Theses supervised by Prof. Dr. Kamer Kasım

11 theses · Bolu Abant İzzet Baysal University

DoctorateOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrasında Çin'in enerji güvenliği bağlamında Avrasya politikası

Dönemin Çin Devlet Başkanı Deng Şiaoping'in ülke ekonomisini dışa açma politikasını benimsemesiyle birlikte, artan sanayi kapasitesi ve şehirleşmeyle doğru orantılı olarak enerji tüketimi de sürekli artmaya başladı. Böylece Soğuk Savaş sonrası dönemde 1993'te ilk defa petrol ithal etmeye başlayan Çin, 2000'lerde de doğal gaz ve kömür de ithal eder hale geldi. Hâlihazırda dünyanın en büyük enerji tüketen ülkesi olan Çin, enerji arzını bir beka sorunu olarak kabul etmektedir ve bu bağlamda dış politikada enerji güvenliğini sağlamak için çok yönlü politikalar geliştirmektedir. Enerji ithalatının yaklaşık %70'ini Amerikan donanmasının etkin olduğu açık denizler ve stratejik boğazlar yoluyla gerçekleştiren Çin, bu bağlamda enerji transferinde çok daha güvenilir bulduğu Avrasya bölgesindeki enerji yatırımlarına büyük önem vermektedir. Özellikle ABD'nin 2011'de Çin'i hedef alan pivot stratejini ilan etmesiyle yakın çevresi olarak kabul ettiği Güney Çin Denizi ve Tayvan Boğazı üzerinden çevrelenme kaygısı taşıyan Çin, bir taraftan askeri güç kapasitesini artırarak bölgede caydırıcı güç olmaya çalışırken, diğer taraftan da ŞİÖ kapsamında Rusya ile ortak hareket ederek ABD'nin Avrasya'daki etkinliğinin artmasını önlemeye çalışmaktadır. Ayrıca Çin yönetimi, iktisadi anlamda finansal devletçilik araçlarını kullanarak küresel liberal sistemle uyumlu hareket ediyor izlenimi yaratmaya çalışmaktadır ve böylece Kuşak ve Yol inisiyatifi gibi araç, kurum ve projelerle enerji güvenliği yatırımlarını devlet merkezli bir karar alma süreci içerisinde uygulamaktadır. Bu çalışmada, Çin'in Soğuk Savaş dönemi sonrası Avrasya politikası, enerji güvenliği bağlamında analiz edilecektir.

AvrasyaBir Kuşak Bir Yol ProjesiEnerji+4
İshak Turan
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası topluma bir entegrasyon aracı olarak Latin Amerika'da darbeler: Şili ve Arjantin örneği

Latin Amerika devletleri bağımsızlıklarını kazandıktan sonra genel olarak demokratik süreçlerin askeri darbelerle kesintiye uğraması gibi bir ortak özellikle karşımıza çıkmışlardır. Her bir ülke için askeri darbenin toplumsal ve ekonomik kökenleri birbirinden farklılık göstermişse de II. Dünya Savaşı sonrası ve özellikle 1970'lerde bu bölgede gerçekleşen askeri darbelerin etkisinde en azından Şili ve Arjantin örneklerinde bir benzerlik göze çarpmaktadır. Bu benzerlik darbelerin ortaya çıkış nedenlerinde değil yapısal özelliklerinde ve darbe sonrası süreçlerde karşımıza çıkmaktadır. Öte yandan demokrasi geleneği ve profesyonelleşmiş (siyasi alandan çekilmiş) ordusu ile Şili ve askeri darbelerin halk tarafından bile benimsendiği ve normalleştiği Arjantin birbirinden farklı içsel özellikler barındırmaktadır. Fakat 1973 Şili ve 1976 Arjantin Askeri Darbelerinin şiddeti ve sonuçları göz önüne alındığında yapısal açıdan birbirine benzerken oluşum süreçleri birbirinden farklılaşmaktadır. Bu benzerlik ve farklılıkların ortaya çıkarılması tezin ulaşmaya çalışacağı amaçlardan ilkidir. Çalışma bu amaca yönelik olarak bu iki askeri darbeyi İngiliz Okulu çerçevesinde ABD tarafından kurulan dönemin uluslararası toplumuna söz konusu ülkelerin entegre olmasındaki işlevleri açısından incelemektedir. İngiliz Okulu uluslararası sistem ve uluslararası toplum ayrımına giden ve normların bu toplumdaki etkisini ortaya koyan bir teoridir. II. Dünya Savaşı sonrası ABD önderliğinde kurulan uluslararası toplumun anlaşılmasında İngiliz Okulu teorisi açıklayıcı olmaktadır. Fakat İngiliz Okulu iç politik ve yapısal gelişmeleri analizine dâhil etmemektedir. Bu noktada İngiliz Okulu tarafından göz ardı edilen dış politika – iç politika etkileşimi Gourevitch'in dış/iç yaklaşımı ile tamamlanmaktadır. Bu çalışmada ele alınan darbelerin bütüncül bir değerlendirmesini yapabilmek için hem İngiliz Okulu hem de Gourevitch'in yaklaşımı bir arada kullanılmış darbeler üzerindeki uluslararası toplumun etkisini açıklarken dış/iç etkileşimi de ihmal edilmemiştir.

ArjantinAskeri müdahaleLatin Amerika ülkeleri+2
Muhammed Hayati Taban
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

İran devlet oluşumu ve dış politikası: Uluslararası-devlet-toplum kompleksi

Bu çalışmanın temel sorunsalı, 1979 İslam Devrimi sonrası İran İslam Cumhuriyeti'nin (1979-2021) devlet oluşumundaki muhafazakâr-reformist ve dış politikasındaki ideoloji-pragmatizm sarkacının açıklanmasıdır. Dış politikanın devlet oluşumundan, devlet oluşumunun uluslararası ve toplumdan yalıtılmış olarak incelenemeyeceğini savunan bu çalışma, 1979 İran İslam Devrimi sonrası devlet oluşumu ve dış politikanın ancak İran'ın son iki yüzyıllık uluslararası-devlet-toplum kompleksinin karşılıklı ilişki ve tepkimelerine dayandırılarak açıklanabileceğini iddia etmektedir. İran'ın son iki yüzyıldır kendisini Kaçarlar ve Pehleviler döneminde sömürgeci müdahaleler şeklinde gösteren uluslararası faillik; buna karşı Kaçarlarda mütereddit, Pehlevilerde ise radikal sömürgeci modernleşme şeklinde gösteren devlet failliği; nihayet söz konusu sömürgeci uluslararası müdahale ile sömürgeci modernleşme ilişkisine karşı 18. ve 19. yüzyıldan itibaren temel toplumsal faillik aktörü haline gelen Şii Usuli ulemanın refleksinden oluşan uluslararası tarihsel sosyolojisi, bir güç arayışı-meşruiyet krizi biçiminde ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, 1979 İslam Devrim ile sonrasında kurulan İran İslam Cumhuriyeti devlet oluşumu ve dış politikasının işte bu uluslararası tarihsel sosyolojik birikimin sonucu olan güç arayışı ve meşruiyet krizinin 1963'ten itibaren aldığı biçim tarafından belirlendiğini iddia etmektedir. İran'ın iki yüzyıllık güç arayışı ve meşruiyet krizinin 1963'ten itibaren aldığı biçim, Humeyni liderliği ve sol kitle siyasetinin birbirini beslemesi (sol-İslam aşısı) nedeniyle toplumsal faillik aktörü olan ulemanın radikalize olması, uluslararası-devlet ilişkilerinin ise devlet failliğini toplumsal faillik karşısında desteklememesi süreçlerinin bir araya gelmesi bağlamında gerçekleşmiştir. 1963'ten itibaren uluslararası-devlet-toplum kompleksinin tepkimeleri, son iki yüzyıllık güç arayışı-meşruiyet krizine Humeyni liderliği ve sol-İslam aşısının bir araya gelmesiyle yıkıcı radikalizm ve kurucu esneklik gibi yeni bir tarihsel çözüm modeli ortaya koymasıyla sonuçlanmıştır. Son iki yüzyıllık tarihsel güç arayışı-meşruiyet krizi dinamiğinin Humeyni sonrası thermidor (1989-2005) ve thermidor sonrası (2002-2021) dönemlerde devlet oluşumuna yansımasının muhafazakar-güvenlikçi devlet ile demokratik İslam cumhuriyeti arayışı arasındaki çatışma olduğunu; bu çatışmada ulemanın devletle bütünleşmesinden kaynaklı toplumsal temsil boşluğunu reformist ulema ve İslami entelijansiyanın reform siyasetinin doldurduğunu ve İran İslam Cumhuriyeti'nin gelecek uluslararası-devlet-toplum kompleksinin de bu dinamik tarafından belirleneceğini iddia ettik.

Nuh Uçgan
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye ve almanya'nın kamu diplomasisi faaliyetleri: Karşılaştırmalı bir inceleme

Uluslararası ilişkilerde geleneksel diplomasi önemini korumakla beraber kamu diplomasisi de geleneksel diplomasi gibi önem kazanmıştır. Bu yönüyle ülkelerin uluslararası sistemdeki konumlarını belirlemede etkili faktörlerden birisi haline gelmiştir. Yumuşak gücün kullanım alanı olarak öne çıkan kamu diplomasisi, geleneksel diplomaside bir dönüşümü de zorunlu kılmış ve dış politikada yeni yaklaşımların gelişmesine ortam hazırlamıştır. Türkiye bu alanı bir politika aracı olarak sistemli bir şekilde kullanma noktasında gelişmiş birçok ülkeye kıyasla biraz gecikmiş olsa da son dönemlerde etkin bir şekilde değerlendirdiğini söylemek mümkündür. Bu çalışmada Türkiye ile karşılaştırmalı olarak inceleyeceğimiz Almanya, ilk uygulama örnekleri 18. yüzyıla dayanan faaliyetleriyle bu alanı etkin şekilde kullanan ülkelerden birisidir. Çalışmada Türkiye ve Almanya'nın kamu diplomasisi faaliyetlerinin karşılıklı olarak incelenmesi hedeflenmiştir. Öncelikle kavramsal çerçevenin oluşturulması amacıyla diplomasi, kamu diplomasisi ve yumuşak güç kavramları üzerinde durulmuştur. Kamu diplomasinin uygulama alanları, konuları ve araçları incelendikten sonra kamu diplomasisine dair kuramsal yaklaşımlar ele alınmıştır. Çalışmanın ana bölümünde Türkiye ve Almanya'nın kamu diplomasi faaliyetleri tarihsel süreç içerisinde ele alınmıştır. Bu bölümde her iki ülkenin kamu diplomasisine dair genel görünüm ve karakteristik özelliklerinin öne çıkarılması hedeflenmiştir. Devamında, Türkiye ve Almanya'nın kamu diplomasisi faaliyetleri, öne çıkan faaliyet alanları, konuları ve aktörleri üzerinden incelenmiştir. Elde edilen veriler kamu diplomasisi kuramlarının açıklayıcı sınırları çerçevesinde yorumlanarak Türkiye ve Almanya'nın kamu diplomasisi faaliyetleri karşılaştırılmıştır.

Kamu diplomasisiTürk dış politikası
Hasan Kocabıyık
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Suriye iç savaşının yayılma etkisi: Türkiye ve Lübnan'ın karşılaştırmalı analizi

Bu tez çalışması Suriye iç savaşının Türkiye ve Lübnan'ı nasıl etkilediğini karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Söz konusu etki, devlet içi çatışmaların komşu ülke/bölgelere yayılma etkisini inceleyen teorik çalışmalar çerçevesinde tespit edilmeye çalışılmıştır. Tez çalışmasının dayandığı birkaç temel varsayım söz konusudur. Bunlardan ilki Suriye'de Mart 2011 tarihinde başlayan krizin zaman içinde bir iç savaşa dönüştüğüdür. İkinci olarak Suriye iç savaşının ülke dışına yayılma etkisi gösterdiği ve bu yayılma etkisinin öncelikli olarak iki komşu ülke olan Türkiye ve Lübnan'da ortaya çıktığı iddia edilmektedir. Bu kapsamda tez çalışması, iç savaşların yayılması yazınından elde edilen bir teorik çerçeve ile Suriye iç savaşının ulusötesileşmesi ve Türkiye ile Lübnan'a hangi açılardan yayılma gösterdiğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda ilk olarak araştırmada iç savaşlar konusundaki yazın incelenmiş, iç savaşın tanımı, aktörleri ve uluslararası ilişkiler teorileri bağlamında nasıl ele alındığı incelenmiştir. İkinci olarak iç savaşların yayılma etkisini ele alan yazın incelenmiştir. Bu kısımda iç savaşların yayılmasına neden olan ve yayılma derecesini belirleyen faktörler ortaya konmuştur. Bu kapsamda kaynak ülke, hedef ülke ve kaynak ülke ile hedef ülke arasındaki etkileşimin boyutundan kaynaklanan faktörlere bağlı olarak iç savaşların yayılma etkisi gösterdiği ve yine bu faktörlere bağlı olarak hedef ülkelerin iç savaştan etkilendiği iddia edilmiştir. İç savaşların ülke dışında yarattığı etkiler; kitlesel göçe bağlı oluşan etkiler, güvenlikle bağlantılı etkiler, ekonomik etkiler olmak üzere üçlü bir sınıflandırmaya tabi tutulmuştur. Tez çalışmasının örnek olay kısmında Suriye İç Savaşı ele alınmıştır. Bu kapsamda Suriye'de krize giden süreci, iç savaşın nedenlerini anlayabilmek açısından Suriye'de toplumsal muhalefetin tarihsel bağlamı incelenmiştir. Bunun ardından Suriye'de İç Savaş'ın ortaya çıkışı, gelişimi ve yayılma etkisi gösterdiği süreçler ele alınmıştır. Bu kısımda Suriye'de yaşanan krizin bir iç savaş olduğu iddiası doğrulanmaya çalışılmıştır. Sonraki bölümde ise tez çalışmasının ana sorunsalı olan Suriye İç Savaşı'nın Türkiye ve Lübnan'a ne gibi yayılma etkileri gösterdiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu kısımda Suriye iç savaşının, yayılma etkisi çerçevesinde kendisine komşu ülkeler olan Türkiye ve Lübnan'da; kitlesel göçe bağlı etkiler, güvenlikle bağlantılı etkiler ve ekonomik etkiler yarattığı ortaya konmaya çalışılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: İç Savaş, İç Savaşların Yayılma Etkisi, Suriye İç Savaşı, Türkiye, Lübnan

Oytun Orhan
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrası Çin Halk Cumhuriyeti'nin Orta Asya politikası

Bu tezin amacı, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Orta Asya politikasını analiz ederek, bölgenin Çin dış politikasındaki yerini incelemektir. Orta Asya, gerek konumu gerek zengin yer altı ve yer üstü kaynakları gerek ise başat güçlerle sınırdaş olması ile büyük güç sahibi ülkelerin dikkatini çeken öneme sahiptir. Başat güçlerden biri olan Çin için bölge, hem ulusal hem de uluslararası hedefleri için stratejiktir. Çin dış politikasının temel parametreleri olarak kabul edilen enerji ve güvenlik kavramları her iki hedefin de ana konusunu oluşturmaktadır. "Kazan-kazan" anlayışıyla Orta Asya ile ilişkilerini geliştirmeye çalışan Çin, bölgede gerçekleştirdiği yatırımlar, geliştirdiği ikili ilişkiler sayesinde ülkelerin kalkınmasına destek olup, bölgenin küresel alanla entegrasyonunu kolaylaştırmakla birlikte, kolektif bir anlayışla Türkistan coğrafyasını istikrarsızlaştıran etmenlere karşı mücadele vererek bölgenin güvenliğini sağlama çabasındadır. Güvenliği sağlarken Rusya ile ortak paydada buluştukları görülmektedir. Nitekim bölgenin istikrarsız yapısı her iki büyük güç için de ulusal güvenliklerini tehdit edebilecek nitelikler barındırmaktadır. Bu bağlamda Şangay İşbirliği Örgütü, her ne kadar sınır sorunlarının çözümü için kurulsa da ilerleyen zamanlarda yeni misyonlar yüklenerek bölgesel güvenliğin sağlaması adına önemli bir bölgesel örgüt kimliğine sahip olmuştur. Çin aynı zamanda güvenlik anlamında ağırlıklı olarak Şangay İşbirliği Örgütü bünyesinde olmak kaydıyla Rusya ile birlikte hareket ederek Türkistan'daki fiziki varlığına karşı oluşabilecek tepkileri azalmak istemektedir. Öte yandan Çin'in resmi olarak beyan etmese de bölgesel hegemon güç ve sonrasında küresel hegemon güç olma iddiası, çevre ülkeler üzerinde oluşturduğu hakimiyet ile sağlanacaktır. Bu anlamda büyüyen ekonomisini Orta Asya ülkeleri üzerinde bir etki aracı olarak kullanan Çin, bölge vasıtasıyla uluslar arası alanda da inisiyatif alan bir güce ulaşabilecektir. Nitekim Bir Kuşak Bir Yol girişimi inisiyatif anlamında tezde ele alınacak önemli bir örnektir. Bu politikasını uygularken yumuşak güç unsurlarına sıkça başvuran Beijing Yönetimi'nin, başarılı olabilmek için orta vadede enerjiyi sorunsuz elde etmesi ve ekonomik büyümesinin sürdürülebilir olması gerekmektedir. Bu yüzden Orta Asya'nın güvenliği aynı zamanda Çin'in hem enerji hem de ulusal güvenliğine hizmet etmektedir. Bu bağlamda Çin dış politikasının temel parametrelerini oluşturan ve Orta Asya politikasıyla örtüşen güvenlik ve enerji tezde ağırlıklı olarak ele alınacak kavramlardır. Anahtar Kelimeler: Enerji, Güvenlik, Orta Asya, İşbirliği, Çin Halk Cumhuriyeti

EnerjiEnerjiEnerji politikaları+7
Fatma Nur Günaydın Akıncı
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş dönemi sonrası ABD'nin Asya - Pasifik politikası bağlamında ABD - Çin ilişkileri

Soğuk Savaş sonrasında küresel ve bölgesel güvenlik algılamaları değişmiş ve Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla birlikte Amerika Birleşik Devletleri tek kutuplu dünya düzenini ilan etmiştir. Askeri ve ekonomik gücüyle küresel oyun kurucu rolünü artıran ABD, 1990 sonrası Asya-Pasifik bölgesindeki ekonomik kalkınmaya kayıtsız kalamamıştır. Küresel sermayenin batıdan doğuya kaymasını yakından takip eden ABD, Asya-Pasifik'i pivot bölge olarak ilan etmiştir. Çin'in hızlı ekonomik kalkınması, ABD'ye karşı yeni bir küresel gücün ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Özellikle 11 Eylül Olayları sonrasında, bölgesinde serbest hareket etme imkânı elde eden Çin Halk Cumhuriyeti, Güney ve Doğu Çin Denizleri üzerindeki tarihsel hak iddialarını artmıştır. "Tek Çin" politikası doğrultusunda, Tayvan'ın egemenliğini sağlama arzusu, Pekin'in en büyük dış politika hedeflerindendir. ABD'nin bölgedeki askeri gücü sayesinde statükosunu koruyan Tayvan, iki ülke arasında sıcak çatışmaya dönüşebilecek en büyük sorundur. Bu tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; güvenlik kavramı, uluslararası ilişkiler kapsamında ele alınacak ve Soğuk Savaş sonrası çeşitlenen güvenlik anlayışına değinilecektir. İkinci bölümde; günümüzün en büyük küresel gücü ABD ile yükselen rakip güç Çin arasındaki ilişkiler, çok yönlü olarak incelenecektir. Üçüncü bölümde ise; Tayvan'ın egemenlik sorunu, ABD-ÇHC arasındaki "stratejik rekabet" çerçevesinde analiz edilecektir.

Amerika Birleşik DevletleriAsyaAsya Pasifik bölgesi+7
İshak Turan
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Kimlik, çıkar ve jeopolitik ekseninde Ahıska Türkleri sorunu

Ahıska Türklerinin ataları Kıpçaklar, 12. yüzyılda Rusların baskısıyla vatanlarını terk ederek Ahıska'ya yerleşmişlerdir. Ahıska, onlar gelmeden önce de değişik Türk boylarının yurdu olmuştur. Kıpçakların torunlarının Ruslarla teması, 19. yüzyılın başlarından itibaren yeniden başlamıştır. Temasın sağlandığı dönemde Osmanlı idaresi altında yaşayan Ahıska Türkleri, 14 Eylül 1829 tarihli Edirne Antlaşması'ndan itibaren Rus egemenliğine girmişlerdir. Ahıska Türkleri Sorunu'nun temelleri, egemenlik değişiminin yaşandığı bu dönemde atılmıştır. Bu kapsamda Rus Çarlığı, Anadolu'dan göç eden Ermenilerin bir kısmını Ahıska'nın içinde yer alan Ahılkelek'e yerleştirerek sorunun temelini atmıştır. Ruslar bu hamlesiyle, Kafkasya'da stratejik öneme sahip Ahıska'nın kendi çıkarlarıyla uyumlu bir etnik grubun kontrolünde bulunması için uygun zemin hazırlamışlardır. Bu konuyla bağlantılı olarak Ruslar, Sovyetler Birliği döneminde Kıpçakların torunlarını 14 Kasım 1944'de Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan'a sürgüne göndermek suretiyle ikinci hamlelerini yapmış ve nihai hedeflerine ulaşmışlardır. Sürgün neticesinde Ahıska, çoğunluğu Ermenilerin oluşturduğu bir bölge haline gelmiştir. Rus çıkarlarına hizmet eden bu durum, günümüzde de devam etmektedir. RF, selefleri Rus Çarlığı ve Sovyetler Birliği'nin politikalarını aynen devam ettirmektedir. Bu yüzden sürgünle başlayan Ahıska Türkleri Sorunu'nun Rus çıkarlarıyla bağlantısı, çözümsüzlüğünün önemli nedenleriden birini oluşturmaktadır. Ahıska Türkleri, 1956 yılında başlattıkları geri dönüş mücadelesinden henüz sonuç alamamışlardır. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla sorun, uluslararası bir nitelik kazanmıştır. Gürcistan, Ahıska Türklerinin geri dönüşüne karşıdır. Ancak 1999 yılında Avrupa Konseyi'ne üye olma şartı gereği, Ahıska Türklerinin geri dönüşünü kabul etmek zorunda kalmıştır. Buna göre geri dönüş sürecini 2011 yılında tamamlaması gereken Gürcistan, 11 Temmuz 2007'de geri dönüş yasasını onaylamasına rağmen, süreci sürüncemede bırakma eğilimindedir. Sorunun tarafları; başta Ahıska Türkleri olmak üzere Gürcistan, RF ve Türkiye'dir. Tarafların soruna yönelik politikalarının belirlenmesinde çıkarlar etkili olmaktadır. Bununla birlikte Ahıskalıların kimlikleri ile Ahıska'nın jeostratejik konumu, söz konusu politikayı şekillendiren faktörlerdir. Bu faktörler, Ahıskalıların sürgün kararında etkili olduğu gibi, Rus çıkarlarıyla ilişkisini sağlayan asıl etkenlerdir. Sorunun Rus çıkarlarıyla bağlantısından dolayı, bölgesel ve küresel örgütlerin barış girişimlerinden sonuç alınamamaktadır. Bu çalışmanın amacı, sorunu tüm yönleriyle ele alarak bir bütün halinde anlaşılmasını sağlamak, bundan sonraki çalışmalara referans oluşturmak ve çözüm sürecinde görev alacaklara yardımcı olmaktır.

Ahıska TürkleriGürcistanJeopolitik+6
Mustafa Üren
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ermeni sorununun Ermenistan'ın dış politikasına etkisi

Ermenistan'ın dış politikasının ana aktörleri olan soykırım, diaspora, Karabağ ve Ermenistan'ın diğer ülkelerle ilişkileri ortaya konulmuştur. Çalışmanın ana bölümüne geçmeden önce Ermenistan tarihine, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Ermenilere, tehcire, Ermenistan'ın nasıl bir devlet olduğuna yer verilmiştir. Ermeni sorununda soykırım ve diasporanın Ermenistan'ın komşu ülkelerle, bölge ülkeleriyle ve dış güçlerle nasıl etki içinde olduğundan bahsedilmiştir. Ermeniler soykırım yapıldı iddiasıyla kendilerine tazminat ödenmesi ve toprak verilmesi talebinde bulunarak, Türkiye ile Ermenistan arasındaki sorunu uluslararası gündeme taşımaya çaışmaktadırlar ve komşusu olan Türkiye'yle ilişkilerini olumsuz etkilemektedir. Ayrıca Karabağ sorununuda dış politikasının merkezi haline getirmeye çalışmaktadır.Çalışmada, Ermenistan'ın diasporayı, dış politikasında nasıl bir araç olarak kullandığı ülkeler bazında tek tek incelenerek anlatılmıştır. Ermenistan'ın komşu ülkeleri haricinde bölge ülkesi olan Rusya'ya büyük ölçede bağlı olduğu gözlenmiştir. Türkiye-Ermenistan ilişkisinde ise Türkiye ne kadar olumlu adım atmaya çalışsada Ermenistan'ın izlediği politikalar yüzünden iki ülke arasındaki gerginlik imzalanan protokkolle de çözülememiştir. Ermenistan komşusu Azerbaycanla olan ilişkisinde Karabağı sadece Azerbaycan'a karşı değil uluslararası gündeme taşıyarak da büyük bir problem oluşturmuştur. Ermenistan izlediği bu dış politikadan dolayı, dünyaya açılma kapısı olan komşusu Gürcistan'a ekonomisi açısından ihtiyaç duymaktadır. Ermenistan komşularına karşı izlediği dış politikalar yüzünden karşılıklı güvene dayalı bir ilişki kuramamaktadır. Ermenistan sadece komşu ülkeleriyle değil Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliğiyle de ilişkilerinide karşılıklı çıkara dayandırmaktadır.Tezin asıl argümanı, kapalı bir coğrafyaya sahip olan Ermenistan'ın komşu ülkelerle sorunlarını uluslararası boyuta taşıyarak dış politikasını nasıl olumsuz hale getirdiğidir. Ermenistan denize çıkışı olmamasının yanı sıra, ticaretteki bağımlılığla da ve uyguladığı dış politikalarla da özgürlüğünü bir kat daha sınırlandırdığı gözlenmiştir.

DiasporaErmeni sorunuErmeniler+5
Zehra Akarsu
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Putin dönemi Rusya Federasyonu dış politikası

Sovyetler Birliği'nin dağılması ile birlikte Rusya Federasyonu sosyal, iktisadi, jeopolitik ve siyasi bir çöküş süreci içinde bulunmaktaydı. Bir yandan NATO'nun doğuya genişleme süreci başlamış; diğer yandan ise Rusya Federasyonu, sosyalist ekonomiden piyasa ekonomisine geçen Rusya toplumunun ani fakirleşmesi, devlet malının özelleştirilmesi ile ortaya çıkan oligarkların birçok sektörde tekel rolü oynaması, manevi değerlerin aşınması, merkez-çevre irtibatının yok olması ve devletin dış dünyada gelişen olaylara etkisinin azalması ile karşı karşıya kalmıştı.Yeltsin'in yerini Vladimir Putin'e bırakması, ülkenin siyasi ve ekonomi hayatındaki gerileme süreçlerini geri çevirmiştir. İç politikada ve ülke ekonomisinde söz konusu toparlanma çabaları, beraberinde dış politikanın etkin ve amacına uygun şekilde hayata geçirilmesine tesir etmiştir. 2000'li yıllarda Rus dış politikası, Sovyetler zamanındaki ideolojik kaygılarından ve Yeltsin dönemindeki batı meyilli duruşundan kurtulmuş, hem söylemde, hem de eylemde tutarlılık ve süreklilik göstermiş, diplomasi dinamiklik kazanmış, dış politikanın etkin araçları ve çok boyutlu işbirliği imkanları arttırılmıştır.Putin, iç politikada oligarşi gibi politik ve ekonomik açıdan bağımsız olan belli başlı güçleri zayıflatarak, basın üzerinde kontrolü arttırarak ve ülkenin yakın çevre üzerindeki etkisini yeniden tesis ederek kendi pozisyonunu güçlendirmiştir. Buna ek olarak, doğalgaz gibi Rus doğal kaynaklarını diğer ülkelere karşı önemli bir koz olarak kullanarak ülke ekonomisini de iyileştirmiştir.Dış politika konusunda ise, Putin çok kutupluluğu teşvik ederek Rusya'nın dünyadaki pozisyonunu güçlendirmeye çalışmıştır. Rusya sahip olduğu iktisadi, teknolojik, askeri kapasitesi ve Avrasya kıtasında özgün stratejik konumu ile dünyada meydana gelen süreçlerde oynadığı önemli rolü sürdürmüş ve milli menfaatleri gereği her devletle ilişkilerini güçlendirmiştir. Başkan Putin Rusya'yı yeniden yapılandırmış ve ülkesini önemli bölgesel güçlerden biri haline getirmiştir.

Putin, ViladimirRusyaUluslararası ilişkiler+1
İlhan İnce
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Adalet ve Kalkınma Partisi Dönemi Türkiye-Suriye ilişkileri

Bu çalışmada Adalet ve Kalkınma Partisi Dönemi Türkiye-Suriye ilişkileri neorealizm uluslararası ilişkiler teorisi çerçevesinde incelenmiştir. Bu bağlamda tezin kavramsal çerçevesini neorealizm oluşturmaktadır. Bu sebeple Ak Parti Dönemi Türkiye-Suriye ilişkileri sistem düzeyinde ele alınmış ve Suriye'ye yönelik politikaların oluşumunda uluslararası sistemin yapısının etkisi vurgulanmaya çalışılmıştır. Suriye, Ak Parti Dönemimin "komşularla sıfır sorun" politikasının başarısına örnek olarak gösterilen bir ülke konumundayken bir anda Türkiye'nin en çok sorun yaşadığı ülke konumuna gelmiştir. Türkiye-Suriye ilişkilerinin tarihinde yaşanan sorunların gelişim ve çözülmesindeki sistemsel etkiler bugüne dair yaşanan sorunlara örnek olması açısından önemlidir. Bu nedenle bu çalışmada ikili ilişkilerin tarihinde öne çıkan Hatay, Su ve Terör sorunların sistemsel düzeyde analizi göz ardı edilmemiştir. 2010 yılında Ortadoğu'da ortaya çıkan ve 2011 Mart ayında, Suriye'ye sıçrayan Arap Baharı, Türkiye ile olan ilişkilerin seyrini etkileyen en önemli nedendir. Arap Baharı sonrası ikili ilişkiler tamamen kötüleşmiştir. İşte bu noktada, çalışmanın asıl hedefi Arap Baharı öncesi ve sonrası Türkiye-Suriye ilişkilerindeki değişimin neorealizm temelli sistemsel bir analizle açıklayabilmektir.

Adalet ve Kalkınma PartisiArap BaharıSuriye+5
Muhammed Hayati Taban
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00

Other supervisors