir. Hâdimî'ye göre bilgi, "zât-araz" ilişkisi temelinde şekillenmektedir. Zât ve araz arasındaki bu bağlantıdan ortaya çıkan şey, bilgiyi oluşturur. Ona göre zorunlu varlık olan vâcibü'l-vücûd, aynı zamanda zorunlu bilginin de kaynağıdır. Gerçek bilgi, bu zorunlu varlığın bilinmesiyle mümkündür. Bilginin oluşumunda kalp ve akıl önemli bir yer tutar. O, bilginin kaynaklarını; duyular, haber-i sadık ve akıl olarak ifade etmektedir. Hâdimî'nin düşüncesine göre, Allah'ın zatıyla kâim olan kadîm sıfatları, ne O'nun aynıdır ne de O'nun gayrıdır. Hâdimî, imanı tasdik ve ikrar üzerine temellendirir ve tasdik olmadan imanın gerçekleşemeyeceğini savunur. Tasdik olmaksızın yalnızca ikrar veya bilmek imanın şartları için yeterli değildir. Küfür ise, ya bir mü'minin sahip olması gereken imandan yoksunluk hâlidir ya da imanın karşıtı bir durumdur. Aynı zamanda küfür, sadece inançla ilgili değil ahlakla da ilişkilidir. Hâdimî'ye göre peygamberler, Allah'ın özenle seçtiği ve özel niteliklerle donattığı erkek kullardır. Peygamberler, Allah'ın vahyi ile eğitilmiş ve mucizelerle desteklenmektedir. Onlar cehaletten ve her türlü olumsuzluktan mâsum olup Allah'ın tam koruması altındadırlar. Peygamberliğin en önemli alâmetleri mucizeler ve ilâhî kitaplardır. Hâdimî, Ahiret hayatının evreleri olan; ba's, mizan, kitap, hesap, sırat, havz, Cennet ve Cehennem gibi Ahiret hallerinin hepsini hakikat olarak kabul eder. Ancak kabir azabının nasıl gerçekleşeceği konusunda tam bir ittifak olmadığını belirtir. Hâdimî, kelâm konularını açıklarken hem aklî hem de naklî delilleri esas alarak, bunları mantık ilkeleri çerçevesinde ispatlamaya çalışmıştır. Önceki âlimlerin görüşlerinden faydalanarak ve bu görüşleri detaylandırarak kendi fikirlerini geliştirmiştir. Akaid ve kelâmî meseleleri, kelâm ilminin metotlarıyla ele almış konuları gerekçelendirerek ve usul kaideleri çerçevesinde açıklamalar yapmıştır. Anahtar Kelimeler: Kelâm, Ehl-i sünnet, Mâtürîdî-Hanefî, Hâdimî, el-Berîka.

Kadir Demirlenk
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı döneminde eş'ârî – mâtürîdî kelam okulları arasındaki ihtilaflarla ilgili çalışmalar: Kemal Paşazâde örneği

Osmanlı Devleti, İslam düşünce tarihinin yaklaşık altı yüz yılını kapsayan süre zarfında, Eş'ârî ve Mâtürîdî kelam okulları arasındaki ihtilafların merkezi olmuştur. Bu tez, söz konusu ihtilafların temellerini, gelişimini ve sonuçlarını derinlemesine inceleyerek, Osmanlı ilim dünyasının bu teolojik ihtilaflar karşısındaki tutumunu ve Osmanlı toplumu üzerindeki etkilerini değerlendirmektedir. Tezimizin birinci bölümünde, Kemal Paşazâde'nin hayatı, akademik faaliyetleri ve ilmi kişiliği ayrıntılı bir şekilde ele alınmaktadır. Bu bölümde, Paşazâde'nin hayatının önemli dönemleri, eserlerinin ortaya çıkış sebepleri, onun teolojik görüşlerinin oluşum süreçleri ve kelam okulları arasındaki ihtilaflarda hangi tarafta durduğu analiz edilmektedir. Ayrıca, Paşazâde'nin Osmanlı kelam geleneği içindeki yeri, diğer âlimlerle olan ilişkileri ve eserlerinin Osmanlı ilim hayatındaki etkisi incelenmektedir. İkinci bölüm, Kemal Paşazâde'nin "Risâletü'l-İhtilâf beyne'l-Eş'ârîyye ve'l-Mâtürîdîyye" adlı eserine odaklanmaktadır. Bu eserde Eş'ârî ve Mâtürîdî kelam okulları arasındaki temel ihtilaflar ele alınmakta, Paşazâde'nin incelediği ana konular ile sunduğu argümanlar ve karşı argümanlar detaylı bir şekilde değerlendirilmektedir. Ayrıca, iki okul arasındaki kelamî farklılıklar ve benzerlikler analiz edilerek Paşazâde'nin bu ihtilafları nasıl ele aldığı ortaya konmaktadır. Tezimiz, Osmanlı dönemi kelam ilminin önemli bir parçası olan Eş'ârî ve Mâtürîdî okulları arasındaki ihtilaflara odaklanmaktadır ve özellikle Kemal Paşazâde'nin Risâletu'l-İhtilâf beyne'l-Eşa'ira ve'l-Mâtürîdîyye adlı eseri üzerinde durmaktadır. Bu çalışma, kelam ilmi ve Osmanlı İslam düşünce tarihine önemli bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Kemal Paşazâde'nin bu ihtilaflar karşısındaki tavrı, eserleri ve ilmi kişiliği, bu incelemenin temel taşlarını oluşturmaktadır. Bu çalışma, gelecekteki araştırmacılar için bir başvuru kaynağı oluşturmayı ve eski el yazma eserleri üzerinde çalışma yapma isteğini artırmayı amaçlamaktadır.

Hamıd Ameen Husseın Husseın
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hocazâde'nin ulûhiyet anlayışı (tehâfütü'l-felâsife bağlamında)

Bu çalışma, Osmanlı ilim geleneğinin önemli şahsiyetlerinden biri olan Hocazâde Muslihiddîn Efendi'nin düşünce dünyasını, ilmî kişiliğini ve özellikle Tanrı tasavvurunu incelemeyi amaçlamaktadır. Osmanlı medrese geleneği içerisinde kelâm ve felsefe disiplinleri arasındaki etkileşimi anlamak, Hocazâde'nin eserleri üzerinden kelâm ilminin Osmanlı düşüncesindeki dönüşümünü değerlendirmek açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, onun eserlerinde ortaya koyduğu metodoloji, felsefe ve kelâm arasındaki ilişkiye dair sunduğu yorumlar, dönemin düşünce yapısını anlamamıza önemli bir katkı sağlamaktadır. Ayrıca, Hocazâde'nin eserleri, Osmanlı düşünce dünyasında dinî ve felsefî ilimlerin bir arada ele alınış biçimini de gözler önüne sermektedir. Tezimiz, öncelikle Hocazâde'nin hayatı, ilmî kişiliği ve eserleri çerçevesinde Osmanlı ilim geleneği içindeki yerini ele almakta; ardından onun Tanrı tasavvurunu, varlık ve sıfat anlayışını derinlemesine tahlil etmektedir. Çalışma son olarak Hocazâde'nin ulûhiyet anlayışına yönelik yapılan eleştirilerle tamamlanmıştır. Kelâm ile felsefe arasındaki sınırların muğlaklaştığı bir dönemde Hocazâde'nin temsil ettiği görüşler, Osmanlı düşüncesinde akıl ve nakil arasındaki dengeyi anlamamıza yardımcı olmaktadır. Hocazâde'nin Gazzâlî ve İbn Rüşd gibi önemli isimlerle fikirsel münazaralara girmiş olması, onun dönemindeki entelektüel atmosferi anlamamız açısından büyük bir önem taşımaktadır. Bu çalışmada, onun eserlerinin temel argümanları detaylı bir şekilde analiz edilerek, kelâm geleneği içerisindeki yeri ve etkisi değerlendirilmektedir. Ayrıca, Hocazâde'nin kaleme aldığı eserler, Osmanlı medrese müfredatında uzun yıllar boyunca önemli kaynaklar arasında yer almış, sonraki dönem âlimleri tarafından şerh ve hâşiyelerle desteklenmiştir. Bu bağlamda, onun düşüncelerinin yalnızca kendi dönemiyle sınırlı kalmayıp sonraki yüzyıllarda da etkisini sürdürdüğünü söylemek mümkündür. Hocazâde'nin ele aldığı konuların, kelâm ve felsefenin kesişim noktasında şekillenen bir tasavvur sunması hasebiyle bu çalışma, onun ortaya koyduğu görüşleri tarihsel bağlamı içinde değerlendirerek daha kapsamlı bir perspektif sunmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Ulûhiyet, Vâcibi'l-Vücûd, Hocazâde, Tehâfüt, Zât-sıfat-fiil.

Seher Doğan
Çukurova University
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

İsrâîliyyâtın İslam kelamına etkisi bağlamında beklenen kurtarıcı düşüncesi

Birçok dinin eskatolojisinde kurtarıcının geleceğine, adaleti ve düzeni tesis edeceğine inanılmaktadır. Bu düşünceye İslam kültüründe de rastlanılmaktadır. "İsrâîliyyâtın İslam Kelamına Etkisi Bağlamında Beklenen Kurtarıcı Düşüncesi" adını taşıyan çalışmamızda güncelliğini her dönem korumakta olan beklenen kurtarıcı inancının isrâili haberlerdeki dayanağı ve İslam kültüründe nasıl yorumlandığı ele alınmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı ve önemi, yöntemine değinilirken birinci bölümünde isrâiliyyât kavramı üzerinde durularak bu kavramın ortaya çıkış serüveni, Hz. Peygamberin isrâili haberlere bakış açısı, bu haberlerin İslam kültürüne dahil oluşu incelenmiştir. İsrâili haberlerde ön plana çıkan isimlerin beklenen kurtarıcı inancı ile ilgili rivayetleri hakkında da bilgi verilmiştir. İkinci bölümde beklenen kurtarıcı inancının sosyo-psikolojik temellerine değinilerek İslam dışı dinlerdeki beklenen kurtarıcı inancı incelenmiş, kurtarıcıların özelliklerinden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde İslam kültüründe beklenen kurtarıcı inancına referans olarak gösterilen ayetler ve hadis rivayetleri hakkında bilgi verilmiş ve bu inancın İslam tarihindeki serüveni ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yine bu bölümde İslam itikadi mezhepleri arasında bu inancın nasıl değerlendirildiğine, yorumlandığına ve bazı dini yapılanmalardaki beklenen kurtarıcı inancına değinilmiştir. Dördüncü ve son bölümde Mehdîlik iddialarıyla ortaya çıkan isimler etrafında Mehdî tasavvurları konu edinilmiş, bu kişilerin iddialarına yer verilmiştir. Sonuçta ise beklenen kurtarıcı inancının aslında başka kültür ve inançlardan İslam kültürüne dahil edildiği ve bu inancın toplumda nelere yol açabileceği açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: İsrâiliyyât, Yahudilik, Hıristiyanlık, Mehdî, Mesih. Kurtarıcı

MehdiMesih
Esra Hergüner
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00

Other supervisors